Etiket: divriği

  • Ankara Divriği Kültür Derneği Sanat Günleri devam ediyor! – VİDEO

    Ankara Divriği Kültür Derneği Sanat Günleri devam ediyor! – VİDEO

    PİRHA – Ankara Divriği Kültür Derneği tarafından organize edilen 6. Kültür Sanat Günleri’nde Divriğili sanatçılar ile sanatseverler bir araya geldi.

    Zafer Çarşısı Güzel Sanatlar Galerisi’nde 31 Ocak – 7 Şubat arasında açık kalacak etkinliğe ilgi bir hayli yüksek oldu. Programa birçok demokratik kitle örgütünün yanı sıra Alevi kurumları da destek verdi.

    Birçok ressamın çalışmalarının sergilendiği sanat günlerinde kadınlar tarafından üretilen el emeği ürünler de sergilendi. Program dahilinde Divriğili yazarların kitap çalışmaları da stantlarda yerini aldı.

    Etkinlikte ayrıca Pir Sultan Abdal Kültür Derneği de yer aldı. Sivas Katliamının 33. yılı sebebiyle ‘33 can 33 yıl’ pankartının açıldığı stantta, Sivas Katliamı’na dair kitap çalışmaları da sanatseverlerle paylaşıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Ali Adil Atalay: ‘Alevilere selam verilmez’ denilen yıllarda yayıncılığa başladım-VİDEO

    Ali Adil Atalay: ‘Alevilere selam verilmez’ denilen yıllarda yayıncılığa başladım-VİDEO

    PİRHA – Can Yayınları’nın kurucularından Ali Adil Atalay, yazım dünyasında nasıl yer aldıklarını PİRHA’ya anlattı. Atalay, ‘Alevilere selam verilmez, kestiği yenilmez, ana bacı bilmez, mum söndürürler’ denirdi. ‘Ben bu kutuyu açmalıyım’ dedim ve yola çıktım” diyerek 53 yıllık mücadelesini aktardı.

    Can Yayınları’nın kurucularından Ali Adil Atalay ile Alevi yayıncılığının dününü ve bugününü konuştuk. Fatih ilçesindeki tarihi Milas Han içerisinde yer alan Can Yayınları da bir çok yayınevi gibi dar bir mekanda, binlerce kitaba ev sahipliğini yapıyor.

    1972 yılında kurulan Can Yayınları, özellikle Aleviliğe dair yayınları ile yazım dünyasında öne çıkıyor.

    Ali Adil Atalay, yayıncılık alanında imza attığı birçok başarıya ek olarak Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nin yapıldığı 16 Ağustos 2024’te Yaşayan İnsan Hazinesi Hizmet Ödülüne de layık görüldü. Şiir ve tarih içerikli elliden fazla kitap kaleme alan ‘Vaktidolu’ mahlası ile bilinen Ali Adil Atalay ile mütevazi ofisinde bir araya geldik.

    Çalışma masasının başında asılı duran paslı ve bir hayli eski olan makası işaret ederek hayat hikayesini anlatmaya başlayan Atalay, “1934 yılında Erzincan’ın Kemaliye ilçesi Bizmişen köyünde, bir ahırda doğdum. Annem göbek bağımı ne ile keseceğini şaşırmış olmalı ki orada bulduğu hayvanların yelesini kırptıkları paslı makasla göbeğimi kesti. 2 yaşında da yetim kaldım. 91 yıldır bu makas da benim elimde” diyerek hayata geliş hikayesini özetledi.

    “ALEVİLER, ALEVİ OLDUKLARINI SAKLIYORDU”

    Ali Adil Atalay, yetim kaldıktan sonra dedesinin yanında büyüdüğünü belirtti. “Cemlerde dedemin dizinde oturdum hep. 1955 yılına kadar da köyümde kaldım” diyen Atalay, Yaşamının sonraki dönemine dair şöyle devam etti:

    “7 yaşında aşık olmuştum. Elim kalem tutar tutmaz şiir yazmaya başladım. İlk yazdığım şiirlerden birisini bir köylüme okumuştum ve sonrasında beni aforoz etti; kara sevdaya düştüğümü söylemişti. Neyse eşimle evlendiğim vakit o şiirleri yaktık.

    Gençken çok kitap okurdum. Çocukken adeta kendimi bir deryanın içerisinde bulmuştum. Divriği’de yaşayan ablamın yanına gitmiştim. O zamanlar eniştemde Fuzuli’nin ‘Saadete ermişlerin bahçesi’ adlı kitabını gördüm ve ‘bana satacaksın’ dedim. Kitabın Kazım Çavuş’a ait olduğunu söyledi. Koşarak hemen onun yanına gittim. 12 kuruşa satın aldım o kitabı ve gelip enişteme gösterdim. ‘Satacağını bilsem öküzün tekini verirdim’ demişti. Bu eniştem zaman oldu İstanbul’a gelip para kazandı fakat gidip de bir yayınevinden ‘Bektaşiliğin iç yüzü var mı?’ diye soramadı. Aleviler, Alevi olduklarını saklıyordu.”

    CAN YAYINLARI’NA EVRİLEN SÜREÇ!

    Dede ve babasının dedelik yapmadığını, ancak kendisinin 1985 yılına kadar hizmet yürüttüğünü söyleyen Ali Adil Atalay “Fakat hiç ‘dedeyim” demedim” diye de ekledi. Ağuiçen Ocağına mensup olduğunu söyleyen Atalay, İstanbul’da ilk olarak nakliyecilik yaptığını, aynı yıllarda ‘Gerçekler’ adlı gazetede köşe yazarlığı yürüttüğünü de anlattı. Atalay, yayınevi açma sürecine dair şunları aktardı:

    “1970 yılında gazetede ‘Canlar’ köşesini yazıyordum. Bu münasebetle Can Yayınları’nı 1972’de kurdum. Yayınevini kurmadan kısa bir süre önce Kemaliye’ye gittim. Ezanın Türkçe okunduğu dönemlerdi. Tanıdığım birisini gittiğim bir ortamda sordum. Yaşlıca birisi ‘Kafir Kızılbaş, bugün günlerden nedir?’ diye sordu. ‘Cuma’ dedim. O da ‘Aradığın kişi camidedir’ dedi. Biraz büyük olsaydım ‘Evet ben Kızılbaşım, sen de Yezit’sin. Peki sen neden camide değilsin?’ diyebilirdim. Bu olay çok ağrıma gitmişti, 3 saatlik yol boyunca ağlamıştım.

    Bu yaşıma kadar zalimlere bile beddua etmedim. ‘Alevilere selam verilmez, kestiği yenilmez, ana bacı bilmez, mum söndürürler’ denirdi. Ben o yıllarda ‘Mum Söndü’ piyesine de gitmiştim. Eğer ben para için bu işe başlamış olsaydım ‘Biz mum söndürürüz’ diye bir kitap yazardım ve binlerce satardım. ‘Ben bu kutuyu açmalıyım’ dedim!

    Gazete köşesinde Ehlibeyt’i, Kerbela şiirlerini yazdığım için Gümüşhacı Köyü’nden her gün mektup alıyordum. Ayrıca 1968 yılında Karaca Ahmet Sultan Derneği’ni kurdum. 1985 yılına kadar da oranın yönetiminde yer aldım. Sonrasında ise Alevi-Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı kuruculuğu ve başkanlığını yaptım. Dedem ‘Çalışmak en büyük ibadettir’ demişti, bende halen çalışıyorum. Ankara’da Gençlik Parkı’nda güvercinin ağzından bir şans kağıdı çekmiştim. Tevfik Fikret’in ‘Yükselmeli, dokunmalı alnın semalara / Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş atıl bağır / Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır’ şiirini muska gibi cebime koydum.”

    “MUM NASIL SÖNÜYOR ÖĞRENECEKLERDİ!”

    Ali Adil Atalay, 1997 yılına kadar Can Yayınları’na çok büyük bir ilginin olduğunu söyledi. Okur oranının o dönem daha yoğun olduğuna işaret eden Atalay, şöyle devam etti:

    “Adeta kitap yetiştiremiyordum. 25 kitabı bir set yaparak satıyordum. Eşim ve oğlum, bir günde 300 set hazırlamaya yetişemiyordu. İzmit’ten 3 tır kağıt getirtiyordum. Ancak gün geldi bir günde 750 set, 17800 kitap dolandırıldım. Ancak hiç üzülmedim. ‘O kitaplar okunacak, mum nasıl sönüyor, selam neden verilmiyor, kestiği neden yenilmiyor bunları öğrenecekler’ dedim.

    İlimdir başımızın tacı. Bir uçağı yapıp gökyüzünde uçurmak, Aya gitmek de benim nazarımda bir keramettir. ‘Benim dedem uçtu’ diyenlerden değilim. Alevilik için çok uğraştım. Sokaklarda dahi Aleviliğe dair konuşurdum, bana ‘Kafir Kızılbaş’ derlerdi, ben de onlara ‘Yezit oğlu Yezit’ derdim. 1985 yılına kadar İstanbul’daki evimin üstünde cem yaptım. Dış kapıyı dahi kapatmazdık. Mikrofana da hacet yoktu ama sonrasında ceme gitmedim. Çünkü cem yoktu, olanlar da gösteri cemiydi.”

    “ALEVİ ANSİKLOPEDİSİ KARARINI TASVİP ETMİYORUM”

    Ali Adil Atalay, devlet eliyle hazırlanan Alevi Ansiklopedisi konusunda da görüşlerini aktardı. “Nerede çarpık bir söz varsa orada kalabalık toplanır” diyen Atalay, eleştirisini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bu durum en güzel asimilasyondur! Paranın olduğu yerde Allah olmaz. O sebeple bu yapılanları tasvip etmiyorum. Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı başkanıydım, İzzettin Doğan adeta sil baştan yaptı. Başkanlığı kendi rızamla bırakmıştım, İzzettin Doğan ise bana ‘Başkanlığı neden bıraktın?’ dedi. Ben de ‘Yönetim de burada, ne dışlandım ne de oy kaybettim. Kendi rızamla ayrıldım ki koltuğun değişmesini sizlere öğretmek için’ dedim. Kişiler, sırf ‘Başkanım’ kelimesi için başkanlık yapar, o da yoksa maaş için başkanlık yapar, onlar da yoksa tehdit yürütebilmek için başkanlık yapar. Ağaç, baş yukarı, insan ise baş aşağı büyür. Tevazuya inen yücelmiştir, benlikte olan şeytanlaşmıştır.”

    “VİCDANIM MÜSTERİH İSE CENNETTEYİM”

    Ali Adil Atalay, son olarak Can Yayınları’nın bugününe dair de değerlendirme yaptı. Atalay şunları söyledi:

    “Ağaç hakkında bir şiirim var. Demişim ki; ‘Bin yıl yaşasam dikerdim ilmek / Kağıt, kalem, ağaç.’ Kalem ağaçtan oluyor mu? Oluyor. Kağıt ağaçtan oluyor mu? Oluyor. İlim ise kağıt ve kalemin üzerinde mi? Evet. Ben de ‘Bin yıl yaşasam okurdum’ demişim ve okuyorum. Zaman buldum kitap bulamadım, kitap buldum zaman bulamadım. 1990’lı yıllar benim için altın yıllarıydı ama paraya önem vermedim. Dolandırıldığım para ile burası satın alınırdı, kirada oturmazdım. Ama mutluyum. Vicdanım müsterih ise cennetteyim.

    İsmim Adil Ali hem Vaktidolu

    Dinim insan, mezhebim vicdan yolu

    Bu dünyada her fikre saygım var

    Aşksız geçen bir an bile bana dar.

    Bu dörtlük bana yetiyor, benim hayatım bu. Başta insanım. Gerçekler isimli gazeteyi çıkardığımız dönemde yazar bulamıyorduk. Komünistlik Evrensel Beyannamesine imza atanlar Alevi yazarları oldular. ‘Alevilik benle başlayıp benle bitti’ diyenler oldu. Bunların hepsini boşa dinledim. Bugün 650. kitap baskıya veriliyor. Bunların hiçbirisinde kırmızı çizgimin dışına çıkan kitap bulamazsınız. Bir ferdin, bir dinin ya da mezhebin aleyhinde kitap bulamazsınız. Ben sadece gerçekleri, tasavvufun özünü yazarım. Güruh-u Naci’den bugüne kadar Aleviliği anlatırım. Çünkü bunları dedemden aldım!”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL 

  • Mustafa Çınar: Divriği, birçok kişinin iştahını kabartmaya başladı – VİDEO

    Mustafa Çınar: Divriği, birçok kişinin iştahını kabartmaya başladı – VİDEO

    PİRHA – Ankara Divriği Kültür Derneği’nin 26 Kasım’da yapılacak Genel Kurulu için adaylığını açıklayan Mustafa Çınar, yeni döneme dair fikirlerini paylaştı. Bölgede süren çevresel talana dikkat çeken Çınar, devletin sürdürdüğü asimilasyon politikalarına da vurgu yaptı.

    Ankara Divriği Kültür Derneği 26 Kasım’da Genel Kurulunu gerçekleştirecek. Yeni yönetim için Şair Mustafa Çınar ile iş insanı Hurşit Aydoğan adaylığını açıkladı.

    Uzun yıllardır hem kültürel hem de çevresel talanın odağında olan Sivas’ın Divriği ilçesi, son yıllarda yoğun göç veren ilçelerin de başında geliyor.

    Sivaslılar için İstanbul’dan sonra en fazla tercih edilen illerden birisi de Ankara. Yoğun olarak Mamak ilçesinde yaşam süren Sivaslılar, kültürel zenginliklerini kaybetmemek adına dernekler çatısı altında örgütlülüğünü koruyor.

    Ankara Divriği Kültür Derneği de 1956 yılından buyana yurttaşların yoğun ilgi gösterdiği bir kurum haline geldi. Toplumsal örgütlülüğü diri tutan dernekte şimdi genel kurul heyecanı söz konusu.

    Derneğin başkanlığına aday olan Mustafa Çınar ile seçimlere giderken plan ve projelerini konuştuk. Aynı zamanda şair olan Çınar, KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası’nda da yöneticilik yapıyor.

    “AMACIMIZ, MUHALEFETTE KENDİSİNİ HİSSETTİREN BİR DERNEK”

    Mustafa Çınar, “Yüreğimizi Divriğili canların yürekleri ile buluşturup, demokratik işleyişi esas alan bir tarzla Divriği’nin kendine özgü o değerlerini gün yüzüne çıkartmak istiyoruz” diyerek sözlerine başladı. Divriği ilçesinin zenginliklerine değinen Çınar’ın aktarımları şu sözlerle oldu:

    “Divriği, Sivas’ın en doğusundaki konumlanışı itibariyle birçok kişinin son süreçte iştahını kabartmaya başladı. Özellikle geçmiş dönemlerdeki o tarihi doku, o seyretmeye doyulmayan kapıların, taş oymacılığının güzel örneklerinin sunulmuş olması bölgeye ilgiyi arttırdı. Bununla sınırlı kalmadı Divriği, civarındaki bizi biz yapan o cevherden de öte bir dizi madem arayışları Divriği ilçesine olan ilgiyi her geçen gün arttırmakta. Biz isteriz ki Divriği dokusunu evleri, tarihi ile analım. Ama gidip gördüğümüzde bir bütün olarak talan edilmeye hazır bir Divriği coğrafyası var. Bunun önüne geçebilmek adına her türlü duyarlılığı göstereceğimize hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yeni yönetimin de özellikle kapsayıcı olmasına özen gösterdik. Yakalayacağımız birlikteliğin anlamlı olacağını düşündük. Yönetim için aday belirlenmesinde kişilerin kendi köy derneklerine işi bıraktık. Her şeyden önce bilinen o klasik dernek algısını öteye taşıyıp bir bütün, daha modern, daha üretken, daha kolektif bir yapı, toplumsal muhalefette kendisini hissettiren bir pozisyonda konumlanmayı arzuluyoruz.”

    KOOPERATİF TEMELLİ PROJE ÖNERİSİ!

    Mustafa Çınar, Ankara Divriği Kültür Derneği’nin yönetimine gelmesi durumunda kooperatif kurulması yönünde fikirlerini de paylaştı. “Derneğimiz, yüzünü İstanbul Divriği Kültür Derneği’ne dönmeli” diyen Çınar, şu örnekleri verdi:

    “İstanbul’da kooperatifçiliğin öne çıktığını, Divriği’deki üreten çiftçilerimizin ürettiklerinin pazarlandığını gözlemledik. Bunun Ankara’da yaşam bulunmaması adına hiçbir neden yok. Köylülerimizin ne üreteceklerine dair kararlaşmalar dahi ortak belirlenmeli. ‘Ankara bunları tüketiyor, Divriği şunları üretmeli’ diyebilmeliyiz. Çünkü bizim topraklarımızda o kadar güzel meyve ve yemişlerimiz var ki bunlara ulaşmak pekala mümkün. Ama bunun için organize olmak, güvenilirliği yakalamak gerekiyor.”

    “TALANA KARŞI DUYARLILIK OLUŞTURACAĞIZ!”

    Mustafa Çınar’ın üzerinde durduğu bir diğer konu ise Divriği bölgesinde süren maden faaliyetleri oldu. Bölgeye yönelik duyarlılığın artması gerektiğini ifade eden Çınar, bunun için de bir takım festivaller düşündüğünü aktardı. Çınar, şu sözlerle devam etti:

    “Halkımız bir defa o topraklara gidip Divriği’nin, Cürek’in kokusunu hissedecekler. Bugün Ankara’daki birçok kişinin doğum yeri Cürek’tir. Dolayısıyla ‘Bu demiri Divriği dağlarından ben söktüm ulan ben söktüm’ diyen Hasan Hüseyin’in o dizelerine sahip çıkarcasına Divriği’ye sahip çıkacağız. Farklı illerden gelen işletmelerin oradan nemalanmasına ‘Dur’ diyeceğiz. Oradaki göçün önüne geçebilmek adına buna zorunlu bakıyoruz. Oluşturacağımız kamuoyu ile ‘buradaki üreten, yaşayan biz isek; buranın dokusunu biz soluyor isek üretiminde de bizler söz sahibi olmalıyız’ diye alanlara çıkacağız.

    Çevrenin talan edilmesine yönelik geçmiş dönemlerde alınan sembolik yaklaşımlar vardı. Örneğin keçi avı Divriği’de çok yaygın olmaya başlamış. Bunun önüne geçebilmek adına hem Divriği de oluşturacağımız platform hem de Ankara ve diğer illerdeki Divriğili hemşerilerimizle duyarlı kamuoyu yaratıp bunu gündemimizden düşürmeyeceğiz.”

    “ASİMİLASYONA HIZ VERMEK ADINA ATILAN ADIMLAR”

    Mustafa Çınar, Alevi coğrafyası olan Divriği’deki inançsal baskıyı da yorumladı. “Divriği Kültür Derneği her ne kadar isminde ‘Alevi’ geçmemiş olsa da Alevi derneği olarak da algılanır” diye belirtti. Çınar, siyasal iktidarın asimilasyon politikalarına değinerek şu şiir ile devam etti:

    ‘Bizim Sivas Madımak’ta şehitlerimiz var

    Güzel bir Pazar sabahında gömütlükten geçerken yolumuz

    Canlara merhaba

    Toprakla kucaklaşırken bırakmıştım

    Toprak mermer olmuş, üstlerinde karanfiller yeşermişti

    Özümle tanıştırdım, öptü Gülsüm’ü, Gülender’i, Handan’ı

    Öptü Koray’ı tüm canlar adına

    Sazı, sanatı, semahı

    Daha sonra anlatacaktım yüreğine

    Anlatamayacağım ateşi bulanlar

    Ateşi bulanlar utandılar Madımak’ı duyunca

    Ateş kızardı, yakanlar ve yaktıranlar utanmadı insanlıktan’

    Divriği’de yitirmiş olduğumuz şehitlerimizi bir kez daha anarken şehitlerimize özgü bir anıtı da orada kalıcı kılmak istiyoruz. Bunun yanı sıra bir de Sivas’ta yitirmiş olduğumuz canlar adına da ‘Acının rengi’ adı altında bir fotoğraf yarışması düzenleyeceğiz. ‘Acının Rengi Mehmet Atay Fotoğraf Yarışması’nın ulusal düzeyde hayat bulması adına çağrıcı olacağız. Özellikle inanç boyutunda asimilasyona hız vermek adına atılan bir dizi adımlar görüyoruz. Köylere cami, mescit ve benzeri uygulamalar; yer yer ‘Maaşlarınız da devlet tarafından karşılanacak’ gibi teklifler var. ÇEDES benzeri projelerle kapılarımız çalınmakta ama biz köy muhtarları ve dernek başkanlarımızla yaptığımız sohbetlerde bu konuda oldukça uyanık olduklarını da gözlemledik. Bu konudaki duyarlılığımız hiç bitmeyecek.”

    SEÇMENE VERİLEN MESAJ!

    Derneğin 1185 üyesinin olduğunu belirten Mustafa Çınar, yapılacak genel kurula dair şu çağrıda bulundu:

    “Bu yarışın yapılmasında ortaya konan projelerin karşılıklı olarak değerlendirilmiş olması, dost sohbetlerinde konuşuluyor olması, herkesin birbirlerine telefon açarak dahi hal hatır sormuş olması bizim açımızdan büyük bir kazanım. Her şeyden önce dokunmak gerekiyor. Dokunmak adına da yol alındığını gözlemliyoruz. Hurşit Aydoğan arkadaşımla beraber girmiş olduğumuz bu olgun ve düzeyli genel kurulun daha sonraki sürece de etki edeceğini umuyor, başarılar diliyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Yeşil Sol Parti Sivas Adayı Gani Kaplan: Alevi toplumunu seçeneksiz bırakmayacağız

    Yeşil Sol Parti Sivas Adayı Gani Kaplan: Alevi toplumunu seçeneksiz bırakmayacağız

    PİRHA- Yeşil Sol Parti Sivas milletvekili adayları Gani Kaplan, Hüseyin Özcan ve Mustafa Yıldız, Divriği ve Kangal ilçelerindeki köyleri ziyaret ederek çalışmalarına devam ediyor. Divriği ilçesindeki halk buluşmasında konuşan Kaplan, “Alevi toplumların sorunlarını çözmek için buraya geldim. Kaldığımız yerden başlatıp devam ettireceğiz. Alevi toplumunu seçeneksiz bırakmayacağız” dedi. 

    14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve  Milletvekili Genel Seçimi’ne 10 gün kalırken, milletvekili ve cumhurbaşkanı adayları çalışmalarını sürdürüyor.

    Yeşil Sol Parti Sivas Milletvekili Adayı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önceki dönem genel başkanı Gani Kaplan ve diğer adaylar Hüseyin Özcan seçim çalışmalarını devam ettiriyor.

    KANGAL’DA KÖYLER ZİYARET EDİLDİ

    Yalıncak, Pir Hüseyin köyleri sonrasında Kangal ilçesine bağlı Büyükköy, Kanlıçayır, Kuruköprü, Kalesancak, Belentarla, Zeyve ve İğdeli köylerini dolaşan adaylar ayrıca Divriği ilçesindeki Çamşıhlı köylerini ziyaret etti.

    Köy köy dolaşan adaylar kadın ve gençler başta olmak üzere yoğun ilgiyle karşılandı. Yeşil Sol Parti’nin eşit yurttaşlık isteyenlerin partisi olduğunu belirten Gani Kaplan, Aleviler başta olmak üzere yoksulların, emekçilerin, kadınların, gençlerin Yeşil Sol Parti etrafında birleşmesi çağrısında bulundu.

    DİVRİĞİ’DE HALK BULUŞMASI: ALEVİLERİ SEÇENEKSİZ BIRAKMAYACAĞIZ

    Öte yandan, Divriği ilçesinde milletvekilli adayları Gani Kaplan ve Hüseyin Özcan, belediye binasında halk buluşması yaptı. Çok sayıda kişinin katıldığı etkinlikte konuşan Gani Kaplan, tek adam rejimine karşı Kılıçdaroğlu’nu seçeceklerini ve partilerinin de güçlü bir şekilde parlamentoya girmesi için çaba göstereceklerini vurguladı.

    Alevileri alternatifsiz bırakmadıklarını vurgulayan Kaplan, “Ben Alevileri temsilen aday oldum. Alevi toplumunun sorunlarını çözmek için buraya geldim. Buraya her şeyi bilerek geldim. Kaldığımız yerden başlatıp devam ettireceğiz. Seçilemediğimiz zaman da asla geri çekilmeyeceğiz, Alevi toplumunu seçeneksiz bırakmayacağız” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/SİVAS

     

  • Yeşil Sol Parti Adayı Bülent Kaya: Bu siyasal hareket gençlik, kadın ve Alevilere alan açıyor-VİDEO

    Yeşil Sol Parti Adayı Bülent Kaya: Bu siyasal hareket gençlik, kadın ve Alevilere alan açıyor-VİDEO

    PİRHA – Yeşil Sol Parti’den Ankara Milletvekili adayı olan Bülent Kaya,  “Mevcut adayların da Alevilerin genel taleplerini meclise taşıyacakları, hak ve özgürlükler mücadelesini esas alan, demokratik cumhuriyet felsefesi çerçevesinde hareket edeceklerini biliyor ve inanıyorum” diye konuştu.

    Milletvekili seçimleri için Yeşil Sol Parti listesinde yer alan isimler arasında geçmiş yıllarda Alevi örgütlerinde faaliyet yürüten Bülent Kaya da bulunuyor. Alevi mücadelesinin yanı sıra emek cephesinden de ismi bilinen Kaya’ya, Ankara 1. Bölge 11. sıradan yer verildi.

    Divriği doğumlu Bülent Kaya, köy kökenli bir ailenin çocuğu olduğunu ifade ederek 1960 yılından bu yana Ankara’da yaşadığını belirtti. Kaya, bütün eğitim sürecini Ankara’da tamamladıktan sonra Ankara Belediyesi’nde kamu görevlisi olarak çalıştı. 1980 yılından sonra mesleğe 15 yıl ara verdiğini anlatan Bülent Kaya, sonrasında ise çalışma Bakanlığında göreve başladı. Ziya Halis döneminde bakan danışmanlığı da yapan Kaya, sonrasında sendikal mücadele içerisinde yer aldı.

    Bülent Kaya, Tüm Sosyal Sen Genel Başkanlığının yanı sıra iki dönem de Büro Emekçileri Sendikası’nın Genel Başkanlığı görevini yürüttü.

    2018 yılında da emekli olan Bülent Kaya, şimdi ise Yeşil Sol Parti’de yerini alarak seçim çalışmalarına katıldı.

    “YEŞİL SOL PARTİYE İNANCIM TAM”

    “Partime ve halkıma katkı sağlamak için aday oldum” diyen Bülent Kaya ile adaylık süreci ve seçim çalışmalarına dair konuştuk. Uzun yıllardır HDP geleneğine ilgi gösterdiğini belirten Kaya, “Biz listede olsak da olmasak da partimize güç katmak ve adaylarımızı meclise göndermek için çaba sarf edeceğiz. Ben de o kürsüyü mecliste halkım adına kullanmak isterdim doğrusu. Ama meclise göndereceğimiz arkadaşlarımızın her biri bunun layıkıyla yerine getirecekleri konusunda inancım tamdır” ifadelerini kullandı.

    Yeşil Sol Parti’nin 3. yolu esas alan bir duruş sergilediğini vurgulayan Kaya, “yeni bir kanalın açıldığını” belirterek “HDP eşittir Yeşil Sol Parti. Bu konu ile ilgili Alevilerin de bir sözü vardır “Ali Muhammed’den ayrılır mı?” diye. Biz birbirimizden ayrılmayız doğrusu” diye konuştu.

    “ALEVİ ADAYLARI DAHA GENİŞ OLABİLİRDİ”

    Kaya, Yeşil Sol Parti listeleri içerisinde Alevi kurumlarını temsilen isimlerin az kaldığı yönündeki eleştirilere de cevap verdi. Kaya şunları söyledi:

    “Bu konuda Alevi kurumlarının bir çabası söz konusu. Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun çok açık bir tutumu var, açıklamasında bu hareketi desteklediğini belirttiler. Alevi adaylarımız da var fakat Alevi kurumlarının nasıl bir diplomasi yürüttüğü konusunda ben bir söz söyleme hakkını kendimde göremiyorum. Alevi adaylarımızın varlığının yeterli olduğunu görüyorum ancak daha iyi de olabilirdi. Daha geniş, cem olarak adaylar tespit edilebilirdi. Ama mevcut adaylarımızın da Alevilerin genel taleplerini meclise taşıyacakları, hak ve özgürlükler mücadelesini esas alan, demokratik cumhuriyet felsefesi çerçevesinde hareket edeceklerini biliyor ve inanıyorum.

    Bu siyasal hareket gençlik, kadınlar ve Aleviler üzerine çok ciddi politikalar geliştirerek alanı bu kesimlere açıyor. İnanıyor ve güveniyorum ki Aleviler kendilerini bu partide göreceklerdir. Bu parti siyaseten Alevilerin taleplerini meclise taşıyacak, çözüm yollarını Alevilerle birlikte gerçekleştirecektir.”

    “BİR ARADA YAŞAMANIN TEMELLERİNİ ATMAK İSTİYORUZ”

    Kaya, yurttaşın oyunu almak adına nasıl bir çalışma yürütecekleri konusunda da bilgi verdi. Kaya, emekçi kimliği ile Yeşil Sol Parti’de yer aldığının altını çizerek şöyle devam etti:

    “Kürt siyasal hareketinin, Türkiye’nin bütün meseleleri ile ilgili görüş ve düşünceleri var. Birlikte demokratik bir ulus yaratma, demokratik cumhuriyeti inşa etme temelinde herkesin kendi kimliğiyle, inancıyla, değerleriyle var olacağı bir yeni toplumsal yapı oluşturmaya çalışıyor. Bu paradigmaya uygun alanın da dilini birleştirerek yeni bir hareketin yaratılmasını katkı sağlayacaktır. Bunun için de partinin temel yaklaşımları ve ilkeleri arasında halkla buluşmalar gerçekleştirilecektir.

    Özellikle batıda adaylarımızın, örgütümüzün, toplumun diğer kesimleri ile bu harekete flu bakan kesimlerle buluşması ve kendini anlatması gerekmekte. Sosyalistlerin, özellikle batıda halkla buluşarak Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, ezilenlerin, işçilerin, ötekilerin, bir bütün hareketini sağlayacak ve örgütleyecek dili kullanmaları gerektiğine inanıyorum. İnandırıcılığımız pratiğimizde zuhur etmesi gerekir. Bu pratikteki tutum diğer kesimlerin bizimle buluşmasına vesile olacaktır. Biz bu topraklarda yaşayan herkesle tokalaşmak istiyoruz. Barışın, dostluğun, kardeşliğin, bir arada yaşamanın temellerini yeniden atmak istiyoruz. Biz ne bu mevcut sistem ne de mevcut sisteminin reforme edilerek yola reva olmasını değil, kurucu bir irade üzerinden demokratik toplum, demokratik cumhuriyet temelinde yeniden bir buluşmayı sağlamak istiyoruz. O zaman herkes özgürleşecektir. Aksi takdirde yolumuz uzun, görevimiz zor doğrusu.

    “VATANDAŞ, BİR SIKIŞMIŞLIK ARASINDA”
    Bu kadar zulüm yoksulluk eziyet varken, sokaktaki vatandaşlara bunu çözecek iradenin biz olduğumuzu anlatabilirsek vatandaş bize oy verecektir. Çünkü bir sıkışmışlık arasındadır vatandaş. Toplumu bölen, ötekileştiren dili reddeden, kardeşliği, birlikte yol yürüme esası üzerine bir dil kurarsak, sorunları çözecek gücün bizde olduğunu anlatabilirsek sokaktaki vatandaşın da buna hazır olduğuna inanıyorum. Sorun, bizim bunu oraya götürüp anlatabilme biçimimizdeki durumdur.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ankara Divriği Kültür Derneği’nin 4. Sanat Etkinliği sürüyor!-VİDEO

    Ankara Divriği Kültür Derneği’nin 4. Sanat Etkinliği sürüyor!-VİDEO

    PİRHA – Divriğili yazar, şair, ressam ve zanaatkarları bir araya getiren Divriği 4. Sanat Etkinliği Ankara’da devam ediyor.

    Ankara Divriği Kültür Derneği tarafından 8 Nisan’da Zafer Çarşısı Sanat Galerisi’nde açılan 4. Sanat Etkinliği 17 Nisan’a kadar sanatseverleri bekliyor.

    Edebiyat alanında eserleri olan Divriğili yazar ve şairlerin yanı sıra ressam ve zanaatkarların da eserlerini sergide görmek mümkün.

    “DİVRİĞİLİLER OLARAK BİRBİRİMİZE EL UZATIYORUZ”

    Ankara Divriği Kültür Derneği Başkanı Nurullah Esat Ünsal, başkentte yaklaşık 100 bin Divriğili yurttaşın yaşadığını belirterek, yöre kültürünün devamlılığı için çaba sarf ettiklerini söyledi. Ünsal, Asya ülkelerinden turistlerin dahi Sivas’ın Divriği ilçesine ilgi duyduklarının altını çizerek şunları söyledi:

    “Divriği, tarih anlamında çok büyük bir yeri olan fakat siyasiler tarafından yok sayılan bir ilçe durumuna geldi. Burada ise Divriği kültürünü öne çıkartmaya çalışıyoruz. Burasını Divriğili ressamlarımız, yazarlarımız ve kadınların el işlerinin sergilendiği bir etkinlik haline getirdik. Güzel de tepkiler alıyoruz. Hem kadınlarımız kendi imkanlarını burada sunuyor, hem de yazarlar ve ressamlarımızın tanıtılmasını sağlıyoruz. Bu yıl yaklaşık 20 katılımcımız var. Her yıl büyüyoruz. Biz aslında bu salona sığacak gibi de değiliz ancak burayla idare ediyoruz.
    Divriği sevdalılarına en azından Divriği ilçesini, kültürünü tanıtmak önemli bir şey. Örgütlü bir toplum olan Divriğililer, yani bizler birbirimize el uzatıyoruz.”

    “DAHA İYİ ETKİNLİKLER İÇİN ÇABALARIZ”

    Ankara Divriği Kültür Derneği Başkan Yardımcısı Sebahattin Keskin ise kültür ve sanat faaliyetlerinin önemine dikkat çekerek “Ressamlarımız, yazarlarımız, el emeği ürünlerini sergileyenler, kendi yöremizin insanları, kendi kültürlerini yaşatmak amacıyla bu etkinliğimize destek veriyorlar. Sanatı, emeği seven insanlar, bu sergiye gelip gezdiklerinde güzel yorumlarını bizimle paylaşıyor. Katılımcılar, ileriye dönük düşüncelerini de bizimle paylaşırlarsa biz de daha iyi etkinlikler yapmak için çabalarız” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Divriği Kültür Derneği 70. kuruluş yılını İstanbul’da kutlayacak

    Divriği Kültür Derneği 70. kuruluş yılını İstanbul’da kutlayacak

    PİRHA-Divriği Kültür Derneği 70. kuruluş yıl dönümünü 7 Ocak Cumartesi günü Cemal Rey Konser Salonu’nda düzenlenecek etkinlik ile kutlayacağını duyurdu.

    1952 yılında kurulan Divriği Kültür Derneği, 70. kuruluş yıl dönümünü 7 Ocak Cumartesi günü İstanbul’daki Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda kutlayacak.
    Pınar Aydınlar, Nida Ateş, Erdal Güney, Ruhi Su Dostlar Korosu, Erdoğan Emir, Yol’a Düş, Murat Türkyılmaz ile Bahar Doğan’ın katılacağı ücretsiz etkinliğe çağrı yapan Divriği Kültür Derneği “Demokratik, laik ve hukuk devletinin yılmaz savunucusu ve kollayıcısı olan derneğimizi birlikte kurduk, birlikte daha yukarılara taşıyacağız. 70. yıl şenliğimizde tüm üye ve dostlarımızla omuz omuza olacağız” mesajını paylaştı.
    PİRHA/İSTANBUL
  • Erçe: Hacıbektaş’ta yapılacak toplantı en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacak

    Erçe: Hacıbektaş’ta yapılacak toplantı en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacak

    PİRHA –Hacıbektaş ilçesinde 17-18 Eylül’de yapılacak toplantıya dair konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, şu ana kadar ki en geniş çaplı toplantı olacağını belirterek, Alevi toplumunda oluşan birlikteliğe vurgu yaptı. Erçe, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın zamanda Alevilere dair açıklama yapacağını öğrendiklerini belirterek, “İktidara ve iktidar adaylarına Alevi dünyasının tek ses olarak yanıt vermesi önemli bir durum” dedi.

    Yedi çağırıcı Alevi kurumu olan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) organize ettiği “Aleviler bugünü ve geleceği tartışıyor” şiarıyla düzenlenen büyük toplantı 17-18 Eylül’de saat 10.00’da Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde başlayacak. Davetliler arasında akademisyenler, yöre dernekleri, yazarlar, hukukçular ve daha birçok kesimden yurttaş yer alıyor.

    Alevi örgütleri tarafından ‘Tarihi toplantı’ olarak adlandırılan programda AKP’nin Aleviler ile ilgili son hamlesi değerlendirilecek. Toplantıda ayrıca “Cumhuriyetin birinci yüz yılında neler yaşadık? İkinci yüz yılından ne bekliyoruz?” soruları da tartışılacak.

    “TOPLANTI SONRASINDA BÖLGE GEZİLERİNİ PLANLADIK”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, yapılacak toplantının içeriğine dair PİRHA’ya bilgi paylaştı. “Daha öncesinde ‘17 Eylül’e kadar tüm yöre ve Alevi kurumlarını Hacıbektaş’a dahil edeceğiz’ demiştik. Alevi ve yöre derneklerini tek tek aradık ve davet ettik” diyen Erçe, geniş katılım beklediklerini söyledi. Cuma Erçe, Hacıbektaş’ta yapılacak etkinlikten sonra çalışmalarını bölgelere taşımayı düşündüklerini belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Bölge toplantıları yaparak, bölgelerden henüz buraya katılmamış ve bu gelişmeleri henüz bilmeyen tüm kurumları bilgilendirmek amaçlı bölgelere gidebileceğimizi söylemiştim. O planımız dahilinde duruyor. Bu toplantıyı öne çekmiş olmamızın sebebi ise Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde bir açıklama yapma beklentisinden kaynaklandı. Biz daha toplanamadan Tayyip Erdoğan çıkıp bir plan dahilinde bir programını açıklayacağı haberleri ulaştı. ‘Bunun acaba önünü kesebilir miyiz?’ düşüncesi ile önce toplantıyı sonrasında ise bölge gezilerini planladık.”

    “BAĞIMSIZ CEMEVLERİNDEN DE DAVET ETTİKLERİMİZ OLDU”

    Cuma Erçe, toplantıya katılım konusunda ayrım gözetmeksizin tüm örgütleri davet ettiklerini vurgulayarak, “Yöre dernekleri, federasyonlar; Vartolular, Kangal Dernekleri Federasyonu, Sivaslılar, Tokatlılar, Yozgatlılar, Karslılar; yani aklınıza gelecek bütün federasyonlara da haber verdik. Katılımlar temsili düzeyde olacak. Ayrıca Arap Alevilerinden temsilen çağırdığımız isimler de oldu. Yine Abdallar derneğini, bunların haricinde akademisyen arkadaşlarımızı, yazarlarımızı ve Alevi örgütleri içerisinde geçmişte katkı sunmuş, değer biçtiğimiz dostlarımızdan çağırdıklarımız da oldu. Federasyonumuzun eski genel başkanlarını da davet ettik. Onun dışında Avrupa Alevi Konfederasyonu ve tüm bileşenlerini, Alevi Dernekleri Federasyonu’nun tüm bileşenlerini, Alevi Vakıflar Federasyonunun tüm bileşenlerini, Alevi Bektaşi Federasyonunun tüm bileşenlerini, Pir Sultan Abdal ve Alevi Kültür Derneği’nin tüm şubelerini, disiplin ve denetleme kurulu üyelerini, basından YOL TV, CAN TV, PİRHA gibi kurumları davet ettik. Şu haliyle hem Avrupa hem de Türkiye’deki tüm federasyonların bileşenlerini, ayrıca federasyon dışında kalmış olan bağımsız cemevlerinden de davet ettiklerimiz oldu” dedi.

    “ALEVİ CAMİASI BU BİRLİKTELİKTEN MEMNUN”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, yapılacak toplantının bu zamana kadarki en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacağını ifade ederek şöyle devam etti:

    “Benim bilgim, nazarım dahilinde bir ilk. Daha önceden böyle bir program oldu mu bilemiyorum ama benim nazarımda bu ilk. Geçmişi tarıyorum, böyle tümüyle ortaklaşılan bir toplantı olmamıştı diye biliyorum.

    Yapılan tabii ki heyecan verici bir durum. Asıl heyecanı kamuoyundaki karşılığı olacaktır. Yani şunu hissediyoruz; özellikle Alevi camiası bu birliktelikten ötürü fotoğraf vermekten son derece memnun. O açıdan olumlu görüşler de alıyoruz. Eskiden beri özlenilen ‘Gelin canlar bir olalım’ felsefemizin karşılığı olduğunu düşünüyorum. Yani bu açıdan değerli bir çalışma. Özellikle yönetenlere, iktidara ve sadece iktidarı da değil, iktidar adaylarına da Alevi dünyasının tek ses olarak yanıt vermesi önemli bir durum. Bir küçük ayrıntı da şu; biz orada konuşmaya değil dinlemeye gideceğiz. Yani federasyonlar, genel merkezler orada toplantının başlangıcında konuşarak toplantıyı boğan değil, tam tersine dinleyen, düşünen, geleceğe yön vermeye çalışan bir pozisyonda olacak. Asıl yayınlayacağımız sonuç bildirgesi kıymeti oluşturuyor. O da sonrasında kamuoyu ile paylaşılacaktır.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • HDP’li Kenanoğlu, Sivas’ta ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyasını anlattı

    HDP’li Kenanoğlu, Sivas’ta ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyasını anlattı

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyası kapsamında Sivas’ın Divriği ilçesinde çeşitli ziyaretlerde bulundu. Kenanoğlu, yurttaşların sorunlarını dinleyerek ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyası hakkında bilgi verdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Halklar ve İnançlar Komisyonu Alevi Masası, ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyası kapsamında  ziyaretler gerçekleştirmeye devam ediyor.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Sivas’ın Divriği ilçesinde yaptığı ziyaretlerde ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyasını anlattı. Kenanoğlu, yurttaşlarla sohbet ederek sorunlarını dinledi.

    İlk olarak Sivas’taki Divriği Cemevi’ne giden Kenanoğlu, ardından Divriği Kültür Derneği’ni, Divriği Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi’ni ve Divriği Belediye Başkanı Hakan Gök’ü ziyaret etti. Yaptıkları ziyaretleri sosyal medya hesabından paylaşan Kenanoğlu, “Memleketimizin dört bir tarafından gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerle yurttaşlarımızla bir araya gelmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • Danışman: Çocuklarımıza Aleviliği öğretelim-VİDEO

    Danışman: Çocuklarımıza Aleviliği öğretelim-VİDEO

    PİRHA-Sivas Divriği’nden uzun seneler önce Antalya’ya yerleşen Nazmiye Danışman, geçmişte köylerde yürütülen cemler ile günümüzde şehirlerde yapılan cemleri değerlendirdi. Okuma, yazmasının olmadığını belirten Danışman, “Okuyup, bu yollara gelmiş olsaydım belki cemevlerinde posta otururdum” dedi.

    Uzun yıllar önce Sivas’ın Divriği ilçesinden Antalya’ya yerleşen Nazmiye Danışman geçmişteki cem erkânları ile günümüzdeki cem erkânlarına ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu. Kadınların cemevlerinden uzak kalmaması gerektiğini belirten Danışman, “Okur, yazarlığım olmadığından geri kaldım. Okuyup, bu yollara gelmiş olsaydım cemevlerinde posta otururdum” dedi.

    Nazmiye Danışman, çocukluk yıllarında bir odaya toplandıklarını ve cem yürüttüklerini belirterek, “Çocukluğumuzda biz onları gördük. Ama memleketten büyüklerimiz gidince yeni yetişenlerde yapmadı. Ondan sonra memleketten çıktık bir daha göremedik” diye konuştu.

    “KÖYLERDEKİ CEM ERKANINI YÜRÜTEN DEDELER DAHA BİLGİLİYDİ”

    Köyde yürütülen cemlere dair bilgi veren Danışman, şunları söyledi:

    “Köydeki büyüklerimiz, dedelerimiz geleneğini göreneğini daha güzel yapıyordu. Mesela cemde koçu boyarlar, boynuna elmayı takarlar, kırmızı kurdeleyi bağlarlardı. Koç meleyerek, cemde dönerdi. Dede, “Ey cemaat biz koçu keseceğiz razı mısınız” derdi. Onlar da diyor ki, “Hakk’tan geldi, Hakk’a gidecek.” Kesilmesine rızalık veriyorlardı. Koçtan da rızalık alınıyordu. Dede diyor ki “Ey canımın içi sende bir can taşıyorsun. Bizde bir can taşıyoruz. Sen canını bize verebiliyor musun?” Koç da melediği zaman ve “Allah, Allah” denildiği zaman bütün canlar ayağa kalkıyor, dara duruyor. Sonra o koçu alıp götürüyorlar; kesmek için kıblemiz olan güneşe yönünü çeviriyorlardı.

    Köylerde yapılan cemlerde saygı, sevgi vardı. Mesela dedeler ceme geldiği zaman şimdi ayağa kalkılmıyor. Aslında benim ayağa kalkmam lazım. Burada o yok. Cemevlerine gelip direkt oturuluyor. Ceme gelen önce eşiğe niyaz edecek. Sonra posta niyaz edecek. Geri geri gidip, yerine oturacak. Arkamızı dönüp gidiyoruz. Köylerdeki cem erkanını yürüten dedeler daha bilgiliydi. Şimdikiler ancak öğrenerek geliyor.”

    Cemevlerinin önemli bir misyonu olduğunu aktaran Danışman, çocukların Aleviliği bilmediğini, bunun içinde büyüklerin daha fazla çaba sarf etmesi gerektiğini dile getirdi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

  • Gülsen Elif Toprak, önce oğlu Cihan’ı müziğe yönlendirdi ardından kendisi de korist oldu!-VİDEO

    Gülsen Elif Toprak, önce oğlu Cihan’ı müziğe yönlendirdi ardından kendisi de korist oldu!-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da PSAKD Yenimahalle Şube’sinin müzik korosunda yer alan Gülsen Elif Toprak, müziğe olan tutkusunu anlattı. Toprak, “Sivas’ta ozanların içinde büyüdüm. Müziğe ilgim vardı ancak kendimi geliştirecek koşullar yoktu. Şimdi ise oğlumla birlikte, büyük bir istekle koro çalışmasında yer alıyorum” dedi.

    Gülsen Elif Toprak, Sivas’ın Divriği ilçesinin ozanları ile meşhur Çamşıhı bölgesinde dünyaya geldi. Toprak, yaptığı evliliğin ardından ise Balova köyünde yaşamını devam ettirdi.

    ‘Çamşıhı’ bölgesinin sekiz köyü kapsadığını belirten Toprak, kendi köyünün ise ‘Şahin Köyü’ olduğunu aktardı. Zengin bir kültüre sahip olan Çamşıhı’dan 20 sene önce ayrılıp Ankara’ya geldiklerini anlatan Toprak, birçok ozan ile birlikte büyüdüğünü söyledi.

    Gülsen Elif Toprak, Çamşıhı’nın kültür-sanatı ile bilindiğini söyleyerek şunları söyledi:

    “Büyük ozanlarımız vardır. Aşık Ali Metin, Feyzullah Çınar, Mahmut Erdal, Mehmet Ali Karababa gibi ozanların içerisinde büyüdük. Bunların hepsi benim amcam olur. Tabi o dönem erkek ozanlar çoktu ve kadın isimler pek yoktu.
    Öğretmenim sürekli sınıfta bana türkü söyletirdi. ‘Türkü söylersen derslerini 5 yapacağım’ derdi. Söylememden ötürü ailemin tepkisi ise hep olumluydu. Çünkü aydın bir ailem vardı. Örneğin Aşık Ali Metin amcam, küçük yaşta beni götürmek istedi. ‘Götürüp yetiştirmek istiyorum’ demişti. ‘Ancak hiçbir şeyine karışmayacaksınız’ diye de belirtmiş. Fakat annem, dayanamayacağını söyleyip beni bırakmamış. Belki o zaman gitseydim şu an müzik anlamında çok iyi yerlerde olabilirdim. Yine de mutluyum. Ailemle birlikte çok güzel bir hayatım var ama sanat anlamında daha farklı bir hayatım da olabilirdi.”

    “DEYİŞLERİMİZ BİZLERİ DAHA ÇOK DERİNE GÖTÜRÜYOR”

    Gülsen Elif Toprak, kendisi için müziğin ne anlam ifade ettiğine de açıklık getirerek şöyle devam etti:

    “Benim için müzik çok güzel bir uğraş. Bizlerin söyleyemeyip, konuşamadıklarımızı yani içimizdekini dışa ancak türkülerimizle yansıtabiliyoruz. Türkü söylemeyen, dinlemeyen insan mutlu olamaz. Ben de türkü söylediğim zamanlarda çok mutlu oluyorum. Hele ki deyişlerimiz bizleri daha çok derine götürüyor. Deyişlerle birlikte inancımızı yürütüyoruz ama o deyişler bizi daha çok inancımıza bağlıyor.”

    Gülsen Elif Toprak, kendince yöre ezgilerini seslendirmenin ötesinde ilk müzik çalışmalarına nasıl başladığını da anlattı. Oğlu Cihan Toprak’ı bağlama kursuna yönlendirdikten sonra solistliğe daha çok heves duyduğunu belirterek şunları dile getirdi:

    “Kendimce ara ara söylerdim. Sonrasında oğlumu bağlama kursuna yönlendirdim. Oğlum da saz çalışını benim söylememle birlikte geliştirdi. Oğlumla birlikte daha iyi düzeye geldik. Oğlumu yönlendirdikten sonra ben de cemevi bünyesindeki müzik çalışmalarına dahil oldum. Bazen kimi etkinliklerde de çağıran olduğunda söylüyorum. Örneğin köyümüzün şenlikleri olduğunda, dernek gecelerinde çıkıp söylüyorum. Sahnede müzik yapmak ise ayrı bir mutluluk veriyor.”

    “MÜZİK, CEMEVİNDE DAHA ÇOK BİRLEŞTİRİCİ OLUYOR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube’deki müzik çalışmalarına da değinen Gülsen Elif Toprak, müzik uğraşının, insanda büyük bir memnuniyet yarattığını belirtip “Müzik eğitmenimiz Türkan Akbıyık, bizleri çok iyi yetiştiriyor. Bizler de seve seve haftada bir gidiyoruz. Tabii o bir gün dahi çok büyük mutlulukla gitmemize sebep oluyor” ifadelerini kullandı. Elif Toprak, cemevindeki faaliyetlerinden ötürü çok mutlu olduklarını da dile getirerek şöyle devam etti:

    “Cemevinde müzik aracılığıyla kurduğunuz ilişkilerim belki aile-akraba ilişkilerinden daha güzel. Oradaki insanları gördüğüm zaman kendi kardeşlerimi görür gibi oluyorum. En çok sevdiğim insanların orada olduğunu hissediyorum. Yani ailemin içerisine girmiş gibi oluyorum. Cemevi bizlere huzur, mutluluk veriyor. Müzik, cemevinde daha çok birleştirici oluyor.”

    “MÜZİK ALANINDA DAHA İYİ YERDE OLABİLİRDİM…”

    Gülsen Elif Toprak, aynı zamanda bir iş hayatının olduğuna da işaret etti. 15 Yıldır özel bir firmada aşçılık yaptığını aktaran Toprak, “Belki de bu iş hayatına girmeyip belediyelerin korosuna gitseydim daha iyi yerlerde olabilirdim. Örneğin bir konservatuardan çağrı almıştım. Oranın eğitmeni, ‘Gel birlikte çalışalım’ demişti ama bir iş sahibi olduğum için bir türlü dahil olamadım. Hayat şartları beni bu işe bağladı ama daha iyi yerlerde de olabilirdim” dedi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Türkyılmaz: 21. yüzyılda Alevi toplumu bir kimlik mücadelesi vermemelidir-VİDEO

    Türkyılmaz: 21. yüzyılda Alevi toplumu bir kimlik mücadelesi vermemelidir-VİDEO

    PİRHA- Sivas Divriği Çamşıhı Hüseyin Abdal Derneği Başkanı Gazi Orhan Türkyılmaz, zorunlu din derslerine ilişkin 27 Şubat’ta İstanbul Kadıköy’de saat 15.00’te yapılacak kitlesel buluşmaya katılım çağrısı yaparak, “Her türlü inanca eşit yaklaşımla, her türlü inancı eşit kavrayışla verilmeli bu dersler. Bilimsellikten uzaklaşan her ülke batar. Biz Aleviler bilimsel eğitim istiyoruz” dedi. Türkyılmaz ekledi: 21. yüzyılda Alevi toplumu bir kimlik mücadelesi vermemelidir.

    Demokrasi Konferansı Bileşeni olan Aleviler öncülüğünde demokrasi güçleri, ana sınıfına kadar indirilmek istenen zorunlu din dersine karşı ‘Eşit yurttaşlık temelinde özgür bir toplum için laik ve bilimsel bir eğitim istiyoruz’ başlığıyla 28 Aralık 2021’de imza kampanyası başlattı. Zorunlu din derslerine karşı başlatılan kampanya kapsamında 27 Şubat’ta Kadıköy Meydanı’nda saat 15.00’te miting gerçekleştirilecek. Alevi kurumları 27 Şubat’ta yapılacak mitinge çağrılar yapmaya devam ediyor.

    Sivas Divriği ve Çamşıhı Hüseyin Abdal Derneği ve Cemevi Başkanı Gazi Orhan Türkyılmaz da zorunlu din derslerine ilişkin 27 Şubat’ta yapılacak kitlesel buluşmaya katılım çağrısı yaptı.

    “ÜLKENİN KALKINMASI İÇİN LİYAKAT SİSTEMİNİN OTURMASI ŞART”

    Aynı zamanda eğitimci ve matematik öğretmeni olan Türkyılmaz, okullardaki zorunlu din dersleriyle Alevi çocuklarının ötekileştirildiğini dile getirdi.

    Bir ülkede liyakat sisteminin oturmasının o ülkenin kalkınması açısından büyük önem arz ettiğini kaydeden Türkyılmaz, “İşi iyi yapan, düzgün yapan, doğru yapan, ahlaklı yapan hangi ırktan, hangi mezhepten, hangi inançtan olursa olsun ayrımcılık gözetilmeden gerekli yere gelmeli ve ülkenin ekonomisine, eğitimine, sağlığına, siyasetine katkısını sunmalıdır. Ülke ancak böyle kalkınır” dedi.

    “21. YÜZYILDA ALEVİ TOPLUMU BİR KİMLİK MÜCADELESİ VERMEMELİDİR”

    Alevi yurttaşların yıllardır cemevlerini kendilerinin yaptığını ve ayakta tuttuğunu hatırlatan Türkyılmaz sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Biz vergi veriyorsak, asker oluyorsak, ülkenin her türlü kalkınmasında katkımız oluyorsa, payların da herkese eşit bir biçimde dağıtılması gerekiyor. 10 bakanlığın bütçesini geçen bir Diyanet İşleri Başkanlığı varsa, Alevi toplumu da bu ülkede yaşıyorsa, Alevi toplumuna da belirli ölçülerde katkılar sağlanmalıdır. Ama bu katkının altında asimilasyon yatan bir amaç olursa, o kabul edilemez. 21. yüzyılda Alevi toplumu bir kimlik mücadelesi vermemelidir. 21. yüzyılda Alevi toplumu ülkesine saygılıysa, toprağını seviyorsa gerekli değeri de almalıdır.

    Elektrik faturaları çok güncel bir konu. Bu ülkenin satılan değerleri arasında TEDAŞ da vardı. Özel sektörün ne yapacağı belli değil. Özel sektörün amacı, az maliyet, çok kardır. Bu özel sektörlerin kontrolünü devlet ölçülü bir şekilde yapmalı. Diyanet’in ve ona bağlı kurumların her türlü ihtiyacı karşılanıyorsa cemevlerinin de giderleri, ihtiyaçları karşılanmalıdır. Bu da çok büyük bir maliyet değil. Ülkemiz büyük ve verimli bir ülke.”

    “HER TÜRLÜ İNANCA EŞİT YAKLAŞIMLA EĞİTİM VERİLMELİ”

    Türkyılmaz, 40 yıllık eğitimci olduğunu ve bir sınıfın içerisinde bir çocuğun ‘ben din eğitimi almak istemiyorum’ demesinin hem pedagojik hem çocuğun psikolojik yapısı hem de öğretmenlerin, idarenin çocuğa bakışı açısından çok olumlu sonuç doğurmayacağını söyledi.

    “Ahlak ve din dersi verilecekse laik, demokratik bir ülkede olduğu gibi temel yurttaşlık bilgisinin verildiği içerikte olmalıdır” diyen Türkyılmaz; “Her türlü inanca eşit yaklaşımla, her türlü inancı eşit kavrayışla verilmeli bu dersler. Ama bunun yanında sadece Sünni inanç körüklenecekse hem çocuklarımıza yazık hem geleceğimize yazık. Bugün 52 İslam ülkesi içerisinde en demokratik şekilde idare edilen bizim ülkemizdir. 52 ülkenin Gayri Safi Milli Hasıladaki geliri Almanya kadar yok. Dünya devletleri içerisinde bu Müslüman ülkeler savaşlarıyla, uygulamalarıyla, idareleriyle ön plana çıkıyor. Devletin bu işe bir çeki düzen vermesi gerekiyor ve ülkemizdeki 18 milyon öğrenciyi eşit şekilde kavrayacak biçimde eğitim vermesi gerekiyor. Yoksa bu şekilde verilen din derslerini tasvip etmiyorum” ifadelerini kullandı.

    “BİLİMSELLİKTEN UZAKLAŞAN HER ÜLKE BATAR”

    Eğitim veren öğretmenlerin de ayrım yapmadan çocuklara yaklaşması gerektiğini vurgulayan Türkyılmaz son olarak şunları aktardı:

    “Bu ülke bizim. Batarsak birlikte batarız, kalkınırsak birlikte kalkınırız. Biz Aleviler olarak, bu ülkede insanca yaşamayı, demokratik, laik, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğüne dayanan ve bilimsel bir eğitim şekli ile idare edilmeyi istiyoruz. Geldiğimiz yer ortada. İlk bine giren üniversitemiz kalmadı. Bu ülkedeki eğitim böyle mi olmalı? Üniversitelerimiz kötü mü? 10 yıl önce ilk bin içerisine giren üniversitelerimiz vardı da şimdi ne oldu? Ülkedeki çocuklar mı geri zekalı oldu? Dolayısıyla bilimsellikten uzaklaşan her ülke batar. Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi, bilimin ışığında gidilmeyen yol karanlıktır. 27 Şubat’ta yapılacak olan miting önemlidir ve herkesin de katılması gerekir.”

    Eren GÜVEN- Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Antalya Divriği Kültür Derneği’nin pilav şenliğinde ‘dayanışma’ mesajı-VİDEO

    Antalya Divriği Kültür Derneği’nin pilav şenliğinde ‘dayanışma’ mesajı-VİDEO

    PİRHA-Antalya Divriği Kültür Derneği, Konyaaltı Sarısu piknik alanında pilav şenliği yaptı. Şenlik sonrası PİRHA’ya konuşan Divriği kültür Dernek Başkanı İlyas Şimşek “Divriği derneği bir çatı örgütüdür. Burada herkes acısını tatlısını paylaşır. Önemli olan binalar değil, içinde yaşayan insanlardır. Yani örgütlü yapıdan hiçbir zaman zarar gelmez” dedi.

    Antalya Divriği Kültür Derneği, Konyaaltı Sarısu piknik alanında ‘pilav şenliği’ düzenledi. Dernek yönetimi şenliği geleneksel hale getireceklerini, her yıl düzenleyeceklerini bildirdi. Şenlik kapsamında sohbetler edildi, türküler eşliğinde halaylar çekildi ve okunan gülbenglerin ardından lokmalar paylaşıldı.

    Pilav şenliğine yurttaşlar yoğun ilgi gösterirken, Antalya Divriği kültür Dernek Başkanı İlyas Şimşek bir konuşma yaptı.

    “BİR ARADA OLMAYI ÖZLEDİK”

    Şimşek konuşmasında, pandemi nedeniyle uzun süre bir araya gelemediklerini ve yüz yüze etkinlikler yapmayı özlediklerini belirterek; “Hayli zaman oldu bir araya gelemedik. Türkülerimizi özledik, birbirimizi özledik. İstedik ki bu pilav şenliğinde cemal cemale dostlarımızla kaynaşalım. Bizimle sofrasını paylaşmak isteyen dostlarla söyleşelim, güzel bir gün geçirelim. En kötü günümüz böyle olsun. İçinde bulunduğumuz iki yıllık süreç içinde Hakk’a yürüyen üyelerimiz var, dostlarımız var. Onların da devirleri daim olsun. Bugün türkülerimizi söyleyeceğiz, halaylarımızı çekeceğiz, çayımızı içeceğiz. Zaman zamanda masalarda demlerimiz olur. Demimiz daim olsun” şeklinde konuştu.

    Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin lokma gülbengi okudu. Lokma gülbenginin sonrasında Sivas yöresine ait türküler eşliğinde halaylar çekildi. Son olarak yerel sanatçılar İbrahim Pala ve Burhan Gürsoy deyişler ve türküler söyledi.

    “DERNEĞİMİZ, 20 YIL ÖNCE DAYANIŞMA AMACIYLA KURULDU”

    Etkinliğin ardından Divriği Kültür Derneği Antalya Şube Başkanı İlyas Şimşek, derneğin kısa tarihçesi ve yürütülen faaliyetlerle ilgili PİRHA’ya bilgiler verdi. Şimşek yaptığı açıklamada, 2 dönemdir şube başkanlığı yaptığını ifade ederek şunları aktardı:

    “Antalya’daki Divriğilileri bir araya getirebilmek için aynı çatı altında acımızı, tatlımızı, güzel günlerimizi paylaşabilmek için bu dernek 20 yıl önce kuruldu. Yönetim kurulu olarak  2 dönemdir görevimize devam  ediyoruz. Başladığımız günden bu yana hafta sonları derneğimizde  kadınlarımız kadın  günü yapıyorlar. Gençlerimizle arada bir toplantılar yapıyoruz. Bu 1,5 yıllık pandemi süresince derneğimizi açamadık. Açılmanın ilk adımı olarak bu geleneksel pilav şenliğini yaptık. Pandemiden önce yaptığımız konser gibi etkinliklerden gelen biraz paramız vardı. Antalya’da dernek binamızı kendi mülkiyetimize alarak yer  sorunumuzu çözdük. Toplam 300’e yakın üyemiz var. Divriğililer Antalya’da toplu halde bir bölgede yaşamıyorlar. Genelde Konyaaltı ve Kepez bölgesinde yaşıyorlar. Divriliği dostlarımızla whatsapp grubumuz var. Cenazesi olanlar, hastası olanlar, kan aranırsa vs. buradan mesajlarla dayanışma kuruyoruz.”

    “BURADA HER ŞEYİMİZİ PAYLAŞIYORUZ”

    Dernek faaliyetleri hakkında bilgi veren Şimşek, “Cenazelerimiz cenaze sahiplerinin isteğine bağlı olarak cemevinden kalkıyor genelde. Derneğimizde kadın ve gençlik komisyonu oluşturmuştuk. Ancak hemen ardından pandemi girdi araya. Çok fazla bir şey yapamadık. Bu etkinlik gibi daha yeni başladık bir şeyler yapmaya. Derneğimizi yeni yeni açmaya başladık. Birkaç kez seminer ve panel yaptık. Divriği derneği bir çatı örgütüdür. Burada herkes acısını tatlısını paylaşır. Önemli olan binalar değil, içinde yaşayan insanlardır. Yani örgütlü yapıdan hiçbir zaman zarar gelmez, örgütlü yapıya her zaman ihtiyaç var. Şehirler büyüdükçe insanlar yalnızlaşıyor. Cenazesinde, düğününde, hastasında yalnız kalabiliyor. Burada hiç tanımadığımız köylülerimizle bir araya geliyoruz, tanışıyoruz. Her şeyimizi paylaşıyoruz. Örgütlü yapı her zaman için faydalıdır. Bu çatıyı korumaya çalışıyoruz” diye konuştu.

    “ÜRETİM KOOPERATİFİ KURDUK”

    İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de ve Balıkesir’de de derneklerinin olduğunu ve başka illerdeki derneklerle de sürekli iletişim halinde olduklarını söyleyen Şimşek, “Şimdi bir de Divriği Üretim Kooperatifi kurduk. Üretime dayalı bir kooperatif. Birlikte üretiyoruz, birlikte paylaşıyoruz. Güzel günlerde buluşmaya devam edeceğiz, etkinliklerimiz devam edecek” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Çit dergisi 25 yıl aradan sonra yeniden hayat buldu!-VİDEO

    Çit dergisi 25 yıl aradan sonra yeniden hayat buldu!-VİDEO

    PİRHA- İlk olarak 1993 yılında İmranlı Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından çıkarılan Çit dergisi, uzun bir aradan sonra yeniden yayın hayatına döndü. Derginin Yazı İşleri Müdürü Namık Kemal Kaya, “Kapitalist sistemin, toplumu asimilasyona uğrattığı süreçleri değerlendirdiğimizde sanat, kültür, tarih ve edebiyatla bir karşı duruş olmasını istedik” dedi.

    Ankara’da kurulan İmranlı Kültür ve Dayanışma Derneği’nin yayın organı Çit, ilk olarak 1993 yılında çıktı. İki yılda altı sayı basılan derginin ömrü pek ileriye götürülemedi. Dernek faaliyetleri de duraksayınca Çit dergisi tam 25 yıl raflarda kaldı. Derginin Yazı İşleri Müdürü Namık Kemal Kaya, ‘Çit’ isminin tarihsel bir isim olduğunun altını çizerek “Çit, Kızılırmak’ın doğduğu Kızıldağ’dan, yani İmranlı sınırından başlayıp Zara’ya kadar olan ırmak boyuna verilen addır. Çit ismi Osmanlı kaynaklarında da yer almaktadır” bilgisini verdi.

    25 YILIN ARDINDAN GELEN 7. SAYI!

    Çit dergisi 25 yıllık sessizliğin ardından yedinci sayısı ile yeniden okuyucusu ile buluştu. Aynı zamanda ülke genelindeki birçok cemevinin tasarımcısı da olan Mimar Namık Kemal Kaya, derginin yeniden yayın hayatına başlama serüveni hakkında şunları söyledi:

    “1993 yılında Ankara’da İmralı Kültür ve Dayanışma Derneği’ni (İMDER) kurduk. Özellikle kapitalist sistemin neo-liberal politikaları doğrultusunda toplumu asimilasyona uğrattığı süreçleri değerlendirdiğimizde sanat, kültür, tarih ve edebiyatla bir karşı duruş olmasını istediğimiz bir süreci örgütlemek istedik. İmranlı önemli bir coğrafyadır. acheter levitraÇit dergisi aslında Ankara’da kurulan İMDER’in yayın organı olarak çıktı. ÇİT’in beş adet normal sayı, 1 tane de özel sayı olmak üzere 1993’ten 1996’ya kadar toplamda 6 sayısı mevcut. Daha sonra hayat koşullarından ötürü biz bu çalışmayı sürdüremedik. Sonrasında nereye gidersek gidelim önümüze hep Çit çıktı. Çünkü o süreçte toplumu oldukça etkileyen bir dergi olmuştu. Bu süreçte de arkadaşlarımızla oturup yine dergiyi çıkartma yönünde bir karar aldık. Şu anda Ankara’daki İMDER örgütsel faaliyetlerini yürütmüyor ama biz Çit dergisini sürdürmeyi planlıyoruz. İkinci yayın hayatına başlarken 7. sayı bir anlamda ilk sayımız oldu. Yılda 2 sayı çıkartmayı planlıyoruz.”

    “AMACIMIZ, KİMLİĞİMİZE SAHİP ÇIKMAK YÖNÜNDE”

    Namık Kemal Kaya, dergi içeriği hakkında ise şu bilgileri paylaştı:

    “Bizim tamamen mevcut sistemle sorunumuz var. Yani kapitalist sistem özellikle neo-liberal politikalarla 1970 yılından sonra klasik liberal özgürlüklerden elini çekti. Dolayısıyla toplumu parçalayıp, bölüp yönetmek gibi kendisine bir hedef koymuş. Ve etnik kimlikler, inançlar üzerinden politikalar üretmeye başladı. Çünkü bu politikalarla toplumları daha rahat yönetebiliyor. Ki iktidarın bugün kullandığı ayrıştırıcı dil, tam da bahsettiğimiz dildir. Bizler, kimlik ve inanç üzerinden yapılan politikaların doğru olmadığını, bu topraklarda zengin kültürlerin yaşadığını, kadim bir Anadolu coğrafyasına sahip olduğumuzun özellikle altını çizme istiyoruz. Çit her ne kadar ki İMDER’den çıkmış olsa da sadece o bölgeye sahip çıkan bir dergi değil. Bizim çıkış amacımız, kendi kültürümüze, değerlerimize, inancımıza, kimliğimize sahip çıkmaktır. Onun için de derginin içerisinde farklı diller de mevcut. Dergi içeriğini tarih, kültür, sanat ve edebiyat olarak yazdık ama bunun haricinde doğaya ve sağlığa da yer veriyoruz. İçeriğini biraz daha da genişleteceğiz. İnsanlığa ve doğaya karşı yapılan bütün hukuksuzluklara karşı duruyoruz. Yani bu derginin dili, kimliği, duruşu ve politikası aslında bunun üzerine kurulu olacak.”

    “ÇİT, NE KADAR DEĞER VARSA HEPSİNE SAHİP ÇIKMAYA ADAYDIR”

    Namık Kemal Kaya, Çit dergisinin bölgeye has yaşanmışlıkları belgelerle okuyucuya aktaracağına da vurgu yaptı. Kaya, derginin ömrünün uzatılması konusunda okuyucunun da çaba sarf etmesi gerektiğini belirterek şöyle devam etti:

    “Her sayımızda önde gelen köylerimizi tanıtmayı amaçlıyoruz. O köye ait bütün değerlerin tarihsel dökümanlarla yazılı hale gelmesini istiyoruz. Bu sadece İmranlı ile sınırlı olmayacak. Zara’ya, Divriği’ye sonrasına Sivas’ın sınırlarının dışına çıkmaya başlayacağız. Ama bunu sağlayabilmemiz için toplumun bize tekrar Çit’i çıkarmamız için bir talepte olması gerekiyor. Çit dergisinin Türkiye’de yaşayan bütün kültürlerin sahip çıkması gereke bir dergi olmasını amaçlıyoruz. Evet, özünü İmranlı’dan almış ve oradaki değerlerle çıkmıştır. Ancak Çit dergisi, Türkiye’de ne kadar değer varsa hepsine sahip çıkmaya adaydır.”

    “SÖZLÜ EDEBİYATTAN ÇOKÇA FAYDALANDIK AMA…”

    Namık Kemal Kaya, dergide Alevi inancına dair de yazıların olacağını aktardı. “Aleviler bu dergide özellikle temeli olmayan iddialar değil de yazılı kaynaklara dayalı inançlarını göreceklerdir” diyerek şunları söyledi:

    “Birtakım araştırmalar yayınlayacağız. Yazılı kaynaklardan yola çıkarak yapılan araştırmaları belgeleri ile birlikte ortaya koyan, yazarları toplumla buluşturarak Aleviliğin kendi özüne sahip çıkılmasını istiyoruz. Tarih boyunca sözlü edebiyattan çokça faydalandık ama geldiğimiz çağda artık bunun yeterli olmadığını görüyoruz. Kente göçle birlikte çocuklarımıza inancımızı aktarmanın söz ile çok yeterli olmayacağını düşünüyoruz. Dolayısıyla bilgileri yazılı kaynak haline getirmek gerekiyor. Bu kaynakların da herkesin evine girmesi gerekiyor. Bu yapılabilir, bilgiyi gençlerimize ulaştırabilirsek kendi özlerine sahip çıkma olanağını yakalamış olacaklardır.”

    Namık Kemal Kaya, son olarak Çit dergisine internet üzerinden ulaşılabileceğini söyleyerek şu bilgiyi paylaştı:

    “Okuyucu, Çit dergisine hem Avrupa’da hem de Türkiye’deki temsilciliklerimizden ulaşabilir. Bilginin çok hızlı tüketildiği bir süreçten geçiyoruz, elbette ki bir web sayfamız da var ve derginin bazı yazılarını da web sayfasına koyduk. Ama bundan sonraki süreçte derginin sayısı çıktıktan sonra makaleleri web sayfasına koyacağız. Çünkü önce derginin insanlara ulaşmasını istiyoruz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Dede Mustafa Yıldız, Hakk’a yürüdü!

    Dede Mustafa Yıldız, Hakk’a yürüdü!

    PİRHA-Hıdır Abdal Ocağı Dedelerinden Mustafa Yıldız, Hakk’a yürüdü. Yıldız, 19 Eylül’de Divriği’nin İmirhan Köyünde toprağa sırlanacak.

    Hıdır Abdal Ocağı Dedelerinden ve bir önceki dönem Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Muhittin Yıldız’ın babası, Mustafa Yıldız, Hakk’a yürüdü.

    Dede Mustafa Yıldız için ilk olarak İstanbul Gülsuyu Cemevinde saat 17:00 da Hakk’a uğurlama töreni yapılacak. Dede Mustafa Yıldız, cemevinde düzenlenecek erkan ardından doğum yeri olan Divriği’nin İmirhan Köyünde 19 Eylül Pazar toprağa sırlanacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Divriği’de bir vaşak mahalleye indi-VİDEO

    Divriği’de bir vaşak mahalleye indi-VİDEO

    PİRHA- Sivas’ta kırsalda yiyecek bulmakta güçlük çeken bir vaşak, Divriği ilçesinde Cedit Paşa Mahallesi’nde sokakta dolaşarak yiyecek aradı. Vaşak, bir yurttaş tarafından cep telefonuyla görüntülendi. 

    Sivas’ta kırsalda yiyecek bulmakta güçlük çeken yabani hayvanlar, artık mahallelere inmeye başladı.

    Nadir görülen vaşak, Sivas’ın Divriği ilçesinde Cedit Paşa Mahallesi’ne indi. Vaşak sokakta gezinirken bir yurttaş tarafından cep telefonuyla görüntülendi.

    PİRHA/ DİVRİĞİ

  • Hüma Hatun Sokağı’nın kadın esnafları, pandemiye meydan okuyor-VİDEO

    Hüma Hatun Sokağı’nın kadın esnafları, pandemiye meydan okuyor-VİDEO

    PİRHA- Divriği ilçesinde tarihi Arasta içerisinde bulunan ve restore edilen ‘Hüma Hatun Sokağı’nın kadın esnafları, pandemiye rağmen dükkanlarını kapatmadılar. El emeği ürünlerini satmaya, ayakta kalmaya çalışıyorlar. 

    Sivasın Divriği ilçesinde tarihi Arasta içerisinde bulunan ve restore edilen ‘Hüma Hatun Sokağı’nın açılışı Temmuz 2019’da yapılmıştı.

    Çarşıdaki dükkanlar Mengücek Vakfı tarafından kiralanarak Divriğili kadınların hizmetine sunulmuştu. Yani Huma Hatun Çarşısı’nda tüm esnaflar kadınlardan oluşuyor.Çarşıda ilçeye özgü yemekler, el sanatları ve kültürel ürünlerin satışı yapılıyor.

    HER GÜN ‘AHİ KADIN ANDI’NI OKUYORLAR

    Huma Hatun Çarşısı’nın kendine has ritüelleri de var. Kadın esnaflar her gün meydanda bulunan sinilerin üzerine el basarak, “Aşıma, işime, eşime sahip çıkacağıma, yemediğimi yedirmeyeceğime, giymediğimi giydirmeyeceğime, halkımın sağlığını, memleketimin saygınlığını koruyacağıma, ahilik değerlerine bağlı kalacağıma, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim. Günümüz bereketli olsun” şeklinde ‘Ahi Kadın Andı’nı okuyor.

    “PANDEMİYE RAĞMEN ÇALIŞIYORUZ”

    Yapılan yeminin ardından çalışmaya başlayan kadınlar, PİRHA’ya pandemi sürecindeki çalışmalarını ve yaşadıkları sıkıntıları anlatırken, “Müşteri yok, satış da yok. Sabah geliyor dükkanı açıyoruz, akşam da gidiyoruz” dediler.

    Seher adlı kadın esnaf, kuru gıda dükkanında kendi yaptığı erişteyi, bulguru satıyor. Dağdan topladığı bitkilerden reçel, konserveler yapıyor.

    Bir başka kadın esnafın ise kadayıf dükkanı var. Pandemiye rağmen ayakta kalmaya çalıştıklarını belirten esnaf, kadayıfın yanında farklı tatlılar da yapıyor.

    PİRHA/ SİVAS

  • Divriği ilçesine bağlı Günbahçe köyünde kış hazırlıkları devam ediyor

    Divriği ilçesine bağlı Günbahçe köyünde kış hazırlıkları devam ediyor

    PİRHA-Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Günbahçe köyünde kış hazırlıkları devam ediyor.

    Yaz aylarıyla birlikte köylerde hareketlilik başlar. Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Günbahçe köyü kadınları kış için hazırlıklara başladı. Geleneksel tatlardan olan tarhana, bulgur Gülbahçeli kadınların büyük emekleriyle yapılıyor.

    Anadolu mutfağının vazgeçilmez tatlarından olan tarhana yaz sebzeleriyle yapılıyor. Un tarhanası için yeşil ve kırmızıbiber, domates, soğan, nane maydanoz, süzme yoğurt ve kepekli unla yoğrulan karışım dört gün mayalanıyor, ardından güneşte kurumaya bırakılıyor. Kuruyan tarhanalar makinadan geçirilerek un haline getiriliyor.

    Bulgur da üreten Gülbahçeli kadınlar kış hazırlıklarına devam ediyor.

    SİVAS/PİRHA

  • Divriğili kadınlardan bin bir emekle tarhana yapımı-VİDEO

    Divriğili kadınlardan bin bir emekle tarhana yapımı-VİDEO

    PİRHA-Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Günbahçe Köyü’nde kış hazırlıkları devam ediyor. Geleneksel tatlardan olan tarhana yapımını ilişkin konuşan kadınlar, “Bugün bu geleneklerimizi  bizlere unutturmayan, birikimleri bizlere aktaran analarımıza minnettarız” diye konuştu. 

    Haberin Videosu

    Anadolu mutfağının vazgeçilmezlerinden olan tarhana çorbası yaz sebzeleriyle yapılıyor. Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Gülbahçe Köyü kadınları kış hazırlıkları için bir araya gelerek tarhana yaptılar.

    Kadınların bin bir emekle hazırladığı tarhananın içerisinde taze sebzeler bulunuyor. Kadınlar günler süren tarhananın yapımını PİRHA’ya şöyle anlattılar:

    “Akşam, ayranla pişirilen yarmalar sabaha kadar dinlenir. Dinlenen hamur; yoğurt, baharat ve mevsim yeşillikleri ile yoğrularak, parça hamurlar halinde güneşte kurutulmaya bırakılır. Günlerce ters-düz çevrilerek kurutulan tarhana parçaları, kimi zaman elle ovularak küçük taneler haline getirilir.”

    Kadınlar, aynı zamanda bu hazırlıkları atalarından bu yana devam ettirdiklerini ve bildiklerini gelecek kuşaklara aktaracaklarını kaydettiler.

    “GELENEKLERİMİZİ BİZLERE UNUTTURMAYAN ANALARIMIZA MİNNETTARIZ”

    Kadınlar, “Anadolu’da birçok besin sofralara sunulmadan, kadın analar tarafından günler süren emekler ile köy evlerimizin serin mekanları olan kilerlerde, sonbaharda hazırlanan saç ekmekleri, lor peyniri, tulum peyniri, tereyağı, buğday, pirinç, kavurma kış yiyecekleri olarak  saklanır. Ardından soğuk kış günlerinde sofralarımıza katık olarak gelir. Bugün bu geleneklerimizi  bizlere unutturmayan, birikimleri bizlere aktaran analarımıza minnettarız” diye konuştu.

    PİRHA/ SİVAS

  • Divriği Cemevi Dedesi Kadir Özcan Hakka yürüdü

    Divriği Cemevi Dedesi Kadir Özcan Hakka yürüdü

    PİRHA – Divriği Cemevi Dedesi Kadir Özcan arı sokması sonucu hakka yürüdü. 

    Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Ovacık Köyü’nden, Divriği Cemevi Dedesi Kadir Özcan hayatını kaybetti. 61 yaşındaki Özcan, Arı sokması sonucu hayatını kaybeden Özcan, 61 yaşındaydı. Özcan’in vefat ettiğini Divriği Gazetesi duyurdu. (HABER MERKEZİ)