PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, 16 Mart’ta Diyanet Akademisi Kanunu oylaması ile ilgili kendilerine ve HDP’ye gelen eleştirilere yanıt verdi. Yapıcı eleştirilerin yanında hakaretlerin de olduğunu belirten Kenanoğlu, o gün İstanbul’da Newroz çalışmaları yaptığını, ancak “Meclis’te olunsaydı hayır oyu vermenin onurunu yaşardık” dedi.
HDP’nin Alevi milletvekillerinden Ali Kenanoğlu, TBMM’de 16 Mart 2022 tarihinde oylanarak kabul edilen Diyanet Akademisi Kanunu oylaması ile ilgili açıklamalarda bulundu.
Meclis’te bulunan 10 HDP’li vekilin çekimser oy verdiğini hatırlatan Kenanoğlu, o gün Meclis’te olmadığını kaydetti. Çekimser oy verilmesinin doğru olmadığını belirten Kenanoğlu, konunun parti yönetiminde tartışıldığını ve bir parti kararı olmadığını öğrendiğini ifade etti.
Kenanoğlu, “Arkadaşlar, bu bir akademi, çok da hayır demeye gerek yok, diye düşünmüşler, bu şekilde karar verilmiş” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri’nin Diyanet Akademisi’ne ret oyu verilmemesini eleştirdiği açıklamalarını da hatırlatan Kenanoğlu, “HDP’ye yönelik eleştirileri olumlu buluyorum. Demokrasi böyle bir şeydir. Eleştiriler önemlidir, kıymetlidir. Ancak hakarete varan eleştirirler de var” dedi.
Oylama yapıldığı gün neden Meclis’te olmadığına açıklık getiren Kenanoğlu, İstanbul’da Newroz çalışmaları yaptığını söyledi.
“Meclis’te olunsaydı hayır oyu vermenin onurunu yaşardık” diyen Kenanoğlu, eleştiri adı altında yapılan hakaretlere, saldırılara da tepki gösterdi.
“Çekimser kalınacağından haberimiz yoktu. Bizim beklediğimiz hayır oyu verilmesiydi” diyen HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, PSAKD açıklamasını da eleştirdi.
PİRHA – Diyanet Akademisi oylamasında ‘HAYIR’ yönünde oy vermedikleri için Alevi toplumundan eleştiri alan HDP, konuya ilişkin özeleştiri yaptı. HDP Parti sözcüsü Ebru Günay, “‘EVET’ oyu kullanmadık. Ancak tavrımızı bütün bu tartışmalar ışığında daha açık bir şekilde ifade ederek ‘HAYIR’ demeliydik bu oylamaya” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti sözcüsü Ebru Günay, haftalık basın toplantısında Diyanet Akademisi oylamasıyla ilgili olarak HDP’nin çekimser oyu vermesinin parti programı çerçevesinde olmadığını ve ‘HAYIR’ oyu verilmesi gerektiğini söyledi.
HDP Parti sözcüsü ve Mardin Milletvekili Ebru Günay, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:
“Öncelikle şunu söyleyelim; HDP olarak Diyanete yönelik tavrımız çok açık ve nettir. Parti Programımızda bunu çok açık bir şekilde ifade ettik. Ve bu hala da, yaklaşımımız hala da parti programımız çerçevesindedir. Özellikle iktidarın, Diyaneti bir din istismarı aracına dönüştürdüğü bu zamanda Diyanete dair yaklaşımımız elbette ki değişemez.
Diyanet bugün iktidarın istismarı, din istismar kurumuna döndü ve daha önemlisi halkımız açlık, yoksulluk ve sefaletle boğuşurken Diyanet şatafat içerisinde sarayın etrafında dönerek Türkiye toplumunun inançlarını ve dindarlığını istismar etti.
Dolayısıyla, bizler Diyanete dair gelecek olan her türlü yasal düzenlemenin ve değerlendirmenin iktidarla kurduğu ilişki göz önüne alınarak ve bu ilişki değerlendirilerek tavır alınması gerektiğinden yanayız. Bizler de bu konuyu parti kurullarımızla kapsamlı değerlendirdik ve tartıştık. ‘EVET’oyu kullanmadık. Ancak tavrımızı bütün bu tartışmalar ışığında daha açık bir şekilde ifade ederek ‘HAYIR’ demeliydik bu oylamaya.”
PİRHA- Diyanet Akademisi’nin kurulmasına ilişkin konuşan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Türkiye’de 2019 verilerine göre 61 adet İlahiyat Fakültesi, 38 adet İslami İlimler Fakültesi varken, neden Diyanet Akademisi kuruldu?” sorusuna muhalefet partilerinin kendilerine sorması gerektiğini belirterek, “Muhalefetin tavrı kabul edilemez” dedi.
“Diyanet Akademisi” kurulmasına ilişkin kanun teklifi geçtiğimiz hafta TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiş ve bu karar kendisiyle birlikte çok bir eleştiriyi de getirmişti.
‘DİYANET AKADEMİSİ’ SİYASİ BİR HAMLEDİR
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, kurulması kararlaştırılan ‘Diyanet Akademisi’ne ilişkin değerlendirmede bulundu. Kulu, öncelikle Diyanet Akademisi’nin ihtiyaca göre mi, yoksa politik nedenler mi kurulduğuna bakılması gerektiğinin altını çizerek, ” Türkiye’de 2019 verilerine göre 61 adet İlahiyat Fakültesi, 38 adet İslami İlimler Fakültesi var. Bunların tamamı akademik alanda faaliyet gösteriyor. Bu tablo oradayken ve toplum bu kadar sıkıntıdayken bu gündemle toplum manipüle edilmek isteniyor” dedi.
Kulu, cumhuriyetin kuruluş gününden bugüne farklılıkları yok sayan bir anlayışla yönetildiğini belirterek, “Eğer bu ülkede bir şey yapılacaksa, o da bütün inançların ve toplumların anayasal güvenceye alındığı ve alınan vergilerin eşit bir şekilde yurttaşlara hizmet olarak geri döndüğü bir çalışma yapılmalıdır” diye konuştu.
“BU TUTUM KABUL EDİLEMEZ”
Cumhur ve Millet İttifakı’nın kurulu düzeni değiştirme gibi iddialarının olmadığını vurgulayan Kulu, “Asıl vahim olan kendine devrimci, laik, sosyal demokrat diyenlerin bu konuda ürkekçe davranmasıdır. Bu tutum kabul edilemez” diyerek, Meclis’teki muhalif partilerin tavrını eleştirdi.
PİRHA- Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri, meclisten geçen ‘Diyanet Akademisi’ kanun tasarısına tepki göstererek, demokrasi mücadelesinin önünde en büyük bariyer olarak nitelendirdiği Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kadro sayısının daha da artırılmasının hem demokrasiye hem de ülke ekonomisine vurulan bir darbe olduğunu kaydetti.
“Diyanet Akademisi” kurulmasına ilişkin kanun teklifi geçtiğimiz hafta TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiş ve bu karar kendisiyle birlikte çok bir eleştiriyi de getirmişti.
Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri konuya ilişkin yazılı olarak yaptığı açıklamada, 2o yıllık AKP iktidarı döneminde eğitimin dinsel hale büründüğüne dikkat çekerek, ‘Diyanet Akademisi’ kanun teklifine karşı çekimser ve ret oyu kullanan muhalefet partilerine eleştiri yöneltti.
‘Diyanet Akademisi, demokrasi ve laiklik mücadelesi önüne kurulan bir bariyerdir’ başlığıyla yayınlanan açıklama şöyle:
“KAPATILSIN DEDİĞİMİZ DİYANET DAHA DA GÜÇLENDİRİLMEK İSTENİYOR”
Eğitim sistemi 20 yıllık AKP hükümetleri döneminde dinsel bir hale büründürüldü. 12 Eylül’den bu yana zorunlu olarak devam eden din dersinin anaokuluna kadar indirilmek istendiği dönemlerden geçiyoruz.
Diyanet, tarikatlar, cemaatler Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte çalışıyorlar. Bu radikal dinci gruplarla imzalanan protokollerle okullarda din dersi sayısı arttırıldı. Okulların büyük çoğunluğu İmam Hatip okullarına dönüştürüldü ve neredeyse bütün derslerin müfredatı dinsel içeriğe büründürüldü. Bütün bunlar yetmezmiş gibi yıllardır ana taleplerimizden biri olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılması yerine daha da büyütüp güçlendirmek adına bu kurumun bünyesinde Diyanet Akademisi kurulması için verilen kanun teklifi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Diyanet Akademi Kanunu 278 kabul, 10 çekimser, 0 red oyla Meclis’te kabul edildi.
“DEMOKRASİ VE EKONOMİYE VURULAN BÜYÜK BİR DARBE”
Kanuna göre; Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen bazı faaliyetler, bundan sonra Diyanet Akademisi bünyesinde yapılacak. Diyanet Akademisi, doğrudan Diyanet İşleri Bakanlığı’na bağlı olacak. Akademi, yüksek ihtisas, dini ihtisas ve eğitim merkezlerinden oluşacak.Ayrıca geniş yetkilerle donatılan akademide eğitim gören erkek adaylara askerlikten muafiyet de getirildi. Akademinin erkek öğrencileri, “alacakları eğitimin kesintiye uğramaması” gerekçesiyle askerlikten muaf sayılacak.Diyanet Akademisi Başkanı’na, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı’nın maaşı kadar ödeme yapılacak. Ülkemizdeki demokrasi mücadelesinin önünde en büyük bariyer olarak duran DİB’in kadro sayısının daha da artırılması, hem demokrasi mücadelesine hem de ülke ekonomisine vurulan büyük bir darbedir.
“MECLİSTEKİ SİYASİ PARTİLERİ SORUMLULUĞA DAVET EDİYORUZ”
Türkiye her geçen gün şeriata doğru gidiyor, laiklik tamamen yok edilmek isteniyor. Bu işlenen anayasal suça karşın, Diyanet Akademisi kurulmasına Meclis evet dedi.
Bizleri en çok şaşırtan durum ise bu oylamaya CHP, HDP, TİP’in ret oyu vermemesi oldu. Oylamaya katılmamak ve çekimser oy kullanmak da onaylamak anlamına gelir. CHP’li 22 vekilin evet oyu vermesi, katılan HDP’li 10 vekilin çekimser oy vermesi düşündürücü! Bu tutumlar, fırsatçı, manipülasyoncu AKP hükümetinin oyunlarına ortak olmak anlamı da taşır.
Biz Aleviler ülkenin şeriatçi bir yönetime hızla sürüklenmesinden ve bu olumsuzluğa demokrasi ve laikliği savunan partilerin ortak olmasından son derece rahatsızlık duyuyoruz. Mecliste bulunan siyasi partileri daha sorumlu davranmaya davet ediyoruz. Laiklik için ölümcül olacak adımlara dur demek gerektiğinin altını bir kez daha çiziyor ve tüm demokrasi güçlerini ortak mücadeleye çağırıyoruz.”
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Diyanet Akademisi Kanunu hakkında Mecliste yapılan oylamada ret oyu verilmemesini eleştirdi. “Nedir bu yezidi, sistemi koruma sevdanız?” diyen PSAKD yönetimi, oylama sonrası çıkan sonucu ise “Utanç tablosu” olarak yorumladı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda oylamaya sunulan ‘Diyanet Akademisi’ için 278 ‘Kabul’ 10 ‘Çekimser’ 0 ‘Red’ ile oylama sonuçlandı. Diyanet Akademisi Kanununun yasalaşmasına oyları ile karşı çıkmayan HDP, TİP ve CHP’ye ise eleştiri yöneltildi.
PSAKD Genel Merkezi, konuya ilişkin yazılı açıklama yaparak “İlle dostun attığı gül yareler beni” başlığı ile şu metni paylaştı:
“Bir kere daha anladık ve gördük ki, TBMM’de biz Alevilere dost olan çok, ama yoldaş olacak yürek yok!
Özellikle HDP, TİP ve CHP’ye sesleniyoruz.
Laiklik ve çağdaşlık karşıtı odak haline gelen Diyanet Akademi’nin kurulması ile ilgili yapılan oylamada, RED oyu verecek bir örnek vekiliniz yok muydu? Alevilere bu kadar mı yabancısınız, Alevilerden bu kadar mı korkuyorsunuz? Nedir bu yezidi, sistemi koruma sevdanız? Ülkeyi şeriatın eşiğine getiren siyasal İslamın akıl ve sermaye kaynağı Diyanetin varlığı sizi hiç mi rahatsız etmiyor? Bu sevdanız nedir böyle? Bütçesi dağları aşan bu tek dilci, tek dinci, kindar ve dindar neslin merkezi olan kurumdan beklentiniz nedir? Mecliste Alevi vekil dostlarımız var biliyoruz, bir sözümüz de onlara;
Alevi düşmanlığı yapanlara taviz vermeyin.
Sizin RED oyu veremediğiniz aslında bir zihniyettir. İşte o zihniyet okullarda kız ve erkek öğrencilerin yan yana oturmasını yasaklayan açıklama yaptı ama elbette ki sizi bu durum da ilgilendirmiyor.
Artık bir karar verin. Ya ırkçı ve şeriatçı zihniyete karşı net tavır alın, ya da biz Alevileri daha fazla oyalamayın. Çünkü biz artık herhangi bir siyasetin destekçisi ya da oy deposu olmayacağız. Artık Alevilerin ülke siyasetinde aktif olarak pozisyon alma zamanı gelmiştir. Çünkü net olarak görüyoruz ki, bu ülkede Aleviler dışında şeriattan tedirgin olan kimse yok. Destek olduğumuz partilere verdiğimiz oyların ne olduğunu sormak gerektiği bilinci ile hareket edeceğimizin de bilinmesini istiyoruz.
Bu tablo, kendisine devrimci-demokrat, Laik-Alevi misyonu biçen milletvekillerinin utanç tablosu olsun.”
PİRHA- HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Garo Paylan, Meclis Genel Kurulu’nda ‘Diyanet Akademisi’ne ilişkin konuştu. Paylan, “Bu ülkede Hristiyanlar, Museviler, Aleviler, hatta inanmayanlar vergi veriyorlar ama bu vergiler tek bir inanca harcanıyor. Bu adaletsiz bir durumdur.Dini devletin tasallutundan kurtarmak lazım. Yapmamız gereken Diyanet İşlerini bir koordinasyon kuruluna çevirmek ve denetimini yapmak” dedi.
HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, dün kabul edilen Diyanet Akademisi kurulması ile ilgili kanun hakkında Meclis Genel Kurulu’nda söz alarak konuşma yaptı.
Paylan konuşmasında, devletin tüm inançlara karşı eşit mesafede durması gerektiğini anımsatarak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir koordinasyon kuruluna çevrilmesi ve denetiminin şeffaf şekilde yapılması gerektiğini aktardı.
“VERGİLER TEK BİR İNANCA HARCANIYOR”
Demokratik bir devletin kapsayıcı kurumları olması ve devletin herkese hizmet etmesi gerektiğini söyleyen Paylan, “Bizim de bir Diyanet İşleri Başkanlığımız var. Eğer, şimdi bir kişi çıkıp, ‘Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye’deki tüm inançlara hizmet ediyor’ derse ben, şu anda bu konuşmamı derhâl durdurabilirim ama durum öyle değil. Diyanet İşleri Başkanlığı şu anda yalnızca İslam inancına ve onun yalnızca bir mezhebine hizmet ediyor. Oysa hepimiz bu devletin hizmetlerini karşılaması için vergi veriyoruz. Ben bir Ermeni Hristiyan yurttaş olarak vergi veriyorum. Bu ülkede Hristiyanlar, Museviler, Aleviler hatta inanmayanlar vergi veriyorlar ama bu vergiler tek bir inanca harcanıyor. Bu doğru mudur, bu hak mıdır? Bence değil” şeklinde konuştu.
Vergilerin tek bir inanca harcanmasının adaletsizlik olduğunu vurgulayan Paylan, “Her din adaleti vaaz ediyor. Burada siz bir adalet görüyor musunuz? Bence görmemeniz lazım. Bakın, zorunlu din dersi vardı. Ben de zorunlu din dersinde İslam inancını dinlemek için o sınıfta bulunmak durumunda kaldım ve hoca şunu anlattı; ‘Her günahı Allah affedebilir ama bir şeyi affetmez; kul hakkını affetmez’ Bakın, açıkça söylüyorum buradaki bürokratlara ve sizlere, bu yasa teklifine de ‘evet’ deyin ben, sizlere hakkımı helal etmiyorum, hakkımı helal etmiyorum” dedi.
“DİĞER İBADETHANELERE NEDEN STATÜLERİNİ VERMİYORSUNUZ?”
Söz konusu yasanın gerekçesinde, ‘İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak işlerini; din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek’ yazdığını anımsatan Paylan şöyle devam etti:
“Peki, böyle bir hizmet var, ne güzel. Ermeni Patrikhanesi’nin de aynı amacı var Rum Patrikhanesi’nin de aynı amacı var, Cemevlerinin de aynı amacı var. Siz Ermeni Patrikhanesine daha statü vermediniz, statüsü yok. Rum Patrikhanesi’nin bir statüsü yok, Cemevlerinin statüsü yok bu ülkede. Hak mıdır bu arkadaşlar, adalet midir?
“NEDEN CEMEVLERİNİN ELEKTRİĞİNİ BU DEVLET ÖDEMİYOR?”
Devam ediyor, ne diyor biliyor musunuz? ‘Din hizmetlerinin çağın ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde yürütülmesi ancak nitelikli din görevlileriyle mümkündür ve bunları eğitmemiz lazım’ diyor. Çok güzel, çok doğru. Tayyip Erdoğan da ‘Dindar nesil yetiştirmek istiyorum’ diyor. Ermeni Patrikhanesi de dindar bir nesil yetiştirmek istiyor, Ermenilerin dindar olmasını istiyor, bunun için mücadele veriyor. Peki, Ermeni Patrikhanesinin ruhban okulu açmasına niye izin vermiyorsunuz? Rum Patrikhanesi de Rumların dindar yetişmesi için mücadele veriyor, aynı buradaki amaçlar doğrultusunda, neden Rum Patrikhanesi’nin ruhban okulunu açmasını ve kendi cemaatini dindar yapmasına izin vermiyorsunuz? Neden cemevlerinin bu anlamda önünü kesiyorsunuz? On binlerce caminin elektriğinin faturasını devlet ödüyor da niye 50-100 tane kilisenin, 30-40 tane havranın elektriğini bu devlet ödemiyor? Neden cemevlerinin elektriğini bu devlet ödemiyor? Burada bir hak, adalet görüyor musunuz?” ifadelerini kullandı.
“DİNİ DEVLETİN TASALLUTUNDAN KURTARMAK LAZIM”
Osmanlı’da her cemaatin, her inancın kendi örgütlenmesini yaptığını belirten Paylan, “50 bin tane imamın maaşını veriyorsunuz, 200 papazın maaşını da verin demiyoruz biz. Onu biz karşılıyoruz, biz örgütlenmişiz. Ermeni toplumu örgütlenmiş, vakıflarını kurmuş, cemaat bağışlarda bulunuyor, papazımızın maaşını veriyoruz. Orada cem ediyoruz, bir araya geliyoruz, bu bir örgütlülüktür. Osmanlı’da İslam dini de örgütlüydü. Her mahallede, her ilçede vakıf vardı, kendileri topluyorlardı maaşlarını, caminin ihtiyaçlarını karşılıyorlardı, imamın maaşını veriyorlardı icabında. Neden böyle bir örgütlülük olmasın? Neden devlet tek bir inanca hizmet etsin? Bakın, her şeyi devlete bırakırsanız din devletleşir; doğru değil. Dini devletin tasallutundan kurtarmak lazım. Yapmamız gereken Diyanet İşlerini bir koordinasyon kuruluna çevirmek, bir koordinasyon kurulu olmalı, denetim yapmalı.
“HALKIN DİNİ ÖRGÜTLENMESİNİN ÖNÜNÜ AÇALIM”
Halk kendisi örgütlenmeli, bu örgütlülüğün önünü açalım. O zaman göreceksiniz, halk daha çok dinine sahip çıkacak, daha çok camisine, kilisesine, havrasına, cemevine sahip çıkacak. Bu yanlıştır, hak değildir, adalet değildir. Bu açıdan hepinizi kul hakkını tekrar düşünmeye, adaletli bir düzen kurmaya çağırıyorum; hak için, adalet için” diye konuştu.
PİRHA- Meclis’te ‘Diyanet Akademisi’ne dair konuşan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Diyanet Akademisi’ni kuralım fakat Diyanet Akademisi kurulurken Alevi toplumunun, farklı inanç gruplarının hakları tanınmış mı, iade edilmiş mi, varlığı kabul edilmiş mi, sosyolojisi, felsefesi görülmüş mü?” diye sordu. Bülbül, “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan, kırk yıl müderris olsa hakikatte asidir” diyen Hünkâr Hacı Bektaş’a ne itirazınız var sizin?” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, TBMM Genel Kurulu’nda, gündeme gelen Diyanet Akademisi’nin kuruluşu ile ilgili konuştu.
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) bünyesinde bir çok faaliyet alanının olduğunun altını çizen Bülbül, “Diyanet İşleri Başkanlığı, içtihatlarını, İslam’ın Hanefi mezhebi ve Maturidilik tefsiri üzerinden yürüttüğünü söylüyor. Böyle bir hakkı var mıdır? Tabii ki vardır. Fakat bu ülkede sadece Hanefiler yok. Bu ülkede Şafiiler de var, bu ülkede Aleviler de var. Şimdi Maturidi, Hanefi, Sünni, erkek ve tekçi. Bakınız, camilerde hutbe okutulurken tek dille okutuluyor, ana dilde ibadet hakkı yoktur. Kürtçe, Romanca, Arapça, Çerkezce, ibadet hakkı yoktur. Neden? Bu hutbeler camilere bu dillerde gönderilmiyor. Bu, tek dilciliğin olduğunu gösteriyor. İkincisi, tek dincilik. Hanefilik dışındaki tüm içtihatlar reddediliyor, Aleviliğe dair zaten tümden kapalı” dedi.
‘Diyanet Akademisi’nin çoğulcu felsefeyi de esas alan, din felsefelerine de açık, farklı dinlere de açık bir yapılanması olması gerektiğini vurgulayan Bülbül, “Böyle olacaksa olabilir ama tekçilik olacaksa olmaz; görünen, tekçiliğin olacağı şeklinde” diye konuştu.
DİB Başkanı Ali Erbaş’a seslenen Bülbül, şunları söyledi:
“Ali çoktur, Şah-ı Merdan bulunmaz.” İsmi “Ali” olmakla bir şey olmuyor, Şah-ı Merdan’ı anlamakla bir şey oluyor ve siz Şah-ı Merdan’ı anlamamak için bin dereden su getiriyorsunuz; Alevilik’e kapalısınız. Buradan davet ediyoruz, Alevi toplumu adına, bir Alevi olarak davet ediyoruz; 146 yıldır Alevi toplumundan alınan vergiler çeşitli vesilelerle camilere ve benzeri inanç hizmetine sunuluyor ama Alevi toplumuna bir inanç hizmeti sunulmuyor.
CEMEVİ HAKK’IN VE HAKİKATİN MAKAMI, ALEVİ TOPLUMUNUN İBADETHANESİDİR
Son olarak gördünüz cemevlerine gelen fahiş elektrik faturalarını. Bu faturalara dair ne dendi? Cemevinin varlığı kabul edilmedi ama “Cemevi konut olarak kabul edilecek” dendi. Cemevi konut değildir, cemevi Hakk’ın ve hakikatin makamı, Alevi toplumunun ibadethanesidir; bunun kabul edilmesi lazım ve bunun yanında Aleviliğe dair bakış açısındaki tekçilik, inkârcılık, reddiyenin kaldırılması lazım.
ALEVİLER OLARAK BU ÜLKENİN ESAS KURUCU YURTTAŞIYIZ
Bir yerde bir cemevi açılacak, cemeviyle ilgili soru Diyanet İşleri Başkanlığı’na soruluyor. Diyanet İşleri Başkanlığı diyor ki: “İslam’ın mabedi camidir, ‘cemevi’ diye bir yer yoktur.” Kaymakamlık ve valiler de cemevinin yapılışını reddediyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu bir reddiyeciliktir, bu bir tahakkümcülüktür. Arkasından ne yapıyorlar; tutuyorlar cemevlerine gizlice memur gönderiyorlar, “Bir hizmetiniz, bir ihtiyacınız var mı?” diye cemevlerine soruyorlar. Şimdi, bu, efendi-köle ilişkisidir. Biz Aleviler bu ülkede köle değiliz. Biz Aleviler bu ülkenin esas kurucu yurttaşıyız ve inancımızla, dilimizle, kültürümüzle, hakikatimizle bu ülkenin yurttaşıyız. Bu hakikati tanımak zorundasınız.
HÜNKÂR HACI BEKTAŞ’A NE İTİRAZINIZ VAR SİZİN?
Diyanet Akademisi’ni kuralım fakat Diyanet Akademisi kurulurken Alevi toplumunun, farklı inanç gruplarının hakları tanınmış mı, iade edilmiş mi, varlığı kabul edilmiş mi, sosyolojisi, felsefesi görülmüş mü? “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan, kırk yıl müderris olsa hakikatte asidir” diyen Hünkâr Hacı Bektaş’a ne itirazınız var sizin? “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır” diyen Yunus’a ne itirazınız var sizin? Pir Sultan’a, Şah Hatayi’ye, Virânî’ye, Yemînî’ye, Aşık Veysel’e ne itirazınız var?
EŞİT YURTTAŞLIK İLİŞKİSİ İSTİYORUZ
Eşit yurttaşlık ilişkisi istiyoruz. Eşit yurttaşlıkta inancımızın ve inancımızın mabedi olan cemevinin ve cemevinde yapılan ibadetin kabulünü istiyoruz. Bu kabul sadece sözlü olarak kabul değildir; bu kabul, yasal olarak kabuldür; bu kabul, Köy Kanunu ve Anayasa’daki değişikliklerle olur.
Yıllarca katliamlar, asimilasyon, ötekileştirme sebebiyle acılar yaşamış bir toplumun mensubu olarak, bu acıları bir yana bırakıp acılarımızı ilmimizle irfanımızla, hikmetimizle alabileceğimizi, bu ülkede eşit yurttaş olmak istediğimizi, inancımızın ve inancımızın gereklerinin tanınmasını, ana dilde ibadetin tanınmasını ve eşit yurttaşlığın tüm inanç grupları için oluşturulmasını istiyoruz.”
Bülbül son olarak Newroz’a değinerek, “Newroz’a giderken sevgili dostlar; Nevrız, Demirci Kawa’da direniş, Mansur’da ikrar, mazlumda zaferdir. 3 kibritin yarattığı ışık aşkına diyorum ki “Nevroz”a giderken eşitlik, özgürlük, adalet isteyelim” dedi.
PİRHA-Eğitim-Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Sinan Muşlu, Diyanet Akademisi açılması kararına tepki gösterdi. Muşlu, yaptığı değerlendirmede “Protokoller aracılığıyla dini tarikatlar, eğitimin tüm kademesinde öğrencilere kolaylıkla ulaşabilmekte, okullarda etkinlikler düzenleyebilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘Akademisi’ ise bu süreci hızlandıracak, MEB ve YÖK üzerinden yapacağı protokollerle eğitim ve yükseköğretimde temel bir aktör haline getirilecektir” dedi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Sinan Muşlu, TBMM Milli Eğitim Komisyonu’nda kabul edilen Diyanet Akademisi’ne dair görüşlerini paylaştı. Muşlu, “Türkiye’de gerçek anlamıyla akademiye yönelik haksız ve hukuksuz biçimde ağır bir tasfiye gerçekleştirildi. Şimdi de bu kavramın içi yeniden doldurulmak isteniyor.” diyerek AKP iktidarının eğitim politikalarını eleştirdi.
Sinan Muşlu, “Diyanet ve Akademi kavramları ancak böylesi bir iktidar döneminde karşımıza çıkabilirdi” yorumunu yaparak “Siyasi iktidar ve iktidar yandaşları her alanda olduğu gibi önce kavramların içini boşaltmayı sonra da kendilerince doldurmayı alışkanlık edindiler. Ama bu akademinin doğrudan Diyanet İşleri Başkanı bünyesinde kurulması eğitimin içeriğine dair de önemli ipuçları veriyor. Lüks ve şatafat gibi iktidar nimetleri karşılığında siyasi iktidara tam sadakat ve itaat gösteren bir kurum, eğitimi de siyasi iktidarın makbul gördüğü çerçevede, yani piyasacılığın ve dinselleştirmenin el ele verdiği biçimde yürütecektir” dedi.
“DERNEK VE VAKIFLARIN EKONOMİK GÜÇLERİ SEKTEYE UĞRAYINCA…”
Sinan Muşlu, Diyanet Akademisi uygulamasıyla birlikte “Burada önemli bir nokta var” uyarısını yaparak şu bilgileri paylaştı:
“Geçmişte, dini tarikat ve cemaat derneklerine Büyükşehir Belediyelerinden aktarılan kaynakları artık tüm açıklığıyla biliyoruz. Bu dernek ve vakıfların ekonomik güçleri sekteye uğrayınca, siyasi iktidar bu soruna daha kurumsal çözümler aramaya başladı. Haliyle finansal destekteki kesintiler sonucunda, doğrudan DİB bünyesinde kamu kaynakları kullanılarak bu işler yapılmak isteniyor. Bu nedenle önümüzdeki süreçte Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden daha fazla yurt ve kursların açılacağını söylemek mümkün olabilecektir.”
“KAYNAKLAR, İKTİDARIN İHTİYAÇLARINI KARŞILAMAK ÜZERE KULLANILIYOR”
Sinan Muşlu, Diyanet Akademisi için yapılacak sözleşmeli personel istihdamına da dikkat çekti. Atanamayan öğretmenlerin durumunu işaret eden Muşlu, “MEB bünyesinde yüz binin üzerinde öğretmen ihtiyacı varken ve her eğitim öğretim yılında 90 binler civarında ücretli öğretmen bir çok ekonomik ve özlük haklardan yoksun bir şekilde ucuz iş gücü olarak çalıştırılırken, DİB’e bu kadar bütçe ayrılarak sürekli bir kadro istihdamı yapılması ve gelinen kadro düzeyinin yoğunluğundan bir ‘akademi’ açılıyor olması aslında iktidarın genel olarak eğitim alanına ilişkin planlamalarında DİB’e nasıl bir rol biçtiğinin de göstergesi aslında. Kamu kaynakları toplumun yakıcı ve gerçek sorunlarına çözüm üretmek için değil, siyasi iktidarın ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanılıyor. Bu nedenle eğitimde ihtiyaç duyulan atamaları yapmak yerine kimi zaman daha güvenlikçi bir politikaya başvurarak bekçi istihdam etmeyi, kimi zaman ise böylesi kadrolar açmayı tercih ediyorlar.”
Muşlu, ‘eğitimde nitelik’ vurgusu yaptığı açıklamasında “Her yurttaşın nitelikli eğitim alabilmesi temel bir haktır. Bu temel hakkın kullanılabilmesi için Milli Eğitime daha fazla bütçe ayrılması ve ihtiyaç duyulan tüm kadroların atanması gerekir. DİB’e ayrılan istihdam yerine ve yine atanan binlerce bekçi yerine eğitimin ihtiyacı olan öğretmen, yardımcı hizmet personeli, idari ve teknik kadro atamaları ihtiyaç duyulan sayıda yapılsaydı, okullarımızın fiziki ve teknik alt yapıları çoğaltılıp güçlendirilseydi bugün böyle bir sorunu konuşmuyor olacaktık” ifadelerini de kullandı.
Sinan Muşlu, MEB’in DİB’le ve birçok vakıf-dernekle yapmış olduğu protokolleri de hatırlatarak şu yorumda bulundu:
“Dinin daha fazla eğitimde yer edinmesi sonucunda yurttaşlarımızın bilimsel, demokratik ve laik eğitim hakkının önüne geçilmiş olunmaktadır. Eğitim dinselleştirildiğinde, siyasi iktidar tarafından ‘makbul olan’ ve ‘olmayan’ diye insanlar ayrıştırıldığında, herkesin bu haktan yararlanma biçimlerine müdahale edilmiş ve eşit yurttaşlık ilkesinin bir ayağı ortadan kaldırılmış olur. Haliyle niteliği de bilimsel olarak değil, siyasal iktidarın tercihleriyle belirlenir. Halbuki eğitim, çocukların potansiyellerini keşfedecekleri ve yaratıcılıklarını geliştirecekleri bir alandır. Bu ilkeyi yok saydığınızda makbul nesiller tarifi yapmaya başlar, toplumu kutuplaştırır, temel hak ve özgürlükleri yok sayar ve eğitimi, bilimsel niteliklerini zayıflatırsınız.
Sinan Muşlu, okul öncesi 4-6 yaş için de zorunlu hale getirilmek istenen din derslerinin bir çok yanlış barındırdığını vurgulayarak konuşmasına şu cümlelerle son verdi:
“MEB’in okul öncesi okul sayılarını paylaşarak ve ‘ana okullarının, ana sınıflarının sayılarını şu kadar arttırdık’ diye övünmesi ile şura kararı haline getirdikleri okul öncesinde din eğitimi ve DİB ‘akademisi’ arasında bağlar vardır ve iktidarın geleceğe dair ‘dindar nesiller’ hedefine hız kazandırdığını gözlemlemek mümkündür. 4-6 yaş arasına dayatılan din eğitim asla kabul edilmemelidir. Ancak temel sorun tüm eğitim sistemindeki dinselleştirmedir. Yapılan protokoller aracılığıyla dini tarikat ve cemaatler eğitimin tüm kademesinde öğrencilere kolaylıkla ulaşabilmekte, okullarda etkinlikler düzenleyebilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘Akademisi’ ise bu süreci hızlandıracak, MEB ve YÖK üzerinden yapacağı protokollerle eğitim ve yükseköğretimde temel bir aktör haline getirilecektir. Üstelik bu durum ilgili taslakta da yer almakta, ‘Diyanet Akademisi dini yüksek ihtisas, dini ihtisas ve eğitim merkezlerinden oluşur.’ denilerek protokoller yoluyla okul öncesinden yükseköğretime kadar tüm alanlara, DİB’in müdahil olacağı anlaşılmaktadır. Bunun kabul edilebilmesi mümkün değildir. Öğrenciler siyasi iktidarların, hükümetlerin üzerlerinde istedikleri tasarrufta bulunacağı nesneler değillerdir. Her biri hakları olan bireyler olarak görülmelidir. Yoksul ailelerin çocuklarının açık liseye, imam hatip liselerine ve meslek liselerine nasıl mahkum edildiğini hep birlikte deneyimliyoruz. Çünkü siyasi iktidar uzun zamandır bir toplum mühendisliği yapmaya odaklanmıştır. Bu nedenle de çocuk haklarını, insan haklarını, temel hak ve özgürlükleri yok saymaktadır. Kendisinden olana tüm imkanları seferber ederken, makbul görmediği kesimlere de yasakçı ve dayatmacı yaklaşmaktadır. Bu durum da kuşakların harcanmasına yol açmaktadır.”