Etiket: diyanet başkanlığı

  • Fırat, Diyanet Başkanlığı’nın kamusal alanlara yönelik dinsel müdahalelerine ilişkin soru önergesi verdi

    Fırat, Diyanet Başkanlığı’nın kamusal alanlara yönelik dinsel müdahalelerine ilişkin soru önergesi verdi

    PİRHA- Milletvekili Celal Fırat, Diyanet Başkanlığı eliyle yapılan dinsel müdahalelerin yaratacağı mağduriyetler hakkında TBMM’ye soru önergesi verdi. Fırat, ” Başta eğitim alanı olmak üzere, Diyanetin her türlü kamusal alana müdahalesi, Anayasanın laiklik ilkesine aykırı değil midir?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Diyanet Başkanlığı eliyle, kamusal alana dinsel müdahaleler ve tüm halklar ve inançlar açısından ortaya çıkacak yeni mağduriyetler hakkında TBMM’ye soru önergesi verdi.

    “İNANÇ FARKLILIKLARINI BASKI ALTINA ALMA AMACI TAŞIDIĞI ANLAŞILMAKTADIR”

    “2/3046 Sayılı Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kapsamında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın teşkilat yapısında ve personel rejiminde yapılan değişiklikler kamuoyunda çeşitli tartışmalara ve tepkilere yol açmıştır” diyen Celal Fırat, şunları ifade etti:

    Özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı kadrolarda yapılan genişlemeler, idari yetkilerin artırılması ve yeni personel alımlarına ilişkin düzenlemeler, kurumun anayasal sınırları içerisinde kalıp kalmadığı ve laiklik ilkesine uygunluğu bakımından önemli riskler taşımaktadır.

    2025 yılı bütçesinde birçok bakanlığı geride bırakan ve devasa mali kaynaklara sahip olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na, son yasa teklifi ile dini yayınları denetleme, mushafları onaylama, mealleri imha ettirme, dijital içerikleri erişime engelleme gibi geniş yetkiler verilmesi, hem Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan laiklik ilkesine hem de ifade ve inanç özgürlüklerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Ayrıca, cezaevleri, yurtlar, okullar, hastaneler gibi kamusal alanlara yönelik tek mezhep temelli ‘manevi danışmanlık’ hizmetlerinin yaygınlaştırılması, dinin belirli bir yorumu üzerinden topluma müdahale niteliği taşımakta ve inanç farklılıklarını baskı altına alma amacı taşıdığı anlaşılmaktadır”

    “DEVLETİN TEK BİR MEZHEBİN YORUMUNU RESMİ KABUL ETMESİ, TOPLUMSAL KUTUPLAŞMAYI DERİNLEŞTİRECEKTİR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tarihsel olarak Sünni-Hanefi yorumu esas alan bir yapı olarak, diğer mezheplerin ve inanç gruplarının haklarını gözetmeden faaliyet gösterdiğini belirten Celal Fırat şunları ekledi:

    “Alevi yurttaşlar başta olmak üzere, dini çoğulculuğu savunan çevrelerin sistematik biçimde dışlandığı, muhalif ilahiyatçıların ve düşünürlerin yorumlarının ‘sakıncalı’ sayıldığı bir ortamda, devletin tek bir mezhebin yorumunu resmi kabul etmesi, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirecektir.

    Kur’an meallerine yönelik sansür uygulaması, farklı yorumlar sunan akademisyenlerin, araştırmacıların, hatta Müslüman olmayan yazarların düşünce özgürlüğünü hedef almakta; Afganistan İslam Emirliği tarzı bir dinsel otorite kurma endişesini doğurmaktadır. Her şeyden çokta, Diyanet Baskanlığı eliyle, kamusal alana dinsel bir müdahale yapılmaktadır.”

    “DÜŞÜNCE, İFADE VE DİN ÖZGÜRLÜĞÜNE AYKIRI DEĞİL Mİ?”

    Fırat, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    1. Başta eğitim alanı olmak üzere, Diyanetin her türlü kamusal alana müdahalesi, Anayasanın laiklik ilkesine aykırı değil midir?

    2. Kamusal alandaki çok farklı dinsel, mezhepsel, inançsal toplulukların ve Alevilerin yaşamına bu şekilde müdahale etmek, din inanç ve vicdan hürriyetine aykırı değil midir?

    3. Alevilerin tüm taleplerine rağmen, inanç özgürlüğüne dair gerekli tanınma ve yasal düzenlemeler için hiçbir adım atılmazken, Diyanetin gücünü daha da artıran bu düzenlemeye neden ihtiyaç duyulmuştur?

    4. Diyanet İşleri Başkanlığı’na “onay/mühürsüz” Kur’an meallerini toplatma ve imha etme yetkisi hangi gerekçeyle tanınmaktadır? Bu yetki Anayasa’nın 24. ve 26. maddelerinde güvence altına alınan düşünce, ifade ve din özgürlüğüne aykırı değil midir?

    5. Diyanet’in görüşünü benimsemeyen Şii, Caferi, Şafi ya da farklı mezhep ve İslam anlayışlarına sahip toplulukların, Kur’an yorumları da bu kapsamda yasaklanacak mıdır?

    6. Bu düzenlemelerin, İslam düşüncesinin çeşitliliğini yok ederek yalnızca “resmi din” anlayışını tesis etmeye yönelik bir araç olarak kullanılacağı yönündeki eleştirilere dair Başkanlığınızın yanıtı nedir?

    7. Mevcut anayasada, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının laik bir devlette herhangi bir dinî yorumun baskısı altında kalmadan kendi inançlarını ve düşüncelerini özgürce yaşaması hakkı belirtilmişken, bu düzenleme ile devlet eliyle dinsel tekel oluşturulması hangi anayasal dayanakla meşrulaştırılmaktadır?

    8. İnternet ortamında “İslam’a uygun olmayan” içeriklerin erişime engellenmesi kararını verme yetkisinin Diyanet’e verilmesi, ifade özgürlüğü ve düşünce açıklama hakkıyla nasıl bağdaştırılmaktadır?

    9. Cezaevleri, öğrenci yurtları, hastaneler gibi kurumlarda verilecek “manevi danışmanlık” hizmetlerinin içeriği, denetimi, mesleki yeterlilik ve etik kodları hangi kriterlere göre belirlenecektir?

    10. 2025 bütçesinde Diyanet’e ayrılan kaynak, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarının da önüne geçmiştir. Bu bütçe kaleminin gerekçesi nedir? Bu kaynak, farklı inanç gruplarına eşit hizmet sunacak biçimde nasıl kullanılacaktır?

    11. Yapılan düzenlemelerle Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı taşra teşkilatları ile merkez kadrolarında kaç yeni kadro ihdas edilmiştir? Bu kadroların maliyeti kamu bütçesi açısından ne kadardır? Diyanet’in personel yapısındaki bu artış, kamuda tasarruf tedbirleriyle çelişmiyor mu?

    12. Laiklik ilkesine uygunluk bakımından yapılan bu değişikliklerde herhangi bir anayasal denetim ya da değerlendirme yapılmış mıdır?

    PİRHA/ANKARA

  • Diyanet’in bütçesine yine rekor pay; diğer kamu kurumlarını geride bırakıyor

    Diyanet’in bütçesine yine rekor pay; diğer kamu kurumlarını geride bırakıyor

    PİRHA-Bu yıl 36,1 milyar TL’lik bütçesiyle çok sayıda kamu kurumunu geride bırakan, Diyanet’in bütçesi 2024’te 91,8 milyar TL’ye yükselecek. 2026’da ise 131,1 milyar TL’ye fırlayacak.

    Ülke ekonomisinin 2024-2026 dönemine yönelik hedef ve politikalarının yer aldığı Orta Vadeli Program (OVP), Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçeden aldığı payın artacağını öngördü. Bu yıl 36 milyar 186 milyon 871 bin TL’lik bütçesi ile çok sayıda kamu kurumunu geride bırakan başkanlığa, önümüzdeki yıl, 2023 bütçesinden yüzde 154 oranında daha fazla para teklif edilecek. Diyanet’in bütçesi, 2026’da 131,1 milyar TL’ye kadar yükselecek.

    DİYANET’E 2024’TE 91 MİLYAR 824 MİLYON 805 BİN TL BÜTÇE ÖNERİLECEK

    BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; 2024-2026 dönemine yönelik planda, Diyanet’e 2024’te 91 milyar 824 milyon 805 bin TL bütçe önerilecek. Başkanlık, önümüzdeki yılın bütçesinin 77,5 milyar TL’sini ‘personel gideri’ olarak kullanacak. Plana göre başkanlık, 2024’te 2,5 milyar TL’lik ‘mal ve hizmet alımı’ gerçekleştirecek.

    Başkanlığa 2025’te ise 113 milyar 915 milyon 601 bin TL’lik bütçe teklif edilecek. Diyanet’in bu dönemdeki personel masrafı, 96,2 milyar TL olacak. Başkanlığın ‘mal ve hizmet alım’ ödeneği ise 2025’te 3 milyar TL’ye artırılacak.

    DİYANET 2026’DA YENİ BİR REKORA İMZA ATACAK

    Diyanet, 2026’da ise bütçesi ile rekora imza atacak. Başkanlığa 2026 için teklif edilmesi planlanan para, 131 milyar 134 milyon 978 bin TL. 2026’daki ‘personel gideri’ 110,9 milyar TL’yi, ‘mal ve hizmet alım gideri’ ise 3,4 milyar TL’yi bulacak.

    “Aza tamah” öğütleyen Diyanet Başkanlığı 2024’te toplam 41 genel bütçeli idaresinden 25’inden, 2025 ile 2026 yılında ise 26’sından daha fazla bütçe alacak. Diyanet, bu yılın ocak ila haziran döneminde toplam 19 milyar 693 milyon TL harcamıştı. Geçen yılın aynı döneminde ise başkanlığın kasasından 9,8 milyar TL çıkmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’den Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında suç duyurusu

    HDP’den Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında suç duyurusu

    PİRHA-HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulundu. HDP, “Skandal bir dilekçeyle Kobanî Kumpas Davası’na müdahil olmak isteyen Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulunduk” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, dilekçeyle Kobanî Davasına müdahil olmak isteyen Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında ‘Hakaret, Görevi Kötüye Kullanma, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama, Nefret ve Ayrımcılık Suçu’ işlediği gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

    “HDP, DİĞER PARTİLERDEN AYRIŞTIRILMIŞTIR ”

    Verilen dilekçede şunlar yer aldı:

    “Şüpheli idare ekte sunulan beyan dilekçesinde müvekkilleri yer yer “terörist”, “yıkıcı”, “bölücü” olarak tanımlamanın yanı sıra yer yer “sapık akım ve gruplar” olarak tanımlamıştır. Şüphelinin müvekkiller hakkında kullanmaktan çekinmediği ifadeler, bir başka kişiye karşı kullanımı toplumsal ve gündelik dilde hoş karşılanmayan, sövme niteliği taşıyan, küçük düşürme, şeref, saygınlık ve manevi varlığını zedeleme amacıyla sarf edilen bir küfür/hakaret kelimesi olduğu hukuken tartışma gerektirmeyecek kadar açıktır. Bu nedenle şüpheli tarafından, 5237 sayılı Yasanın 125. maddesinin bir ve ikinci fıkraları kapsamında ‘hakaret’ suçu işlendiği kabul edilmelidir.
    Anayasanın 17. maddesinin birinci fıkrası uyarınca herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasanın 17. maddesinde yer alan “manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Başka bir deyişle kişisel itibarın korunması hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının koruması altındadır ve şeref ve itibarı etkileyen sözel ve fiziksel saldırılar ve basın yayın yolu ile yapılan saldırılara karşı bireyin korunmaması hâlinde bahse konu fıkra ihlal edilmiş olacaktır.
    Diyanet İşleri Başkanlığının görevi ve misyonu; toplumun dini, ahlaki ve manevi değerlerini sürekli canlı tutmak amacıyla İslâm dininin temel kaynaklarına dayalı doğru ve güncel bilgi ile toplumu din konusunda aydınlatmak, inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, ibadet yerlerini yönetmek, toplumun dini, ahlaki ve manevi değerlerini sürekli ayakta tutmak, bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlamak iken müvekkillerin yargılandığı dosyada gerçeğe aykırı beyanlarla müvekkillerin mağduriyetine çaba harcanmaktadır. Şüpheli idarenin bahse konusu filleri 5237 sayılı Yasanın 257. maddesinde tanımlanan ‘görevi kötüye kullanma suçuna’ vücut vermektedir.

    “NEFRET DİLİNİN HAKİM OLDUĞU BEYANLAR SUNULMUŞTUR”

    Daha da önemlisi şüpheli idare misyonu ve görevleri ile çelişmekle kalmayıp fiil ve davranışları ile ‘nefret ve ayrımcılık suçu’ işlemiştir. Siyasi parti üyesi olan müvekkiller ve partinin kendisi hiçbir hukuki gerekçe olmaksızın ve kesinleşmiş bir yargı kararı yok iken nefret dili ile terörize edilmiştir. Şüpheli Başkanlık kullandığı dil ile misyonuna aykırı olarak müvekkil partiyi toplumdan ayrıştırmıştır. Müvekkil parti, ülke çapında faaliyet gösteren diğer partilerden ayrıştırılmış ve nefret dilinin hakim olduğu beyanlar sunulmuştur. Suç konusu beyanlar önyargıdan beslenen ayrımcılık ve maddi–manevi şiddet unsurları kümülatif olarak bulunmaktadır. Bu suçun iddia makamı tarafından daha iyi anlaşılması için bu iki unsuru biraz daha açma zarureti duyuyoruz.

    Nefret suçlarına ilişkin birinci unsur önyargı ve önyargıdan kaynaklanan toplumsal kabul görme olasılığı bulunan negatif ayrımcılıktır. Toplumsal kabul görme olasılığı nefret suçlarını, sıradan suçlardan ayırır. Fail; mağdurun ırk, dil, etnisite, ulus, cinsel tercih, yaşı, bedensel engeli ya da benzer nitelikteki genel faktörlerden herhangi biri nedeniyle, aynı özelliği taşıyan guruba suç yoluyla mesaj vermektedir. Suçu işleyen ‘muhafaza edilen özelliği’ taşıyanı kasıtlı olarak ‘hedef’ seçer. ‘Hedef’ bir ya da birden fazla kişi veya belli özellikleri paylaşan bir grupla özdeşleşmiş özelliği imha amaçlıdır. Ancak eylemde imha esas amaç olmayıp, bu imha eylemi fail, mağdur ve mağdurun ait olduğu topluma mağdur üzerinden olumsuz bir mesaj yollar. Nefret suçu işleyen fail, suçun mağduru bireye olumsuz hiçbir şey hissetmeyebilir ancak hedefin üyesi olduğu özellik hakkında beslediği düşmanca fikirler veya duyguları onu bu suçu işlemeye itmektedir. Failler kendisini tanımladığı grubun dışındaki herkese düşmanlık hissedebilir. Nefret suçları ayrımcılıktan beslenir ancak nefret suçu, ayrımcılıktan daha net eylemler olarak kabul ediliyor. Nitekim ayrımcılığın önlenmesiyle ilgili yasalar genellikle iş, mal ve hizmetlerden yararlanılmasını veya bir başka hakkın kullanılmasını engellemeyi yasaklarken, nefret suçları ceza kanunlarında tanımlanmış cinayet, yaralama, mülkiyetin tahrip edilmesi, hakaret, özel hayata tecavüz vb. fiili eylemleri içerir. Nefret suçları şiddetin toplumsal meşruiyet arayan halidir. Bu nedenle nefret suçlarının soruşturulması, suçun araştırılması, kovuşturulması, yargılanması vb. her aşaması son derece büyük dikkat gerektirir. Nefret suçlarıyla ilgili olarak doğru bir veri ve istatistiki bilgileri elde etmek pek mümkün değildir. Bunun en önemli nedeni ise birçok kurbanın bu tür saldırıları bildirmek için isteksiz olması, nefret suçları ispatta yaşanan zorluklar ve kamu görevlilerinin bu konudaki duyarsızlıklarıdır. Bu isteksizlik genellikle mağduriyetin getirdiği sarsıntının yanı sıra misilleme korkusu, kurbanların daha önce şikâyet sonrası yaşadıkları olumsuz deneyimler neden olmaktadır. Diğer bir anlatımla nefret suçunun kaynağı toplumsal, faili meçhuldür. İnsanın tek başına yaratamayacağı, aslında çoğunun mesnedi dahi olmayan, anlamsız, ancak kökleri çok derine işleyen bir suçtur.

    Nefret suçlarına ilişkin ikinci unsur şiddet içermesidir. Bu şiddet maddi–manevi olabilir. Her ne kadar kanun koyucu ve yasa uygulayıcıları hukuki yaptırımda bulunmak için maddi şiddet aramakta iseler de esasında maddi şiddet kadar tehlikeli olan manevi şiddet göz ardı edilmemelidir. Manevi şiddet, nefret suçu mağdurunu yeni bir nefret suçlusu (faili) olmaya hazırlayan en önemli araçtır. Manevi şiddetle işlenen suçlarda oluşan zarar görülememekte, görülemeyen zararda telafi edilememektedir. Telafi edilmeyen zararlar daha sonra daha büyük sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır. Nefret suçları diğer klasik suçlardan “suç her ne kadar bireylere karşı işleniyorlarsa da aslen hedef alınan o bireyin üyesi olduğu sosyal grup” olması sebebiyle çok daha tehlikeli bir suçtur.

    Nefret suçları, genellikle bireylerin veya toplumun zihninde yer alan soyut durumlardır. Nefret suçlarının eyleme dönüşmesi çok farklı zamanlarda, şekillerde ve genellikle belli belirsiz olarak ortaya çıkmaktadır. Diğer bir şekilde ifade etmek gerekirse üstün ırk söyleminden, kan bağı dayanışmasına, ulusal değerlerin korunması söyleminden, hemşericiliğe, cinsiyet dayanışmasından, milliyetçiliğe yayılan yelpazede nefret suçları farklı görünümler arz etse de, esasında nefret suçlarında çok ciddi değişiklikler yaşanmamaktadır. Sonuçta olarak müvekkiller üzerinden devletin resmi ideolojisine mensup olmayan ve etnik kökenini taşımayan, farklı düşünen ve inanan halk kesimleri de bu suçun mağduru olmaktadır. Bu haliyle tüm topluma karşı işlenmiş bir suça dönüşmüştür.

    Şüpheli, fiili ile ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ suçunun oluşumuna da sebebiyet vermiştir. ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ unsurlarının somut eylemlerde oluşup oluşmadığının değerlendirilmesinde politik kaygıların da dikkate alındığı görülmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Diyanet, hangi Alevi Dernekleri ile işbirliği yapmıştır?’

    ‘Diyanet, hangi Alevi Dernekleri ile işbirliği yapmıştır?’

    PİRHA-CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ‘Alevilik’ adı altında Dersim’deki onlarca kişinin ‘Alevi Dedesi’ gibi gösterilerek hizmet pasaportuyla yurt dışına gönderildiğini Meclis gündemine taşıyarak, “Diyanet İşleri Başkanlığı, hangi Alevi Dernekleri ile işbirliği yapmıştır ve bu derneklere ne kadar para aktarılmıştır?” diye sordu.

    Son günlerde ülke gündemine art arda yansıyan AKP’li belediyeler aracılığıyla yurt dışına insan gönderildiği ve bunlardan birçoğunun iltica ettiği haberlerine Dersim’de eklendi. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 2018 yılında Dersim’de Newroz ve Hıdırellez görevlendirmesi adı altında aralarında çocuklarında bulunduğu yüzlerce kişinin Alevi Dedesi vasfı taşımamasına rağmen dönemin kamu yöneticileri ile Diyanet yetkilileri tarafından ‘Dede’ oldukları onaylanarak yurt dışına gitmelerinin önünün açıldığı ve gri hizmet pasaportuyla yurt dışına Alevi Dedesi olarak gönderilen bu kişilerden bir kısmının ülkeye dönmediği ortaya çıktı.

    “İLİMİZİN BÖYLE HASSAS BİR KONUDA YASA DIŞI ORGANİZASYONA ALET EDİLMESİ SİZCE DOĞRU MUDUR?”

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yazılı olarak yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi sunan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu, “AKP hükümetleri dönemince Alevi yurttaşlara dönük eşit yurttaşlık anlayışından uzak ayrımcı yönetim uygulamaları gün gibi ortada iken, büyük çoğunluğunu Alevilerin oluşturduğu Tunceli ilimizde, böylesi hassas bir konunun istismar edilerek yasa dışı bir organizasyona alet edilmesi sizce doğru mudur” diye sordu.

    CHP Milletvekili Şaroğlu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a şu soruları yöneltti:

    “1-Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 2018 yılında organize edilen bir etkinlik kapsamında, bir grubun Alevi Dedesi gibi gösterilerek yurt dışına çıkarıldığı ve bunlardan bir kısmının ülkeye geri dönmediği iddiaları doğru mudur?

    2-Bu iddialar doğru ise bu gibi organizasyonlar ile yurt dışına toplamda kaç kişi gönderilmiş ve bunların kaçı ülkeye geri dönüş yapmamıştır? Bu kişiler arasında reşit olmayan kişiler var mıdır?

    3-Söz konusu yurt dışı gezisi kapsamında gerçekleştirilen mülakatta Alevi Dedesi vasfı taşımamasına rağmen bu şekilde gösterilmesine olanak sağlayan kamu yöneticileri hakkında idari bir soruşturma başlatılmış mıdır? Bu kişiler arasında FETÖ’den ihraç edilenler olduğu iddiaları doğru mudur?

    4-Yurt dışına gönderilenler arasında yer alanlardan 5 kişinin uyuşturucu, hırsızlık ve ihaleye fesat karıştırmaktan adli dosyaları olduğu 2 kişinin de örgüt üyeliği suçundan yargılandığı iddiaları gerçeği yansıtmakta mıdır? Eğer böyle ise haklarında bu gibi suçlamalar bulunan kişilerin yurt dışına çıkarılmasına neden göz yumulmuştur?

    5-Diyanet İşleri Başkanlığı, bu organizasyonu gerçekleştirebilmek için hangi Alevi Dernekleri ile işbirliği yapmıştır ve bu derneklere ne kadar para aktarılmıştır?

    6-AKP hükümetleri dönemince Alevi yurttaşlara dönük eşit yurttaşlık anlayışından uzak ayrımcı yönetim uygulamaları gün gibi ortada iken, büyük çoğunluğunu Alevilerin oluşturduğu Tunceli ilimizde, böylesi hassas bir konunun istismar edilerek yasa dışı bir organizasyona alet edilmesi sizce doğru mudur?”

    PİRHA/ANKARA

  • Özen, Cumhurbaşkanlığı’na sordu: Diyanet ‘Alevi’ uzmanlarını ne amaçla gönderdi?

    Özen, Cumhurbaşkanlığı’na sordu: Diyanet ‘Alevi’ uzmanlarını ne amaçla gönderdi?

    PİRHA-HDP Milletvekili Zeynel Özen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Tunceli’den seçip gönderdiği fakat geri dönmeyen sözde “Alevi uzmanı” olarak tanımlanan bazı kişilerin akıbetini sordu. Özen, “Diyanet Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Alevilerle ilgili bu görevlendirmeyi neye göre ve hangi kıstasları baz alarak yapmıştır?” dedi. 

    Son zamanlarda gündeme gelen belediyeler ve çeşitli kamu kurumları aracılığıyla alınan gri renkteki hizmet pasaportları aracılığıyla yurt dışına iltica edilmesini ve bu yöntemin Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından da kullanılmasını HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a sordu.

    “SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU AMA ÜZERİ KAPATILDI”

    Diyanet İşleri Başkanlığının Dersim’den seçip gönderdiği fakat geri dönmeyen sözde “Alevi uzmanı” olarak tanımlanan bazı kişilerin de bu yolla yurt dışına iltica ettiğinin ortaya çıkmasıyla ilgili konuşan Özen şunları dile getirdi:

    “İçlerinde 15 yaşında çocukların da dahil olduğu, Alevilikle ilgi ve bilgisine dair ciddi soru işaretleri olan bazı kişilerin Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla, yurt dışındaki Alevi canlara inanç faaliyeti gerçekleştirmek için gönderildiği bildirilmiştir.

    Öte yandan Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un kamuoyuna yansıyan bazı açıklamaları bu gezinin inanç boyutundan öte bir amaca hizmet ettiğini göstermiştir. Ali Ekber Yurt, 2018 yılında, yurt dışına gitmek isteyenlerin kendisine para vermeyi teklif ettiğini, bunu kabul etmediğini sonrasında ise; aralarında madde bağımlıları dahil Alevilikle alakasız bazı kişilerin Diyanet İşleri Başkanlığı il temsilciliğine para vererek yurt dışına çıktıklarını öğrenince de Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduğunu belirtti. Yurt, ancak savcılığın olayı kapattığını, kovuşturmaya gerek görmediğini ifade etti.”

    Milletvekili Özen, bu bağlamda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a şu soruları yöneltti:

    -Cemevlerini bir ibadethane olarak tanımayan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin din dersleri ve cemevleri ile ilgili tamamı müspet yöndeki kararlarının uygulanmasına karşı çıkan Diyanet İşleri Başkanlığı, neden Avrupa’daki Alevilere sözde uzman gönderip Aleviliği öğretme ihtiyacı duymuştur?

    -Bu sözde uzmanların gönderildiği Almanya gibi bazı Avrupa ülkelerinde, cemevlerinin zaten hâlihazırda ibadethane olarak tanındığını ve Aleviliğin okullarda ders olarak okutulduğunu bilmiyor mudur?

    -Diyanet İşleri Başkanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Alevilerle ilgili bu görevlendirmeyi neye göre ve hangi kıstasları baz alarak yapmıştır?

    -Diyanetin gönderdiği bu kişilerin akıbetine dair herhangi bir bilgi mevcut mudur? Kaç tanesi geri dönmeyip iltica etmiştir?

    -Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un iddiaları doğrultusunda ücret karşılığında gönderildiği söylenen kişilerin Diyanet İşleri Başkanlığındaki bağlantıları kimlerdir?

    -Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı bazı yetkililerin bu yurtdışına yapılan insan kaçakçılığında ücretli aracılık yapıldığına dair iddialar araştırılmış mıdır? Araştırılmadıysa bugüne kadar yapılan birçok suç duyurusuna rağmen neden araştırma ihtiyacı duyulmamış ve bunda sorumluluğu olan yetkililerin yargılanmasının önü açılmamıştır?

    PİRHA/ANKARA