PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin basın açıklaması yaparak, “Siyasal iktidarı bir kez daha yanlıştan dönmeye, kadınların yaşam güvenceleri olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararından vazgeçmeye çağırıyoruz” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi.
PSAKD Diyarbakır Şubesi tarafından gerçekleştirilen, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin basın açıklamasını Sergül Akcan Pilatin okudu. Pilatin, “TBMM’nin iradesi dışında hiçbir makam tek başına kararnameyle kanunu ortadan kaldıramaz. Bu madde uyarınca yürürlüğe giren uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir ve Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne gidilemez. Sözleşmenin feshinde tek yetki TBMM’dedir” dedi.
Kadınların, çocukların, LGBTİ+ bireylerin yaşam haklarının hiç kimsenin kişisel iradesine bırakılamayacağına vurgu yapan Pilatin, “Ülkemizde her gün en az bir kadın cinayeti yaşanmaktadır. Kadınlara dönük şiddet, taciz ve tecavüz vakaları çok büyük boyutlara ulaşmış durumdadır. Birçok kadın ev içi şiddete maruz kalmakta, yasaların yeterince uygulanmaması ve koruyucu destek mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle de bu şiddetten kendilerini koruma imkanı bulamamaktadırlar. Yine birçok kadın yasaların uygulanmasındaki isteksizlikler ve eksiklikler yüzünden neredeyse her gün erkek cinayetlerine kurban gitmektedirler. Bunun dışında kadınlar toplumsal, kültürel, ekonomik ve siyasal yaşamın her alanında ayrımcı ve ötekileştirici politikalarla karşı karşıya gelmektedirler. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dönük en ufak bir adımda dahi bu gerici odaklar ayağa kalkmaktadırlar. Bu söylemlerden cesaret alanlar kadınlara şiddet uygulamakta ve onları katletmektedir. Yargı kadına dönük şiddet karşısında yasaları tam olarak uygulamamakta ısrar ekmektedir. Yargı ayrıca kadın katillerine çeşitli uyduruk bahanelerle büyük ceza indirimleri uygulamaktadır. Defalarca tehdit edildiklerinden dolayı korunma talep eden birçok kadın yasalarda tanımlı tedbirlerin alınmaması nedeniyle göz göre göre katledilmişlerdir” dedi.
“KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR”
Evinde, iş yerinde ve okulunda tacize maruz kalan kadınların çoğu koruyucu ve destekleyici mekanizmaların yokluğu nedeniyle susmak zorunda kaldıklarını söyleyen Pilatin, susmayan kadınların ise suçlu ilan edilip saldırıya uğradığına ve kendileri haksız gösterildiğine dikkat çekti.
Pilatin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bütün bunlar kadınlara dönük şiddeti, ayrımcılığı sürekli teşvik etmekte ve büyütmektedir. Siyasal iktidar ise kadın cinayetlerini münferit vakalarmış gibi göstermeye çalışmaktadır. Ama bunun doğru olmadığı, kadına dönük şiddetin ataerkil gerici anlayışın toplumsal ve siyasal alandaki hakimiyetinden kaynaklı olduğu açık bir gerçektir. Bu yüzden kadın cinayetleri politiktir. Ayrıca eğitim alanındaki gerici uygulamaların yanı sıra getirilen birtakım yasal düzenlemelerle çocuk yaşta yapılan evliliklerin önü açılmıştır. Çocuk istismarları çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Çocuk istismarlarıyla sürekli gündeme gelen vakıf adını kullanan tarikatlar Milli Eğitim Bakanlığı tarafından güçlü bir şekilde desteklenmektedir. Durum bu iken siyasal iktidar kadınların yaşam güvencelerini sağlayacak yasal tedbirleri uygulayacağı yerde uluslararası hukukta kadınların en önemli yaşam güvenceleri olan İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırmıştır.”
“BÜTÜN KADINLARI MÜCADELEYİ BÜYÜTMEYE VE GÜÇLENDİRMEYE DAVET EDİYORUZ”
İstanbul Sözleşmesi 2014’ten beri yürürlükte olan ve kadınlara dönük şiddetin kaynağının toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile kadınlara dönük ayrımcı politikalar olduğunu belirten Sergül Akcan Pilatin, “Siyasal iktidarı bir kez daha yanlıştan dönmeye, kadınların yaşam güvenceleri olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararından vazgeçmeye çağırıyoruz. Yapılması gereken kaldırmak bir yana sözleşmenin tam olarak ve hakkıyla uygulanmasıdır. Bu yapılmadığı takdirde kadınlar yaşam güvencelerini, yasal haklarını savunacaklar, eşitlik ve özgürlük mücadelelerinden asla vazgeçmeyeceklerdir. Bütün kadınları şiddete ve ayrımcılığa karşı eşitlik, özgürlük ve adalet için kadın mücadelesini alanlarda büyütmeye ve güçlendirmeye davet ediyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- Kakai İnanç Heyeti’nin Diyarbakır’daki kurum temasları Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Rosa Kadın Derneği’ni ziyaretleri ile devam ediyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi ve Rosa Kadın Derneği’ni ziyaret eden Kakai heyeti karşılıklı bilgi paylaşımında bulundu.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Eş Başkanları ve yöneticilerinin eşlik ettiği ziyaretlerde Türkiye’’deki Alevileri tanımak, dergahların Alevi inancındaki yerini kavramak, inançlarını özgürce ifade edip etmediklerini öğrenmek için çeşitli sorular sorarken, PSAKDyöneticileri de Kakailer hakkında bilgi edindiler.
“DEVLET, HER TÜRLÜ ASİMİLASYONA BAŞVURUYOR”
Ziyarette konuşan PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman coğrafyaların sınırlar ile bölünmesinin inançlar arasındaki diyaloğu zayıflattığı ancak bunun önüne geçemediğini vurguladı. İktidarların böl,parçala, yönet mantığıyla inançlar ve halklar üzerinde katliam ve inkarı geliştirdiğini ifade eden Koluman, cezaevinde tutuklu bulunan Alevi kurum başkanları, pirleri ve gazetecileri hatırlattı. Koluman sözlerinin devamında, “Heyetin girişimlerde bulunmasından büyük onur duyduk. Devlet, Alevilerin hak ve kazanımlarının önüne geçmek amaçlı her türlü asimilasyon politikası ve yönteme başvuruyor. Alevi örgütlemesini tüm eksikliklerine rağmen buna karşı mücadele ediyor” diye konuştu. Ziyaret cemevinin gezilmesi ve karşılıklı paylaşımlardan sonra son buldu.
PSAKD ziyaretinden sonra Rosa Kadın Derneği’ni ziyaret eden heyet adına söz alan kadın hakları savunucu Semira Kemirat, Leyla Güven’in bu zor zamanda böylesi bir eylem ile bedenini açlığa yatırmasının büyük bir sonucu ortaya çıktığını ve taleplerinin bir an önce karşılanması gerektiğini vurgulayarak, Rosa Kadın Derneği’nin çalışmalarının kadının özgürleşmesine büyük katkı sunacağını ifade etti.
Kayapınar Belediyesi kayyumu, 2015-2016 yılları arasında DBP’li yönetimin Diyarbakır’daki tek cemevini bünyesinde barındıran Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne yaptığı 7 bin TL bağışın geri verilmesi için icra takibi başlattı.
Türkiye genelinde 30 Mart 2014 tarihinde yapılan yerel seçimlerde Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) yüzde 54,7 ile kazandığı Diyarbakır merkez Kayapınar Belediyesi’ne 8 Aralık 2016’da kayyum atandı. İçişleri Bakanlığı, kayyum atanan belediyelerde “artan şikâyetleri incelemek” üzere görevlendirdiği müfettişlerin hazırladığı rapor üzerine kayyum Mustafa Kılıç yolsuzluk yaptığı iddiasıyla görevinden alınarak yerine İlçe Kaymakamlığına atanan Ozan Balcı getirildi. Kayyum olarak atandığı belediye bünyesindeki halk evlerini Kuran kursuna dönüştüren, parkları cüzi miktar karşılığında cemaatlere tahsis eden, ilçedeki camilerin temizliği ile iftar çadırları için yüzbinlerce TL para harcayan kayyum, gözünü DBP’li belediye döneminde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi bünyesindeki cemevine yardım ve destek için 2015-2016 yıllarında verilen toplam 7 bin TL’lik bağışa dikti.
İCRA TAKİBİ ÇIKARDI
Kayyum, PSAKD Şube Başkanı Cafer Koluman’a gönderdiği yazıda belediye kayıtlarında yapılan müfettiş incelemesinde DBP’li belediye döneminde derneğe yapılan toplam 7 bin TL’lik bağışın “usulsüz” yapıldığı ileri sürülerek, paranın yasal faiziyle ödenmesi, aksi durumda hakkında icra takibi başlatılacağı uyarısında bulundu. Kayyum, belirtilen sürede ödeme yapılmaması üzerine Koluman’ı icraya verdi. Diyarbakır 5’inci İcra Mahkemesi’ne gönderilen ilamsız takipli icra kağıdında, Kayapınar Belediye Başkanlığı’nın işlenmiş faiziyle birlikte toplam 7 bin 303 TL alacaklı olduğu, 15 Ağustos 2017 tarihinden beri ödenmeyen para için yıllık yüzde 9 gecikme faizi talep edildi. Yazıda, Koluman’a yazı tebliğ edildiği tarihten itibaren 7 gün içinde borcu ve takip giderlerini ödeme emrini veren icra dairesine ait banka hesabına yatırması istendi. Yazıda, Koluman’ın borca karşı itirazını 7 gün içinde yapmasını, borca itiraz edilmez ya da ödenmezse cebri icraya devam edileceği uyarasında bulunuldu.
Koluman, icra takibinin durdurulması için Diyarbakır 5’inci İcra Dairesine yaptığı başvuru üzerine icra takibi durduruldu.
“BAĞIŞIN USULSÜZ OLDUĞUNA İLİŞKİN BİR BELGE BULAMADIK”
Bağış yapılan makbuzda imzası bulunduğu için hakkında icra takibi başlatılan Koluman, “Sanki usulsüz bir işlem varmış gibi 1 yıl önce Kayapınar Belediyesi tarafından kurumumuza ihtarname gönderildi. İhtarnamede, müfettiş tarafından yapılan inceleme sonucunda 2015-2016 yıllarında belediye tarafından kurumunuza 7 bin TL ‘usulsüz’ ödeme yapıldığı tespit edildiği ileri sürülerek, ödenen bu paranın bir hafta içinde ödenmesi istendi. Biz ilk başta bu işlemde bir yanlışlık olduğu düşüncesiyle çok dikkate almadık. Bunun üzerinden bir yıl geçtikten sonra bu sefer hakkımda geçtiğimiz hafta ilamsız icra takibi başlatıldığı bildirildi. Dosyada yaptığımız incelemede bağışın usulsüz olduğuna ilişkin bir belge bulamadık. İcra takibine karşı yaptığımız itiraz üzerine icra takibi mahkeme tarafından durduruldu. Bundan sonraki süreçte belediyenin dava açma hakkı var. Tabi ki bu işlemin hukuksuz olduğu yönünde bizim de delillerimiz var” diye kaydetti.
“ALEVİ TOPLUMU VE İBADET MERKEZLERİNİ TANIMAMAKTIR”
Kültürel bir hizmet veren dernek olduklarını, bünyelerinde ibadet için cemevi olduğunu, belediyenin yaptığı bağışların da bu kapsamda olduğunu ifade eden Koluman, “Tabi ki belediyeden bize yapılan herhangi usulsüz bir ödeme yok. Burada yaşayan insanlar olarak yürütmüş olduğumuz hizmet kapsamında belediyenin bize yapmış olduğu bağışın bir yasal dayağı var. Usulsüz ödeme yapıldığı iddiasıyla karşımıza çıkıyorlar ama kendilerinin orayı usulsüz işgal ettiği yetmiyormuş gibi bir de hakkımızda usulsüz bir icra takibi başlatıyorlar. Diğer derneklerden farklı olarak derneğimize bağlı bir cemevi var. Biz cemevi binasına hizmet veren bir kurumuz. Dolayısıyla cemevi Alevilerin ibadet merkezidir. Yapılan ödeme ve bağışların da ibadet merkezine yardım kapsamında değerlendirilmesi gerekir. İcra kararıyla aslında devletin, tanımama, yasal statüye kavuşmasının önüne bir engel koyma ve Alevilerin ibadetini tanımama, ibadethanesini yok saymanın açık bir ifadesidir. Bunun benim şahsımda hem Alevi toplumuna hem Alevilerin ibadet merkezlerine yönelik bir inkar politikasının devamı olduğu düşüncesindeyim” diye vurguladı.
KAYYUM AŞURE GÜNÜ İÇİN YAPILACAK OLAN ÖDEMEYİ ENGELLEMİŞ
Belediyenin dini hizmetlere yardımcı olması, bu çalışmaları yürüten kurum ya da kişilere eşit mesafede olması gerektiğini vurgulayan Koluman, “Yanlış anlaşılmasın tabi ki herkesin inancına saygımız var. Bize yapılan bağış için usulsüz ödeme diyorlar ama iftar çadırı açmanın yanında belediye bütçesinden yüzbinlerce para harcanarak Ramazan ayı boyunca konserler, gösteriler yapılacak. Hizmette eşitlik, adaletli ve hakkaniyetli olmak lazım. Derneğimize yapılan küçük bir ödemede cemevine icra takibi olarak çıkarılması gerçekten bir ayıptır, zulümdür. Bu nedenle bu işlemi kınadığımızı belirtmek istiyorum” diye kaydetti.
Koluman, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine kayyum atanmadan önce belediye eş başkanları ile yaptıkları görüşmelerde 2016 yılında cemevinde yapılan Aşure gününün masrafları için ödeme emri çıkartılmasına rağmen, kayyum atanması ardından bunun engellendiğini de belirtti.
CEMEVİNİ ÜCRETSİZ TAHSİS EDEN BAYDEMİR’E FEZLEKE
Öte yandan, milletvekilliği düşürülen Osman Baydemir hakkında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı olduğu dönemde inşa edilen cemevi binasının, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne bedelsiz olarak 10 yıl süreyle tahsis edilmesine ilişkin fezleke hazırlanmıştı. Baydemir laiklik ilkesine aykırı davranmak ile suçlanmıştı. (MA)
PİRHA – “Haksızlığın, hukuksuzluğun kol gezdiği bir süreç yaşamaktayız” diyen PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman, Diyarbakır’da bir yıl içinde Alevilerin maruz kaldığı hukuksuzlukları anlattı. Koluman, belediyeye atanan kayyum sonrası cemevi yönetiminin tacizlere maruz kaldığını ve her yıl dışarıda düzenlenen etkinliklere OHAL gerekçesiyle izin verilmediğini belirtti.
Haberin Videosu
2017’yi geride bırakacağımız haftadayız. Bir yılı aşkındır devam eden OHAL, ülkenin her tarafında olduğu gibi Diyarbakır’da da kendini fazlasıyla hissettirdi. İşlerinden ihraç edilenler, tutuklanan eşbaşkanlar, gazeteciler, milletvekilleri, belediye başkanları ve kayyum atanan belediyeler…Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman da Diyarbakır özelinde, geride kalacak olan 2017’yi PİRHA’ya değerlendirdi.
Diyarbakır’da uzun zamandır Alevilik adına çalışmalar yapıyorsunuz. Bir yılı aşkındır OHAL devam ediyor. Diyarbakır’da OHAL yönetimi, kayyum, yerel yönetimlerden Aleviler nasıl etkilendi? Bu 1 yıl ve 1 yıl öncesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önce 15- 16 yıldır Diyarbakır’da bir Alevi kurumu mücadelesi var. Ben başından beri bunun içerisinde aktif görev aldım hala da bu görevin başındayım. Süreç özellikle 15 Temmuz sonrası çok farklı işlemekte. Yani ciddi anlamda haksızlığın, hukuksuzluğun kol gezdiği bir süreci yaşamaktayız. Özellikle halkın iradesiyle seçilen 84 civarında belediye eş başkanlarının öncelikle kayyum atanma suretiyle gözaltına alınmasını, akabinde zindanlarda mahkum edilmesi ve akabinde kayyumların atanması ciddi anlamda halkta bir demoralize yaratmış ve ciddi anlamda bir tepkiyle karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz.
Bugün kayyum sürecine baktığımızda sanki halkla iç içe, halkla temas eden bir yönetim varmış gibi gösteriliyor. Daha bir yıl önce yapılan kaldırımlar tekrar sökülerek yapılıyor. Bunu birilerine peşkeş çeken bir kayyum yönetimiyle karşı karşıyayız. Sanki halkta bunlardan çok memnunmuş gibi dış ve Türkiye’deki kamuoyuna böyle bir mesaj veriyor. Şunları gerçekten de gördük. Evet kaynak vardır, gerek İçişleri Bakanlığı tarafından olsun gerekse de Avrupa Birliği projesi kapsamında olsun ciddi projeleri vardı hem Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin hem de bölge itibariyle. Ancak maalesef ciddi proje olmasına rağmen bu yardımlar bir şekilde İçişleri Bakanlığı tarafından engelleniyordu. Dolayısıyla o dönem, kayyum öncesi süreçte HDP, DBP belediye başkanları sürecinde kapatılan kaynaklar kayyum sürecinden sonra açılarak adeta peşkeş çekildi, hizmette sınır yok anlayışıyla hem belediye kaynaklarını hor bir şekilde kullanma hem de devletten ciddi bir destek alarak sanki gerçek anlamda halkçı belediye algısını oluşturmaya çalıştılar. Ama bölge halkı buna kolay kolay kanmaz, bölge halkı politiktir, bölge halkı örgütlüdür. Bölge halkı birçok acı yaşamıştır, birçok katliama maruz kalmıştır. Gerçekten yakın bir şekilde bunun hesabını seçimlerde soracağına inanıyorum.
“KAYYUMLA BİRLİKTE ALEVİLER ÖTEKİLEŞTİRİLDİ”
Bunun Alevilere yansıması nasıl oldu? Yani Diyarbakır’da yaşayan Aleviler kayyum öncesi ve sonrasında nasıl bir tutum aldı?
Sonuçta Alevi halkı çok ciddi bir potansiyeli olmasa bile Diyarbakır’da 3-5 bin civarında hatta 10 bine yakın Alevi potansiyeli olduğunu söyleyebiliriz. Diyarbakır nüfusuna oranlarsak. Belki de kitlenin %1’i kadar bir tabanımız olduğunu söyleyebiliriz. Alevi halkı yıllardan beri birarada hoşgörü ve sevgi çerçevesinde oradaki halkla herhangi bir sorunu olmayan bir halktır. Bu anlamda kayyum öncesi süreçte gerçek anlamda bir sahiplenme, bir teminat oluşturma, bir güvence oluşturma ama şuan ki sürece baktığımız zaman bir ötekileştirmeyle karşı karşıya olduğumuzu buradan belirtmek isteriz.
“SÜREKLİ TACİZE MARUZ KALDIK”
Bunu niye söylüyorum 6- 7 yıl kadar önce Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin katkıları ve desteği sonucu Diyarbakır’da ilk cemevi inşa edildi hala da bu cemevi tarafından yönetilmektedir. Yasal sıkıntı olması nedeniyle Büyükşehir Belediyesi ile derneğimiz arasından bir protokol düzenlendi. Kayyum sürecinden sonra bizim cemevi dosyası Büyükşehir Belediye yetkilileri tarafından incelenerek adeta minareye kılıf bulurcasına bir bahaneyle nasıl yıpratabiliriz, nasıl bir usulsüzlük olduğunu ortaya koyarcasına Osman Baydemir hakkında usulsüz işlem yaptığı gerekçesiyle, laik devlet ilkesine aykırı hareket ettiği iddiasıyla bir fezleke düzenlediler. Hala onun mecliste olduğunu biliyoruz. Akabinde büyükşehir belediyesi kayyum başkanı tarafından bize de birkaç defa yazı gönderildi, ‘işte efendim şu abonelikleri alın aksi halde protokolün iptal nedenidir.’ Protokolün iptal nedeni de şu demektir; cemevine her an el koyabiliriz. Tabi ki biz bunları dikkate almadık. Geçmiş döneme kalan bir takım yardımlarımızı talep etmemize rağmen büyükşehir belediye başkanlığı tarafından reddedildi. ‘Yok efendim eksik evrak olduğu gerekçesiyle, usule uygun başvurulmadığı gerekçesiyle’ talebimiz reddedildi. Keza yine zaman zaman yerel belediye olan Kayapınar Belediyesi etkinlik zamanları bize katkı sunuyordu. Sivas’a gitmek için otobüs ayarlama vesaire türden katkılar. Kayyum sürecinden sonra bırakın otobüs tahsis etmeyi müfettişler inceleme yapıyor, ‘işte efendim biz bir inceleme yaptık. Müfettişlerimiz tarafından rapor hazırlanmıştır, bu rapor sonucu 7 bin TL size usulsüz ödeme yapılmıştır. Usulsüz ödeme yapılması nedeniyle bu bedelin faiziyle birlikte bir hafta içerisinde ödenmesi aksi halde yasal işlemlerin başlatacağı’ yönünde sürekli tacizlere maruz kaldığımızı da buradan belirtmek isteriz. Onun dışında çok fiili bir müdahale olmadı.
Bu sene Sivas’a gidebildiniz mi peki?
Bu sene gidemedik bundan dolayı. Çünkü yardım konusunda başka yerlere peşkeş çekildiğini çok iyi biliyoruz. Usulsüz işe alımlar, usulsüz işten ihraçlar yapıldığını da biliyoruz. Ama Alevilere gelince başka kurumlara gelince bu yardımların kapandığını da en azından görüyoruz ve tespit ediyoruz.
Tüm bu sorunları yaşarken Alevi kurumları, yöneticileri bu 1 yılda nasıl bir tepki ortaya koydular ve tepkileri yeterli miydi?
Açık söylemek gerekirse Alevi kurumlarının da biraz dönüp özünü dara çekmesi gerektiğini buradan ifade etmek isterim. Evet bir örgütlü yapımız vardır ama bu örgütlü yapımızın sürekli yatay yönde genişleyen bir örgütlü yapı olduğunu bir türlü dikeye doğru ilerleyemeyen bir yapıda olduğumuzu buradan itiraf etmek isterim. Evet şu an bir yapı var sadece bu yapı ayakta kalıyor ama genişletmiyor kendini. Yani bir mesafe kat etmiyor. Burada bizim hatamız var mı? Açıkçası özeleştirimi veriyorum hatamız mutlaka vardır.
Bu 1 yılda sayabileceğiniz bir eylemlikleri var mıydı mesela?
Çok basit bir örnek vereyim ben size; Biz her sene aşuremizi meydanlarda yapardık. Cemevinin önünde bir meydan vardı kapatırdık o alanı. Daha OHAL ilan edileli 2- 3 ay olmuyor. Yani usulen önümüze çıkmasın diye valiliğe resmi başvurumuzu yaptık. O dönem IŞİD’in canlı bombaları kol geziyordu, Alevi kurumları tehdit edilmişti. ‘Yok şu cemevi basılacak’ tehditlerinden dolayı önlem alalım diye biz Diyarbakır Şubesi olarak başvurumuzu yaptık, bize verilen cevap şuydu: ‘Evet aşure yapabilirsiniz ama dışarıya asla izin veremeyiz. Yapacaksanız cemevinde sadece dağıtın, etkinlik bile yapmayın.’ 2016 Ekim ayıydı. Hatırladığım kadarıyla o zaman daha büyükşehir belediyesine kayyum da atanmamıştı. Biz de buna rağmen donanımlı bir şekilde büyükşehir belediyesinden destek isteyerek her türlü hazırlığımızı yaptık ve bahçede çok katılımlı şu an içeride tutuklu bulunan belediye başkanları, milletvekilleri ile yüksek oranda bir katılım sağlamışlardı. Çok güzel bir etkinlik yaptık. Bu yıl dışarıya yine OHAL gerekçe gösterilerek izin verilmedi. Çünkü en ufak bir etkinlikte çok ciddi ve sert müdahalelere maruz kalıyor bölge halkı. Dolayısıyla biz yine bahçede yaptık, ciddi bir katılım vardı. Bu şekilde kapalı alanlarda yapılan etkinliğe bir şey denilmiyor ama dışarıda kapının hemen dışında bir basın açıklaması dahi yapmak suç oluyor ve hemen müdahale ediyorlar böylesi bir sıkıntıyla karşı karşıyayız.
“ALEVİLER VARDIR, ALEVİLİK HAKTIR”
Bu tabi ki yıldırmamalı, gözümüzü korkutmamalı. Çünkü ne kadar eksiği gediğiyle de olsa sonuçta Aleviler vardır, Alevilik haktır ve Alevilerin örgütlü bir geçmişi vardır. Bu örgütlü yapımızı biraz daha donanımlı kılarak gerçek anlamda bu ülkede yaşayan tüm muhalif kesimlerle yani yönetimden rahatsız olan, ötekileştirilen, dışlanan, horlanan, yok sayılan kimlikleri tanınmayan kesimlerle başta Kürtler olmak üzere emek cephesinden, sol sosyalist kesimlerle bir araya gelmekten başka çaremiz olmadığını düşünmekteyim. Nasıl ki referandum dönemi fikirler, ideolojiler farklı olsa da ortak bir platform oluşturulmuşsa Alevilere düşen temel görev de budur. Bunu biraz daha katılımlı ve güçlü yapmamız gerektiği kanısındayım.
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi’nde Muharrem orucunun bitmesinin ardından Aşure lokması dağıtıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman, “Koçgiri’ye, Dersim’e, Sur’a, Cizre’ye ve Sivas’a baktığımızda Kerbela’yı görüyoruz” dedi.
HABERİN VİDEOSU
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi, Muharrem ayı dolayısıyla dernek binasında aşure lokması dağıttı. Beşiktaş Belediyesi’nin destek verdiği etkinliğe, DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp, HDP, DBP, ESP, İHD, Diyarbakır Emek ve Demokrasi Platformu üye ve yöneticilerinin yanı sıra yüzlerce kişi katıldı. “Dün Kerbela’yı bugün Maraş, Çorum, Sivas’ı unutmadık, unutmayacağız” pankartı asılan etkinlik, Kerbela ve tüm şehitler için saygı duruşuyla başladı. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Yönetim Kurulu Üyesi ve PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman, Muharrem ayı deyince akıllara mağduriyet, masumiyet, Kızılbaş Alevilerinin bir türlü dinmeyen Kerbela katliamı geldiğini belirterek, Kerbela katliamının üzerinden bin 337 yıl geçtiğini söyledi.
Koluman, “Şah Hüseyin Karebala’da ezilenin, mazlumiyetin ve direnişin sembolüdür. Gerçekten de biat etmedi. Boyun eğmedi. Eğer boyun eğmiş olsaydı Şah Hüseyin’in esamesini burada okumayacaktık. Şah Hüseyin’in bize bıraktığı en büyük miras onurlu direnişidir. Günümüze baktığımızda Emevi Saltanı’nın bıraktıkları halen devam ediyor. Nerede bir zalimlik ve zulüm varsa ilk akla gelen Kerbeladır. Koçgiri’ye, Dersim’e, Sur’a, Cizre’ye ve Sivas’a baktığımızda Kerbela’yı görüyoruz. Demek ki Kerbela katliamı insanlık sayfasına öyle yazılmış ki halen devam ediyor. Yolumuz gereği zulme karşı hep ezilenlerin, mazlumların yanında olacağız. Kerbala şehitlerini saygıyla anıyoruz” dedi.
Konuşmanın ardından mersiyeler okundu, semahlar dönüldü ve okunan gulbangla aşure dağıtımıyla son buldu. (HABER MERKEZİ)