Etiket: doğan bermek

  • Alevilerden Özdemir’e tepki: AİHM kararları çok daha geniş; mahkeme kararlarını uygulamakla yükümlüsünüz

    Alevilerden Özdemir’e tepki: AİHM kararları çok daha geniş; mahkeme kararlarını uygulamakla yükümlüsünüz

    PİRHA – Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, X hesabından yaptığı “Başkanlık olarak çalışmalarımızı, Avrupa Konseyi’nin veya AİHM’in kararları doğrusunda değil Alevi – Bektaşi toplumunun tüm ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapıyoruz” ifadeleri Alevi kurumlarının başkanlarının tepkisini çekti. ADO Başkanı Bermek, AİHM’nin kararlarının kapsamının çok daha geniş olduğunu belirterek “Cemevi Başkanlığı hayalperest bir yaklaşım içinde dedi. ABF Başkanı Aslan ise Cemevi Başkanlığı’nın Alevilerin vermiş olduğu hukuki mücadeleyi yok sayamayacağını vurguladı. ADFE Başkanı Koç, Cemevi Başkanlığı’nı muhatap almadıklarını belirtirken, AKD Başkanı Yılmaz, başkanlığın Aleviliği yok etmek istediğini kaydetti. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz de “Bu açıklama yok hükmündedir” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.
    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini, Alevi toplumunu muhatap almıyor.

    AKP’nin kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, 9 Ağustos’ta X hesabından Alirıza Özdemir’in imzasıyla “Başkanlık olarak çalışmalarımızı, Avrupa Konseyi’nin veya AİHM’in kararları doğrusunda değil Alevi – Bektaşi toplumunun tüm ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapıyoruz. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Alevi-Bektaşi toplumunun taleplerinin ancak yüzde ellisini karşılar. Geri kalan yüzde ellisini de yine Başkanlık olarak hayata geçiriyoruz” paylaşımını yaptı.

    Bu açıklama Alevi kurumlarının tepkisini çekti. Alevi kurum başkanları, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ve Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi kararını tanımamasına tepki gösterdiler.

    DOĞAN BERMEK: O DAVALAR AÇILMASAYDI ALİRIZA ÖZDEMİR’İN OTURDUĞU KOLTUK ŞU AN OLMAYACAKTI

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ve Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi’ndeki davaları ve toplantıları yakından takip eden Alevi Düşünce Ocağı Derneği (ADO) Başkanı Doğan Bermek, Alirıza Özdemir’in beyanının oldukça sorunlu bir beyan olduğunu kaydederek, Ali Rıza Özdemir’in beyanının oldukça sorunlu olduğunu belirterek, “Öncelikle Başkan Özdemir’in AİHM kararlarının içerik ve kapsamları hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığını işaret ediyor” dedi.

    “AİHM KARARLARININ KAPSAMI ÇOK DAHA GENİŞTİR”

    Bermek şunları ifade etti:

    “AİHM Kararlarının kapsamı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruluş kararnamesinde öngörülen hizmetlerden çok daha geniştir. Örneğin inanç gruplarını kendi özgür iradeleri ile tüzel kişilik oluşturmaları, eğitim çağındaki çocuklara ailenin uygun gördüğü eğitimin verilmesini, cemevlerinin ibadethane statüsünde olması ve herhangi özel izine tabi olmadan kurulabilmesi, inanç gruplarının din görevlisi yetiştirebilme hakları gibi çok geniş konuları kapsar. Oysa gerek Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kararnamesi ve yönetmeliklerinde, gerekse 7421 sayılı torba yasada bu konuların çoğuna  hiç değinilmemiştir. Dava, cemevlerinin elektrik parası üzerinden açılmış olduğu için sekiz sene gecikme ile de olsa Türkiye’nin sonunda cemevlerinin sadece meydanın yani cem salonunun elektrik parası gibi bir hizmeti kabul etmesi bile önemsenmiş ve Bakanlar Komitesi takibi, bu uygulamaların AİHM Kararlarına daha uyumlu hale getirilebilmesini de tavsiye ederek durdurmuştur. Kararlarda da bu konunun iyi niyetli bir başlangıç olarak algılandığı açıkça görülmektedir.

    “İzzettin Doğan ve arkadaşları” davasının takibi ise Türkiye inanç özgürlüklerine saygılı olacağını beyan ettiği, OMBUDSMANLIK ve TİHEK ( Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu) gibi kurumlar oluşturduğunu ve İHEP (İnsan Hakları Eylem Planı) hedeflerinin gerçekleştirileceğine defalarca söz verdiği için, bölgemizdeki politik ortamın da daha fazla gerilmemesi, sığınmacılar sorununun gündeme gelmemesi amacı ile durdurulmuştur kanısındayım. Ancak bu uygulamarın zamanında ve zorunlu yanları ile yürütülmemesi halinde takipler tekrar başlayabilir.

    “BAKANLAR KOMİTESİ, ZORUNLU DİN DERSİ SORUNUYLA İLGİLİ 2024 YILI SONUNA KADAR BEKLEME KARARINA VARDI”

    Öte yandan kamuoyu önünde hiç değinilmese de AYM ( Anayasa Mahkemesi) tarafından bugünkü eğitim düzeninin hem Anayasa, hem de Medeni Kanuna aykırı olduğuna dair kararlar uygulanmadığı gibi AİHM davalarına da konu olan Zorunlu Din Dersleri meselesi çok önemli bir sorun olarak hala ortada durmaktadır ve yeni açıklanan Maarif Düzeni sorunları çok daha büyütmektedir. Bakanlar Komitesi Haziran ayında yaptığı 1501 No’lu toplantısında Türkiye’ye yıllardır devam eden bu sorun ile ilgili bir çözüm önerisini 2024 yılı sonuna kadar bekleme kararına varmıştır.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI İDARİ KONULARLA İLGİLİ KURULMUŞTUR, EPEY HAYALPEREST BİR YAKLAŞIM”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi sorunlarının tamamına cevap vereceği açıklaması ise oldukça siyasi bir açıklamadır kanısındayım. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı sadece bazı idari sorunlar ile ilgilenmek üzere kurulmuştur, buradan hareketle dini ve felsefi önderlik ve tüm sorunları aşabilecek bir konuma dönüşmesinin mümkün olabileceğini  düşünmek epeyi hayalperest bir yaklaşım olur. Böyle bir konumlanmaya siyasi otorite de imkan vermez, Alevi topluluğunun içinde hiç pay almadığı bir kurumla bir inanç otoritesi oluşturulamaz.

    “CEMEVLERİ AİHM SAYESİNDE HUKUKSAL VARLIK KAZANMIŞTIR”

    Alevilerin açtığı AİHM davaları boşuna mı oldu sorusunun cevabı ise çok açıktır. O davalar açılmasa, o kararlar alınmasa idi ne Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ne de Sn. Özdemir‘in oturduğu koltuk bugün bile olmayacaktı. Kendi kurumunun varlığını bile kısmen de olsa, isteksizce uygunlanan AİHM kararlarına borçlu bir bürokratın böyle bir ifade kullanması doğrusu şaşırtıcı ve gerçek duruma uygun görünmemekte. Yargıtay’ın 2015‘te iç hukuka uyarladığı AİHM kararları olmasa idi cemevleri ne zamana ve nasıl  iç hukukta yer bulacaktı bilemiyorum. Cemevleri AİHM kararları sayesinde hukuksal varlık kazanmıştır. İnanç gurubu tüzel kişiliği, zorunlu din dersleri, din adamı yetiştirme hakkı falan gibi ana konular bir yana, elektrik parasını bile cem salonu ile sınırlı tutmaya çalışan, cemevi kurulumu için yerel otoriteden izin alma koşulu koyan bir siyasi otorite tarafından yönetildiğimizi unutmamak gerekir.
    Camiler, bırakın ibadet alanlarını tüm çevreleri ile sabahlara kadar aydınlatılırken, cemevi elektrik parası için uluslararası mahkemelerden karar alınması gereken bir ülkede, Alevi sorunlarının kolay kolay çözülemeyeceğini anlamak için çok da akıllı olmak gerekmez. Alevilerin ve bugünkü düzenden eşit pay alamayan inanç grupları üyelerinin inanç özgürlüklerinin bütün koşulları ile tanındığı, her bireyin eşit haklardan özgürce yararlanabileceği  bir Türkiye özlemeye devam etmekte olduğu bir konumdayız.”

    MUSTAFA ASLAN: BAŞKAN DENİLEN ZAT ALGI YARATIYOR!

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilerin vermiş olduğu hukuki mücadeleyi yok sayamayacağını söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Her konuda olduğu gibi iktidarın riyakarlığı bitmiyor. Bu asimilasyoncu kurumun başkanının açıklaması mevcut iktidar partisiyle çelişiyor. Alevilerin din ve vicdan özgürlüğünü yok sayarak “hükümet olarak demokrasiden yanayız” havalarına soyunmaları samimiyetsizlik. Bugüne kadar demokrasi havarisine soyunan, bugüne kadar kazanılmış hangi hukuki davayı yerine getirdiniz? “AİHM’deki davaya kısmi de olsa adım atmak istiyoruz” diyen hükümet AİHM kararlarını uygulamıyor. Bu samimi değil samimiyetsizliğin daniskası. Bu başkanlığa karşı mücadele eden kurumlar olarak biz eşit yurttaşlık istiyoruz. Devletin hiçbir inancı finanse etmesini doğru bulmuyoruz. Başkan denilen zat Diyanet İşleri Başkanlığı’nın misyonunu yüklenmesin. Alevileri işle, parayla, aşla terbiye etmekten vazgeçsin. Gerçek Alevi inancına bağlı olan Hüseyni duruşun farkında olanların onların oyunlarına teslim olmayacağını bilsinler. Başkan denilen zat sadece bir algı yaratmaya çalışıyor.

    “ALEVİLERİN VERDİĞİ HAK MÜCADELESİNİ YOK SAYAMAZLAR”

    2 buçuk yıla yakındır bir başkanlık kurulmuş, bu başkanlık Alevi yol yürütücüsü diye kaç kişiye maaş veriyor? Bunu söylesin. Bu ülkenin vatandaşı Alevilerdir. Her Alevinin kamu kaynaklarından faydalanma hakkı vardır. Alevi kurumlarının hak mücadelesi belli. Samimilerse Alevi kurumlarıyla bir araya gelip çözüm üretmelerini istiyoruz. Alevilerin hukuki mücadelede elde etmiş kazanımlarını lütufmuş gibi göstermeye çalışmasınlar. Herkes haddini bilsin. Nasıl ki 16 milyon vatandaşı olan İstanbul Belediyesi’nin her bireye hizmet etme hakkı varsa, Alevilerin de İstanbul Belediyesi’nden hizmet alma hakkı var. Bunu bir lütufmuş gibi algılamasınlar. Alevilerin vermiş olduğu hukuki mücadeleyi yok sayamazlar.”

    ZEYNEL ABİDİN KOÇ: KENDİLERİ MAHKEME KARARLARINI UYGULAMAKLA YÜKÜMLÜ PERSONELLERDİR

    Türkiye Alevi Federasyonu(ADFE) Başkanı Zeynel Abidin Koç ise Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı muhatap almadıklarını belirterek, “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevileri asimile etmek için kurulduğuna inandığımız bir başkanlık. Cemevi Başkanlığı’nın hukuku tanımamak gibi hukuku yok saymak gibi bir hakkı olmadığı gibi kendileri bu kararları uygulamakla yükümlü personellerdir. Türkiye’de Alevi hak mücadelesini vermek de Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na düşmez. Alevi hak mücadelesi, Türkiye’de Alevi örgütlerinin mücadelesidir. Tanımadığımız bu kurumu da muhatap almıyoruz” diye konuştu.

    SEHER ŞENGÜNLÜ YILMAZ: ‘YÜZDE ELLİ’ DEDİĞİ, TOPLUMU PARAYLA TERBİYE ETME ANLAYIŞI

    Alevi Kültür Derneği (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ise Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı açıklamaya dair şu tepkiyi verdi:

    “AİHM, ‘cemevleri ibadethanedir, Alevilik bir inançtır’ diyor. Eğer başkanlığın kastettiği buysa zaten istediğimiz bu yani eşit yurttaşlık talebimiz. Dolayısıyla bunu kabul ettiğinde ‘ben size çatı, pencere yapayım. Siz gelin şuraya bağlanın, size şu kadar maaş vereyim, bana biat edin’ mantığından çıkacaktır. Çünkü tamamen siyasallaşmış bir yapı. Düşünün gençleri kamplara götürüyorlar orada bozkurt işaretleri yapılıyor. Bozkurt’un bize ne çağrıştırdığını yedi cihan bilir. Her katliam her cinayet öncesi gördüğümüz bir işarettir bu. Dolayısıyla burası tamamen siyasallaşmış Türk-İslam sentezi, Türksen onlara göre makbul Alevisin. Türkçe konuşuyorsan makbul Alevisin onun dışında ‘Alevi olamazsın’ gibi tüm dilleri inançları ötekileştiren, onları terörize eden  bir kafa yapısı, ırkçı bir faşizan bir kafa yapısıyla yönetilen bir yer burası. Dolayısıyla AİHM kararlarını da tanımamalarını ben hiç yadırgamadım.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI, ALEVİLİĞİ BU TOPRAKLARDAN YOK ETME MANTIĞIYLA KURULMUŞ BİR BAŞKANLIKTIR”

    Türkiye Cumhuriyeti devleti bile AİHM kararlarını tanımak durumundayken bir başkanlık makamı ya da devlet içerisindeki birim kalkıp ‘biz bunu tanımıyoruz, yüzde ellisini yapıyoruz’ diyorsa arkasında çok ciddi bir güvendiği yapı ve siyasal bir yapı vardır bence. Geri kalan yüzde ellisi dediği de sadece toplumu parayla terbiye etme anlayışı onlara göre. Aleviliği külliyen bu topraklardan yok etme mantığıyla kurulmuş bir başkanlık bu. Dolayısıyla ne Avrupa’dan ne insan haklarından anlarlar. Çok da yadırgamadım.”

    AYDIN DENİZ: BU KURUM VE AÇIKLAMALARI BİZİM İÇİN YOK HÜKMÜNDEDİR

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz de Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in yaptığı açıklamanın devletin eksiklik ve yaklaşımlarını ortaya koyan bir açıklama olduğunu ifade ederek şunları belirtti:

    “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in yaptığı açıklama aslında devletin bir itirafıdır. AİHM kararlarını uygulamamalarını burada kendileri itiraf etmiştir. Bu hükümet, 8 yıllık bir direnç sergilemiştir. Onun yerine ‘sadece yüzde ellisini karşılar’ konusunda kuruluş amacını deklare ederken de cemevlerine daha çok tadilat ve diğer konularda yardımcı olacaklarına dair bir kuruluş ifadesi varken aslında bugün geçmiş pratiğine baktığımızda Aleviliği tanımlama, Alevi olmayan akademisyenlerle Alevi Ansiklopedisi hazırlaması, gençlik kamplarının Alevi olmayan siyasal ideolojik gençlerle buluşturulması, yine dedelik pirlik üzerine çalıştay yapmasıyla aslında kuruluş amacına aykırı olduğunu asıl amaçlarının Alevi Diyaneti yaratmak olduğunu, Aleviliğe ve Alevilere yapılacak tüm müdahalelerin pratik bir göstergesi yaşanmıştır bugüne kadar. Devlet burada Alevi inancını ve cemevlerini ibadethane statüsüne kavuştursa zaten birçok konu hallolacak ve bunları yapmama konusunda hala diretiyor. Ve kendi açıklamalarıyla çelişkiye düşüyorlar. Şu an o zaman ‘devlet hala Alevilere yüzde elli bir şekilde yaklaşıyor. Geri kalan eksikliklerin tamamlanması konusunda da direncini sürdürüyor’ açıklaması olmuş bu. Kesinlikle bu kurum da açıklamaları da bizim için yok hükmündedir. Kendi açıklamalarıyla çelişkilerini ortaya koyan, devletin eksiklik ve yaklaşımlarını ortaya koyan bir açıklama olmuş.”

    Alevi Vakıflar Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan ise sorularımıza herhangi bir cevap vermedi.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Avrupa Konseyi, zorunlu din dersleri konusunda hükümete Aralık 2024’e kadar süre verdi

    Avrupa Konseyi, zorunlu din dersleri konusunda hükümete Aralık 2024’e kadar süre verdi

    PİRHA – Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 11-13 Haziran’da toplanmıştı. Aleviler tarafından açılan davalara ilişkin alınan ara kararda Türkiyeli yetkililerin, zorunlu din eğitiminden vazgeçmeleri için uygun seçenekler sunması yönünde vurgu yapıldı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Aralık 2024 sonuna kadar öngörülen tedbirler hakkında Türkiyeli yetkilileri bilgi vermeye de davet etti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) önceki yıllarda aldığı kararlarının uygulanmasına dair 11-13 Haziran’da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısı yapıldı.

    Alevi Düşünce Ocağı (ADO) Başkanı Doğan Bermek, bu toplantıya ilişkin hazırladığı ‘7. Nolu İzleme Raporu’nu paylaştı. Bermek, söz konusu toplantıya dair değerlendirmesinde “11-13 Haziran 2024 tarihlerinde toplanan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin Kültür Bakanlığı’na bağlı olarak oluşturmakta olduğu ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevleri Başkanlığı’ ile ilgili olarak 26 Mart 2024 tarihli yol haritasında yaptığı açıklama ve savunmaları yeterli görerek AİHM Büyük Daire’nin 62649/10 sayılı ‘İzzettin Doğan ve Diğerleri’ dava dosyasını da kapatma kararı aldı. Oysa dava dosyasındaki kararların henüz uygulanmamış olduğu ADO Alevi Düşünce Ocağı, İÖG İnanç Özgürlükleri Girişimi raporları ve ABF Alevi Bektaşi Federasyonu, ADO Alevi Düşünce Ocağı, AVF Alevi Vakıfları Federasyonu, ESİT Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, İHGD İnsan Hakları Gündemi Derneği ve Norveç Helsinki Komitesi İnanç Özgürlüğü Girişimi’nin ortak imzalı Durum Raporu ile Bakanlar Komitesi’ne tekrar tekrar bildirilmiş idi” diye belirtti.

    İzleme raporunda, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin son toplantısında aldığı karar ile Türkiye’den ‘Zorunlu din dersleri davası’ olarak bilinen 21163/11 sayılı “Mansur Yalçın ve Diğerleri” dosyası ile ilgili açıklamaların Aralık 2024 sonuna kadar istenildiği bilgisi verildi. Böylece 2005 yılında başlanan ve günümüze kadar süren ‘Alevi Davaları’ grubunda devam eden tek dosyanın ‘Zorunlu din dersleri’ dosyası olduğu bilgisi verildi.

    RAPORDA ‘İNANÇLARA KARŞI TARAFSIZLIK’ VURGUSU!

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin toplantısında ‘Mansur Yalçın ve Diğerleri Davası’ konusunda da ara karar verildi. Zorunlu din dersleri konusunda Türkiye’ye uyarıda bulunan Avrupa Konseyi, Aralık 2024 sonuna kadar öngörülen tedbirler hakkında yetkilileri bilgi vermeye davet etti.

    Toplantıya dair raporda şu vurgular öne çıktı:

    “Mahkeme tarafından iletilen, Sünni İslam dışında bir dini veya felsefi inanca sahip ebeveynlerin çocuklarına uygun seçenekler sunmayan ilk ve orta dereceli okullardaki din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin zorunlu niteliği ve sadece sınırlı muafiyet olanakları nedeniyle Sözleşme’nin 1 No.lu Protokolünün 2. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin nihai kararı göz önünde bulundurarak;

    Bu konunun 2008’den bu yana Komite önünde beklemekte olduğunu hatırlatarak;

    Mahkeme’nin açık tespitlerine ve Komite’nin tekrarlanan çağrılarına rağmen, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin zorunlu olmaya devam ettiğini, muafiyet prosedürünün çok sınırlı olduğunu ve bu durumun öğrenci velilerini ağır bir külfete ve çocuklarını din dersinden muaf tutabilmek için dini veya felsefi kanaatlerini açıklama zorunluluğuna maruz bırakabileceğini derin bir üzüntüyle not ederek;

    Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersi müfredatının revize edilmesinin, Sünni İslam dışında bir dini veya felsefi inanca sahip ebeveynlerin çocuklarının, öğrencilerin ebeveynleri dini veya felsefi inançlarını açıklamak zorunda kalmadan, zorunlu din eğitiminden muaf tutulmaları için uygun seçeneklere duyulan ihtiyacı hafifletemeyeceğini hatırlatarak;

    Sözleşme’nin 46. maddesinin 1. paragrafı uyarınca her Devletin, taraf olduğu Mahkeme’nin nihai kararlarına tam, etkili ve hızlı bir şekilde uyma yükümlülüğünün altını çizerek;

    Yetkilileri, Türk eğitim sisteminin, çoğulculuk ve tarafsızlık ilkelerine saygı göstererek, Devletin çeşitli dinler, mezhepler ve inançlara karşı tarafsızlık ve yansızlık görevini yerine getirmesini sağlamak için gerekli önlemleri almaya ve Sünni İslam dışında bir dini veya felsefi inanca sahip ebeveynlerin çocuklarına, öğrencilerin ebeveynleri dini veya felsefi inançlarını açıklamak zorunda kalmadan, zorunlu din eğitiminden vazgeçmeleri için uygun seçenekler sunmaya ŞİDDETLE DAVET ETMİŞTİR;

    Yetkilileri, Aralık 2024 sonuna kadar öngörülen tedbirler hakkında bilgi vermeye DAVET ETMİŞTİR.

    1 NO’LU PROTOKOLÜN 2. MADDESİNİN İHLALİ!

    Doğan Bermek, Hasan ve Eylem Zengin (9 Ekim 2007) kararındaki ihlalleri de aktararak şu bilgileri paylaştı:

    “Mahkeme’nin muafiyet prosedürünün uygun bir yöntem olmadığını ve ebeveynlere yeterli koruma sağlamadığını değerlendirdiğinin altı çizilmelidir. Mahkeme’ye göre, bu tür bir muafiyet, ebeveynleri dini veya felsefi inançlarını okul yetkililerine bildirmeye zorlayabilir ve bu durum, inanç özgürlüklerine saygı gösterilmesini sağlamak için uygun olmayan bir araç haline getirir.

    Mahkeme, Mansur Yalçın ve diğerleri davasında da bu tutumunu sürdürmüştür. Avrupa Mahkemesi, muafiyet prosedürünün öğrencilerin ebeveynlerini ağır bir külfete ve çocuklarının din dersinden muaf tutulması için dini veya felsefi kanaatlerini açıklama zorunluluğuna maruz bırakabileceğini tespit etmiştir. Bu temelde, Türk makamları, en uygun tedbirin, bu derslerden muafiyetin kapsamını genişletmek yerine, Din kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin içeriğinin yeniden gözden geçirilmesi olacağı görüşündedir. Bu bağlamda, yetkililer ayrıca Hasan ve Eylem Zengin davasında Mahkeme’nin, müfredatın belirlenmesi ve planlanmasının ilke olarak Sözleşmeci Devletlerin yetkisi dâhilinde olduğunu açıkça vurguladığını belirtmek isterler. Mahkeme, 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin ikinci cümlesinin, Devletlerin, Devlet okullarında, verilen öğretim yoluyla, doğrudan veya dolaylı olarak dini veya felsefi türden nesnel bilgi veya bilgiyi yaymalarını engellemediğini belirtmiştir. Dahası, Mahkeme’ye göre, ebeveynlerin bu tür öğretim veya eğitimin okul müfredatına dahil edilmesine itiraz etmelerine bile izin vermemektedir, çünkü aksi takdirde kurumsallaşmış tüm öğretimler uygulanamaz hale gelme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

    Görüldüğü üzere mahkeme, o dönemdeki durumun yol açtığı ihlali ortadan kaldıracak somut bir uygulamaya işaret etmemiştir. Aksine, konuyu Devletin takdir yetkisine bırakmıştır.

    Mahkeme’nin “muafiyet usulü” hakkındaki görüşlerini dikkate alan yetkililer, ihlalin giderilmesi alanında çeşitli adımlar atmışlardır. İlk olarak, Türk makamları, zorunlu DKAB dersinin varlığının AİHM kararında başlı başına bir ihlal olarak değerlendirilmediğini açıklığa kavuşturmak istemektedir. Mahkeme, ihlal tespit ettiği kararında, DKAB dersi müfredatının içeriğinin altını çizmiştir.

    Yetkililer, alınan bireysel tedbirlerin, söz konusu ihlallerin sona ermesini ve başvuranlara olumsuz sonuçların telafi edilmesini sağladığını düşünmektedir.

    Mansur Yalçın ve Diğerleri ile ilgili olarak çözülmemiş konulara ilişkin olarak, Türk makamları Komite’yi bilgilendirecektir.”

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI, EŞİTLİKÇİ OLMAKTAN UZAKTIR”

    Doğan Bermek, hazırladığı raporda kimi öneriler de sunarak şöyle devam etti:

    “İzzettin Doğan ve Diğerleri” davası oldukça karmaşık bir davadır. Farklı din ve inanç gruplarına farklı prosedürler ve meşruiyet uygulamaya çalışan bir ülkede kararın uygulanması uzun zaman alabilmektedir. İnançlara yönelik politikalar ülkedeki tüm inanç grupları için tek tip ve aynı olmalıdır.

    “Zorunlu Din Dersi” davası ülkemizin önemli davalarından biridir. Çok dinli ve çok inançlı bir ülkede, bir inancın tek bir mezhebine dayalı zorunlu eğitim, sadece eğitim açısından değil, çoğulcu toplumsal yaşam açısından da büyük sorunlar yaratmaktadır ve bu sorunun bir an önce çözülmesinin ülkedeki siyasal ve toplumsal barışa büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz.

    Farklı dini grupların kendi din adamlarını yetiştirebilecekleri bir eğitim ortamının yaratılmasının ülkemizdeki en önemli ihtiyaçlardan biri olduğuna olan inancımızı da yinelemek isteriz.

    “ÇOCUKLARIN DİN ÖZGÜRLÜĞÜ HAKLARINA MÜDAHALE EDİLMEKTE”

    Doğan Bermek, AİHM’nin Alevi davalarına ilişkin kararlarının uygulanmaması neticesinde milyonlarca Alevinin din ve inanç özgürlüğü üzerinde olumsuz bir etki yarattığını vurguladı. Bermek, raporunda şu ifadelere yer verdi:

    “Alevi inancı tanınmamakta, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine yönlendirilen vergileri ödemelerine rağmen kamu din hizmetlerinden yararlanamamakta, Alevilerin ibadet ettiği cemevleri ibadethane olarak tanınmamakta ve bu nedenle ayrıcalıklardan yararlanmakta, Alevi ebeveynler çocuklarını kendi dini görüşleri doğrultusunda yetiştirememekte ve çocukların düşünce, vicdan ve din özgürlüğü haklarına müdahale edilmektedir.

    Mansur Yalçın ve Diğerleri/Türkiye davası ile ilgili olarak, kararın uygulanmasındaki gecikme, uyumsuzluğun sistematik niteliği ve kararın uygulanmamasından etkilenen çok sayıda öğrenci ve veli ışığında, Bakanlar Komitesi’nin Türk makamlarını AİHM kararlarına – özellikle de mevcut düzenlemelerdeki eksikliklerin giderilmesi suretiyle – uymaya çağıran bir ara karar kabul etmesini kuvvetle tavsiye ediyoruz.”

    “MUAFİYET SİSTEMİ OLDUĞU GİBİ DURMAKTA”

    Alevi Düşünce Ocağı Başkanı Doğan Bermek, raporunun sonunda Türkiye’deki zorunlu din derslerindeki artışa dikkat çekti. Bermek, “Tüm zorunlu Din Dersi saatleri, mevcut müfredatlara ek bir seçmeli din dersi eklenerek yeni müfredatla iki katına çıkarılmaktadır” diye belirtti.

    Doğan Bermek, sonuç bölümünde ise “Mahkeme’nin hem Zengin hem de Yalçın kararlarında 1 No’lu Protokol’ün 2. maddesinin ihlal edildiğine dair verdiği kararların temel nedeni olan muafiyet uygulaması ve zorunluluk şartları olduğu gibi durmaktadır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Zorunlu din dersleri Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin gündeminde

    Zorunlu din dersleri Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin gündeminde

    PİRHA- Alevilerin zorunlu din dersleri ile ilgili başvurusunu lehte karar altına alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını AKP hükümeti uygulamayınca Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi devreye girdi. Bugün başlayan ve 13 Haziran’a kadar sürecek olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında zorunlu din dersleri yeniden gündeme gelecek. 

    Türkiye’de iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine Cem Vakfı’nın  “Hak eşitliği” ve “Zorunlu din dersleri” konusunda yaptığı başvurular Alevilerin lehine sonuçlanmıştı ancak AKP hükümetinin mahkeme kararını uygulamaması nedeniyle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin gündeminde.

    Cem Vakfı 2005 yılında 1905 kişi adına idare mahkemesine zorunlu din derslerinin kaldırılması talebiyle dava açmıştı. Ancak talep Ankara 10. İdare Mahkemesi’nce reddedildi. Bunun üzerine dava 2010’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşındı.  AİHM, 2014 yılında verdiği kararla Türkiye’yi haksız bulunarak, din dersinin zorunlu tutulamayacağına hükmetti.

    Bu kararın ardından da Türkiye, din derslerini zorunlu olmaktan çıkarmadı, sadece içeriğine Alevilere ve diğer inançlara dair bazı bilgiler ekledi. Alevi kurumları ise bu bilgilerin Alevi inancıyla bağdaşmadığını belirterek itiraz etmişti.

    Hükümet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Aleviler lehine verdiği kararı uygulamadığı için zorunlu din dersleri Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin toplantılarında gündeme geliyor.

    ADO, EYLÜL 2023’TE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’E BAŞVURDU

    Eylül 2023’te Birleşmiş Milletlerin “Din ve İnanç ekseninde Nefret Söylemi ile mücadele” konulu çağrısına da Alevi Düşünce Ocağı Derneği (ADO) yanıt vererek bildirimde bulunmuştu.

    Birleşmiş Milletler “Din ve İnanç Özgürlüklerinde hoşgörüsüzlükle Mücadele” çağrısına Doğan Bermek imzasıyla Alevi Düşünce Ocağı Derneği tarafından sunulan yanıtta, ilk ve orta dereceli okullarda “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adı altında verilen din dersine dikkat çekilmişti. Yanıtta ayrıca Türkiye’de yaşayanların yaklaşık yüzde 70’nin Sünni Müslüman, yaklaşık yüzde 10-20’sinin Alevi, geri kalanının ise Hristiyan, Yahudi, Ezidi ve diğer azınlıklardan oluştuğu vurgulanmıştı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi örgütleri, AİHM kararlarında gelinen süreci değerlendirdi-VİDEO

    Alevi örgütleri, AİHM kararlarında gelinen süreci değerlendirdi-VİDEO

    PİRHA – Alevi Vakıflar Federasyonu bileşenleri ve Alevi Düşünce Ocağı (ADO), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 5-7 Haziran’da gerçekleştirdiği toplantının detaylarını değerlendirdi.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 5-7 Haziran’da yapılan toplantılarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) cemevi ve din dersi ile ilgili kararlarının Türkiye tarafından hala uygulanmamasını ele aldı.

    Gelişmelere dair Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) bileşenleri ve Alevi Düşünce Ocağı (ADO) da Kartal Cemevi’nde açıklama yaptı.

    “BİR ARAYA GELİP HÜKÜMETİN ÖNÜNDE DURAMADIK”

    Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Haydar Baki Doğan, devletin halen cemevlerini ibadethane olarak kabul etmediğine vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları Alevi toplumunda bir türlü yer bulamadı. En son 7-8 Haziran’da yapılan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne Türkiye’yi temsilen 15 avukat gidiyor. Fakat orada Alevi kurumlarını temsilen Avrupa’da bir canımız dahi yok. Biz de bir Alevi kurumu olarak kendimize eleştiri yapmak zorundayız.

    Eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlar üzerinden biz gitmiş olsaydık bugün birçok sorunu hiç konuşuyor olmazdık. Zorunlu din dersi ile ilgili biz Alevi kurumları gerekli inisiyatifi, gerekli tepkiyi vermediğimiz için bugün ÇEDES projesini konuşuyoruz. Bugün İzmir’de 180 okula ‘manevi danışmanlık’ adı altında görevlendirme yapıldı. Sonuçta bu Türkiye’nin dinselleştirilme projesi. 1980’de getirilen zorunlu din derslerinden biz hala kurtulamadık. Bırakın kurtulmayı daha da yoğun bir şekilde okullarda din dersleri gösterilmekte. Bunlarla ilgili AİHM’in vermiş olduğu kararlarda devletin, dinlere karşı tarafsızlık ilkesini savunması bekleniyor ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi adı altında tamamı Sünni İslam’ın eğitildiği söyleniyor. Biz bu kararları bile Alevi kurumları ve diğer demokratik kurumlarla bir araya gelip, bir proje geliştirip, tepki gösterip bu hükümetin önünde duramadık. Hala hükümetten bir beklenti içerisindeyiz. Geçen sene bütün Alevi kurumları olarak bir araya gelip karşı çıkmamıza rağmen torba yasa ile Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kuruldu.”

    “DOLAYISIYLA DA BU DOSYAYI KAPATTIK”

    AVF kurucularından Doğan Bermek ise zorunlu din dersleri konusunda Türkiye’nin 2023 Eylül ayında yeni bir karar alabileceğini işaret etti. Bermek, şu bilgileri paylaştı:

    “2005 yılında başlayan süreç 2012 yılında sonuç vermeye başladı. Bizden önce 2007 yılında zorunlu din dersleri ile ilgili Hasan Zengin-Eylem Zengin davası sonuçlanmıştı. Bizim davalar da 2014’ten itibaren birer birer sonuç gördü. 2014 ile 2016 yılı arasında cemevlerinin elektrik meselesi, devlet ve inanç grupları arasındaki ilişkiler davamız ve zorunlu din dersleri davamız sonuçlandı. Ancak bunlar sonuçlanmasına rağmen Alevi kuruluşları konuya yeterince vakıf olamadılar diye düşünelim. Veyahut da Alevilerin geleneklerinde böyle yasa, hukuk, mahkeme olmadığı için Aleviler biraz bu işten geri durdular. Toplum, hükümetten bir duyarlılık göstermesini bekledi diyelim. Hükümet de fazla bir duyarlılık gösteremedi. 2010 yılında bir Alevi açılımı yapılmıştı ama bir sonuç alınamamıştı.

    Türkiye bu konuda tekrar mahkemeye gidilmesini istemediği için bir takım düzenlemeler yaptı. Bu düzenlemeleri de 2022 yılının Eylül ayında kamuoyuna açıkladı. Düzenleme dediğimiz şey de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı… Bunu kurarak da ‘Cemevlerinin elektrik parası sorununu aştım artık. Cemevlerinin elektrik parasını ödeyeceğim. Ayrıca cemevleri ile ilgili şu şu düzenlemeleri yapmaya çalışacağız’ niteliğinde bir savunma verdi. Cemevlerinin elektrik parası ile ilgili davamızın gelmiş olduğu nokta bu. Türkiye Cumhuriyeti, elektrik paralarını ödemeyi üstlendi. Dolayısıyla da bu dosyayı kapattık.

    Din derslerine ilişkin Türkiye 2024 Haziran’ına kadar doğru dürüst bir karar getirmeli. Türkiye’nin, 2023 Eylül ayı gibi din dersleri ile ilgili bir şeyler yapmasını bekleyebilirsiniz. Türkiye’de Sünni olmayan inanç gruplarının; Şafiler de dahil olmak üzere din adamı yetiştirme hakkı yok. Ama devlet, ‘medrese’ adı verilen yerlere göz yumuyor.

    Din dersleri ile ilgili iki tane sorunumuz var. Bir; bu din dersleri çoğulcu değil. Yani; dinler hakkında bilgi vermesi gereken bir şey Sünni İslam yetiştirme biçiminde veriliyor. Bir de bu dersin zorunlu olması… Halbuki bizim Medeni Kanun’umuzda ‘İnsanlar, inançlarında özgür bırakılmalı’ deniliyor. Ayrıca 2022 yılında Anayasa Mahkemesi bir başka davayı değerlendirirken 2 karar verdi. Bu kararlardan birisi bugünkü haliyle ‘zorunlu din dersleri anayasaya aykırıdır’ şeklindeydi. İkinci kararda ise bu ‘Din dersleri Medeni Kanuna da aykırıdır deniyor.”

    ORTAK MÜCADELE VURGUSU!

    İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Gazi Arslan ise yaptığı değerlendirmede “Ortak olan sıkıntılarımızı ne hikmetse bir araya gelip gerçek anlamda Alevi yolunun ‘Yol cümleden uludur’ sözüne bianen çaresini aramıyoruz. Bu konuda Alevi kurumlarımızın artık kendi egolarını, kurumsal kimliklerini bir tarafa bırakarak ortak değerlere ve yaşam alanlarına sahip çıkıp ve bu bağlamda da kendi alanımızı yaratmamız lazım” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL 

  • Bermek: Yaylakonak’ta acı ve deprem şoku çok yüksek, hak ihlalleri sürüyor

    Bermek: Yaylakonak’ta acı ve deprem şoku çok yüksek, hak ihlalleri sürüyor

    PİRHA-Maraş merkezli depremlerden etkilenen Adıyaman Yaylakonak  (Balyan) Köyü’nü ziyaret eden ADO Başkanı Doğan Bermek, hazırladıkları raporda, “Bölgenin gerçekten çok yardıma ihtiyacı var. Bölgede hukuk, ekonomi, üretim adeta durmuş durumda. Bölgede çok miktarda hak ihlali var, genç bir avukatlar grubu ile hak ihlallerini de takip etmeye gayret edeceğiz” dedi. 

    6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin ardından yıkılan kentlerden biri de Adıyaman. Alevi Düşünce Ocağı (ADO) Başkanı Doğan Bermek, 5-6 Nisan 2023 tarihlerinde Adıyaman’a gerçekleştirdikleri ziyarete ilişkin bir rapor yayımladı.
    Halı dokuma uzmanı Mustafa Kazar ve Ozan Turgut ile birlikte Adıyaman’a gittiklerini belirten Bermek raporda, depremlerde 108 kişinin hayatını kaybettiği 2000 nüfuslu Yaylakonak’ı (Balyan) ziyaretini paylaştı.

    “YAYLAKONAK’IN 500 YILLIK BİR GEÇMİŞİ VAR”

    Bermek, raporda şu gözlemlerini paylaştı:

    Halı dokuma uzmanı Mustafa Kazar ve Ozan Turgut ile birlikte 5 Nisan 2023’te Adıyaman’a gittik. Yönetim kurulu üyemiz Seyho Saya ile birlikte kentte kısa bir gözlem, ardından şehrin temiz su kaynaklarına dökülen enkaz alanını gördük, çekimler yaptık ve Yaylakonak’a gittik. Belediye başkanı ve meclis üyeleri ile tanıştık, oldukça sıcak görüşmeler oldu, hızla bir yerel kooperatif kurulması karar altına alındı. Yaşama dönüş projesinin sorumlusu olarak aynı zamanda belediye görevlisi olan Hacı Yusuf Turhal tayin edildi. Yaylakonak 2000 nüfuslu ve depremde 108 can kaybına uğramış merkeze 20 km mesafede bir dağ köyleri grubu. 500 yıllık geçmişi, çevresinde dört adet ziyareti var, beldenin eski adı Balyan, 1949’da değişmiş.

    “ACI VE DEPREM ŞOKU ÇOK YÜKSEK”

    Hayvancılık ve tarım ile geçinen bir bölge, depremde epeyi telefat olmuş, yaşamın sürmesi için hayvana çok ihtiyaç var, tabii hayvanların ağıl ve bakım olanaklarının da hazırlanması gerek. Arazi çok dağlık, depremden sonra uzunca bir zaman kar da olduğu için gitmek isteyen araçlar dahi gidememiş, çok çile çekilmiş, nerede ise tüm kurtarma işleri aileler tarafından yapılmış. tabii her evden birkaç can kaybedildiği için acı ve deprem şoku gerçekten çok yüksek.

    “ZOR ŞARTLARDA YAŞIYORLAR; 100 KG YÜN GÖTÜRDÜK”

    Zor şartlarda yaşam sürdürmeye çalışılıyor, bir yandan enkaz kaldırmaya uğraşıyorlar, bir yandan da yaralarını sarmaya gayret ediyorlar. Ozan arkadaşımız video çekimleri yaptı onları da sizlere ayrıca sunacağız. Kadınlarımıza 80 adet teşyi (öreke-Kirman-İğ da deniyor) götürdük, 100 kg yıkanmış ve taranmış yün götürmüştük. Bölge insanı bu işi zaten biliyor, elleri işe yatkın, Şimdi bu yünleri eğirmeye başladılar, mayıs ayında eldeki hayvanların kırkılmasından sonra da yünlerini alacağız, yıkayıp-tarayıp onları de eğirmemiz gerek.

    “GENÇ AVUKATLAR GRUBUYLA BÖLGEDEKİ HAK İHLALLERİNİ TAKİP EDECEĞİZ”

    Bölgenin gerçekten çok yardıma ihtiyacı var, aklınıza gelen konuları irdelemek de isteriz. Bu ziyarette Yaylakonak Belediye Başkanı ve Adıyaman Tic. Ve San. Odası Başkanı ile çok verimli toplantılar yaptık, umarız önümüzdeki günlerde bu toplantılardan olumlu sonuçlar da elde edeceğiz. Bölgede hukuk, ekonomi, üretim adeta durmuş durumda, bu alanlarda yapılması gereken sayısız iş var, maddi ve manevi her türlü desteğe çok ihtiyaç olduğunu bir kez daha hatırlatmak isterim. Bölgede çok miktarda hak ihlali var, genç bir avukatlar grubu ile hak ihlallerini de takip etmeye gayret edeceğiz.”

    PİRHA/ADIYAMAN

  • ‘Alevi Federasyonları Hukuk Birimi’ ilk toplantısını gerçekleştirdi-VİDEO

    ‘Alevi Federasyonları Hukuk Birimi’ ilk toplantısını gerçekleştirdi-VİDEO

    PİRHA-“Alevi Federasyonları Hukuk Birimi” adıyla ortak bir hukuk komisyonu kurma kararı alan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) ile Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) ilk toplantısını gerçekleştirdi. 15 kişilik hukuk biriminde üç federasyon başkanının yanı sıra ADO Başkanı Doğan Bermek de yer alıyor. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) ile Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) ortak bir açıklama yaparak 22 Şubat 2022 tarihinde “Alevi Federasyonları Hukuk Birimi” adıyla ortak bir hukuk komisyonunun oluşturulduğunu duyurdu. İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Cemevi’nde bir araya gelen üç federasyon başkanı ve avukatlar konuya ilişkin açıklamalarda bulundu.

    ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, ADFE Genel Başkanı Celal Fırat ile Alevi Düşünce Ocağı (ADO) Başkanı Doğan Bermek‘in de yer aldığı hukuk birimi 15 kişiden oluşuyor. Komisyonda yer alan avukatların isimleri ise şöyle:

    Zeynel Öztürk, Leyla Süren, Nebahat Bektaş, Muhterem Aktaş, Zeynel Çambel, Ulaş Çam, Cem Yılmaz, Nuran Aslaner, Namık Sofuoğlu, Seyit Sönmez ve Hüseyin Alkan.

    “ORTAKLAŞMA İLE YOL YÜRÜMEK ETKİLİ OLACAKTIR”

    Alevi Federasyonları Hukuk Birimi’nin duyurulduğu basın açıklamasını ise ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül okudu. Açıklama metninde şu ifadelere yer verildi:

    “Uzun yıllardır örgütlü olarak devam eden Alevi hak mücadelesi, günümüzde yaşadığımız eşitsiz uygulamalar sebebiyle daha da önem kazanmıştır. Bu nedenle, ülkemizdeki Alevi kurumlarının büyük çoğunluğunun çatı örgütleri konumundaki Alevi Federasyonları olan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Alevi Dernekleri Federasyonu  (ADFE) olarak; Alevilerin hak mücadelesinde birlik ve ortaklaşma ile yol yürümenin daha faydalı ve etkili olacağı düşüncesi oluşmuştur.

    Demokratik hak ve ortak taleplerimizi gündeme taşırken hukuksal zeminde bizlere  yol gösterecek bir “Hukuk Biriminin” mutlak ihtiyaç olduğu görülmüş olup, Alevi Federasyonlarının,  bağlı kurumlarının,  bağımsız  Alevi kurumlarının yetkili temsilcilerinin  ve  Alevi hak mücadelesi aktivistlerinin  katıldığı 22.02.2022 tarihli toplantıda “Alevi Federasyonları Hukuk Birimi” kurulmasına karar verilmiştir. Alevi Kurumlarımızın hak mücadelelerinde geçmişten bugüne bizlerle birlikte hareket eden  Avukatlarımızla / Hukukçularımızla  başlayan bu çalışma, tüm kurumlarımızın bundan sonraki hak mücadelelerinde daha etkili sonuç alınmasını amaçlamaktadır. Alevi Federasyonları Hukuk Birimi’nin yapmış olduğu ilk toplantıda alınan öncelikli kararlar aşağıda belirtilmiştir.

    İLK TOPLANTIDA ALINAN KARARLAR

    1-) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM)  32093/10 sayılı kararı, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2013/9711 sayılı kararı, İdari Yargı ve Adli Yargı mercilerinin  sair  kararları ile “Cemevlerimizin”  “İbadethane” olduğu hususu izahtan vareste olduğundan; Alevilerin İbadethaneleri olan “Cemevlerimize” bundan sonra gönderilecek olan elektrik faturalarının bedellerini ödemeyeceğimizin tüm Alevi kurumlarına duyurulmasına,

    2-) Cemevlerimize ve bünyesinde cemevi bulunan Alevi kurumlarına karşı  “Elektrik Bedeli”  ile  ilgili olarak  “icra takibi” başlatılması halinde; icra takibine ilişkin ödeme emrinin tebliğinden itibaren en geç 7 (yedi) gün içerisinde ilgili icra dosyalarına yazılı olarak itiraz edilmesine, (İlgili itiraz dilekçe örnekleri;  Alevi Federasyonları Hukuk Birimi tarafından hazırlanacak olup,  Federasyonlarımız tarafından talep eden kurumlarımıza derhal iletilecektir.)

    3-) Alevilerin talepleri ile ilgili olarak yasal mevzuatta yapılması gereken düzenlemeler hakkında  gerekli çalışmaların yapılmasına, bu çalışmalar sonucu hazırlanacak önerilerin Alevi Federasyonları  tarafından ilgili  kamu kurumlarına ve  siyasi partilere sunulmasına karar verilmiştir.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • ADO Başkanı Bermek: Mazbatası verilmeyenler AİHM’ye başvurmalı

    ADO Başkanı Bermek: Mazbatası verilmeyenler AİHM’ye başvurmalı

    PİRHA-KHK ile ihraç edilen belediye başkanlarının mazbatası seçimi ikinci tamamlayan adaya verilmesi kararı ile ilgili Alevi Düşünce Ocağı Derneği (ADO) Başkanı Doğan Bermek açıklamalarda bulundu. Bermek, “Belediye başkanı adaylığı YSK tarafında kabul edilen adayların mazbataları verilmelidir” dedi.

    31 Mart yerel seçimlerinin ardından hala İstanbul, Diyarbakır, Van, Mardin gibi büyükşehirlerde mazbatalar verilmedi. Seçimlerde YSK tarafından belediye başkanı adaylıkları onanan KHK’lı belediye başkanlarının mazbataları verilmiyor. Gerekçe ise Kanun Hükmü’nde Kararname ile işten çıkarılmaları. Karara tepki gösteren Alevi Düşünce Ocağı Derneği (ADO) Başkanı Doğan Bermek PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “MAZBATALARIN VERİLMEMESİ USULSÜZLÜKTÜR”

    Bermek, “Bu kişiler aday listelerine girerken başvurularını yaptılar, seçim kurulları bunların adaylıklarını onadı. Belediye başkanı adayı olarak toplumun önüne çıkarttı. Toplum da bu adaylara oyunu verdi” diyerek tepkisini dile getirdi.

    “İnsanlar oyunu verirken de KHK’lı oldukları içinde mazbatalarının verilmeyeceğini bilmiyordu. Biz önümüze çıkarılan aday listelerine oy verdik” diyen Bermek şöyle devam etti:

    “Bu adaylar seçildikten sonra KHK’lı oldukları için mazbatalarının seçimi ikinci sırada tamamlayan adaylara verileceğini öğrendik. Bu usulsuz bir karadır. Hukukta bunun yeri olamaz. Adaylık başvurusu yapan kişinin bir sorunu varsa ve bu sorunda biliniyorsa bunun adaylık başvurusunu kabul etmemelisiniz. Madem adaylık başvurusunu kabul ettiniz bu insanlar seçimlerin sonunda kazanan olarak çıkmış mazbatalarını vermelisiniz. Bunu yapmazsanız demek ki bir uyumsuzluk var.”

    “OY VEREN DE SEÇİLEN DE HAKSIZLIĞA UĞRAMIŞTIR”

    Yeni bir seçim yapmaya gerek yoktur. YSK’nın onayladığı listelerle seçim yapılmıştır. Bu seçimleri kazanan belediye başkanlarına mazbataları verilmelidir” ifadelerini kullanan Bermek, “YSK’nın aldığı karar Türkiye’de tartışılamaz bir karar olduğu için bu bağlamda mağdur olan ve haksızlığa uğrayan kişiler YSK’nın bir üst makamı olan AİHM’e başvurusunu yaparak alınan bu karara itiraz etmelidir. Bu bağlamda hem oy verenler olarak hem de seçilen kişiler burada haksızlığa uğramıştır. Bunun  hukuki mücadelesi de verilmelidir” diye konuştu.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • DİB forumu yapıldı: Dipten gelen bir dalgaya ihtiyaç var-VİDEO

    DİB forumu yapıldı: Dipten gelen bir dalgaya ihtiyaç var-VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik (DİB), İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde “Demokrasi için bir aradayız yılmayacağız” şiarıyla forum düzenledi. Forumda Türkiye’nin içerisinde bulunduğu koşullar değerlendirilerek mücadele yollarının çoğaltılması gerektiği vurgulandı.

    Haberin Videosu

    Demokrasi İçin Birlik “Demokrasi için bir aradayız yılmayacağız” şiarıyla İstanbul’da forum gerçekleştirdi. Çeşitli muhalif kurum temsilcileri, KHK ile kapatılan TV10’un Yönetim Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Forumda OHAL, KHK’ler, referandum ve anayasa konuları tartışıldı.

    “DİB AYNI HEDEFE YÜRÜYEN İNSANLARI BİR ARAYA GETİRDİ”

    Demokrasi İçin Birlik’in neyi amaçladığını anlatan CHP’in eski Milletvekili Melda Onur, Demokrasi İçin Birlik’in herkesi kapsamadığı yönündeki eleştirilere yönelik herkesi Taksim dayanışmasının ilk zamanlarını hatırlamaya davet etti. Onur, DİB’in kiminin uzaktan baktığı, kiminin yakınından geçtiği,, kiminin zayıf bulduğu ve herkesi kapsamadığını düşündüğü DİB’in Hayır Meclislerini oluşturduğunu ifade etti. Onur, DİB’in el ele kol kola yürümek isteyen öyle olmasa bile aynı hedefe doğru yürüyen insanlar için demokratik kitlelere zemin hazırlayacak bir ortam olduğunu belirtti.

    “DİB, BİR ZEMİNDİR” 

    Geçtiğimiz dönemde DİB’in OHAL, KHK’ler ve referandum için çalıştıklarını söyleyen Onur, “Birliktelik nasıl ki Gezide gerçekleri açığa çıkardıysa bu sefer de seçimlerde hırsızlıkları açığa çıkardı. DİB bir zemindir. Bu zeminden bugün hayır meclisleri çıkar, belki önümüzdeki günlerde demokrasi meclisleri çıkar. Herkese açıktır” dedi.

    “BARIŞ KELİMESİ ARTIK TERÖRİZM İLE EŞ TUTULUYOR”

    Onur’un ardından konuşan Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen, otoriterlikten faşizme doğru yürüyen iktidarın yürüyüşünün OHAL’in ardından yeni bir evreye girdiğini ve demokrasi maskesini ortadan kaldırdığını vurguladı.

    OHAL ile meclisin bütün yetkilerinin yürütmeye devredildiğini, siyasi partilerin görüşlerini söyleyemez olduğunu, eş başkanların, milletvekillerinin içeride olduğunu söyleyen Türmen, ana muhalefet partisinin üzerinde de baskılar olduğunu, insan hakları ihlallerinin arttığını belirtti.

    OHAL’in ortaya koyduğu hukuksuzlukların arttığını ve OHAL kararnameleriyle yapılanların da hukuka aykırı olduğunu dile getiren Türmen, şunları ifade etti:

    “Hukuk tamamen rafa kaldırılmıştır. Barış Türkiye’de artık terörizm ile eş tutulan bir kelime haline gelmiştir. Osman Kavala’nın da cezaevine konması sivil topluma bir gözdağı vermiştir. Demokrasiye yönelen tehdit yeni bir boyut kazanmıştır. Baskıya, tahakküme karşı direniş bir yükümlülüktür. Direniş sadece demokrasi için değil aynı zamanda insanı insan yapan değerlerin korunması içindir. Mecliste siyaset yapma olanağı artık yoktur. Siyasetin meclis dışına taşınması gereklidir. Kamusal alanda siyaset yapmak gerekir.”

    “BİR KURUCU MECLİS OLUŞTURULMALI”

    Türmen’in ardından konuşan Köz Gazetesi temsilcisi Ali Öztürk, herkes parlamentonun çalışmadığına mutabıksa bütün kesimlerin katılabileceği bir kurucu meclisin oluşturulması gerektiğini belirtti.

    Önce Demokrasi temsilcisi Sevil  Kazanılmış da hakların geri alınabileceği bir anayasa taslağına ihtiyaç olduğunu ve bunun için çalıştıklarını vurguladı.

    “DİB’TEN GELEN BİR DALGAYA İHTİYAÇ VAR”

    Eski Vekil Hasip Kaplan ise önce “demokrasi için neden bir araya gelemiyoruz?” sorusunun üzerinde durulması gerektiğini kaydederek “Kürt sorununda nasıl duracağız. Rakka’da IŞİD’in yanında mı duracağız, zafere koşan kadın gerillaların mı? OHAL ile meclis susturulmuşken, bitmişken biz ne yapacağız?” sorularını dile getirdi. Bütün bunlar için DİB’den gelen bir dalgaya ihtiyaç olduğunu vurgulayan Kaplan, basına yönelik baskılara da değindi.

    “SOMUT ZEMİNLER OLUŞTURULMALI”

    Ardından söz alan HDP Eş Sözcüsü Ayhan Bilgen, toplumun kendi içinde yaşadığı sağ otoriter yönelimlere teslim olmamak gerektiğini vurgulayarak mücadele için somut zeminler oluşturmak gerektiğini kaydetti.

    “İKTİDAR ZORA DAYANARAK VARLIĞINI SÜRDÜRÜYOR”

    Bilgen’in ardından konuşan DİSK Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Seyit Aslan, direnişte olan şişe cam işçilerini selamlayarak kendi geleceği için kendi belediye başkanlarını istifaya zorlayan bir iktidar karşısında nasıl bir yol izleneceğinin ortaya konması gerektiğini ifade etti. İktidarın zora dayanarak varlığını sürdürdüğünü kaydeden Aslan, işçilerde, emekçilerde muhalif olan herkeste bir arayış olduğunu belirtti.

    “DİB’E ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞÜYOR”

    Aslan’ın ardından konuşan SYKP Eş Başkanı Sibel Hekimoğlu, başarısızlığın en temel nedeninin muhalefetin parçalı duruşu olduğunu belirterek “Eğer DİB gibi bir oluşumda bütün kesimlere hitap edemiyorsak başarmamız çok zor. O nedenle DİB’e çok önemli görevler düşüyor” dedi.

    “HER ŞEYE RAĞMEN DAHA KALABALIK VE DAHA GÜÇLÜYÜZ”

    CHP PM Üyesi Müslüm Sarı da, Türkiye’nin aslında yeni hikayesini aradığını ve ikiye bölünmüş durumda olduğunu ifade etti. Bir tarafta siyasal İslamı savunanlar ve onun karşısında seküler yaşamı savunanlar, bir tarafta savaşı savunanlar ve onun karşısında barışı savunanlar olduğunu vurgulayan Sarı, yeni hikayenin seküler hayattan yana olanlar, barıştan yana olanların olduğunu ve iktidarın bütün olanaklarıyla birlikte muhalefetin üstüne gelmesine rağmen daha kalabalık ve daha güçlü olduklarını söyledi.

    “MÜFTÜLÜK YASASI KADINLAR İÇİN HÜKÜMSÜZDÜR”

    Ardından Halkevci Kadınlar adına konuşan Çağla Akdere, geçtiğimiz gün meclisten geçen müftülüklere nikah kıyma yetkisi veren yasa tasarısına değinerek bu yasanın kadınlar için hükümsüz olduğunu kaydetti.

    “MUHALİF KESİMLERİN TEMİZLENMESİ HIZ KESMİYOR”

    Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu, Türkiye’de çevre yağması, doğa talanı ve muhaliflerin temizlenmesi gibi konuların hiç hız kesmeden devam ettiğini belirterek iktidarın Yeni Türkiye inşasının 2015’te Güneydoğu’da başlayan özel güvenlikli bölgeler, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ve eğitim sisteminin daha da kötüleştirilmesiyle hayata geçirilmeye çalışıldığına vurgu yaptı.

    “HALA BİR %50’Yİ SUSTURABİLMİŞ DEĞİLLER”

    Kaboğlu’nun ardından konuşan EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan da yaşanan sorunların temelinde ülkenin nasıl bir siyasal rejimle yönetileceğinin yattığını ifade ederek yasamanın, yürütmenin ve yargının işlevlerinin yok edilmesinin yeni bir rejim inşası yaratılmaya çalışıldığının göstergesi olduğuna dikkat çekti. İktidarın toplumu ikiye bölmesinin mücadele için bir dayanak olduğunu söyleyen Gürkan, “Hala bir %50’yi susturabilmiş değiller” dedi.

    “BUNDAN SONRAKİ YÜRÜYÜŞÜMÜZ TÜM İŞÇİ SINIFI ADINA OLACAK”

    Gürkan’ın ardından günlerdir direnişte olan şişe cam işçileri adına söz alan şişe cam işçisi, sendikalarının onları oyaladığını vurgulayarak işe iadelerini alamazlarsa bundan sonraki yürüyüşlerinin tüm işçi sınıfı adına olacağını kaydetti.

    “ALEVİLER EŞİT YURTTAŞLIK HAKLARINI ALAMIYOR”

    Alevi Düşünce Ocağı adına konuşan Doğan Bermek de Alevilerin bu ülkede eşit yurttaşlık haklarını alamadıklarını belirterek ülkede hak ve adalet adına yapılan bütün etkinliklere destek verdiklerini ve vermeye devam ettiklerini kaydetti. (HABER MERKEZİ)

     

  • HBVAKV Başkanı Tuncer Baş: El ele verip hakkımızı alacağız-VİDEO

    HBVAKV Başkanı Tuncer Baş: El ele verip hakkımızı alacağız-VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik’in (DİB) İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleşen forumunda Alevi kurumları adına konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Tuncer Baş, bu ülkede yaşanan bütün anti demokratik uygulamaların Alevleri ciddi anlamda etkilediğini vurguladı.  

    Haberin Videosu

    Demokrasi İçin Birlik (DİB), kuruluşunun birinci yılında “Demokrasi için biraradayız, yılmayacağız” şiarıyla İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde bir forum düzenledi.

    Forumda Alevi kurumları adına Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Tuncer Baş konuştu.

    “ÜLKEDEKİ ANTİDEMOKRATİK DURUM ALEVİLERİ CİDDİ ANLAMDA ETKİLEDİ”

    Baş, ortak mücadelenin salonlardan çıkarılıp sokaklara taşınması gerektiğini belirterek bu ülkedeki anti demokratik uygulamaların Alevileri ciddi anlamada etkilediğini ifade etti.

    Hak ve adalet vurgusu yapan Baş “Bizim tanrımız öyle göğün 7 kat üstünde değildir. Bizde cem olduğumuzda gönüller birlenir hak tecelli eder derler. Alevilerde el ele el hakka diye bir söz vardır. Ele ele verip hakkımızı alacağız” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Doğan Bermek: Alevi dergahlarına el koyanlar şimdi de Süryani taşınmazlarına el koydu

    Doğan Bermek: Alevi dergahlarına el koyanlar şimdi de Süryani taşınmazlarına el koydu

    PİRHA- Süryani cemaatine ait çok sayıda kilise, manastır ve mezarlık Diyanet’e devredildi. Mor Gabriel Manastırı Vakfı karara itiraz etti. Ancak tasfiye komisyonu itirazları reddetti. Bu duruma Alevi Düşünce Ocağı Derneği (ADO) Başkanı Doğan Bermek sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Bermek, “İnanç gruplarının malları o gruplara aittir” diyerek, iç hukuk yollarının tükenmesini beklemeden AİHM’e de başvurmalarını önerdi.

    Süryani cemaatine ait çok sayıda kilise, manastır ve mezarlık Diyanet’e devredilmesine, Alevi Düşünce Ocağı Derneği (ADO) Başkanı Doğan Bermek sosyal medya hesabından tepki gösterdi.

    “HUKUK YOK, TARİHE VE İNANCA SAYGI YOK, VİCDAN HİÇ YOK”

    Bermek, “Bir vakitler Alevi dergahlarına ait bina ve arazileri ele geçirenler şimdi de Mardin’de Süryani cemaatine ait taşınmazları önce hazineye sonra da Diyanet Vakfı’na aktarmış. Bu yasal olarak örgütlenmelerine izin verilmeyen inanç gruplarının tüm haklarını yok sayan anlayışın yeni bir uygulaması. Hukuk yok, düzen yok, tarihe ve inanca saygı yok, en fenası vicdan hiç yok” dedi.

    “SÜRYANİ KARDEŞLERİMİZİN YANINDAYIZ” 

    “Alevi Düşünce Ocağı Derneği olarak Süryani kardeşlerimizin yanında duruyoruz” diyen Bermek, Süryani cemaatine seslenerek, “İlgili mercilere derhal dava açmanızı ve iç hukuk yollarının tükenmesini beklemeden AİHM’e de başvurmanızı öneriyoruz ve atacağınız her adımı destekliyoruz. AİHM’in Devlet – İnanç ilişkileri konusunda aldığı 26.Nisan.2016 tarih 62649/10 sayılı karara açıkça ve tam anlamı ile aykırı bir uygulamadır bu yapılmak istenen” ifadelerini kullandı.

    ALEVİ KURUMLARINA, HAKSIZLIĞA TAVIR KOYMA ÇAĞRISI

    Doğan Bermek, tüm Alevi kurumlarının da bu haksızlıklara karşı tavır koyması gerektiğini belirterek, “Türkiye’nin inançlara karşı politikalarını düzenleyen AİHM kararlarına uyulması için taleplerini yükseltmeleri gerekiyor” dedi.   (HABER MERKEZİ)

     

  • Süryanilere ait çok sayıda kilise, manastır ve mezarlık Diyanet’e devredildi

    Süryanilere ait çok sayıda kilise, manastır ve mezarlık Diyanet’e devredildi

    Süryani cemaatine ait çok sayıda kilise, manastır ve mezarlık Diyanet’e devredildi. Mor Gabriel Manastırı Vakfı karara itiraz etti. Ancak tasfiye komisyonu itirazları reddetti. Bu duruma Alevi Düşünce Ocağı Derneği (ADO) Başkanı Doğan Bermek sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Bermek, “İnanç gruplarının malları o gruplara aittir” diyerek, iç hukuk yollarının tükenmesini beklemeden AİHM’e de başvurmalarını önerdi.

    Mardin’in büyükşehir olmasının ardından köyler resmi olarak mahalleye dönüştürüldü ve il idaresine bağlandı. Bu yasal değişikliğin ardından Mardin Valiliği tarafından tasfiye komisyonu kuruldu. Mardin Valiliği Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu, Süryanilere ait pek çok çok sayıda kilise, manastır, mezarlık gibi mülkleri kamu kurumlarına devretti.

    Mor Gabriel Manastırı Vakfı karara itiraz etti. Ancak tasfiye komisyonu itirazları reddetti. Hazine’ye aktarılan mülkler, Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredildi.

    Agos’un haberine göre 2016 yılı içinde Mardin Valiliği Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu, Mardin’in ilçelerinde bulunan, Süryani cemaatine ait çok sayıda kilise, manastır, mezarlık ve başka diğer arazileri başta Hazine olmak üzere ilgili kamu kurumlarına devretti. Mor Gabriel Manastırı Vakfı bu karara itiraz etti. Ancak geçtiğimiz Mayıs ayında tasfiye komisyonu itirazları reddetti. Mülkiyeti hazineye aktarılan kilise, manastır ve mezarlıklar Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredildi.

    Mor Gabriel Manastırı Vakfı şimdiye kadar yaptığı incelemelerde onlarca kilise ve manastırın Hazine’ye devredilip Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsis edildiğini tespit etti. Mezarlıklar da Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmiş durumda. Kilisenin ve manastırların bazılarının bakımı hali hazırda Mor Gabriel Manastırı Vakfı tarafından yapılıyor ve belirli günlerde ibadete açılıyor. Mezarlıklar da halen ziyaret edilen, defin işlemlerinin aktif olarak yapıldığı ve Süryani halkı tarafından aktif olarak kullanılan yerler. Süryaniler kararın iptali için mahkemeye başvurdu.

    30’A YAKIN TAPU KAYDININ İPTALİ İÇİN MAHKEMEYE BAŞVURULACAK

    Mor Gabriel Manastırı Vakfı Başkanı Kuryakos Ergün, dava açmaya başladıklarını ancak bir yandan da tespitlere devam ettiklerini söyledi. Ergün, 30’a yakın tapu kaydının iptali için mahkemeye gideceklerini söyledi. Ergün, şöyle devam etti:

    “Azınlık vakıfları Türkiye’de zaten yıllardır mülk edinemiyordu. 2002’de değişiklik yapıldı. Ve biz de çalışmalara başladık. Bazı tapuları vakfımızın üzerine alabildik. Bazıları için yasal süreçler de devam ediyordu. Bütün tapulara yetişmemizin imkanı yok. Arada kadastro çalışmaları da yapıldı. Kadastrolarda azınlık vakıflarının mülk edinebildiğine dair yasal değişikliğe ilişkin hassas davranmadılar. Biz yetişebildiklerimize dava açıyoruz. Yetişemediğimiz yerlerde bazı kilise manastır ve diğer mülkler Köy tüzel kişiliklerine bırakıldı. Mardin’in büyükşehir olmasının ardından, valilik tasfiye komisyonu kurdu. Tasfiyeler başladı. Pek çok yeri dağıttılar. Belediyelere devredilmesini bekliyorduk. Ancak Belediye yerine hazineye devrettiler. Mardin Büyükşehir Belediyesi kararları mahkemeye taşıdı. Ancak Kayyım atandıktan sonra davaların düştüğünü tahmin ediyoruz. Komisyona biz de pek çok kez itirazlarda bulunduk. Tanıklar götürdük. Ancak yasal olarak bize veremeyeceklerini söylediler ve Hazine’ye devir işlemi yapıldı. Hazine ise kilise manastır ve mezarlıkları Diyanet İşleri Başkanlığının kullanımına vermiş. 50’ya yakın kilise ve manastırdan bahsediyoruz. Tespit çalışmalarımız devam ediyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne başvuru yapacağız. Aynı zamanda dava da açacağız. Şimdiye kadar 20’ye yakın tapu için dava açtık. 30’a yakın tapu için de dava açacağız.”

    DAVA AÇILDI

    Mor Gabriel Manastırı Vakfı, tapu kayıtlarının Hazine’ye tesciline karşı Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açtı.

    Dava dilekçesinde, dava konusu olan mülklerin kadim zamandan beri Vakfın mülkiyet ve zilyetliği altında bulunduğu ve Mor Gabriel Manastırı’nın önemine dikkat çekildi.

    “Tarihi geçmişi M.S. 4. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Manastır dünyanın halen faal en eski manastırlarından olup, 1600 yılı aşan tarihiyle Süryanilerin ve dünyanın en eski din merkezlerinden biridir. Midyat Süryani Deyrulumur Mor Gabriel Manastırı Vakfı, Osmanlı İmparatorluğu zamanında Padişah Abdülmecid Han’ın 1267 Hicri (Miladi 1851/1852) tarihli fermanı ile kurulmuş ve 13.06.1935 tarihli 2762 sayılı Vakıflar Kanunu uyarınca tüzel kişilik kazanarak statüsü yeniden belirlenmiştir. Vakıf, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2002 yılında yayımlanan Yönetmelikle “cemaat vakfı” olarak kabul edilmiş ve aynı yıl yapılan Cemaat Vakıfları Listesi’ne alınmıştır. Bu listede yer almayan vakıflar, cemaat vakfı olarak kabul edilmemektedir.”

    Dilekçede, Hazine adına tescili yapılan mülklerin şimdiye kadar korunması ve bakımının vakıf tarafından yapıldığı dikkat çekildi. Dilekçede Lozan Antlaşmasına da dikkat çekilerek Hazine adına yapılan tescilin Antlaşmanın ihlali olduğu vurgulandı.   (HABER MERKEZİ)