Etiket: doğan munzuroğlu

  • Yazar Munzuroğlu: İnsanlar ana dillerinden uzaklaştırılıyor!- VİDEO

    Yazar Munzuroğlu: İnsanlar ana dillerinden uzaklaştırılıyor!- VİDEO

    PİRHA- Şair-Yazar Doğan Munzuroğlu insanların ‘Benim ana dilim, kültürüm yaşasın’ mantığından gün be gün uzaklaştırılmaya çalışıldığını söyleyerek, asimilasyona karşı herkesin ana dilini yaşatması gerektiğinin altını çizdi.

    UNESCO tarafından 1999 yılında 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü olarak ilan edildi. Ana dillerin varlığının korunması ve sürdürülmesi için teşvikler yapılsa da günümüzde küreselleşme, göçler, ulus devlet anlayışıyla yönetilen ülkelerdeki tekçi politikalar, ana dillerin konuşulmayarak günden güne kaybolmasında büyük bir rol oynuyor.

    UNESCO’nun dil bilimcilerine göre insanlığın varoluşundan bu yana yaklaşık 30 bin farklı dil konuşulurken, sadece 7 bin dilin günümüze kadar gelebildiği belirtiliyor. UNESCO’nun verileri dünya genelinde 2 bin, Türkiye’de ise 18 dilin yok olma tehlikesi altında olduğunu gösteriyor.

    Yok olma tehlikesi altında olan dillerden biri olan Kırmançki eserler üreten Şair-Yazar Doğan Munzuroğlu, ana dilinin önemine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ANA DİLİMDE YAZMAK BİLİNÇLİ BİR TERCİH”

    Dört şiir, bir roman, bir araştırma, iki öykü olmak üzere toplamda 8 kitabı olan Doğan Munzuroğlu, eserlerini ana dilinde yazıyor. Türkçe dilinde kendini yeteri kadar iyi ifade edemediğini, bu nedenle Kırmançki yazmaya başladığını ifade eden Munzuroğlu, öte yandan bunun bilinçli bir tercih olduğunun altını çizdi:

    “Kendi ana dilim dünyadan yok olup gitme, ölme tehlikesi yaşıyor. Kürtçe’nin bu lehçesi çok az insan tarafından kullanıyor. Kürt coğrafyasında birçok hikaye, masal, şiir, fıkra, bilmece her geçen gün kaybolup gidiyor. Yaşlılarımız öldükçe onlarla birlikte yok olup gidiyor ana dilimiz. Çünkü Kürtçe daha çok sözlü edebiyat alanında varlığını sürdürüyor, yazılı alana dönüştürülmedikçe her an yok olma tehlike yaşamakta. Bu nedenle bilinçli bir şekilde ürün vereceksem bu ana dilimde vereyim de belki ölümünü geciktirmede katkım olur diye düşündüm.”

    “ANA DİLİNDE EDEBİYAT BÜYÜK ZENGİNLİK”

    Edebiyatta ana dilinin büyük zenginliklere kapı açtığını ifade eden Munzuroğlu, “Türkçe yazdığınızda sizin dilinizde var olan yaşamın bir anını, durumunu, halini ifade eden sözcükler kullanamayabilirsiniz çünkü dil farklı coğrafyaların, farklı yaşamların ifadesi olduğu için ona karşılık gelecek herhangi bir kelime, deyiş, atasözü yok. Özellikle yaşlılarla sohbet ettiğinizde denk gelmişsinizdir, öyle bir deyim kullanıyorlar ki şaşırıp kalıyorsunuz bu durumu sadece bu deyim anlatabilir diye. Dolayısıyla bir dili şiirde, denemede, romanda dile getirdiğinizde o halkın inancını, sevinçlerini, kaygılarını, acılarını, kültürünü, yaşam biçimini aktarmış oluyorsunuz” dedi.

    “ASİMİLASYONLA MÜCADELE EDİLMELİ”

    Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi konjonktür sebebiyle ana dilinin varlığının korunması alanındaki mücadelenin zorlaştığını ve asimilasyonun her daim devrede olduğunu söyleyen Munzuroğlu, bu asimilasyon politikalarına karşı ne yapmalı soruna şu cevabı verdi:

    “Günümüzde insanları ‘Benim dilim, kültürüm yaşasın’ mantığından gün be gün uzaklaştırılmaya çalışıyorlar. Bireysel olarak herkesin bu konuda bilinçli hareket etmesi ve dilini her alanda konuşması gerekiyor. Burada kurumlara da büyük görev düşüyor. Ana dili hakkına karşı mücadeleyi büyütmeleri lazım. Öte yandan velilerin okullarda seçmeli derslerde çocuklarını ana diline yönlendirmeleri gerekiyor. Topyekün bir sahip çıkışla asimilasyonu önlemek mümkün olacaktır.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Yazar Doğan Munzuroğlu, imza gününde okurları ile buluştu-VİDEO

    Yazar Doğan Munzuroğlu, imza gününde okurları ile buluştu-VİDEO

    PİRHA-Yazar Doğan Munzuroğlu, ‘Dersim Aleviliği’ ve ‘Koyî Bîyê Xezal’ kitaplarının imza gününde okurları ile buluştu.

    Yazar Doğan Munzuroğlu, ‘Dersim Aleviliği’ ve ‘Koyî Bîyê Xezal’ kitaplarının imza gününde okurları ile buluştu.

    “DERSİM’DE YAŞANMIŞ ALEVİLİK İNANCINI ANLATIYORUM”

    Kırmancki’nin (Zazaca) okuyucusunun az olduğu için kitap basmanın kolay olmadığını söyleyen Doğan Munzuroğlu, “Kitapların basım masrafları çok pahalı olduğu için yazarlar kitaplarını basamıyor. Koyî Bîyê Xezal kitabının basılmasında Mikail Aslan ve Ferhat Tunç’un çok katkısı oldu, onlara teşekkür ederim. Dersim Aleviliği kitabında daha çok Dersim’de yaşanmış Alevilik inancını anlatıyorum. Dersim Aleviliği kitabı en az 60-70 kişiyle görüşerek yaptığım alan çalışmasından oluşuyor” dedi.

    Etkinlik Doğan Munzuroğlu’nun kitaplarını okuyucuları için imzalamasıyla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Doğan Munzuroğlu: 4 Mayıs, Dersim’in idam fermanının resmi olarak imzalanmış halidir-VİDEO

    Doğan Munzuroğlu: 4 Mayıs, Dersim’in idam fermanının resmi olarak imzalanmış halidir-VİDEO

    PİRHA- Bugün, 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleşen ‘Tunceli Tenkil Harekatı’nın, 87. yıldönümü. Araştırmacı-yazar Doğan Munzuroğlu, “4 Mayıs’ta yaşanan Dersim’in idam fermanının resmi olarak imzalanmış halidir. Devlet, Dersim’e sefer yaptığında, esas hedefi herhangi bir Kürdi mücadelenin oluşma tehlikesini engellemekti. Fakat bunun yanında Dersim’in Kızılbaş olması da devleti perçinliyor, motivasyonunu güçlendiriyor” dedi.

    Bugün, 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleşen ‘Tunceli Tenkil Harekatı’nın, Dersimlilerin deyimi ile de “Tertelenin” 87. yıldönümü. O gün alınan karar sonrasında Dersim’de çok büyük bir insanlık suçu işlendi.

    1937-38 yıllarında Dersim’de yaşananlar, uluslararası hukuka göre soykırım olarak adlandırılıyor. Ancak aradan 87 yıl geçmesine rağmen devlet arşivleri açılmadı, o dönemde neler yaşandığının tespiti yapılmadı. Daha da önemlisi, bu konuda tam bir yüzleşme yaşanmadı.

    Konuyla ilgili, kendisi de Dersimli olan araştırmacı, yazar Doğan Munzuroğlu PİRHA’ya konuştu.

    “DERSİM UZUN YILLAR OSMANLI DEVLETİNİN UĞRAŞTIĞI BİR COĞRAFYA”

    Dersim’in dağlık ve ormanlık yapısı nedeniyle uzun yıllar Osmanlı Devleti’nin uğraştığı bir coğrafya olduğunu belirten Doğan Munzuroğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Orada yaşayan halkların, daha çok isyankar, özgürlüğüne düşkün insanlar olması nedeniyle, devlet de bir türlü uzun süre bu toplumla barışık yaşayamamış. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Dersim bir çıbanbaşı olarak nitelendirilmeye devam edilmiş ve Dersim hakkında onlarca rapor hazırlanmış. Osmanlı döneminden başlayarak, Cumhuriyet dönemine kadar birçok rapor hazırlanmış. Birçoğunun fikri de ‘Dersim tedip edilmeli, tenkit edilmeli, ıslah edilmeli, sürgün edilmeli’ gibi sonuçlara varmış.

    4 Mayıs 1937’de Atatürk’ün huzurunda bir Bakanlar Kurulu kararı alınıyor. Bu defa bir sonuca varıyorlar. İsyan eden şahsiyetleri ya da ‘bizim tehlikeli olarak gördüğümüz şahsiyetleri öldürüp, gerisini yerinde bırakmak doğru değil’ diyorlar. Elden geldiğince suç işlemiş ya da devlete karşı suçlu olan kişileri yok edip geriye kalan halkı da başka bölgelere sürgün etmek gibi bir karara varıyorlar.

    “CELAL BAYAR YÖNETİMİNDE TOPTAN YOK ETME SÜRECİ BAŞLATILDI”

    Bu kararın sonunda da paraya acımaksızın içlerinde ne kadar kişi ajanlaştırılabilirse ajanlaştırılması, satın alınması kararı veriliyor. Bu karardan sonra Dersim’in fermanı imzalanmış oluyor ve daha sonra 1937’de İsmet Paşa’nın yönetiminde bir sefer düzenleniyor. Daha çok isyankar aşiretlere yönelik çeşitli müdahaleler oluyor ve savaşanlar öldürülüyor. Fakat bununla yetinilmiyor. 1938’de Celal Bayar’ın yönetiminde bu defa toptan yok etme gibi bir süreç başlatılıyor. Neredeyse canlı her varlığa ateş edilecek ya da toplu halde gaz serperek öldürme şeklinde ya da uçurumlardan atma yöntemiyle toplu katliam başlıyor. Daha sonra da sürgün süreci başlatılıyor. Geride kalan toplum, Türkiye’nin batı illerine sürgün ediliyor. Sürgünden 10 yıl sonra tekrar geriye dönüş için imkan veriliyor. Yasak kalkıyor ve geride kalan halk, tekrar coğrafyasına, dağlarına geri dönüyor.”

    “DERSİM’İN KIZILBAŞ OLMASI DEVLETİN YÖNELME MOTİVASYONUNU PERÇİNLİYOR”

    Doğan Munzuroğlu, 4 Mayıs 1937 tarihini “Dersim’in idam fermanının resmi olarak imzalanmış hali” sözleriyle yorumladı. Munzuroğlu, “Devlet, Dersim’e sefer yapıp, ıslah etmek istediğinde esas hedefi, buradaki herhangi bir Kürdi mücadelenin oluşma tehlikesiydi. Fakat bunun yanında Dersim’in Kızılbaş olması da bunu daha da perçinliyor. Bu, bir saldırının ya da ıslah etme, yok etme girişiminin daha da güçlü bir motivasyona yönelmesini sağlıyor” diye belirtti.

    TÜRKTANER KÖYÜNÜN HİKAYESİ!

    Doğan Munzuroğlu, katliam sürecinde Türktaner köyünde yaşananları da hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Hozat’ın Türktaner köyünde Zeyno Bıcik isimli biri var, o köyün muhtarı. Bu Zeyno Bıcik, köyün girişine bir levha koyuyor. 1938’de devlet oraya gelmiş. Köyleri yakıyor. İnsanların bir kısmını kurşuna diziyor, geri kalanını sürgün ediyor. Zeyno Bıcik düşünmüş, taşınmış. Köyün girişine bir levha koymuş. Üzerine de ‘Türktaner’ yazmış. Yine bir tanıktan dinledim. Askerler geldiklerinde ‘Türktaner’e gider’ levhasını görüyor. ‘Burası neresi?’ diye soruyorlar. ‘Burası Türktaner’ cevabı veriliyor. Askerler diğer tarafı göstererek ‘Bu taraf nere?’ diye soruyor, ‘Orası da Kürttaner’ cevabı veriliyor. Askerler ‘O zaman bu tarafa gidiyoruz’ diyorlar. Yani Türktaner öyle kurtuluyor. O gün bugündür Türktaner Türktaner’dir. Şimdi buradan şunu anlıyoruz; yani Türk köyleri, eğer ciddi anlamda Türk köyü olduğuna kanaat getirmişse dokunulmamış. Bu örnekten şunu anlamış oluyoruz. Ha demek ki burada bir etnik, ulusal ayrımcılık durumu var. Tabii Kızılbaş olmaları onların çifte katliamdan geçmesine yol açmış, bunu kabul etmemiz lazım.”

    “DEVLETİN RAPORLARI YALAN SÖYLÜYOR”

    Dersim Katliamı’na ilişkin devlet raporları ve gazetelerde yazılanların çoğunda dezenformasyon uygulandığını ifade eden Doğan Munzuroğlu, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “1938’le ilgili anlatımlarının çoğunda şöyle diyor; ‘Şeyhler, pirler’ yani onlara göre gerici liderler, halkı ayaklandırmış ve isyan başlamış. Yani Dersim’de bir isyan olmuş. Şimdi bunu şöyle açıklamak mümkün; madem şeyhler, dede ocakları, pirler bu halkı isyan ettirdi, peki neden katliamda dede ya da pir ocaklarına ya da ‘seyit’ dediğimiz ocaklara diğer isyan eden aşiretler kadar dokunulmadı?

    Birçok yerde mesela bakıyorsunuz, Baba Mansur Ocağından Hüseyin Doğan diye biri var. Mesela Hüseyin Doğan, ciddi ciddi devletle iş birliği yapıyor ve gelip yargılamalarda, Seyit Rıza ve arkadaşlarının yargılamalarında da şahitlik yapıyor. Oğlunun yaşının büyütülmesinde de şahitlik yapıyor. Orada resmen destekliyor. Hatta çeşitli dönemlerde de gelip Dersimlileri ikna etmeye çalışıyor.

    “O GÜNDEN BUGÜNE DERSİM’DE ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ”

    Dersim’in 1937 sürecine, oradaki zihniyete, oradaki ruh haline geri dönme imkanı yok. Zaten o mümkün de değil. Çok şey değişti Dersim’de. Mesela dil değişti, kültürel yapı değişti, inanç yapısı büyük oranda dejenere oldu. Ana dilini konuşabilen insan sayısı giderek azalıyor. Yüzde 3-4’e düştü neredeyse. Ama buna rağmen Dersim şu yönünü yitirmedi; kabul etmek lazım, Dersim seküler bir alana kaydı. Türkiye’nin seküler yapısına destek olabilecek, ona kan taşıyabilecek bir kimliğe, topluma dönüştü. Aynı şekilde devlete karşı muhalif kimliğini de büyük oranda yitirmedi. Gerisi, Dersim’in geçmişle çok fazla bir bağının kaldığını düşünmüyorum.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

  • Munzur Dergisi panelinde ‘Dersim kültürü tehlike altında’ mesajı

    Munzur Dergisi panelinde ‘Dersim kültürü tehlike altında’ mesajı

     PİRHA – Munzur Dersim Etnografya Dergisi, ‘Arkeolojik Yüzey Araştırmaları Işığında Tunceli’de Bazı Dini Yapılar, toplumsal yapı ve inanç bağlamında Dersim Aleviliği, Dersim’de Raa Haqi İnanç Sistemi ve Hukuk ile Raa Haqi İnancında Doğa ve Yaşam’ konulu panel düzenledi.

    Dersim’de düzenlenen panele konuşmacı olarak Serkan Erdoğan, Hüseyin Çakmak, Nesimi Genlik ve Doğan Munzuroğlu katıldı. Moderatörlüğü ise Munzur Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mesut Özcan yaptı. Panele Demokratik Alevi Derneği Eş Genel Başkanı Dursun Demirtaş, Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Cengiz, Tunceli Barosu Başkanı Barış Yıldırım ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Panelin açılışında dar duruşunda bulunuldu ardından çıra yakılarak panele geçildi.

    DERSİM’İN KÜLTÜRÜ CİDDİ TEHLİKE ALTINDA

    Moderatör Özcan, Ankara’da kurulan Munzur Dergisi’nin merkezinin Dersim’e taşınmasının nedenini şöyle açıkladı:

    “Dergi, 2015 yılında kuruldu ve uzun süre yayın yaptığı yer olan Ankara’dan merkezini Dersim’e taşıdı. Son üç yıldır buradan yayınlanmaktadır. Dersim’in dışında bulunarak, Dersim adına aklınıza geleni söylemek kolay. Dersim dışında bulunarak Dersim’in kültürü konusunda bir sürü şey söyleyebilirsiniz. Ama işte bu uzaktan söylediğiniz yer Dersim… Merkezi Dersim… Dışarıdan neyi ne kadar görebilirsiniz, neyi ne kadar söyleyebilirsiniz. Biz böyle yapmadık. Bildiğiniz üzere Dersim’in kültürü ciddi bir tehlike altında. Bu, öyle bize bir şey olmaz diyerek geçiştirilecek bir durum değil.
    Bize bir şeyler oldu. Çok şey oldu. Bize bir şeyler olacak, çok şeyler olacak.  Her şeyden önce dilimiz, inancımız, kültürümüz yok oluyor. Bunu anlamak için üniversiteye, cemevine, sokağa bakmak yeterli bence. Üniversite, Kenan Güven’in kaldığı yerden, üstüne koyarak çalışıyor.”

    CEMEVİ SİYASET YAPMAMALIDIR

    Özcan, “Cemevi, Alevilerin ibadet alanı olmasına rağmen, ki Aleviler ibadetlerini gizli yaparlar aslında, dışarıya, herkese açık yapmazlar, her gelenin girdiği, politik amaçlarla kullandığı bir yer olmuştur” diyerek cemevi ve üniversiteye yönelik eleştirilerini şöyle dile getirdi:

    “Pirlerimiz, 1980 öncesinde ibadetlerini, cemlerini köylerde jandarma korkusuyla gizli yaparlardı. Herhangi bir evde yaparlardı bunu.
    Şimdi, cemevleri ortaya çıktı ve ne yazık ki bizim gizli olan ibadetimiz seyirlik oyunlar gibi her kese açık hale geldi. Bizim cemlerde haksız olan, suç işleyen, adaletli olmayan, adaleti savunmayan giremezdi. Şimdiki cemevlerinde, neredeyse suçsuz olanlar girmiyor, haklı olanlar gitmiyor, adaletli olanlar girmiyor. Hele kim küs, kim barışık kimsenin umurunda değil zaten.
    Düşünün ki, bir cemevi yöneticisi, yani Dersim’deki cemevinin bir yöneticisi, anadili Kırmancki, Kurmanci olan insanları asimile etmekten söz ediyor.
    Düşünün ki bir üniversite, kendi sosyoloji topluluğunun yıllar önce dergimiz ile birlikte yapmak istediği bir panele, “bütün salonlarımız doludur” diyerek ver vermiyor. Oysa hiçbir salonu da dolu değildi.
    Bu üniversite daha bir iki yıl önce, Alevilik için kesin bir dil kullanarak, kendisi gibi düşünmeyeni başkalarının maşası olarak niteleyebiliyor.

    Ama düşünün ki aynı üniversite, kendi görüşünü savunan taaa İstanbul’daki bir sempozyuma, bir iddiaya göre 100’e yakın öğrencinin uçak gidiş dönüş biletini ve konaklama giderlerini karşılayarak göndermeye teşebbüs ediyor.

    Burada bulunan ne bu cemevi, gerçek anlamda bir cemevi, ne de bu üniversite gerçek anlamda bir üniversite.
    Bir üniversite de tıpkı ibadet yerleri gibi, bir kişinin inancına, diline, kültürüne, etnik kimliğine bakmadan ona bilimi öğretmelidir. Bilimsel çalışmalar yaptırmalıdır, yapmayı öğretmelidir.  Siyasete alet olmamalıdır.”

    Panelde “arkeolojik yüzey araştırmaları ışığında Tunceli’de bazı dini yapılar konusunu ele alan Serkan Erdoğan “Demir Çağı ve Helenistik Dönem Tunceli” yüzey araştırmaları hakkında yaptığı çalışmalar doğrultusunda Şah Hüseyin Beyler Türbesi, Çemişgezek Köy Kiliseleri (Mırnahi ve Sekrek Kiliseleri), Hozat Segedik Kilisesi ve Segedik Kaya Mezarları, Pertek Zeve Üryan Hızır Türbesi, Düzgün Baba, Hozat Ergen Manastırı’nın tarihi ve yapısı hakkında görseller paylaştı.

    DERSİM İNANÇ GELENEĞİNDE ULU OLAN TABİATTIR

    Ardından toplumsal yapı ve inanç bağlamında Dersim Aleviliği konusunda konuşma yapan Doğan Munzuroğlu, şunları söyledi:

    “Aleviliğe genel anlamda baktığımızda insan yücedir. Hak insanın suretinde ortaya çıkar. Vahdeti vücut felsefesi de buna bağlıdır. Fakat Dersim’de doğa yücedir. İnanç evrimleşmesinde insanın üstünlüğüne dayalı bir aşamaya geçilmemiş zannedersem. Çünkü insanlar öncelikle nesneleri kutsadılar. Güneşi, ayı vb. daha sonra insanı ve insanın kerametini kavramaya başladılar. Kendilerine dönüp özlerini sorgulamaya başladılar. Dersim inanç geleneğinde ulu olan tabiattır. İnsan doğayla barışıksa onu çözebilmişse ulu olabiliyor. Bizdeki bawa ve dervişler doğayı anladıkları için, doğanın sırrına erdikleri için uludur.”

    DAĞDAN TAŞTAN CANLILARDAN RIZALIK ALINIR

    Paneldeki diğer konuşmacılardan Nesimi Genlik ise doğanın Alevilik inancındaki yerini şöyle ifade etti:

    “Ağaçların, suyun kaynağı, dağın taşın kaynağı bunların insanların solunumunda, hayvanların beslenmesinde, doğanın yeşilliğinde suyun göğe çıkıp yere inmesi tabiatın dengesidir. Biz Aleviler bunlara inanıyoruz. Sadece 72 millet değil bizim inancımız. Şekli tabiat veriyor insana. Suda çeşit çeşit balık var. Semada çeşit çeşit kuş var. İnsanlar bir şey keşfetmiyor. Doğada her şey var. Aklı çalışan insanlar yeni şeyler yeni yeni doğaya hakim olmak istiyorlar. Uçan kuşun dışkısı toprağa bereket olarak iniyor. Kin ve nefret beslemeyiz. Bizim inancımızda en önemli şey ruh temizliğidir.

    Eskiden bir yere gidildiği zaman dağdan, taştan orada yaşayan canlılardan rızalık istenirdi. Biz buraya geldik siz su kullanıyorsunuz. Bazı hayvanlar otlanacak denirdi. Ortak yaşayanlar için biz de geldik denilip rızalık alınırdı. Ama o söyleyen insana kimse demiyor ki böyle bir şey yap. Dağa, taşa, doğaya, aziz suya olan ruhen isteğidir. Bu ortak yaşamda dağdan, taştan, canlılardan rızalık isteyen birisi doğanın verdiği birikimle bunu söylüyor.”

    Konuşmacı Hüseyin Çakmak da Alevilik’te hukuk sisteminden ve bunun kavramlarından bilgiler aktardı.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Munzur Dersim Etnografya Dergisi 13 Ocak’ta panel düzenleyecek

    Munzur Dersim Etnografya Dergisi 13 Ocak’ta panel düzenleyecek

    PİRHA – Munzur Dersim Etnografya Dergisi 13 Ocak’ta panel düzenleyecek. Saat 12.00’de başlayacak panele Dr. Serkan Erdoğan, Doğan Munzuroğlu, Hüseyin Çakmak, Nesimi Genlik katılacak. Panelin moderatörlüğünü ise Munzur Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mesut Özcan yapacak. 

    Munzur Dersim Etnografya Dergisi 13 Ocak saat 12.00’de panel düzenleyecek. Şaroğlu Hotel toplantı salonunda düzenlenecek panelin moderatörlüğünü Munzur Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mesut Özcan yapacak. Panelin konusu ve konuşmacıları ise şöyle:

    – Dr. Serkan Erdoğan: Arkeolojik Yüzey Araştırmaları Işığında Tunceli’de Bazı Dini Yapılar

    – Doğan Munzuroğlu: Toplumsal Yapı ve İnanç Bağlamında Dersim Aleviliği

    – Hüseyin Çakmak: Dersim’de Raa Haqi İnanç Sistemi ve Hukuk

    – Nesimi Genlik: Raa Haqi İnancında Doğa ve Yaşam

    (HABER MERKEZİ)