Etiket: doğu akdeniz çevre dernekleri

  • AKP Alevi köylerini hedef alıyor; Alevilerin ibadet yerine maden ocağı izni -VİDEO

    AKP Alevi köylerini hedef alıyor; Alevilerin ibadet yerine maden ocağı izni -VİDEO

    PİRHA- Tokat merkeze bağlı Günçalı köyünde Alevilerin kutsalı olan ve ibadetlerini gerçekleştirdikleri Çal Baba alanına maden ocağı yapılması için ruhsat izni verildi. Ruhsatın iptali için dava açacaklarını belirten DAÇE gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, AKP’nin Alevi köylerini özellikle hedef aldığını söyleyerek, “Maden ruhsatları Alevilerin köylerini ve inanç yerlerini dağıtmak için bir araç olarak kullanıyor” dedi. Alevi dedesi Muharrem Erkan ise “Bu Alevilere, insanlara, doğaya yapılan en büyük zulümdür” dedi. 

    Tokat’a bağlı Alevi köyü olan Günçalı köyünde yapılmak istenen maden ocaklarına karşı köy halkının ve çevrecilerin mücadelesi sürerken, HLC Kıymetli Madenler ve Yatırım A.Ş. ile Zeni Madencilik tarafından Alevilerin kutsal mekanı Çal Baba köyünde altın madeni yapılması için ruhsat izni verildi.

    Yaşam alanları ve ibadet yerlerinin yok edilmesine karşı duran köylüler, dava açmaya hazırlanıyor. Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE) gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal ve Alevi dedesi Muharrem Erkan, iktidarın Alevi köylerini özellikle hedef aldığını belirtti.

    “MADEN OCAKLARI, ALEVİLERİN YAŞAM ALANLARINI YOK ETMEK İÇİN KULLANILIYOR”

    Zeni Madencilik Şirketine altın madeni ruhsatı verilen yer 700 yıldır Alevilerin inanç merkezi olan, cemlerini yaptıkları, semah döndükleri bir inanç merkezi. Buradaki ekosisteme köylülerin 700 yıldır müdahale etmediğini söyleyen Avukat İsmail Hakkı Atal, “Belli ki AKP burayı dağıtmak istiyor. Maden ruhsatlarını Alevi köyü ve Alevi inanç yerlerini dağıtmak için bir araç olarak kullanıyor. Aksi halde Çal Baba Ziyaret alanında 4 tane maden ruhsatının olmasının, 2’sinin siyanürlü altın madeni olmasının başka bir açıklaması olamaz” dedi.

    Söz konusu alanın spesifik bir yaşam felsefesine sahip olduğuna dikkat çeken Atal, şunları ifade etti:

    “Yaşam felsefesi olan bir yeri sömürgeci kapitalist maden şirketleri ve onun yerli işbirlikçileri AKP’nin taşeronluğunda dağıtmak istiyorlar. Açtığımız davaların tamamının sağlam dayanakları var ama AKP’li hakimler bu davaları bir türlü lehimize sonuçlandırmamakta kararlılar, süreci uzatıyorlar. Ancak biz açtığımız her davayla mücadelemizi devam ettireceğiz ve buraları kurtaracağız.”

     “ALEVİLERE, DOĞAYA YAPILAN EN BÜYÜK ZULÜMDÜR”

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı/Alevi dedesi Muharrem Erkan ise Alevilerin kutsal alanının yok edilmek istendiğini dile getirerek, “Alevilerin geleneklerini, göreneklerini sürdürdüğü, Yol ulularının ibadet ettiği en önemli merkezlerden biridir ve kutsaldır. Bir avuç altın için, emperyalistlerin, uluslararası tekelci burjuvazinin emrine sokmak için gayret ediyorlar. Bu Alevilere, insanlara, doğaya yapılan en büyük zulümdür” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA/ PİRHA

  • Akkuyu NGS’nin kapatılma davasına ret: Ülke felakete sürükleniyor- VİDEO

    Akkuyu NGS’nin kapatılma davasına ret: Ülke felakete sürükleniyor- VİDEO

    PİRHA- Akdeniz’in suyunun ısınmasından kaynaklı Akkuyu Nükleer Santralin kapatılması için açılan dava, Mersin 2’nci İdare Mahkemesi tarafından reddedildi. Avukat İsmail Hakkı Atal, “İklim krizi sürecinde Akdeniz’in nükleeri soğutamayacağı kesin olmasına rağmen, Türkiye Akkuyu’yla koşar adım felakete sürükleniyor” dedi.

    Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri’nin (DAÇE) Akdeniz’in suyunun ısınması sebebiyle Mersin’in Gülnar ilçesinde yapımı devam eden ve Rusya’ya ait olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) kapatılmasına ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na dava açmıştı.

    Mersin 2’nci İdare Mahkemesi duruşma kararını tebliğ etti ve ret kararı verdi. Kararda “ÇED raporunda bazı eksiklikler tespit edilmiş ise de bu eksikliklerin raporu sakatlamayacağı ve projenin uygulanmasına engel teşkil etmediği, Akdeniz’in soğutma suyu yeterliliği açısından söz konusu nükleer tesise ilişkin yeniden ÇED raporu alınmasını gerektirir hukuken geçerli yeni bir sebebin bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmış olup, davanın reddine karar verilmiştir” ifadelerine yer verildi.

    “TÜRKİYE AKKUYU İLE FELAKETE SÜRÜKLENİYOR”

    Davayı açan DAÇE gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, diğer ülkelerde deniz suyu 25 dereceyi geçtiğinde nükleer santral yapımının durdurulduğunu belirterek, Akdeniz’in suyunun 31, buçuk dereceye vardığına dikkat çekti.

    Atal, davanın reddine ilişkin, “AKP’nin yargıyı (Danıştay’ın birkaç dairesi dışında) tamamen emri altına aldığı yeni Türkiye yüzyılında Akkuyu Nükleer Santralinin soğutma suyu davasını AKP’li Mersin 2. İdare Mahkemesi reddetti ve kararı istinaf ettik. İklim krizi sürecinde Akdeniz’in nükleeri soğutamayacağı kesin olmasına rağmen, Türkiye Akkuyu’yla koşar adım felakete sürükleniyor” sözlerini kullandı.

    “HER YÖNÜYLE ZARARLI BİR PROJE”

    Akkuyu Nükleer Santral projesinin her yönüyle ülkeye zararlı olduğunu belirten Atal, şunları söyledi:

    “Akkuyu her an 7 ‘den büyük yıkıcı bir deprem beklenen Kuzey Anadolu Ecemiş fay hattı üzerinde olduğundan bir deprem sonrasında patlamazsa, gelecek yıl 35 dereceyi bulacak Akdeniz su sıcaklığından dolayı patlamazsa, emperyalist Rusya devletinin mülkiyet sahibi ve operatörü olduğu Akkuyu Rusların Türkiye’yi işgali için bir kalkan olarak kullanılmazsa, en iyi ihtimalle Rusya Türkiye’yi 15 yıl boyunca soyacaktır. Zira şu anda yenilenebilir enerjiyi devlet kwh 2,5 centten elektrik satın alırken Akkuyu’dan 15 yıl boyunca kwh 12,5 centten elektrik satın almak zorunda kalacaktır.”

    Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerini ve Türkiye Barolar Birliği’ni eleştiren Atal, Akkuyu’ya karşı mücadelelerinin süreceğini vurguladı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Hatay’daki hak ihlalleri AİHM’ye taşındı- VİDEO

    Hatay’daki hak ihlalleri AİHM’ye taşındı- VİDEO

    PİRHA- Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE) 6 Şubat depreminden sonra Hatay’daki insan hakları ihlalleri nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuru yaptı. DAÇE avukatı İsmail Hakkı Atal, “AKP ile organik bağı olan hakimler artık dilekçelerimizi dahi okumadan otomatik ret kararı vermektedir. Bu nedenlerle yargı sistemi işlemeyen bir ülkede herhangi bir iç hukuk yolu tüketmeden AİHM’e doğrudan başvurumuzu yapıyoruz” dedi.

    Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE), AKP hükümetinin depremden sonra Hatay’daki uygulamalarıyla yaşam hakkı, ayrımcılık yasağı, özel ve aile hayatına saygı hakkı, mülkiyet hakkı ve serbest seçim hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuru yaptı.

    DAÇE üyeleri ve Hataylı yurttaşlar Hatay Adliyesi önünde bir araya gelerek konuya ilişkin basın açıklaması yaptı.

    “DEPREMDEN SONRA HAK İHLALLERİ DERİNLEŞTİ”

    Açıklamayı DAÇE adına yapan avukat İsmail Hakkı Atal, deprem bölgesindeki asbest faciasıyla son noktaya gelen, doğal ekosistemler üzerindeki kirletme ve yok etme politikalarının bir idari pratik haline geldiğini ifade etti.

    Maraş merkezli depremlerden sonra başta sağlıklı çevrede yaşam hakkı olmak üzere insan hakları ihlallerinin derinleştirildiğini belirten Atal, “Yaşam hakkına mülkiyet hakkına, sağlıklı çevrede yaşama hakkına yönelik yıkıcı politikaların önünü kesecek Zeytin Yasası gibi yasalar deprem bölgesinde yürürlükten kaldırılmıştır. Deprem bölgesindeki asbestli ve diğer kimyasal-zehirli atıklar ise, milyonlarca insanın önümüzdeki 8-10 yıl içinde ölümüne veya kanser olmasına neden olacak şekilde doğal ekosistemlere karıştırılmaktadır” dedi.

    “ALEVİ YURTTAŞLARIN MÜLKÜ GASP EDİLİYOR”

    Alevi köyü olan Dikmece’de acil kamulaştırma sebebiyle yurttaşların mülklerinde konut yapılması projesine de işaret eden İsmail Hakkı Atal, “Alevi yurttaşların zeytinlikleri başta olmak üzere özel mülkleri kamulaştırma kılıfı altında gasp edilmektedir. Kırsaldan sonra sıra kent merkezine gelmiş bu defa da 6306 sayılı yasada yapılan değişiklikle başta Samandağ olmak üzere kent merkezlerindeki yurttaşların mülkiyet hakkı gasp edilmek istenilmektedir. Hatay’lı yurttaşlara karşı ‘ayırımcılık yasağı’ ihlal edilerek, AKP hükümetinin ideolojik politikalarıyla Hatay’ın demografik yapısı değiştirilmek istenilmektedir. Alevi Canlara ait zeytinliklerin yanı başındaki devlete ait hazine arazileri ise bomboş durmaktayken toplu konut için kullanılmamaktadır” sözlerini kullandı.

    “İNSAN HAKLARI İHLALİ İDARİ PRATİK HALİNE GELDİ”

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın tutukluluğuna ilişkin de başvuru yaptıklarını duyuran Atal, şu ifadeleri kullandı:

    “Hataylıların uğradığı ayırımcılığın genel seçimlere kadar yansımıştır. Hatay halkının iradesiyle milletvekili olarak seçilen Can Atalay’ın Anayasal hükümler ihlal halen cezaevinde tutulması, ‘serbest seçim’ hakkının ihlaline evrilmiştir. Hatay’lıların seçim iradesinin seçmen olarak Meclis’e yansıması engellenmiştir.

    Biz bu başvurumuzla, Hataylıların başta yaşam hakkı , sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, mülkiyet hakkı ve serbest seçim hakkı olmak üzere temel hak ve özgürlüklerimizin ihlallerini; uluslararası hukukta uygulanmaya başlanılan ‘ihtiyatlılık’ ve ‘öngörülebilirlik’ ilkeleri gereğince, sadece bir sonuç olarak değil, bir süreç olarak da tespit edilmesini talep ediyor ve AİHM’e doğrudan başvurumuzu yapıyoruz.”

    PİRHA/ HATAY

  • ‘Akdeniz’in ısınan suyuna rağmen nükleer santralde ısrarcı olmak deliliktir’ -VİDEO

    ‘Akdeniz’in ısınan suyuna rağmen nükleer santralde ısrarcı olmak deliliktir’ -VİDEO

    PİRHA- Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri’nin (DAÇE), inşaatı devam eden Akkuyu Nükleer Santrali’nin kapatılmasına ilişkin açmış olduğu davanın duruşması görüldü. Avukat İsmail Hakkı Atal, Akdeniz’in ısınmasından kaynaklı santralin soğutma sisteminin işlevsiz kalacağını belirterek, “Bu yaz Akkuyu Nükleer Santral sahasında deniz suyu sıcaklığı 31 buçuk dereceye vardı. Bu şartlarda nükleer santral yapımına devam etmek bir çılgınlıktır, deliliktir” dedi.

    Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri’nin (DAÇE) Mersin’in Gülnar ilçesinde yapımı devam eden ve Rusya’ya ait olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) kapatılmasına ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na açtığı davanın duruşması bugün görüldü.

    Duruşma öncesi DAÇE gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, Mersin Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Sabahat Aslan ve Tarsus Çevre Koruma Kültür ve Sanat Merkezi (ÇEKSAM) Başkanı Semra Kabasakal basın açıklaması yaptı.

    “KÜRESEL ISINMA DİKKATE ALINMALI, NGS KAPATILMALI”

    İsmail Hakkı Atal, son yıllarda iklim krizine bağlı olarak deniz ısısının yükselmesi sebebiyle nükleer santrallerin kapandığını söyleyerek Fransa ve İsveç’ten örnekler verdi. Deniz suyu ısısı Fransa’da 28 dereceyi, İsveç’te ise 25 dereceyi geçince nükleer santrallerin kapatıldığını aktaran Atal, “2022 yazında burası 30 buçuk dereceyi gördü. Bu yaz ise Akkuyu Nükleer Santral sahasında deniz suyu sıcaklığı 31 buçuk dereceye vardı. Bu bir akıl tutulması. Bu şartlarda nükleer santral yapımına devam etmek bir çılgınlıktır, deliliktir. Bütün Türkiye’yi, Akdeniz’i cehenneme atmaktır” dedi.

    “BİLİRKİŞİ İDDİALARIMIZI KABUL ETTİ”

    Açıklamanın ardından davalı ve davacı tarafın avukatlarının hazır bulunduğu duruşma başladı. Duruşmada söz alan Atal, bilirkişi raporlarına değinerek şunları söyledi:

    “ÇED raporunda deniz suyu ile ilgili bir değerlendirmenin olmadığı ortaya çıktı. Bunun üzerine Prof. Dr. Şule Ergün, mütalaasında Akdeniz’in dünya ortalamasının üzerinde ısındığını kabul ederek ‘giriş sıcaklığının artması santralin ekonomik işletilmesi ve kondenserin tasarım limitleri ile ilgili bir sorun olup çevre ile ilgili mevzuatlarda kondensere giren suyun sıcaklığı ve kondenserden çıkan suyun debisi sınırlandığından reaktör gücünün sınırlandırılması veya reaktörün durdurulması ile sonuçlanmaktadır’ ifadesiyle santralin çalıştırılamayacağını üstü kapalı olarak kabul etti. Diğer yandan her iki profesör de santralin ÇED raporunda veya başka bir çalışmada deniz suyu sıcaklığı ile ilgili hiçbir çalışma yapılmadığına değinmedi.”

    Duruşma kararın daha sonra tebliğ edilmesi üzerine sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Avukat Atal: Enerji Bakanı Akkuyu konusunda açıkça yalan söylüyor-VİDEO

    Avukat Atal: Enerji Bakanı Akkuyu konusunda açıkça yalan söylüyor-VİDEO

    PİRHA- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın “Akkuyu bir Türk şirketidir” sözlerini yalanlayan DAÇE gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, “Akkuyu Rusya mülkiyetinde olan bir santral. Enerji Bakanı bu konuda açıkça yalan söyleyerek, halkı manipüle etmeye çalışıyor” dedi.

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) şirketinin CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı Anastasia Zoteeva’nın “Bu nükleer santral tamamen Rusya’ya aittir” sözlerini yalanladı.

    Bakan Bayraktar, “Akkuyu Nükleer A.Ş., Türkiye Cumhuriyeti‘nin vergi mevzuatına, hukuk kurallarına göre çalışan bir şirket, bir Türk şirketidir. Hükümetler arası anlaşma kapsamında da bizlere her konuda, hem iktisadi hem de güvenlik konularında fevkalade önemli haklarımızın olduğu ve tamamen Türkiye’nin kontrolünde yürüyen bir proje” dedi.

    Ancak Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE) gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal da Enerji Bakanı Bayraktar’ı yalanladı. Atal, nükleere ilişkin yapılan milletlerarası sözleşmenin maddelerine işaret ederek Enerji Bakanı’nın açıkça yalan söylediğini belirtti.

    “ZOTEEVA İTİRAF ETTİ, BAKAN İSE YALAN SÖYLEDİ”

    Anastasia Zoteeva’nın NGS’nin tamamen bir Rus şirketi olduğu yönündeki açıklamalarını daha önce Mersin Nükleer Karşıtı Platform bileşenleri doğrulamıştı.

    Birçok çevre davasının avukatı olan İsmail Hakkı Atal da son olarak Zoteeva’nın sözlerini doğrulayarak, “Zoteeva, Akkuyu Nükleer Santral’in yüzde yüz bir Rus şirketi olduğunu, Rusya mülkiyetinde olduğunu itiraf etti. Buna karşı Enerji Bakanı açıkça yalan söyleyerek halkı manipüle etmeye çalışıyor” dedi.

    Türkiye’nin Rusya devletine bağlı şirketler ile yap-işlet-sahip ol modeline göre yaptığı anlaşmanın maddelerine değinen Atal, şunları aktardı:

    “Rusya ile Türkiye arasında imzalanan ikili uluslararası anlaşmanın 5. maddesine göre; Akkuyu Nükleer yüzde yüz Rusya hissesiyle, Rusya mülkiyetinde kurulacaktır. Yine aynı maddenin 4. fıkrasına göre Rusya’nın hissesi hiçbir zaman yüzde 51’in altına düşmeyecektir, geri kalan yüzde 49 hisseyi de Türkiye’ye veya başka birine verip vermemesi tamamen kendi inisiyatifinde olacaktır. Yine daha sonra çıkarttıkları Nükleer Düzenleme Kurumu kanununun 4. maddesinin 2. fıkrasına göre yabancıların Türkiye’de kurdukları şirketler vasıtasıyla nükleer santral sahibi olmasının önü açılmıştır.

    Anlaşmanın 6. Maddesine göre 3. taraf sorumluluğu tamamen Türkiye’ye aittir. Yani burası patlarsa, kaza olursa Rusya hiçbir sorumluluk üstlenmeyecek. Akdeniz’deki bütün ülkelere karşı maddi tazminat sorumluluğu Türkiye’ye ait olacak. 15. maddenin 1. fıkrasına göre Ruslar hiçbir şekilde Türkiye’ye nükleer enerjisi teknoloji transferi yapmayacak. Kamuoyuna söylenenlerin aksine Türkiye bu konuda hiçbir zaman nükleer sahibi olmayacak.”

    “AKKUYU BÜYÜK BİR ULUSAL GÜVENLİK TEHDİDİDİR”

    Yapılan anlaşmalarda Rusya’ya büyük imtiyazlar verilmesinin ileride tehlikeli boyutlara ulaşabileceğini dile getiren Atal, Akkuyu’nun büyük bir ulusal güvenlik tehdidi olduğu görüşünde.

    Atal, “Türkiye topraklarında yönetimi, mülkiyeti, sermayesi, santrali, her şeyi Rusya’nın olan bu nükleer santral, Türkiye tarihindeki en büyük ulusal güvenlik tehdididir. Nitekim Ukrayna’daki Zaporijya Nükleer Santrali’ne birden fazla füze atarak bütün dünyayı nükleer bir facianın eşiğine getirdi” diyerek, bir an önce Rusya’nın Türkiye topraklarından çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:

    >‘Nükleer santral ekosisteme yapılan bir darbe, vazgeçilmeli’
    > Nükleer santrale ilişkin kaygılar artıyor: Akkuyu, nükleer atık alanı haline getirilebilir

     

  • Çevrecilerin 37 termik santralin kapatılması için açtığı dava görülmeye başlandı

    Çevrecilerin 37 termik santralin kapatılması için açtığı dava görülmeye başlandı

    PİRHA- Çevre mücadelesi veren derneklerin ve çevre aktivistlerinin Cumhurbaşkanlığı’na karşı açtığı 37 kömürlü termik santralin kapatılması ile ilgili davanın duruşması bugün görülmeye başlandı. Duruşma öncesi açıklama yapan avukat İsmail Hakkı Atal; “Termiklerin ve madenlerin hastalıklara neden olduğu, toplumsal maliyet ve devletin sağlık bütçesini sarsması nedenleriyle 37 termik santralin kapatılması için dava açtık” dedi.

    Çevre mücadelesi veren derneklerin ve çevre aktivistlerinin Cumhurbaşkanlığı’na karşı açtığı 37 kömürlü termik santralin kapatılması ile ilgili davanın duruşması bugün Ankara 11. İdare Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

    Duruşma öncesi mahkeme önünde bir araya gelen çevre örgütleri söz konusu davaya ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı çevre örgütleri adına Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal okudu. Atal açıklamasında termik santrallerin ve madenlerin birçok hastalığa neden olduğunu, halk sağlığını bozduğunu kaydederek, 37 tehlike arz eden termik santralin kapatılması için Cumhurbaşkanlığı’na karşı dava açtıklarını aktardı.

    “TERMİK FAALİYETLER DURDURULMAZSA YENİ SALGINLAR GELECEK”

    Bilim insanlarının koronavirüs salgınının sebebinin termik santraller, iklim değişikliği, madencilik faaliyetleri ormanların kesilmesi gibi ekokırım faaliyetleri olduğunu belirlediklerini ifade ederek sözlerine başlayan Atal, “Diğer yandan Covid salgını sırasında İtalya, ABD ve Hollanda’da hava kirliliği dataları ile Covid dataları eşleştirildiğinde, termik kaynaklı partikül madde ve hava kirliliği olan yerlerde Covid vakalarının 9 kat, Covid ölümlerinin ise 3 kat daha fazla olduğu ortaya çıktı. Ayrıca koronavirüslerin termik bacasından çıkan 2,5 ve 10 PM partikül maddelerin üzerine yapışarak yaşadıkları ve havada asılı kaldıkları ve ispat edildi. Termik ve madenlerin ormanları yok ettiği yerlerde ise koronavirüs popülasyonunun en az 2.5 kat arttığı ve virüsün insanlara bulaşma riskinin de %70 arttığı tespit edildi.  Bilim insanları; termik santral, madencilik, ormanların kesilmesiyle ekokırım faaliyetleri devam ettiği takdirde koronavirüsten daha ölümcül yeni salgınların geleceğini de öngörüyorlar” şeklinde konuştu.

    “KANSER VAKALARI ARTTI, HALK SAĞLIĞI ÇÖKÜŞE GEÇMİŞTİR”

    Kanser vakalarının da termik santraller nedeniyle artmakta olduğunu açtıkları davalarda ispatladıklarını dile getiren Atal sözlerine şöyle devam etti:

    “Az sonra duruşmalarına gireceğimiz 37 termikten EMBA Termik Santrali’nin bir davasında, bu termiğin yanı başında 2002 yılından bu yana çalışan (Alman) Sugözü Termik Santrali’nden dolayı Yumurtalık’ta kanser vakalarının 5 yılda 12 kat arttığı Sağlık Bakanlığı verileriyle ortaya çıkmıştı. Sağlık Bakanlığı 2018 Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre 2002 ile 2016 yılları arasında; erkeklerde prostat kanseri 3 kat, lenf kanseri 5 kat, troid kanseri 12 kat, akciğer kanseri 1,5 kat artmış; kadınlarda ise meme kanseri 1,5 kat, troid kanseri 6,5 kat, akciğer kanseri 2 kat artmıştır. Türkiye’de maden ve termik istilası başladıktan sonra halk sağlığı çöküşe geçmiştir.”

    “TERMİK SANTRALLERİN KAPATILMASI DEVLETİN SAĞLIK HARCAMALARINI BÜYÜK ÖLÇÜDE AZALTACAKTIR”           

    Türkiye’nin bu termik santrallere ihtiyacı olmadığını ifade eden Atal, TEİAŞ verilerine göre Türkiye’de 2018 yılında %35 enerji arz fazlası bulunduğunu, Cumhurbaşkanlığı ve Enerji Bakanlığı verilerine göre ise  %31 enerji arz fazlası bulunduğunu belirtti.

    Termiklerden elektrik satın alınabilmesi için kamuya ait baraj tipi hidroelektrik santrallerdeki üretimin düşürüldüğünü aktaran Atal; “Termik santrallerin kapatılması bir enerji açığı yaratmayacağı gibi, devletin sağlık harcamaları da büyük ölçüde azalacaktır. Zira Avrupa Sağlık ve Çevre Birliği HEAL’in  son yaptığı çalışmayla Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin toplam yıllık ortalama sağlık maliyeti 23 milyar 828 milyon TL olup, Yeniköy Kemerköy A.Ş.nin her 2 termik  santralden  yıllık kazancı 200 milyon TL tutarında olduğu hesap edilirse, bu 2 santralin ülkeye ve halka  sağlık maliyeti, kendi ticari  kazancının 100 katıdır” dedi.

     “HALK SAĞLIĞI İÇİN TERMİK SANTRALLERLE İLGİLİ 37 DAVA AÇTIK”       

    Atal açıklamasında son olarak şunları kaydetti:

    “Termiklerin ve madenlerin neden olduğu koronavirüs ve kanser hastalığına neden olması; toplumsal maliyet ve devletin sağlık bütçesini sarsması, halkın neslini, soyunu, sopunu kurutması nedenleriyle 37 termik santralin kapatılması ve proje halinde olanların da iptali için, Cumhurbaşkanı’na Anayasanın 104. maddesiyle yüklenen milli güvenliği koruma görevi doğrultusunda  37 dava açtık.

    PİRHA/ANKARA