Etiket: doğubeyazıt

  • Tülay Hatimoğulları: Münih’teki fotoğraf Ankara’da da verilmeli-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Münih’teki fotoğraf Ankara’da da verilmeli-VİDEO

    PİRHA- Rojava yönetiminin 62. Münih Konferansı’na katılmasına değinen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Münih’teki bu fotoğrafın Türkiye’de verilmesini istiyoruz” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde düzenlenen “Barış ve Demokratik Toplum” buluşmasına katıldı.

    Mem û Zin Düğün Salonu’nda yapılan ve yüzlerce kişinin katıldığı buluşmada konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Hatimoğulları, şunları dile getirdi:

    “Sayın Abdullah Öcalan, bir süreç başlattı. 27 Şubat’ta başlatmış olduğu sürecin neredeyse bir yılını geride bırakacağız. Bu süreçte aslında 15 Şubat Komplosu’nu boşa düşürmeyi hedefleyen bir süreç olduğunun hepimiz farkındayız. Sayın Öcalan’ın özgür yaşamı bu sürecin başarısı için son derece önemlidir ve şimdi devam etmekte olan sürecin ruhuna uygun olan da budur. Bu konuda önemli bir adımlar atılmasını bekliyoruz. Bugün İmralı heyetimiz şu an İmralı’da ve Sayın Öcalan’la bir görüşme gerçekleştiriyor. Bu görüşmede çeşitli istişareler olacak, çeşitli güncel değerlendirmeler de olacak. Sürece ilişkin de eminiz ki Sayın Öcalan’ın çok önemli mesajları olacak. Heyetimiz döndüğü zaman zaten bilgilerini kamuoyuyla hep beraber paylaşacağız” ifadelerini kullandı.

    ‘HALEP’TE İKİNCİ BİR KOMPLO HAYATA GEÇİRİLMEK İSTENDİ’

    Halep’te Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine, orada yaşayan Kürtlere dönük gerçekleşen saldırıların da komplonun bir diğer ayağı olduğunu söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Bu saldırılar halka Rojava topraklarına yayılmak istenen saldırı ikinci büyük komplodur. Bu saldırıyı başta Sayın Öcalan olmak üzere Rojava’daki öz yönetim boşa düşürmüştür. Özellikle 6 Ocak’ta apaçık bir şekilde devreye konan senaryoda kalıcı bir Kürt-Arap savaşının bu coğrafyada başlatılması ve devam ettirilmesi istendi. Birçok kişi bize soruyor: Kimin ne işine yarayacak bu savaş? Bölgesel güçlerin işine yarayacak, bölgedeki gerici örgütlerin işine yarayacak, bölgede Rojava’da kazanılmış hakların geriletmesini sağlayacaktı. Kadınların yaratmış olduğu eşit ve özgürlük alanlarını kadınlara dar etmek isteyeceklerdi. Fakat bu komployu başta Sayın Öcalan’ın İmralı’da müdahaleleriyle beraber ve Rojava’daki öz yönetimin birçok yürüttüğü diplomatik görüşme ile birlikte ve aynı zamanda 7’den 70’e herkesin sokakta mahallesinde bir savunma çizgisini geliştirmesiyle boşa düşürülmüştür. Bizler, burada direnişe ses verdikçe, Rojava’ya sahip çıktıkça, Avrupa’daki ve diasporadaki bütün Kürtler ve dostları ayağa kalktıkça biz bu oyunu boşa düşürdük. Ama şunu bilmeliyiz ki, Sayın Öcalan’ın bu oyunun boşa düşürülmesinde yürütmüş olduğu çok önemli görüşmeler vardı. Ve biz buradan başta Sayın Öcalan olmak üzere Suriye’deki Rojava’daki özyönetime ve Federe Kürdistan Bölgesi’nden destek veren bütün her kesime Barzanilere, Talabanilere hepsine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bir komplo bir kez daha boşa düşürülmüştür” şeklinde konuştu.

    ’30 OCAK MUTABAKATI ÖNEMLİ VE PRATİK ADIMDIR’

    Rojava’daki kazanımlara, 30 Ocak Antlaşması’na dönük kimi kesimlerin çok özel bir biçimde eleştirel yaklaşımlarına tanıklık ettiklerini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Bu eleştiriler, doğru eleştiriler değil. Rojava’daki 30 Ocak Mutabakatı’nın sanki hiçbir şey kazanılmamış gibi ortaya fikirler atmaya kalkanlar oldu. Aynı şekilde ‘paradigma iflas etmiş, halkların kardeşliği diye bir şeye inanmamalıyız, kadın özgürlükçü anlayışa artık inanmamalıyız’ gibi bir anlayış bizim kabul edebileceğimiz bir anlayış değil. Uzunca bir süredir Kürt Özgürlük Hareketi’nin paradigmasına, DEM Parti’nin siyasi çizgisine ve Sayın Öcalan’ın bin bir emekle ve bedelle ortaya koymuş olduğu mücadeleye dil uzatanlar çıktı. Bunların çok çok önemli bir bölümü bu sosyal medya kullanıcılarında arkadaşlarımızın teknik olarak yaptığı bir çalışmada, önemli bir bölümünü fake hesap olduğu, bold hesap olduğunu cümle âlem biliyor. Rojava’daki 30 Ocak Mutabakatı tam anlamıyla oradaki öz yönetimin bütün amaçlarını yerine getirdiği anlamına gelmeyebilir; ama son derece önemli kazanımlarla donanmış, son derece önemli adımlar atılmış. Ve bu mutabakatın sağlanmasıyla birlikte boğulmak istenen Rojava için atılmış son derece önemli bir pratik adımdır” diye belirtti.

    ‘AYNI FOTOĞRAF TÜRKİYE’DE DE VERİLMELİ’

    62. Münih Konferansı’na da dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “Rojava’ya yönelik aşırı eleştirel yaklaşanlara dönüp, 3 gün devam eden Münih Konferansı’na bakmalarını tavsiye ediyorum” dedi.

    “Münih Konferansı’nda 120 ülkenin katıldı, uluslararası konferansta ana gündemi belirleyen Kürt halkı oldu, Rojava yönetimi oldu,Suriye’den giden heyet oldu” vurgusunu yapan Hatimoğulları, “Bu büyük bir diplomasi başarısıdır. Münih Konferansı’nda hepiniz gördünüz Mazlum Abdi ve İlham Ehmed dünya liderlerinden birçoğuyla bir araya geldiler ve çok önemli bir diplomatik adım atıldı. Münih’teki bu fotoğrafın Türkiye’de verilmesini istiyoruz. Diplomasi masası sadece Münih’te kurulmamalı. Kürtlerle diplomasi masası, Suriye’deki öz yönetimin de dahil olduğu bir diplomasi masası Ankara’da mutlaka; ama mutlaka kurulmalıdır. Suriye’de yapılan kimi hatalar oldu, kimi açıklamalar oldu. Ümit ediyoruz ki bu yanlış açıklamalardan ciddi olarak geri dönülmüştür. Aynı hatalar Irak için yapılmamalıdır. Bakın Maxmura, Şengal’e parmak sallanmamalı. Oralar tehdit edilmemeli. Bölge barışı için inisiyatif alınacaksa Kürt halkıyla dört parça Kürdistan’da stratejik bir barış anlaşmasının sağlanması lazım. Barış Kürt halkıyla taktiksel değil, stratejik bir şekilde yürütülmelidir. Bu Suriye’de de, Türkiye’de de, Irak’ta da ve İran’daki Kürt halkıyla aynı çerçevede yol alınmalıdır” ifadelerini kullandı.

    ‘KOMİSYON RAPORUNUN SAĞLIKLI ÇIKMASI SON DERECE ÖNEMLİ VE TARİHİDİR’

    Kürt sorununun demokratik çözümü kapsamında kurulan Meclis Komisyonun açıklayacağı rapora dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz bu dönem özellikle komisyonun bu raporunu son derece önemsiyoruz. Bu komisyonun raporu her şeyi bir sihirli değnekmişcesine çözmeyecek. 100 yıllık Kürt sorununu bir dakikada çözmeyecek. Hepimiz bunun farkındayız. Ama atılacak çeşitli somut adımlar için bu raporun sağlıklı bir şekilde çıkması da son derece önemlidir ve tarihidir. Komisyonun özellikle taslak halindeki basına sızan şekline baktığımızda özellikle terör kavramının çok kullanıldığını gördük. Ümit ediyoruz ki bugün yapılacak olan toplantıda Kürt sorununu artık bir terör parantezi içinde tanımlamaktan vazgeçerler. Çünkü Kürt sorunu bir terör sorunu değildir. Kürt sorunu sosyolojik, iktisadi, toplumsal bir sorundur ve siyasi bir sorundur. Bu çerçevede ele alınmalı, bu çerçevede çözülmelidir. Bir diğeri özellikle bu komisyonun raporundan beklentimiz somut olarak çıkacak özel yasa yani PKK’lileri kapsayacak özel yasanın nasıl bir kapsamda çıkacağına dair bize bir ön bilgi verecek. O yüzden bu yasanın kapsamlı çıkması ve gerçekten Kürt halkının ‘evet bu yasa bizim ihtiyaçlarımıza cevap verebiliyor’ duygusunu algısını yaratması gerekiyor. Yine bizim bu komisyondan beklediğimiz en önemli adımlar, TMK, TCK ve bunun yanı sıra İnfaz Yasası’ndaki değişiklilerdir.”

    ‘UMUT HAKKI HERKES İÇİN ÖNEMLİ BİR HAKTIR’

    Beklentilerinin hukuk, özgürlükler ve demokrasi olduğunu belirten Tülay Hatimoğulları, “Bu sürecin başarısının söylemden çıkması ve eyleme dönmesi gerekiyor. Bu nedenle de umut hakkı son derece önemlidir. Umut hakkı başta Sayın Abdullah Öcalan için olmak üzere birçok mahpus için önemli bir haktır ve çıkmalıdır. Türkiye’de sürecin başarısı için sadece söylem değil, eylemle de yüzümüzü İmralı’ya dönmeliyiz. Barış bize altın bir tepsiyle sunulmayacak. Barış Ankara’da yapılan görüşmelerle İran’da yapılan görüşmelerden ibaret değildir. Eğer biz güçlü olmak istiyorsak, masada diyaloğun başarısının yolu alanlarda, meydanlarda güçlü bir mücadeledir. Güçlü bir mücadele yürütürsek, güçlü bir örgütlükle ortaya çıkarsak bilin ki Sayın Öcalan’ın elini İmralı’da güçlendiririz. DEM Parti’nin masadaki müzakeredeki elini o şekilde güçlendirebiliriz. Bugüne kadar 100 yılı aşkın bir zamandır Kürt halkı inkar edilmiştir. Yeni yüzyıl Kürt halkının çözüm yılı olmalıdır. Bir olmalıyız, beraber olmalıyız. Bize gerçekleşen saldırılara daha önce nasıl yanıt verdiysek bu dönemde de aynı şekilde yanıt vermeliyiz” diyerek konuşmasını bitirdi.

    HABER MERKEZİ

  • Gazeteci Oruç yaşadıklarını anlattı: Beni ölüme terk ettiler

    Gazeteci Oruç yaşadıklarını anlattı: Beni ölüme terk ettiler

    Gözaltındaki Aziz Oruç, avukatı aracılığı ile yaşadıklarını anlattı. Oruç, İran istihbaratının kendisini sınır kapısından yaklaşık 1 kilometre uzaklıktaki noktadan Türkiye’ye giriş yapmaya zorladığını belirterek, “Ben tüm zorlamalarına karşı itirazlarıma rağmen beni zorla tellerden Türkiye sınırına attılar. Burada ölüme terk edildim” dedi.  

    Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde 5 gündür gözaltında bulunan, İçişleri Bakanlığı’nın “terörist” olarak lanse ettiği gazeteci Aziz Oruç, avukatları aracılığıyla yaşadıklarını anlattı.

    Irak’ın Süleymaniye kentinden 8 Aralık’ta İran’a geçtiğini, oradan da geçtiği Ermenistan-İran sınır kapısında gözaltına alındığını ifade eden Oruç, sonrasında yaşadıklarını şu sözlerle dile getirdi:

    “Ermenistan polisi, sınır kapısında pasaportumun sahte olduğun ileri sürerek beni orada gözaltına aldı. Ben birkaç saat bir odaya kapattılar. Çokça tehdit edilip, fiziki şiddet uyguladılar. Ben gazeteci olduğumu, Türkiye’de hapis cezam olduğu için Avrupa’ya geçiş yapmak istediğimi söyledim. Orada, beni bir odada tutanlardan Ermenistan’a sığınma talebimi ilettim. Ancak tüm taleplerim tehditle birlikte geri çevrildi. Beni kelepçeleyip ‘Seni İran’a teslim edeceğiz, orada seni idam etsinler’ diye tehdit ettiler. Ardından beni İran’a göndererek, oradaki istihbarata teslim ettiler. İran istihbaratı beni teslim alıp gözaltına aldı. 2 gün gözaltı süresinden sonra beni mahkemeye çıkardılar. Bir milyon 800 bin İran tümeni para cezası vererek sınır dışı etme kararı aldılar.”

    “ÖLÜME TERK EDİLDİM”

    Oruç, hakkında verilen ‘sınır dışı’ kararından sonra İran istihbaratının kendisini Türkiye’ye gitmesi için sınır kapısından değil, sınır kapısına yaklaşık bir kilometre mesafedeki bir noktadan Türkiye’ye giriş yapmaya zorladığını ifade etti.

    Oruç, “Beni bir gece tel örgülerle çevrili Türkiye-İran sınırına bıraktılar. Benim tel örgüleri aşıp Türkiye’ye kaçak bir şekilde girmemi istediler. Tüm itirazlarıma rağmen beni zorla tellerden Türkiye sınırına attılar. Defalarca beni attıkları Türkiye topraklarından tekrar İran’a geçip, resmi yollardan tekrar Türkiye’ye giriş yapmak istesem de buna izin vermediler. Orada sınır tellerinden geçerken yaralandım. Burada ölüme terk edildim. Ardından Doğubayazıt’a geldim. İran ve Ermenistan benim uluslar arası sığınma hakkımı kabul etmeyerek suç işlediler. Bu iki ülkenin uyguladığı bütün politikalar uluslararası hukuka aykırıdır. Bunun için uluslararası mahkemelere başvuracağız” diye belirtti.

    DAYANIŞMA MESAJI VERMİŞTİ

    Gazeteci Oruç, dün kamuoyuna seslendiği mesajında şunları belirtmişti: “Bir gazeteci olarak yıllarca halkların sesi olmaya çalıştım. Günlerdir Ermenistan İran ve Türkiye’de ağır tecrit koşullarında tutuldum. Şimdi en çok sizin dayanışmanıza ihtiyacım var. Özgür yarınlarda görüşmek dileği ile…

    (MA)

     

  • Ağrı’da bir çocuk öğretmeni tarafından tecavüze maruz bırakıldı

    Ağrı’da bir çocuk öğretmeni tarafından tecavüze maruz bırakıldı

    Ağrı Doğubayazıt ilçesinde bir köyde beden eğitimi öğretmeni olan H.K., 12 yaşında B.K.’ye tecavüz etti. H.K. tutuklandı, Milli Eğitim’den bazı görevliler “kurum zarar görür” gerekçesiyle aileyi ikna etmeye çalıştı. Köy muhtarı ve imamı ise para karşılığında kızı evlendirmeye kalkıştı.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Hamdullah Kesen’in özel haberine göre Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde bir köy ilkokulunda 12 yaşında B.K. adlı öğrencisine cinsel saldırıda bulunan beden eğitimi öğretmeni H.K. tutuklanırken, Milli Eğitim görevlileri, köy muhtarı ve eski imamı olayın üstünü örtmeye çalıştı. 22 Mayıs’ta yaşanan tecavüz saldırısı, çocuğun İstanbul’da yaşayan dayısı İ.H.Y. ve annesi C.K.’nin Mezopotamya Ajansı’na konuşması üzerine ortaya çıktı.

    Cinsel saldırıda bulunan öğretmen H.K. tutuklanıp cezaevine konuldu. Çocuk ise, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nün koruması altına alındı.

    Anne C.K., Milli Eğitim’den gelen bazı kişilerin kendisine, “Eğitimin içinde böyle bir olay yaşanmış, duyulsa eğitim kurumuna zarar verir” dediğini belirtti. Anne K., köyün imamı ve eski muhtarlarının ise kızını tecavüze maruz bırakan öğretmenle para karşılığında evlendirmeyi teklif ettiğini kaydetti. Anne K., aynı kişilerin olayın üzerini kapatmaya çalıştığını ve şikayetlerinden vazgeçirmeye çalıştıklarını söyledi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Adana Şubesi yöneticisi Seher Kılıç, bu duruma tepki gösterdi.

    “CEZASIZLIK İNSANLARI SUÇA TEŞVİK EDİYOR”

    Kadına ve çocuğa yönelik saldırı ve cinsel istismar vakalarının her geçen gün arttığını hatırlatan Kılıç, bu artışa hükümetin izlediği “cezasızlık” politikasının neden olduğunu ifade etti. Kılıç, “Ülkemizdeki en büyük sorunlardan biri olan cezasızlık, insanları suça teşvik ediyor ve böylelikle suç işleme oranını arttırıyor. Okuduğumuz kitaplarda, izlediğimiz filmlerde istismar olaylarının artmasına neden olmaktadır. Toplumda istismar vakalarına karşı önleyici bir yaptırım gücü yok. Yasalar bu konuda yetersiz” dedi.

    “SUÇUN ÜSTÜ ÖRTÜLMEMELİDİR”

    Önleyici adımlardan biri olarak, okullarda “toplumsal cinsiyet” derslerinin zorunlu olması gerektiğini belirten Kılıç, bu derslerle soruna çözüm bulanabileceğini savundu.

    Cinsel istismar olaylarında sıklıkla suçun üstünün örtülmesi çabasıyla karşılaştıklarını ifade eden Kılıç, bu duruma Doğubayazıt’ta yaşanan olayı örnek gösterdi. Kılıç, “Cinsel istismar vakalarında eskiden beri hep bu üstünü kapatma anlayışı devam etmektedir. Suçu işleyen değil de suça maruz kalan mağdur olmaktadır. Mağdur olan tarafı destekleyip, suçluya gereken cezanın verilmesi konusunda yasaların önü açık olması gerekmektedir. Mahkemelerin verdiği cezalar caydırıcı olması gerekir. Eğitim politikaları bu tür konuların üzerinde ciddi şekilde durmalı ve takibi sağlamalıdır” diye belirtti.

    “HEM KİŞİ HEM DE KURUM ZARAR GÖRÜR”

    Kılıç, sözlerini şöyle tamamladı: “Hükümet yetkililerinin bu konuda yeterince desteğini göremiyoruz. Söylemleri dahil bu konuda suçları normalleştirmeye çalışmaktadırlar. Hiyerarşik ilişkilerin hakim olduğu kurumsal ortamlarda tacize uğrayanların bunu dile getirmede yaşadıkları zorluklar nedeniyle çoğu zaman taciz görünmez kılınmakta bunda hem kişi hem de kurumlar zarar görmektedir. Buna bir an önce son vermelidir. Herkes yaşadıklarını dile getirmek zorunda. Kadın ve çocukların beyanları esas alarak suçun üstü örtülmemelidir ve gereken cezalar verilmelidir.”

  • 12 erkek adaya karşı kazanan kadın muhtar

    12 erkek adaya karşı kazanan kadın muhtar

    Doğubayazıt’ta 12 erkek adaya karşı yarışan Mesmegül Özdemir, 240 oy farkıyla Hasankeyf Mahallesi’nin muhtarı seçildi. Seçim süreci boyunca “Nasıl cesaret ettin?” sorusuyla karşılaşan Özdemir, yıllardır kurduğu hayali bu cesaretle gerçekleştirdiğini söyledi. 

    Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesi Hasankeyf Mahallesi’nde yaşayan Mesmegül Özdemir (40), 31 Mart’ta yapılan seçimlerde 379 oy alarak mahallenin yeni muhtarı olarak seçildi. 12 adaya karşı yarışan Özdemir, ilçe merkezinde aday olan ve seçilen tek kadın muhtar. 3 aylık çalışma boyunca “Nasıl cesaret ettin?” sorusuyla karşılaşan Özdemir, yıllardır kurduğu hayali bu cesaretle gerçekleştirdiğini söyledi.

    “KENDİMLE GURUR DUYUYORUM”

    Lise mezunu olan ve 3 yıl boyunca dikiş-nakış hocalığı yapan Özdemir, ilçeye taşınmadan önce yaşadığı Karabulak köyünde çobanlık yaptığını dile getirdi. Evli ve 2 çocuk annesi olan Özdemir, “Eşim yıllardır cezaevinde. Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalıyor. Şimdiye kadar çocuklarımı ve eşimi mağdur etmedim. Kadın olarak kendimle gurur duyuyorum” dedi.

    “12 ERKEK MUHTAR ADAYIYLA YARIŞTIM”

    Çocukluğundan beri hep muhtarlara özendiğini, muhtar olmayı hayal ettiğini dile getiren Özdemir, sonunda hayalinin gerçekleştiğini söyledi. Özdemir, “12 muhtar adayıyla yarıştım bütün muhtar rakiplerim erkekti. Onlarla yarıştım çok güzel bir seçim geçti. Beraber çalışmalar yürüttük ve çaldığımız her kapıdan da olumlu tepkiler aldık. Onur ve gurur verici cevaplar aldım. Mahallenin eksikliklerini ve  sıkıntılarını anlattım ve çözüm bulmak için çabalayacağımın sözünü verdim” diye konuştu.

    “CESARET ÖRNEĞİ OLDUM”

    Özellikle kadınlardan çok olumlu tepkiler aldığını belirten Özdemir, başarısının kadınlara cesaret verdiğine vurgu yaptı. Özdemir, “Özellikle kadınların bana sorusu bu oluyordu. ‘Ailen nasıl izin verdi? Nasıl bu yola başvurdun? Nasıl cesaret ettin?’ Bir parça da olsa onlara cesaret kaynağı oldum. Birçok kişi benimle gurur duydu. 3 ay boyunca çalışmalar yürüttüm. Kadınlar bana da çalışmalarıma da alıştı” ifadesinde bulundu.

    “TÜM RAKİPLERİMİN KADIN OLMASINI İSTERDİM” 

    Doğubayazıt merkezde kendisinden başka kadın muhtar adayı olmadığına işaret eden Özdemir, “Bu başarı Bazidli kadınlar için bir ilk oldu. Tüm rakiplerimin kadın olmasını isterdim. Çok mutluyum. Ben tam 379 oy aldım. Erkek rakibimle aramızda 240 oy farkı vardı” dedi.

    “MAHALLE SAKİNİ DEĞİL ÇALIŞANI OLACAĞIM”

    Adaylığını duyan herkesin kendisine yardımcı olduğunu söyleyen Özdemir, mahallenin sorunlarına belediyeyle birlikte çözümler arayacaklarını söyledi. Özdemir şöyle devam etti: “Mahalle sakini olarak değil çalışanı olmak istiyorum. Mahalle için çok güzel projeler düşünüyorum. Mahallede birçok problem var. Öncelikle onları çözeceğiz. Bana oy veren ve vermeyen bütün mahalle sakinlerine teşekkür ediyorum. Her dertlerine çözüm bulmaya çalışacağım. Kadınlar ekonomik sıkıntılar yaşıyor. Kadınlara iş kurabilecekleri, kendi ayakları üzerinde durabilecekleri alanlar yaratmaya çalışacağız. Yemek evleri, terzi ve nakış işleri gibi. Mahallemizde park eksikliği var belediye ile sorunlarımızı tartışıp çözümler üreteceğiz.”

    Kaynak: (MA / İrfan Tunççelik)