Etiket: Dünya Ana Dil Günü

  • Eğitim-Sen’den, Dünya Anadili Günü açıklaması: Dillerin varlığı dahi inkâr edilmiştir-VİDEO

    Eğitim-Sen’den, Dünya Anadili Günü açıklaması: Dillerin varlığı dahi inkâr edilmiştir-VİDEO

    PİRHA-Eğitim-Sen, 21 Şubat Dünya Anadili Günü dolayısıyla  açıklama yaptı. Açıklamada, ‘’Eğitim Sen olarak farklı anadili ve kültürlerin özgürce yaşaması ve gelişmesinin önündeki bütün yasal ve fiili engellerin bir an önce kaldırılmasını talep ediyoruz’’ denildi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen), 21 Şubat Dünya Anadili Günü nedeniyle Eğitim- Sen Genel Merkezi’nde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.

    “ANADİLİNDE EĞİTİM HAKKI TEMEL BİR HAKTIR”

    Irmak, eğitim hakkının kamusal bir ilke olarak gerçekleşebilmesi için dil, din, ırk, etnik köken, cinsiyet, coğrafi bölge, politik görüş temelli her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması zorunlu olduğunu belirterek, “Anadilinde eğitim hakkı temel bir haktır. Anadili toplumun egemen dilinden farklı olan çocukların ve yetişkinlerin eğitim haklarından yararlanabilmeleri için, kendi dillerinde eğitim görme haklarının korunması gerekmektedir” dedi.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) 1999 yılında aldığı kararla 21 Şubat’ın ”Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul edildiği hatırlatan Irmak, ”Dil, bir toplumun kültürünün gelişmesi için temel bir unsurdur. Bu nedenle anadilinde eğitim, kültürün kuşaklar arasında aktarılması için elzemdir” diye konuştu.

    ” MİLYONLARCA ÖĞRENCİ HALA ANA DİLİNDE EĞİTİM HAKKINDAN MAHRUM BIRAKILMAKTA”

    Türkiye’de yakın bir zamana kadar ana dilinde eğitim hakkının tartışılması bir yana, resmi dil dışındaki dillerin varlığının dahi inkar edildiğini belirten Kemal Irmak şunları ekledi:

    ”Dünyada çok dilli olmayan ve egemen dilin esas alındığı eğitimin dilsel, pedagojik ve psikolojik kısıtlar yaratarak eğitime erişimi engellediği tespit edilmektedir. Dillerin yok olması, dilsel çeşitliliğin kaybolması, çocukların yeteneklerinin gelişiminde engellere sebep olması ve sürekli bir yoksunluk yaratması tekdilli modellerin olumsuz sonuçlardır. Türkiye’de yakın bir zamana kadar anadilinde eğitim hakkının tartışılması bir yana, resmi dil dışındaki dillerin varlığı dahi inkâr edilmiştir. Uzunca bir süre hâkim dil dışındaki diğer diller ‘var olmayan dil’ ya da ‘bilinmeyen dil’ olarak anılmıştır. Kürtçe, Arapça, Çerkezce, Lazca dilleri baskı ve asimilasyon politikalarına maruz kalmıştır. Bugün milyonlarca öğrenci hala ana dilinde eğitim hakkından mahrum bırakılmaktadır. Bilimsel çalışmalar, anadilleri üzerinde eksiltici etkisi olan bir eğitime maruz kalan çocukların eğitim düzeyinin düşük olduğunu göstermektedir.

    FARKLI ANA DİLLERE YÖNELİK SINIRLAMALARA SON VERİLMELİ

    Bu durumun sebeplerinden biri öğrenciler ile öğretmenler arasında yaşanan iletişim sorunlarıdır. Bu çocuklar, kendilerine yabancı olan bu dünyayı çok az anlayabilir ve daha ilk andan kendi dil kaynaklarını kaybederler. Dilini bile anlamadığı bir eğitim sisteminde, sadece soyut dil becerilerinin gelişmesi için değil, günlük Türkçeyi anlamaya başlaması için bile en az birkaç yıl zamana ihtiyaç duymaktadır. Bu durum, anadilinde eğitim alamayan öğrencilerin, anadili Türkçe olan çocuklara göre oldukça dezavantajlı olduğunu göstermektedir. Akademik başarılarının gelişebilmesi açısından aralarında yıllarca fark oluşmaktadır. Ayrıca okuma yazmaya geç başlama ve akademik becerilerin daha geç kazanılması, öğrencilerde sınıf tekrarı ya da okul terki gibi sonuçlara yol açarak eğitim hakkına erişimi engellemektedir. Çokkültürlü, demokratik bir toplum için eğitimde güvenlik temelli ve bilimsel dayanağı olmayan yaklaşımlardan vazgeçilmelidir. Farklı anadillere yönelik sınırlamalara son verilmeli, her bireyin kendi anadilini öğrenmesi ve kendi anadilinde eğitim alması için gerekli ortam sağlanmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Ana dilde eğitim olursa ülke bölünür yaklaşımı, tamamen paranoya’- VİDEO

    ‘Ana dilde eğitim olursa ülke bölünür yaklaşımı, tamamen paranoya’- VİDEO

    PİRHA- 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü sebebiyle Eğitim Sen Antalya Şubesi’nde yapılan açıklamada, Türkiye’de 18 dilin yok olma ile karşı karşıya kaldığı belirtilerek, “Farklı ana dilleri üzerindeki sınırlamalara son verilmeli, her bireyin kendi ana dilini öğrenmesi ve eğitim almasının önündeki engeller kaldırılmalıdır” denildi. 

    21 Şubat Dünya Ana Dili Günü sebebiyle Eğitim- Sen Antalya Şubesi’nde basın toplantısı yapıldı. Metin Kütçe, Türkçe ve Arapça okundu. Kürtçe metni komisyon üyesi İshak Kalaç, Arapça metni eğitim komisyon üyesi Murat Kabaali ve Türkçe metni Şube Başkanı Kadir Öztürk okudu.

    “DÜNYADA 40 YAKIN DİL YOK OLMA İLE KARŞI KARŞIYA”

     21 Şubat Dünya Ana Dili Günü” ilk kez 2000 yılında, dünya çapında çok dilli yaşamı ve kültürel çeşitliliği desteklemek amacıyla kutlanmaya başlandığını belirtilen açıklamada “UNESCO verilerine göre dünyada 5 bini yerli dili olmak üzere 7 binden fazla dil konuşulmaktadır. Ancak bu dillerin yüzde 40’ı yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır” denildi.

    “TÜRKİYEDE 18 DİL YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDA

    Açıklamanın devamında;

    “UNESCO’ya göre, yüz yıl içinde bir dili konuşacak çocuk kalmayacak durumda. Bir dili konuşan hiç çocuk kalmamışsa o dil ölü olarak kabul edilmektedir. UNESCO’nun Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre Türkiye’de 18 dil yok olmuş veya yok olma tehlikesi altındadır.

    Çocuklar açısından 0-6 yaş arası, zekâ gelişiminin büyük oranda tamamlandığı, çevresiyle ilişkilerini algılamaya ve tanımaya hatta yorumlamaya başladığı dönem olarak bilinmektedir. Zekâ gelişimi başarıyı anlayan ya da geliştiren özellikleri katılımla ilgili olmasına rağmen, bunun gelişimi yaşanılan çevrenin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısıyla ilgilidir. Bu aşamada çocuğun gelişiminde belirleyici olan aile yaşantısıdır. Okul öncesi dönemde çocuklar konuşma dili olarak öğrendiği tek dil olan anadilini kullanır. Ana dilin çocuk üzerindeki etkisi ailesi ve çevresinden öğrendikleriyle doğru orantılıdır.

    Ana dilinde eğitim çocuğun ikinci dili öğrenmesini kolaylaştırmakta, ikinci dili öğrenmek de ana dili geliştirmektedir. Ana dilinde eğitim alabilen çocukların okuma, yazma, düşünme ve ifade becerilerinde olumlu gelişmeler kaydettiği bilinmektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde uygulanan (Almanya, Fransa, İsviçre, İsveç, Hollanda, ABD, Kanada, Belçika, Hindistan, G. Afrika) çift dilli eğitim programlarında iki dilli eğitimde dillerin birbirini besleyebildiği ve iki yönlü zenginleştirici bir aktarım yaratabildiği gözlenmiştir.

    21 Şubat Dünya Ana Dili Günü, ülkemizde özellikle anadili Türkçeden farklı olan Arapça, Kürtçe, Lazca, Hemşince, Çerkezce vb. gibi milyonlarca çocuğun kendi ana dillerinden koparıldığı ortamda kutlanmaktadır. Ana dilin kullanımının engellenmesi toplumun bireylerini değişik boyutta etkilese de, tartışmasız en fazla çevresi ile iletişimini ana dili ile sağlayan çocukları etkilemektedir. Gerek dilbilimi gerekse eğitim bilimleri açısından ana dilinin pedagojik ve insanı boyutunun sürekli geri plana itilmesinin en acı sonuçlarını çocuklarımız yaşamakta, ana dili resmi dilden farklı olan çocukların öğrenme becerilerinde iki yıl geri kaldığı görülmektedir.

    “ANADİLDE EĞİTİM OLURSA ÜLKE BÖLÜNÜR YAKLAŞIMI TAMAMEN PARONAYA

    Resmi dil dışındaki ana dillerin varlığına, yaşamasına ve öğrenilmesine karşı çıkmak, bir yönüyle eğitim biliminin en temel ilkesine karşı çıkmak, bilime meydan okumak anlamına gelmektedir. Türkiye dünyada çocuklarına bayram armağan eden tek ülke olmakla övünürken, milyonlarca çocuğun kendi ana dili ile eğitim görmesine ‘ülke bölünür’ paranoyası ile yaklaşılması büyük bir çelişkidir.

    21 Şubat Dünya Ana Gili Günü’nde milyonlarca çocuk kendi anadilini kullanamadığı, ana dilinde eğitim göremediği için başta eğitim süreçleri olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanlarında mağduriyet yaşamayı sürdürmektedir. Farklı ana dilleri üzerindeki sınırlamalara son verilmeli, her bireyin kendi ana dilini öğrenmesi ve eğitim almasının önündeki engeller kaldırılmalıdır.

    “21 ŞUBAT DÜNYA ANA DİL GÜNÜ KUTLU OLSUN”

    Eğitim-Sen olarak, tüm dünya ve Türkiye halklarının 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nü kutluyor, farklı anadili ve kültürlerin özgürce yaşaması ve gelişmesinin önündeki bütün yasal ve fiili engellerin kaldırılmasını talep ediyoruz.

    PİRHA/ANTALYA

     

     

     

  • Munzur Özgür Öğrenci Derneği öğrencilerinden ‘Ana Dil’ kutlaması-VİDEO

    Munzur Özgür Öğrenci Derneği öğrencilerinden ‘Ana Dil’ kutlaması-VİDEO

    PİRHA-Munzur Özgür Öğrenci Derneği öğrencileri, 21 Şubat Dünya Ana Dil Günü’nü halaylarla kutladı. 

    UNESCO’nun 2018’de yayınladığı raporda dünyada konuşulan 6 bin dilden 2 bin 500’ü tehdit altında. Türkiye’de ise konuşulan 15 dil tehlike altındayken 3 dil ise çoktan yok oldu. 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü, Türkiye’de özellikle ana dili Kürtçe, Arapça, Lazca, Ermenice, Hemşince, Çerkezce, Çeçence, Süryanice gibi dillerden olan milyonlarca çocuğun kendi ana dillerinden koparıldığı ortamda kutlanıyor.

    Munzur Özgür Öğrenci Derneği öğrencileri, 21 Şubat Dünya Ana Dil Günü’nü halaylarla kutladı.

    PİRHA/DERSİM

  • Dünya Anadil Günü: Her iki haftada bir dil yok oluyor

    Dünya Anadil Günü: Her iki haftada bir dil yok oluyor

    UNESCO; Adigece, Abhazca, Kabar-Çerkes dilleri ve Zazaca’yı “kırılgan” diller kategorisinde görüyor.

    Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 2000 yılında 21 Şubat tarihini Dünya Anadil Günü ilan etti. Bu gün, 19 yıldır dünyada dilsel farkındalık yaratmak ve çok dilliliği teşvik etmek için kutlanıyor.

    Bu yıl ise 21 Şubat’ın farklı bir anlamı var. Zira BM, 2019’u da Dünya Yerli Dilleri Yılı ilan etmişti. BM verilerine göre dünyada her iki haftada bir dil, içinde geliştiği entelektüel ve kültürel ortamla birlikte yok oluyor. Dünya üzerinde konuşulan dillerin yüzde 40’ı yok olma tehlikesi altında. Bütün dünyada 7 binden fazla dil konuşuluyor, 5 binden fazla “yerli” kültür yaşıyor, 370 milyondan fazla “yerli” insan yaşıyor.

    Dünyada dilsel çeşitliliğin en yüksek olduğu ülke Papua Yeni Gine. Nüfusu 8 milyondan biraz fazla olan ülkede 800’den fazla dil konuşuluyor. Dilsel çeşitliliğin en düşük olduğu ülke ise Kuzey Kore. UNESCO verilerine göre ülkenin dilsel çeşitliliği yok.

    BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası Editörü Chris Molesey, yerli dilleri “tarih yazılmaya başladığından beri belirli bir coğrafyada konuşulan diller” olarak tanımlıyor.

    Bu dillere sömürgeciliğin doğal sonucu olarak kendi konuşuldukları coğrafyalarda çoğunlukla kendilerinden daha baskın dillere nazaran azınlıkta kaldıkları için, “azınlık dilleri” de deniyor.

    ANADİL POLİTİKALARI 

    Anadilin korunmasında ve geliştirilmesinde uluslararası alanda en büyük sorumluluk devletlere veriliyor. BM, Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Türkiye’nin de içinde yer aldığı, anadil ile ilgili en kapsamlı düzenlemeleri yapan kurumlardan.

    Anadil ile ilgili tartışmalar daha çok insan hakları ve kültürel haklar kapsamına giriyor. Azınlık hakları da insan hakları çerçevesi içinde değerlendiriliyor, dolayısıyla hayat hakkı, eşit olma hakkı, ayırımcılık yapılmaması, din, ifade ve kültür özgürlüğü gibi devletlerin korumakla yükümlü olduğu bireysel haklar çerçevesinde ele alınıyor.

    Fakat azınlık kavramının bir gruba vurgu yapması dolayısıyla kolektif bir boyutu da var. Pek çok uluslararası anlaşma ile de vurgulandığı üzere etnik/dilsel/dinsel azınlıkların sadece devletler tarafından kabul edilmesi yeterli değil. Devletler bu dil, din ve kültürlerin gelişmelerine elverişli koşulların yaratılmasından ve kolektif olarak azınlıkların, hâkim kültürün tamamen etkisi altına girmeden varlığını sürdürebilmesinden de sorumludur.

    İNTERNET İÇERİKLERİNİN YÜZDE 80’E YAKINI 10 DİLDE ÜRETİLİYOR

    Türkiye’nin de onayladığı BM Ulusal veya Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Haklarına Dair Bildiri’de bu konu şöyle ifade ediliyor:

    “Devletler, azınlıklara mensup kişilerin kendi özelliklerini ifade edebilmelerini ve ulusal hukuku ihlal eden ve uluslararası standartlara aykırı bulunan özel bazı uygulamalar hariç kendi kültürlerini, dillerini, dinlerini, geleneklerini ve örf ve adetlerini geliştirmeleri için gerekli şartları yaratmak amacıyla tedbirler alır.

    “Devletler, mümkün olduğu kadar, azınlıklara mensup kişilerin ana dillerini öğrenmeleri veya ana dillerinde eğitim almaları için yeterli imkânlara sahip olabilecekleri gerekli tedbirleri alır.”

    UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası Editörü Chris Molesey, anadilinden mahrum bırakılan kişilerin hayatta sürekli dezavantajlı konumda kaldığını söylüyor:

    “Anadil, hanenin dışına çıkamadığında, anadilin yasal ve kültürel bir statüsü olmadığında, o dili konuşan insanlar da kendilerini daha aşağı görürler.”

    Molesey’e göre devletlerin anadilleri yaşatmak için hem eğitim sisteminde hem de kültürel alanda teşvikler yapması önemli:

    “Fakat dünyadaki örneklerin çoğunda görüyoruz ki yerli toplulukların gönüllü emeği sayesinde bu diller yaşıyorlar.”

    Sadece örgün eğitim veya şehirlerde değil artık gündelik hayatın büyük bir bölümünü kapsayan internette de anadillerin yok olduğu görülüyor.

    Dünyadaki pek çok dilden sayısız kaynak dijital ortama aktarılıyor.

    Bu insanlık mirasının bir yerde toplanabilmesi için önemliyken, kaynakların son halinin baskın dillerde yayılması, yerli dilleri zedeleyici bir diğer faktör olarak öne çıkıyor.

    Dünyadaki internet kullanıcılarının yüzde 25’ten fazlası İngilizce içerik takip ediyor, bunu yüzde 20’ye yakın oranla Çince takip ediyor ve yüzde 8 ile İspanyolca. İnternet içeriklerinin yüzde 80’e yakını yalnızca 10 farklı dilde üretiliyor.

    Dolayısıyla dijital içerikler de aynı gündelik hayat ve eğitim sistemleri gibi “yerli” dillerin gelişimi için elverişli bir ortam değil.

    TÜRKİYE’DE ANADİLLER 

    UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre Türkiye’de 18 yok olmuş veya yok olma tehlikesi altında olan dil olduğunu gösteriyor. Bunların üçü tamamen yok olmuş durumda: Ubik, Mlahso ve Kapadokya Yunancası. Hertevin ise yok olmak üzere. Hertevin ve Mlahso dilleri Süryani dilleri ailesinden, bir diğer Süryani dili olan Turoyo da UNESCO listesinde ciddi olarak tehlikede olarak görülüyor.

    Bu dilleri Ladino ve Gagavuzca dilleri takip ediyor. Bunlar da UNESCO listesinde ciddi olarak tehlikede olan diller arasında. Romanca, Batı Ermenicesi, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Abazaca, Suret de yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan dillerden.

    UNESCO; Adigece, Abhazca, Kabar-Çerkes dilleri ve Zazaca’yı da “kırılgan” diller kategorisinde görüyor.

    Dil çalışmaları ve envanterinde bir diğer önemli kaynak olan Ethnologue adlı internet sitesi ise Türkiye’de hali hazırda konuşulmakta olan 39 dil olduğunu yazıyor.

    Listede Osetçe, Uygurca, farklı Arapça lehçeleri, Sırpça ve Arnavutça gibi kimisi Türkiye’de yerli kimisi de göçler sonucunda ülkenin dağınık bölgelerinde konuşulan diller de yer alıyor.

    “ÇOCUK HAKLARI VE EŞİTLİK KAPSAMINDA TARTIŞILMALI”

    Türkiye’de anadil tartışması ve eğitimde anadil politikaları üzerine yapılan öneriler çoğunlukla ülkenin ikinci yoğun konuşulan dili olan Kürtçe üzerine yoğunlaşıp güvenlik ekseninde tartışılıyor.

    Eğitim ve çocuk gelişimi uzmanları ise meselenin çocuk hakları ve eşitlik kapsamında tartışılması gerektiğini savunuyor.

    Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri ve Anne Çocuk Eğitim Vakfı için 2002 senesinde İstanbul Diyarbakır ve Van’da yapılan saha araştırmasının verilerine göre anaokul ve ilkokul öğretmenlerinin yüzde 81’i çocukların Türkçesinin yetersiz olduğunu ve bunun okuma yazma öğrenmedeki en büyük engel olduğunu söylüyor.

    Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin yaptığı bir araştırmaya göre ise anadili Kürtçe olan nüfusun yüzde 46’sı ilköğretim mezunu değil. Bu araştırmalar başka kültürel etkenlerin yanı sıra tek dilli eğitimin eğitimde eşitliği zedeleyici olabileceğine de işaret ediyor.

    Azınlık Hakları İzleme Grubu ve Tarih Vakfı’nın yayınladığı Türkiye Eğitim Sisteminde Renk, Etnik Köken, Dil, Din ve İnanç Temelli Ayrımcılık raporuna göre “Anadilinde eğitim hakkı, çocuğun eğitimde fırsat eşitliğine sahip olmasını sağlayan temel bir insan hakkı olmanın yanı sıra resmi dilden farklı dillerin korunmasını ve kuşaklar arasında aktarılabilmesini, toplumda eşitlik duygusunun güçlenmesini ve farklılıkların olumlu bir nitelik olarak görülmesini sağlayabilecek faktörleri içermektedir.”

    Azınlık Hakları İzleme Grubu’nun yayınladığı Azınlık Raporu’na göre Türkiye’de eğitim alanında azınlık dillerinin kullanılması anayasal sınırlamalara takılıyor:

    “Anayasa’nın 42. maddesi, Türk vatandaşlarının ‘anadilinin’ Türkçe olduğunu belirtmekte ve Lozan hükümleri saklı kalmak kaydıyla, başka herhangi bir dilde eğitimi yasaklamaktadır.”

    LOZAN ANLAŞMASI NE ÖNGÖRÜYOR?

    Lozan Anlaşması Türkiye’de yaşayan Müslüman olmayan azınlıklara, kendileri yaratmaları şartıyla kendi dillerinde eğitim öğretim kurumu açma yetkisi tanırken Müslümanlara bu hakkı tanımıyor.

    2002 ve 2003 senesinde Avrupa Birliği’ne uyum süreci kapsamında çıkarılan yeni kanunlarla Türkiye’de “devletin bölünmez bütünlüğüne” aykırı olmaması şartıyla, azınlık dillerinin öğretilmesi için kurslar açılmasına veya var olan kurslarda bu dillerin öğretilebilmesine olanak verildi.

    İlk özel Kürtçe kursu 2004’te Batman’da bu kanun sonrası açılmıştı.

    TÜRKİYE’DE 18 YOK OLMUŞ DİL VAR

    UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre Türkiye’de 18 yok olmuş veya yok olma tehlikesi altında olan dil olduğunu gösteriyor.

    Bunların üçü tamamen yok olmuş durumda: Ubik, Mlahso ve Kapadokya Yunancası.

    Hertevin ise yok olmak üzere. Hertevin ve Mlahso dilleri Süryani dilleri ailesinden, bir diğer Süryani dili olan Turoyo da UNESCO listesinde ciddi olarak tehlikede olarak görülüyor.

    Bu dilleri Ladino ve Gagavuzca dilleri takip ediyor. Bunlar da UNESCO listesinde ciddi olarak tehlikede olan diller arasında.

    Romanca, Batı Ermenicesi, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Abazaca, Suret de yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan dillerden.

    UNESCO; Adigece, Abhazca, Kabar-Çerkes dilleri ve Zazaca’yı da “kırılgan” diller kategorisinde görüyor.

  • ‘Kırmançki Xızır’ın dilidir; dilinize sahip çıkın’- VİDEO

    ‘Kırmançki Xızır’ın dilidir; dilinize sahip çıkın’- VİDEO

    PİRHA- 21 Şubat Uluslararası Anadil Günü. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Kırmançki’yi (Zazaca) yaşatma gayretinde olan İzmir’deki Gımgım Tiyatro Ekibi de dil üzerindeki asimilasyona dikkat çeken skeçler ile izleyicileri hem güldürüyor hem düşündürüyor.

    Diller üzerindeki baskılara dikkat çekmek amacıyla Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO tarafından 21 Şubat Uluslararası Anadil Günü olarak ilan edildi. UNESCO’nun 2018’de yayınladığı raporda dünyada konuşulan 6 bin dilden 2 bin 500’ü tehdit altında. Türkiye’de ise konuşulan 15 dil tehlike altındayken 3 dil ise çoktan yok oldu.

    Ülkemizde 4 ile 6 milyon arasındaki kişinin anadili olan Kırmançki (Zazaca) yok olma tehlikesi altında olan diller arasında ve UNESCO bu dil için 30 yıl ömür biçiyor.

    İzmir’deki bir tiyatro ekibi de oyunlarının tamamını Kırmançki’çe oynayarak dillerini yaşatmaya çalışıyorlar.

    Varto- Der tarafından 2016’da kurulan İzmir Gımgım Tiyatro Grubu skeçlerini İzmir Çiğli Belediye binasında sergiliyor.

    Provalarında görüştüğümüz tiyatro ekibinin ilk skeci ‘Sınıf‘, 1970’lerde okullarda yaşanan hikayeleri konu ediniyor. Özellikle Türkçe dışında dillerin konuşulduğu bölgelerdeki okullarda öğretmenler aracılığı ile dile yönelik baskıya konu edindikleri ‘Sınıf’ adlı skeçte, asimilasyona dikkat çekiyorlar.

    Bu sınıfta öğretmeni canlandıran ve 10 yıldır tiyatro ile ilgilenen Tuncay Akdeniz, kendisinin de okul dönemi ile birlikte anadilinin yok olmaya başladığını söylüyor.

    Akdeniz sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Okul başlayınca dilimiz yavaş yavaş unutuluyor. Geç kalmış olabiliriz ama önemli olan fark edip bu yola girmektir. Tek istediğimiz bu dile bu kültüre sahip çıkılması. İnsanların bize destek vermesi çünkü çok zor şartlar altında bu grubu bir yere getirmeye bu dili yaşatmaya çalışıyoruz. Dil üzerinden kendi kültürlerini kendi dillerini yaşatmalılar.”

    “DİLDE ASİMİLASYON AİLEDE BAŞLIYOR”

    Asimilasyonun batıya göç ile başladığını düşünen Akdeniz, “Çünkü dili yok edenler de biziz. ‘Dilinizi konuşmayın ayıptır’ söylemleriyle dillerini ve kültürlerini öğretmek yerine bu dili öğrenip ne yapacağız. Aslında ailelerde başlıyor asimilasyon. Tabi korkudan da konuşulmamış olabilir. Bu dili artık sadece anne ve babalarımız konuşuyor. Bu dili yaşatmak hepimizin borcudur. Burada en çok görev ailelere düşüyor” diye konuştu.

    “ANNEM VARTO DEPREMİNİN TRAVMALARINI HEP YAŞADI”

    60 yaşındaki Ümit Fatma Fırat da, tiyatroya kısa bir süre önce anadili olan Kırmançki’nin gelişmesine katkı sağlamak için başlamış. Bu tiyatro grubunda kendi kitabında esinlenerek sergilenen oyunda Varto depreminde torunlarını ve çocuklarını kaybeden bir anayı canlandıran Fırat, şunları söylüyor:

    “Proje benim dışımda gelişti. Benim kitabımda 1966 yılında yazdığım bir bölümünü yani depremle ilgili bölümünü sahnelemek istemişler; o anlamda ben de dahil oldum. Kitapta bahsettiğim şey sadece deprem değildi, kendi yaşadığım coğrafyada kendi kültürümü kendi yaşam şeklimi anlatmak istedim. Depremde bunun bir parçasıydı.

    Benim annem acılı bir kadındı. Tabi o depremin travmalarını yaşadım, annemin o acılı anlarının travmalarını da yaşadım. Çünkü annem her zaman bir orman kıyısında ya da bir taşın arkasında ağlarken görmek kardeşlerimin o kanlı elbiselerini yıllarca sandıkta sakladığını görmek bana acı veriyordu.”

    “ÇOCUKLARIMIZA ANA DİLİMİZİ ÖĞRETMEK ZORUNDAYIZ”

    Oyun ve sohbetimiz boyunca anadili Kırmancki konuşan Fırat, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan dil üzerindeki asimilasyona da dikkat çekiyor.

    “Genel anlamda da yasaklı olarak gelen bir dil olduğu için de günümüzde de bu sıkıntılarla devam ediyor. Bunun için annelere büyük görev düşüyor. Çocuklarımıza ana dilimizi öğretmek durumundayız. Anneler çocuklarına öğretirse bu dil yaşar. Dilin yaşatılması için de kendinizi zorlamanız gerekiyor. Zorlama nedir; alan bulduğunuz yerde dilimizi yaşatmak için birilerine öğretmek, kendi çocuğunuza öğretmek, oyunlarla, başka kültürel etkinliklerle öğretmek gerekiyor.”

    “SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Dile önem verilmediği için bu halde olduğunu söyleyen Fırat, ana dilin yasaklanmasının da insanda travma yarattığına dikkat çekiyor.

    “Size ait olan öğrendiğiniz bir şeyi biri size bunu ‘konuşma’ diyor. Bu kolay bir şey değildir. Kendimize ait olan bu dilimizi yaşatmak anlamında ona sahip çıkmalarını gönülden istiyorum. Dilimizi bilmemiz gerekiyor, bugün dilimizi konuşmazsak yarına bu dil kalmaz. Bundan sonra dilin peşine düşemeyiz o dil gitti mi gider” diyen dile tiyatro aracılığıyla sahip çıkmaya çalışıyor.

    “BİZİM DİLİMİZ XIZIR’IN DİLİDİR”

    Tiyatro’da Danış Turan ve Kadir Özdemir de Pule ve Kadriye adıyla Varto ve çevresindeki kadınların kendi aralarındaki olağan sohbetlerini sergiliyor. Bir o kadar komik bu sohbeti bizimle de paylaştıktan sonra konuşan Danış Turan iki yıldır kendi dilinde tiyatro yapıyor. “İstiyoruz ki dilimizi duyuralım. Dilimizi konuşmamız gerekir ki unutulmasın.” diyen Turan da herkesi diline sahip çıkmaya çağırıyor.

    Kadir Özdemir ise, “Türkiye’de bizim dilimize önem vermiyorlar. Dilimizi öteden beri kimse istemiyor. Biz de köyde büyümeseydik belki şu anda dilimizi bilmezdik. Bizim dilimiz Xızır’ın dilidir. Herkes dilimizi konuşsun. İnsanın dili insanın onurudur” ifadelerini kullanıyor.

    “ÇOCUKLAR ANA DİLİNİZE SAHİP ÇIKIN”

    Ekibin en küçüğü 9 yaşındaki Bejan Şanıkan. Varto depreminde küçük bir çocuğu canlandıran Şanıkan, “Ana dilimde tiyatro yapmak çok güzel bir şey hissettiriyor. Annemi az çok anlıyorum. Sahneye çıkarken kendimi gerçekten o yerdeymişim gibi hissediyorum. Ben dilimi tanımak ve öğrenmek istiyorum o sebeple bu kursa geldim” diyor. Annesi ile birlikte tiyatro grubunda yer alan Şanıkan, yaşıtlarına da çağrı yapıyor: “Çocuklar ana dilinize sahip çıkın. Dilinizi unutmayın.”

    “ÇOCUĞUMUN ZAZACA’DAN BİR KAÇ KELİME BİLMESİ KIYMETLİ”

    Bejan’ın annesi Dünya Şanıkan da 20-25 sene Kürt halk oyunlarında yer almış. Anne Şanıkan, “Kaybolmakta olan Zazaca’dan çocuğumun birkaç kelime öğrenmesi bile kıymetli bir şey. Ben istiyorum diğer çocuklar da Bejan’ı örnek alsınlar gelsinler” diyor.

    “DİLİN UNUTULMASINDA BİZ DE SUÇLUYUZ”

    Şanıkan, dilin yok olmasında sistem kadar ailelerin de rol oynadığını düşünüyor:

    “Ülke buna bir zemin açtı ama bizler de bu dilin unutulmasında suçluyuz. Çünkü biz konuşurken çocuklarımıza öğretemedik. Sistem öyle ama biz de sisteme mal ettik. Onların bize yaşatmak istediğini kabullenip kendi çocuklarımıza öğretmedik. Bu bizim eksikliğimiz. Devlet evimizin içindeki düzene karışamaz ama ben çocuğuma öğretemedim. Dilin kaybolduğuna inanmak istemiyorum. Çünkü çok üzülüyorum. Bir kelime dahi birine aktarmak bizim için büyük bir kazanç. Dilimizi konuşalım, dilimizi unutmayalım.”

    “DİLİMİ BİLMEMENİN EKSİKLİĞİNİ YAŞIYORUM”

    İkiz kardeşler Seda ve Eda Han da hem dili hem de kültürlerini öğrenmek için tiyatroya geliyorlar. Ana dilleri olan Kırmançki’yi bilmemenin eksikliğini yaşadıklarını söyleyen Han kardeşler, “Ana dilimiz biz nereye gidersek oraya geliyor unutmamak gerekiyor. Biz öğrendikçe çevremiz de öğrenecek. Dilimiz unutulan diller arasına girmek üzere. Belki de unutulmuş. Benim buraya gelmemin tek amacı dili öğrenmek” diyor.

    Sevim KAHRAMAN/Semra ACAR

    İZMİR