Etiket: ebru günay

  • DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Türkdoğan: Seçenek biziz!-VİDEO

    DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Türkdoğan: Seçenek biziz!-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti’nin 31 Mart yerel seçimleri için Ankara’da belirlediği belediye başkan adayları basın mensupları ile bir araya geldi. Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Öztürk Türkdoğan, “Katı merkeziyetçi anlayış yerine özerkliği savunmaktayız. Kadınlara Kürtlere, Alevilere, LGBTİ+’lara sesleniyoruz; Seçenek biziz” dedi. 

    Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Eş Başkan adayları Öztürk Türkdoğan ve tutuklu siyasetçi Gültan Kışanak.

    DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Eş Başkan Adayı Av. Öztürk Türkdoğan, DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Ebru Günay ve ilçe eş başkan adayları, basın emekçileri ile bir araya geldi.

    Ankara’da bir otelde yapılan basın toplantısında seçim çalışmaları ve gündemdeki başlıklara dair değerlendirmeler yapıldı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Eş Başkan Adayı Öztürk Türkdoğan, konuşmasında 27 ilçenin 24’ünde aday gösteriklerini, Yenimahalle, Bala ve Polatlı ilçelerinde ise kent uzlaşısı kapsamında aday gösterilmediğini belirtti.

    Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Türkdoğan, yaptığı konuşmada “Diğer partilerden farklı olarak biz Türkiye’deki katı merkeziyetçi anlayış yerine özerkliği savunmaktayız. Bu çok önemli bir yaklaşımdır. Katılımcı belediyecilik böyle olur. Bununla birlikte kadın özgürlükçü ve ekoloji önceliğimiz var. Birileri bizi ne kadar daraltmak istese de bizler adalet ve özgürlüğe inanan insanlarız. Üçüncü yol partisiyiz. Üçüncü büyük siyasal partiyiz. 78 şehirde aday çıkarttık ve halklarımızdan oy istiyoruz. DEM Parti sadece Kürtlerden oluşan bir parti değil. Sol, sosyalistlerin olduğu, katılımcı bir partidir” dedi.

    “KIŞANAK’IN HAYAT ÖYKÜSÜ TÜRKİYE’NİN FOTOĞRAFIDIR”

    DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Ebru Günay ise yaptığı konuşmada, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiklerini ifade etti. Günay, Gültan Kışanak adına kadınların geniş kapsamlı çalışma yürüttüklerini belirterek şunları söyledi:

    “Cumhuriyet tarihinde bir ilktir, bir büyükşehir belediye başkan adayı, ilk defa cezaevinde kampanya yürütüyor. Daha dramatik olanı, başkentte aday olarak Gültan Kışanak bu adaylığı yapıyor. İronik olması, Meclis’in burada olması, dramatik olanı sorun TBMM’de çözülecekken bu sorunla karşı karşıyayız. Gültan Kışanak’ın yaşamına değinecek olursak, Diyarbakır 5. Nolu Cezaevi’nden başlar ve özgür basın alanında yürüttüğü çalışmalara ve oradan da belediye başkanlığı ve atanan kayyumlara kadar gider. Bu, temel hakların gasp edilmesinin fotoğrafıdır. Gültan Kışanak’ın hayat öyküsü Türkiye’nin fotoğrafıdır.

    İsimler, partiler farklı olabilir bürokratik ayrımcı ve erkek profili temsil eden adaylar karşısında Gültan Kışanak var. Toplumun bütün ötekilerini temsil eden ve bunun mücadelesini yürüten Gültan Kışanak var.”

    “KÜRTLERE, ALEVİLERE, LGBTİ+’LARA, KADINLARA SESLENİYORUZ”

    DEM Parti yönetici ve adayları, yapılan konuşmaların ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Öztürk Türkdoğan, aday çıkarılmasından ötürü sahada nasıl bir tablo olduğu sorusuna şu yanıtı verdi:

    “Aday çıkarmamızdan dolayı parti tabanımız çok memnun. 2019’da farklı bir strateji vardı partimizin. Siyasi iktidara kaybettirme stratejisi gereği aday çıkarmadı partimiz. 2023’te DEM Parti, demokrasi güçleri ile birlikte Türkiye’ye bir seçenek sundu ve siyasi iktidar değişikliğinin önünü açtı. Türkiye muhalefeti dünyanın en zor işini başardı ve alabileceği seçimi alamadı. Parti olarak birçok yerde halkımızla toplantı yaptık ve her yerde aday çıkarma sorumluluğumuz olduğunu gördük. Ankara özelinde durum çok farklı. Ankara’nın sol, sosyalist seçeneği biziz. Yarışan isimler milliyetçi kanattan gelen insanlar. Ankara’daki sosyal demokratlara, kadınlara Kürtlere, Alevilere, LGBTİ+’lara, kadınlara sesleniyoruz; seçenek biziz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Belediye başkan adayı Kışanak için arkadaşları seçim kampanyası yürüttü- VİDEO

    Belediye başkan adayı Kışanak için arkadaşları seçim kampanyası yürüttü- VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Kadın Meclis, “Her DEM Direniş Her DEM Özgürlük” sloganıyla Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Gültan Kışanak’ın seçim kampanyasının startını verdi. Yapılan açıklamada “Kışanak, madem ki ben aday olabiliyorum, o zaman neden yerime kayyım atadınız, neden şu an cezaevindeyim? Bu soruyu herkese soruyor” ifadeleri kullanıldı.

    Halkların Eşiklik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi, “Her DEM Direniş Her DEM Özgürlük / Dema Jinan, Vîna Jinan, DEM Jiyan e!” sloganıyla Ankara Kuğulu Park’ta basın açıklaması yaptı.

    Yapılan eylemle birlikte 8 Mart’ın ve Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Gültan Kışanak’ın seçim kampanyasının startı da verildi.

    Açıklamaya bağımsız feministler ile Ankara ve Konya Kadın Meclisinden kadınlar katıldı.

    “KIŞANAK DERHAL TAHLİYE OLMALIDIR”

    Açıklamada konuşan Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu şunları söyledi:

    “Tekrar şunu söylüyoruz: Gültan Kışanak derhal tahliye olmalıdır ve seçim kampanyasını kendisi yürütmelidir. Arkadaşımızı rehin almış olabilirsiniz ama bizler burada yüzlerce Gültan Kışanak olarak seçim kampanyasını hep birlikte yürüteceğiz. Gültan Kışanak’ın Ankara’da Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı olmasının bizim için birçok anlamı var. O büyük bir sorumluluk aldı. Türkiye ve Kürdistan’daki kadınlara, “Evet, bizler cezaevinde olabiliriz ama bu baskı politikalarına karşı, erkek egemen iktidarın politikalarına karşı çok örgütlü bir gücümüz var, uzun yıllar süren bir mücadele tarihimiz var. Yapabiliriz, başarabiliriz, bu düzeni değiştirebiliriz. Bu bizim kaderimiz değil” diyor.

    “ADAYLIĞI KABUL EDİLDİ, O ZAMAN NEDEN YERİNE KAYYIM ATANDI?”

    Gültan Kışanak Diyarbakır’dan Ankara’ya mesaj veriyor. Kendisi Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı iken rehin alındı. Şimdi Ankara’dan aday oluyor ve adaylığı kabul edildi. Diyor ki; madem ki ben aday olabiliyorum, o zaman neden yerime kayyım atadınız, neden şu an cezaevindeyim? Bu sorunun cevabını herkese soruyor. Buradan şunu göstermek gerekiyor. Kayyım rejimi hak gaspıdır, irade gaspıdır. Gültan Kışanak bunu teşhir ediyor. Gültan Kışanak bize bir modelin olduğunu da gösteriyor. Yerel demokrasi diyoruz biz ona. Yerel yönetimlerde özgürlükçü ve eşitlikçi bir model. Ve Gültan Kışanak bunu Diyarbakır’da hayata geçirdi, bunun için çalışmalar yaptı. Bu model, iktidarı korkuttu ve kayyım politikaları bunun üzerinden gelişti. Çünkü bu modelde kadınlar özgür ve eşit bir şekilde kent hakkından yararlanıyor. Kamusal alanlar sadece erkeklere göre düzenlenmiyor.

    “YEREL YÖNETİMLER MODELİMİZİ ANKARA’YA GETİRMEK İSTİYOR”

    Ankara’da şu anda iki erkek aday yarışıyor ama bizler kadın mücadelesinin simgesi haline gelen Ankara’da mücadele ediyoruz. Erkek egemen zihniyetin inşa ettiği kentlerden değil, kadın özgürlükçü sistemin toplumu savunduğu, herkesin eşit yararlandığı bir kent sisteminden bahsediyoruz. Ankara’da yerel demokrasinin güçlendiği, kadın-erkek eşitliğinin sağlandığı, ekolojiye duyarlı kent politikalarının hayata geçirildiği, herkesin kendisini ifade edebildiği bir kent yönetiminden bahsediyoruz. Gültan Kışanak bu yönetimi de Ankara’ya getirmek istiyor. Ankara’ya şu mesajı veriyor. İktidarın savaş politikaları ve hak gasplarına ilişkin aldığı kararların hepsi Ankara’da geçiyor. Madem ki erkek egemen sistemin aldığı kararlar burada hayata geçiriliyorsa, kadın mücadelesi de Ankara’ya yeni bir renk getirecektir. Ankara’nın böyle bir düzende kalmamasının, bütün ülkenin demokrasiyle yönetilmesinin garantisi de eşit temsiliyet ve eş başkanlıktır.

    “DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Aynı zamanda 8 Mart haftasındayız ve bugün aynı zamanda 8 Mart’ın da startını veriyoruz. Hem Gültan Kışanak hem de 8 Mart. Her iki mesele de direnişin, umudu büyütmenin, örgütlenmenin ne kadar önemli olduğunu bize hatırlatıyor. Erkek egemen düzenin değişmesi ve bu politikalardan vazgeçilmesi için sokaklara çıkıyor kadınlar. Taleplerini her gün daha güçlü bir şekilde ortaya koyuyorlar. Bu 8 Mart’ta da her dem direniş, her dem özgürlük demeye devam edeceğiz. Bizler erkek egemen sisteme karşı her dem direndik. Geçmişte de direndik bugün de direnmeye devam ediyoruz. Biz erkek egemen bu sistemin uyguladığı politikaları kabul etmiyoruz. Onların istediği “makul” bir yaşamı kabul etmiyoruz. Bizler kendi özgür eşit kimliklerimizle var olduk, var olmaya devam edeceğiz. Bunun mücadelesini veriyoruz. Bu 8 Mart’ta da hem bir yandan iktidarın kadın düşmanı politikalarını teşhir edeceğiz hem de kadınlarla daha çok bir araya gelip bunun politikasını yürüteceğiz. İktidar 22 yıldır istediği “makul kadın”ı inşa edebilmek için bütün kazanımlarımıza saldırıyor. Bizler bunu kabul etmedik, 22 yıldır AKP iktidarına karşı isyan ederek sokaklarda ve alanlardayız. Onların dayattığı yasaları kabul etmiyoruz. İstanbul Sözleşmesi’ni savunuyoruz ve kazanımlarımızı geri almak için her yerde mücadelemizi devam ettireceğiz.”

    “ANKARA’YI SİYASETİN MOR DEM’İYLE DÖNÜŞTÜRME ZAMANI”

    Türkoğlu’nun konuşmasının ardından Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Ebru Günay, Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde tutulan Gültan Kışanak’ın mektubunu okudu. Kışanak’ın mektubunda şu ifadeler yer aldı:

    “Sevgili Kadınlar;

    Öncelikle sizleri, tüm Ankaralı kadınları hasretle selamlıyor, başarılar diliyorum. Bugün kampanyamızın startını veriyoruz. Seçim sürecinde ve seçimden sonra güçlü bir kadın dayanışması örgütleyeceğimize ve kadın kazanımlarına yönelik her türlü saldırıyı durduracak bir güç açığa çıkaracağımıza inanıyorum. Şimdi Ankara’da DEM vakti. Şimdi Ankara’yı siyasetin mor DEM’iyle dönüştürme zamanı. Şimdi Mor DEM’i en güçlü şekilde sahiplenme ve kazanma zamanı. Ankara’nın bürokratik, merkeziyetçi, militarist ve erkek egemen yüzünü değiştirmeye geliyoruz. Kadınların yönetime katılma, söz ve karar sahibi olma iddiasını, en güçlü şekilde açığa çıkarmak için yola çıkıyoruz. Kadınları kamusal alandan dışlayan erkek egemen sistem ile Cumhuriyetin başkentinde mücadele etmeye geliyoruz. Savaş politikalarına, kayyım darbelerine ve erkek egemenliğine “dur” demek için yola çıkıyoruz.

    Ankara’yı rantçı, yıkıcı, ayrımcı erkek zihniyetinden kurtarmak için yola çıkıyoruz

    Cumhuriyeti demokrasiyle buluşturmak, barış siyasetine kadınlar olarak öncülük etmek için geliyoruz. Ankara’yı rantçı, yıkıcı, ayrımcı erkek zihniyetinden kurtarmak için yola çıkıyoruz.

    Demokrasi ve özgürlük mücadelemizi, yerelde yerinde sağlam temellere oturtmak için geliyoruz. Yokluğun, yoksulluğun, zamların yükünü emekçilerin ve kadınların sırtına yükleyenlere karşı mücadele etmek için yola çıkıyoruz. Kentlerimizi, sosyal ve sınıfsal ayrışma mekanları haline getiren anlayışı yıkmak için geliyoruz. Kadınların yerel yönetimlerde yaratacağı farkı göstermek, demokratik ve katılımcı yerel yönetim modelini hayata geçirmek için yola çıkıyoruz.

    Başta kadınlar olmak üzere de Ankara halkına demokratik bir seçenek sunmak için geliyoruz.

    Özgürlük arayışı olan emekçi kadınlar, genç kadınlar, kötü gidişatın farkında olan ve fark yaratmak isteyen tüm kadınlar yola çıktı, geliyor. Demokrasiyi, toplumsal barışı ve kadın özgürlüğünü inşa etmek için geliyoruz.

    Sevgili Kadınlar;

    Her etkinlikte, her çalışmada, her yerde ve her zaman yüreğimle, bilincimle, tüm benliğimle sizlerle birlikte olduğumu bilmenizi istiyorum. Ben sizleri yüreğimde hissediyor, sizlerden güç ve moral alıyorum. Sizlerin de kadın dayanışmasının en güzel örneğini sergileyeceğinizi ve beni en güçlü şekilde temsil edeceğinizi biliyorum. Bir Gültan hücrede ama binlerce Gültan sahada, bundan eminim. Binlerce Figen, binlerce Sebahat, binlerce Ayla ve daha nice yoldaşımız kadın özgürlük mücadelesine katılıyor, öncülük ediyor. Kolektif mücadelemiz ve kolektif emeğimizle kazanacağız. Kadın dayanışması kazanacak, kadın örgütlülüğü kazanacak, kadınların ortak özgürlük ve barış mücadelesi kazanacak. Yolunuz, yolumuz açık olsun. Yolumuz özgürlük, demokrasi ve barışa çıksın. Jin, Jiyan, Azadî”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP Parti Sözcüsü Günay: Yenilenme sürecini başlattık-VİDEO

    HDP Parti Sözcüsü Günay: Yenilenme sürecini başlattık-VİDEO

    PİRHA – HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, seçim sonrası yeniden yapılanma sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, “Bizler için yeni dönem başladı. Örgütlü bir muhasebe sürecini Büyük Konferans ve Kongre ile tamamlayacağız” dedi. 

    Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) açıklama geldi. Parti Sözcüsü Ebru Günay, seçim sonrası yapılan değerlendirmeler, yeniden yapılanma süreci ve netleşen takvime ilişkin HDP Genel Merkezi’nde basın toplantısı yaptı.

    “TEMEL AMACIMIZ ELEŞTİRİ-ÖZELEŞTİRİ MEKANİZMASI İŞLETMEK”

    Ebru Günay, parti olarak yenilenme sürecini başlattıklarını dile getirerek şunları söyledi:

    “Öncelikle HDK, DTK, HDP, Yeşil Sol Parti ve DBP Eş Sözcüleri ve Eş Genel Başkanlarının ortak istişare toplantıları gerçekleştirildi. Bunun ardından HDP bileşenlerinin Eş Genel Başkanları ve Eş Sözcüleriyle toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantılarda, seçim sonrası değerlendirme sürecinin hangi başlıklar ve yöntemlerle sürdürüleceği konusunda fikir alışverişinde bulunuldu. Meclis Grubu ile kapalı grup toplantısı gerçekleştirilecek. 2 Haziran’da MYK toplanacak. Ardından 4-5-6 Haziran tarihlerinde Kadın Meclisi, Parti Meclisi ve İl Eş Başkanları toplantıları yapılarak gerekli planlamalar yapılacaktır.

    Temel amacımız eleştiri-özeleştiri mekanizması işleterek yeni döneme hazırlanmaktır. Genel Merkez toplantıları tamamlandıktan sonra ise halkımızla, il ve ilçe örgütlerimizle birlikte toplantılar yapılacak ve süreç bütün yönleriyle tartışılacak. Tüm bu hazırlıkların 2 temel amacı vardır. Birincisi, seçim dönemi ve öncesinde yaşanmış olan eksiklikler ve yetersizlikleri gidermek; eleştiri-özeleştiri mekanizması işleterek yanlışlarımızdan ve hatalarımızdan dersler çıkarmak.

    “HİÇBİR MAZERETE SIĞINMADAN YENİLENMEK TEMEL AMACIMIZ”

    İkincisi ise hiçbir gerekçe ve mazerete sığınmadan yapılan muhasebenin gereklerini yerine getirmek için hem politikalar hem de örgütsel yapılar açısından kendimizi yenilemek ve bu yeni muhasebenin örgütsel sonuçlarını yaratmak. Seçim döneminde ileri tarihe attığımız Büyük Konferans-Kongre sürecimizin takvimi de böylelikle yeniden işlemeye başlamıştır.

    Yapacağımız bu tartışma ve değerlendirmelerle Büyük Konferans ve Kongre sürecinin içeriğini şekillendireceğiz; halkımız, üyelerimiz ve yerel örgütlerimizle birlikte Büyük Konferans ve Kongre yolumuzu da elbette ki hep birlikte döşeyeceğiz.

    Yolumuz bellidir: Siyasal, örgütsel ve politik yenilenmeyi sağlamak için bu dönemin muhasebesini yapmak; sahici ve onarıcı bir eleştiri-özeleştiri devresinden geçip siyasete taşıdığımız tüm güç ve iradelerle yeniden buluşmak; tazelenmiş bir bilinç ve yüksek bir moralle Büyük Kongreye doğru yürümektir.

    “HALKIMIZA ÇAĞRIMIZDIR; BU SÜRECİN MUHASEBESİNİ BİRLİKTE YAPALIM”

    Bu itibarla; siyasal, örgütsel ve düşünsel yeniden yapılanmayı sağlamak üzere halklarımızla değerlendirmeler yapacağız. Tüm kararlaşmalarımızı buradan çıkartacağız.

    Eleştiri de özeleştiri de kurumsal sorumluluk temelinde yapılacaktır. Bu yüzden bireysel kararlara ve bireysel inisiyatiflerle bu dönem karşılanamaz ve var olan yetersizlikler aşılamaz. Tüm partili arkadaşlarımıza da çağrımız da şudur:

    Değişim dönüşüm sürecini Büyük Kongre ve Konferans süreciyle tamamlayacağız. Bu dönemin karşılıklı muhasebesini yaparak ve sahici ve onarıcı bir eleştiri-özeleştiri sürecinden geçip siyasete taşıdığımız tüm iradeyle yeniden buluşarak yüksek bir moralle Büyük Kongreye yürüyelim. Hedefimiz budur. Yeni sürecin öznesi olmak isteyen tüm partililerimizi, emektar arkadaşlarımızı eleştiri ve özeleştiri ve yeniden yapılanma sürecine katkı sunmaya, katılmaya ve yeniden yapılanmaya çağırıyoruz. Bizler için yeni dönem başladı. Örgütlü bir muhasebe sürecini Büyük Konferans ve Kongre ile tamamlayacağız.

    “HALKIN GÖSTERDİĞİ İSTİKAMETTE YOLUNA DEVAM EDECEKTİR”

    HDP halkın partisidir. Partimizi halkımız var etmiştir. Onun mücadelesiyle bugünlere gelmiştir. Partimiz bundan sonraki hedeflerine de halkımızın gösterdiği istikamette devam edecektir. İl il, mahalle mahalle, köy köy hep birlikte bu süreci tamamlayacağız. Çok daha güçlü ve çok daha kararlı bir şekilde bu süreçten çıkacağımıza inancımız tamdır. Partimiz, değişimin iradesinin öncüsüdür. Yeni dönemde de hem bu öncülük rolümüzü sürdüreceğiz hem de halklarımızın beklediği üzere Türkiye siyasetini değiştireceğiz.

    Büyük Kongre tarihi bizim halk ile yapacağımız tartışmalar sonucunda belirlenecektir. Dolayısıyla halkımızın beklentileri ve talepleri doğrultusunda bu süreç ilerletilecektir. Kısa sürede bu süreçleri tüketerek daha kararlı bir şekilde mücadele hattını geliştirecek ve demokratik siyaset yoluna devam edeceğiz.

    Demirtaş’ın röportajı ile ilgili birkaç soru üst üste geldiği için ifade etmek isterim ki, bu konu üzerinden yapılan spekülatif söylemlere Demirtaş’ın kendisi de gerekli cevapları verdi. Biz adaylık sürecini yürütürken bütün parti kurullarımızla, yine siyaseten HDP içerisinde ve şu anda tutuklu olan arkadaşlarımızla bir tartışma süreci yürüttük. Yine aynı şekilde HDP bileşenleri ile bir tartışma yürüttük. Bütün seçim sürecini yürütürken de seçim stratejisini belirlerken de böyle yaptık. Dolayısıyla kendisinin (Demirtaş) cumhurbaşkanlığı adaylığı kendisinin hukuki durumu nedeniyle değerlendirilmedi. Zaten kendisiyle yapılan istişarelerde de kendisinin bir kadın cumhurbaşkanı adayı önerisi vardı. Biz bu süreci örerken de hem Emek ve Özgürlük İttifakı ile yaptığımız tartışmalarda hem de kendi bileşenlerimizle yaptığımız tartışmalarda şunu ifade ettik. Deprem süreciyle birlikte Türkiye siyasetinde yeni bir süreç başlamıştır. Dolayısıyla biz de tartışmalarımızı bu çerçevede gözden geçirerek bir tutum belirledik. Elbette kendisinin bir HDP’li olarak bizlere yönelttiği eleştiriler ve özeleştirisi bizim açımızdan kıymetlidir. Bizim bir diyalog sorunumuz yok, biz her türlü eleştiriyi kıymetli buluyoruz. Toplantının başında da ifade ettim; halkımızın bizden beklediği şekilde bir tartışma ve eleştiri-özeleştiri sürecindeyiz. En nihayetinde konferans ve kongre süreciyle birlikte neler yapacağımıza halkımızla beraber karar vereceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP Sözcüsü Günay: Hiçbir baskı, mücadele geleneğini küçültmedi, çığ gibi büyüttü -VİDEO

    HDP Sözcüsü Günay: Hiçbir baskı, mücadele geleneğini küçültmedi, çığ gibi büyüttü -VİDEO

    PİRHA- HDP Sözcüsü Ebru Günay, Anayasa Mahkemesi’nin siyasi baskılara dayanamayarak “bloke” kararı verdiğini belirterek, “Hiçbir engelleme bu siyasi geleneği küçültmedi. Tam tersi bir çığ misali büyüttü” dedi. Günay, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 15 Ocak’ta Kartal Meydanı’nda yapacağı mitinge de katılım çağrısı yaptı. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Gündemdeki gelişmelere dair açıklamalarda bulunan Günay, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutlayarak, “İyi ki Özgür Basın var, iyi ki hakikatleri açığa çıkaran gazeteciler var” dedi.

    HDP’nin kapatılma davasındaki gelişmelere değinen Günay, “Türkiye’nin gündeminde son bir kaç gündür AKP iktidarının sistematik olarak gerçekleştirdiği Anayasal düzenin ihlal edilmesi, Anayasa’nın ayaklar altına alınması, hukukun askıya alınması. Bu konunun en büyük mağduriyetini partimiz yaşıyor. Kapatma davasının ilk günden bugüne tüm sürecinde baştan sona hukuksuzluk ve Anayasa ihlali ile gerçekleşti. Son olarak hesapların bloke edilmesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sözlü savunma yapması, bir kez daha gözleri ihlallere ve AKP’nin hukuku çiğnemesine çevirdi. Türkiye’nin saygın hukukçuları da bizler de hesaplarımızın bloke edilmesini hem de kapatma davasıyla ilgili kararın hukuki olmadığını açıkladık. Başta kamuoyu olmak üzere gerçekten bu ülkenin gerçek hukukçuları meselenin hukuk meselesi olmadığını siyasi olduğunu çok iyi biliyorlar” dedi.

    “SARAYIN KARANLIK DEHLİZLERİNDE ALINMIŞ BİR KARARDIR”

    Partinin hazine yardımı yapılan hesaplarına Saray’dan verilen kararla bloke konulduğunu söyleyen Günay şunları kaydetti:

    “Bu karar Saray’ın karanlık dehlizlerinde alınmış bir karardır. Yargıtay Başsavcılığı’nın talep dilekçesinin dili bile bunun tek başına ispatıdır. Baştan sona savcının talep dilekçesini okudum. Meslek hayatım boyunca binlerce talep dilekçesi gördüm ama böylesini görmedim. Sanırım bundan sonra da görmem mümkün olmayacak. Bunun savcılık elinden çıkmış bir dilekçe olduğuna inanmak sadece ve sadece saflıktır. Savcılar ne zamandan beri iddia değil, ithamlarda bulunmaya başladı. Dilekçeyi okurken hukuki çerçevede hazırlanmış bir talep dilekçesi değil, iktidar ortaklarının grup toplantısı metnini okumuş gibi oluyor herkes, ben de öyle oldum.

    “KONUŞAN SAVCI DEĞİL BAHÇELİ’YDİ”

    Partinin kapatma davası henüz neticelenmemişken, bu davadaki rolü Saray’ın katipliğini yapmaktan ibaret olan savcı hızını alamamış sözlü mütalaadan sonra basına açıklama yapıyor. Nerde görülmüş bir başsavcının basına demeç verdiği. Basına, Saray danışmanlarının sayıklamalarını üstelik gülerek bir sevinç içinde açıklıyor. Öyle bir konuşuyor ki sanırsınız konuşan savcı değil, her fırsatta HDP’yi hedef alan iktidarın sözcüsü Devlet Bahçeli. Devlet Bahçeli o gün orada konuştu. Savcı kesin olarak taraflıdır, talimat almıştır, görevini kötüye kullanmıştır. Oturduğu makamı hak etmeyecek kadar da hukuk bilgisinden yoksundur. Kendisine tavsiyem yeniden bir hukuk fakültesine kayıt yaptırarak yeniden hukuk öğrensin.

    “ANAYASA MAHKEMESİ SİYASİ BASKILARA DAYANAMADI”

    Seçim öncesi HDP’yi seçime dezavantajlı koşullarda sokmak için çevrilen kötü bir tiyatrodan başka bir şey değil bu karar. Bunun en büyük kanıtı da iddianame ile talep edilen bloke tedbirinin, hukuksuz bulunarak reddedilip seçim öncesi yeni tek bir iddia içermeyen bir talep ile bloke kararının verilmesidir. AYM siyasi baskılara dayanamayarak daha önce hukuksuz bularak reddettiği talebi gerekçesiz bir şekilde kabul etmiştir.

    “İDDİANAME, 7 HAZİRAN SEÇİM ZAFERİNİN RÖVANŞI”

    Savcının iddianamesinde HDP’nin 7 Haziran seçim zaferinin rövanşını görüyoruz. Biz bu iddianamede halkın temsil hakkının yok sayılmasını görüyoruz. Biz bu iddianamede Kürtlerin, Alevilerin, muhaliflerin, kısacası ötekilerin parlamentoda temsil edilmesinden duyulan rahatsızlığı, halkın yönetimde söz sahibi olmasının istenilmediğini görüyoruz. Çünkü HDP, bu ülkede gerçekleri cesurca dile getirenlerin, eşit hakları, eşit paylaşımı savunanların, barışın, umudun ve adaletin partisidir. Partimizin hesabının bloke edilmesi maddi bir mevzu değil. Halkımızın ve bize oy veren seçmenlerimizin yurttaşlık statüsünün askıya alınması talebidir. Evet yurttaşlık haklarının; seçmenlerimizin, HDP’lilerin, Kürtlerin sol ve sosyalistlerin bu ülkedeki demokrasi güçlerinin elinden açık bir şekilde alınmasıdır. Bu açık biçimde HDP’li seçmenin kararına, tercihine, siyasi görüşüne bloke konulmasıdır.

    7 Haziran seçimlerinde önümüzde barajlar vardı; yıktık da geldik. Şimdi bizi kapatma ile ekonomik yaptırımla mı durduracaksınız? Bir halkı durdurmak kolay değil, bunu bilin. HDP salt bir binadan mı ibaret sanıyorsunuz, HDP’nin siyaseti parlamento ile sınırlı mı sanıyorsunuz? Bizler barajları aşarak geldik bugünlere ve kendisinden doğan, kendisini büyüten bir mücadele bu yasaklarla küçülmez. Halk hareketiyiz, halkın gücüyle varız ve var olacağız, bunu kimse unutmasın. HDP’nin kapısına vuracağınız kilitle mi halkı ve halkın barış talebini durduracaksınız? Hiç mi tarih okumadınız? Geçmişe bir bakın, ardında halk gücü olmayan hangi siyasi hareket yaşayabildi? HDP ve evvelki geleneklerimize bir bakın. HEP’ten bugüne demokratik mücadelemiz milim sapmadı, sapmayacak.

    Ha bir de ‘Saray’ın hukuk danışmanıyım’ diyen bir zat var. Kendini direkt yargıç yerine koyup partimiz hakkında karar veriyor bunu da utanmadan sıkılmadan ilan ediyor. Bu zat bilsin ki söylediği şey, salt partimiz hakkında değil halkların kaderini etkileyecek bir şey. Halkların kaderi ile geleceği ile oynamanın vebali ağır olacak! Cumhurbaşkanı danışmanı sıfatıyla bu yorumları yapan bir hukukçu ülkenin yaşadığı karabasanı özetliyor. Bu ülkenin demokratik olmadığını, tek adam rejiminin yarattığı baskı ortamını özetliyor. Dahası partimize yönelik kapatma davasının sarayın talimatı ile açıldığının itirafıdır. Bir hukukçu Anayasa’nın, yargının bağımsızlığı ilkesini bilmiyorsa ve buna göre davranmıyorsa kendisine ‘hukukçuyum’ demesin.

    “HİÇ BİR ENGELLEME SİYASİ GELENEĞİ KÜÇÜLTMEDİ”

    HDP’yi kapatmaya çalışanlar şunu iyi bilsin ki: hiçbir engelleme bu siyasi geleneği küçültmedi. Tam tersi çığ misali büyüttü. Hiçbir karar bizi demokratik siyaset çabamızdan geri adım attıramadı. Nasıl ki karanlığı bir kibrit çöpü ile yardıysak dün ve yıllar sonra milyonların elinde meşaleye döndüyse; geçmişten aldığımız miras ile cesaret ile kararlılık ile halk gücü ile büyüdük, büyümeye de devam ediyoruz. Kısacık tarihimiz gösterdi ki AKP-MHP ittifakı muhalefeti susturmak için önce HDP’den başlıyor. Partimizi şeytanlaştırma, düşmanlaştırma, belediyelerine kayyum atama, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması, gözaltı, tutuklama ve cezaevi. Tüm bunlar önce HDP’ye uygulanıyor, sonra da tüm muhalefete uygulanıyor. Bu ülkenin geleceğine talip olduğunu söyleyen 6’lı masa bileşenleri, bu tarihsel sorumluluktan oldukça uzak görünüyor. Bizler elbette kimseden demokrasi dilenecek değiliz ancak bir siyasi parti olarak, bizim hakkımızda kuracağınız her cümle, aynı zamanda seçmenlerimiz için ileriye dönük bir gösterge olacaktır. Tercihlerini belirleyecektir.

    MUHALEFETE ÇAĞRI

    Önümüzdeki seçim süreci hiç olmadığı kadar adaletsiz bir yarış olacak, adaletsiz bir ortamda gerçekleşecek. Bir tarafta vergilerimizle fonlanan devletin tüm imkanlarını kendi çıkarlarına kullanacak bir Cumhur İttifakı, diğer tarafta seçim kampanyalarını sürekli engellemeler, yalan haberler ve manipülasyonlar ve çeşitli hilelerle mücadele etmek zorunda kalacak muhalefet partileri olacak. Bu nedenle muhalefet partilerine tekrar çağrıda bulunuyoruz. En azından ‘seçim güvenliği’ ve manipülasyonlarla mücadele temelinde tüm muhalefet partileri olarak bir araya gelmeli ve seçmenlerimizin sandığa gitme ve oylarını güven içerisinde kullanmalarını sağlayacak bir işbirliğini sergilemeliyiz. Muhafazakar veya seküler, sağcı ya da solcu ayırt etmeksizin seçmenlerimize karşı sorumluluğumuzun bir gereği olarak, seçimlere katılacak olan tüm muhalif partilerin ortak bir seçim güvenliği platformunu oluşturmasını elbette zaruri görüyoruz, zira iktidarın oyunları sandık oyunlarıyla da devam ettiğini geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz. Ümit ederim ki, bu çağrımıza ve önerimize tüm muhalefetten aklıselim bir yanıt alabiliriz.

    AKP’NİN BAŞÖRTÜSÜ ANAYASA TEKLİFİNİN REDDEDİLMESİ

    Bizim, AKP’nin Anayasa değişikliği teklifi görüşmelerini reddetmemiz, halen kamuoyunda tartışılan önemli bir mesele olmaya devam ediyor. Bu konuda arkadaşlarımız kapsamlı açıklamalar ve değerlendirmeler yaptılar. Neden reddettiğimizi açıkça ifade ettiler. Ben bir kez daha tavrımızı burada açıklamak istiyorum. Tavrımız esasen iki önemli nedene dayanıyor. Birincisi: özgürlüklerin olabildiğine kısıtlandığı, baskı ve zorun gün be gün arttığı, demokratik kazanımların her gün tırpanlandığı bir zamanda başörtüsü ile ilgili getirilen teklif, ülkenin özgürlükler ve demokrasi sorunlarına yanıt üretmenin çok çok uzağındadır. Bu teklif, AKP’nin seçim hesaplarının bir parçası olarak ortaya konmakta, toplumu ayrıştırmakta, toplumsal kutuplaşmayı artırarak seçimi kazanmaya hizmet etmek amacıyla getirilmiştir. Tüm kamuoyunun da bildiği gibi ortada ne türbanla ilgili ne de aile kurumu ile ilgili bir tartışma vardır. Her iki konuyla ilgili yapılan bu hamle, AKP’nin oyunu kendi sahasına doğru çekme, kendi seçmenini konsolide etme ve hayat pahalılığı, ekonomik kriz nedeniyle kendisinden kopmakta olan muhafazakar seçmeni tekrar kazanmaya dönük nafile bir çabanın ürünü olarak görülmelidir.

    Görüşmeyi reddetmemizin ikinci sebebine gelirsek; iktidar ve küçük ortağının doğrudan yargıya müdahalesi sonucu yürütülen Kobanê Kumpas Davası’ndaki hukuksuzluklar, bunların parti kapatma davasına delil olacak şekilde yetiştirilme çabası, kapatma davasının hız kesmeden devam etmesi, son olarak da partimizin Anayasal hakkı olan hazine yardımının iktidar blokunun baskısı sonucu bloke edilmesi, bizim bu ‘demokrasicilik oyunu’nu oynamama kararı almamıza neden olmuştur. Partimiz, tüm saldırılar, gözaltı, tutuklamalar, kayyum siyaseti, seçilmişlerine dönük ağır hak ihlalleri, seçmenlerimizin seçme ve seçilme haklarının açıkça elinden alınması hamlelerine karşın ülkede barış ve demokrasinin tesisi için müzakereden yana tavrını korumaktadır. Ancak bu kanun teklifine destek vererek veya görüşmeleri sürdürerek AKP’nin demokrasi için yaptığı PR çalışmalarına cila atmak istemiyoruz. Onların oyunlarına dahil olmuyoruz. Bunun tüm kamuoyu tarafından açıkça bilinmesi gerekir.

    EMEK VE ÖZGÜRLÜK İTTİFAKI MİTİNGİ

    Birçok kez söyledik, yine söylüyoruz. Bizler, ezilenlerin, sömürülenlerin, yok sayılanların yüzyıllara dayanan bir mücadele ve direniş geleneğinin devamı ve temsilcileriyiz. Devraldığımız bu onurlu mirası, her türlü baskıya ve inkara karşı savunmaya ve daha da güçlendirmeye devam edeceğiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bu coğrafyanın ezilenlerinin, yoksullarının, kadınlarının, gençlerinin, yaşam alanı savunucularının, yok sayılanlarının haklarını savunmak ve egemen iktidar bloklarına karşı halkların asıl birliğini temsil eden Emek ve Özgürlük İttifakımız, güçlenerek yoluna devam ediyor.

    15 OCAK’A KARTAL MEYDANI’NA DAVET

    Emek ve Özgürlük İttifakımız sadece bir seçim ittifakı değil, özgürlüğün, demokrasinin, eşitliğin ve adaletin yolunun mücadeleden, sokaktan geçtiğini bilerek yoluna devam ediyor. Tam da bu çerçevede; yoksulluğa, baskıya, sömürüye, tecride, faşizme ve asimilasyona karşı en büyük cevabı, Emek ve Özgürlük İttifakı olarak 15 Ocak’ta İstanbul Kartal Meydanı’nda bir kez daha vereceğiz. Bizler ne restorasyonculara ne tek adamcılara mahkum değiliz. Bizim yolumuz, bütün ezilenlerin ittifakını ve birliğini esas alan özgürlüğün, eşitliğin ve emeğin yoludur. Bu anlayış ile HDP olarak halklarımıza dayatılan faşizme, yoksulluğa, işsizliğe ve emek sömürüsüne karşı, tecride karşı, yüreği emekten, özgürlükten ve eşitlikten yana atan herkesi 15 Ocak’ta Kartal Meydanı’na bir kez daha davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’den ilk açıklama: AYM kararı siyasi nefretin boyutunu gözler önüne sermekte

    HDP’den ilk açıklama: AYM kararı siyasi nefretin boyutunu gözler önüne sermekte

    PİRHA-AYM’nin hazine yardımı bulunan hesaplarına bloke konulması kararına ilişkin değerlendirmelerde bulunan HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, “Anayasa Mahkemesi hukuka aykırı, siyasi saiklerle karar verdi. Bu karar meşruiyetten yoksundur. Hiçbir izahatı yoktur. Karar, siyasi nefretin boyutunu gözler önüne sermektedir. Bu karar bizleri yıldıramayacak. Aksine faşizme olan öfkemizi daha da büyütecektir” diye konuştu.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemli davada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına tedbiren bloke konulması talebini kabul etti. Kararın ardından HDP sosyal medya hesabından “Hazine yardımı bulunan hesaplarımıza bloke kararı, iktidar talimatı ile uygulanan bir hak gaspıdır. Adil, demokratik bir seçim sürecini engellemeye ve seçmen iradesini yok saymaya dönük olan bu karar ne iktidarın kaybetmesine engel olur, ne bizim daha büyük kazanmamıza!” paylaşımı yapıldı.

    “AYM, HUKUKA AYKIRI, SİYASİ SAİKLERLE KARAR VERDİ”

    HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, AYM’nin kararına ilişkin İstanbul İl Başkanlığı’nda açıklama yaptı. AYM’nin kararını “Bu nihai karar AKP’nin seçim çalışmasıdır” şeklinde değerlendiren Günay şunları söyledi:

    “Anayasa Mahkemesi hukuka aykırı, siyasi saiklerle karar verdi. Partimizin kapatılmasına yönelik davanın açıldığı günden bugüne kadar basın üzerinden sürekli bir algı operasyonu yapıldı. Kararları basın üzerinden aldığımız bir süreç var. Bugün bir kez daha Türkiye’nin en büyük üçüncü partisinin hazine yardımı bulunan hesaplarına bloke konulduğunu basından öğrendik. AYM’nin hala resmi bir açıklaması yok. Basına sızdırılan bir algı ve karalama operasyonu ile karşı karşıyayız. AYM bugün evrensel hukuk ilkelerinden yoksun, bütünüyle siyasi utanç verici bir karara imza atmıştır. Demokratik siyasete bugün bir kez daha darbe gerçekleştirilmiştir. Demokratik siyasete düşman bir iktidarın yarattığı iklim bu kararın sebebidir. Tarihe kara bir leke olarak geçen bu karar, halkın iktidara olan öfkesin bilemiş, inancı ve kararlılığını ise daha fazla büyütmüştür. Kimsenin kuşkusu olmasın. Günün sonunda kazanan Türkiye halkları olacaktır. AYM siyasi baskılara bu sefer dayanamamış ve Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin hesaplarına bloke koyma kararı almıştır.

    “MEŞRUİYETTEN YOKSUN VE İZAHATI OLMAYAN BİR KARARDIR”

    Bu karar meşruiyetten yoksundur. Hiçbir izahatı yoktur. Türkiye halklarının nezdinde mahkum edilmiştir. Kabul edilemez bir karardır. Mahkeme hiç incelemeye bile almadan usulden reddetmesi gerekirdi. Mahkemenin adil karar vermesi önünde engellerin olduğu açıktır. Karar, siyasi nefretin boyutunu gözler önüne sermektedir. Hazine yardımının yapılmasına birkaç gün kala Türkiye’nin üçüncü büyük partisine değil, ÖSO çetelerine, beşli çeteye, yandaş patronlara, ranta ve talana gitsin kararıdır. Mafya ile iltisaklı, rant ve talan ilişkilerine batmış, milliyetçi hamasetten başka bir şey bilmeyen, siyasi nefreti köpürtenler, ülkenin yarınına ilişkin hiçbir fikri olmayanların muradını yerine getirenler halk nezdinde mahkum olmuşlardır. Partimizi güçsüz bırakmak, seçim çalışması yapmasını engellemek isteyenlere birkaç sözümüz var. Partimizi tanımayanlar, yılların direniş geleneğinden bihaber olanlar, ayakkabı kutularından, ranttan beslenen partiler halkın gücünün ne olduğunu bilmezler. Bizim pusulamız ve en büyük hazinemiz omuzunda boya sandığı ile seçim otobüsünün peşinden koşan çocuğun gözlerindeki ışıltı, zafere kalkan parmaklarındaki coşkudur.

    “BU KARAR YOK HÜKMÜNDEDİR”

    Bu karar milyonların vicdanında yok hükmündedir. Bizim en büyük hazinemiz değişim isteyen halkımızın gözlerindeki umut, kalplerindeki inanç, yüreklerindeki kararlılık ve azimdir. Bu karar bizleri yıldıramayacak. Aksine faşizme olan öfkemizi daha da büyütecektir. Şimdi daha inançlı ve daha kararlıyız. Bu topraklara özgürlüğü ve demokrasiyi mutlaka getireceğiz.  HDP, Türkiye’ye mutlaka kazandıracak bir partidir. Bu nihai karar AKP’nin seçim çalışmasıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Günay’dan Akşener’e: Bu ülkeye vaat ettiğin tek şey 90’ların karanlığıdır-VİDEO

    HDP’li Günay’dan Akşener’e: Bu ülkeye vaat ettiğin tek şey 90’ların karanlığıdır-VİDEO

    PİRHA- HDP Sözcüsü Ebru Günay, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e tepki gösterdi. “Meral Akşener veya onun sözcülerinin işi HDP’ye konum belirlemek değil” diyen Günay, “Hiçbir HDP’li zaten senin olduğun masaya gelmez, hatta oturduğun kıraathanede çay içmez” ifadelerini kullandı.

    CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in “HDP’ye bakanlık verilebilir” sözlerine ilişkin tartışma devam ediyor.

    Akşener’in, Ankara’da partisinin il başkanlarıyla buluşmasında, “HDP’nin olduğu masada biz olmayız. Bizim olduğumuz masada da HDP olmaz. Bu hassasiyetimiz devam edecek” dediği belirtilmişti.

    HDP Sözcüsü Ebru Günay, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında söz konusu tartışmaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Hiçbir partiyle bakanlık pazarlığı yapmadıklarını ve yapmayacaklarını belirten Günay, “Seçimlerde alacağımız oylarla halkımız bizi görmek istediği yerde görecektir. Yönetim ehliyetimizi bize birileri değil, halk verecek zaten. Bizi yönetime halk getirecek ve biz de halkımızın taleplerine göre, çok da güzel yöneteceğiz. Hangi masada oturduğumuz biliniyor. Sanki HDP Millet İttifakı’nda yer almak istiyormuş gibi algı üretmek bu ülkeye hiçbir şey kazandırmaz. Biz geçen sene açıkladığımız deklarasyonla tutumumuzu ve ilkelerimizi ortaya koyduk. Ne Cumhur İttifakı’nın, ne Millet İttifakı’nın içindeyiz, ne de bu ittifakları destekleriz. Bizim böyle bir derdimiz olmadı, olamaz” dedi.

    CUMHURBAŞKANI ADAYI AÇIKLAMASI

    “Emek ve Özgürlük İttifakı dahil en geniş demokrasi ittifakıyla seçimlere gireceğiz” diyen Günay, şöyle şunları kaydetti:

    “Hiç merak etmeyin, bizim ne aday, ne de tercih yapma sorunumuz var. Türkiye’nin en geniş kesimlerine hitap edecek isimler üzerinde şimdiden tartışmaya başladık. Bu kadar açık konuşuyoruz. Bizim tasvip etmeyeceğimiz bir adaya asla destek vermeyeceğimizi tekrar belirtmek isteriz. Bunun iyi bilinmesi gerekiyor. Bir ülkenin geleceği söz konusuysa, Türkiye’nin üçüncü büyük partisine, alacağı oy %20’lere yakın olan bir partiye karşı, bir şey söylerken herkes sözünü ölçüp biçmeli. Siyasi istikbali için saray etrafında tur atanların insafına bırakılamayacak kadar kritik bir süreçten geçiyoruz. Kimsenin kayyum rolüyle Türkiye’nin geleceğini karartmaya hakkı yok. Herkesin sorumlu davranarak siyaset yapması, haddini hududunu bilmesi gerekir. Tarihe hesap vermeleri gereken onlar olur, bu işin bedeli ağır olur.”

    “HİÇBİR HDP’Lİ SENİN OLDUĞUN MASAYA GELMEZ”

    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e tepki gösteren Günay, “Meral Akşener veya onun sözcülerinin işi HDP’ye konum belirlemek değil. Bir kere halk; seni Mehmet Ağar ve Tansu Çiller ile çevirdiğin karanlık işlerden tanıyor. Hiç merak etme, senin bu ülkeye vaat ettiğin tek şey 90’ların karanlığıdır” dedi.

    “Hiçbir HDP’li zaten senin olduğun masaya gelmez, hatta oturduğun kıraathanede çay içmez” diyen Günay, “Defalarca söyledik, yine söyleyelim. HDP’nin masası ve ittifakı bellidir. Bizim birlikteliğimiz Emek ve Özgürlük İttifakı’dır. Bu ittifak gerçekten demokratik değişimi, dönüşümü isteyen gerçek muhaliflerin tek adresidir. Seçimleri önemsiz görmüyoruz ama seçim gününe ve adaylık tartışmalarına odaklanarak değil, mücadele ittifakını büyüterek geliyoruz” ifadelerini kullandı.

    (HABER EMRKEZİ)

     

  • HDP Genel Merkezi’ni ablukaya alan polis 6 kişiyi gözaltına aldı

    HDP Genel Merkezi’ni ablukaya alan polis 6 kişiyi gözaltına aldı

    HDP Genel Merkezi’ni ablukaya alan polis, partililere saldırarak çok sayıda kişiyi gözaltına aldı. Polise tepki gösteren HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Deniz Poyraz’ın kanı hepinizin elinde” dedi.
    Mezopotamya Haber Ajansı’nın haberine göre, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Genel Merkezi’ni sabah saatlerinden itibaren ablukaya alan polis, yeniden partililere saldırdı. Parti binasına girmeye çalışan ve kapıları kırmaya çalışan polis, yakın mesafede milletvekillerinin de aralarında olduğu partililere biber gazı sıktı.
    6 GÖZALTI
    Aralarında HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Veli Saçılık, HDP Ankara İl Yöneticisi Hüseyin Gökoğlu, HDP Parti Meclisi (PM) Üyesi Ali Özkan ve HDP Yenimahalle İlçe Yöneticisi Nazım Karakurt’un da aralarında bulunduğu 6 kişi darp edilerek gözaltına alındı.
    Polise “Parti binamızı işgal ediyorsunuz, bir siyasi partinin faaliyetlerini yapmasını engelliyorsunuz” diyen HDP Sözcüsü Ebru Günay’ın yüzüne biber gazı sıkıldı. Gaz sıkan polisin, “işgal öyle olmaz, böyle olur” demesi dikkati çekti.
    “HDP halktır halk burada”, “Katil polis partimizden defol” sloganları atan kitleye parti binası içinde biber gazı sıkan polis tehdit ve hakaretlerde bulundu.
    Polisin kitleye gaz sıkması ve saldırması üzerine tepki gösteren Günay, şunları söyledi:
    “Parti binamızı işgal etmeye çalışıyorsunuz. Silahının olması seni haklı çıkarmıyor. Burası benim genel merkezim. Siz çıkın buradan. Ankara Emniyetindeki bütün polisler bugün suç işlemeye geldi. Hepsi buraya provokasyona geldi. Bir partinin genel merkezinde bekleyerek siyasi faaliyetlerini engelliyorlar. Böyle düşmanlık olmaz. Burası Ankara. Can güvenliğini korumaya gelen polis ölümle tehdit ediyor. Deniz Poyraz’ın kanı hepinizin ellerinde. Provokatörler parti binasına girerken, katliam yaparken neredeydiniz? Hepiniz katilleri koruyorsunuz. Hepiniz katillerin suç ortağısınız. Bu parti milyonların partisi. Herkes gerçeği görüyor ve katil olduğunuzu biliyor.”
    Polis kitleye ve kitle içinde bulunan HDP’li vekillere hakaret ve tehditlerde bulunurken kitle, “HDP umuttur, umut dimdik ayakta”, “Katil polis partimizden defol” sloganları atarak saldırıyı protesto etti.
    Polislerden biri ise kitleye yönelik “Göreceksiniz siz, bekleyin”  diye tehdit etti.

    (HABER MERKEZİ) 

  • HDP’den Diyanet Akademisi oylamasına dair özeleştiri: ‘HAYIR’ demeliydik!-VİDEO

    HDP’den Diyanet Akademisi oylamasına dair özeleştiri: ‘HAYIR’ demeliydik!-VİDEO

    PİRHA – Diyanet Akademisi oylamasında ‘HAYIR’ yönünde oy vermedikleri için Alevi toplumundan eleştiri alan HDP, konuya ilişkin özeleştiri yaptı. HDP Parti sözcüsü Ebru Günay, “‘EVET’ oyu kullanmadık. Ancak tavrımızı bütün bu tartışmalar ışığında daha açık bir şekilde ifade ederek ‘HAYIR’ demeliydik bu oylamaya” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti sözcüsü Ebru Günay, haftalık basın toplantısında Diyanet Akademisi oylamasıyla ilgili olarak HDP’nin çekimser oyu vermesinin parti programı çerçevesinde olmadığını ve ‘HAYIR’ oyu verilmesi gerektiğini söyledi.

     

    HDP Parti sözcüsü ve Mardin Milletvekili Ebru Günay, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

    “Öncelikle şunu söyleyelim; HDP olarak Diyanete yönelik tavrımız çok açık ve nettir. Parti Programımızda bunu çok açık bir şekilde ifade ettik. Ve bu hala da, yaklaşımımız hala da parti programımız çerçevesindedir. Özellikle iktidarın, Diyaneti bir din istismarı aracına dönüştürdüğü bu zamanda Diyanete dair yaklaşımımız elbette ki değişemez.

    Diyanet bugün iktidarın istismarı, din istismar kurumuna döndü ve daha önemlisi halkımız açlık, yoksulluk ve sefaletle boğuşurken Diyanet şatafat içerisinde sarayın etrafında dönerek Türkiye toplumunun inançlarını ve dindarlığını istismar etti.

    Dolayısıyla, bizler Diyanete dair gelecek olan her türlü yasal düzenlemenin ve değerlendirmenin iktidarla kurduğu ilişki göz önüne alınarak ve bu ilişki değerlendirilerek tavır alınması gerektiğinden yanayız. Bizler de bu konuyu parti kurullarımızla kapsamlı değerlendirdik ve tartıştık. ‘EVET’ oyu kullanmadık. Ancak tavrımızı bütün bu tartışmalar ışığında daha açık bir şekilde ifade ederek ‘HAYIR’ demeliydik bu oylamaya.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP Sözcüsü Günay: Cezaevleri ölüm evlerine dönüştü, hasta tutuklular tahliye edilsin

    HDP Sözcüsü Günay: Cezaevleri ölüm evlerine dönüştü, hasta tutuklular tahliye edilsin

    PİRHA-HDP Sözcüsü Ebru Günay, yaptığı haftalık gündem değerlendirmesinde Adalet Bakanlığı’na seslenerek, “Cezaevlerinin ölüm evlerine dönüştüğü bu uygulamalardan ve düşman hukukundan vazgeçin. Başta Aysel Tuğluk olmak üzere bütün hasta tutukluları tahliye edin” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partisinin Genel Merkez binasında yaptığı basın açıklamasında haftalık gündemi değerlendirdi.

    Dün yaşamını yitiren Prof. Dr. Yücel Sayman’ı anarak sözlerine başlayan Günay, ailesine ve yakınlarına baş sağlığı diledi. Cezaevlerinde yaşanan ölümlere ve hasta tutukluların durumuna dikkat çeken Günay, Adalet Bakanlığı’na seslenerek, tüm hasta tutukluların bir an önce tahliye edilmesi çağrısında bulundu.

    “KÜRTLER VE MUHALİFLER SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA DÜŞMAN HUKUKU UYGULANIYOR”

    Garibe Gezer’in Kandıra Cezaevi’nde maruz kaldığı işkenceleri hatırlatan Günay, Gezer’in mektuplarla sesini duyurmaya çalıştığını ama Adalet Bakanlığı’nın durumu görmezden geldiğini söyledi.

    Adli Tıp Kurumu’nun Kürtler söz konusu olduğunda cinayet raporları düzenlediğini ifade eden Günay, “Söz konusu kurum mafya çete olunca tahliyelerinin önünü açan raporlar düzenleyen bir kurum haline geldi. Kürtler ve muhalifler söz konusu olduğunda düşman hukuku izlediğinin en somut göstergesidir bunlar. Bunlar bizler açısından kabul edilmez. Bu düşman hukukundan bir an önce vazgeçin. Adalet Bakanlığı’na bir kez daha seslenmek istiyorum: Cezaevlerinin ölüm evlerine dönüştüğü bu uygulamalardan ve düşman hukukundan vazgeçin. Başta Aysel Tuğluk olmak üzere bütün hasta tutukluları tahliye edin” şeklinde konuştu.

    “EMEKÇİYE, YOKSULA BÜTÇE AYRILMIYOR”

    Meclis’te devam eden bütçe görüşmelerine de değinen Günay, doların 15 TL’yi geçtiğini anımsatarak şunları kaydetti:

    “Aslında ülkenin içinde olduğu durum gözler önüne serildi. Doların bu kadar yükselmesinin kimleri zengin ettiğini buradan sormak gerekiyor. Yükselen dolar bu halkı, emekçileri yoksullaştırıyor. Türk Lirası’nı pula dönüştürüyor, iktidarın destek verdiği birilerini de zengin ediyor. Bütçe görüşmeleri başlarken bizler saraya savaşa değil, halka bütçe ayrılmasını savunduk. Bunu hem Alt Komisyon’da hem de Genel Kurul’da dile getirdik. Bu düzende bir siyasal kriz olduğu çok açık. Faizin sebep enflasyonun sonuç olduğu ise bir hikâye. Yönetememek sebep, siyasal kriz sebep, ekonomik kriz sonuç. Bunu birçok kez söyledik. Bütçe görüşmeleri esnasında Sarayın bakanlarının bütçeyi sunamadıklarını, ülkeyi yönetememe hallerinin, emekçiye yoksula bütçe ayrılmadığını, savaşa talana ve ayırdıkları bütçenin savunması yapamadıklarını, buna karşılık vekillere parmak sallayarak hamaset yaparak yönetememe krizlerinin üstünü örttüğüne bütün Türkiye tanıklık etti. İktidarın bu faşizan uygulamalarına karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    “İKTİDAR YARGIYI SOPA OLARAK KULLANIYOR”

    İktidarın muhalefeti siyaseten ekarte edemediği durumlarda yargıyı bir sopa olarak kullandığını vurgulayan Günay; “Bunun en büyük mağduru partimizdir. Bütçe görüşmeleri devam ederken aynı zamanda Sincan’da da Kobanê Kumpas Davası görüldü. Mahkeme başkanını ve üyesinin değiştirilmesi iktidarın açık bir şekilde yargıya müdahale etmesinin göstergesi. Savunma yapmak için arkadaşlarımıza makul süreyi vermemesi üzerine arkadaşlarımızın duruşmayı protesto etmesine karşı duruşmalar görüldü. İlk günden bugüne arkadaşlarımız duruşma salonlarında direnerek iktidarı yargıladı ve yargılamaya devam edecek. Çünkü baştan sona kumpas yalan ve iftiralarla dolu bir yargılama süreci var. Yeterli sürenin verilmemesi bundan korktuklarının göstergesi çünkü arkadaşlarımız yalanlarını kumpaslarını salonda yüzlerine haykırıyor. Hakikatlere tahammülü olmayan iktidar arkadaşlarımızın savunma hakkını engelleyerek kendi sopayı dönüştürdüğü yargısı üzerinden kararlar almaya çalışıyor. Ne arkadaşlarımız ne de HDP’nin dostları ve mücadele arkadaşları, yargının iktidarın elinde sopaya dönüşmesine müsaade etmeyecek” dedi.

    “EYLEM VE ETKİNLİKLERİMİZ KESİNTİSİZ BİR ŞEKİLDE SÜRECEK”

    Partisinin İstanbul kongresine ve kongrenin ardından inceleme başlatılmasına da değinen Günay son olarak şunları aktardı:

    “O coşkulu fotoğraf, bu saldırılara en büyük cevaptı. ‘Mecali kalmamış’ diyenlere en büyük cevaptı. Emeği geçen bütün arkadaşlarımıza tekrardan teşekkür ediyoruz. İstanbul kongresi sadece bir örnekti, ondan önce Tekirdağ ve Mersin’de yaptığımız mitingler en somut örnekti. Parti kurullarımız sokakta mücadele etmenin demokrasi güçleri ile ortak mücadele zeminini yaratmanın çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu eylem ve etkinliklerimiz kesintisiz bir şekilde sürecek. Bizler birlikte mücadele edince güçlüyüz, birlikte mücadele ettiğimiz takdirde ülkenin demokrasisini koruyacağız. HDP’ye yönelik saldırılar, demokrasiye yönelik saldırılardır. Gelin hep birlikte HDP’yi savunarak Türkiye’nin demokrasisini ve geleceğini savunalım. Bu Türkiye’nin geleceği açısından barınamıyoruz, geçinemiyoruz, görevdeyiz, grevdeyiz diyen emekçiler açısından da HDP’nin savunulması önemlidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • HDP Sözcüsü Günay: Türkiye halklarının en önemli gündemi ekonomik kriz-VİDEO

    HDP Sözcüsü Günay: Türkiye halklarının en önemli gündemi ekonomik kriz-VİDEO

    PİRHA- Düzenlediği haftalık basın toplantısıyla gündeme dair gelişmeleri değerlendiren HDP Sözcüsü Ebru Günay, yaşanan ekonomik krize ve AKP İktidarının savaş politikalarına değindi. Günay, “Halk aş, iş istiyor, iktidar savaş diyor. Gençler gelecek istiyor, iktidar savaş diyor. Toplum hak-hukuk-adalet talebinde bulunuyor iktidar yine savaş diyor. Ellerinde kalan tek şey, zorbalık ve şiddet” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partisinin Genel Merkez binasında düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

    Partilerinin 9’uncu kuruluş yıl dönümü olduğunu hatırlatan ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik savaş tehdidinde bulunduğunu ifade eden Günay, HDP’nin kurulduğu günden bugüne ülkenin siyasetinde köklü değişimler yarattığını ve hayata geçirdiği demokratik siyaset ile halkları nefessiz bırakan, çözümsüzlük dayatan, savaş ve ranttan beslenen Saray ittifakının karşısında temel bir güç ve vazgeçilmez bir alternatif bir haline geldiğini belirtti.

    Açıkladıkları tutum belgesine de değinen Günay, toplumun farklı kesimleriyle bir araya gelmeye devam edeceklerini vurguladı.

    “HDP VAR OLDUKÇA UMUDU BİTİREMEZLER”

    Büyük bir kıvanç ve gururla partilerinin kuruluş yıldönümlerini karşıladıklarını dile getiren Günay şunları kaydetti:

    “HDP var oldukça faşizmi kalıcılaştıramayacaklarını biliyorlar, HDP var oldukça umudu bitiremeyeceklerinin farkındalar. Türkiye’de hala barıştan, özgür ve umutlu bir gelecekten söz edebiliyorsak bu HDP’nin ve HDP siyasetinin toplumsallaşmasından kaynaklıdır. HDP’nin varlığı bu yüzden topluma nefes aldıran en önemli güvencedir. Bu yüzden umudun partisi, özgür bir geleceğin adresi biziz. HDP bu ülkede bütün ezilenlerin, emekçilerin, gençlerin, geleceksiz bırakılmak istenenlerin, özgürce yaşamak isteyen inançların, alın terine sahip çıkan esnafın, çiftçinin, işçinin, yaşamı aydınlık yarınlara taşıyacak olan öğrencinin partisidir. Yaratılmak istenen tekçiliğe, karanlığa, renksizliğe karşı HDP bu ülkenin gerçeğini yansıtan bin bir çiçekli bahçesidir. HDP halkların partisidir, dili yok sayılanların, kimliği inkar edilenlerin, yani özgürlüğün ve eşitliğin partisidir.”

    “TÜRKİYE DÜNYA SUÇ İNDEKSİNDE AVRUPA’DA BİRİNCİLİĞE YÜKSELMİŞ DURUMDA”

    AKP İktidarının yeniden savaş siyasetine sarıldığını ve ülkeyi ateşe atma pahasına da olsa iktidarlarını sürdürmek için her yola başvurduğunu söyleyen Günay sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Biz bu umut ve coşkuyla yolumuza devam ederken, mücadeleyi büyütürken, iktidar da boş durmuyor. Siyaseten tükenmiş ömrünü savaşla, talanla, rantla uzatmaya çalışıyor. Yalan, çarpıtma ve şatafattan ibaret politik halüsünasyonlar ile ayakta kalmanın çabasını verirken son bir umutla tekrar savaş çığırtkanlığına başladı. İktidar da krizleri derinleşince, can çekişmeye başlayınca hemen savaş tehdidine sarılıyor. Ekonomik kriz var, öğrenciler sokaklarda yatıyor,  kâğıt atıklarından geçimini sağlayanlara bile savaş açılmış, kadın cinayetleri durmak bilmiyor, her gün üst düzey bir IŞİD’linin ülkede yakalandığı, dünya suç indeksinde Avrupa’da birinciliğine, dünyada ise 193 ülke arasında 12. sıraya yükselmiş, paramiliter yapılar cirit atıyor bir ülkeye dönüştük, iktidar ise yeniden savaş siyasetine sarılıyor.

    Açık şekilde savaş suçları işlenerek girilen Suriye siyasetinden dersler çıkarmak yerine, bu hafta önce Erdoğan, sonra Çavuşoğlu yeniden Kuzeydoğu Suriye’ye yönelik saldırı tehdidinde bulundu. Diplomasi deyince akıllarına ilk savaş geliyor. Putin İdlib meselesinde ültimatom veriyor onlar Kuzey Doğu Suriye’ye karşı savaş tehdidinde bulunuyor. Biden’le görüşecekler Kuzey Doğu Suriye’ye karşı savaş tehdidinde bulunuyorlar. Bu iktidar tam bir savaş hükümetidir. Tek dertleri herkesi bu savaşa alet etmektir. Bu iktidar Türkiye’ye kaybettiriyor. Her kaybın bedelini demokratik kamuoyuna ödeterek, yanlışlarına ortak etme derdindedir. Bu iktidar, uluslararası siyasette attığı her adımın, kurduğu her cümlenin yanlışlığına sarılarak, pazarlık gücünün tesisini savaş ile elde etmeye çalışan tekçi bir rejimdir.”

    “TÜRKİYE HALKLARININ EN ÖNEMLİ GÜNDEMİ EKONOMİK KRİZDİR”

    İktidarın ekonomi politikalarına da değinen Günay ülkede büyük bir ekonomik kriz olduğunu, krizin temel sebebinin de AKP iktidarı olduğunu belirterek şunları ifade etti:

    “Halk aş, iş istiyor, iktidar savaş diyor. Gençler gelecek istiyor, iktidar savaş diyor. Öğrenciler eğitim istiyor, iktidar savaş diyor. Toplum hak-hukuk-adalet talebinde bulunuyor iktidar yine savaş diyor. Ellerinde kalan tek şey, zorbalık ve şiddet. Umdukları tek şey ülkeyi ateşe atma pahasına iktidarlarını sürdürmek. Bu zihniyete izin ve geçit vermeyeceğimizi tekrar ifade ediyoruz. Halkımız bu manipülasyonlara, gündem çarpıtmalarına asla kanmamalıdır. Gerçek ve yakıcı olan gündemlerin üzerinin örtülmesine izin vermemelidir. Savaş asla bir çözüm değildir, tüm kaynakları savaşa harcamak bir devlet politikası olamaz, olmamalıdır. İktidar yeni bir macera ile iç kamuoyundan gelecek tepkileri bastırmak ve halkı zapturapt altına almak için güvenlikçi politikaları dayatıyor.

    Bu iktidar savaşla, talanla ömrünü uzatmaya çalışırken Türkiye halklarının en önemli gündemi ekonomik kriz ve onun yarattığı geçim sıkıntısıdır. Elektrik, doğalgaz, gıda ürünleri, giyecek, içecek, yakıt gibi ‘ihtiyaca hâsıl her şey’ ateş pahası durumdadır. Türk lirası pul oldu. Hani diyordu ya bu kardeşinize yetkiyi verin kurla nasıl mücadele edileceğini göstereyim diye. Aldı yetkiyi ve işte sonuç ortada. AKP iktidarı tarımın, hayvancılığın cenazesini kaldırdı. Her şey ithal ve dövizle satın alınıyor, çiftçi elinde pul olmuş TL olduğu için üretim yapamıyor, borcunu ödeyemiyor. Asgari ücretle çalışan milyonlarca emekçinin geliri açlık sınırının altında, gıda fiyatlarına yapılan zamlar yüzde 80’in üzerinde, kira fiyatları tırmanışta, enflasyon yüzde 45’in üzerinde. Ekonomistim ben diyen Erdoğan, gerçek dünya ile bağını koparmış, Türkiye’den bihaber, sorulan her soruya “kem küm” ile cevap verme gayretindedir. Büyüyoruz, uçuyoruz diyen iktidar cenahına yalanlarla sarmaladıkları ve artık gerçek sandıkları dalavere rüyasından uyanmalarını salık veriyoruz.”

    “ŞEFFAF VE DENETLENEBİLİR BİR SİSTEMLE EKONOMİYİ DÜZELTECEĞİZ”

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘Ekonomimiz büyüyor’ sözlerini anımsatan Günay son olarak şunları aktardı:

    “Büyüyen ekonomi değil, sanayi değil, tarım değil, üretim değil, gelir değil. Büyüyen işsizlik, yoksulluk, borçlar, enflasyon, zamlar ve büyüyen iş bilmezliğinizden kaynaklı döviz kurlarıdır. Üretiminin para birimi, ödenen faizlerin para birimi, yandaş şirketlere verilen garanti ödemelerinin para birimi ve en önemlisi Erdoğan’ın ve yakın çevresinin banka hesaplarının para birimi dolar olduğu için doların artışını dert etmiyorlar.

    HDP 2022 yılı bütçesinden başlayarak; barınamıyoruz diyen gençlerin, geçinemiyoruz diyen emekçilerin, ‘eskiden kilo ile sattığım peyniri şimdi gram gram satıyorum, geçinemiyorum’ diyen esnafın, ‘AKP iktidara gelmeden önce 1 kilo etle 3-4 çuval yem alınırdı ama şimdi 1 tane bile alamıyoruz’ diyen çiftçinin hakkını teslim edeceğiz. Bizler bütçeyi halkla beraber yapacağız, toplumun her kesimine eşit bir şekilde dağıtacağız. Şeffaf ve denetlenebilir bir sistemle halkın vergileri ile toplanan bütçeyi halkın gözetimine sunacağız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • HDP Sözcüsü Günay: Asıl ihanet ülkeyi talan etmenizdir-VİDEO

    HDP Sözcüsü Günay: Asıl ihanet ülkeyi talan etmenizdir-VİDEO

    PİRHA- Parti Genel Merkezi’nde gerçekleştirdiği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan HDP Sözcüsü Ebru Günay; “Bahçeli’nin büyük ortak adına racon kesmesi yaşadıkları siyasi sefaletin göstergesidir. İhanet ‘vatan vatan’ diyerek ülkenin canına okumanızdır, ülkeyi talan etmenizdir” dedi. Günay, Ekonomi Komisyonu’nun yarın Türkiye’nin en yoksul ili olan Ağrı’da bütçeye ilişkin ekonomi programı açıklayacağını da aktardı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, parti Genel Merkezi’nde gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu bir basın toplantısı yaptı.

    Günay konuşmasında, Türkiye’nin kaderinin şekillendiği bir dönemden geçtiğini ifade ederek böylesi dönemlerde topluma yol gösterici rehberlere ihtiyaç olduğunu belirterek, Ekonomi Komisyonlarının yarın Türkiye’nin en yoksul ili olan Ağrı’da bütçeye ilişkin ekonomi programı açıklayacağını da aktardı.

    “BİZİM ÇÖZÜM TALEBİMİZ MİLYONLARIN TALEBİDİR”

    Konuşmasında Kürt sorununa ilişkin yaşanan tartışmalara değinen Günay şunları dile getirdi:

    “Bugün de söz konusu çatışma ve çelişkinin bam telini Kürt sorunu oluşturuyor. Kürt sorununda çözüm isteyenler ile çözümsüzlük isteyenler, barış mücadelesi yürütenler ile savaş ve kaos planları dayatanlar arasında keskinleşerek devam eden bu çelişki ve çatışma halini yaşıyoruz. Coğrafyamızı ilgilendiren bu meselede bizim tarafımız ve yerimiz nettir. Biz Kürt sorunu da dâhil bütün toplumsal sorunların demokratik, müzakere ve diyalogla çözümünden yanayız; bunun için bedelleri ağır olsa da çok büyük bir mücadele yürütüyoruz. Biz çözüm için varız, çözüm için çaba gösteriyoruz, bunun için projeler üretiyoruz. Bu konuda derin bir birikime, yol-yöntem zenginliğine, şimdiye kadar uygulanmış ve sorunu derinleştirmiş yöntemlerin dışında önerilere sahibiz. Bu konuda yalnız da değiliz, sadece Türkiye’de değil bütün coğrafyada milyonlarca inanmış insanla birlikte hareket ediyoruz. Bizim çözüm talebimiz milyonların talebidir, ölümden, yoksulluktan, ezilmekten kurtulmak isteyen halkların talebidir.

    İşte deklarasyonumuzu bu ruhla bu bilinçle hazırladık. Bu belgeyi partimiz açıklamış olsa da Türkiye sorunlarının çözüm deklarasyonudur. Türkiye halklarının deklarasyonudur. Bütün dezenformasyonlara, karalama kampanyalarına, yalan siyasetine rağmen geçmişte yürütülen çözüm sürecine toplumun yüzde 70’ine yakını destek verdi. Eğer o süreç devam etmiş olsaydı inanıyoruz ki bu destek yüzde yüze çıkacaktı. Dolayısıyla bugün aklı başında kim ortaya koyduğumuz 11 maddeye karşı çıkabilir?”

    “ASIL İHANET ÜLKEYİ TALAN ETMENİZDİR”

    MHP’nin sağa sola saldırmasının iktidar ittifakının toplam korkusundan kaynaklandığını belirten Günay sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bahçeli’nin büyük ortak adına racon kesmesi yaşadıkları siyasi sefaletin göstergesidir. Aczinizi ciddiye almazdık ama söyleyecek bir kaç sözümüz var. Partimizin meşruiyetini tartışmak haddinize mi? Barajın altında kalan, halk desteğini yitirmiş, bütün dünyada şiddetle yan yana gelen ve terörizm tartışmalarıyla anılan ocakçılar; siz kim oluyorsunuz da 6 milyon oy almış, 20 milyon insanı temsil eden bir partinin meşru olup olmadığını tartışıyorsunuz? Siz kendinizi efendi, toplumun geri kalanlarını tebaa olarak mı görüyorsunuz? İçinizde hortlayan iktidar kibriniz, görgüsüz efendiyi, egemenlik zehrini dizginleyin; zira geçti o dönemler, bu topluma parmak sallayamazsınız, hadsizlik yapamazsınız. Çıkmışlar utanmadan sıkılmadan ‘Meclis her meselenin çözüm adresidir ama ihanetin çözüm kaynağı olamaz’ diye buyuruyorlar. İhanet sizin bu topluma dayattığınız savaş siyasetidir, kutuplaştırmadır, düşmanlık zihniyetidir, saraylarınızda keyif çatarken insanları bir kuru ekmeğe muhtaç hale getirme politikalarınızdır. İhanet ‘Vatan Vatan’ diyerek ülkenin canına okumanızdır, ülkeyi talan etmenizdir. İhanet bu ülkenin gencecik evlatlarını ölüme gönderirken ülkenin kaynaklarını ensesi kalın yandaşlarınıza peşkeş çekmenizdir. İhanet sizin ayrımcı diliniz, faşist anlayışınızdır. Sizin varlığınız, zihniyetiniz bu ülkeye bu ülke insanına en büyük ihanettir.”

    “İSTESENİZ DE İSTEMESENİZDE SORUNLAR ÇÖZÜLECEK”

    Geçtiğimiz haftalarda Demokrasi, Adalet ve Barışa Çağrı Deklarasyonu yayınladıklarını anımsatan Günay deklarasyonun hak ettiği yankıyı bulmasından memnun olduklarını belirtti. Günay şunları aktardı:

    “Geçti o dönemler, siz isteseniz de istemezseniz de bu ülke bütün sorunlarını çözecek, hayal ettiği aydınlık günlere kavuşacak. Bu toplum gerçek yüzünüzü gördü, çözümsüzlük politikalarına asla prim vermiyor çıldırmanız bu yüzdendir, saldırganlığınız bu yüzdendir. Bir de insani bir uyarıda bulunalım, bu kadar hiddet, bu şiddet bünyenize zarar.

    Aslında bunların ciddiye alınacak, büyütülecek bir karşılıkları da yok. Biz elbette bunların yarattığı ve toplumsal bedeli ağır olan çözümsüzlükleri biliyoruz, bu çözümsüzlükle ciddiyetle kararlılıkla mücadele ediyoruz. Biz kendimize, mücadelemize, çözüm isteyen milyonların iradesine güveniyoruz. Zaten bizi mutlu eden bütün bu hezeyanlara rağmen toplumun büyük kesiminin çözümden, barış ve kardeşlikten yana tavrıdır. Demokrasi, Adalet ve Barışa Çağrı Deklarasyonumuzun hak ettiği yankıyı bulmasından memnunuz, bu toplumun çözüm talebi ve iradesinin somut göstergesidir. Bu aynı zamanda aydınlık yarınların müjdecisidir. Türkiye bu gidişattan kurtulmak istiyorsa çözüm ve barış yolunda kararlı adımlarla ilerlemek zorundadır. Bu hepimizin ortak ve en büyük sorumluluğudur.

    En başta muhalefete, demokrasi isteyen bütün demokratik güçlere büyük görevler düşüyor. İnanıyoruz ki herkes sorumluluğunu yerine getirecek ve hep birlikte Türkiye’yi bu karanlık girdaptan kurtaracağız. Herkes bilsin ki Türkiye bu korkunç yönetimi hak etmiyor, bu ülke bu rezalete mahkûm değil. Kuşkusuz bunlar sadece Kürt sorununu inkar etmiyorlar. Bu iktidar, yoksulluğu, yolsuzluğu, talanı, rantı, barınma sorununu, kadınların, gençlerin, Alevilerin, ezilenlerin, emekçilerin sorunlarını da inkar ediyor. Çünkü bu sorunların müsebbibi bu iktidardır. Dünyada herhalde 20 yıl iktidarda kalıp hiçbir şeyin sorumluluğunu almayan başka bir iktidar örneği yok. Önce sorunu inkâr ediyorlar, sorunu kabullenmek zorunda kaldıkları noktada sorumluluğu bir başkasına yüklüyorlar.”

    “YARIN AĞRI’DA EKONOMİ PROGRAMIMIZ AÇIKLANACAK”

    Günay, “Biz elbette halkımızı bu vicdansızlığa mecbur etmeyeceğiz. Ekonomi komisyonumuz yarın Türkiye’nin en yoksul ili olan Ağrı’da bütçeye ilişkin ekonomi programımızı açıklayacağız. Nasıl ki ‘HDP’liyiz Her Yerdeyiz’ diyerek Türkiye’nin dört bir tarafını gezdik, nasıl ki ‘Kadın Yoksulluğu’yla mücadele için tarlaları, işyerlerini, fabrikaları, atölyeleri gezerek kadınlarla omuz omuza yoksulluğa karşı mücadele ettiysek, bu bütçe sürecinde de il il, sokak sokak halkımızla birlikte halkın bütçesi için mücadeleyi yükselteceğiz” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Günay: Demokrasiye Çağrı Belgesi ile Türkiye halklarına bir seçenek sunacağız-VİDEO

    Günay: Demokrasiye Çağrı Belgesi ile Türkiye halklarına bir seçenek sunacağız-VİDEO

    PİRHA-Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partinin Genel Merkez’inde gündemdeki gelişmelere dair basın toplantısı yaptı. 27 Eylül’de açıklayacakları deklarasyona dikkat çeken HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Demokrasiye Çağrı Belgesi ile siyaset kurumuna ve Türkiye halklarına bir seçenek sunacağız” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partinin Genel Merkez’inde gündemdeki gelişmelere dair basın toplantısı yaptı. 39 yıl önce, 16 Eylül 1982’de Batı Beyrut’ta Filistinli mültecilerin kaldığı Sabra ve Şatilla kamplarına İsrail yanlısı Falanjistlerin gerçekleştirdiği saldırıyı hatırlatan Ebru, “İsrail’in kurduğu Güney Lübnan Ordusu’nun, yine İsrail’in aktif desteğiyle gerçekleştirdiği saldırıda yaklaşık 3 bin 500 sivil insan katledildi. 39’uncu yılında Sabra ve Şatilla Katliamını kınıyor ve katliamda yaşamını yitirenleri hüzünle anıyoruz” dedi.

    “BÜTÜN YÜK ÖĞRENCİLER İLE VELİLERİN OMUZUNA YÜKLENMİŞTİR”

    6 Eylül’de başlayan yüz yüze eğitimin daha ikinci haftasında öğrencilerin yüzde 70’inden fazlasının verim alamadığı EBA sisteminin çöküşü gibi yüz yüze eğitimin de çöktüğünü söyleyen Günay, “Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı yüz yüze eğitime geçileceğini aylar öncesinden netleştirmesine rağmen neredeyse hiçbir hazırlık yapılmamıştır. Pandemi sürecinde nasıl ki devlet gerçek anlamda sorumluluk almayıp bütün yükü halka, topluma yüklediyse, yüz yüze eğitimde de bütün yükü öğrencilerin, velilerin omuzuna yüklemiştir. Her şeyden önce pandemi için gereken yeterli ek bütçe ayrılmamış, öğretmen açığı kapatılmamış, yeni okullar ve ek derslikler inşa edilmemiştir. Aşı politikası, ülke geneli nasıl dağınık, kontrolsüz ve aksak işliyorsa, okullarda öğretmen ve öğrenciler için de aynı belirsizlikle gitmektedir. Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği 12-15 kişilik ve yeniden tasarlanmış hijyenik sınıflar yerine özellikle nüfusu yoğun, yoksul mahallelerde ortalama 40 metrekarelik sınıflarda sayısı 40, 50 ve hatta 60’ı bulan öğrenci ile eğitim yapılmaya çalışılıyor. Bu durum her şeyden önce fiziksel mesafenin korunmasını imkânsız hale getirmekte ve salgına davetiye çıkarmaktadır. Ayrıca okulların hijyen ve temizlik ihtiyaçları için görevli istihdam edilmemiştir. Binlerce okulda tek bir temizlik görevlisinin dahi bulunmadığını biliyoruz. Yine MEB’in okullara gönderdiği maskeler ise aynı gün içerisinde tükenerek yetersiz kalmaktadır. Hâlbuki Türkiye, pandemi nedeniyle, yüz yüze eğitime en uzun süre ara veren birkaç ülkeden biri olmuştur ve okulların kapalı olduğu bu süreçte pandemi önlemleri için ciddi bir hazırlık, yapılabilirdi” dedi.

    “BİRÇOK ANA DİL EĞİTİMDEN DIŞLANARAK YASAKLI OLMAYA DEVAM ETTİ”

    Yüz yüze başlayan yeni eğitim-öğretim döneminde 20 milyon insanın konuştuğu Kürtçe başta olmak üzere, birçok kadim anadil bir kez daha yok sayılarak eğitimden dışlandığını ve yasaklı diller olmaya devam ettiğini belirten Günay, şunları kaydetti:

    “Sonuç olarak, zaten mevcut haliyle eğitimde fırsat eşitliği ve temel bir hak olan parasız, bilimsel ve anadilinde eğitim hakkından oldukça uzak bir eğitim sistemine bir de bu sorunlar eklenince ülkede eğitimde bir sistemden bahsetmek neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Buradan bir kez daha uyarıyoruz, eğitim sisteminin AKP’ye göre değil dünya ülkelerinin başarılı şekilde uyguladığı ve pandemi koşullarında Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği şekliyle yeniden dizayn edilmesi şarttır. Salgında yeni varyantlar göz önüne alınıp acil bir eğitim eylem planının oluşturulması gerekmektedir. Okul ve derslik sayısının arttırılıp öğrenci sayısının düşürülmesi, dersliklerin fiziksel koşulların iyileştirilmesi ve okullar için yeterli miktarda maske, dezenfektan, sabun gibi hijyen malzemelerinin temin edilerek okulların her açıdan sağlıklı ve güvenli hâle getirilmesi aciliyet arz etmektedir.”

    “AKP-MHP İKTİDARININ POLİTİKALARI ARTIK SÜRDÜRÜLEMEZ BİR HAL ALDI”

    AKP-MHP iktidarının eğitim başta olmak üzere ekonomiden sosyal hayata, siyasetten kamu kurumlarına kadar her alanda çöküşü çağırdığı politikalar Türkiye halklarını geleceği açısından artık sürdürülemez bir hal aldığını vurgulayan Günay, “Türkiye’nin içinde bulunduğu durum felakete doğru hızla yol alan bir lokomotifi andırıyor. Kurucu siyasi kimliğimizle 100 yıldır felaket silsilesiyle baş başa bırakılan Türkiye halklarına bir kez daha yeni yaşam için seçenek sunmaya hazırlanıyoruz. Yaz ayları boyunca tüm kesimlere ulaşıp temaslarda bulunduk. Türkiye’nin sorunları ve çözüm öneri ile ilgili tartışmalar yürüttük ve ardından parti meclisimizde gerekli değerlendirmeleri yaptık. Yaptığımız çalışmalarda kadınların, Alevilerin, gençlerin, çiftçilerin, esnafın, işsizlerin, emeklilerin ortak dertlerini çözmek için siyaset kurumunu sorumluluk almaya davet ediyoruz. Kimliği ve inancı ne olursa olsun bu ülkede herkesin geleceğe güvenle bakacağı bir ülkenin çağrısını yapıyoruz. Bizler, HDP olarak bu ülkenin geleceğini kurtarmak adına 27 Eylül günü ilan edeceğimiz, Demokrasiye Çağrı Belgesi ile siyaset kurumuna ve Türkiye halklarına bir seçenek sunacağız. Bu seçenekle herkesi, adaletsizlik, baskı, şiddet, eşitsizlik, açlık ve yoksulluğun olmadığı; toplumsal kutuplaşmanın sona erdiği, siyaset kurumunun yolsuzluktan temizlendiği bir siyasetin kapılarını aralamaya davet edeceğiz. Kimliği ve inancı ne olursa olsun bu ülkede herkesin geleceğe güvenle bakacağı, umutların azalmadığı, enselerin kararmadığı bir ülkenin çağrısını yapıyoruz” şeklinde konuştu.

    “TÜM FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLERİN HESABINI SORACAĞIZ”

    20 Eylül ömrünü Kürtçe ve Kürt kimliğinin tanınması için mücadeleye adayan Ape Musa’nın cinayetinin yıldönümü olduğunu dile getiren Günay, şöyle devam etti:

    “Kendisinden sonra gelen gazetecilerin yolunu aydınlatan ve mücadelesiyle hepimize ilham olan Ape Musa’nın cinayeti gibi diğer binlerce faili meçhul cinayet gibi aydınlatılmadı. Apê Mûsa’nın katliamına dönük 2001’de İsveç’e kaçarak, burada sığınma hakkı alan itirafçı Abdülkadir Aygan’ın itirafları ve Faili Meçhul Siyasal Cinayetler Konusunda Meclis Araştırma Komisyonu Raporunda geçen itiraf hakikatleri bas bas bağırıyordu. ‘Bizim dönemimizde faili meçhul yok’ yalanını söyleyenler, 90’ların bodrumlarında gizli işlenen cinayetlerini 2000’lerde aleni işleyenler, bu hakikatlerin ortaya çıkmasından korkanlardır. 90’lardan bu yana tetiği çeken parmaklar değişti fakat tetik hiç değişmedi. Dün Apê Mûsa’ya yönelen tetik, bugün Deniz Poyraz’a yöneldi.  Bu zihniyetin yıllardır bu ülkede neler yaptığını, ne amaçladığını biz biliyoruz. Bütün suçların üzerini devlet sırrı, devlete zeval gelmesin diyerek kapattılar. Musa Anter’in, Mehmet Sincar’ın ve daha birçok insanın, binlerce faili meçhul cinayetin üzeri devlet eliyle kapatıldı. Biz tetiğin de tetikçinin de kim olduğunu biliyoruz. Apê Mûsa’dan Deniz’e tüm gerçeklerin ortaya çıkması için son nefesimize kadar mücadele edip tüm faili meçhul cinayetlerin hesabını soracağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP Sözcüsü: 2015’ten bu yana HDP’li 16 bin kişi gözaltına alındı-VİDEO

    HDP Sözcüsü: 2015’ten bu yana HDP’li 16 bin kişi gözaltına alındı-VİDEO

    PİRHA- HDP Sözcüsü Ebru Günay, partilerine yönelik 24 Haziran 2015’den bu yana yürütülen operasyonlarda 16 bin 490 kişinin gözaltına alındığını, 3 bin 695 kişinin tutuklandığını söyledi. İnsan haklarına yönelik en büyük hak ihlallerinin bölge kentlerinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında yaşandığını dile getiren Günay, “Arkadaşlarımız rehin tutuluyor” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partinin Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısıyla gündeme dair değerlendirmede bulundu. Günay, Yahudi halkının kutlayarak sözlerine başladı.

    Günay, Güney Afrika eski Devlet Başkanı Nelson Mandela’nın “İnsan haklarını inkar etmek, insanlığa meydan okumaktır” sözlerini hatırlatarak, “Ne yazık ki Türkiye İnsan Hakları Günü’nü iktidarın topluma karşı sistematik hale gelen saldırıları ve ağır bir insan hakları ihlali tablosu altında karşılıyor. AKP-MHP bloğu insan haklarını katlederek insanlığa, demokrasiye, özgürlük değerlerine meydan okuyor. OHAL ve KHK rejimi ile cezasızlık dosyaları, işkence, infaz, kayyumlarla insanlığa meydan okuyorlar. Tutuklamalar, ihraç ve hasta tutsakları kaderine terk ederek insanlığa meydan okuyorlar” dedi.

    Eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşamın temelinin insan hakkı olduğunu belirten Günay, iktidarın bu temel hakları ayaklar altına aldığını söyledi. Günay, “Evrensel insan haklarının yok sayıldığı, ihlal edildiği, insanların helikopterlerden atıldığı, siyasetçilerin, gazetecilerin, aydınların tutuklandığı, mezarlıkların tahrip edildiği, annelere çocuklarının cenazelerinin kargo yoluyla gönderildiği bir dönemden geçiyoruz” diye konuştu.

    16 BİN KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    Partilerine yönelik 24 Haziran 2015’den bu yana yürütülen gözaltı, tutuklama operasyonlarına değinen Günay, şunları söyledi:

    “Siyasi soykırım operasyonlarında Eş Genel Başkanlarımız, milletvekillerimiz, il-ilçe eş başkanlarımız, yöneticilerimiz, üyelerimizin de aralarında olduğu 16 bin 490 kişi gözaltına alındı, 3 bin 695 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında 93 il eş başkanımız, 194 HDP ilçe eş başkanımız, 18 milletvekilimiz, 23 MYK, 21 PM üyemiz, 800’ü aşkın il ve ilçe yöneticimiz bulunuyor. Halen 7 milletvekilimiz ve 15 MYK üyemiz rehindir. 13 milletvekilimizin milletvekilliği düşürülmüştür. Sadece 19 Ağustos 2019’dan bu yana, 3’ü Büyükşehir, 5’i İl, 33’ü İlçe, 7’si belde belediyesi olmak üzere toplam 48 belediyemizin kayyım darbesiyle gasp edildi. 37 Belediye Eş başkanımız hukuksuz bir şekilde tutuklandı. Halen 18 Belediye eş başkanımız rehin tutulurken, 7 Belediye Eş başkanımıza ev hapsi verildi. 82 Belediye Meclis Üyemiz görevden uzaklaştırıldı, 119 belediye meclis üyemiz gözaltına alındı, 2’si tutuklandı.”

    “YARGI YIKIM VE VAHŞETİN ÜZERİNİ ÖRTMEYE ÇALIŞIYOR”

    İnsan haklarına yönelik en büyük hak ihlallerinin bölge kentlerinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında yaşandığını dile getiren Günay, “14 Aralık kent ablukalarında yaşanan insani, kültürel ve sosyal yıkımın üzerinden 5 yıl geçti. 11 il ve 49 ilçede uygulanan sokağa çıkma yasağı adı altında uygulamaya konulan kent ablukaları dönemi, bu toprakların tarihindeki en büyük hukuksuzluklar, insan hakları ihlalleri ve vahşet tablolarından biri olarak tarihe geçti. Şırnak, Cizre, Silopi, Sur, Nusaybin, Yüksekova, Silvan, İdil ve Dargeçit ilçelerinde aylarca süren ablukaların üzerinden beş yıl geçmesine rağmen işlenen ağır suçlar ilgili açılan davaların hiçbirinde bir ilerleme sağlanamadı, çoğu dava takipsizlikle sonuçlandı, birçok aile cenazesine bile ulaşamadı. Yargı, yaşanan yıkım ve vahşetin üzerini örtmeye çalışıyor her zamanki gibi. İşte bu tablo partimize, halkımıza, seçmenlerimize Türkiye toplumuna karşı yapılmış açık bir siyasi darbenin tablosudur. Bu tablo darbeci bir kliğin demokrasiye, insan haklarına, hukuka karşı açık şekilde savaş ilan etmesidir. Hedef partimiz ve demokrasi güçleridir ama zararını bütün Türkiye yaşıyor” şeklinde konuştu.

    “ARKADAŞLARIMIZ REHİN TUTULUYOR”

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı hedef alan açıklamalarına tepki gösteren Günay, şunları kaydetti.

    “Erdoğan, önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın, Yüksekdağ’ın ve rehin arkadaşlarımızın içeride tutulması için bir kez daha yargıya talimat verdi. ‘Demirtaş’ın hakkını koruyacak değiliz, yargımız Demirtaş’a böyle bir imkân tanımaz. Tahliyesinin asla önünün açılmasına yol vermeyiz’ diyerek Demirtaş’ı ve binlerce HDP’linin bizzat kendisinin talimatıyla içeride tutulduğunu bir kez daha itiraf etti. Biz de tam olarak bunu söylüyoruz, arkadaşlarımız, partililerimiz yargı kararlarıyla değil, Erdoğan’ın sarayın siyasi kararlarıyla içeride rehin tutuluyor diyoruz. Erdoğan işte bu gerçeği itiraf ediyor. Zaten hiç gizlemedi bunu, daha dün AİHM kararı sonrası ‘Karşı hamlemizi yapar işi bitiririz’ dediğinde yargıya talimat veriyordu bugün de yargıya talimat veriyor. Biz de diyoruz ki, arkadaşlarımızın özgürleşmesinin de toplumun sizden kurtulmasının yolunu da size rağmen mücadelemizle biz açacağız. Size rağmen bu ülkeyi özgürleştireceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kadınlar Mersin’den ses yükseltti: İstismara, katliamlara karşı kadın mücadelesi her yerde

    Kadınlar Mersin’den ses yükseltti: İstismara, katliamlara karşı kadın mücadelesi her yerde

    PİRHA – ‘Kadın Mücadelesi Her Yerde’ kampanyası kapmasında düzenlenen kadın buluşması etkinliğinde konuşan HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, “Bizler talana, sömürüye, kadın düşmanlığına karşı nefes olmaya, ses olmaya çalışıyoruz. Biliyoruz, kadın mücadelesi artık sınırları aştı. Artık her yerde bir kadın dayanışması ve mücadelesi var. Bizler hep birlikte Çukurova’dan, Mersin’den sesimizi yükselterek diyoruz ki kadın mücadelesi her yerde” dedi.

    Ceza İnfaz Yasası’na, çocuk istismarına, kayyımlara ve kadın katliamlarına karşı başlattıkları ‘Kadın Mücadelesi Her Yerde’ kampanyası kapsamında, uzun bir süredir sokaklarda ve alanlarda seslerini yükselten HDP Kadın Meclisi, bugün Özgür Çocuk Parkı’nda kadın buluşması etkinliği düzenledi. Etkinliğe HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, HDP’li vekilleri Fatma Kurtulan, Dersim Dağ ve Tülay Hatimoğulları, SYKP Eş Genel Başkanı Canan Yüce, Barış Anneleri, Mersin Kadın Platformu, Adana, Osmaniye ve Hatay HDP Kadın Meclisi üyeleri katıldı.

    Etkinlik öncesi HDP’li vekiller ile beraberindeki kadınlar, HDP Mersin İl Örgütü binası önünden buluşmanın gerçekleşeceği parka doğru alkış ve sloganlar eşliğinde yürüdü. Suruç’ta yaşamını yitiren düş yolcularını da unutmayan kadınlar, ellerinde, “Hiçbir düş yarım kalmayacak” dövizleri taşıdı.

    “MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Açılış konuşmasını HDP Mersin İl Eşbaşkanı Gülbahar Şöfer yaptı. Konuşmasında kadın mücadelesine yönelik saldırılara dikkat çeken Şöfer, saldırılara karşı mücadeleyi yükselteceklerini vurguladı.

    Ardından konuşma yapan Eş Genel Başkanı Canan Yüce ise, erkek egemenliğine itiraz eden kadınların tutuklandıklarını kaydederek, “Bu arkadaşlarımız yalnızca kadın mücadelesini örgütledikleri için yakalandılar. Biz bu örgütlenmeyi devam edeceğiz. Eğer ki bu suçsa, biz bu suçu işlemeye devam edeceğiz” dedi.

    Kayyım eliyle kadın merkezlerinin kapatıldığını da sözlerine ekleyen Yüce, kadınlara yönelik saldırılarına her geçen gün artığını belirterek, her alanda kadınları var eden eş başkanlık sisteminin de hedef alındığını söyledi. Eş başkanlıktan vazgeçmeyeceklerinin altını çizen Yüce, “Engellemelere rağmen farklılıklarımızla bir arada durmaya, kadın paydasında buluşmaya ve hayatın her alanında eşit temsiliyeti sağlayana kadar mücadelemize devam edeceğiz” diye belirtti.

    “İKTİDAR BİZLERİN İRADESİNE EL KOYUYOR”

    Son olarak HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, bir konuşma yaptı. Uzun bir süredir kadın mücadelesi için sokaklarda ve alanlarda olduklarını ifade eden Günay, ‘Kadın Mücadelesi Her Yerde’ kampanyasına değinerek, “Bugün Çukurova’nın yürekli ve direngen isyanı olan kadınlarla bir aradayız. Kayyıma karşı sokaklardayız; çünkü iktidar biz kadınların en büyük kazanımı olan eşbaşkanlık sistemini kriminalize ediyor, bizlerin iradesine el koyuyor. Kadın kazanımlarımıza karşı düşmanlık kampanyası yürütüyor. Kayyımlarla beraber bizim kadın kurumlarımız teker teker kapatıldı. Bizler korumasız, kalkansız bırakıldık. İnfaza karşı sokaklardayız; çünkü çıkardıkları özel aflarla siyasetçileri, Figen Yüksakdağ’ı, Gültan Kışanak’ı, Sebahat Tuncel’i, kadın aktivistleri cezaevlerinde pandemi ile baş başa bıraktılar. Kadın katillerini serbest bıraktılar. Şu mesajı verdiler; bizler kadına yönelik şiddete, tacize, tecavüze karşı kadınları korumuyoruz. Ama bizim buna itirazımız var, bizler istismara karşı sokaklardayız. Çünkü her gün çocuk istismarı haberi ile güne başlıyoruz. Şimdi de istismar affını gündeme getirilerek istismarcılar sokaklarda bırakılacak, kadınlar ve çocuklar korumasız bırakılacak” ifadelerini kullandı.

    “HER YERDE KADIN DAYANIŞMASI VE MÜCADELESİ VAR”

    Şırnak ve Batman’da uzman çavuşların cinsel saldırılarına karşı kadınların sokaklarda olduklarını da hatırlatan Günay, “Dilimiz, kimliğimiz, kültürümüz, ne giydiğimiz, neye inandığımız ya da inanmadığımız, esasında yaşam tarzımız sürekli iktidar tarafından baskı altına alınmaya çalışılıyor. Bu toplum açlıkla, sefaletle, sömürüyle nefessiz bırakılmaya çalışılıyor. Bizler talana, sömürüye, kadın düşmanlığına karşı nefes olmaya, ses olmaya çalışıyoruz. Biliyoruz kadın mücadelesi artık sınırları aştı. Artık her yerde bir kadın dayanışması ve mücadelesi var. Bizler hep birlikte Çukurova’dan, Mersin’den sesimizi yükselterek diyoruz ki kadın mücadelesi her yerde. Bizler kadın kazanımlarını korumaya devam edeceğiz. Şimdi iktidar ne yapıyor? Biz kadınların ilmek ilmek ördüğü ve mücadele ile kazandığı İstanbul Sözleşmesi’ne dil uzatıyor, el uzatıyor. Buradan sesleniyoruz, kadın kazanımlarından elinizi çekin. İstanbul Sözleşmesi bizim hukuki güvencemizdir. Biz bu güvencemizi korumaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    Konuşma sonrası kadınlar erbaneler eşliğinde halaya durdu. Halaylar ardından etkinlik sona erdi.

  • ‘HDP var olduğu sürece otoriter rejimi kurumsallaştıramayacaklar’-VİDEO

    ‘HDP var olduğu sürece otoriter rejimi kurumsallaştıramayacaklar’-VİDEO

    PİRHA- HDP Sözcüsü Ebru Günay, darbeye karşı “Demokrasi Yürüyüşü”nün biri Edirne diğeri Hakkâri olmak üzere iki koldan başlayıp Ankara’da sonlanacağını belirterek, “Edirne ve Hakkari’nin sorunlarının ancak ortak mücadeleyle çözülebileceğine inanıyoruz” dedi. Partilerine dönük kapatma kampanyasına ise  “Şimdiye kadar onlarca parti kapatıldı, önümüze onlarca baraj konuldu, oyun içinde oyun kurdular, oyunun kuralını değiştirdiler, ama hiçbiri sonuç vermedi, yine sonuç vermeyecek” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partisinin Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında, gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

    Günay, HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar tarafından İstanbul’da “Tutum belgesi” açıklandığını belirterek, “9 ana başlıkta, yaşananlardan rahatsız olanları, kaygı duyan, mevcut durumun değişmesini isteyen toplumsal kesimlere ve muhalefete ‘Hep birlikte ortak mücadele’ çağrısında bulunmuştuk” dedi.

    “HDP SİYASİ DİNAMİKLERİ DEĞİŞTİRME GÜCÜNÜ GÖSTEREN DİNAMİK BİR POLİTİKA İZLEDİ”

    Türkiye’deki demokratik muhalefetin var olan kötü gidişatı değiştirebileceğine inandıklarını ifade eden Günay, şunları dile getirdi:

    “Bu konuda kendimize, halkımıza, tarihsel birikimimize ve toplumsal mücadele dinamiklerine güveniyoruz. HDP kurulduğu günden bugüne Türkiye siyasetine doğrudan müdahalede eden, siyasi dinamikleri değiştirme gücünü gösteren, akışkan ve dinamik bir politika izledi. Yıllardır bize ve partimize yönelik ağır imha ve tasfiye saldırılarının nedeni aslında bu gücümüzden kaynaklanıyor. İktidarın her türlü saldırısına rağmen partimiz bu gücünü kaybetmediği gibi bu misyonumuz ve rolümüz daha da büyüdü. 1 Haziran deklarasyonumuz ve bunun çerçevesinde oluşturduğumuz ‘Demokratik Mücadele Programımız’ bunun en somut göstergesidir. Programın toplumun ekmek, adalet ve özgürlükten mahrum bırakılmasına karşı güçlü bir itiraz ortaya koydu. Biz bu eylem programıyla; iktidarın demokratik siyasete yönelik gerçekleştirdiği darbeyi ve tasfiyeyi reddediyoruz. Kabul etmiyoruz. Demokratik Mücadele Programımız ve bu kapsamda gerçekleştireceğimiz bütün basın açıklamaları, halk buluşmaları, kurum ziyaretlerimiz demokrasi yürüyüşümüzün bir parçasıdır.

    “KORKUYORLAR, ÇÜNKÜ HDP VAR OLDUĞU SÜRECE OTORİTER REJİM KURUMSALLAŞAMAYACAK”

    Demokratik Mücadele Programı, Türkiye’deki tüm toplumsal kesimler ile demokrasi güçlerini bir araya getirecek, ortak demokratik mücadele bilincini arttıracak bir programdır. Hem 1 Haziran deklarasyonumuz ve hem de başlattığımız Demokratik Mücadele Programımız başlar başlamaz darbecileri, demokratik siyaset düşmanlarını korkutmaya başlamıştır. Geçmişin darbecileriyle bugünün darbecilerinin bize karşı birleşmesinin nedeni bu büyük korkularından kaynaklanıyor. Korkuyorlar, çünkü HDP var olduğu sürece bu ülkede faşizan, otoriter bir rejimi kurumsallaştıramayacaklarını çok iyi biliyorlar. Korkuyorlar, çünkü HDP’nin her türlü saldırgan, baskıcı politikayı bertaraf ettiğinin farkındalar. Bunu en iyi 7 Haziran’da doğrudan kendi iktidarlarını kaybetme pratiğiyle deneyimlediler.”

    “Biz kendi işimize bakıyoruz, toplumun bizden beklentilerine cevap olmaya, halkımıza layık bir duruş sergilemeye çalışıyoruz” diyen Günay, hazırladıkları Demokratik Mücadele Programı’nın Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarını kapsayan 3 aylık bir program olduğuna dikkat çekti.

    “EDİRNE’DEN HAKKARİ’YE BİR TOPLUMSAL MÜCADELE KUŞAĞI OLUŞTURUYORUZ”

    Demokratik Mücadele Programı’nın ilk aşamasının tamamlandığını, programlarının ikincisi aşamasının ise “Darbeye karşı demokrasi yürüyüşü” olduğunu dile getiren Günay, konuşmasının devamında şunları paylaştı:

    “Söz konusu eylemimiz 15-20 Haziran tarihleri arasında planlandı. Darbeye karşı “Demokrasi Yürüyüşü”nün biri Edirne diğeri Hakkâri olmak üzere iki koldan başlayıp Ankara’da sonlanacaktır. Türkiye’nin coğrafi olarak birbirine en uzak iki yakası olan Edirne ve Hakkari’nin sorunlarının ancak ortak mücadeleyle çözülebileceğine inanıyoruz. Edirne ve Hakkâri’nin aynı zamanda halklar arasında eşit/özgür kardeşliği pekiştirmenin adı ve siyasi sembolleridir. Edirne’den Hakkari’ye bir toplumsal mücadele kuşağı oluşturuyoruz.”

    Demokratik Mücadele Programı’nın, HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutulduğu Edirne Cezaevi önünde start verilmesinin amacını “Cezaevlerindeki siyasetçiler, gazeteciler, aydın ve yazarlar ile cezaevlerindeki hak ihlallerine ve son Meclis’te yaşanan darbeye dikkat çekmektir. Hakkâri ise Kürt sorununun demokratik barışçıl çözüm iradesini göstermek için tercih edilmiştir” diye açıklayan Günay, yürüyüş sırasında halk toplantılarıyla yerelin taleplerini dinleyeceklerini söyleyerek, yürüyüşe demokratik kitle örgütleri ve kimi siyasi parti temsilicilerinin destek vereceğini ifade etti.

    “HEP BİRLİKTE YÜRÜYOR, MÜCADELE EDİYOR VE GELECEĞE HAZIRLANIYORUZ”

    Günay, şehirlerarası yollarda yürüyüş yapma gibi bir yöntemlerinin olmayacağını belirterek, eylem güzergahlarına dair şunları aktardı:

    “15 Haziran’da Hakkari’den başlayacak yürüyüş Van, Amed, Adana güzergahını takip ederek 19 Haziran’da Ankara’ya ulaşacaktır. Edirne’de başlayacak yürüyüşte ikinci durak olarak İstanbul’un Anadolu ve Avrupa yakalarında devam edecektir. 16-17-18-19 Haziran İstanbul’un 3 bölgesinde kurumsal ziyaretler, işçi-emekçilerle fabrika ve atölyelerde buluşmalar ve halk buluşmaları gerçekleştireceğiz. İstanbul’dan çıkan yürüyüş kolu 19 Haziran’da İstanbul’dan yola çıkarak 20 Haziran’da Ankara’da olacaktır. Amed, Serhat, Çukurova gruplarımız Hakkari yürüyüş koluna dahildir, Ege, Karadeniz ve Marmara bölgeleri de Edirne Kolu Yürüyüşü içerisinde yer almaktadır.

    HDP neden yürüyor, HDP neden bu yürüyüşü organize etti diye soranlar var? Elbette buradaki manipülasyonları ciddiye almıyoruz. Bu soruyu soranların çoğu gerçekten HDP’nin neden yürüdüğüyle ilgilenmiyor, HDP’nin ne istediğini öğrenme istekleri dahi yok. Ama iyi niyetle öğrenmek isteyenlere şunu söylemek istiyoruz: Bizi bilen bilir, demokratik siyaset anlayışı bu ülkede yıllardır kesintisiz bir şekilde halkla birlikte özgürlüğe yürüyor. O yüzden hep birlikte yürüyoruz, hep birlikte mücadele ediyoruz, hep birlikte geleceğe hazırlanıyoruz.”

    “MEŞRU OLMAYAN DARBECİ ZİHNİYETTİR”

    Günay,  HDP’yi kapatma çağrılarına ilişkinde değerlendirmeler yaparak, şunları kaydetti:

    “Bugün HDP kapatılsın diye kampanya yapanlar daha dün AKP kapatılsın diye kampanya yürütüyorlar. İktidarla kol kola ‘HDP kapatılsın’ diye kampanya yapan güçler o zaman AKP kapatılsın diye televizyon kanallarında bas bas bağırıyorlardı. İktidar kapatma davasının mağduriyeti üzerinden yıllarca siyaset yaptı. Bunların durumu ancak cehaletle açıklanabilir. Bunlar tarih bilmiyor, gerçeğe yabancılaşmışlar. Şimdiye kadar onlarca parti kapatıldı, önümüze onlarca baraj konuldu, oyun içinde oyun kurdular, oyunun kuralını değiştirdiler, ama hiçbiri sonuç vermedi yine sonuç vermeyecek. Partimizi var eden halkın meşru demokratik talepleridir. Meşru olmayan bu darbeci zihniyettir. Dolayısıyla biz asla mücadeleden vazgeçmedik, direniş halimizden geri çekilmeyi düşünmedik. 30 yıldır halkımız bin bir emekle, canla başla mücadele ederek, büyük bedeller ödeyerek her türlü engeli aşarak partisini bu düzeye taşıdı. Geri çekilmesi gereken halkın iradesine zorla el koyan bu gayri-meşru darbecilerdir. Demokratik siyasette zor ve baskıyla iktidarda kalma anlayışına yer yoktur. Bu anlayışta kendisinden önceki bütün darbeciler gibi tarihin çöp sepetindeki yerini alacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay: Kayyım, yeminli Kürt düşmanlığıdır

    HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay: Kayyım, yeminli Kürt düşmanlığıdır

    PİRHA- HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, Partisinin Diyarbakır İl Örgütünde düzenlediği basın toplantısı ile son siyasi ve sosyal gelişmeler karşısındaki düşüncelerini açıkladı. Günay, hükümetin kayyım atamalarından Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs önlemlerine kadar birçok konuda tepkisini ve önerilerini dile getirdi. 

    Türkiye’de çok hızlı bir şekilde yayılan koronavirüs halkın tek gündemi olurken, hükümetin gündemi HDP yönetimindeki belediyeler oldu.

    İçişleri Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen yeni kayyım atamaları ile ilgili konuşan HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Kayyım yeminli Kürt düşmanlığıdır. Tam bir nefret söz konusudur” dedi.

    “BÖLGESEL AYRIMCILIĞA SON VERİN”

    Partisinin Diyarbakır İl Örgütünde açıklamayı gerçekleştiren Ebru Günay, hükümetin koronavirüs tedbirleri kapsamında aldığı önlemler eleştirilirken bölgede sadece bir tane vaka tespit merkezinin olduğu belirtilerek şöyle devam etti:

    “Bölge halkına yurttaş muamelesi bile yapılmıyor, ayrımcılık yapılıyor; açık ve net bir ayrımcılık var. Kürdistan’ın tamamında sadece bir tane vaka tespit merkezi var. Bu durum vakaların tespitini zorlaştırıyor. Hastanelere gidenler çok kötü durumda değillerse gerekli tedbirler alınmadan evlerine geri gönderiliyor. Sınır kapılarının kapalı olduğu söyleniyor ama hükümet politikası olarak onlarca göçmen Trakya’ya yönlendiriliyor. Ağrı’da ve Van’da yaşayan yurttaşlarımızın bu yönlü özellikle gözlemleri var. Daha dün Van Saray’da 55 göçmeni taşıyan bir minibüs kaza yaptı ve 20 göçmen ağır yaralandı. AKP, kendi iktidarı söz konusu olduğunda gözü hiçbir şeyi görmüyor. Bu hükümet en küçük olayda bile çok yoğun tedbirler alıp sokağa çıkma yasakları getirdi ancak bu felakete karşı çok ciddi bir tedbirsizlik var. İnsanlar hala dışarıda, bu konuda çağrı bile yapılmıyor. AKP iktidarı başta Kürt kentleri olmak üzere tüm Türkiye’de koronavirüsle mücadeleye ciddi yaklaşmıyor. İnsanlarımız büyük bir tehlike ile karşı karşıya. Başta Van olmak üzere bütün bölge illerine bir an önce test kitleri gönderilmeli bölgede hastane kapasiteleri yetersiz. Test kitleri yok denecek kadar az. Başta Van olmak üzere bütün bölge illerine bir an önce test kitleri gönderilmeli. Türkiye’nin tamamındaki tüm hastanelere test kitleri gönderilmeli. DSÖ koronavirüs ile mücadelede test yapmanın önemini sürekli vurguluyor. Ama iktidar bunu görmezden geliyor. Böyle giderse salgın felakete dönüşebilir.”

    “YILLARDIR TOPLANAN VERGİLER HALK İÇİN KULLANILMAYACAKSA KİM İÇİN KULLANILACAK?”

    Toplanan vergiler ile ilgilide konuşan Ebru Günay, iktidarın vatandaşlara yönelik yardım etme durumunda tereddütlü yaklaştığı hatta yardım vermemek için bile çok fazla prosedür ortaya çıkararak yardımı engellemenin yollarını arıyorlar diyerek, “Türkiye’de ve dünyada insanlar koronavirüs salgını ile mücadele ediyor. Tedbirler alınmazsa insanlığa adeta bir felaket getirecek. Peki, AKP iktidarı ne yapıyor? Gerekli tedbiri almamakta ısrar ediyor. İnsanların evde kalması en etkili korunma yöntemi bu süreçte. Hükümet bunun gerçekleşmesi için ısrarcı değil ve bunun koşullarını da oluşturmuyor. Emekçilerin alın terinden toplanarak oluşturulan işsizlik fonunu, emekçilere açmak akıllarına bile gelmiyor. Bu fon şimdi kullanılmayacaksa ne zaman kullanılacak? Yıllardır halktan toplanan vergiler halk için kullanılmayacaksa kim için kullanacak?” ifadelerini kullandı.

    “DERTLERİ HALK OLSAYDI KANAL İSTANBUL İÇİN TOPLANMAYA DEVAM ETMEZLERDİ”

    Dün, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından çokça tartışılan ve İstanbul’da doğa katliamına neden olacak iktidarın doğa katliam projelerinin en büyüğü olan Kanal İstanbul için ilk ihalenin gerçekleştirilmesine tepki gösteren HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Dertlerinin işçiler, emekçiler, halk olmadığını bir kez daha gördük. Dertleri halk, emekçiler ve yoksullar olsaydı Kanal İstanbul için toplanmaya devam etmezlerdi. Halka ‘evde kal’ çağrısı yapanlar güvenli mekanlarında, rant için ihale üstüne ihale vermeye devam ediyor. Koronavirüse karşı tedbirler için toplantı yaptılar. Katılanlar kimler? Bakanlar, patronlar, sermayedarlar. Halktan kimse var mı bir işçi, bir emekçi, bir STK, bir sendika temsilcisi var mı? Yok. Olmayınca açıklanan paketinde adı Koronaya Karşı Ekonomik İstikrar Koruma Kalkanı Paketi oluyor. Yani kendilerine ve yandaşlarına koruma kalkanı oluşturuyorlar. Adı bile sorunlu bu paketin. Paketin adı “Kamu Sağlığını Korumak için Tedbirler Paketi” olmalıydı” dedi.

    “KAYYIM YEMİNLİ KÜRT DÜŞMANLIĞIDIR”

    Ebru Günay, AKP iktidarı tarafından HDP ve HDP’li Belediyelere yönelik saldırılar her alanda olduğu gibi halk iradesine tahammül meselesinde de kendisini gösteriyor. Seçimden önce haklarında herhangi bir sorun çıkarılmayan ve YSK tarafından aday gösterilip, Büyükşehir Belediye Başkanı, İl Belediye Başkanı ve İlçe Belediye Başkanı seçilen isimler seçimlerden bir yıl sonra görevden el çektirilmeye başlandı. Tamamen İçişleri Bakanlığı’nın keyfi uygulama uyguladığını belirtti.

    Günay şunları kaydetti:

    “Kayyım atamak, Kürt düşmanlığıdır. Karar sahipleri bu sözümüzden rahatsız ama gerçekten de koyun can derdinde kasap et derdinde. Bu felakette 8 belediyemize kayyım atandı. Tekrardan çok net söylüyorum; bunun adı yeminli Kürt düşmanlığıdır. İnsanlara evde kal derken, sokağa çıkmak bu kadar riskli iken, bu kargaşa ortamında kayyım atamak Kürt düşmanlığının boyutunu gösteriyor. Örgütlü ve dinmeyen bir kötülük söz konusu. Tam bir nefret söz konusu. En kritik zamanlarda bile düşmanlıktan vazgeçmiyorlar. Kürt halkı, kendisine yapılan bu zulmü unutmayacak, mutlaka hesap soracaktır. AKP’nin bu zihniyetinden mutlaka kurtulacağız. Tüm dünya koronavirüsle mücadelede yerel yönetimlerle işbirliği içinde olunmasını önerirken AKP iktidarı, bırakın işbirliği yapmayı acımasız ve insafsızca belediyelerimize el koymakla meşgul” dedi.

    “SİYASİ MAHPUSLARIN YAŞAM HAKKI KORUNMALIDIR”

    Adalet Bakanlığı’nın ceza infaz yasası üzerinde gerçekleştirilecek değişiklik ile ilgili de konuşan Ebru Günay konuşmasına şöyle devam etti:

    “En önemli gündemlerimizden biri de infaz yasasındaki değişiklik üzerine. Hükümetin basına sızdırdığı taslak metinler oldu. Ama basına sızan metinlerden anlaşıldığı üzere eşitlik ilkesinden uzak bir infaz yasası geliyor. İnfaz yasasının önümüzdeki hafta alt komisyona ve Genel Kurul’a gelmesi planlanıyor. Amaç, belli bir suç tipini affetmek olmamalı Biz her konuda olduğu gibi infaz yasasında da eşitlik istiyoruz. Öncelikle tüm dünya ülkeleri cezaevleri en korunaksız, virüs yayılımına en uygun alanlar olduğu için bir an önce cezaevlerini boşaltmaya ve mahpusların yaşam hakkını korumaya çalışıyorlar. Maalesef AKP hükümeti her alanda olduğu gibi burada da yaşam hakkını korumaktan uzak, tehlikenin ciddiyetinden uzak davranmaya devam ediyor. Yaşam hakkının salgın karşısında tehlikede olduğu bu dönemde amaç belli bir suç tipini affetmek olmamalı. Devletin gözetim ve denetimi altında bulunan mahpusların sağlık ve yaşam koşullarını güvence altında tutmak olmalı. Öncelikle risk grubunda olanlar; yaşlı ve hasta mahpuslar olmak üzere tüm mahpuslar bir an önce serbest bırakılmalı.”

    “DEVLET, CEZAEVİNDE KALAN HERKESİN CAN GÜVENLİĞİNDEN SORUMLUDUR”

    HDP Sözcüsü Ebru Günay, ceza infaz yasası düzenlemesi hakkında şöyle devam etti:

    “Bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler açık bir çağrı yaptı, cezaevlerinin boşaltılması için. Yine CPT’nin ilke tutum metinlerinde de benzer tavsiyeler var. Hepimiz cezaevilerinin ne durumda olduğunu biliyoruz. Sağlık ve hijyen koşulları düşünüldüğünde büyük bir facianın eşiğindeyiz. Devlet cezaevinde kalan herkesin can güvenliğinden sorumludur. Bir an önce gerekli tedbirler alınmalıdır.  Cezaevleri büyük bir felaketin eşiğinde infaz düzenlemesi herkesi kapsamalı, politik mahpuslar asla kapsam dışı kalmamalıdır. Biz bunun mücadelesi içinde olacağız. Şu haliyle sunulması planan infaz düzenlemesi eksik ve adaletsiz. Düşünün 84 ağır hasta mahpus, 3 aylık ömrü var cezaevinde kalmaya devam edecek. Vicdan bunun neresinde, eşitlik adalet bunun neresinde? Bu nasıl bir nefret? Cezaevlerindeki gazeteciler, siyasetçiler, yazarlar bırakılmayacak ama mafya baronları, uyuşturucu tacirleri, cinsel istismar suçluları bırakılacak. Bunun hiçbir yerinde adalet yok. Elinde rapor olan hasta mahpuslar günler öncesinde bırakılmalıydı, geç bile kalındı. Çünkü cezaevleri büyük bir felaketin eşiğinde. Korana ile mücadele edilirken de, tedbir paketleri çıkarılırken de, infaz yasası çıkarılırken de eşitsiz ve adaletsiz bir sistem var.”

    “İNFAZ YASASINI BU ŞEKLİYLE KABUL ETMEYECEĞİZ”

    HDP Sözcüsü Ebru Günay, “İnfaz yasasını kimse bu şekliyle kabul etmez, biz de kabul etmeyeceğiz. AKP’ye oy veren yurttaşların bile bu vicdansızlığı kabul etmeyeceğini biliyoruz. Siyasi mahkumları ölüme terk etmek hiçbir vicdana sığmaz. Tekrar vicdan sahibini tüm STK ve siyasi partilere çağrımızdır. Virüs salgını tüm insanlık için tehdit. Bu yüzden insani ve ahlaki değerlerde buluşarak, toplumsal barışa hizmet ederek herkese eşit uygulanacak bir yasal düzenleme için tüm gücümüzle mücadele etmeliyiz” dedi.

    “HERKES EVDE KALMALI, HÜKÜMET DE GEREĞİNİ YAPMALIDIR”

    Koronavirüs önlemleri hakkında yaşamın her alanında önerilerini belirttiklerini söyleyen HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Salgın süresince herkesin evde kalması gerekiyor. Hepimiz, ailemizin ve toplumun sağlığı için mutlaka ama mutlaka evde kalmalıyız. Kalalım da hükümet de bunun gereğini yapmalıdır. Çağrımız nettir. Hükümet bir an önce kira ve her türlü faturanın ödenmesini durdurma kararı almalıdır. Bankalara olan kredi ödemelerinin ödemesi durmalı ve şirketlerin işten çıkarma yapması hemen yasaklanmalıdır. İşsizlik fonundan tüm işçilere kayıtsız şartsız doğrudan gelir desteği sağlanmalıdır. Bizler topluma düşmanlık etmeye alışmış bu iktidarın adım atmasını beklemeden bir an önce dışarıya, çarşıya, pazara gitmeyi kendimize yasaklamalıyız. Kendimizi ve toplumumuzu savunmalıyız” dedi.

    PİRHA/DİYARBAKIR

    HABER MERKEZİ

  • ‘İnfazda eşitlik” uygulansın-VİDEO

    ‘İnfazda eşitlik” uygulansın-VİDEO

    PİRHA- Meclise önümüzdeki günlerde getirilmesi planlanan yargı paketine dair sosyal medya üzerinden açıklama yapan insan hakları savunucuları ve siyasetçilerinde bulunduğu çok sayıda kişi, “İnfazda eşitlik” ilkesinin gereğinin yerine getirilmesini istedi.

    Haberin videosu;

    Koronavirüs salgını nedeniyle tüm dünya teyakkuz halinde. Salgın her geçen gün can almaya devam ederken, birçok ülkede cezaevleri af da dahil olmak üzere çeşitli yöntemlerle boşaltılıyor.

    Türkiye’de ise doluluk oranı %200’leri geçen cezaevlerinde her geçen gün salgın tehlikesi artarken ve insan, sağlık ve hukuk örgütleri bir an önce önlem alınması ve cezaevlerinin boşaltılmasını isterken, hükümet uzun zamandır gündemde olan ceza infaz düzenlemesi içeren kanun teklifini meclise getirecek.

    İnsan Hakları savunucusu Avukat Eren Keskin, yargı paketine ilişkin yaptığı açıklamada, Anayasanın 10. maddesinde kanun karşısında herkes eşittir yazdığına dikkat çekerek, bu maddenin dahi uygulanmadığı belirtip, “İnfaz sisteminde her zaman ayrımcı davrandı. Bugün çıkarılmak istenen yasa tasarısında görüyoruz ki yine Kürtlere, muhaliflere, solculara ve farklı düşünen herkese ayrı bir infaz hukuku uygulanıyor. Hele ki böyle salgın günlerinde dahi bu kadar ayrımcı bir yasa hazırlamaya çalışmalarını nasıl anlatılabileceğini düşünemiyorum” dedi.

    Prof. Şebnem Korur Fincancı da, “Korona salgını çok önemli bir noktaya ulaştı ve cezaevleri böylesi salgın hastalıklar için çok riskli alanlardan birisi” diyerek şunları ifade etti:

    “Hem cezaevinde bulunanları hem de çalışanlar için bu riski göze almamamız ve ölüm cezasına mahkum etmememiz gerekiyor. İnfazda eşitlik ilkesi gereği cezaevinde bulunan insanların hızla tahliyesi ve birtakım kapatılma dışı yöntemlerin uygulanması zorunluluktur. Özellikle tutuklama oranlarında bir salgına dönüştüğü Türkiye’de tutuklu yargılanmakta olan insanların kamu vicdanında ve adalet duygusunda çok ciddi bir sarsıntıya yol açacağını unutmamak gerekir. Hep beraber infazda eşitlik demek zorundayız.”

    HDP Parti Sözcüsü avukat Ebru Günay ise, “Koronavirüs salgınının ayrımsız herkesi tehdit ettiği bir ortamda AKP kendi iktidarını korumak için ayrımcılık yapmaya devam ediyor. Salgın karşısında en korumasız alanlar cezaeviyken, infaz eşitliği uygulamayarak mapuslar arasında ayrımcılık uygulamaya devam edip, hayatlarını tehlikeye atıyor. Yarın geç olmadan herkese infaz eşitliği sağlanmalı” dedi.

    Sinemacı, siyasetçi ve yazar Sırrı Süreyya Önder de, infazda eşitliğin bir bahşiş veya lütuf değil, en temel haklardan biri olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Ülkemizdeki infaz hukuku baştan ayağa düşman hukukuyla bezenmiş ve muhalifler söz konusu olduğunda zalimane uygulamalar bütününden ibaret bir şey olmuştur. Bugün bunun böyle olması yetmezmiş gibi getirilen yeni infaz düzenlemesinde bu ayrımcılık ve eşitsizlik hali katlanarak artmaktadır. Bunu barış, demokrasi ve hukuk adına kabul etmek mümkün değildir. Henüz vakit varken bu yanlıştan acilen dönülmelidir. Korona gelir geçer ve biz bu yarayı toparlarız ama adalet anlayışındaki bu gedikler ülkemizi olunmaz bir noktaya sürükleyecektir.”

     (HABER MERKEZİ)

  • HDP’den Newroz çağrısı: Saat 20.20’de balkon ve pencerelerimizde buluşalım

    HDP’den Newroz çağrısı: Saat 20.20’de balkon ve pencerelerimizde buluşalım

    PİRHA – HDP Sözcüsü Ebru Günay, koronavirüs dolayısıyla iptal edilen kitlesel Newroz programını evlerde, pencerelerde ve balkonlarda kutlayacaklarını belirterek, bu akşam saat 20.20’de yapılacak el feneri, telefon ve çakmak yakma etkinliklerine tüm halkı davet etti.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partisinin Diyarbakır İl Binası’nda Newroz kutlamalarına ilişkin Kürtçe ve Türkçe açıklamalarda bulundu.
    Günay’ın açıklaması şöyle:
    “Newroz’u tek cümleyle ifade etmek gerekirse direniş ruhudur. Newroz bu topraklarda hep direniş ruhunu ifade etti. Nusaybin’den, Şırnak’ta, Cizre’de, Sur’da hep direnişi sembolize etti. 90lı yıllardan bu yana mücadele zeminine dönüştü. Statü taleplerinin zirvesinin olduğu bir gündü. 30 yıl kesintisiz Newroz’u kutladık. Kürtler, kadın erkek, genç, yaşlı demeden Newroz alanına aktılar. Bizim için başka anlamları olan Newrozlar da oldu. Biri de Sayın Öcalan’ın mesajının okunduğu 2013 Newroz’uydu. Açlık grevlerine de tanıklık ettik. Bu direniş sonrası Sayın Öcalan’la görüşmeler gerçekleşti. Görüşmelerde 2013 Newroz hattında olduğunu deklare etti. Bunu defalarca da kamuoyuna deklere etti.
    “TEK YÜREK NEWROZ’U KARŞILAYACAĞIZ”
    Newroz’un temsil ettiği değerleri büyüterek çoğaltarak yolumuza devam edeceğiz. Newroz coşkunun ve moralinden kendimizi mahrum etmeyeceğiz. 2020 Newrozu’nu saat 20.20’de bulunduğumuz her yerde kutlayacağız. Bu zorlu günlerde halkımızı balkonlarına, camlarına, avlularına çıkmaya davet ediyoruz. Halkımızdan cep telefonu ışığını, fenerini yakmasını istiyoruz. Aydınlığın bu karanlığı parçalamasını istiyoruz. Aramızda salgından kaynaklı fiziki mesafeler olabilir ama bizler ruhta tek yürek olacağımız Newroz’u karşılayacağız. Bizler Newroz direniş geleceği ile bugünlere gelmiş halkız.
    “HER YER NEWROZ ALANIDIR”
     “Biz neredeysek, Kürtler, halklar neredeyse Newroz orada. Evimiz, camımız, balkonumuz Newroz alanıdır. Şimdiden başta Kürtler olmak üzere tüm halkların Newrozu’nu kutluyoruz.”
     (HABER MERKEZİ)
  • HDP Sözcüsü Ebru Günay: Newroz’un görkemini 1 Mayıs’a taşıyacağız

    HDP Sözcüsü Ebru Günay: Newroz’un görkemini 1 Mayıs’a taşıyacağız

    PİRHA – HDP Sözcüsü Ebru Günay, koronavirüs nedeniyle iptal edilen Newroz mitinglerini 1 Mayıs’a taşıyacaklarını belirterek, cezaevlerinde risk grubunda bulunan hasta tutukluların serbest bırakılması çağrısında bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Partisinin dün olağanüstü Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına dair konuşan Günay, “Önemli tartışmalar yürüttük, önemli kararlaşmalara vardık. Bu toplantıya giderken sevgili Selçuk Mızraklı’ya ceza verildi. Tabii bu aslında AKP’nin Kürt düşmanlığı politikasının açık göstergesidir. Bizim toplantımız devam ederken Diyarbakır’da aralarında avukatların da olduğu 13 kişi gözaltına alındı. Hafta başında gazeteciler tutuklandı. Yani AKP hükümeti bir kez daha muhaliflere yönelik düşman hukukunu işletmeye başladı ve bunu yargı eliyle yapıyor. Hükümete çağrı yapıyoruz, muhaliflere yönelik baskı politikalarından ve düşman hukukundan bir an önce vazgeçin” uyarısında bulundu.

    “NEWROZ’UN GÖRKEMİNİ 1 MAYIS’A TAŞIYACAĞIZ”

    Günay’ın açıklamaları şöyle:

    “Kuşkusuz bizim için de zorlu bir karar oldu. Newroz’un görkemi ve baharın gelişi ayrı bir anlam ifade ediyordu. Newroz’un görkemini yine bir direniş bayramı olan 1 Mayıs’a taşıyacağız. Halkımızın bu salgın riskini başarıyla atlatacağını ve 1 Mayıs’ta Newroz ruhuyla alanları dolduracağına inancımız tam. Bu salgın nedeniyle kitlesel kutlamaları askıya almış olsak da, Newroz yüzyıllardır devam eden bir direniş ve halk bayramı. Halkımız bulunduğu her yerde, evinde Newroz’u bayram gibi karşılayacaktır. Kendi kutlamalarını sokağında, evinde salgın riskini dikkate alarak büyük bir coşku ile yapacaktır.

    “SİSTEM SALGINLARA KARŞI ÇÖZÜM ÜRETEMİYOR”

    Koronavirüse yönelik de değerlendirme ve tartışmalarımız oldu. Bir kez daha açığa çıktı ki toplumları savaşa, ölüme, yoksulluğa sürükleyen bu sistem, toplumu doğal afetlere ve felaketlere karşı savunmasız bırakıyor. Bunu bir kez daha açık bir şekilde gördük. Sistemin kendisi ekolojik dengeyi bozarak bu tür küresel salgın ve afetlerin yaşanmasının temel sebebidir. Dünyada bu durum ciddi bir şekilde tartışılırken maalesef başta Sağlık Bakanı olmak üzere iktidar yetkilileri durumun ciddiyetinden uzak bir şekilde olaya yaklaşmaktadır. Bu konuda tedbirlerin bir an önce kamuoyu ile paylaşılması, tedbirlerin şeffaf yürütülmesi, çalışmalar yürütülürken sağlık örgütleri ile koordineli bir çalışma yürütülmesi esas alınmalıdır. Kamuoyu gerçek ve doğru bilgiye ulaşabilmelidir, bu sağlanabilmelidir. Halk sağlığını ilgilendiren konularda halkımız doğru bilgilendirilmelidir. AKP bütün doğal afetlerde ve kriz alanlarında meseleyi iç güvenlik meselesine dönüştürerek ve kendi iktidarını sürdürmeye çalışarak kriz süreçlerini yürütüyor.

    “AKP SALGINDAN SİYASİ ÇIKAR DEVŞİRMEMELİ”

    Bunu Elazığ depremi ve çığ meselesinde gördük. Bu mesele bir iç güvenlik meselesi, AKP’nin kendisine iktidar devşireceği bir mesele değil; bu mesele tam da halk sağlığını ilgilendiren bir meseledir. AKP buradan bir siyasi çıkar çabasına girmemelidir. Yoksullara yönelik hijyen ve dezenfektan malzemeleri bir an önce ücretsiz dağıtılmalıdır. Bu, sosyal devlet olmanın gereğidir. AKP ve Sağlık Bakanlığı bu konuda gerekli girişimleri başlatmalıdır.

    “HASTA TUTSAKLAR BİR AN ÖNCE SERBEST BIRAKILMALI”

    Bir diğer risk alanı maalesef ki cezaevleri. Cezaevlerinde sağlık sistemindeki sorunlar da düşünüldüğünde ayrı bir önleme ve tedbire ihtiyaç var. Başta hasta mahpuslar olmak üzere risk grubunda bulunan bütün tutsaklar bir an önce serbest bırakılmalı ve onların hijyen koşullarına ulaşması sağlanmalıdır.”