Etiket: ebusuud

  • Kenanoğlu: Alevi toplumu, sizin övünerek bahsettiğiniz bu yasayı kabul etmiyor!

    Kenanoğlu: Alevi toplumu, sizin övünerek bahsettiğiniz bu yasayı kabul etmiyor!

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, cemevleri yasa teklifi üzerine TBMM Genel Kurulu’nda konuştu. Kenanoğlu “112 no.lu Kararname iptal edilmelidir. Mecliste bir komisyon kurulmalı ve bu komisyon eliyle Alevi toplumu da dinlenerek bu meselenin çözüme kavuşması konusunda Alevi toplumuyla ilişki kurulmalıdır” dedi.

    Milletvekili Ali Kenanoğlu, Cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ilişkin Meclis Genel Kurulu’nda konuştu.

    Kenanoğlu, “Ben bu kürsüde milletvekili kimliğimden öte Alevi inanç kimliğimle, ocakzadelik misyonumla konuşacağım” diyerek AKP’nin Alevi politikalarını eleştirdi. “Bu yasa benim için ve temsil ettiğim misyon açısından sıradan bir milletvekilliği faaliyeti değildir” diyen Kenanoğlu “Beni var eden, yaşamımı, yaklaşımımı, bakışımı, duruşumu, tercihlerimi belirleyen, kimliğimin konuşulduğu bir yasadır. O yüzden dualarımızdaki son cümleyle başlamak istiyorum: Dil bizden, nefes ulu pirlerimizden ola” diyerek konuşmasına başladı.

    “İKTİDAR, HADDİNİ AŞARAK İNANÇLARA TANIMLAR GETİRİYOR”

    Ali Kenanoğlu, inanç ve ibadetlern beyana dayalı olması gerektiğini ifade ederek “Siyasetçilerin, parlamentoların görevi teolojik tartışmalar yapmak, teolojik belirlemeleri yapmak değildir; laik, demokratik ülkelerde dinler, inançlar tanımlanmaz, tanınır” diye konuştu. Kenanoğlu İsveç’te yeni oluşturulan bir dinden de örnek vererek şu konuşmayı yaptı:

    “Dinin adı ‘copy paste’ yani ‘kopyala yapıştır’ dini, klavye dini; kutsal objeleri ‘F’ tuşu, ‘Q’ tuşu filan. Şimdi, buna gülersiniz değil mi? Bu haber Türkiye’de yayınlandı çünkü gelişmiş demokrasilerde şöyle diyorlar: ‘Biz kimin neye inanacağına karar veremeyiz, tarif edemeyiz; insanlar beyan eder, biz bunu kabul ederiz.’ İsveç’te bu nedenle ‘kopyala yapıştır’ dini kabul edilmiş durumda.

    Şimdi, size Avusturya’dan, Viyana’dan bir örnek vereceğim. Orada Alevilik 2 türlü tanımlanıyor. Kim tanımlıyor? Aleviler tanımlıyor. Bir grup önce gitti, dedi ki ‘Biz Alevi İslam inancına mensubuz.’ Avusturya Hükûmeti bunu kabul etti ve oradaki kurumumuzu ve topluluğu Alevi İslam inanç topluluğu olarak kabul etti. Sonra başka bir derneğimiz ve topluluğumuz dedi ki ‘Hayır, biz özgün bir inanç topluluğuyuz.’ Uğraştılar ve onları da kabul ettiler. Yani şunu, İslam’ın tek tanımı vardır, Aleviliğin tek tanımı vardır; o yüzden siz busunuz, buysanız busunuz, bu değilseniz değilsiniz demediler. ‘Beyanı esas alırız.’ dediler ve bunu kabul ettiler. Bizde peki ne oluyor? Bırakın tanımlamayı dikte ediliyor, dayatılıyor ve elbise biçiliyor, çerçeve çiziliyor. Makbul vatandaşın, makbul inancı tarif edilip buna uymayanlara hakaret ediliyor. İktidar ve devlet kurumları haddini aşarak bize ve inançlara tanımlar getiriyor. Şimdi, bakın, bu ülkenin Cumhurbaşkanının yapmış olduğu tanım ve tarife ‘Allah’sız, Muhammed’siz, Ali’siz, Alevilik olmaz. Sadece sapkın zevkler üzerine inşa edilmiş Alevilik ve Müslümanlık, Türklük, Kürtlük olmaz.’ Size ne, kime ne? Kim nasıl inanıyorsa öyle inanır, öyle ibadet eder ve sonra Sayın Erdoğan yine Alevilik tarifi yapıyor ‘Alevilik Hazreti Ali’yi sevmekse ben dört dörtlük Aleviyim ve Alevi olmak istiyorsanız böyle olun.’ Sana ne, kime ne? Sen bu tanımı yapamazsın!”

    “SENİN HADDİNE Mİ?”

    “Sonra, Diyanet İşleri Başkanlığı şunu bizim Alevi dergâhlarımıza, tekkelerimize, ziyaret yerlerimize, ibadethanelerimize aşmış, ne diyor? ‘İslam dinine göre yatırlar ve ziyaret yerlerinde adak adanmaz, kurban kesilmez, mum yakılmaz, bez çaput bağlanmaz, taş para yapıştırılmaz, yemek götürülmez, lokma götürülmez.’ Bunun gibi uzayıp gidiyor. Aslında, Alevilerin inançsal değerlerinin tamamını reddediyor. Sana ne, senin haddine mi! Ama bunu yapıyor.

    Şimdi, AKP’nin Alevilik yaklaşımı… AKP’nin Alevilik yaklaşımı da işte tam da bu tanımlama ve tarif etme üzerine kurulu. Alevi çalıştaylarının katılımcısıydım, Alevileri temsilen o masadaydım ben 2009’da. Bana ilk daveti gönderen dönemin bakanı Sait Yazıcıoğlu ‘Biz bugüne kadar Aleviliğe bir elbise biçtik -burada, burada- ama o elbise Aleviliğe uymadı, şimdi bu çalıştayları onun için yapıyoruz, yeni bir elbise biçeceğiz.’ dedi. Biçilen elbise ne oldu? Biçilen elbise Salı gecesi işte, 112 numaralı Kararname’yle açıklandı: Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı; biçilen elbise o.

    Şimdi, devletin Aleviliğe bakış açısı ne? Hani, bu, AKP’nin Aleviliğe bakış açısı; peki, devletinki ne? Devletin Aleviliğe bakış açısı da Alevilerin cumhuriyete verdiği desteğe rağmen yok saymaktır, inkâr etmektir, asimilasyon üzerine kuruludur.”

    “ALEVİLİĞE YENİ BİR ELBİSE BİÇME KARARNAMESİ”

    Şimdi, gelelim günümüzün yasasına, günümüzdeki yasa işte, tam da bu Kararname, salı gecesi çıkan Kararname, Aleviliğe yeni bir elbise biçme kararnamesidir ve şunu bilin ki biz sizin biçtiğiniz elbiselere sığmayız. Bu tutumunuzdan vazgeçin. Ve Cumhurbaşkanı şunu söyledi… İşte, bu Kararname, Alevi kurumlarına, Alevi toplumuna darbedir ve kayyum atama kararnamesidir. Ne dedi Cumhurbaşkanı Şahkulu dergahındaki yapmış olduğu konuşmada? Bak, yazılı konuşmaydı çünkü ezbere konuşmadı ‘Biz bu başkanlıkla muhtarlıklara, belediyelere, derneklere, vakıflara ve federasyonlara ait tüm cemevlerinin yönetimini üstleneceğiz, hepsini biz yöneteceğiz.’ diyor yani kayyum atıyor. Şimdi, bu yasa teklifi, bu görüşmüş olduğumuz yasa teklifi mahkeme kararlarıyla elde edilmiş ibadethane statüsünü, cemevlerinin elde ettiği ibadethane statüsünü geriye indiren ve cemevlerini kültürel bir yapıya, bir turizm tesisine dönüştüren yasa teklifidir, yasa teklifinin kendisi budur. O nedenle fazla övünmeyin, fazla böbürlenmeyin. Ne olması gerekiyor peki? Olması gereken Anayasa’nın 2’nci maddesinde sayılıyor; demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti çerçevesinde olması gerekiyor. Laiklik derken yasakçı, statükocu, sadece Türkiye’de uygulanan çakma laiklikten bahsetmiyoruz, gerçek anlamda özgürlükçü laiklikten bahsediyoruz, bunun da altını çizmemiz gerekiyor. Bu maddeler çekilmelidir, 112 no.lu Kararname çekilmelidir, iptal edilmelidir. Mecliste bir komisyon kurulmalı ve bu komisyon eliyle bir bütün olarak yeniden Alevi toplumu da dinlenerek bu meselenin çözüme kavuşması konusunda Alevi toplumuyla ilişki kurulmalıdır.”

    “ALEVİ TOPLUMU, BU YASAYI HİÇBİR ŞEKİLDE KABUL ETMİYOR”

    “Şimdi, deniliyor ki: ‘Biz 1.585 tane cemevi gezdik, cemeviyle görüştük ve bu yasayı o çerçevede oluşturduk.” “1.585” dediği cemevinin tamamının temsilcileri salı günü bu Meclisin önündeydi; üst kurumlarıydı, çatılarıydı, onlara bağlı kurumlar o görüştükleri cemevleriydi ve hepsi burada copla, saldırıyla, gazla karşı karşıya kaldılar. 1.585 cemevinin birçoğunu biz de dolaştık HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Alevi masası olarak, biz de dolaştık ve söyledikleri çok net şuydu: ‘Biz önce dedik ki eşit yurttaşlık istiyoruz, dediler ki bize: ‘Eşit yurttaşlık bizim boyumuzu aşar; bizi aşar o iş, siz boya badana, tuğla, çimento, beton ne istiyorsunuz bize onu söyleyin.’ Ondan sonra biz öbür isteklerimizi sıralamak durumunda kaldık. Bizi eşit yurttaşlık ve temel insan hakları çerçevesinde ele almayı reddettiler.’ Şimdi iktidar çıkıyor ki: ‘Biz hepsiyle görüştük, talepleri buydu.’ Çünkü siz diğer taleplere ‘Geçin bunları.’ dediniz.

    Alevilik meselesi, torba yasa çerçevesi içerisinde değerlendirilecek basit bir mesele değildir. Alevilik sorunu, bu ülkenin temel sorunlarından bir tanesidir. Alevilerin yaşadığı sorunlar temel sorunlardan bir tanesidir ve sadece bugünün sorunu değildir, 1200’lerden bu tarafa bu topraklarda yaşayan bütün iktidarlar döneminde yaşanmış bir sorundur. Bu kadar kadim bir sorunu torba yasa içerisinde 6 maddeyle ele alamazsınız; bu şekilde ele aldığınız zaman kimse kabul etmez. Alevi toplumu, sizin övünerek bahsetmiş olduğunuz bu yasayı hiçbir şekilde kabul etmiyor; lütuf olarak değerlendirmeyin, bir şey yaptığınızı zannetmeyin. Bu yasa tümüyle Alevi kurumlarının ve Alevi toplumunun gelecek yüz yılını ele alacak bir yasadır ve biz bu yasayı sadece bir seçim yatırımı olarak da görmüyoruz. İllaki seçimlerde kullanacaksınız ama bir bütün olarak Diyanet İşleri Başkanlığıyla nasıl Sünni İslam toplumunu zapturapt altına aldıysanız, işte bu yasayla da Aleviliği zapturapt alıyorsunuz.

    Değerli canlar, sevgili arkadaşlar; Anadolu, Mezopotamya, Trakya ve Balkanlara güvercin donunda gelen biz Aleviler çok badireler atlattık, çok kıyımlardan geçtik. Bugünlere malya Ovası’ndan, Ebussuud fetvalarından, Yavuz Selim katliamlarından, Hınzır paşaların ihanetlerinden, Kuyucu Murat’ın kuyularından, II. Mahmut’un yıkım ve kıyım politikalarından, Koçgiri’den, Dersim’den, Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan, Gazi’den, Gezi’den kurtularak, direnerek geldik; iri olarak, diri olarak, bir olarak geldik. Sanmayın ki sizin bu sinsi kıyım politikalarımıza teslim olacağız. İnancımız, itikadımız ve bizi biz yapan, onur duyduğumuz Kızıltaş Alevi kimliğimiz ebediyen sürecektir.

    Son söz sevgili canlara: Sevgili canlar, birliğimiz beraberliğimiz daim olsun. Yezit ve zihniyetlerine lanet olsun. Umudunuzu yitirmeyin, mücadelenizi durdurmayın. Hızır cümlemizin yâr ve yardımcısı olsun. Gerçeğe Hüü!”

    PİRHA/ANKARA

  • Pir Haydar Buga: Aleviler ilk kez bu kadar ahlaksızca bir süreçle karşı karşıya kaldı

    Pir Haydar Buga: Aleviler ilk kez bu kadar ahlaksızca bir süreçle karşı karşıya kaldı

    PİRHA – AKP hükümetinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı açılacağını duyurması Pir Haydar Buga tarafından sert tepkiyle karşılandı. Buga, Alevi tarihinde ilk kez Aleviler bu kadar ahlaksızca, bu kadar densizce bir süreçle karşı karşıya kaldılar” yorumunda bulundu. Aleviliğin özünün devlet eliyle bozulmak istendiğini belirten Buga, iktidarı destekleyen dedeleri de eleştirdi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 7 Ekim’de Şahkulu Sultan Dergahındaki açıklamalarına Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi Pir Haydar Buga, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulup, cemevi yönetimlerinin bu yöntem ile yürütülecek olmasını eleştirdi.

    “ALEVİLER İLK KEZ BU KADAR AHLAKSIZ BİR SÜREÇLE KARŞILAŞTI”

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarının samimiyetten uzak olduğunu vurgulayarak, geçmişte yaptığı cemevine yönelik “cümbüş evi” söylemini hatırlattı. Pir Buga, Aleviliğin Kültür Bakanlığına bağlanmasının yanlış olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “Binlerce yıllık kadim geleneği süren ve doğduğu coğrafyada yasaklı olan, her baskıcı unsur tarafından da katledilen, kıyımlara uğrayan Alevileri katlederek, sürgün ederek bitiremediler. Ama o kıyım ve katliamlar, Alevilerin onurlu sancakları oldular. Aleviler o sancakların altında bir araya geldiler ve her zaman bir olmaya, iri ve diri olmaya gayret gösterdiler.
    Alevilik tarihinde ilk kez bana göre Aleviler bu kadar ahlaksızca bu kadar densizce bir süreçle karşı karşıya kaldılar. Alevileri Turizm Bakanlığı’na bağlamak…Aleviler bu ülkenin turistleri değil. Alevileri siz Turizm Bakanlığı’na bağlarsanız sanki Alevilik bir turistik tesismiş gibi ya da turistik hizmet sunan bir yermiş gibi algılanabilir.”

    “20 YILLIK SÜREÇTE AKILLARINA ALEVİLERİ TANIMAK GELMEDİ”

    “Cumhurbaşkanının zaten geçmişteki söylemlerini biliyoruz. AKP’li Recep Tayyip Erdoğan’ın şu söylemi beni çok incitmişti, ‘Cemevleri cümbüş evidir. Ali’yi sevmek Alevilik ise ben de en iyi Aleviyim’ gibi söylemlerde bulunmuştu. Bu söylemler bile çok inciticidir. Bu nedenlerle ben şahsen kendisine inanmam. Ama şunu da görüyoruz, 20 yıldır iktidarda olan bir zümre var ama bu 20 yıllık süreç içerisinde her ne hikmetse akıllarına Alevileri tanımak gelmedi. Ama seçime birkaç ay kala beyefendilerin aklına Alevi dergahlarını ziyaret etmek ve Aleviliği tanımak geliyor. Eğer Alevi dergahlarını ziyaret ediyorsanız öncelikle Alevilerin orada temsili olarak astıkları resimlere tahammül etmek zorundasınız. Onları kaldırıp yerlerine anlamadığınız lisanda kimi tabelaların asılması bile dergahlara yapılmış olan zülden başka bir şey değildir. Ardından başka bir dergaha Kur’an’la girmesi doğru değil.
    Eski Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş’e bir televizyon programında ‘Türkiye’deki Alevi sorununu nasıl çözersiniz? diye sorulmuştu. Ateş cevap olarak demişti ki ‘Alevileri Kur’an’la tanıştırdığımız gün bu iş bitecektir’.

    “ALEVİLİK BÜYÜK BİR OKYANUSTUR, GÖLETİN İÇİNE SIĞDIRAMAZSINIZ”

    Pir Haydar Buga, Aleviliğin özünün devlet eliyle bozulmak istendiği vurgusunu da yaptı. Buga, iktidarı destekleyen dedeleri de eleştirerek şu sözlerle devam etti:

    “Maalesef Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı aracılığıyla yani içinde cem kelimesi bile geçmeyen ama yıllardır Alevilere ‘cem’ olarak yutturulan Cem Vakfı diye bir vakıf aracılığıyla görsel algı oluşturarak, Aleviliğin içine paslı çivi çaktılar. Ve maalesef biz o çivileri şu anda sökmekte zorlanıyoruz.

    Alevilik bana göre büyük bir okyanustur onu küçücük bir göletin içine sığdıramazsınız. Yani İslamiyet’in içerisine sığdıramazsınız. İslamiyet Alevi inancının yanında küçücük bir gölettir. Ama zoraki o koca okyanusu, ummanı küçücük bir göletin içerisine sığdırmaya çalışıyorlar. Tarihin her sayfasında Hızır paşalar vardı, bundan sonra da olmaya devam edeceklerdir. Kişiliklerini, yolunu, benliğini satmış olanlar, birilerine sürekli yamanmak için, bu Alevilerin içindeki bizim kınalı kekliklerimiz…

    “ALEVİLİK KENDİNE HAS BİR İNANÇTIR”

    Ama bu süreçten sonra bence Aleviler biraz daha silkinecek ve kendine gelecektir. En azından taraflar netleşecektir. Birileri şunu diyor ‘2 milyara yakın Müslüman var. Onlar diyor ki ‘Yeryüzünde bir tane İslamiyet var. Siz de eğer İslam iseniz mabet yeriniz camidir’. Kendilerine göre çok haklılar. Ama birisi de çıkmış diyor ki ‘Asıl Müslüman biziz. Biz İslam’ın özüyüz’.

    Bu durumda Diyanet İşleri Başkanı ile İzzettin Doğan’a şunu sormak isterim: ‘2 milyara yakın Müslüman var. Siz diyorsunuz ki ‘Asıl Müslüman biziz. Biz İslam’ın özüyüz. Tek bir mabedimiz var o da camidir’. Ama karşınızda 50 milyon olduğunu tahmin ettiğimiz bir toplumun içindeki bazı kişiler de diyorlar ki ‘Yok o 2 milyar Müslüman yalan söylüyor. Asıl İslam’ın özü biziz.’

    Bu iki şahsa ‘Önce kendi aranızda bir karar verin’ demek isterim. Eğer İslam’ın özü cem ise ve özünde cemevi varsa; muhabbet, saz, semah, lokma, çerağı, rızalık var ise o zaman siz 2 milyar Müslümanın yaptığı şey yanlış, siz geleceksiniz ‘İslam’ın özü’ diye buraya sığınacaksınız. Onlar önce kendi aralarında bunun kararını versinler. Alevilik kendine has bir inanç, yol, kültürdür.”

     “ZİHNİYET VE DÜŞÜNCELERİ EBUSUUD İLE AYNI”

    Pir Haydar Buga son olarak Aleviliğin halen Türkiye’de bir inanç olarak tanınmadığını vurgulayıp şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Aleviliği ‘Kültür evi’ olarak yorumluyor. Yani senin inançsal boyutunu göz ardı ediyor. Sana diyor ki ‘Sen inançsızsın’. Yani siz, Alevilerin inançsal boyutunu inkar eder ve Turizm Bakanlığı’na bağlarsanız Ebussuud ile aranızdaki söylem arasındaki farklılıklar ortadan kalkar. Zihniyet ve düşünce aynı. Geçmişini bilmeyen toplumlar gelecekleri hakkında söz sahibi olamazlar. Nereden geldiklerini bilmeyenler nereye gideceklerini de bilmezler. Aleviler nereden geldiklerini biliyorlar nereye gideceklerini de bilmelidirler. Gidip birilerinin kucağına oturulmamalı, birilerine kendilerini yama yapmamalı. Pir Sultan’ın itlerinin bile oturmadığı harami sofralarına gidip oturmaları bizleri rencide ediyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı’ndan MEB’e ‘Ebusuud’ tepkisi-VİDEO

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı’ndan MEB’e ‘Ebusuud’ tepkisi-VİDEO

    PİRHA – Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dönem ortasında yaptığı değişikliklerde Aşık Mahsuni Şerif’in adının çıkarılmasına ve Alevi katliamlarının fetvasını veren Ebussuud’un adının ise müfredata konulmasına Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Hüseyin Güzelgül tepki gösterdi. Güzelgül, “Ebusuud’a müfredatta yer vermeleri Aleviliği inkar etmek ve yok saymaktır” dedi. 

    Haberin Videosu

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dönem ortasında yaptığı değişikliklerde güncellenen öğretim programında birbirinden tartışmalı düzenlemelere gidildi. Bu değişiklikler arasında 12’nci sınıf Türk Dili ve Edebiyatı dersinde okuma bölümünde yer alan ünlü halk ozanı Aşık Mahsuni Şerif’in adının da çıkarıldığı görüldü. Öte yandan liselerde okutulan ‘tefsir’ dersinde Alevilere yönelik ölüm fetvalarıyla bilinen Ebussuud da müfredata girdi.

    MEB’in yaptığı bu değişikliklere Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Hüseyin Güzelgül tepki gösterdi.

    Güzegül, Mahsuni Şerif ‘in çağın Pir Sultan’ı olduğunu söyleyerek, “Halk için mücadele veren, yolu, erkanı adına mücadele veren bir dede bir pir, mürşid ve rehberdi” dedi.

    Pir Güzelgül, inkarcı zihniyetin, Diyanet İşleri ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı’nın sözleşmelerinin altına imza atarak, FETÖ’nun yapmak istediklerini gerçekleştirmek isteyen, kendine referans alan aldığını belirtti.

    “EBUSUUD ALEVİ KATLİAMLARINA FETVA VERENDİR”   

    Ebusuud’un Alevi katliamlarına fetva verdiğini, ‘Alevilerin nikahı boştur, katli vaciptir’ dediğini, Yavuz’la birlikte iş birliği yapıp, Alevilerin katline sebep olduğunu söyleyen Güzelgül, böyle bir insanın Milli Eğitim müfredatına dahil edilmesinin Alevilere işkence ve zulüm olduğunu kaydetti.

    Pir  Güzelgül, Alevilerin varlığının inkar edildiğini, yok sayıldığını vurgulayarak, “Bu zihniyeti hem kınıyoruz hem de lanetliyoruz” şeklinde konuştu.

    “EBU EJDADINDAN ALDIKLARI BİR SÜREĞİ SÜRDÜRÜYORLAR”

    Türkiye’de sadece Alevilerin ya da Sünniler’in yaşamadığını diğer azınlıkların da yaşadığını ve onların da inançlarına saygı gösterilmesi gerektiğini ifade eden Pir Güzelgül, “İnkarcı zihniyet devamlı Alevileri rencide edici sözler söyleyerek, zulüm sayılan iştihatlarını gerçekleştirmek istemesi Ebu ejdadından kalan bir sürektir” dedi.

    O süreği Ebusuud’dan, Osmalı döneminden aldıklarını söyleyen Güzelgül, “Böyle bir zihniyete yer vermeleri inkarcılık ve yok saymaktır” diyerek şöyle devam etti:

    “Onlar nasıl bu zihniyete değer veriyorlarsa biz de Ebusuud’u ve Milli Eğitim’in aldığı bu kararları tanımıyoruz. Bu zihniyeti kınıyoruz. Bunları her yerde geleceğimiz olan çocuklarımıza anlatıp muhabbetlerimizde  yer vermek gerekir.”    (HABER MERKEZİ)

  • Ebusuud’a karşı imza kampanyası başlatıldı

    Ebusuud’a karşı imza kampanyası başlatıldı

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Samsun Şubesi, 12. Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Derneğin genel başkanlığına Cem Sultan Ermiş yeniden seçildi. Kongrede ayrıca Ebusuud Caddesi’nin adının değiştirilmesi için imza kampanyası başlatıldı. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Samsun Şubesi, 12. Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Derneğin genel başkanlığına Cem Sultan Ermiş yeniden seçildi.

    Atakum’daki PSAKD binasında gerçekleştirilen kongreye dernek üyeleri, siyasi parti temsilcileri ve kitle örgütü temsilcileri katıldı. Kongrede yapılan konuşmalarda AKP hükümetinin baskıcı inkârcı ve katliamcı politikaları eleştirilirken birlikte mücadele çağrısı yapıldı. Katliamlarda yaşamlarını yitirenlerin de unutulmadığı kongrede, Alevilerin sömürü ve zulme karşı mücadeleyi sürdüreceği kaydedildi.

    Yönetim Kurulu’na şu isimler seçildi:

    Cem Sultan Ermiş, Tuncer Onur, Emine Kandemir, Mustafa Kemal Sert, Tuncay Şahin, Emine Yıldırım ve Yılmaz Eroğlu.

    KONGREDE İMZA KAMPANYASI

    Bu arada kongrede, Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından İlkyardım ilçesinde bir caddeye Alevilerin katledilmesini savunan “Ebusuud Efendi” isminin verilmesinin ardından hukuk mücadelesi başlatan Yılmaz Tuluk bir konuşma yaptı. Dava süreçlerini anlatan Tuluk, Ebusuud isminin caddeden kaldırılması için imza kampanyası başlattı. 200 imza toplandığını belirten Tuluk, bin imzaya ulaştıktan sonra imza metnini belediyeye teslim edeceklerini söyledi.

    (HABER MERKEZİ)