Etiket: Edremit

  • Alevi kadınlar: Kurumlarımızda mutfaktan çıkamıyoruz-VİDEO

    Alevi kadınlar: Kurumlarımızda mutfaktan çıkamıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Edremit Şubesi’nde hizmet yürüten kadınlar, Alevi örgütlenmesi içerisinde hem başkanlık düzeyinde hem de yönetim ve yapılarda kadının neredeyse yok denecek az olmasını eleştirerek, örgütlenmede Alevi kadınların görev alması çağrısında bulundular.

    Haberin videosu

    “Bir türlü mutfaktan çıkamıyoruz. Lokmanın pişirilmesinden eylemlere ve alanlara kadar gönüllü olarak varız. Biz son kapının son mandalı olmamalıyız” eleştirisinde bulunan kadınlar, Alevi kadınların öz örgütlülüğü ile kurumlarda görünür olması gerektiğine vurgu yaptı.

    Alevi örgütlülüğü ve kurumlarında kadın emeğinin karşılık bulmakta eksik kaldığına dikkat çeken kadınlar, “Erkeğin yaptığı işi kadın da yapıyor. Peki neden bir kadın başkan olmasın? ” diye sordu.

    “KURUMLARIN SADECE MUTFAĞINDAYIZ”

    “Maalesef bu kurumların sadece mutfağındayız” diyen Sebahat Soysal, lokma yapımından eylemlere kadar gönüllü olarak çalıştıklarına vurgu yaparak, şunları kaydetti:

    “Önce kendimizi eleştireceğim. Çünkü onları yetiştiren de bizleriz. Ama kadınlar olarak arka planda kalıyoruz. Biz olmasak da hiç bir şey olmaz. Her türlü yardıma koşan emekçiler biziz. Gönül veren biziz. Erkekler tarafından şiddete maruz kalanlar da biziz. Buna çevre baskısı da dahil. Onları bizlere hakaret etsin diye büyütmüyoruz. Maalesef bu kurumların sadece mutfağındayız. Keşke ön planda olsak. Cesaretimiz yok her halde. Nasıl olsa onlar yapıyor, diyerek kendimizi arka planda bırakıyoruz. Her yerde var isek ön planda da olmalıyız. Bizler lokma yapımından tutalım eylemlere kadar gönüllüyüz. Ama biz arka plandan hallederiz diye kolaya kaçıyoruz.  Güçlü ve cesaretli olmalıyız. Şimdi çocuklarımızı öyle yetiştiriyoruz. Okumalı, erkeğe boyun eğmemeli.”

    “NEDEN BİR KADIN BAŞKAN OLMASIN?”

    2009 yılından Alevi kurumları içerisinde görev alan Necmiye Simliova, genel olarak eleştirilerin kadınlar olarak kendilerine olduğunu ifade ederek, “Bizler neden başkanlık yapmayalım peki?” sorusunu yöneltti. Bu sorunların aşılmasında kadın örgütlülüğünün temel ihtiyaç olduğunun altını çizen Simliova şöyle konuştu:

    “2008’de gelip buraya yerleştik. Derneğimizin açıldığından itibaren aktif görev alıyoruz. Belki yönetimlerde olmadık çok fazla ama sürekli kurumlardayız. Bizim erkeklerimiz bizleri o kadar dışlamıyorlar. Kadınlar olarak geçmişten aldığımız bir takım ezilmişlik ve geri planda kalma durumu var. Erkekleri değil, aslında kendimizi eleştiriyoruz. Kendi gücümüzü ortaya çıkarmak zorundayız. Biz hep onların yanındayız hatta daha öndeyiz. Daha ince detayları düşünen pozisyondayız. Birçok kararı ortaklaşarak alıyoruz. Ama şimdiye kadar hiç öne çıkamamışız. Neden bir kadın başkan olmamalı? Birlikten güç doğar. Hiçbir zaman arka planda olmasınlar. Neden bir kadın başkan olmasın? Şu an Güre Cemevi’nin başkanı çok sevdiğimiz bir kadın. Güzel şeyler yaptığına da inanıyoruz. Bizler neden yapmayalım peki? Yapabiliriz ister isek. Bu da kadının örgütlüğünden geçiyor.”

    “SON KAPININ SON MANDALI OLMAMALIYIZ”

    “Biz son kapının son mandalı olmamalıyız” ifadelerini kullanan Besime Diyaroğlu ise kadınların örgütlenme alanında daha verimli olduğuna işaret etti. Kadının olduğu alanlarda emeğin çok fazla olduğuna dikkat çeken Diyaroğlu, Alevi örgütlenmesinde kadın ve özellikle de gençliğin eksik kalmasının yol için düşündürücü olduğunu sözlerine ekleyerek, şöyle konuştu:

    “1964’te Dersim’den çıkıp İstanbul’a yerleştik. Kendi kültürümüzden biraz uzaklaştık. Ama kültürümüzden ve geleneklerimizden mahrum kalmayı asla düşünemedik. Biz bu inancı hep gizli tutuyorduk. Artık her şeyimiz açık alanlarda ve meydanlarda. Kadınlar olarak hep erkekleri ön plana itiyoruz. Biz son kapının son mandalı olmamalıyız. Mutfaktan da çıkamıyoruz. Bu konuda daha çok donanımlı değiliz. Çıkacaksın ve sen alacaksın. Kadının olduğu yerde barış, birlik ve bütünlük var. Daha güzel şeyler işleniyor. Kadını bu anlamda daha verimli görüyorum. Daha çok emek var. Erkeğin yaptığı işi kadın da yapıyor ve o işi götürüyor. Bin bir çeşit topluluğuz. Gençler yok içimizde. Bizden sonra kimler yürütecek ya da kayıp mı olacak diye düşünüyorum. Gönlüm bütün kurumlarımızda Alevi kadınların ön planda olmasıdır.”

    “ALEVİ KADINLAR YÖNETİMLERE GELSİN”

    PSAKD Edremit Şubesi’nin saymanlığını yürüten Zeynep Sarıkaya ise  Alevi kurumlarında kadının öne çıkmasını gerekliliğine vurgu yaptı. Kadınlar olarak bütün işlerde ortaklaşa çalıştıklarını değinen Sarıkaya, Alevi kadınlara yönetimlere görev alma çağrısında bulundu. Sarıkaya şunları ifade etti:

    “Emekli olduktan sonra gelip buraya yerleştim. Bu kurum açıldı ve oraya üye oldum. 2017’de yönetime girdim. Görev dağılımında bana saymanlığı verdiler. İlkokul mezunuyum ve nasıl yapacağım diye şaşırdım. 7 kişilik yönetim çok bir şey yapamaz belki ama arkamızda bir kitle var. Kadınlar kale gibi. Her şeyi anında ve ortaklaşa yapıyoruz. Ne kadar büyür, çoğalır isek o kadar iyi bizler için. Alevi kadınlar yönetime gelsin. İşlerin ucundan tutsunlar.  Bu kurumlar bizim. Artık ezilmeyelim. Biz kadınlar öne çıkalım. Başaracağımıza inanıyorum. İstenirse her şey oluyor.”

    Ersin ÖZGÜL/EDREMİT

  • ‘Demokratik bir anayasa bütün toplumların çimentosudur’-VİDEO

    ‘Demokratik bir anayasa bütün toplumların çimentosudur’-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal 9. Kültür Etkinlikleri 2’nci gününde, ‘Alevilerin eşit hak talebi ve laiklik’ paneli ile devam etti.

    Haberin Videosu

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Edremit Şubesi tarafından organize edilen Pir Sultan Abdal 9. Kültür Etkinlikleri 2’nci gününde gazeteci-yazar Turan Eser’in katılımıyla düzenlenen panelle devam etti. Panele çok sayıda yurttaş katıldı.

    “KİNDAR GENÇLİK İSTİYORLAR”

    “Bir avuç otoriter çocuklarımızdan çağdaş bilge bir nesil istemiyorlar. Kindar gençlik istiyorlar” diye konuşan gazeteci-yazar Turan Eser, farklı inançlardaki çocuklara tek din dayatıldığını ifade ederek bunun din ve vicdan özgürlüğüne karşı bir hak ihlali olduğunu vurguladı. Eser şöyle konuştu:

    “Asıl kavga gökyüzüne güvenenler ile yeryüzüne güvenenler arasındadır. Ülke eğitimde dibe vurmuş durumdadır. Bir avuç otoriter çocuklarımızdan çağdaş bilge bir nesil istemiyorlar. Kindar gençlik istiyorlar. Biz birbirimizin tetikçisi değil yoldaşı olmak istiyoruz. Kadını aşağılayan, farklılıkları ötekileştiren bir eğitim sistemi istemiyoruz. Din öğretimini devlet veremez. Devlet din okulları açmaz. MEB bizim çocuklarımızın nasıl inanacağına karar veriyor. Farklı inançtaki çocuklara tek din öğretiliyor. Bu din ve vicdan özgürlüğünün ihlalidir.”

    “DEVLET DİNCİLİK, ETNİK MİLLİYETÇİLİK YAPARSA VAY HALİMİZE”

    Alevilerin eşit yurttaşlık talebini her alanda haykırdığını söyleyen Eser, “Aleviler bu ülkede eşit yurttaşlık istiyor. Aleviler dinsiz bir devlet istiyor. Devlet namaz kılamaz, cem tutamaz. Devlet dincilik, etnik milliyetçilik yaparsa vay halimize. Aleviler 13. yy’dan beri laiklik mücadelesi veriyor. ‘Alevilerin katli vaciptir’ diyorlar işte bu savunduklarımız için. Taleplerimiz çok net. Eşit koşullarda barış içinde, huzur içinde yaşayabileceğimiz bir ülke istiyoruz. Bu hakları Sünni arkadaşlarımız için de istiyoruz. Diyanet en çok Sünni kardeşlerimize zulmediyor. 10 bakanlığın bütçesi ile aynı bütçeyi alıyor. Diyanetin bu ülkeye zarardan başka bir şeyi yok” diye konuştu.

    “DEVLET İÇİN MAKBUL VATANDAŞ TÜRK VE MÜSLÜMAN OLANDIR”

    Aleviliğin bir kültürel, inançsal kimlik olarak resmen tanınması gerekliliğine dikkat çeken Eser, Aleviliğin birçok Avrupa ülkesinde resmi olarak tanındığını ancak kendi topraklarında ise inkara, katliama maruz kaldığını hatırlattı. Devletin hiç bir inancı tanımlama hakkına sahip olmadığına değinen Eser, şöyle devam etti:

    “Devlet gözünde makbul vatandaş olmak Türk ve Müslüman olmaktır. Bir arada olmanın tek aracı laik, demokratik bir anayasadır. Kürdün anadilinde konuşma hakkı, Alevinin inancını yaşama hakkını kurabiliriz. Farklı bir yaşam mümkündür. Buna karşı olanlar son dönem bir çalışmanın içerisine girdi. Bütün müfredatları dinselleştiriyorlar. Tarikatlar bakanlık ile protokol imzalayarak okullarımıza girdi. Alevi İmam Hatip Lisesi açtılar. Orada da imamlaşmış dede yetiştirecekler. Aleviler bunu savunmuyor. Bizim içimizde de Hızır Paşa’lar var. İran’dan, Irak’tan getirdikleri Şiacılar ile cami kurdular. Alevilere buralarda namaz kıldırmaya çalışılıyor. Hatta cemevlerimize girdiler.”

     “DEMOKRATİK ANAYASA HEPİMİZİN ÇİMENTOSUDUR”

    Ülkedeki sorunların çözümünün tüm farklı toplumlar ve inançların yurttaşlık hakkını koruyacak bir anayasa olduğuna dikkat çeken Eser son olarak şunları vurguladı:

    “Laikliğin tartışılması yeniden gündeme gelmeli. Siyasi partiler dahi laikliği tartışmaktan korkar hale geldiler. Biz dindardan daha dindarız demenin bir anlamı yok. Mezhep dili ile siyaset olmaz. Çözüm basit. Bütün toplumların yurttaşlık hakkını koruyan şey anayasadır. Bizi birbirimize eşitleyen şey hukuksal eşitliktir. Din ve milliyetçilik çimento olamaz. Demokratik bir anayasa hepimizin çimentosu olabilir. Kültürel kimlikleri siyasetin çatışma unsuru haline getiremeyiz.”

    Etkinlik sanatçı Berivan Canpolat ve Öznur Korkmaz’ın okuduğu deyişler ile son buldu.

    PİRHA/BALIKESİR

  • ‘Pir Sultan direncin ve inancın simgesidir’-VİDEO

    ‘Pir Sultan direncin ve inancın simgesidir’-VİDEO

    PİRHA-Üç gün sürecek olan Pir Sultan Abdal 9. Kültür Etkinlikleri panel ve müzik ve dinletisi ile başladı.

    HABERİN VİDEOSU

    Pir Sultan Abdal 9. Kültür Etkinlikleri ilk gününde panel ve müzik dinletisi ile başladı. Edremit Zeytinli Altınkum Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleşen ve PSAKD Edremit Şube Sekreteri Hüseyin Altay’ın sunuculuğunu yaptığı ‘Pir Sultan Abdal’ın yaşamı ve Felsefesi’ paneline CHP Eski Milletvekili Mehmet Tüm ve gazeteci yazar Necdet Saraç panelist olarak katıldı.

    “FARKLI İNANÇ VE KİMLİKLERE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ”

    Alevi hak talep mücadelesinde hakka yürüyenler için yapılan saygı duruşu ardından açılış konuşması yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Edremit Şube Başkanı Hüseyin Simliova, “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan diyen Pir Sultan hakkı savunup halkı birliğe davet ederek ezilen halkın kalbinde taht kurdu ve haksızlığa karşı gelmenin simgesi oldu. Onun doğrularından ödün vermeyişi, insanlara yol gösterecek onurlu mücadelesi ise her zaman rehberimiz olacaktır. Pir Sultan olayı ve savunduğu değerler insanlaşma yönündeki uzun yürüyüş tarihinin önemli bir parçasıdır” diye konuştu.

    “Ülke bir avuç sömürücünün, ezenin çıkarı için krizdedir”diyen Simliova, krizin her geçen gün derinleştiğine dikkat çekti. Simliova şöyle devam etti:

    “Toplumu gericileştiren, kaos ortamı yaratan kendi karanlık hedefine doğru ilerliyor. Bu durumu değiştirmenin yolu toplumun birlik ve beraberliğinden geçiyor. Çözümün, değişimin ve kalıcı barışın yolu tüm farklı inanç ve kimliklerin düşünce özgürlüğünün sağlanmasıdır. Çözüm halkımızın inadına diriliğinden, birliğinden geçiyor.”

    “PİR SULTAN DEVRİMCİ DURUŞTUR”

    “Pir Sultan devrimci duruşu olan bir ozandır. İnancın ve direncin simgesidir” diyen CHP geçmiş dönem milletvekili Mehmet Tüm, halk sanatçısının devlet sanatçısından farklı olarak halkın yanında olduğunu hatırlatarak, “Zulme karşı direncin haykırışıdır. Bir inancın şahlanışıdır. Devlet sanatçısı ile halk ozanı arasında fark vardır. Birisi devletten yana diğeri halkından yanadır. İktidarın kirli oyunlarına karşı başını dik tutacaksın. Pir Sultan olmak kolay değildir” dedi.

    Halkın emeğinin sömürüsüne karşı Pir Sultan’ın bir duruş olduğunu söyleyen Tüm, günümüzde de Pir Sultan gibi direnenlerin olduğunun altını çizdi. Zulme karşı mücadele edenlerin kazanacağını vurgulayan Tüm, şunları ifade etti:

    “Halkın emeğini yiyene karşı Pir Sultan bir duruştur. Bizim ‘herkese yeter dünya, yeter ekmek’ diyen bir anlayışımız var. Pir Sultan gibi direnen Deniz Gezmişlere, Hüseyin İnanlara, Ali İsmail Korkmazlara ve Berkin Elvanlara selam olsun. Hınzır Paşalar siyasetten adalete bir çok yerde var. Ama Pir Sultanlar unutulmadı ve halkın gönlünde yatıyor. Mücadele eden her zaman kazanamayabilir ama kazananlar mücadele edenlerdir. Güneşli güzel günler diktatörlere karşı gelmekle olur. Özgür, eşit, adil bir ülkeyi beraber kuracağız. Ne mutlu Pir Sultan’ları anlayanlara.”

    “PİR SULTAN’I ÖLDÜRMEK MÜMKÜN DEĞİL”

    Panelde son olarak söz alan gazeteci yazar Nejdet Saraç ise adalet ve direnç duygusunu ortaya çıkaranların halkın nezdinde ölümsüz olduğunu söyledi. İktidarların tek bir değeri ortaya çıkaramadığını dile getiren Saraç, farklı kimliklerin bir görülmediği müddetçe ülkede normalleşmenin olamayacağının altını çizerek şunlara dikkat çekti:

    “Pir Sultan’ın nereye gömüldüğü bile bugün meçhuldür. Eğer siz adaleti, direnci ortaya çıkarmışsanız ölümsüzsünüzdür. Kahramanlar olmadan mucizeler olmaz. En önemli sembollerden biri Pir Sultan’dır. Duyguda, düşüncede yaşatılan Pir Sultan’ı öldürmek mümkün değildir. İktidar hep zalimliği, zulmü, adaletsizliği ortaya çıkarmıştır. Onların yetiştirdiği tek bir değer yok. Mücadeleyi göze almayanların bir şeyleri değiştirmesi mümkün değildir. Farklı kimlikleri bir görmedikçe normalleşemezsiniz. Bu topraklarda bir çok sesin yükselmesi gerekiyor. Pir Sultan çizgisi güçlendiğinde acılara gerek kalmaz. Cesur olmak gerekiyor. Değişim isteyenler ağlamaz onun peşinden gider. Bu düzen çürümüştür, ayakta duramaz. Diyanet gibi kurumlara tavır alamayanlar, siyasal İslama karşı çıkamayanlar hiç bir şey yapamaz.”

    Etkinlik sanatçı Mikail Değirmenci ve Hasan Ali Sezer’in seslendirdiği nefesler ile son buldu.

    PİRHA/EDREMİT

  • Pir Sultan Abdal 9. Kültür Etkinlikleri bugün başlıyor

    Pir Sultan Abdal 9. Kültür Etkinlikleri bugün başlıyor

    PİRHA – Pir Sultan Abdal 9. Kültür Etkinlikleri bugün başlıyor. Üç gün sürecek etkinlikte paneller ve müzük dinletileri olacak. 

    Pir Sultan Abdal 9. Kültür Etkinlikleri bugün başlıyor.  Edremit Zeytinli Altınkum Cumhuriyet Meyadı’nda yapılacak etkinlik bu akşam saat: 20.30’da panelle bağlayacak. Panelde ‘Pir Sultan Abdal’ın yaşamı ve Felsefesi’ konusunu CHP Eski Milletvekili Mehmet Tüm ve Gazeteci Yazar Necdet Saraç aktaracak. Panelin ardından Hasan Ali ve Mikail Değirmenci’nin müzik dinletisi olacak.

    10 Ağustos Cumartesi günü de saat: 20.30’da başlayacak etkinlikte  ‘Alevilerin eşit haklar talebi ve laiklik’ konusunu Gazeteci Yazar Turan Eser anlatacak. Ardından Öznur Korkmaz ve Berivan Canpolat’ın müzik dinletisi olacak.

    11 Ağustos Pazar günü ise saat: 20.30’da Ercan Yolkulu’nun müzik dinletisiyle başlayan etkinlik, Mehmet Turan Dedenin ve zakir İbrahim Tumay’ın muhabbeti ile son bulacak. (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP’li Kenanoğlu Edremit Körfezi’nde yaşanan yıkımı meclis gündemine taşıdı

    HDP’li Kenanoğlu Edremit Körfezi’nde yaşanan yıkımı meclis gündemine taşıdı

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Balıkesir’in Edremit Körfezi’nde yaşanan ekolojik yıkımı meclis gündemine taşıdı. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Balıkesir’in Edremit Körfezi’nde yaşanan ekolojik yıkımı TBMM gündemine taşıdı.

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yanıtlaması talebiyle TBMM Başkanlığı’na sunulan soru önergesinde Kenanoğlu, ileri arıtma sistemi kurmak yerine tercih edilen ‘5 Derin Deniz Drenajı Projesi’nin, hassas deniz statüsündeki, Edremit Körfezi ekosistemine vereceği zararlara dikkat çekti.

    Soru önergesinde şu ifadelere yer verildi:

    Projeye ilişkin alınan “ÇED gerekli değildir” kararına yapılan itirazlar BASKİ tarafından göz ardı edilmiş, konuya ilişkin çevre örgütlerinin ve derneklerin projenin körfeze vereceği zararlara ilişkin yapmış oldukları saptamalar ve bu kapsamda sunulan raporlar görmezden gelinmiştir. Raporlarda, BASKİ tarafından yapılması planlanan projenin yerine mevcut arıtma sistemlerinin geliştirilmesini, ileri arıtma kapasitesinin haiz olması talep edilmiştir.

    Kenanoğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na şunları sordu:

    İleri arıtma tesisleri inşa etmek yerine körfez ekosistemine zarar vereceği düşünülen “5 Derin Deniz Drenajı Projesi”nin tercih edilmesinin gerekçesi nedir?

    “ÇED gerekli değildir” kararına yapılan itirazlar neden dikkate alınmamaktadır?

    Körfez düzeyinde önümüzdeki yaz aylarında gerçekleşecek nüfustaki artış düşünüldüğünde mevcut sistemin boşluğu kısa vadede nasıl kapatılacaktır? Bu yönde önlemler alınmış mıdır? (HABER MERKEZİ)

  • Tahtacı Aleviler yüzyıllardır geleneklerini Kazdağları’nda yaşatıyor-VİDEO

    Tahtacı Aleviler yüzyıllardır geleneklerini Kazdağları’nda yaşatıyor-VİDEO

    PİRHA- Balıkesir Edremit bölgesinde bulunan Tahtacı Aleviler, Kapanca yaylasına çıkarak yüzyıllardan bu yana geleneklerini sürdürüyor. Aleviler burada bulunan Kapanca babasına ait yatırda dualar edip kurbanlarını kesiyorlar.  

    Balıkesir’in Edremit ilçesinde, Kaz Dağlarının eteklerinde yer alan Kapanca mevkiinde buluşan Tahtacı Alevileri, 5 asır boyunca her Ağustos ayının olduğu gibi bu yıl da atalarının yaşadığı bölgede yatırların yakınlarında çadır kurup geleneklerini yaşatmaya devam ediyorlar. 

    Kapanca yaylasına daha önceleri atlar ve katırlar ile çıkan köylüler şimdi teknolojinin de verdiği imkânlar doğrultusunda araçları ve modern çadırları ile çıkıyorlar. Bundan 10 yıl öncesine kadar yaylacılar, ormandan buldukları ağaçlar ve keçi tüyünden çadırlar ile konakladıklarını ifade ediyorlar.

    KURBANLAR ADANIYOR, DİLEKLER TUTULUYOR

    Yaylanın vazgeçilmez ritüellerinden bir tanesi Kapanca yaylasına ismini veren Kapanca Babası’nın yatırında dualar edilmesi ve ağaçlara dilekler asılması ve kurbanların kesilmesi. Yaylaya çıkmayanın dahi evinde kurban kestiğini belirten köylüler, “Eskiden dayanışma yardımlaşma vardı. Şimdi pek bir şey kalmadı” diye de dert yanıyor.

    Bir önceki yıllarda yediden yetmiş yediye çok büyük bir katılımla gerçekleştirilen etkinlik bu yıl kurbana denk gelmesinden dolayı oldukça düşük. Çamcı ve Hacıarslanlar köyünden buraya gelen köylüler, geleneklerinde Şamanizm’in büyük bir etkisi olduğunu söylüyorlar. Bin yıllık bu geleneği gelecek nesillere aktarmak istediklerini söyleyen köylüler, değişen sistemle birlikte bu geleneğin yavaş yavaş yok olmaya başladığını da düşünüyor.

    ŞAMANİZMDEN GELEN BİR GELENEK

    Her sene kimin çadırını nereye kuracağının belli olduğunu söyleyen köylüler, on gün boyunca kurdukları çadırlarda kalıyor. 10 gün burada kalıp adaklarını kestiklerini söyleyen Tahtacı Aleviler burada geleneklerini yaşatmaya çalıştıklarını ifade ediyor. Mangal başındayken görüştüğümüz Çamcı köyünden İbrahim Şimşek de, “Ta Şamanizmden gelen bir gelenek 15 Ağustos da çıkarız buralara. Yukarı da yatırımız vardır” diyor.

    VALİLİK İZNİ İLE ÇIKABİLİYORLAR

    Valilik izniyle on gün için çıkabildiklerini söyleyen Şimşek, “Eskiden ise isim ile çıkardık. Kimin geleceği belli olurdu. Devlet artık bizi fişliyor mu? Kontrol altında mı tutmak istiyor? Ya da yangına karşı önlem mi almak istiyor bilmiyoruz. Bize cevap vermiyorlar çünkü” diyor.

    OSMANLI’DAN BU YANA SÜREN ASİMİLASYON

    Gelenek ve göreneklerin her geçen gün yok olduğunu dile getiren Şimşek, Tahtacı Alevilere yönelik Osmanlı’dan bu yana asimilasyon politikalarının olduğunu, bundan dolayı da uzun yıllar dağlarda yaşadıklarını dile getirdi. 

    Sevim KAHRAMAN/BALIKESİR

  • Tahtacı Türkmen Alevi Ali Tuzlu: Bizi ve inancımızı Diyanet sorgulayamaz-VİDEO

    Tahtacı Türkmen Alevi Ali Tuzlu: Bizi ve inancımızı Diyanet sorgulayamaz-VİDEO

    PİRHA – Balıkesir Edremit’e bağlı Tahtacı Türkmen Aleviler’in yaşadığı Hacıaslanlar Köyü Muhtarı Ali Tuzlu, Diyanet’in ‘Camiler de Alevilerin ibadethanesidir’ sözüne tepki göstererek, “Sonuç olarak o öyle inanmış, biz böyle inanıyoruz ve ibadet ediyoruz. Bizi Diyanet sorgulayamaz ancak yaratan sorgular” dedi.

    Balıkesir Edremit’e bağlı Tahtacı Türkmen Alevilerin yaşadığı Hacıaslanlar Köyü Muhtarı Ali Tuzlu inançlarına, kültürlerine ve Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan ile yaptıkları muhtarlar toplantısına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “Cemevini kendi çabalarımız ve yardımlaşma ile yapıyoruz” diyen Tuzlu, “Yapımı devam eden cemevi aynı zamanda bir sosyal ve kültür evi olarakta faaliyet gösterecek. Cemevimiz bittiğinde Hıdırellez şenliklerini orada yapacağız. Türkmen Aleviler olarak 23 yıldır burada Hıdırellez şenlikleri yapıyoruz” diye konuştu.

    Köylerinin 1870’lerde kurulduğunu belirten Tuzlu, köylerinin isminin nereden geldiğini şöyle anlattı:

    “Köyümüzde bir oba varmış ve o obanın alt tarafında bir hacı asmışlar. Daha sonra buraya Hacıasanlar Obası ismini vermişler. Onlar dağılmış gitmiş bizim dedelerimiz 5-6 hane olarak gelmişler. Efe dede diye bir liderleri varmış. Bizim dedelerimiz buraya yerleşince ‘Biz Hacı asmadık’ demişler daha sonra köyümüzün ismini Hacıaslanlar Köyü olarak değiştirmişler. Çamcı köyünden eniştesini, akrabasını alıp gelmişler. Zamanla köyümüz civardan gelen Tahtacı Türkmen Alevileri ile büyümüş 125 hane olmuş.”

    “BIÇKILAR BİTTİ TEKNOLOJİ GELİŞTİ”

    Tuzlu, “Köyümüzün alt yapısı 1988’li yıllarda yapılmış. Suyumuz da 1979’lu yıllarda vatandaşın kendi emek ve çabaları ile gelmiş. Osmanlı’da bize Ağaçeri diyorlarmış. Bizim işimiz keresteymiş. Ama artık ağaç işiyle uğraşmıyoruz. Çünkü artık bıçkılar bitti ve teknoloji gelişti. Köyümüzün karşısındaki Heybet dağının arkasına eşeklerle her gün babalarımız ve dedelerimiz giderdi, kaçak odun keserlerdi. Andız deriz biz köknarlara. Akşam getirirlerdi ve 2-3 gün sonra buradan Havran, Dereköy ve Burhaniye’ye kaçak götürürlerdi. Tahtacılık bizim için vazgeçilmezdi” diye konuştu.

    “KÖYLÜLER EMEKLİ MAAŞIYLA GEÇİNİYOR”

    Hacıaslanlar Köyü’nde yaşayanların çoğunun emekli aylığı ile geçindiğine dikkat çeken Tuzlu, “Bu köyün 125 hanesinden 120 hanesi emeklilikle geçinmektedir. Bu köydeki tüm zeytinlikler babadan kalma. Onlarla ekonomimize takviye yapılarak rahat rahat geçiniyoruz” dedi.

    “MUHTARLAR TOPLANTISINDA BİR VAAT YOK GEÇİŞTİRİP GİDİYORUZ”

    “Ben Aleviliğimi hiç gizlemem herkes inancını yaşamalıdır” diyen Tuzlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın muhtarlar toplantısına katıldığını belirterek şunları ifade etti:

    “Muhtarlar toplantısı oluyor ama orada hiçbir vaat yok. ‘Muhtarlarım benim destekçim’ diyerek geçiştiriyor gidiyoruz. Birlik ve beraberlikten söz ediyor. Ancak bugün camilerin elektrik su parası devlet tarafından karşılanıyor ama cemevlerinin karşılanmıyor. İbadethanelere eşit yaklaşılmalıdır. Sonuç olarak biz de Allah’a inanıyoruz” dedi.

    Diyanet’in ‘Camiler de Alevilerin ibadethanesidir’ açıklamasına tepki gösteren Hacıaslan Köyü Muhtarı Ali Tuzlu, “Sonuç olarak o öyle inanmış biz böyle inanıyoruz ve ibadet ediyoruz. Bizi Diyanet sorgulayamaz ancak yaratan sorgular” diye konuştu.

    İsmet SEFER/BALIKESİR

  • Zeytinli’de Alevi kadınlar, toplumda oluşturulan düşmanlığa karşı dayanışıyor-VİDEO

    Zeytinli’de Alevi kadınlar, toplumda oluşturulan düşmanlığa karşı dayanışıyor-VİDEO

    PİRHA- Türkiye’nin çeşitli yerlerinden Balıkesir Edremit ilçesine bağlı Zeytinli’ye yerleşen Alevi kadınlar Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde biraraya geliyor. Burada faaliyet yürüten kadınlar hem kültürlerini yaşıyor hem de bir dayanışma örneği gösteriyorlar. 

    Sivaslı, Erzurumlu, Dersimli… Hepsinin ortak özelliği inançları. Kent yaşamının karmaşasından doğayla içiçe sahil kentinde yaşamaya kararı vererek Zeytinli’ye yerleşmişler. Genellikle emekli olduktan sonra geldikleri Balıkesir’de yine bir birliktelik sağladıkları mekanlara kavuşmuşlar. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Zeytinli Şubesi’nde bir araya gelen kadınlar burada etkinliklerini gerçekleştiriyor. Her Perşembe gün düzenleyen 20’e yakın kadın burada getirdikleri yemekleri paylaşıyor. Türkiye’de çeşitli bölgelerinin büyük kentlerinden emekliliğin ardından gelen Alevi kadınlar burada inançlarını yaşıyor. Diyanet’in kadınlarla ilgili açıklamasından Alevi çocuklarına din dersinin dayatılmasına kadar yaşanan hukuksuzluklara tepki gösteren Alevi kadınlara mikrofon uzattık.

    “AKP’DEN SONRA TOPLUMDA BİR DÜŞMANLIK OLUŞTU”

    Arzu Karaköcek, büyük kentlerdeki yaşamın giderek zorlaşmasının ardından emekli olduktan sonra Edremit’e bağlı Zeytinli’ye yerleşmiş.

    “Burası da yaşanılacak bir yer. Kafamızı dinliyoruz, huzurluyuz, demokrat insanların olduğu bir yer burası” diyen Karaköcek, yoğun trafiğinden yaşam alanlarının daraldığı İstanbul’u arkasında bırakmış.

    Karaköcek İstanbul’dan Balıkesir’e gelme nedeninin şöyle özetliyor:

    “İstanbul’a gidince iki gün kalamıyorum. İstanbul’un yoğun trafiğinden tutun yaşam alanlarına kadar her şey daraldı. İnsanlar artık birbirlerine selam vermez oldu. AKP geldikten sonra toplumda bir düşmanlık oluşmaya başladı. Ben 35 yıllık arkadaşımla AKP’nin yaptığı siyasetten dolayı arkadaşlığımı bitirdim. Daha önce fikirlerimiz bir noktada uyuşurken şimdi ayrılıklar oluştu. Karşılıklı olarak birbirimiz ile tartışmalar yaşanmaya başladık. Tüm bunlardan rahatsızlık yaşadığım için emekli olup geldim buraya. Burada insanlar arasındaki ilişkiler güzel.”

    DAYANIŞMAYI BÜYÜTÜYORLAR

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Zeytinli Şubesi’nin kadın kolunda yer alan Karaköcek, burada bir birliktelik oluşturduklarını söylüyor. Karaköcek, “Bir hastamız mı var toplanıp hastayı ziyarete gidiyoruz. Bir cenaze mi var hep beraber cenazeye ve baş sağlığına gidiyoruz. Yapılacak işlerle ilgileniyoruz. Her gün arkadaşlarla oturuyoruz ne yapacağımıza karar veriyoruz” diyor.

    “Birliktelik olursa Türkiye’de çok güzel şeyler olur. Bunu da kadınlar yapar. Ve kadınlar her alanda olmalıdır” diyen Karaköcek, Alevilikte kadına değer verildiğini belirtiyor.

    Karaköcek, “Kadınlar üzerinde şiddet olayı çok yaşanıyor. Bu şiddete kadınlar olarak karşıyız. Ancak kadının yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Biz kadınları ikinci planda gibi görse de erkekler biz öyle olduğunu asla düşünmüyoruz. Biz Alevi kadınları olarak asla eşimizden ayrı değiliz. Her zaman yan yana ve omuz omuzayız. Bizde ayrımcılık yok. Biz Alevi kadınları yüreklerdeyiz, baştacıyız. Biz Alevi kadınları istesek başkan da oluruz. Ben inancımızı yaşatmakta duyarlı bir insanım. Emekli olduktan sonra buraya geldim ve aktif bir şekilde çalışıyorum. İstanbul’da da aktiftim. Çünkü geleneğimize göreneğimize bağlı insanlarız” ifadelerini kullanıyor.

    “EŞİM SÜNNİYDİ AMA ÇOCUKLARIM ALEVİ İNANCINI BENİMSEDİ”

    Alevi çocuklarına zorunlu din dersi dayatmasına da değinen Karaköcek, “Zorunlu din derslerini asla kabul etmiyorum. Ben hiçbir zaman çocuklarıma inançsal olarak baskı uygulamadım. Benim ilk eşim Sünni kökenliydi. Ve ailesinden, bir kadın olarak baskı gördüm. Ama onları da anlayışla karşılıyorum. Çünkü onlarda öyle görmüş öyle büyümüş. Çocuklarım da Alevi inancını benimsediler” diyor.

    50 yaşındaki Şengül Ceşan da İstanbul Kartal’dan gelmiş. 10 yıldır Akçay’da yaşıyor. Ceşan, “Akçay’a çocuklarımın okulu için yerleştim. Burada kendi çevremizin insanları yaşıyor. Ve hep beraber 2009’da derneğimizi kurduk. 5 yıl Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde yer aldım. Güzel birlikteliğimiz var. Hastalıkta, sağlıkta ve eylemlerde hep birlikteyiz” diyor.

    ZORUNLU DİN DERSİ DAYATMASINA KARŞI İMZA TOPLADILAR

    Kadınların derneğe katılımının erkeklerden daha fazla olduğuna dikkat çeken Ceşan, “12 İmam ve Hızır orucunda hep derneğimizdeyiz. İnancımızı, yolumuzu öğreniyor ve dedemiz gelip bize bilgiler veriyor. Güncel konuları birlikte konuşuyor tartışıyoruz. Okuyan çocukları araştırıyoruz ve burs veriyoruz” ifadelerini kullanıyor.

    Alevi çocuklarına zorunlu din dersi dayatmasına karşı kapı kapı gezip imza topladıklarını söyleyen Ceşan, sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Çocuklarımıza masa üstünde namaz kıldırıp kendi kültürlerini zorunlu tutmaları doğru bir şey değil. Çünkü bu insanın özgür haklarına, inanç haklarına müdahale etmek demektir. Doğru bulmuyoruz.”

    “BEN ALEVİYİM DİYEMİYORDUK, İNANCIMIZI YAŞAYAMIYORDUK”

    İstanbul’da 45 yıl yaşadıktan sonra Balıkesir’e giden başka bir kadın da, “Belli bir yaştan sonra İstanbul hayatı bitiyor. İstanbul’un trafiğini, kalabalığını çekemiyorsun. Burası bizim için çok iyi ve mutluyuz.  Biz İstanbul’da da cemlerimizi yapıp oruçlarımızı tutuyorduk. Ve inancımızın gerekliliklerini yerine getiriyorduk” ifadelerini kullanıyor.

    Alevilerin yoğun olduğu bölgelerde neden yaşadıklarını ise şöyle açıklıyor:

    “Daha önceki yıllar insanlar ‘ben Aleviyim’ diyemiyordu ve inancını yaşayamıyordu. Çünkü insanlar korkuyordu. Ancak daha sonra insanlar zamanla bu korkuyu yenerek birbirine kenetlenmeye başladı. Bizim için Sünni, Alevi fark etmiyor. Aydın insanlar bizim için önemli ve değerlidir. Ama bizleri Alevi Sünni diye ayırıp Alevileri toplumda kötülediler.”

    Emekli olduktan sonra 40 yıl yaşadığı İstanbul’u terk edip Balıkesir’e gelen Behiye Eroğlu ise bu bölgeyi temiz havasından ve suyundan dolayı sevdiğini söylüyor. Eroğlu, “Çocuklardan dolayı İstanbul’a gidip geliyorum. Bu bölgedeki Tahtacı Türkmen Aleviler ile yeni yeni tanışmaya başladık. Zamanla birbirimiz ile kaynaşıyoruz. Tahtacı Türkmen Alevileri biraz dışa kapalı oldukları için birbirimizi tanımak zaman alıyor. Amaç öncelikle onlarla kaynaşmayı sağlamak” diyor.

    “9 YAŞINDAKİ ÇOCUĞU EVLENDİRMEK TECAVÜZDÜR”

    Eroğlu, iktidarın ve Diyanet’in kadın politikalarını ise şöyle değerlendiriyor:

    “Bir kız çocuğunun 9 yaşında evlenmesi mümkün değil. Devletin koymuş olduğu 18 yaş sınırı var. Ama bence daha ileriki yaşlarda evlenmesi gerekiyor. Çünkü artık insanlar okuyor ve işe giriyor. Eskiden kadınlar çalışamıyordu ve evlenmek zorunda bırakılıyordu. Ancak artık kadınlar da çalışabiliyor ve para kazanabiliyor. Artık çocukları anneler daha güzel yetiştiriyor. Ve çocuklar için de bu güzel oluyor. Çünkü bir annenin bilgili ve birikimli olması çocuğu da o kadar başarılı kılar. Çocuğu hayata en iyi anne hazırlar. Bu nedenle Diyanet’in tutumunu doğru bulmuyoruz. Alevilik inancında bu gibi durumlar yoktur. Kız çocuğunu 9 yaşında evlendirmek inancımıza terstir. 9 yaşında bir kız çocuğunu evlendirmek demek bir sapığın kız çocuğuna tecavüz etmekten bir farkı yoktur. Bunu düşünmek bile çok kötü bir şey.”

    “365 GÜN EYLEM YAPACAK BİR TARİHİMİZ VAR”

    Elindeki örgüsüyle bizi karşılayan ve evinde misafir olduğumuz Badegül Gürbüz de gazete ilanında ev ararken bulmuş burayı. 2010 yılından bu yana Zeytinli’de yaşayan Gürbüz, “6 yıldır da yaz kış burada yaşıyorum. Emekli olduktan sonra boşluğa düşüyorsun. Biz de buraya geldik arkadaşlarla bu dernekte hem gün, örgü gibi faaliyetlerde bulunuyoruz hem de 12 İmam, Hızır oruçlarını tutarak inancımızı yerine getiriyoruz. Ayrıca Sivas, Çorum, Maraş, Suruç ve Ankara katliamlarında yaşamlarını yitirenleri her yıl anıyoruz. Zaten 365 gün eylem yapılacak bir tarihimiz var. Ancak biz daha çok öne çıkanları burada gerçekleştirmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullanıyor.

    Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

    BALIKESİR

  • Köy çocukları için evini kütüphaneye çevirdi-VİDEO

    Köy çocukları için evini kütüphaneye çevirdi-VİDEO

    PİRHA- Emekli İngilizce Öğretmeni Nüvid Güray, eşiyle birlikte evlerinin bir bölümünü kütüphaneye çevirerek köydeki çocukların kitap okuyup, ders çalışmalarına katkı sağlıyor. Güray, “Amacımız soran, sorgulayan, birey olduğunun bilincine varan ve etrafındaki her türlü canlıya ve tarihi varlığa saygı duyan çocukların gençlerin yetişmesi” diye konuştu.

    Çocukluk hayali olan ve emekli olduktan sonra İstanbul’dan Balıkesir’e bağlı Edremit Güre Köyü’ne yerleşen emekli İngilizce Öğretmeni Nüvid Güray eşi Ayhan Güray ile birlikte hem elindeki kitapları değerlendirmek hem de köydeki çocukların eğitimlerine katkı sağlamak amacı ile evlerinin bir bölümünü kütüphaneye çevirdi. Tamamen kendi emekleri ile oluşturdukları kütüphaneye eş, dost ve duyarlı birçok kesim kitap bağışında bulunarak kütüphanenin çeşitliliğinin artmasını sağlamış.

    Emeklilik yıllarında yönlerini İstanbul’un dışına çeviren Güray çifti, Edremit Güre Köyü’nü bir arkadaşları ile gezerken tesadüfen görüp beğenmiş.

    Güray, “Yörenin yeşilliği, Kaz Dağları’nda oluşu bunlar da çok önemli şeylerdi. Sonra çay bahçesinde otururken de espri yapmıştım, ‘Bir nescafe yanında da bahçeli bir köy evi rica ediyorum’ diye. O espri hemen o gün gerçek oldu. Burası oldukça harap bir yerdi. Aşağı yukarı 2008-2009’a kadar burayı yaşanır hale getirdik” diye konuştu.

    KÜTÜPHANE’NİN ÜYELERİ DAHA ÇOK KIZLAR

    Çevrelerindeki komşuları tarafından çok büyük ilgiyle karşılaştıklarını belirten Güray, “Yalnız ilk başta gelen çocuklar hep erkekti. ‘Hiç bu beldenin kız çocuğu yok mu kütüphaneye ilgi duyan’ diye düşünmeye başladık. Meğer erkek çocuklar kızlara ‘Kütüphane erkekler içindir’ demişler. Şimdi erkek çocuktan çok kız çocuk üyemiz var” ifadelerini kullandı.

    Kütüphaneye Güre Özel Gülen Güray Kütüphanesi ismini verdiklerini belirten Güray, “Gülen benim baba soyadım, Güray da eşimin soyadı. Her iki soyadını birden yaşatalım diye Gülen Güray Kütüphanesi ismini verdik. Ve kütüphane kurmak çocukluk hayalimdi. Bir giysiye 100 lira 150 lira vermeye çok acırım ama bir kitaba 300 lira vermeye hiç acımam öyle bir tavrım tarzım var” diye konuştu.

    ÇOCUKLARA KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANDIRIYOR

    Çocuklara öncelikli olarak kitap okuma alışkanlığını kazandırmaya çalıştıklarını ifade eden Güray sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Çocuklar kış aylarında okul çıkışı geliyorlar ödevleri ve araştırmaları varsa onları yapıyorlar. Ders çalışırken bilemedikleri bir şeyler olursa benimle paylaşıyorlar, yardımlaşıyoruz. Her yıl çocuklar arasından bir müdür seçiyoruz. O müdürümüz genellikle 5, 6, 7’inci sınıflardan oluyor. Diyelim ki 2’inci sınıftaki bir çocuğun bir sorusu var ve yapamadı. Önce ablaya, abiye gidiyor. Yani çocuklar arasında da bir sorumluluk paylaşımı yapmaya çalışıyoruz. Ola ki o yanıtlayamazsa o zaman bana geliyorlar.”

    HER YIL ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLER DÜZENLENİYOR

    “Kitap okuma ve ders çalışmanın yanı sıra her yıl düzenli etkinliklerimiz var” diyen Güray, her yıl yaptıkları etkinlikleri anlattı:

    “30 Aralık’ta bir yılbaşı partimiz var. Her sene kütüphane haftasında en çok kitap okuyan çocukları ödüllendiriyoruz. Bahar aylarında bahar şenliklerimiz var. Çocuklara uçurtmalar dağılıyor. Yaz etkinlikleri genel de bir hafta sürüyor. Yaz etkinliklerinde oyun hamurları, resim etkinlikleri, taş boyamaları ve el becerileri, konferanslar oluyor. Mesela bir seferinde deprem güvenliği yaptık. Bir seferinde sağlıkla ilgili bir şeyler yaptık. Birkaç yıldır da çocuklarımızdan bir kısmı keman öğrenmeye başladılar. Onun yanı sıra bir müzik koromuz var. Koromuzun adı da Zeytin Çiçekleri. Koroyu ben çalıştırıyorum. Ağırlıklı olarak türkülerimiz de Türk sanat müziği. Çünkü pop müzik tamam yadsımıyorum ama özellikle sözleri falan itibariyle çocuklara hiç uygun değil. O bakımdan türküleri, şarkıları da seçerken ona çok dikkat ediyorum.”

    KÜTÜPHANEDEKİ TÜM ETKİNLİKLER ÜCRETSİZ

    Kütüphanenin tamamen ücretsiz olduğunu belirten Güray, “Veliler bazen ‘Hocam ne kadar para vereceğiz?’ diyorlar. Para yok deyince hayretle karşılıyorlar. Veliler bir şeyler yapınca armağan vermek istiyorlar. ‘Hayır’ diyorum. ‘Asla özel armağan kabul etmiyorum’. Bazen çok içlerinden geliyor ikram saatleri için bir şeyler yapıyorlar evde ‘Tamam’ diyorum. Bazen de ‘Hocam gelelim temizliği falan yapalım’ diyorlar. Ancak kabul etmiyorum” diye konuştu.

    Kütüphanede bir dayanışma örneğinin görüldüğünü vurgulayan Güray, “Burası bizim evimiz olmasa çocukları birçok olaya katacağım. Örneğin bir tamir olayını ve bahçenin bakımını çocuklara yaptıracağım. Ama burası bizim evimiz olduğu için bundan biraz çekiniyorum. Çünkü bizim yüreğimizi bilmeyen birileri veya bizden hoşlanmayan birileri ‘çocukları çalıştırıyorlar kendi evleri için’ diyebilirler. Ama şunu yapıyoruz yaz aylarında çocuklarla kız erkek ayrımı olmaksızın kurabiye, kek yapıyoruz” dedi.

    HAFTANIN BEŞ GÜNÜ AÇIK

    Kütüphaneyle ve kütüphaneye gelen çocuklar ile sadece eşinin ve kendisinin ilgilendiğini belirten Güray şunları kaydetti:

    “Kütüphanedeki tüm kitapları tek tek içindeki çizgilere ve ifadelere varıncaya kadar inceledik. Çünkü çocuk kitapları da maksatlı olarak bozuldu. Veya çocuklar için pedagojik açıdan uygun olmayan şeyler oluyor. Kütüphane haftanın beş günü açık. Kütüphaneye ilkokul birinci sınıf ve lise öğrencileri geliyor. Ama liseye geçen çocuklarımızın uğrama şansı azalıyor. Çünkü Güre’de okul olmadığı için civar bölgelere gidiyorlar. Civardan da çocukların gelmesi falan çok geç saatleri buluyor.”

    AMAÇ, SORGULAYAN BİREYLER YETİŞTİRMEK

    Emekli öğretmen Nüvid Güray son olarak eşi Ayhan Güray’la evlerini kütüphaneye çevirmedeki amaçlarını şöyle ifade etti:

    “Amacımız sorgulayan, birey olduğunun bilincine varan ve etrafındaki her türlü canlıya ve tarihi varlığa saygı duyan çocukların gençlerin yetişmesi. Çocuklara her zaman ‘Ben bile bir şey söylesem inanmayıp araştıracaksınız’ diyorum. Çocukların buna alışmaları lazım. Bir ödevleri olduğu zaman da internet çok kolay bas düğmeye gelsin bilgi. Özellikle önce kitapları araştırıyoruz. Kitaplarda onların işine yarayan bir şeyleri bulduğumuz takdirde ne güzel. Eğer o bizi tatmin etmiyorsa o zaman internete geçiyoruz. Olayımız böyle işte. Bu arada sosyal bir takım şeyleri vermeye çalışıyoruz. Çocuklarımızla mutluyuz yani çok keyifliyiz.”

    İsmet SEFER/Sevim KAHRAMAN

    BALIKESİR

     

  • Hikayelerini kumaşa işleyen kadınlar-VİDEO

    Hikayelerini kumaşa işleyen kadınlar-VİDEO

    PİRHA- Balıkesir Edremit’e bağlı Çamlıbel köyünde bulunan atölyede kırk yama hocası olan Ayşın Aksu arkadaşı Hülya Yetiş ile birlikte hikayelerini kumaşa aktarıyor ve Kazdağlarında kumaşlar ve iplikler sanata dönüşüyor.

    “Hocamın çaylak çırağıyım” diyen Ayşın Aksu, sigarayı bıraktıktan sonra üretim yapmak istemiş. Türkiye’nin en eski kırk yama hocalarından Birsen Eltutar’un desteği ile iki buçuk sene önce İstanbul’un kargaşasından kaçıp Balıkesir Güre’ye yerleşen Aksu, ‘Buraya yerleştikten sonra evimin atölyesinde ürettiklerimi paylaşmak istedim” diyor. Önce ders vermeye başlayan Aksu bununla yetinmeyerek arkadaşı ile birlikte atölye açtı.

    Atölye açıldıktan iki gün sonra önünden geçip günün yorgunluğu ile etrafın fotoğrafını çekerken cılız bir sesin ‘Bizi de çekin’ diyen Ayşın’ın sözleriyle başladı bizim de muhabbetimiz. Sohbetin ardından haber kaynaklarımız olan Ayşın ve Hülya ile bu atölyeyi kurmaya giden yolculuklarını ve sonrasını konuştuk.

    Dedik ya ders vermek yetmemiş onlara. Bir de bunu sergilemek isteyecekleri bir dükkan açmışlar. Önceleri böyle küçük bir köyde atölye fikrine arkadaşları sıcak bakmasa da Aksu ısrarcı olmuş.

    Neden Çamlıbel’i tercih ettiğini şöyle anlatıyor:

    “Köye çıkmayı çok arzu ettim. Önceleri köyde ne yapacaksın dediler. Buraya gelen giden olur mu bilmiyorduk. Benim şöyle bir inancım var. Burası çok ıssız bir yerde olabilirdi ki değil. Yine de kendi enerjimle yükseltebileceğimi düşündüm ve hayal ettim. Nitekim bu köy Tuncel Kurtiz’in köyü diye anılıyor. Benim gibi hobisini işe dönüştürmüş Saadet arkadaşımız da ‘Köyün delisi’ diye bir butik atölye daha var. Biz de ikinci atölye olarak geldik.”

    “ORASI SADECE BİR DÜKKAN DEĞİL”

    İstanbul’dan Balıkesir’e göç ettiğinde eşi ile yollarını ayıran Aksu, 52 yaşından sonra hayata tekrar ‘Merhaba’ deyip dik durma zorunluluğu olduğunu düşünerek, hobisini mesleğe çevirmiş.

    Aksu, “Burada hem sevdiğim işi yapacağım hem hikayelerimi işlemeye devam edeceğim hem de dostlarımla bir arada olacağım. Temiz hava bol gıda. ‘Ne gerek vardı dükkana’ dedikleri zaman. ‘Orası sadece dükkan değil’ diyorum. Burası ayrıca benim rehabilite merkezim. Şimdi gencecik çocuklara bile antidepresan ilaçlar veriyorlar. Stres günümüzün en büyük derdi. Ben ilaç yerine malzeme alıyorum” diyor.

    AÇILIŞI LOKMA DAĞITARAK YAPTI

    “Burası halk dilinde kırk yama diye bilinen patchwork. El sanatları ile ilgili bir atölye olacak” diyen Aksu yazın çok hareketli olacağı için turizm sezonu bitince Eylül Ekim’den itibaren ders vermeye de devam edecek. Atölyenin ismi, ‘Anka Atölye by Ayşın Aksu’ diye geçse de yol arkadaşı ile devam ettiğini her fırsatta söyleyen Aksu, açılışını da haberimizden önce lokma dağıtarak yaptı.

    Büyük açılış ise 6 Mayıs günü Hıdırellez günü yapmak istiyor.

    “HAYALLERİMİZİ RESMEDİYORUZ”

    Sergiledikleri ürünlerin kendisi için ne anlam ifade ettiğini ise şöyle anlatıyor:

    “Üretim mutlu olmak. Kızıma yatak örtüsü bebeğime battaniye gibi herkes kendini mutlu eden işi yapmak zorunda. Ben hiç güzel resim yapamıyorum. Ama hayallerimizi resmetmek istiyorum. Onu da kumaşla yapıyorum. Hikayelerimi kumaşa aktarıyorum. Çığlık diye kentli, köylü, idealleri olan kadının ortak çığlığını yansıtan ilmek ilmek dokunan nakışlar. Danteller. Hikayeli işleri seviyorum”

    ÜRETİME GİDEN SÜREÇ

    Yol arkadaşı Hülya Yetiş de İstanbul’dan göç etmiş. Kent hayatının o karmaşık ve hareketli dünyasından bu mütevazi hayata geçişte üretme isteğinin doğduğunu şöyle anlatıyor:

    “Yıllarca çalışma hayatının verdiği tempo bir anda düştü. Fakat bu düşüşle birlikte de üretmek isteği doğdu. El sanatları da okumanın verdiği bir güçle bir şeyler üretmek var etmek istedim. Evde de bir şeyler yapmaya başladım. Sonra burada yaptığım araştırmalarda belediyemizin küçük stantlarda üretim şansı sundu.”

    Bu stantlarda ürettiği ürünleri sergilerken tanışmış Ayşın Aksu ile.

    Yetiş, “Gelip sergilediğimiz keçeleri görünce çok beğendi fiyatlarını sorunca da, ‘emek bu kadar ucuz mu?’ demişti. Katkı olsun hem de biz böyle mutluyuz demiştim. En büyük hasılatı o gün yapmıştık. Uzun zamandır da bu kırk yamayı öğrenmek istediğimi söylediğimde. Geleneksel sanatlar okuduğum için hem var. Öğrenmek istiyordum ama bir türlü hayata geçiremiyordum. Ayşın da öğretebilirim diyerek destek oldu” diyor.

    “GELENEĞİ YAŞATMAK İSTİYORUZ”

    Beraber bu projeye başlarken aralarında güçlü bir bağın oluştuğunu söyleyen Yetiş, “Kendi projelerini anlattı bana. Ben de böyle bir abla duygusuyla yapar mıyız derken. Tüm el emekçi kadınlarla birlikte kalkınalım mantığıyla yola çıktık. Birlikte başladık gidiyoruz. Geleneği yaşatmak da istiyoruz onların da burada olmasını istiyoruz” ifadelerini kulanıyor.

    “ORTAK DEĞİL BERABER YOL ALIYORUZ”

    Yetiş konuşmasını bitirirken Ayşın Aksu araya girip şu çağrıda bulunuyor:

    “Hülya benim yol arkadaşım. Biz ortak değiliz beraber yol alıyoruz. Artık abla kardeş olduk. Herkesi bir gün Çamlıbel’e, Anka’ya, Köyün delisi Saadet’e, Sarı Kız etnografya müzesine, herkesi bir gün bu topraklarda görmek istiyoruz. Kuzey Ege güzeldir gelin görün.”

    Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

    BALIKESİR

     

  • Açtıkları müze ilgi görmeyince piknik alanına dönüştürdüler-VİDEO

    Açtıkları müze ilgi görmeyince piknik alanına dönüştürdüler-VİDEO

    PİRHA -Tahtacı Türkmen Alevisi olan Medine ve Salman Tuzlu çifti, Balıkesir Edremit’e bağlı Hacıaslan Köyü’nde 10 yıl önce açtıkları Cıngıllı Kültür Evi, ilgi görmeyince halkın gelip piknik yaptığı bir mekana dönüştürmüş. Salman Tuzlu, “Burayı bir kültür merkezi diye açtım. İçerisinde müze ve kütüphane vardı. Ancak hiç kimse 2 yıl boyunca bir kitap açıp içinde ne var deyip okumadı” diyerek üzüntüsünü belirtti.

    Tahtacı Türkmen Alevisi olan Medine Tuzlu ve Salman Tuzlu çifti 10 yıl önce açtıkları Cıngıllı Pınar canlı kültür müzesi ilgi görmeyince halkın gelip piknik yaptığı bir işletme halini almış. Çift, uzun süre mücadele etse de insanların bir kitap dahi açıp okumadığını söyleyerek Cıngıllı’yı bu nedenle artık bir aile işletmeciliğine dönüştürdüğünü ifade ettiler. Ancak çiftin asıl amaçlarının Cıngıllı Pınar’ın bir canlı kültür merkezi olması, herkesin gelip burada harman dövmeyi, zeytin toplamayı ve orak biçmeyi görmesini, bilmesini istediklerini belirtti.

    Edremit’in Tahtacı Alevi köyü olan Hacıaslan Köyünde yaşayan Medine Tuzlu ve Salman Tuzlu çifti yaşadıkları köyün inancını, gelenek ve göreneklerini Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) anlattı.

    “HANGİ MİLLETE GİDERSEK GİDELİM KUL HAKKI İLE GİTMEYELİM”

    Eşi emekli olduktan sonra piknik alanı açıp işleten ayrıca kendi çabaları ile saz çalmayı öğrenen ve gördüğü olaylardan etkilenerek türkü besteleyen Medine Tuzlu, Hacıaslan köyünde yapılan düğün ritüellerini şöyle aktarıyor:

    “Biz Tahtacı Alevisiyiz. Bizim burada 9 tane Tahtacı Türkmen Alevisi var. Bizim düğünlerde hiç kimse tabaktır, kaşıktır, bardaktır gibi şeyler hediye etmez. Sadece kız çeyizine gider hediye. Kız tarafı oğlan tarafına gidince fasulye tabağa koyar gider. Çünkü hangi millete gidersek gidelim kul hakkı ile gitmeyiz. Bu nedenle giden yediği yemeği kendisi ile götürür. Kimsenin kimseye hakkı geçmesin diye. Akşamları da un götürüyoruz. Götürdüğümüz unun üstüne çiçek koyarız. Ve düğünde yapılan yemek için dışarıdan aşçı gelmez. Teyzemiz, halamız, komşumuz ve akrabalarımız yapar. Unun üstüne koyduğumuz çiçeği yemek yapan kadına veririz. Çiçeği alan kişi koklar ve saçlarının arasına çiçeği koyar. Düğün evine gelen erkeklerin verdiği para ile varsa borç ödeniyor. Kadınların getirdiği yemek ise düğün sahibi borcunu ödeyinceye kadar getirilir. Tüm bu yapılanlar evlenen çifte bir yardım ve dayanışma içindir.”

    “ÖLENLERİMİZİ EŞYALARIMIZLA İLE DEFNEDİYORUZ”

    “Mezar ziyaretlerimiz Hıdırellez’de oluyor” diyen Tuzlu, Tahtacı Türkmen Alevilerin her yıl Hıdırellez’de mezarlarını ziyaret ettiklerini söyleyerek ölen kişinin cenaze erkanında yapılan ritüelleri ise şöyle anlatıyor:

    “Hıdırellez’de gidip mezarlarımızın başında önce kurban keseriz. Köyden biri vefat ettiğinde kadınsa tüm köylüler şalvar, bez ve benzeri şeyler getirir ölen kişinin üstüne atar. Erkekse gömlek, havlu ve çiçek götürürüz. Çiçeklerle beraber giden bütün hediyeler sarılır ve ölen kişinin yatağıyla yorganıyla ölen kişi ile birlikte mezara gömülür. Daha sonra kadınlar cenaze evine giderken kendisi ile sofra götürür. Çevre köylerde cenaze evine gelenler o sofrada yerler.”

    “HERKESİN EVİ ALLAH’IN EVİDİR”

    Cemevlerinin olmadığını belirten Tuzlu, “Cemlerimizi kendi evlerimizde yapıyoruz. Çünkü herkesin evi Allah’ın evidir. Bu nedenle herkesin kendi evinde cem yapması daha iyi bizim için. Ancak şimdi nüfus arttığı için bir cemevi yaptık” diye konuştu.

    “CINGIL SAVUNMASIZ CANLILARI KORUYANDIR”

    Muhafaza memurluğundan emekli olduktan sonra eşi ile birlikte Cıngıllı Pınar Kültür Merkezi’ni açan ancak ilgi görmediği için herkesin gelip piknik yaptığı bir alana dönüştüğünü söyleyen Salman Tuzlu, buranın nasıl kurulduğunu ve isminin nereden geldiğini şöyle ifade ediyor:

    “Burası zamanında babamın satın aldığı bir yer. Ancak köylüler için burası zamanında korkunç ve çok sapa bir yerdi. Domuz bile girmezdi buraya. Çocukları burayla korkuturlardı. Burayı önce kültür merkezi olarak açtım. Buraya Cıngıllı Pınar ismini verdim. Yöre olarak Pınarlı Dere olarak adlandırılır. 1800 yıllarda köyümüze ilk gelenler köyde su olmadığından burada testiler, bakraçlar, taşıma yolu ile su taşırlarmış. Biz de oranın Pınar kısmını aldık ve araştırmacı bir kişiliğe sahip olduğum için nereden geldiğimi araştırdım Şamanizm ile ilişkili olduğumuzu öğrendim. Buradaki cıngılın anlamı iyi ruhlar ve kötü ruhlardır. Küçük yaştaki çocuklar, hayvanlar ve kendini koruyamayan canlıları kötülükten koruduğuna inanılan ve bir takı olarak kullanılan boncuk dizisidir. İslamiyet’e geçince cıngılın ismi nazarlık olmuş. Bugünkü nazarlık bizim cıngıl’dır.”

    “KİMSE BİR KİTAP AÇIP OKUMADI”

    Cıngıllı Pınar’ı bir kültür merkezi diye açtığını belirten Tuzlu, “İçerisinde müze ve kütüphane vardı. Üzülerek söyleyeyim ki hiç kimse 2 yıl boyunca bir kitap açıp da içinde ne var deyip okumadı. Alıp resmine bile baksaydılar sevinecektim” dedi.

    Canlı müzecilik yapmak istediğini söyleyen Tuzlu, “Amacımız harman dövmeyi, zeytin toplamayı ve orak biçmeyi  burada göstermekti. İnsanlar piknik havasına döndürdü. Daha sonra piknik yapılan bir mekan halini aldı.  Eşim, oğlum ve ben üç kişi işletiyoruz. Büyüdükçe iş imkanı da sağlamayı düşünüyoruz. Ve burayı tatil köyü yapmaya çalışacağız” diye konuştu.

    “DOĞANIN ECZASINA GÜVENİYORUM”

    Resim çizen ve bitkilerle de uğraşan Tuzlu, “Ayrıca bitkilere yönelik bir çalışma yapmak istiyorum. Çünkü her bitkinin bir hastalığa veya başka bir şeye iyi geldiğini düşünüyorum. Doğanın eczasına çok güveniyorum. Yakma tekniği ile, yağlı boya ve sulu boya ile resim yapıyorum. Ama en çok yakma tekniği ile resim yapıyorum. Aynı zamanda fotoğraf çekiyor belgesel yapıyorum” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Edremit’te 400 adli kontrollü yurttaş var; ‘Türkiye açık cezaevine çevrildi’-VİDEO

    Edremit’te 400 adli kontrollü yurttaş var; ‘Türkiye açık cezaevine çevrildi’-VİDEO

    PİRHA- Balıkesir Edremit’te sosyal paylaşımlar gerekçe gösterilerek Mart ayından bugüne 400’e yakın kişi ev baskınları ile gözaltına alındı. Kendisi de gözaltına alınan Edremit Eğitim- Sen Yürütme Kurulu Üyesi Kemal Yadırgı, “Sadece oturduğum siteden komşularımın birçoğu gözaltına alındı. Ve bu insanların birçoğu aslında emekli, yaşlı insanlar. Kanser hastası olan arkadaşlarımız bile var” dedi.

    Balıkesir Edremit Eğim -Sen Yürütme Kurulu üyesi ve Örgütlenme Sekreteri Kemal Yadırgı, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Balıkesir Edremit’te son dönemlerdeki en yoğun gözaltının burada gerçekleştiğini söyleyen Yadırgı, Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) konuştu.

    Kemal Yadırgı, “AKP hükümetinin FETÖ darbesini bahane ederek yaşattığı hukuksuz bir süreç. Bu süreçte bizim de binlerce arkadaşımız açığa alındı. Bu arkadaşlarımıza yönelik olarak biz hiçbir zaman desteğimizi bırakmadık. Maddi manevi dayanışmamızı sürdürdük. Bu mücadelemizi devam ettirdik. Tabii Türkiye’de 15 Temmuz  yarım kalmış darbesinden sonra AKP’nin başlattığı bir darbe var. Bu darbe halen sürüyor. Edremit’te de bizim açığa alınan ihraç edilen arkadaşlarımız oldu” dedi.

    Yadırgı sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hem Eğitim -Sen’den hem de SES ve BES’ten arkadaşlarımız ihraç edildi. Bunlardan bizim temsilcimiz olan Eğitim -Sen’den Ali Dikengül açığa alınmıştı. Şimdi döndü. Diğer arkadaşlarımız ise ihraç edildiler ve haklarında herhangi bir soruşturma yok.”

    Özellikle Afrin’e yönelik operasyondan sonra Balıkesir Edremit’te 400’e yakın kişinin gözaltına alındığını söyleyen Yadırgı, bu yaşananları muhalif, emekten yana güçleri susturmaya yönelik operasyon olarak nitelendirdi.

    SADECE EDREMİT’TE 400’E YAKIN KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    Yadırgı yaşananlara ilişkin şu bilgileri paylaştı.

    “Afrin’e yönelik operasyondan sonra sanki bir yerden talimat alınmış gibi her yerde insanlar gözaltına alınmaya başladı. Edremit’te de bizim sendikamıza ve muhalif siyasi partilere yönelik operasyonlar yapılıyor. Halen devam ediyor bunlar. Örneğin, Eğitim Sen örgütlenme sekreteri olarak gözaltına alındım. Daha sonra burada EMEP, HDP, CHP, ÖDP ve diğer muhalif partilerden bir çok insan gözaltına alındı. Tahminim şu anda Edremit’te 300-400 civarı adli kontrollü vatandaş vardır. Biz her hafta gidip karakola imza atıyoruz. Sadece oturduğum siteden komşularımın birçoğu gözaltına alındı. Ve bu insanların birçoğu aslında emekli, yaşlı insanlar. Kanser hastası olan arkadaşlarımız bile var. Bu tam sindirme, korkutma ve yıldırma politikası. Tek adam diktatörlüğünü inşa etmeye yönelik bir operasyon. Bu baskı ve zulüm saltanatı yenilecektir diye düşünüyorum.”

    GEZİ EYLEMLERİ GEREKÇE GÖSTERİLDİ

    Sosyal paylaşımları gerekçesiyle gözaltına alınan Yadırgı da, gözaltında 2013’teki gezi eylemlerinin de sorulduğunu söyledi. Yadırgı, “Gözaltında bana 2013-2014 gezi ile 2014’deki sendikal eylemlere ve sosyal paylaşım, eleştirilere ilişkindi. Bundan dolayı yargılandık. Hatta bundan dolayı örgüt üyesi olmakla suçlanıyoruz. Tabii bunları kabul etmiyoruz. Bunlar aslında Türkiye’de muhalif, emekten, barıştan yana olan güçleri susturmaya yönelik operasyon olarak görüyoruz. Bunlar asla bizim mücadelemizi geriletmeyecektir. Biz sendikal güçle mücadelemize devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    İHRAÇ EDİLEN EĞİTİMCİLERE DESTEK İSE SÜRÜYOR

    Eğitim- Sen’den açığa alınan eğitimcilere değinen Yadırgı, “Eğitim -Sen üyesi olup da demokrat, sosyalist olan ama bugün FETÖ’den dolayı açığa alınan birçok arkadaşımız var. Hiçbir suçu olmadığını mahkemelerde ve polis incelemelerinde açığa çıkan birçok arkadaşımız halen görevlerine dönemiyorlar” dedi.

    Görevlerine dönemedikleri gibi bir taraftan da iş yapma olanaklarının da ellerinde alındığını söyleyen Yadırgı, Eğitim -Sen olarak Edremit’te her dönem 100’er lira ekstradan para toplayarak ihraç olan arkadaşlarına destek olduklarını ifade etti.

    “TÜRKİYE AÇIK CEZAEVİNE DÖNÜŞTÜ”

    Türkiye’nin açık bir cezaevine dönüştüğüne dikkat çeken Yadırgı, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hem basına yönelik saldırılar, gözaltılar, tutuklamalar, hem de diğer emek örgütlerine yönelik baskılar ile Türkiye açık bir cezaevine çevrilmek isteniyor. Dışarısı da içerisinden farklı değil. Biz sürekli gözetim altında gibi hissediyoruz kendimizi. Hem sendikamızda hem iş yerimizde. Bir taraftan adli soruşturmalar başlarken diğer yandan daha onlar bitmeden idari soruşturmalar ile yıldırılmaya çalışılıyorlar.”

    “GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”

    “Yaptığımız sendikal her eylem ve etkinlik suç, soruşturma, gözaltı, dava konusu oluyor” diyen Yadırgı, “Biz demokratik, emekten yana barış içerisinde bir Türkiye istiyoruz. Bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde bir eğitim istiyoruz. Dolayısıyla bu mücadelemizin tabii ki bir bedeli var. Bugün bunu ödemek gerekiyorsa ödemeye de hazırız. Buradan bir adım daha geri atmayacağız” ifadelerini kullandı. (HABER MERKEZİ)

  • Edremit PSAKD Başkanı: Camilerde saz çalınıp semah dönülecekse sorun yok-VİDEO

    Edremit PSAKD Başkanı: Camilerde saz çalınıp semah dönülecekse sorun yok-VİDEO

    PİRHA- Alevilere yönelik hükümetin politikalarına ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı açıklamalara ilişkin konuşan Edremit Pir Sultan Abdal Kültür Derneği PSAKD Şube Başkanı Mazlum Arı, “Ne yaparlarsa yapsınlar nafile çünkü bir toplumu yüzyıllardır asimile edememişlerse bugün bu çaba boşuna” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Edremit Şube Başkanı Mazlum Arı hükümetin Alevilere yönelik politikalarını, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıklamalarını, Edremit bölgesindeki Alevilerin yaşadığı sorunları Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) anlattı.

    Dernekte inanç ile ilgili kısımla dedelerin ilgilendiğini belirten Arı, “Derneğimizde semah ve saz kursları ile soğuk seramik, resim, tiyatro gibi kurslarımız ve kültür çalışmalarımız var” dedi.

    “KENDİ İÇ ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZ VAR”

    “Bizler kendi olanaklarımızla ayakta kalmaya çalışan insanlarız” diyen Arı, Edremit bölgesindeki Alevi sorunlarına ve bunlara karşı yaptıkları çalışmalara ilişkin şunları söyledi:

    “Bu bölgede Aleviler kendilerini yeterince ifade ediyor dersek doğru olmaz. Bazı Alevi köy ve mahallerde sorunlar yaşanıyor. Ancak çok ciddi sorunlar yaşanmıyor. Daha çok bireysel sürtüşmelerin yaşandığını duyuyoruz. Burada yaşayan Aleviler diğer bölgelere göre daha örgütlü. Körfez Alevi Birliği ve Balıkesir Alevi Birliği gibi kendi iç örgütlülüğümüz var. Bu nedenle herhangi bir köyde bir sorun yaşandığında o köylerle direk iletişim sağlıyoruz. Ayrıca bu bölgedeki Alevi köylerinde de kurumlarımız var. Olmayan köylerde de bunun alt yapısını oluşturmaya başlıyoruz.”

    “DEVLETİN ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN HEP BİR POLİTİKASI VAR”

    Alevi köylerine camilerin yapılmasına ve müftülüklerin Alevi çocuklarına kuran kursu verilmesi için ekip göndermesine tepki gösteren Arı şunları ifade etti:

    “Devletin bir bütün olarak Alevilerin asimile edilmesine ilişkin bir politikası hep mevcuttu. Özellikle 12 Eylül sonrası yaşanan baskı rejimi sürecinde bu tür yapılanmalar ve örgütlenmeler köylere yansımış vaziyette. Ancak bütün bu baskılara ve asimilasyon politikalarına rağmen başarılı oldukları söylenemez. Elbette camiye giden ve çocuklarını kuran kurslarına gönderen Aleviler olmuş ama önemli bölümü inancından vazgeçmemiş. Köylerde kültürlerini devam ettiriyorlar.”

    “AKP DEVLET OLANAKLARINI BİR TEHDİT OLARAK KULLANIYOR”

    Alevi köylerinin hizmet almak için AKP’ye oy topluyor olmasını devlet olanaklarını halkın üzerinde bir tehdit olarak gördüğünü belirten Arı, “12 Eylül darbe süreci sonrası ile şu an yaşadığımız OHAL koşulları birbirinden farklı değil. Çünkü şu an bir darbe biçimi yaşanıyor. Dolaylı da olsa baskı ile korku ile bir şekilde kendi kültürlerini dayatmaya ve kendi politikalarını kabul ettirmeye çalışıyorlar” diye konuştu.

    Arı konuşmasına şöyle devam etti:

    “AKP’ye oy veren Alevi köyleri elbette var. Ancak verilen hizmet kimsenin babasının kesesinden verilen hizmet değildir. Bu devlet bizlerin de vergileri ile oluşturduğu bütçeden hizmet veriyor. Bu anlamda Alevilerin de Alevi olmaktan öte bir insan olarak devletten kendisine düşen payı almak zorundadır. Yapılan bu ayrımcılık hukuksuzluktur. Ahlaki ve insani bir yanı yoktur. Bu gibi yaşanan hukuksuzluklara ilişkin örgütlenme sağlıyoruz. Yaşanan baskı ve ayrımcılığı kamuoyu oluşturarak engellemeye çalışıyoruz.”

    “CAMİLERDE SAZ ÇALINIP SEMAH DÖNÜLECEKSE SORUN YOK”

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘camiler de Alevilerin ibadet merkezidir’ açıklamasını da değerlendiren Arı, “Eğer camilerde saz çalınıp semah dönülecek ise sorun yok. Alevilerin ibadet biçimi bir kere camilere uygun değil. Çünkü saz çalıyorlar ve deyişleri ile semah dönüyorlar. Cami de ise yatıp kalkıp namaz kılınıyor. Elbette biz onların inançlarına saygılıyız. Ve onlara da bir haksızlık olursa haksızlığın karşısında yer alırız. Ama bize de haksızlık gösterilmesine asla rızalık göstermeyiz” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLİK DİMDİK AYAKTA KALACAK”

    Bazı okullarda devşirme Alevi dedesi yetiştirilmesine de tepki gösteren Arı, “Bu asimilasyonun önemli bir parçasıdır. Dedeler de bu olaya kişisel beklentileri nedeni ile alet oluyorlar. Ancak Aleviler tarafından bu dedeler lanetleniyor, taraf görmüyor ve kabul görmüyor. Bunu da en önce o dedelerin bilmesi gerekiyor. Onlara rağmen bu Alevilik dimdik ayakta kalacak bu inanç bu kültür yaşayacaktır” diye konuştu.

    “UYARIYORUM KENDİLERİNİ”

    PSAKD Edremit Şube Başkanı Mazlum Arı, Alevilere yönelik tüm bu baskıcı ve asimilasyoncu politikalara ilişkin Alevilerin ne yapması gerektiğini şöyle ifade etti:

    “Alevi toplumu da karşı duruşunu kendi politikaları, kültürleri, değerleri, panelleri ve sempozyumları ile göstermeli, kendi kültürünü yaşatma çabası içinde olmalıdır. Ne yaparlarsa yapsınlar nafile, çünkü bir toplumu yüzyıllardır asimile edememişlerse bugün bu çaba nafile diyerek uyarıyorum kendilerini.” (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ‘Keçinin yediği tüm otları yiyoruz’-VİDEO

    ‘Keçinin yediği tüm otları yiyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Baharın gelmesiyle birlikte Balıkesir’de kadınlar ellerindeki torbaları alıp çayır çimen gezip ot toplamaya başladı. Balıkesir’in Zeytinli Köyü’nde ot toplayan Aynur Açıkgöz, “Eskiden buralar zeytinlikti kesip ev yaptılar şimdi ise baraj yapıp su altında bırakacaklar” diyor.  

    İnsanlığın toplumsallığını ve varlığını sürdürmede en temel rol oynayan toplayıcılık kadın üzerinden varlığını sürdürmeye devam ediyor. Balıkesir Edremit ilçesine bağlı Zeytinli köyünde yaşayan 53 yaşındaki Aynur Açıkgöz, baharın müjdecilerinden biri de olan mucizevi otları toplamak için çıkmış patikalara. Hem spor yapıp hem de ot toplayan Açıkgöz, annesinden öğrendiği otları doğadan toplayarak yemek ve börek yapıyor. Açıkgöz, “Keçinin yediği ve ölmediği bütün otları yiyebiliriz” diyor.

    KİMİNİ HAŞLIYOR KİMİNİ BÖREK YAPIYOR

    Arap saçı, gelincik otu, kıyı otu, turp otu, radika gibi pek çok ot çeşidinin bulunduğu kaz dağlarının o muhteşem doğasında elinde poşetiyle denk geliyoruz Açıkgöz’e. Bu otların hemen hepsinin yenildiğini söyleyen Açıkgöz, “Kimini kavuruyoruz, kimini haşlıyoruz kimini de börek yapıp yiyoruz. Artık yavaş yavaş bu otların mevsimi geçiyor ve kavala kalkıyorlar. Çünkü artık tarlalar ekilmeye başlıyor” diyor.

    Bu otların daha çok kışın yenildiğini aktaran Açıkgöz, şöyle konuşuyor:

    “Kazayağı ve benzeri birçok çeşit ot var. Keçinin yediği ve ölmediği bütün otlar yeniliyor. Ben bu ot çeşitlerini annemden öğrendim. Annem de annesinden öğrenmiş.”

    HER ŞEY DOĞADAN

    Zeytinlikleri olan Açıkgöz’ün eşi de inşaat ustası. Zeytinleri toplamış tarlaların sürülüp ekilmesini bekliyor.

    Açıkgöz her şeyini doğadan elde ettiğini şu sözlerle ifade ediyor:

    “Toprakla uğraşınca insan spor yapmış oluyor ve güzel oluyor. Buralarda kimse aç kalmaz. Çıkıp doğada odun topluyor, ot topluyor. Bizim de zeytin tarlamız olduğundan zeytinyağına para vermiyoruz. Tarlada topladığımız zeytinden yağımız elde ediyoruz. Her şeyimizi doğadan elde ediyoruz.”

    HALK BARAJ İSTEMİYOR

    Şimdilerde bu zeytinlik alanlara yapılmak istenen barajlara da değiniyor Açıkgöz, “Ancak buranın halkı istemiyor. Yakınımızda yer alan Memedalan Köyü’nün tepeleri sular altında kalacakmış. Köyde yaşayanlar bu barajları istemiyor” diyor.

    “DOĞA GÜN GEÇTİKÇE YOK OLUYOR”

    Zeytinlik alanların imara açılması ile birlikte yaşam alanlarının giderek daraldığından da dert yanan Açıkgöz, “Bu zeytinlik alana ev yapımları çok olmaya başladı. Artık toprak kalmayacak. Benim çocukluğumda buralar hep zeytinlikti ama şimdi hep ev olmuş. Ve doğa gün geçtikçe yok oluyor” diyerek tepki gösteriyor.

    İsmet SEFER/Sevim KAHRAMAN

    BALIKESİR

  • Abdal Musa Derneği Başkanı Akça: Kurumlarda yüzde 50 kadın temsiliyeti olsun-VİDEO

    Abdal Musa Derneği Başkanı Akça: Kurumlarda yüzde 50 kadın temsiliyeti olsun-VİDEO

    PİRHA – Balıkesir Edremit’te 9-10-11 Mart’ta yapılan Alevi Program Taslak Çalıştay’ını değerlendiren Antalya Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça, Alevi çalıştayının güzel bir  çalışma oluğunu belirtti. Akça, Alevi örgütlerinde yüzde 50 kadın temsiliyetinin olması yönünde çağrı yapıldığını ve eş başkanlık fikride geliştirdiklerini söyledi. 

    Balıkesir Edremit’te yapılan üç günlük Alevi Program Taslak Çalıştayı’nı  Antalya Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça PİRHA’ya değerlendirdi.

    “KARAR AŞAMASINDA KADINLAR GİTTİKÇE AZALIYOR”

    Alevi inancında kadın erkeğin bir olarak yani can olarak algılandığını söyleyen Akça, Alevi örgütlerinde kadınların ötelendiğini, ikinci plana atıldığını söyledi.

    Akça, kadınların sadece lokma pişiren, etkinliklerde bilet dağıtan tabanda çok fedakarca mücadele veren kimlikler olduğunu ancak karar aşamasında piramidin üst katlarına çıkınca, gittikçe sayıları azalan kimlikler olduğunu kaydetti.

    Alevi çalıştayında özellikle bu konulara vurgu yaptıklarını söyleyen Gülçin Akça, kurumlarda yüzde 50 kadın temsiliyetinin olması konusunda çağrıda bulunarak eş başkanlık fikri de geliştirdiklerini belirtti.

    “ÇALIŞTAYDA GÜZEL BİR ENERJİ YAKALANDI”

    Alevilik inancında hizmetlerde kadın yetiştirici olarak var olduklarını ancak hizmetin hareket halinde ötekilendiklerini söyleyen Akça, sözlerine şöyle devam etti:

    “Postta pirlerimiz varken, ana bacılarımız posta oturtulmuyorlar. Bu konuda onların hem yetiştirilmesini, postta yer almalarını, o makamlarda kadınlarımızı görmek istiyoruz. O Kadıncık Ana’nın hizmetini ona verilen değerin artık biraz daha ikinci plana atıldığını düşünüyoruz ve biz oralarda varız, var olmak istiyoruz.

    Alevi Program Taslak Çalıştayı’nın değerli bir çalışma olduğunu söyleyen Gülçin Akça, “Ben çok heyecanlıyım, çok mutluyum. Çok güzel bir enerji yakalandı. Uzun zamandır bu enerjiye ihtiyaç vardı. Umarım sönümlenmez, bunun arkası gelir. Türkiye’de Alevi camiasında buna ihtiyaç vardı. Her kesimden çok güzel insanlar biraraya geldiler. Umarım ardı gelir” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi Gençler çalıştayda: Alevilerin yazılı-sözlü miraslarıyla buluşmalıyız-VİDEO

    Alevi Gençler çalıştayda: Alevilerin yazılı-sözlü miraslarıyla buluşmalıyız-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğün’de Edremit’te düzenlenen ‘Alevi çalıştayı taslak raporu’ toplantısı devam ediyor. Program taslak çalıştayı gençlik masası raporunu açıkladı. Raporda önerilerini sunan gençler, Türkiye’ deki Alevi kurumlarının gençlik oluşumlarından bir Türkiye Alevi Gençlik Meclisi oluşturulmalı” dedi. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğün’de Edremit’te düzenlenen ‘Alevi çalıştayı taslak raporu’ toplantısı devam ediyor. Program taslak çalıştayı gençlik masası raporunu açıkladı.

    Fazlı ARSLAN, Dilek GÜNÜŞ, Taylan ÇİRİT, Zeynel Abidin YILDIZ, Ali haydar KURT, Onur GÜNGÖR, Ali AĞBAYIR, Atılla TAŞ tarafından hazırlanan rapor Ali Ağbayır tarafından sunuldu.

    Raporda, “Alevi gençlerin inançlarından kaynaklı baskı, ayrımcılık, asimilasyon gibi yaşamsal sorunlarına, çözümler üretmek, aynı zamanda Alevi gençlerinin düşünsel ve eylemsel birlikteliğini ortaklaştırmak için ortak ilkeler üzerinden örgütlenmek, buna yönelik politikalar ve stratejiler oluşturmak gerekir” denildi.

    “TÜRKİYE ALEVİ GENÇLİK MECLİSİ OLUŞTURULDU”

    Taslak raporda şu örgütlenme modelleri önerildi:

    *  Türkiye’ deki Alevi kurumlarının gençlik oluşumlarından bir Türkiye Alevi Gençlik Meclisi oluşturulmalı.

    *  Türkiye çapında illerden başlayarak bölgeye, bölgeden Türkiye’ye uzanan bir gençlik yapılanması olmalı.

    *  Temsilde eşitlik ve doğrudan demokrasi ile anılan yani kendi kendini yöneten bir işleyiş modeli olmalı.

    *  İllerden seçilen bir bölge meclisi, bölgelerden seçilen bir Türkiye genel meclisi olmalı.

    *  Kurumlardaki gençlik birimlerinin belirleyeceği temsilcilerden oluşan ama salt bir kurumun altında olmayan bir çatı yapı oluşturulmalı.

    Eğitim konusunun da ele alındığı taslak raporda şunlar belirtildi:

      –  Sanatsal, akademik, kültürel, sosyal, bilimsel vb. alanlarda çalışmalar yürüterek Türkiye’deki tüm kurumlarımızda, cemevlerimizde, dergahlarımızda bu çalışmaların yaygınlaşmasını sağlamak.

      –  Alevilerin yazılı ve sözlü miraslarının (deyişler, nefesler, divan, mersiye vb.) gençlerle buluşturularak yeni kuşaklara aktarılmasını sağlamak.

    Raporun sonuç bölümünde ise şu önerilerde bulunuldu:

    *  Alevi gençliğinin kurumsal anlamda örgütlenmesi için ilk yapılması gereken Alevi kurumlarının tüzüklerini yasaların izin verdiği ve asıl önemlisi de inancımızın hukukunun uygun gördüğü bir model geliştirmemiz gerekmektedir.

    *  Alevi kurumları içinde gençlik bir birim haline getirilmeli, bu asla kurum yöneticilerinin inisiyatifine bırakılmamalıdır.

    *  Bu örgütlenme Türkiye’deki bütün Alevi kurumlarını kapsamalı.

    *  Alevi kurumları hızla gençler üzerinde bilimsel bir çalışma ile gençlerin Alevi kurumlarından neler beklediklerini, kurumlara neden gelmedikleri araştırılmalı. Bu sonuçlara göre politikalar ve stratejiler belirlenmeli.

    *  Bilimsel bir eğitim için öğretim kadroları mutlaka oluşturmalı.

    *  Alevi kurumları mutlaka bütçelerinin belli bir kısmını gençlerin eğitimi ve örgütlenmesi için kaynak ayırmalı.

    *  Özellikle eğitimini tamamlamış gençlerin kendi meslek gruplarına göre iş bulmaları konusunda kurumlarımız özel bir çaba harcamalı ve bu alanda gençlere rehberlik yapmalıdır.

    *  Yöneticiler gençlere getir götürücü misyondan öte yüklenici ve ileriye taşıyıcı bir yaklaşımda bulunmalıdır.

    *  Gençlik temsilcilerinin yönetim kurullarına ve faaliyetlerine doğrudan katılımı sağlanmalıdır.

    *  Bilinçlerinin, sorumluluklarının ve inisiyatiflerinin gelişmesi için, gençler Alevi kurumlarında görevlendirilmelidir. Bu da , (adet yerini bulsun) diye birkaç genci kurumların fotoğrafında göstermek değil; fakat gençleri yaşlıların geleneksel düşünce ve yaşam kalıplarından biçimlenmeye zorlamak Hiç Değil!

    *Gençler özgür olmalı, özgür düşünmeyi öğrenmeli ve Alevi kurumlarındaki sayıları çoğaltılmalıdır.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Alevi çalıştayının ikinci gününde konu başlıkları tartışılıyor

    Alevi çalıştayının ikinci gününde konu başlıkları tartışılıyor

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu’nun öncülüğünde Balıkesir Edremit’de başlatılan Alevi çalıştay program taslağı toplantısı ikinci gününde devam ediyor. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu program çalıştayı ikinci gününde devam ediyor.  Alevi Bektaşi Federasyonu çağrısıyla Avrupa’dan ve Türkiye’den  çok sayıda kurum temsilcisi, yöneticisi, Akademisyen, Yazar, Sanatçı, Dede, pir ve siyasetçinin katıldığı Alevi çalıştayı Balıkesir’in Edremit ilçesinde ikinci gününde konu başlıklarıyla tartışılmaya ddevam ediyor.

    Önceki gün 13 farklı odada tartışılan faklı konular bugün ve yarın rapor halinde sunulacak.