Etiket: efrin

  • Şair-Yazar Nesimi Aday CHP’nin Afrin politikasını körleşme olarak değerlendirdi

    Şair-Yazar Nesimi Aday CHP’nin Afrin politikasını körleşme olarak değerlendirdi

    PİRHA – Türkiye’nin Afrin’e yönelik operasyonunu ve operasyon süreci boyunca CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun izlediği poltikayı değerlendiren bir yazıyı Gazete Peyik’te kaleme alan Şair-Yazar Nesimi Aday, “Türkiye’nin içine düştüğü siyasi ekonomik buhranı çözmekle mükellef olması gereken ana muhalefet partisi CHP, siyasi Kürt hareketlerinin kazanımları karşısında savrulduğu milliyetçi cephede patinaj yapıp duruyor” dedi.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun izlediği Afrin politikasını değerlendiren Şair-Yazar Nesimi Aday Gazete Peyik’te CHP, Efrin ve körleşme başlıklı bir yazı kaleme aldı.

    “KILIÇDAROĞLU MİLLİYETÇİ TEPKİLER GÖSTERİYOR”

    “CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Suriye sınırları içinde olan Efrin’e savaşmaya giden bir askerlerinin hayatını, 50 Efrin’e değişmeyeceğini söyledi. Kılıçdaroğlu, altı yıldır demokratik özerklikle yönetilen ve başta sosyal demokratlar olmak üzere, çoğu sol, sosyalist çevrelerce de desteklenen ‘Rojava Modeli’ni, askeri jargonla ifade edip, milliyetçi tepkiler gösteriyor.” diyen Aday şunları ifade etti;

    “Nobel Edebiyat ödüllü yazar JoseSaramago, “Bakabiliyorsan gör. Görebiliyorsan, gözle” cümlesiyle başladığı ‘’Körlük’’ romanında, araba kullanmakta olan bir adamın, yeşil ışığı beklerken aniden kör olmasını ve bu körlüğün başta göz doktoru olmak üzere, şehirde kendisiyle ilişkilenen herkese salgın bir hastalık gibi yayılmasını anlatır. Saramago’nun anlattığı körlük öldürücü olmayıp, tüm ahlaki değerleri yok etmektedir. İnsanlar, görmeyen gözlerle cinayetlere, tecavüzlere şahit olurlar. Güçlü olanların ayakta kalabildiği şehirde, körlükten kurtulan tek kişi ise doktorun karısı olur. Eşini yalnız bırakmak istemeyen kadın da hastalığa yakalandığı bahanesi ile eşinin yanında karantinaya alınır. Herkesin kör olduğu karantinada o görür, körlükle baş etmenin yollarını arar ve başarır da.Türkiye’nin içine düştüğü siyasi ekonomik buhranı çözmekle mükellef olması gereken ana muhalefet partisi CHP, siyasi Kürt hareketlerinin kazanımları karşısında savrulduğu milliyetçi cephede patinaj yapıp duruyor. Oysa Saramago’nun romanındaki doktorun karısının misyonunu cesaretle yüklenebilse, kendi körlüğünü de, iktidarın çarkları altında ezilip ses etmeyen büyük yığınları da hareketlendirebilir. Ama CHP’nin Alevi lideri, Alevileri sistemin büyük havuzunda yüzdürmekten başka bir siyasete gönülsüz duruyor” dedi.

    “SİYASET IVIR ZIVIR İLE UĞRAŞIYOR”

    “Ortadoğu savaş halindeyken, milyonlarca insan yurtlarından ölerek ya da kaçarak ayrılırken, siyaset bilimi olmasa da siyaset gerçekten de ıvır zıvırla uğraşıyor. Güney Kürdistan’da yapılan bağımsızlık referandumunda halkın % 93’ü Irak’tan bağımsız bir Kürdistan istedi ama dünya bu irade karşısında üç maymunu oynadı. Güneyli Kürtler uzun mücadeleler sonucu kazandıkları haklarından dahi mahrum kaldılar” ifadelerini kullanan Aday şunları söyledi;

    “Şimdi benzeri bir görmeme hali Efrin’de yaşanıyor. NATO’nun ikinci ordusuna sahip Türkiye, başka bir ülke sınırları içinde olan ama Kürt toprakları olmasından kaynaklı, Kürtlerin elinde olan Efrin’e, iki ay savaştıktan sonra girdi. Türkiye bu harekete, bütün tezatlığına rağmen ‘’Zeytin Dalı’’ hareketi dese de, uluslararası hukukta (BM bildirgeleri*) bunun bir işgal ya da ilhak hareketi olduğu ortada. Kürtlerin büyük miti Demirci Kawa’nın heykelini yıkıp, yerine Türk bayrağı astılar. Başta ABD, Rusya, Almanya ve İngiltere olmak üzere, Ortadoğu/Mezopotamya’nın büyük aktörleri, çıkarları gereği bu ilhaka göz yumdular. Türkiye, Avrupa’nın çeşitli ülkelerine dağılmış olan Suriyeli Arap mültecilerinin daha fazlasını, siyasi aparat olarak kullanmak istiyor. Bu isteğini de ‘kapıları açıp, milyonlarca Suriyeliyi size yollarım’ cümlesiyle tehditte dönüştürdü. Türkiye’nin elindeki mülteci kozu ekonomik sıkıntı içinde olan Avrupa’yı korkutuyor olmalı ki, dünyayı tehdit eden IŞİD’a karşı kahramanca savaşan ve onları yenilgiye uğratan Rojava Kürtleri, Türkiye’nin insafına terk edildi. IŞİD barbarlığına karşı evlerini savunan Kobanîli kadınları dergi kapaklarında pop ikon olarak görselleştiren ‘Batılılar’ suskun” diye konuştu.

    “AKP VE MHP KOALİSYONUNA CHP’DE UTANGAÇ BİR ŞEKİLDE KATILIYOR”

    “Türkiye’de, HDP gibi parti ve STK’ların dışında Efrin hareketine karşı çıkan neredeyse yok. Medyanın büyük kısmını yedeğine alan iktidar, bu kanallar aracılığıyla sürekli dezenformasyon yapıyor. ‘Efrin’e terör için girdik’ gerekçesine, yandaşları dışında inanan yok. İktidarın otoritesiyle edilgen kılınmış vatandaşlar ise Efrin ilhakını 2. Çanakkale olarak görme hezeyanında sermest olmuş durumda” diyen Aday şöyle devam etti;

    “Siyasi krizleri aşmak için milliyetçiliği pompalayan AKP ve MHP koalisyonuna CHP de utangaç bir şekilde katılıyor artık.CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu önceki gün katıldığı bir TV programında, Efrin’den sonra olası Mınbiç ilhakını da destekleyeceklerini söyledikten sonra “Eğer YPG çekilmeyip şehiriçi çatışmalar olsaydı, pek sorunla karşılaşacaktık. Bu konuda endişemizi dile getirdik. Çünkü ben kendi insanımın burnunun kanamasını istemem. 50 tane Afrin’i bir askerimin hayatına feda ederim” diyerek, yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalan 70 bin civarındaki Efrinli’nin hayatını, partisinin politik çıkarları karşısında hiçleştirmeye çalıştı. Sosyal demokrat olduğu iddiasında bulunan bir partinin genel başkanının, savaş karşısında, barışın yanında konumlanması beklenir elbet ama Türkiye’de ‘sosyal demokrasi’ kavramı da CHP’nin milliyetçi politikaları yüzünden dejenere edilmiş durumda. “50 tane Afrin’i bir askerimin hayatına feda ederim’’ diyen Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında; ‘’Hendek operasyonları 265 gün sürdü, 3 bin 583 terörist etkisiz hale getirildi, 355 güvenlik görevlisi 285 de sivil hayatını kaybetti. Biz hiçbir askerimizin burnunun kanamasını istemeyiz’’ dedi” diye ifade etti.

    “KILIÇDAROĞLU YÜZÜNÜ DERVİŞLERİN MAKAMINA DÖNERSE HAK İLE HEMHAL OLACAKTIR”

    “Dersim’de soykırıma uğramış bir ailenin çocuğu olarak Kemal Kılıçdaroğlu, toplumsal katliamlara ve işgallere nasıl bu kadar acımasız yaklaşıyor, nasıl bu kadar bigane kalabiliyor hayret ediyor insan” ifadelerini kullanan Nesimi Aday, “Birilerinin hayatını başka birilerine değişmemeli. Halklar bahçesi Anadolu’nun felsefi diskuruötekinin haklarına saygı üzerine kurulmuştu. Bizler de sadece insanın değil, çevremizdeki her varlığın yaşam hakkını savunmalıyız. Ahlaki ve vicdani olan budur. Kılıçdaroğlu’nun da manevi olarak beslendiği kültürün yol erenleri de böyle buyurmuşlardı. Kemal bey şayet yüzünü, börtü böceğin hakkını, kendi hakkından ayırmayan ve 72 millete bir nazarda bakan dervişlerin makamına dönerse, hak ile hemhal olabilecektir” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Pir Hasan Doğan: Hızır orucunu Efrin’deki mazlum halklara adıyoruz-VİDEO

    Pir Hasan Doğan: Hızır orucunu Efrin’deki mazlum halklara adıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Aleviler için kutsal olan, bolluğu, bereketi, barışı, hoşgörüyü ve sevgiyi simgeleyen Hızır ayı devam ediyor. Cemal Abdal Ocağı pirlerinden Hasan Doğan, “Kim olursa olsun, hangi halktan olursa olsun biz bu yılki Hızır oruçlarımızı ve lokmalarımızı Efrin’deki mazlum ve masum insanlara adayacağız.” dedi.

    Haberin Videosu

    İstanbul Kartal Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Cemevi dedelerinden ve Cemal Abdal Ocağı’na mensup Hasan Doğan, Aleviler için kutsal olan, bolluğu, bereketi, barışı, hoşgörüyü ve sevgiyi simgeleyen Hızır ayına ve TSK’nın Afrin’e başlattığı askeri harekata ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Alevi inancının ve erkanlarının akışını düzenleyen bir takvimin olduğunu belirten Doğan Aleviler için hangi ayın önemli ve ne anlama geldiğini şöyle ifade etti:

    “İnancımızda yıl ikiye ayrılıyor. Birinci bölüm soğuk ve kasım mevsimleri, ikinci bölüm ise sıcak Hızır ayları olarak bilinir. Yılın birinci yarısı olan soğuk kasım ayları 8 Kasım’da başlayarak 179 gün sürüyor. 8 Kasım’da başlayıp 6 Mayısta biten süreye biz inançsal olarak Kasım ayı deriz. Kış ayının başlangıcı olan ve dünyada en uzun gecenin yaşandığı 21 Aralık tarihi ise ‘çile’ ayı olarak bilinir. 22 Aralık’ta başlayıp 30 Ocak’a kadar geçen 40 günlük süreye ise ‘zemheri’ ayı denir. 30 Ocak’ta başlayıp 21 Mart’ta biten süreye ise ‘Hamsin’ adı verilir. Hamsin Arap Halkları arasında Kuzey Afrika’daki bir çöl rüzgarı için de söylenir. 10 Kasım ile 20 Kasım arası Koç katım ayıdır. Bolluk, bereket, üreme için koç katımı bayram ve şenlik havasında yapılır. 30 Ocak’ta başlayıp 20 Şubat’ta sona eren süreye ise ‘küçük çile’ ayı denilir. Küçük çile ile birlikte Hızır ayı başlar.”

    HIZIR AYINDA CEMLER YAPILIR LOKMALAR PAY EDİLİR”

    “Küçük çile olarak bilinen 13-14-15 Şubat günleri Hızır orucu tutulmaktadır” diyen Doğan şöyle devam etti:

    “Hızır orucu kimi yerde üç gün tutulur kimi yerde bir hafta tutulur. Orucun bitiminde Hızır cemi ve Hızır lokması yapılır. Alevi inancında Hızır orucu çok önemlidir. Hızır orucunun tutulmasında murat edilen şey, doğanın yeniden canlanışı, bolluk, bereket ve darda kurtulmaktır. Zira çile döneminde yaşam dardadır. Darda inmek ve kurtulmak için Hızır’ın erişmesi gerek. Hızır’ın erişmesi için Hızır erkanı gerek.”

    “TÜRKİYE HEM İÇ HEM DIŞ SİYASETTE SIKIŞMIŞTIR”

    Türkiye’nin hem iç politikada hem de dış politikada sıkışarak Afrin bölgesine bir askeri harekatta bulunduğuna dikkat çeken Doğan, “Efrin’e yapılan bu harekat aslında kendi iç siyasetini kurtarmak içindir. Kim olursa olsun, hangi halktan olursa olsun biz bu yılki Hızır oruçlarımızı ve lokmalarımızı Efrin’de mazlum ve masum insanlara adayacağız” diye konuştu.

    “ALEVİLER İÇİN EFRİN ÖNEMLİ BİR MERKEZDİR”

    Aleviler için Afrin’in önemli bir merkez olduğunu belirten İstanbul Kartal Pir Sultan Abdal Kültür Derneğine bağlı cemevi dedelerinden Hasan Doğan son olarak şunları kaydetti:

    “Anadolu’daki Aleviler Efrin’i unutmuş. Efrin nüfusunun önemli bir bölümü Kürt Alevisidir. Benim büyük dedelerim eskiden yılın altı ayı Efrin’e diğer altı ayı da Nahçıvan’a pirliğe giderdi. Bu iki bölgeyi şu an Anadolu’nun topraklarında yaşayan Aleviler unuttular. Birinci dünya savaşından sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırlarının çizilmesi ile o bölgedeki taliplerimizin yolunu ve izini kaybettik. Oysa bizim muradımız sınırsız ve sömürüsüz bir dünyadır.” (HABER MERKEZİ)

  • HDK ve EMEP’ten Afrin’deki saldırıya karşı açıklama: Halkların kardeşliği bombalanıyor

    HDK ve EMEP’ten Afrin’deki saldırıya karşı açıklama: Halkların kardeşliği bombalanıyor

    PİRHA – TSK’nin Afrin’e yönelik başlattığı hava saldırısına karşı Halkların Demokratik Kongresi ve Emek Partisi açıklama yaptı. HDK açıklamasında “Savaşın asıl yükünü yine yoksullar ödeyecektir”, EMEP ise açıklamasında “Afrin’de halkların kardeşliği bombalanıyor” ifadelerini kullandı. Öte yandan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu Almanya’da bir etkinlikte Afrin operasyonuna destek açıklaması protesto edildi. 

    TSK’nin Afrin’e yönelik başlattığı hava ve kara harekatına ilişkin HDK ve Emek Partisi açıklama yaptı.

    Konuya ilişkin Halkların Demokratik Kongresi “Afrin bir düşman karargahı değil, yüz binlerce sivilin yaşam alanıdır. Afrin, Suriye topraklarında, Suriye vatandaşlarının yaşadığı bir coğrafyadır. Komşu bir ülkenin vatandaşlarını kendi topraklarında vurmak savaş suçudur. Tarihten empati kurulursa, Suriye topraklarında Türkiye’nin saldırılarının karşılığının, Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu topraklarını işgal eden Fransız, İngiliz askerlerinden farkı olmayacaktır. Afrin’de hedef, birçoğu Türkiye’de akrabaları da bulunan Kürtlerdir.  Afrin’e yönelik bir saldırı ve işgal Türkiye’de Kürt ve Türk halkları arasında geri dönülmez bir kırılmaya neden olacaktır” açıklamalarında bulundu.

    TÜRK ve KÜRT HALKLARININ ORTAK YAŞAMI DİNAMİTLENİYOR

    Emek Partisi ise açıklamasında, “Adına ‘Zeytin dalı’ denen bu operasyonla Türk ve Kürt halkları arasında düşmanlığı körüklemekte, Türkiye’yi bölgesel savaş batağının ortasına doğru sürüklemektedir” ifadelerini kullandı. Açıklama şöyle devam etti:

    “Bugün Erdoğan iktidarının, Türkiye ile her zaman diyaloga açık olduklarını söyleyen Suriye Kürtlerinin demokratik yönetimini tehdit olarak görmesinin nedeni kendi ülkesindeki Kürt sorununu çözümsüz bırakmış olması, baskı ve şiddet politikalarında ısrar etmesidir. Fakat bu politika hem ülkeyi bölgesel savaşın girdabına çekmekte ve hem de ülke içinde Türk ve Kürt halkların birlikte yaşama koşullarını dinamitlemektedir.

    Ancak Suriye Kürtleri ve bölge halkları ile barışa ve ülke içinde demokrasiye dayalı bir çözüm varken, iktidar, ülkeyi emperyalist planların bir parçası haline getirmekte ısrar etmektedir.”

    KILIÇDAROĞLU ALMANYA’DA PROTESTO EDİLDİ

    Nazım Hikmet’i anmak ve Almanya’ya göçün 57. yılı dolayısıyla Nebil Özgentürk tarafından çekilen belgeselin tanıtım töreni sırasında konuşma yaparken Afrin operasyonuna destek verdiğini açıklayınca etkinlikteki bir grup Kılıçdaroğlu’yu protesto ederek salonu terk etti.

    Almanya’ya gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Wuppertal’da Nazım Hikmet’i anmak ve Almanya’ya göçün 57. yılı dolayısıyla Nebil Özgentürk tarafından çekilen belgeselin tanıtım töreni sırasında konuşma yaparken protesto edildi. Etkinlikte sahneye çıkan Kılıçdaroğlu, önce Nazım Hikmet ve Ahmet Kaya gibi Türkiye’nin devrimci değerlerinden söz ettikten sonra, “Kahraman askerlerimiz şu anda Afrin’de çarpışıyor” diyerek askeri operasyona tam destek verdiğini söyledi.

    Bunun üzerine salonda bulunanlar önce sessiz kaldı. Kılıçdaroğlu, aynı cümleyi bir daha kullandığında bu kez salondan protesto sesleri yükseldi. “Savaşa Hayır”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği” diye slogan atan bir grup daha sonra etkinliği terk etti. (HABER MERKEZİ)

  • FEDA: Efrin operasyonu ile halklar savaşın içine sürükleniyor

    FEDA: Efrin operasyonu ile halklar savaşın içine sürükleniyor

    PİRHA-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Efrin’e yönelik operasyon söylemelerine tepkiler sürüyor. Konuya ilişkin yazılı bir açıklama yapan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), AKP’nin ırkçı politikasının halkları ülkenin her tarafına yayılmış bir savaşın içine sürükleyeceğini dile getirdi. 

    “AKP halkların ve inançların barış ve kardeşlik icinde, kendi demokratik sistemini inşa etmesine tahammül etmiyor” denilen açıklamada, “Çünkü Türkiye etrafında demokratik rejimler onun yüzünü daha da netleştirecek ve demokratikleşmeye zorlayacaktır. AKP devraldığı devlet geleneğini, aynı zamanda Alevi düşmanlığını Efrin’deki Aleviler üzerinden de sürdürmek istemektedir. Biz bu zihniyeti Muaviye’den beri iyi tanımaktayız” ifadelerine yer verildi.

    “SAVAŞ POLİTİKALARI İLE SALTANAT AYAKTA TUTULMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

    “İçteki tıkanıklık, savaş ihraç edilerek ve düşman yaratma politikalarıyla derinleştiriliyor. Bu yolla saltanatını ayakta tutmaya çalışıyor. Bu politikanın halkları ülkenin her tarafına yayılmış bir savaşın içine sürükleyeceği açıktır.
    Bu nedenle, başta Raye Haq Alevileri olmak üzere tüm Alevi örgütlerinin ve bu sistemden rahatsız olan herkesin ortaklıklarını öne çıkartarak, faşizme karşı demokrasi cephesinde kenetlenmesi dönemin en acil görevi olmaktadır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kemalbay Efrin operasyonunda hükümete yüklendi: Türkiye savaşı körüklüyor

    Kemalbay Efrin operasyonunda hükümete yüklendi: Türkiye savaşı körüklüyor

    HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, olası Efrin operasyonu konusunda hükümete yüklenerek, “Suriye’de savaşın sonuna yaklaşılıyor, masalar kuruluyor. Çözüm çabaları sürerken Türkiye’nin yeniden savaşı körüklemesi kabul edilemez” dedi.  

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Kemalbay, ilk olarak 11 yıl önce öldürülen gazeteci Hrant Dink’i andı. Kemalbay, “Barış mücadelesinde çok önemli bir yoldaşımızdı. 11 yıl içinde Hrant Dink cinayeti aydınlatılmadı. Evet, tetikçiler tutuklanabiliyor fakat devletin gözetiminde yapılan bu tip siyasi cinayetlerin faillerinin ortaya çıkarıldığını bugüne kadar görmedik. Tıpkı Musa Anter’de tıpkı Tahir Elçi’de olduğu gibi Dink de devletin karanlık dehlizlerinde örgütlenen bir cinayetle yaşamını yitirdi. Türkiye halklarının birlikte yaşam özlemine yapılan bu tip cinayetler, bizlerin mücadelesini yükseltmemiz gereken konular. Ne zamanki bu cinayetlerle yüzleşirsek o zaman barışın yoluna girmişiz demektir” diye konuştu.

    “YARGI DEMİRTAŞ’IN ÖNÜNE ÇIKTI”  

    Kemalbay, HDP’nin tutuklu bulunan Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklandıktan 435 gün sonra ilk kez geçtiğimiz hafta görülen duruşmada hazır edildiğini hatırlatarak, “Bu tamamen keyfi ve hukuksuz tutum 435’inci gününde aslında dimdik duran güler yüzlü, Türkiye halklarına umut veren çok kıymetli siyasetçinin yargı önüne çıktığı değil, yargının onun önüne çıktığı gün oldu. Demirtaş rehin alındığı F tipi hapishanede bile umut üretebilen, siyasete katkı sunabilen, zinde, güler yüzlü duruşuyla bizlere de moral verdi” dedi.
    Kemalbay, Demirtaş’ın yarın Ankara’da görülecek iki ayrı duruşmada da hazır edileceğini belirterek, duruşmalara katılım çağrısı yaptı.

    “ÜFÜRÜKTEN FEZLEKELERLE CEZA VERİLİYOR”

    HDP’li milletvekillerine son iki haftada yoğun bir şekilde yerel mahkemelerde verilen cezaların da “üfürükten fezlekelerle” verildiğini savunan Kemalbay, şöyle konuştu:

    “Siyasi meşruluğunu yitiren AKP-Saray rejimi muhaliflerini operasyonlarla etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bu çerçevede özellikle HDP’li milletvekillerine yönelik saldırıların hukukla, adaletle ve vicdanla bağı kalmadı. Geçen hafta İdris Baluken’e 16 yıl 8 ay ceza verdiler. Abdullah Zeydan’a 8 yılı aşkın ceza verdiler. Bu cezaların aslında bu kürsüde yaptığı konuşmalardan kaynaklı olduğunu görürsünüz. Siyaset yaptıkları için, bu ülkenin egemenlerinin beğenmediği tarzda gerçekleri ortaya koydukları için milletvekillerimize Fetullahçı yapıların hazırladığı üfürükten fezlekelerle cezalar verildi.”

    “ZANA KARARI KADIN VEKİLLERE DÖNÜK BİR SALDIRIDIR”

    24 yıl aradan sonra ikinci kez, “devamsızlık” gerekçesiyle milletvekilliği düşürülen Ağrı Milletvekili Leyla Zana’ya dair karara da tepki gösteren Kemalbay, “24 yıl önce Leyla Zana TBMM çatısı altına halkın iradesiyle halk tarafından gönderilmişti. O zaman da bu iradeye saygı duymayanlar tarafından vekilliği düşürüldü. Şimdi aynı anlayış kendini tekrar ediyor. O gün Leyla Zana’ya bu haksızlığı yapanlar, halkın iradesini yok sayanlar bugün AKP-Erdoğan-Bahçeli ittifakında vücut buluyor. Siz nasıl ki 24 yıl önce halkı yok sayan bu saldırınız sonucunda tarihin çöplüğüne atıldıysanız, bugünkü temsilciler de tarihin karanlık sayfalarında yerlerini alacaklar. Fakat bizim mücadelemiz yine devam edecek. Biz yine sokaklarda, meydanlarda, halkın içinde olacağız. Sizin faşist rejiminiz ise tarih önünde mahkum olacak. Zana’nın milletvekilliğinin düşürülmesi kadın vekillere yönelik de bir saldırıdır. 6 milletvekilimizin vekilliği düşürüldü, bunlardan 5 tanesi kadın milletvekillerimiz. HDP’nin ortaya koyduğu bu eşit temsilin, kadınların siyasetteki rolünün kısılması olarak değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

    ERDOĞAN’A KAFTANCIOOĞLU TEPKİSİ: ATEŞ BACAYI SARIYOR

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın partisinin grup toplantısında yeni seçilen CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na dönük söylemlerine de sert tepki gösteren Kemalbay, şöyle devam etti:

    “Ben CHP İstanbul İl Başkanı’na başarılar diliyorum. AKP-Erdoğan iktidarının sevgili Canan Kaftancıoğlu’na yönelik nefret dilini linç kampanyasını kınıyorum. Görünen o ki ateş bacayı sarıyor. CHP içindeki demokratik mücadelenin parçası olma arzusunun, evrensel değerlere sahip çıkma arzusunun, kardeşliği, barışı dillendirmesi mevcut iktidarın büyük korkusudur. Bugün neredeyse grup konuşmasının yarısı bu konuya ayrıldı. O kadar büyük bir utanç ki bu kendisini alkışlamak için oraya getirilen amigolara sayın Kaftancıoğlu yuhalatılıyor, linç ruh haliyle hedef gösteriliyor.”

    “ANAYASA YERLERDE ÇİĞNENEN BİR DURUMDA”

    İktidarı çevreleyen endişelerin nedeninin Olağanüstü Hal’e (OHAL) dönük tepkilerin bir araya gelme ihtimalinden kaynaklandığını ifade eden Kemalbay, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Birlikte mücadelenin faşizmi sonlandırması çabasından duyulan korkudur. Bir taraftan gazetecilere fütursuzca cezalar yağdırılıyor, öte taraftan AYM’nin verdiği karar yerel mahkemeler tarafından yok sayılıyor. Anayasa yerlerde çiğnenen bir durumda. Anayasa aslında yok. Bizler varmış gibi konuşmamalıyız. Anayasa bu ülkede AKP-Erdoğan iktidarı tarafından ortadan kaldırıldı. Eğer bir anayasal suç varsa bu suçu herkesten önce Erdoğan işliyor. Bizler Türkiye halkları olarak bunu görüyoruz. Bunun karşısında ortak mücadele başlatmakta kararlıyız. Birbirimizle kucaklaşmak bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey. Bir inşaat işçisi sesini duyurmak için kendini ateşe veriyorsa, son iki yılda 4 işçi kendisini ateşe verdiyse, biz normal bir ortamdaymış gibi davranamayız. Bu kucaklaşmanın yolunu aramak zorundayız. Tüm bunların temelinde yatan hukuksuzluk, adaletsizliktir. Bugün mezarlıklara saldırılıyorsa, bir milletvekili Kürt dediği için, Kürdistan dediği için para cezasına çarptırılıyorsa, burada bir sorun var demektir. O zaman biz hepimiz birbirimizle dayanışma içinde olmak ve can çekişen cumhuriyetin bu sorunlarıyla, bizlere yaşatılan bu acılara karşı mücadele etmek için omuz omuza vermek durumundayız.

    “ERDOĞAN VE BAHÇELİ DEMOKRATİKLEŞMEDEN KORKUP BİRBİRLERİNE SARILDILAR”

    AKP-Erdoğan rejimi ve onunla işbirliği yapan Devlet Bahçeli bu ülkedeki demokratikleşme mücadelesinden korkarak birbirlerine sarıldılar. 7 Haziran’da yaşanan buydu. İktidarlarını kaybedeceğini düşünen egemen klikler birbirine sarıldı. Bugün Bahçeli peşinen partisinin AKP ile ittifak yaptığını ilan ediyor. Böyle bir şey söyleyemez. Eğer farklı siyasi yelpazelerde olsaydılar ittifaktan söz edebilirdik ama bunlar aynı kafada. Hepsi haklarını koruyanların karşısında olan, ırkçı, militarist, cinsiyetçi yapıların yanında olan iki siyasettir. Bu ırkçılıktır, başka halkları yok saymaktır, talepleri yok saymaktır. Dolayısıyla Bahçeli’nin partisinin anahtarını AKP’ye teslim etmesi şaşırtmıyor. Birlikte savaşı körüklemek için düşmanlık politikaları için işbirliği yapmışlardı.”

    “SAVAŞ SONA ERERKEN HÜKÜMET YENİDEN KÖRÜKLÜYOR”

    Efrin’e dönük operasyon hazırlıklarına ilişkin de konuşan Kemalbay, şunları söyledi: “Bugün Efrin’e yönelik bir saldırı hazırlığı ile karşı karşıyayız. Uzun bir dönemdir dünyanın sayılı, nadide demokrasilerinden biriyle karşı karşıyayız. Sürekli Rojava’ya yönelik savaş söylemleri üretiyor. Bu savaşı gündemde tutma çabasıdır. Eğer savaş, kutuplaşma, çatışmalar sönümlenirse o zaman AKP’nin yolsuzluklarının, yoksullukların, kadın cinayetlerinin ve iş cinayetlerinin bütün bunların hesabı sorulacak. O yüzden kendi koltuklarını korumak için Efrin hesabı başlatmışlar. Suriye’de savaş sonuna yaklaşıyor, masalar kuruluyor. Çözüm çabaları sürerken Türkiye’nin yeniden savaşı körüklemesi kabul edilemez.

    ‘F 16 OLURUM’ DİYOR BİRAZ DA İNSAN OL
    Türkiye’nin tam da bu müzakere sürecinde kolaylaştırıcı rol üstlenmesi gerekir. Suriye’de demokrasi güçlerini desteklemek Türkiye halklarının çıkarınadır. Ama Türkiye Efrin’deki Kürt halkına elini uzatırsa kıyamet kopmaz, tam tersine saray yıkılır. Saray’da kıyamet kopar. O yüzden kendi politikalarını sürdürmek istiyorlar. Bu savaş iklimi sürmezse OHAL’i nasıl sürdürecekler, hukuksuz KHK’leri nasıl dayatacaklar. Efrin’de Kürtler, Araplar, Ermeniler, Asuriler Meclis kurmuşlar ve kendilerini yönetmek istiyorlar. Bu seni niye rahatsız ediyor? Her gün çıkıyor, ‘vururum, kırarım, F-16 olurum’ diyor. Yahu biraz da insan ol. Ağza alınmayacak sözler sarf ederek bu ülkede kötülüğü eken bir iktidar ile karşı karşıyayız.”

    ‘GUANTANAMO’YA ÖZENEN BİR IŞİD BİR DE AKP’DİR’
    Kemalbay, bu hafta 7’nci kez uzatılacak olan OHAL sürecindeki ağır ihlallere de değindi ve şöyle devam etti:

    “Bakın Amedspor ‘çocuklar ölmesin maça da gelsin’ diyor. Bunda suç bulunabilir mi? Ama bu arkadaşlar yargılanıyor. Nuriye ve Semih bir gecede işlerinden atıldılar. Bugün açlık grevleri sürüyor ve her an yaşamlarını yitirebilirler. Sözde bir OHAL komisyonu oluştu. Nerede bu OHAL Komisyonu? Neden bu iki insanın hayatına önem vermez bu iktidar? Çünkü bu iktidar ölümlerden besleniyor. Gerilimlere ihtiyacı var. Bu iktidar Kürtlerin kemiği üstünde oturan bir iktidardır. Garzan’da mezarlıkları kepçelerle kazmanın anlamı düşmanlık tohumu ekmektir. Cezaevlerinde sistematik işkence yapmak, hasta tutsakları keyfi bir şekilde içeride tutmak kabul edilemez. Bu ülkenin en parlak insanlarını hapishanelere doldurup F tipini, tek tipi dayatmak aynı zihniyetin ürünüdür. Dünyada Guantanamo’ya özenen iki tane örgüt var. Biri insanları kafeslerin içinde yakan IŞİD, diğeri de AKP iktidarı. AKP-Erdoğan iktidarı IŞİD’le birlikte Guantanamo’yu referans alarak kendini ifade ediyor.”

    Kemalbay, “Meclis’in önünde kendini yakan inşaat işçisi ve tüm emekçilerin sorunları en başta geliyor. Ama bu sorunları tartışma fırsatı bulamadan böyle tartışmalar içine giriyoruz. Bu faşizm koşullarında bu ülkeyi kaba güçle yönetmeye kalkışanların karşısında durmak durumundayız. Bu ülkenin yoksullukla, işsizlikle karşı karşıya olduğunu, OHAL ve KHK’lerle işinden edilen insanların durumunu da ifade etmek zorundayız. Bütün bu sorunların temelinde yatan faşizme karşı dilekçe veremeyiz. Faşizm dilekçe ile mücadele edilecek bir şey değil. Faşizm toplumun tüm kesimlerinin birlikte hesap sorması gereken bir yerdir. Bir araya gelip bunun hesabını sormak durumundayız” dedi.

    Kemalbay, 11 Şubat’ta yapacakları olan 3. Olağan Büyük Kongresi’ne katılım çağrısı yaparak, konuşmasını sonlandırdı. (MA)