Etiket: eğitim sen izmir şubeleri

  • Eğitim Sen İzmir Şubeleri’nden MESEM tutuklamalarına tepki!

    Eğitim Sen İzmir Şubeleri’nden MESEM tutuklamalarına tepki!

    PİRHA- MESEM’lerdeki çocuk emeği sömürüsünün iktidarın eğitimi piyasalaştırma politikası olduğuna vurgu yapan  Eğitim Sen İzmir Şubeleri, bugüne kadar MESEM’lere kayıtlı en az 17 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini hatırlatarak, tutuklanan öğrencilerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir şubeleri, iş cinayetleriyle gündeme gelen Meslek Eğitim Merkezleri’ne (MESEM) ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    MESEM’in çocuk emeği sömürüsü olduğu belirtilen açıklamada, buna karşı yükselen demokratik taleplere yönelik tutuklamalar kınanarak, “Bu merkezlerde 9, 10 ve 11’nci sınıf öğrencilerine asgari ücretin en az yüzde 30’u 12’nci sınıftaki öğrencilere ise asgari ücretin en az yarısı kadar ücret ödenmektedir. Bu şekilde yoksul ailelerin çocukları MESEM’lerde ucuz iş gücü haline getirilmektedir. Öğrenciler ailelerine yük olmamak ve kendi ihtiyaçlarını karşılamak için bu ücretlerden dolayı MESEM’lere mahkum edilmektedir. MESEM’deki ölümlere ve ucuz iş gücüne karşı yükselen demokratik tepkilere karşı ise iktidar baskı politikası uyguluyor, öğrencileri tutukluyor. Bu iktidarın gerçeği gizleme çabasının açık göstergesidir” denildi,

    “DEVLET DESTEKLİ SÖMÜRÜ KURBANLARI”

    Baskı, tutuklama ve gözdağının çocuk emeği sömürüsünün üzerini örtemeyeceğine vurgu yapılan açıklamada, “Türkiye’de çocuklar, devlet destekli bir sömürü sisteminin kurbanı haline getirilmiştir. MESEM’ler, iktidarın eğitimi piyasalaştırma ve eğitim hakkını ticarileştirme politikasının en keskin örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. 3308 Sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nda yapılan değişikliklerle bu merkezler adeta bir ‘çocuk işçi fabrikası’ haline getirilmiş, çocuklar düşük ücretlerle, güvencesiz, denetimsiz ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaya başlanmıştır. Bugüne kadar MESEM’lere kayıtlı en az 17 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Her birinin ölümü, bu sistemin can güvenliğini hiçe sayan, sermayenin kâr hırsına teslim olma anlayışının sonucudur. Milli Eğitim Bakanlığı bu ölümlerin doğrudan sorumlusudur. Çocuklar okulda olmaları gereken yaşta, üretim bantlarında yaşamlarını yitiriyor; gelecekleri ve çocuklukları gasp ediliyor. Eğitim Sen olarak siyasi iktidarı ve MEB’i uyarıyoruz; MESEM’lerdeki gerçeklerin üstü baskı ve tutuklamalarla örtülemez. Toplumun vicdanında açılan bu yara, susturulan seslerle değil, hesap vermekle kapanabilir” ifadeleri yer aldı.

    “TUTUKLU ÖĞRENCİLER SERBEST BIRAKILMALI”

    MESEM’lere dair taleplere değinilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “MESEM’lerdeki çocuk işçiliğine ve iş cinayetlerine derhal son verilmelidir. Bu alandaki tüm mevzuatlar, özellikle 3308 Sayılı Yasa, çocukların güvenliğini ve eğitim hakkını esas alacak biçimde yeniden düzenlenmelidir. Haklı talepleri dile getiren öğrenci, veli ve sendikalara yönelik şiddet, gözaltı ve tutuklamalar son bulmalı; tutuklu öğrenciler derhal serbest bırakılmalıdır. İş cinayetlerinde sorumluluğu bulunan tüm yetkililer hakkında idari ve hukuki soruşturmalar başlatılmalıdır. Eğitim-Sen olarak bütün çocuklar için; can güvenliği, nitelikli eğitim hakkı ve sömürüsüz bir gelecek mücadelesini sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz.”

    PİRHA/İZMİR

  • Eğitim Sen’den, okula ‘Esat Oktay Yıldıran’ ismini verenler hakkında suç duyurusu-VİDEO

    Eğitim Sen’den, okula ‘Esat Oktay Yıldıran’ ismini verenler hakkında suç duyurusu-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen İzmir Şubeleri, Buca ilçesindeki Belenbaşı Köyü’nde bulunan bir ilkokula, Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaptığı işkencelerle bilinen Esat Oktay Yıldıran isminin verilmesine ilişkin suç duyurusunda bulundu. Eğitim Sen’liler, okula ‘Esat Oktay Yıldıran’ ismini verenlerin cezalandırılmalarını istedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir Şubeleri, İzmir 1 No’lu Şube binasında yaptığı açıklama ile İzmir’in Buca ilçesinde Belenbaşı Köyü’nde bulunan bir ilkokula, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaptığı işkenceler ile bilinen Esat Oktay Yıldıran isminin verilmesine ilişkin suç duyurusunda bulundu.

    Eğitim Sen 1 No’lu Şube binasında yapılan basın toplantısının ardından Eğitim Sen üyeleri, Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) gönderilmek üzere İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçe vererek suç duyurusunda bulundu.

    “İŞKENCECİLERİN İZİNDEN GİTTİKLERİNİ GÖSTERMİŞLERDİR”

    Basın açıklamasını okuyan Eğitim Dönem Sözcüsü Bülent Karakaş, işkencecilerin isimlerinin okullara verilmesinin kabul edilemez olduğunu ifade etti. Karakaş, “Bir eğitim kurumuna, adi, acımasız işkence yöntemleriyle geçmiş bir kişinin adının ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen resmi törenle verilmesi utanç verici bir durumdur” dedi.

    12 Eylül döneminde akla ilk gelen yerlerden biri olan Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi vahşi işkencecilerin merkezi olarak bilindiğini belirten Karakaş, “Her fırsatta darbelerle ve darbecilerle hesaplaştıklarını iddia edenler, 12 Eylül sonrasında Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde görev yapan ve adi işkenceyle özdeşlesen birinin isminin İzmir’de bir okula vererek darbecilerin ve işkencecilerin izinden gittiklerini göstermişlerdir” diye belirtti.

    “CEZALANDIRILMALARINI İSTİYORUZ”

    Söz konusu okulun isminin değiştirilmesi 24/06/2017 tarihli ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin hükümlerine aykırı olduğunu belirten Karakaş,şunları kaydetti:

    “Bu yönetmeliğin  kuruma ad verme yetkisi; 15. Madde’nin 1. fıkrasının a bendine göre; ‘Okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumlarına İl Milli Eğitim Komisyonu kararına dayalı olarak valilikçe verilir’  diyor. Dolayısıyla biz Eğitim Sen İzmir Şubeleri olarak bu isim değişikliği sürecinde komisyonda yer alan ve karar verici olan kamu görevlilerinin belirlenmesi ve haklarında gerek 657 sayılı Devlet Memurlar Kanunu, gerekse 5237b sayılı Türk Ceza Kanunu ve gerekse 5442 Sayılı  İl İdaresi Kanunun hükümleri itibariyle inceleme-soruşturma yapılması adli ve idari yönlerden ayrı ayır cezalandırılmalarını istiyoruz.”

    “KAMU VİCDANINI YARALAMIŞTIR”

    Sadece okulun isminin tekrar Belenbaş İlkokulu olarak değiştirilmesinin yetmediğini ifade eden Karakaş, toplumun aklıyla alay edilmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.

    Karakaş, “Bu insanlık dışı uygulamalar yapan birinin isminin bir okula verilmesi toplumsal barış zedelemekle kalmamış ayrıca kamu vicdanını yaralamıştır. İhtiyacımız olan toplumsal barışın tesis edilmesi ve kamu vicdaninin kısmen de olsa tatmin edilmesi için Belenbaşı İlkokulu’na isim verenlerin cezalandırılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından hazırlanan dilekçeler İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne verildi.

    PİRHA/İZMİR

  • Eğitim-Sen İzmir Şubeleri yıl sonu değerlendirme raporunu açıkladı

    Eğitim-Sen İzmir Şubeleri yıl sonu değerlendirme raporunu açıkladı

    PİRHA- Eğitim sisteminin uzun süredir ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıya bırakıldığını belirten Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Necip Vardal, eğitimin temel sorunlarının bu yıl da çözülmediğini söyledi. 

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir Şubeleri, “2018-2019 Eğitim Öğretim Yılı Sonunda Eğitimin Durumu” raporunu, şube binalarında yaptıkları basın toplantısıyla açıkladı.

    Eğitim- Sen İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç, 6 Nolu Şube Başkanı İsmet Süzer ve çok sayıda eğitim emekçisinin katıldığı toplantıda raporu 1 Nolu Şube Başkanı Necip Vardal okudu. Vardal, siyasi iktidarın eğitim alanında uzun süredir kendi siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusunda attığı adımlar ile eğitim alanında hayata geçirilen “piyasacı ve dini eğitim” merkezli uygulamaların başta öğrenciler olmak üzere eğitim emekçilerini ve velileri derinden etkilediğini dile getirdi.

    “BASKI VE DENETİM ALTINDA”

    Türkiye’de eğitim sisteminin uzun süredir ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıya bırakıldığına yer veren Vardal, siyasi iktidarın eğitimin temel sorunlarına yönelik çözümsüzlük politikalarının 2018-2019 eğitim öğretim yılı boyunca yapılan düzenlemeler, sistem değişiklikleri ve fiili uygulamalarla sürdürdüğünü vurguladı. Vardal, “2018-2019 eğitim öğretim yılına damgasını vuran gelişme, AKP’nin siyasal-ideolojik hedeflerine paralel olarak hazırlanan ‘2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’ olmuştur. Vizyon Belgesi kapsamında eğitim sisteminin bütün kademelerinin daha piyasacı ve ‘inanç merkezli’ olarak yeniden yapılandırılması, öğretmenlik meslek kanunu üzerinden öğretmenlik mesleğinin rekabet ve performans ekseninde iyice itibarsızlaştırılması, okul yöneticiliğinin ‘işletmeci’ bir anlayışla profesyonelleştirilmesi gibi gündemler, son olarak ortaöğretim sisteminde yapılan değişiklikler 2018-2019 eğitim öğretim yılında öne çıkan tartışma başlıkları olmuştur. Bugün eğitim sistemimiz toplumsal cinsiyet eşitliğinden oldukça uzak ve giderek dinsel içerikler kazanan muhafazakar egemen ideolojinin yoğun baskısı ve denetimi altındadır” dedi.

    “SORUNLAR BU YIL DA ÇÖZÜLMEDİ”

    “Türkiye’nin laik, bilimsel eğitim konusunda olduğu gibi, anadilinde eğitim konusundaki olumsuz sicili aynen devam etmektedir” diyen Vardal, eğitim sisteminin yıllardır çözüm bekleyen sorunları arasında yer alan ikili öğretim, niteliksiz eğitim hizmeti, eğitimi özelleştirme adımları, kalabalık sınıflar, karma eğitim karşıtı uygulamalar, taşımalı eğitim, fiziki altyapısı yetersiz okullar, okullarda öğrenciler arasında ve öğretmenlere yönelik şiddet, öğrencilerin Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) eliyle dini cemaat ve vakıfların siyasal istismarına açık hale getirilmesi, mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlik uygulaması, norm kadro ve tayinlerde yaşanan sorunlar ve ataması yapılmayan öğretmenleri gibi sorunların bu yıl da çözümsüz bırakıldığına değindi.

    MEB’in mesleki eğitim ve İmam Hatip Lisesi temelli olarak şekillendirilen okullaşma politikasının, öğrencilerin çoğunluğunun bu okullara gideceği veya gitmesi gerektiği ön kabulü üzerinden şekillendirildiğini ifade eden Vardal, bir taraftan sermayenin ihtiyaç duyduğu ara elemanlar ucuz iş gücü olarak üretim sürecine dahil olması sağlandığını, diğer taraftan ise imam hatipleştirme politikaları üzerinden eğitimin dinselleştirilmesi ve siyasi iktidarın politik kitle tabanının genişletilmesi yönünde adımlar atılmasının hedeflendiğinin altını çizdi.

    “ÖĞRETMENLER BİRBİRİYLE RAKİP”

    Vizyon Belgesi’nde yer alan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun öğretmenlerin iradesi dışında, onların görüş ve önerileri alınmadan masa başında hazırlanmak istendiğine değinen Vardal “Bu kanunla siyasi iktidara ve yönetime tabi öğretmen profili oluşturmak. İş güvencesinin kaldırılması; katı bir hiyerarşi oluşturulması ve başöğretmenlik ile uzman öğretmenliğin kurumsallaşması; okul yönetimlerinin profesyonelleştirilmesi, eğitimde ticarileştirmenin artırılması ve bütçeden eğitime ayrılan payın azaltılması; öğretmenin karar verici değil sadece belirlenen programları uygulayan olduğu bir kimliğe sahip olması; öğretmenlik mesleğinin sınıf içerisi ile sınırlandırılması ve sadece bu anlamda profesyonelleşmesi; öğretmenlerin sorumlulukları ve görevleri artarken, hakların geriletilmesi; çalışma saatlerinin, maaş karşılığı ders saatlerinin artırılması ve bunun sonucu olarak öğretmen açığının yeni öğretmen istihdam etmeden azaltılması hedefleniyor” dedi.

    Vardal, “Yıllardır eğitim sistemini ve öğretmenleri rekabetçi bir mantıkla yönetmeye çalışan, 2023 Eğitim Vizyon Belgesi’nde de yer aldığı gibi öğretmenleri birbirine rakip haline getirerek bireysel performans sistemini hayata geçirmeye çalışan bir zihniyetin eğitim sisteminin sorunlarına kalıcı çözümler üretebilmesi mümkün değildir” diye belirtti.

    “MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Vardal, sözlerini şöyle tamamladı: “Eğitimde siyasal kadrolaşma uygulamalarının yukarıdan aşağıya doğru organize bir şekilde gerçekleştirilmesi, okullarda yaşanan şiddetin artması, eğitim emekçilerine yönelik çeşitli saldırı ve tehditlerin (ihraç, açığa alma, sürgün) hız kesmeden sürmesi gibi uygulamalar, okullarımızın fiilen kışla ya da cezaevi haline getirilmesine neden olmuş, en temel sendikal faaliyetlerimiz sık sık soruşturma konusu yapılmıştır. Her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin değil, dini inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde eğitim ve bilim emekçilerinin, öğrenci ve velilerle birlikte kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelemizi arttırarak sürdüreceğimiz bilinmelidir.”

    PİRHA / İZMİR