Etiket: eğitimsen

  • Eğitim Sen Mersin Şube: Irmak Ayşe Koparan’ın şüpheli ölümü tüm yönleriyle aydınlatılmalıdır-VİDEO

    Eğitim Sen Mersin Şube: Irmak Ayşe Koparan’ın şüpheli ölümü tüm yönleriyle aydınlatılmalıdır-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Mersin Şubesi, Ağrı’nın Hamur ilçesinde görev yapan öğretmen Irmak Ayşe Koparan’ın şüpheli ölümüne ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan Eğitim Sen Mersin Şubesi Kadın Sekreteri Nermin Karasu, olayın tüm yönleriyle araştırılması ve sorumluların ortaya çıkarılması çağrısında bulundu.

    Eğitim Sen Mersin Şubesi, Ağrı’nın Hamur ilçesinde görev yapan öğretmen Irmak Ayşe Koparan’ın şüpheli ölümüne ilişkin basın açıklaması düzenledi. Açıklamayı Eğitim Sen Mersin Şubesi Kadın Sekreteri Nermin Karasu okudu.

    Karasu, Irmak Ayşe Koparan’ın ölümünün yalnızca bir ölüm haberi olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, olayın kadın eğitim emekçilerinin yaşam hakkı, can güvenliği, çalışma koşulları ve kamu kurumlarının koruma yükümlülüğü açısından ciddi soru işaretleri barındırdığını söyledi.

    Kadın eğitim emekçilerinin görev yaptıkları birçok bölgede barınma sorunları, yalnızlaştırma, güvencesizlik, sosyal destek mekanizmalarının yetersizliği, idari baskılar ve ayrımcı uygulamalarla karşı karşıya kaldığını ifade eden Karasu, kamu otoritelerinin bu sorunlara yönelik kalıcı ve etkili politikalar geliştirmediğini vurguladı.

    “KADINLARIN YAŞAM HAKKI SİSTEMATİK BİÇİMDE İHLAL EDİLİYOR”

    Kadınların yaşam hakkını tehdit eden koşulların münferit olmadığını belirten Karasu, toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı politikaların, kadınları koruyan uluslararası mekanizmalardan uzaklaşılmasının, cezasızlık uygulamalarının ve erkek egemen yönetim anlayışının kadınların yaşam hakkını sistematik biçimde ihlal eden bir ortam yarattığını ifade etti.

    Karasu, “Kadın cinayetlerinin, şüpheli kadın ölümlerinin ve kadınlara yönelik şiddetin hiç olmadığı kadar arttığı böylesi bir ortamda, her ölümün titizlikle soruşturulması ve kamuoyunun tatmin edici biçimde bilgilendirilmesi devletin temel sorumluluğudur” dedi.

    “EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN GÜVENLİĞİ KAMUSAL BİR YÜKÜMLÜLÜKTÜR”

    Eğitim emekçisi kadınların güvenli çalışma ve yaşam koşullarına sahip olmasının yalnızca bireysel bir hak değil, kamusal bir yükümlülük olduğunu vurgulayan Karasu, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm kurumların eğitim emekçilerinin güvenliğini sağlamakla sorumlu olduğunu söyledi.

    Karasu, eğitim emekçilerinin maruz kaldığı mobbing, ayrımcılık ve şiddet vakalarının görmezden gelinmesinin kabul edilemez olduğunu belirterek, Irmak Ayşe Koparan’ın ölümüyle ilgili tüm süreçlerin takipçisi olacaklarını kaydetti.

    “GERÇEKLER ORTAYA ÇIKINCAYA KADAR SÜRECİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Açıklamanın sonunda Karasu, Irmak Ayşe Koparan’ın ölümünün tüm yönleriyle aydınlatılması gerektiğini belirterek, olayla ilgili tüm iddiaların etkin, bağımsız ve şeffaf biçimde soruşturulmasını istedi.

    Varsa ihmali, sorumluluğu veya kusuru bulunan kişi ve kurumların ortaya çıkarılması gerektiğini vurgulayan Karasu, kadın eğitim emekçilerinin güvenli çalışma ve yaşam koşullarını sağlayacak önlemlerin acilen alınması çağrısında bulundu.

    Eğitim Sen olarak Irmak Ayşe Koparan’ın ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve tüm eğitim emekçilerine başsağlığı dileyen Karasu, “Ölümünün üzerinin örtülmesine, gerçeğin karartılmasına, sorumluların korunmasına ve kadın eğitim emekçilerinin yaşam hakkının görmezden gelinmesine asla izin vermeyeceğiz. Gerçekler ortaya çıkıncaya kadar sürecin takipçisi olacağız” dedi.

    PİRHA/MERSİN

  • KESK’liler Mersin’de yürüdü: Şiddeti besleyen, cezasızlığı büyüten politikaları terk edin!-VİDEO

    KESK’liler Mersin’de yürüdü: Şiddeti besleyen, cezasızlığı büyüten politikaları terk edin!-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de yürüyüş düzenleyen KESK üyeleri, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağırarak, “Şiddeti besleyen, cezasızlığı büyüten politikalar terk edilmelidir” dedi.

    KESK Mersin Şubeler Platformu,  “Eğitimde şiddete hayır” şiarıyla Maraş ve Siverek’teki okul saldırılarına dair Pozcu’dan İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yürümek istedi.

    Polisin izin vermediği yürüyüş, yapılan görüşmeler sonucunda Özgecan Aslan Barış Meydanı’na yapıldı. Yürüyüş boyunca Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağıran kamu emekçileri, şiddetin son bulmasını istediler.

    “CAN GÜVENLİĞİMİZ YOK”

    Yüyürüş sonunda açıklama yapan KESK Mersin Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, çocukların ve eğitim emekçilerinin hayatının değersiz olmadığını söyledi: “Can güvenliğinin olmadığı bir eğitim ortamında ne pedagojiden ne de sağlıklı bir gelecekten söz edilebilir.”

    “ŞİDDETİ BESLEYEN, CEZASIZLIĞI BÜYÜTEN POLİTİKALAR TERK EDİLMELİDİR”

    Mahmut Sümbül, toplumun her alanına yayılan şiddet kültürü, cezasızlık politikaları, gençleri umutsuzluğa iten eşitsizlikler ve giderek derinleşen toplumsal çözülmenin okullara kadar ulaştığını vurgulayarak, şunları söyledi:

    “Artık yeter!

    * Eğitim kurumlarında güvenlik zafiyetleri derhal giderilmelidir.

    * Şiddeti besleyen, cezasızlığı büyüten politikalar terk edilmelidir.

    * Eğitim sistemi; kamusal, eşit, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim temelinde yeniden yapılandırılmalıdır.

    * Sağlıkta ve eğitimde şiddeti önleyecek etkin, caydırıcı ve bütüncül politikalar derhal uygulanmalı, yasal düzenlemeler caydırıcı olmalıdır.

    * Gençleri güvencesizlikten ve umutsuzluktan kurtaracak, dayanışmayı büyütecek politikalar hayata geçirilmelidir.”

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Sorumlular hesap vermeden alanları terk etmiyoruz!’-VİDEO

    ‘Sorumlular hesap vermeden alanları terk etmiyoruz!’-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de sokağa çıkan KESK üyeleri, yaşananların baş sorumlusunun iktidar olduğuna dikkat çekerek, “Bugün eğitimciler, öğrenciler okullarına gitmekten dahi tedirgin haldeyse, can güvenliğinden korku duyuyorsa bunun temel sorumlusu en başta Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’dir ve derhal tüm toplumdan özür diyerek istifa etmelidir” dediler.

    KESK Mersin Şubeler Platformu,  “Eğitimde şiddete hayır” şiarıyla Maraş ve Siverek’teki okul saldırılarına dair Pozcu’da açıklama yaptı.

    Açıklamada basın metnini okuyan KESK Mersin Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, okullarda yaşanan şiddet olaylarının tesadüf olmadığının altını çizerek, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağırdı.

    “KAMUOYUNA YANSIMAYAN YÜZLERCE, BİNLERCE ŞİDDET VAKASI MEVCUT”

    Gerekli tedbirlerin alınması durumunda saldırıların engellenebileceğini vurgulayan Sümbül,  “Bugüne kadar her bir şiddet vakasında hep şunu söyledik: yaşananlar tek başına ele alınamaz, şiddet münferit değildir. Okullarda yalnızca son bir yılda can kaybı ve yaralanmayla sonuçlanan en az 5 vaka yaşandı. Kamuoyuna yansımayan yüzlerce, binlerce şiddet vakası mevcut. Bu açıdan yaşananların sistematik olduğunu, toplumsal boyutlarıyla ele alınması gerektiğini hep ifade ettik” dedi.

    “14-16 YAŞINDA ÇOCUKLARDAN FAİLLER YARATAN BU SİSTEMİN KENDİSİDİR!”

    Toplumsal yapıdaki derin çelişkilerin, kutuplaştırıcı siyasetin, eşitsizliğin, yoksulluğun, geleceksizliğin, umutsuzluğun, dışlanma ve kenara itilme ortamında ortaya çıktığını ifade eden Sümbül, “İşte bugün 14-16 yaşında çocuklardan failler yaratan bu sistemin kendisidir! Yitip giden canların baş sorumlusu en başta siyasi iktidar ve eğitim alanını ideolojik saldırılarla tahrip eden Sarayın Eğitim Politikaları Kurulu ve Milli Eğitim Bakanlığıdır” diye konuştu.

    “SORUMLULAR HESAP VERMEDEN ALANLARI TERK ETMİYORUZ”

    Mahmut Sümbül, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bugün ne siyasi iktidar sorumluluk üstleniyor, ne de Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin çıkıp bir özür diliyor. Hayır, kimse hesap vermekten kaçamaz. Bugün eğitimciler, öğrenciler okullarına gitmekten dahi tedirgin haldeyse, can güvenliğinden korku duyuyorsa bunun temel sorumlusu en başta Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’dir ve derhal tüm toplumdan özür diyerek istifa etmelidir.

    Eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin can güvenliğini sağlamak, güvenli ve nitelikli bir eğitim ortamı yaratmak en temel kamusal yükümlülüktür. Tüm okullar ve eğitim süreçlerinin tamamında şiddet kalıcı ve bütünlüklü olarak son bulmadan, sorumlular hesap vermeden alanları terk etmiyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

  • Dersim SES ve Eğitim-Sen Kadın Meclisleri 8 Mart kahvaltı etkinlikleri düzenledi!- VİDEO

    Dersim SES ve Eğitim-Sen Kadın Meclisleri 8 Mart kahvaltı etkinlikleri düzenledi!- VİDEO

    PİRHA- Dersim SES ve Eğitim-Sen Kadın Meclisleri, ayrı ayrı düzenledikleri kahvaltı buluşmalarında sendikalı kadınlarla bir araya geldi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle yapılan buluşmalarda kadınlar, halaylar çekti, bilgi yarışmaları düzenledi resimler yaptı ve geleceğe mektuplar yazdı. 

    KESK bileşenlerinden Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası(SES) ve Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası(Eğitim-Sen), 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla sendikalı kadınlarla birlikte kahvaltı etkinliğinde buluştu.

    “İSYANDA BİZ, DAYANIŞMADA BİZ”

    SES Kadın Meclisi buluşması, şubenin Kadın Sekreteri Sevgi Erol’un konuşmasıyla başladı. Erol, kadınların tarihsel mücadelesine dikkat çekerek, eşitlik ve özgürlük taleplerini yineledi:

    “Sevgili kadınlar, hoş geldiniz. Sizleri Dersim Ses Kadın Meclisi olarak selamlıyoruz. 8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü, 1857’de ABD’de bir tekstil fabrikasında çalışan yaklaşık 40 bin emekçi kadının eşit işe eşit ücret ve insanca çalışma koşulları talebiyle greve gitmesi, polisin müdahalesi sonucu çıkan yangında 129 kadın işçinin hayatını kaybetmesiyle başladı”

    Erol, konuşmasına şöyle devam etti: “Kadınların katledildiği ve kadın kimliğinin yok sayıldığı bu süreçte, kadın mücadelesinin ruhunu yaşatmak ve büyütmek için bir arada olmalıyız. İsyanda biz, dayanışmada biz, gelecekte biz, alanlarda biz” diyerek, açıklamanın sonunda 8 Mart çalışmaları için emek veren tüm kadınlara teşekkür etti.

    Açıklamanın ardından kahvaltıya geçen kadınlar, daha sonra halaylar çekti, bilgi yarışması düzenledi ve en son geleceğe notlar bıraktılar.

    “YAŞASIN ÖRGÜTLÜ KADIN MÜCADELESİ”

    Eğitim-Sen’in kadın buluşması da Kadın Sekreteri Rojda Çiftçi’nin açılış konuşmasıyla başladı. Kadınların bir çok yönden baskı ve saldırılara maruz kaldığını hatırlatan Çiftçi, “Dünyada ve Türkiye’de yaşanan ekonomik krizlerin, otoriter politikaların ve savaşların bedelini en çok kadınlar çekiyor” dedi ve Neoliberal politikaların kadın emeğini ucuz ve güvencesiz hale getirdiğine dikkat çekerek, esnek çalışma modellerinin ve kamusal hizmetlerin tasfiyesinin kadınların yükünü artırdığı ifade etti.

    Kadınların hem ekonomik hem de şiddet kıskacında olduğunu söyleyen Çiftçi, “Türkiye’de kadınların yalnızca ekonomik eşitsizliklerle değil artan erkek şiddeti ve cezasızlık politikalarıyla da karşı karşıyadır. Her gün ortalama üç kadının öldürüldüğü, aynı gün içinde altı kadının hayatını kaybettiği günlerden geçiyoruz. Kadınların yaşam hakkını korumakla yükümlü kurumların sorumluluklarını yerine getirmemesi, şiddeti önleyici politikaların uygulanmaması ve cezasızlık kültürü kadın cinayetlerini besliyor”  ifadelerini kullandı.

    Konuşmanın ardından kahvaltıya geçen kadınlar, kahvaltıdan sonra halaylar tuttu ve hep beraber resim atölyesi çalışması yaptılar.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Nevzat Millioğulları:Çocuklar üzerinden siyasal çıkar yapılamaz!-VİDEO

    Nevzat Millioğulları:Çocuklar üzerinden siyasal çıkar yapılamaz!-VİDEO

    PİRHA- Malatya Eğitim-Sen Şube Eş Başkanı Nevzat Millioğulları, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan genelgesini “çocuklar üzerinden siyasal çıkar sağlama” ve “kamuda ayrımcı uygulama” olarak eleştirerek, çözümün eşit ve adil eğitimden geçtiğini vurguladı.

    Malatya Eğitim-Sen Şube Eş Başkanı Nevzat Millioğulları, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yayımladığı Ramazan genelgesine sert tepki gösterdi. PİRHA’ya konuşan Millioğulları, devletin kendi eliyle okullarda ayrımcı uygulamalara imza atamayacağını belirtti.

    “HÜKÜMET KENDİ SİYASİ ÇIKARLARI UĞRUNA BU TÜR FACİALARA İMZA ATIYOR”

    Millioğulları, konuşmasında önce Bakan Yusuf Tekin’in geçmişte 4+4 eğitim sistemi dahil olmak üzere birçok projede görev aldığını hatırlatarak şunları dile getirdi: “4+4 projesiyle bugünkü hükümet bile pişman olmuş durumda. Bugün tekrar değiştirmek istiyorlar. Ama biz biliyoruz ki, eğitim alanında geleceği kurmak istiyorsanız, çocukların ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda hareket etmeniz gerekiyor. Çocukları doyuramazken, okul imkânı sağlayamazken, bu tür işlerle uğraşmak siyasal gerekçelerdir” dedi.

    Ramazan genelgesinin toplum ya da okulun ihtiyacı olmadığını vurgulayan Millioğulları,

    “Devlet kendi eliyle kurumlarında ayrımcı politikalar uygulayamaz. Ramazan Genelgesi bunun göstergesidir. Devlet, 6, 8, 9, 12 yaşındaki çocuklara soyut kavramları veremez, vermemelidir. Kendinizi topluma iyi niyetli göstermek isteyebilirsiniz, topluma hoş görünmek isteyebilirsiniz, kaybettiğiniz itibarı kazanmak isteyebilirsiniz ama bu yol çocuklar üzerinden olmaz. Anadolu topraklarında farklı kültürler ve inançlar var. Tekil bir anlayışa gidilirse ayrışmanın yolunu açarlar ve çocuklar üzerinde psikolojik baskı oluştururlar”

    “HERKES BU YANLIŞIN KARŞISINDA DURMALIDIR”

    Millioğulları, uygulamanın pedagojik olarak da yanlış olduğuna dikkat çekti: “Farklı inançtaki ailelerde şu soru var: ‘Ne oluyor?’ Ama korkudan dile getiremiyorlar. İşte biz sivil toplum örgütleri, eğitim sendikaları, duyarlı insanlar bu aleni gerçekliği herkese haykırmalıyız. Tek başına da kalsak, bunun yanlış olduğunu her yerde söylemeliyiz. Geleceği kurmak isteyen toplumlar felsefeyle yol alır. Ortaçağ anlayışlarıyla değil. Bu uygulamanın eğitim ilkeleriyle, evrensel eğitimle veya inanç eğitimiyle bir ilgisi yok. Çünkü inanç eğitimi seçim ve özgürlük ister” dedi.

    Toplumsal sorunların kaynağına da işaret eden Millioğulları, yoksulluğun ve açlığın suç oranlarını artırdığını belirtti: “Bir insan kendiliğinden suça yönelmez. Yoksulluk ve açlık nedeniyle suça sürüklenir. Peki siz ne yaptınız? İmam hatipleri artırdınız, din ders saatlerini çoğalttınız; yine deizm arttı. Seçmeli dersleri de din dersine çevirdiniz; yine aynı sonuç” ifadelerini kullandı.

    “ÇÖZÜM EŞİT VE ADİL EĞİTİMDEN GEÇİYOR”

    Millioğulları, çözümün eşit ve adil eğitimden geçtiğini savundu: “Temel ahlakı almadıkça, herkese eşit yaklaşmadıkça başaramazsınız. Açlık derinleşiyor, zengin ile yoksul arasındaki fark artıyor. O zaman kimse size inanmaz. İster imam olun, ister şeyh olun. Kamu kendi kurumlarında ayrımcılık yapamaz, tek inanç üzerinden faaliyet gösteremez. Bu yanlıştır. Harcanacak parayı bir fon haline getirin, yoksul çocuklara verin; kimse de itiraz etmez. Toplum kendi vicdanıyla bu işi yapar” dedi.

    Millioğulları, konuşmasını şöyle noktaladı:

    “Bu uygulamalar yanlıştır, bir an önce bundan dönün. Bu anayasanın ilkelerine, Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırıdır. Kamu kurumlarında tek tenciliğe, tek inanca, tek anlayışa gidilemez. Vicdan, toplumsal vicdandır. Bırakın toplum kendi vicdanıyla hareket etsin.”

    Cem EKİNCİ/MALATYA

  • KESK Dersim Şubeler Platformu’ndan asgari ücret tepkisi: Kabul etmiyoruz-VİDEO

    KESK Dersim Şubeler Platformu’ndan asgari ücret tepkisi: Kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA- KESK Dersim Şubeler Platformu, iktidarın asgari ücreti 22 bin 104 tl olarak açıklamasına tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Türkiye, çalışan kesimler açısından bir ‘asgari ücretliler ülkesi’ hâline gelmiştir. Asgari ücret, artık yalnızca başlangıç ücreti değil, tüm ücret politikalarını belirleyen bir ölçüt hâline gelmiştir. Bu nedenle hiç kimse “Asgari ücret artışı beni ilgilendirmiyor” deme lüksüne sahip değildir” dedi.

    KESK Dersim Şubeler Platformu, yeni asgari ücrete dair açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan Eğitim Sen Şube Sekreteri İlhan Öner, Balıkesir Karesi’deki bir mühimmat fabrikasında meydana gelen patlamada 8’i kadın, 3’ü erkek olmak üzere toplam 11 işçinin yaşamını yitirenleri andı.

    Öner, “Bu tür faciaların ‘kaza’ olarak görülmesi ve sorumluların hesap vermekten kaçması kabul edilemez. İş cinayetleri, bireysel hatalardan ziyade, sistematik olarak işçi sağlığını ve güvenliğini ihmal eden anlayışın sonucudur. Bu durum, çalışma yaşamında köklü değişikliklere ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir” dedi.

    “KARAR SADECE 21 MİLYON EMEKÇİYİ İLGİLENDİRMİYOR”

    İktidar-IMF-İşveren Konfederasyonları ittifakının, 2025 yılı asgari ücretini 22 bin 104 TL olarak belirlediğini ifade eden Öner, “Asgari ücreti çocuklarına “harçlık” olarak verenler, çocuklarına harçlık veremeyecek duruma getirdikleri milyonlarca kişinin 2025 yılında alacağı asgari ücreti bu seviyede sabitlemiştir. Bu karar, önümüzdeki süreçte 16 milyon emekli ile 5 milyon kamu emekçisinin maaşlarına yapılacak artışa dair de bir sinyal niteliği taşımaktadır” diye belirtti.

    “HİÇ KİMSE ‘ASGARİ ÜCRET ARTIŞI BENİ İLGİLENDİRMİYOR’ DEME LÜKSÜNE SAHİP DEĞİLDİR”

    22 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın, her fırsatta “işçiyi, memuru, asgari ücretliyi enflasyona ezdirmedik” söylemini kullandığını hatırlatan Öner, şunları ifade etti:

    “Ancak uzun zamandır TÜİK aracılığıyla gerçek enflasyon oranlarının neredeyse yarısı kadar açıklanan suni rakamlar, “resmî enflasyon” olarak kamuoyuna duyurulmaktadır. Son beş yılın verileri, açıklanan resmî enflasyon oranları ile halkın mutfakta, pazarda hissettiği gerçek enflasyon arasındaki uçurumu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu süreçte, işçi, kamu emekçisi, emekli ve asgari ücretli olmak üzere tüm kesimlerin ücretleri gerçek enflasyon karşısında ciddi şekilde değer kaybetmiştir.

    Türkiye, çalışan kesimler açısından bir “asgari ücretliler ülkesi” hâline gelmiştir. Asgari ücret, artık yalnızca başlangıç ücreti değil, tüm ücret politikalarını belirleyen bir ölçüt hâline gelmiştir. Bu nedenle, ister kamu işçisi, ister kamu emekçisi, ister emekli, ister özel sektör çalışanı olsun, hiç kimse “Asgari ücret artışı beni ilgilendirmiyor” deme lüksüne sahip değildir.

    Tek çözüm, zamların ardı arkası kesilmeden devam ettiği ve emeğin kölelik düzenine mahkûm edilmeye çalışıldığı bu koşularda; tüm emekçilerin, işçilerin insanca yaşayabileceği bir ücret düzeyine kavuşması ve yıllardır gasp edilen hakların geri alınması için ortak mücadelede birleşmesinden geçmektedir. KESK Dersim Şubeler Platformu olarak, insanca bir yaşamı mümkün kılacak bir ücret düzeyi ve emeğin hakları için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha ifade etmek istiyoruz.”

    “BİR TOPLUMDA EĞER ADALET YOKSA GEÇİMDEN BAHSEDİLEMEZ”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da, açıklanan asgari ücrete tepki gösterdi. Açıklanan rakamın “Asgari ücret değil, sefalet ücreti” olduğunu belirten Kordu, “Bir toplumda eğer adalet yoksa, hukuk yoksa, bir toplumda gerçekler örtbas ediliyorsa, bir ülkede doğadan insana kadar tüm yaşam sermayedarlara peşkeş çekiliyorsa, zengin daha zengin, yoksul daha yoksul oluyorsa, tüm hak ve özgürlükler baskı altına alınıyorsa, bu ülkede bir toplumsal barıştan, bu ülkede bir refahtan, bu ülkede bir geçimden bahsedilemez” ifadelerine yer verdi.

    Bütçede en ciddi payın savaşa ayrıldığına dikkat çeken Kordu, şunları söyledi:

    “Biz bugün bu savaş bütçelerinin bu güvenlikçi politikaların sonuçlarını yaşıyoruz. Dolayısıyla asgari ücret diye denilen şey sefalet ücretinin kendisi giderek aslında bu ülkede bir işsizlik işsizlik yaratmakta. Bırakalım işçilerin emekçilerin kendi yaşamlarını idame edebileceği bir bir refaha ulaşmak, işsizler ordusunu giderek arttıran, giderek uçurumu açan bir politikayı yürütmekteler.

    Eğer bir toplumda kadın yoksulluğu derinleşiyorsa bütün alanlarında çürüme çok daha fazla derinleşecek demektir. Zaten derinleşmeye de giderek devam ediyor. Onun için biz TÜİK’in sahte verileriyle sahte enflasyon verileriyle düzenlenen asgari ücretliye çıkartılan sefalet ücretinin kendisinin bir köleleştirme politikası olduğunu, bir sömürü politikasının giderek derinleştirildiğini, derinleştirmek istediğini buradan bir kez daha söylüyoruz. Bu sömürü çarkına bu insanın onurunu kıran yaşamını aşağılayan köleleşme düzenine karşı işçilerle, emekçilerle mücadale devam edeceğiz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, MEB önünden seslendi: Okul yemeğine bütçe istiyoruz-VİDEO

    Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, MEB önünden seslendi: Okul yemeğine bütçe istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, MEB önünde yaptığı açıklamada, “Sosyal devletin temel gereği olarak okul yemeği kamusal haktır ve eşit yurttaşlık hakkıdır. Okul yemekleri programları dünyanın her yerinde ihtiyaç temelli bir gıda desteği değil temel bir yurttaşlık hakkı ve kamu hizmeti olarak görülmektedir” dedi.

    Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, Millî Eğitim Bakanlığı önünde, “okul yemeğine bütçe ayrılması istiyoruz” diyerek basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “sermayeye değil çocuklara bütçe”, “bir öğün ücretsiz yemek istiyoruz”, “tarikata değil eğitime bütçe” sloganları atıldı.

    Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, 5 çocuğun yangında ölümü ile güne başladıklarını belirterek bu ölümlerin sınıfsal olduğunun altını çizdi. Irmak, Milli Eğitim Bakanlığı önünde okullarda ücretsiz bir öğün yemek ve içilebilir temiz su taleplerini dile getirdiklerini söyledi.

    Açıklama metnini koalisyon adına Öğrenci Veli Derneği (Veli-der) Genel Başkanı Ömer Yılmaz okudu.
    “SOSYAL DEVLETİN TEMEL GEREĞİ OLARAK OKUL YEMEĞİ KAMUSAL HAKTIR”
    Okullarda ücretsiz bir öğün yemek ve içilebilir temiz su taleplerinin karşılanması için bütçe isteyen Ömer Yılmaz, “Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu olarak aylardır ülkemizin her yerinde çocuklarımızın okul yemeği ve temiz su hakkı için mücadele yürütüyoruz. Bütçe takviminin başlamasıyla ve 14 Kasım’da eğitim bütçesi görüşmesinin yapılacağı tarihten önce siyasi iktidarı ve tüm kamu yöneticilerini kamusal sorumlulukları konusunda uyarmak, kamusal, yasal, anayasal ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı sorumluluklarının gereğini yapmaya çağrı için bugün buradayız.
    Sosyal devletin temel gereği olarak okul yemeği kamusal haktır ve eşit yurttaşlık hakkıdır. Okul yemekleri programları dünyanın her yerinde ihtiyaç temelli bir gıda desteği değil temel bir yurttaşlık hakkı ve kamu hizmeti olarak görülmektedir” dedi.
    “MESELE KAYNAK OLMAMASI DEĞİLDİR”
    “Kamuda tasarruf genelgesinin yayınlanması ile birlikte taşımalı eğitimde uzun yıllardır süren ikili eğitim gören öğrencilerin okul yemeği uygulaması kaldırıldı” diyen Yılmaz şunları ekledi:
    “Deprem bölgesinde okul öncesi ile sınırlı olan okul yemeği uygulaması 2024-2025 eğitim öğretim yılı başından itibaren okullarda uygulanmıyor. Ancak genel seçimden bugüne üç kez özel meslek liselerine yüzde yüze varan oranda teşvik açıklandı. Mesele kaynak olmaması değil, var olan kamusal kaynakların çocuklardan yana kullanılıp kullanılmayacağı meselesidir. Karar vericiler bu bütçe döneminde bir kez daha bütçenin çocuklardan, kamusal eğitim hakkından yana kullanılıp kullanılmayacağı politik tercihi ile karşı karşıyadır.”
    “ARTAN YOKSULLUK EN ÇOK ÇOCUKLARI ETKİLEMEKTEDİR”
    Tüm verilerin artan yoksulluğun çocukları ne denli etkilediğinin açık kanıtı olduğunu söyleyen Ömer Yılmaz, şunları kaydetti:
    “Sağlıklı beslenme ve çocukların yoksulluktan kaynaklı gıdaya erişememe noktasında yaşadığı eşitsizlikler karşısında okul yemeği en etkili kamusal tedbirdir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı örgün eğitim istatistikleri okul terklerinin her geçen yıl hızla arttığını göstermektedir. Ortaöğretimde okuldan kopuş hızı ise vahim boyuta ulaşmıştır. Ekim 2024 verileri ile 18 yaş altı 421 bin 633 çocuğun Mesleki eğitim merkezleri (MESEM)’ lerle birlikte okulla bağı koparılmıştır.
    Ayrıca tek başına okul kaydı çocuğun okulda olduğunu, okula devam ettiğini göstermede geçerli bir veri değildir. Okul yemeği programlarının uygulandığı ülkelerde okul yemeğinin; okul terklerinin, çocuk işçiliğinin, çocuk yaşta evliliklerin önlenmesinde ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında en etkili kamusal önlem olduğu bilimsel verilerle ortaya çıkmaktadır. Okul yemeği programlarının uygulandığı ülkelerde okul yemeğinin temiz suya erişimin; akademik başarının artışında, çocukların psikolojik açıdan desteklenmesinde, gıda güvenliği konusunda, bireylerin gıda kaynaklı hastalıklardan hastalanma riskini en iyi/uygun şekilde azaltacak yöntemlerle hazırlanması, saklanmasında, biyolojik çeşitliliğin korunmasında, yerel ve ulusal ekonomiyi, küçük üreticileri güçlendirmede, kooperatifleşmenin yaygınlaşmasında, başta kadınlar olmak üzere istihdamın desteklenmesinde katkıları bilimsel verilerle ortaya konulmaktadır.”
    “OKUL YEMEĞİ PROGRAMI SİYASİ İKTİDARIN TEMEL SORUMLULUĞUDUR”
    Anayasa’da okul yemeğinin devletin temel sorumluluğu olduğunun açıkça belirtildiğinin altını çizen Ömer Yılmaz, “Okul yemeği programı; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 6, 24 ve 27. maddeleri ile düzenlenmiştir. Ülkemiz tarafından BM Ekonomik Sosyal Kültürel Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşmesi (12. Madde 2 A fıkrası: Çocuğun Sağlıklı Bir Şekilde Gelişmesini Sağlamak) 2003 yılında imzalanmış ve 2006 yılında da onaylanmıştır. Milli Eğitim Temel Kanunu ,Çocuk Koruma Kanunu, Umumi Hıfzısıhha Kanunu , 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu okul yemeğinin sosyal devletin temel sorumluluğu olduğunu vurgulamaktadır.
    Okul yemeği programının dezavantajlı bölgelerden ve okul öncesi eğitimden başlayıp yaygınlaştırılarak tüm çocuklara okul yemeği sağlanacağı sözü verilmişti” dedi.
    “OKUL YEMEĞİ PROGRAMI HAYATA GEÇİRİLMELİDİR
    Ömer Yılmaz, siyasi iktidarın yasal, anayasal ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı okul yemeği programını uygulamaktan ve temiz suya erişimi sağlamaktan sorumlu olduğunu belirterek, “Okul yemeği lütuf değil tüm çocukların, gençlerin kamusal hakkıdır. Okul yemeği kamusal haktır ve okul yemeği programlarını uygulamak sosyal devlet ilkesinin gereğidir. Kamu eliyle, kamu kaynaklarıyla okul öncesinden yükseköğretime tüm öğrenciler için okul yemeği ve temiz suya erişim için yeterli bütçe ayrılmalı bir an önce okul yemeği programı hayata geçirilmelidir” diye konuştu.
    SİYASİ PARTİLERDEN ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI
    CHP’nin gölge eğitim bakanı ve Milletvekili Suat Özçağdaş söz alarak şunları söyledi:
    “Mesele çok sınıfsal bir mesele, CHP olarak koalisyona teşekkür ediyoruz, uzun zamandır mücadele ediyorlar. Geçen hafta kanun teklifi sunduk. CHP olarak Bu anayasal bir hak, evrensel bir çocuk hakkıdır.”

    Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, “Biz bugün burada çocuk katil sisteme karşı çocuk haklarını korumak için buradayız” diyerek şunları ekledi:
    “Çocuklara ayrılması gereken bütçeyi patronlara peşkeş çekiyorsunuz dedik. Bütçeden çocukların hakkını istemek çocuklar yoksulluktan ölmesin demek, çocuklar MESEM’lerde ölmesin demek. Bu mücadele devam edeceğiz.”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Kezban Konutçu, eşitlik talebi ile mücadele verdiklerinin altını çizerek, “Çocuklara bir öğün talebi yaşam hakkının önemli bir parçası. Yaşam hakkı mücadelesini her alanda veriyoruz. Kendileri lükslerinden tasarruf etmezken yoksullara açlıktan ölmek kalıyor. Birlikte mücadele ederek çocuklarımızın da karnını doyuracağız” diye konuştu.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık da, “Öyle bir rejim inşa edildi ki bu ülkenin emekçilerini köle yapmak isteyen bir rejim var. Bu ülkede tek bir çocuk bile yatağa aç giriyorsa servetiniz çalınmıştır” dedi.
    Sol Parti Parti Meclisi Üyesi Sercan Dede ise, “Biz ne kadar sağlık ve eğitim hizmetleri kamusal olsun diyorsak onlar itibardan tasarruf olmaz diyorlar. Bütün çocuklarımızın sağlıklı, nitelikli eğitim alabilmesi için mücadeleyi sürdüreceğiz” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Millioğulları: Hijyen sorunu AKP’nin çözümsüzlüğünü gösteriyor-VİDEO

    Millioğulları: Hijyen sorunu AKP’nin çözümsüzlüğünü gösteriyor-VİDEO

    PİRHA-Malatya Eğitim Sen Şubesi Başkanı Nevzat Millioğulları, depremin ardından okullardaki öğrenci sayısını azaldığını ve mevcut okullardaki ders sürelerinin arttığını, bununla birlikte eğitim seviyelerinde azalma olduğunu belirtti. Millioğulları, çocukların depremin ardından korktuklarını ve ebeveynlerini bırakmak istemediklerini söyledi.

    Yeni eğitim yılıyla birlikte okullar açıldı. Depremin etkili olduğu Malatya’da 182 bin öğrence eğitim alıyorken depremden sonra bu sayı 150 binlere düştü. Benzer düşüş öğretmen sayısında da yaşandı. Deprem öncesi öğretmen sayısı 12 bin civarındayken şu anda bu rakam 10 binlere düştü.

    Tahrip olan şehirde öğretmenler ve öğrenciler hem okulların hasarlı olmasından hem de barınma sorunu yaşadıkları için başka şehirlere göç etmek durumunda kaldı.

    “BİRÇOK ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİ BAŞKA ŞEHİRLERE GÖÇ ETTİ”

    Malatya Eğitim Sen Başkanı Nevzat Millioğulları, 6 Şubat depremiyle birlikte öğrenci ve öğretmenlerin şehri terk ettiğini kaydederek, “Malatya’da mevcut eğitim kurumu sayısı 851, bunların 654 tanesi devlet okulu, 111 tanesi özel okulu, geriye kalanı da kuran kursudur. Toplamda okuyan öğrenci sayısı yüz elli dokuz bin on altı. Daha önce 182 bindi. Şu an 25 bin öğrenci yok. Daha önce 12 bin küsür öğretmen vardı şu an 10 bin 924 öğretmen var. Depremden sonra birçok öğretmen şehri terk etti. Şu anda hali hazırda birçok okul sayısı birleştirildi. Şu anda ikili eğitim yapıldığı ve ortaokul ve ilkokullar bir araya geldiği için küçük çocuklar ve büyük çocuklarla bir uyum sakıncasını doğuruyor. İkili eğitimde mecbur ders saat süreleri 30 dakikadan 35 dakikaya çıkarılıyor. Bu şekilde çocukların eğitim hakkından kısmak durumunda kalınıyor, teneffüslerin süresi azaltılıyor” diye konuştu.

    “HİJYEN SORUNU AKP’NİN ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜNÜ GÖSTERİYOR”

    Okullardaki hijyen sorununa da değinen Millioğulları, şunları dile getirdi:

    “Deprem sonrası depremden kaynaklı değil ama hükümetin almış olduğu tasarruf teşviklerinden dolayı kaynaklı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın da çok baskın olmamasından ötürü bir temizlikçi ve hijyen sorunu başladı. Okullardaki hijyen sorunu problemli. Kendi çalıştığım okul üzerinden değerlendirirsek daha yeni yeni hijyen sorunu oturtuluyor ama çevre temizliği kaba temizliği gibi sorunlar var ve onlar yerine oturamıyor. Bu da çocuklar için aileler için sağlık problemi yaratıyor.

    AKP’nin geldiği bu durum aslında siyasi iktidarın çıkmazını ve çözümsüzlüğünü gösteriyor. Ülkede toplumsal huzursuzluk var ve toplumda bir talep de doğması gerekirken, değişim istemesi gerekirken ne yazık ki anlam veremediğimiz bir şekilde anlamsız, cılız bir ses çıkıyor, bu cılız sesler de muhalif sendikalardan çıkıyor.”

    Depremin çocukların psikolojisi üzerinde etki bıraktığını söyleyen Millioğulları, “Çocuklar depremin ardından bir korku yaşıyor ve ailesini bırakmak istemiyor ve güven problemi yaşıyorlar” ifadelerine yer verdi.

    “BECERİYE DÖNÜŞMEYEN BİLGİNİN SAMAN YIĞININDAN FARKI YOK”

    Eğitim Sen Başkanı Millioğulları, eğitimdeki kalitesinin düştüğünü aktararak, “Geleceğiniz dediğiniz çocuklara bir öğün yemek veremiyorsanız, bir bardak temiz su veremiyorsanız baştan zaten geleceği kaybediyorsunuz. Eğer Türkiye bu sorunu yaşıyorsa, hala açlıkla boğuşuyorsa, 2018’den bu yana ekonomik krizin içinden çıkamıyorsa bunun en büyük nedeni siz bilgiyi doğru aktaramıyorsunuz, çocuklara septik düşündüremiyorsunuz ve aktardığınız bilgiyi tecrübeye çeviremiyorsunuz. Beceriye dönüşmeyen bilginin saman yığınından bir farkı yoktur. Milli Eğitim Bakanlığı 22 yılda 18 defa müfredatı değiştirmiş. Her iki yılda müfredatla oynayamazsınız. Biz gerçekçi bir eğitim hazırlayamıyoruz. AKP iktidarının ideolojik hedefleri doğrultusunda hareket ediyoruz” şeklinde konuştu.

    Millioğulları, yeni eğitim modeli olan Maarif Eğitim modeli hakkında da konuştu. Maarif model ile iktidarın kendi ideolojine göre insan yetiştirmeyi hedeflediğini vurgulayan Millioğulları, “22 yılda sokaktaki suç oranlarının istatistiklerine baktıkları zaman hiç de öyle bir şey çıkmıyor. Din derslerinin veriliyor olması sokaktaki şiddet oranına etki etki etmediğini 22 yılda suç oranlarının arttığını istatiksel olarak artış gösterdi. Buna baktığımızda bir yerde hata yapıldığını fark ediyorsunuz” diye ifade etti.

    Kamber YILDIZ/MALATYA

     

  • Adıyaman’da 4 gün sürecek ‘Çocuk Şenlikleri Festivali’ başladı- VİDEO

    Adıyaman’da 4 gün sürecek ‘Çocuk Şenlikleri Festivali’ başladı- VİDEO

    PİRHA- ‘Adıyaman Bir Arada Çocuk Şenlikleri’ kapsamında Yeni Mahalle KESK konteyner alanında çocuk şenlikleri etkinliği düzenlendi. Şenlikte çocuklara yönelik etkinlikler düzenlendi.

    Adıyaman’da Eğitim Sen, Mordem Sanat Merkezi, Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği (FİSA) Çocuk Hakları Merkezi tarafından 4 gün boyunca sürecek olan etkinliğin ilk gününde çocuklar için çeşitli oyunlar düzenlendi. Yüzlerce çocuğun olduğu alanda, müzik, resim atölyesi, kukla atölyesi, kil atölyesi gibi sanatsal çalışmalar yapıldı.

    6 Şubat’ta ağır hasar alan şehirde çocukları hem eğlendirmek hem de depremden bu yana yaşadıkları travmayı atlatmak için birçok çocuk ve aile şenliğe katıldı.

    4 gün sürecek olan etkinlik 25 Nisan’da son bulacak. Aileleriyle gelen çocuklar müzik eşliğinde dans ettikten sonra boya, hamur, resim, oyuncaklar yaptı. Anneler ve babalar da oyun oynayarak çocuklarına eşlik etti.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

     

     

     

  • Eğitim-Sen: Devlet kurumları inanç alanını istismar etmekten vazgeçsin

    Eğitim-Sen: Devlet kurumları inanç alanını istismar etmekten vazgeçsin

    PİRHA- Eğitim-Sen, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün “Kur’an tilaveti ve 100 hatim duası” etkinliğine tepki göstererek, toplumsal yaşamın bütün alanlarında olduğu gibi, eğitim sisteminde de ‘tek din, tek mezhep’ anlayışına dayalı siyasal-ideolojik kuşatma yaşandığına dikkat çekti.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), tüm okullarda hatim ve mevlit programı düzenleme genelgesi yayınladı. Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü de “Kur’an tilaveti ve 100 hatim duası” etkinliği yapacak.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM-SEN) konuya dair yazılı açıklama yaptı. Eğitim-Sen tarafından yapılan açıklamada, Türkiye’de eğitim sisteminin en temel bilimsel ilkelerden ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşıldığına vurgu yapılarak, toplumsal yaşamın bütün alanlarında olduğu gibi, eğitim sisteminde de ‘tek din, tek mezhep’ anlayışına dayalı siyasal-ideolojik kuşatma yaşandığı dile getirildi.

    Toplumsal yaşamı ve eğitim sistemini tamamen dini söylemler üzerinden biçimlendirme uygulamalarına her geçen gün yenileri eklendiğine işaret edilen açıklamanın devamında şunları ifade edildi:

    “Bu durumun son örneği Cumhuriyetin 100. Yılı kutlamaları ile ilgili olarak gündeme gelmiştir. Ankara Valiliği ve Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet’in 100. Yılı kutlamaları bir kutlama programı olmaktan çok, laiklik ilkesine aykırı olarak, resmî kurumlar tarafından düzenlenen bir “dini etkinlik” olarak planlamıştır.

    Ankara Valiliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından ortaöğretim kurumlarına gönderilen programın başlığı “Cumhuriyetin 100. Yılı Anma Programı” olarak belirlenmiş, programın içeriği imam hatip öğrencileri tarafından hazırlanmıştır. 23 Ekim günü Talim ve Terbiye Kurulu Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek olan “Cumhuriyetin 100. Yılı Anma Programı” çerçevesinde ‘Kur’an-ı Kerim Tilaveti’, ‘Cumhuriyetimizin 100. Yılında 100 Hatim Duası’ gibi başlıkların yer alması dikkat çekicidir. Resmi devlet kurumlarının hemen her konuda olduğu gibi, Cumhuriyetin 100. Yılı kutlamalarını da dini etkinlik haline getirmek istemesi, laiklik ilkesine temelden aykırıdır ve kabul edilemez bir durumdur.

    Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız olmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, iş yerinde, üniversitede, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayrım yapılmamasına bağlıdır.

    Devletin bütün inanç, kimlik ve dünya görüşleri karşısında eşit mesafede ve tarafsız olması gerekirken, sadece belli bir inanç sisteminin kurallarını ve değerler sistemini her fırsatta gündeme getirerek tüm topluma dayatması kabul edilemez. Eğitim sisteminin ve toplumsal yaşamın bütün alanlarının, iktidarın siyasal-ideolojik çizgisine göre biçimlendirilmek istenmesi ve kamu kurumlarının bu amacı gerçekleştirmek için seferber edilmesi doğru değildir. Devlet kurumları inanç alanını iktidarın siyasal çıkarları için istismar etmekten vazgeçmelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Okullara imam atanmasına karşı Adana’dan ses yükseldi

    Okullara imam atanmasına karşı Adana’dan ses yükseldi

    PİRHA- Adana’da bir araya gelen yüzlerce yurttaş okullara imam atanmasına tepki göstererek, “Bizler bu projeye rızalık vermiyoruz” dediler.

    Emek ve Demokrasi Güçleri Atatük Parkı’nda yüzlerce yurttaşın katılımıyla eylem yaptı. Katılımcı kurumlar adına basın açıklamasını Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Hüseyin Kaya ve Adana Alevi Platformu Dönem Sözcüsü Hamit Karaoğullarından okudu.

    “TEK RENK, TEK DİL, TEK DİN ANLAYIŞINA KARŞIYIZ”

    Adana Alevi Platformu Dönem Sözcüsü Hamit Karaoğullarından, “ÇEDES ile eğitimimize, inancımıza ve yaşantımızın her alanına yapılan faşizan uygulamaların adım adım yansımasını oluşturmaktadır. Bilinmelidir ki Alevi inancında rızalık esastır, bizler bu projeye rızalık vermiyoruz” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tekçi mezhep anlayışında olmasından dolayı kaldırılmasını istediklerini belirten Karaoğullarından, “Öğrenciler arası ötekileştirici ve nefret söylemine yol açan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’nin de kaldırılmasını istiyoruz. Devlet bütün inançlara eşit uzaklıkta olmalıdır. Son dönemlerde yapılan bir çalışma ile inanç önderlerimize maaş bağlanmasını inancımıza müdahale olarak görüyor, reddediyoruz. Bizler tek renk, tek dil, tek din anlayışına karşıyız” diye konuştu.

    Farklılıkların kendi özünde yaşam bulmasını, özgünlüklerine müdahale olmamasını istediklerini ifade eden Karaoğullarından, “Özgür ve özgün yaşamlarımız laiklikle taçlanana kadar ve de tüm değerlerimiz yaşam bulana kadar mücadelemizin ve dayanışmamızın süreceğini bildirmek isterim.  Farklılıklarımız, zenginliğimizdir. Farklılıklarla birlikte demokratik, özgür, eşit ve laik bir yaşam inancımıza uygun bir yaşamdır” şeklinde ifade etti.

    “ÖĞRENCİLERİN DİNCİ TARİKAT VE CEMAATLERİN KUCAĞINA İTİLMESİNE SEYİRCİ KALMAYACAĞIZ”

    Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Hüseyin Kaya da, eğitim sisteminin ve toplumsal yaşamın bütün alanlarını dini kural ve değerler doğrultusunda yeniden biçimlendirmek isteyen siyasi iktidar ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın laik eğitim ve laik yaşama açıkça meydan okuyan adımlar atmayı sürdürdüğüne işaret ederek, “Bugüne kadar eğitim alanında Millî Eğitim Bakanlığı ile başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere, dini vakıf ve dernekler arasında çok sayıda iş birliği protokolü imzalanmış, okullar dini dernek ve cemaatlerin temel faaliyet alanları halinde getirilmiştir. Geçtiğimiz yıllar içinde eğitimi dinselleştirme süreci adım adım ilerlerken, doğrudan laik eğitimi ve laik yaşam tarzını hedef alan uygulamalar her geçen gün artmaktadır” ifadelerine yer verdi.

    “ÇEDES projesi üzerinden öğrencilerin dinci tarikat ve cemaatlerin kucağına itilmesine seyirci kalmamız mümkün değildir” diyen Kaya, “Laiklik ilkesi ve laik eğitim, toplumdaki farklı inanç, farklı mezhep, farklı kimlik, farklı cinsiyet ve cinsel kimlikler ile inananlar ve inanmayanların bir arada barış içinde yaşayabilmeleri için son derece önemlidir. Türkiye’de yıllardır bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik her türlü uygulamadan derhal vazgeçilmelidir” çağrısında bulundu.

    PİRHA/ADANA

     

  • ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO

    ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO

    PİRHA-Hükümetin ÇEDES projesi kapsamında okullara imam ve din görevlileri atamasına tepki gösteren Eğitim-Sen İstanbul 3 No’lu Şube Üyesi Ayşe Panuş, okullara imam atanmasının dinselleştirme politikalarının bir parçası olduğunu söyledi. Panuş, “Okullarda manevi danışman olamaz. Manevi danışman olacaksa camilerde, cemevlerinde, kiliselerde yapsınlar. Bizim psikolojik danışmana ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı. 

    Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında, birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atandı.

    Geçmişte de benzer projelerle eğitim alanı laiklikten uzaklaştırılarak dinselleştirilmeye çalışılmıştı. Şimdi de ‘Manevi danışmanlık’ adı altında din görevlilerinin okullara atanması başta eğitimciler olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden tepki topluyor. Tekçi, dinci zihniyetle uygulamaya konulan bu projeye özellikle Alevilerden itiraz sesleri yükseliyor.

    “OKULLARDA MANEVİ DANIŞMAN OLMAZ”

    Eğitim-Sen İstanbul 3 No’lu Şube Üyesi Ayşe Panuş bu konudaki görüşlerini PİRHA ile paylaştı.

    Panuş, “Okullara imam atanması mevzusu başlı başına dinselleştirme politikalarının bir parçası. Bir imamın pedagojik formasyonu yoktur. Okullarda din kültürü öğretmenleri var, onların pedagojik formasyonu var. Okullarda manevi danışman olamaz. Manevi danışman olacaksa camilerde, cemevlerinde, kiliselerde yapsınlar. Bizim psikolojik danışmana ihtiyacımız var” dedi.

    “BİNLERCE REHBER ÖĞRETMEN İŞSİZ”

    Okullara manevi danışmanlık hizmeti vermesi için imamların ataması yapılırken bu konuda uzmanlaşmış ve eğitimini tamamlamış öğretmenlerin atama beklediğini ifade eden Panuş, “Binlerce rehber öğretmen işsiz kalırken, ataması yapılmamışken karşımıza dinselleştirme politikalarının bir ürünü olan imam atamaları çıktı” dedi.

    “ANAYASAYA VE İNSAN HAKLARINA AYKIRI”

    Ayşe Panuş açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:

    “Buradaki amaçları tüm okulları imam hatipleştirmekse bu, devletin anayasasına da insan haklarına da aykırı bir durum. Maneviyatı toplumun kendisi oluşturur bir imam oluşturamaz. İmamlar camilere geri dönsün. Hiçbir psikolojik pedagojik eğitim sürecinden geçmeyen kişilerin okullara girmesi demek yeni çıkmazlara yol açacak diye düşüyorum. Laiklik ilkesi çiğneniyor. Bir okulda herhangi bir inancı devletin sürekli örgütlemesi demek laiklik ilkesinin tümden ortadan  kaldırılması anlamına geliyor. Eğitim-Sen ilk eylemini geçtiğimiz cumartesi günü tüm Türkiye’de eş zamanlı yaptı. Önümüzdeki günlerde diğer bütün kurumlarla ortak bir mücadele hattını kuracaklar. Bütün velilere şunu söylüyorum ister dindar olun ister olmayın bu tür popülist politikalara lütfen kanmayın. Eğitim parasız ve bütün çocuklara eşit olması için mücadele edelim. Bir inancın diğer inançların önündeki egemenliği olmasın. Bütün çocuklarımız için mücadele edelim. Biz bütün inançların kendini özgürce ifade etmesi için devletin tarafsız olmasını talep etmeliyiz ve bunun için mücadele vermeliyiz. Hepinizi buraya davet ediyorum”

    Devrim FINDIK- Dilan ŞİMŞEK/ İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO

  • Okullara imam atanmasına karşı İstanbul’daki kurumlar açıklama yapacak

    Okullara imam atanmasına karşı İstanbul’daki kurumlar açıklama yapacak

    PİRHA-Eğitim-Sen, Veli-Der, Eğit-Der, Halkevleri, ABF, PSKAD, AKD ve DAD yöneticileri ve üyeleri, okullara imam atanmasının durdurulması için 10 Haziran Cumartesi günü saat 18.00’de Kadıköy Süreyya Operası önünde ortak açıklama yapacak.

    İzmir ve Eskişehir’deki milli eğitim müdürlüğü ile il müftülüğü arasında imzalanan protokol kapsamında “manevi danışmanlık” hizmeti adıyla okullara imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kur’an kursu öğreticilerinin görevlendirilmesine tepkiler yükseliyor.

    Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ortaokullar ve ve imam hatip ortaokulları, gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı il/ilçe spor müdürlükleri, gençlik merkezleri ile Diyanet İşler Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) Projesi kapmasında okullarda imamların görevlendirilmesine tepkiler yükseliyor.

    Laik ve bilimsel eğitim karşı uygulamaya konulan ÇEDES Protokolü’nün iptal edilmesi için Eğitim-Sen, Öğrenci Veli derneği (Veli-Der), Eğitimciler Derneği (Eğit-Der), HalkEvleri, Sosyal Hak Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSKAD), Alevi Kültür dernekleri (AKD) ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) 10 Haziran Cumartesi günü saat 18.00’de Kadıköy Süreyya Operası önünde basın açıklaması yapacaklar. Açıklamaya herkes davet edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘AKP’nin sunduğu ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ teklifi tam bir hayal kırıklığı’

    ‘AKP’nin sunduğu ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ teklifi tam bir hayal kırıklığı’

    PİRHA-AKP tarafından Meclis’e sunulan ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ teklifine tepki gösteren CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, “Dağ fare doğurdu. AKP, “hazırlıyoruz”, “hazırladık”, “Saraydan çıktı, çıkacak” diyerek beklentileri o kadar yüksek tuttu ki Meclis’e sunduğu Öğretmenlik Meslek Kanun Teklifi tam bir hayal kırıklığı yarattı” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili ve Eğitim Sen Kurucu Genel Başkanı Yıldırım Kaya, AKP Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunduğu ‘Öğretmenlik Meslek Kanununu’ eleştirirken; “Dağ fare doğurdu. AKP, “hazırlıyoruz”, “hazırladık”, “Saraydan çıktı, çıkacak” diyerek beklentileri o kadar yüksek tuttu ki Meclis’e sunduğu Öğretmenlik Meslek Kanun Teklifi tam bir hayal kırıklığı yarattı” dedi.

    24 Haziran 2018 genel seçimlerinde tüm partilerin ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ çıkarma sözü verdiğini hatırlatan Kaya, CHP olarak eğitimin tüm bileşenlerinin görüşlerini alarak 23 Kasım 2018 günü Meclis’e kanun teklifi verdiklerini ifade etti.

    Kaya, “Ancak o günden bu güne teklifimiz Meclis’in tozlu raflarında bekletiliyor. AKP ise seçimde verdiği sözleri unutarak ne bizim teklifimizi Meclis’e getirdi, ne de kendisi bir teklif sundu. Ta ki 2021 yılının sonu gününe kadar. Bugün 31 Aralık 2021’de sarayda hazırlanan 12 maddelik bir Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi’ni TBMM Başkanlığına sundu” dedi.

    “SUNULAN KANUN TEKLİFİ TAM BİR HAYAL KIRIKLIĞI”

    AKP’nin Meclis’e sunduğu kanun teklifini ‘hayal kırıklığı’ olarak değerlendiren Kaya, şu ifadelere yer verdi:

    “Ancak “Dağ fare doğurdu.” AKP “hazırlıyoruz”, “hazırladık”, “Saraydan çıktı, çıkacak” diyerek beklentileri o kadar yüksek tuttu ki Meclis’e sunduğu Öğretmenlik Meslek Kanun Teklifi tam bir hayal kırıklığı yarattı. AKP’nin “Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi” diye Meclis’e sunduğu, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce iptal ettiği düzenlemelerin ısıtılarak Meclis’in gündemine taşınmasından öteye geçmiyor.

    Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği öğretmenleri ayrıştıran kariyer basamakları yeniden getiriliyor. Türkiye’nin tek Başöğretmeninin Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olduğu “unutularak” başöğretmenlik bir basamak olarak görülerek öğretmenlere veriliyor.

    Öğretmenlerin ekonomik ve özlük hakları yeterince düzenlenmediği gibi; sözleşmeli, ücretli öğretmen çalıştırma, öğretmen yetiştirme politikaları da teklifte yer almıyor. 3600 ek gösterge 2023 yılına bırakılırken, emekli öğretmenler de bu kapsamın dışında kalıyor.”

    “AKP, TRİBÜNLERE OYNAMAK İSTİYOR”

    Kaya, iktidarın yılın son günündeki çıkışı ile algı yaratmaya çalıştığını söyleyerek, şöyle devam etti:

    “Özetle, AKP’nin öğretmenlerin derdine derman olacak bir Öğretmenlik Meslek Kanunu yapmayacağı ortada. Yılın son günü, son saatlerinde bir teklif getirerek tribünlere oynamak istiyor. Ancak biz buna asla izin vermeyeceğiz. Öğretmenlerimizin hak ettiği, öğretmenlik mesleğinin onuruna yakışır bir Öğretmenlik Meslek Kanununu halkın iktidarında çıkartacağız.

    Buradan tüm eğitim bileşenlerine bir çağrı yapıyorum. CHP olarak 23 Kasım 2018 yılında TBMM Başkanlığına verdiğimiz Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi’ne göz atın. Önerilerinizi gönderirseniz, bizler de eksikliklerimizi tamamlama fırsatı buluruz.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Mersin Eğitim Sen Başkanı Sümbül: Mersin’de 111 sınıf kapandı-VİDEO

    Mersin Eğitim Sen Başkanı Sümbül: Mersin’de 111 sınıf kapandı-VİDEO

    PİRHA-Mersin Eğitim-Sen Şube Başkanı Mahmut Sümbül, okullarda gerekli önlemlerin alınmadığından kaynaklı salgın vakalarının arttığını ve 111 sınıfın Mersin’de kapandığını belirtti. Üniversite öğrencilerinin barınma sorunlarının bir an önce çözülmesi gerektiğini vurgulayan Sümbül, iktidara seslenerek, öğrencileri kriminalize etmek yerine boş ve atıl durumdaki kamu kurumlarının tadilattan geçirilip öğrencilere tahsis edilmesini istedi.

    Yüz yüze eğitimin başladığı günden bu yana koronavirüs salgınından kaynaklı okullarda vaka sayıları yükseliyor. Yardımcı hizmetli sayısının azlığı, sınıf mevcut sayısının yüksek olması, ikili öğretimlerin devam ettiği okul önlerindeki yığılmalar gibi konularda sorunlar devam ederken, yetkililer maske ve dezenfektan sağlandığını ve hiçbir ‘sorunun’ olmadığını savunuyor.

    Türkiye’de 6 Eylül’de başlayan yüz yüze eğitim, koronavirüs vaka sayısında da artışı beraberinde getirdi. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Merkezi’nin ülke genelinde son bir hafta içinde ulaşan vaka sayılarına göre, okullarda temaslı ve pozitif öğretmen sayısı 522, temaslı ve pozitif öğrenci sayısı 5305, temaslı ve pozitif personel sayısı 15 olmuştur. Kapanan sınıf sayısı 1736’dir.

    Eğitim Sen Mersin Şubesi Başkanı Mahmut Sümbül, okullarda yaşanan vaka sayılarına ve alınmayan tedbirlere ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    MEB’in 1,5 yıldır devam eden salgın sürecinde yüz yüze eğitime yeterince hazırlık yapmadığını, bunun nedeninin de strateji geliştirme, planlama yapma ve karar alma süreçlerinde yaşanan sistemsel kriz olduğunu belirtti.

    “OKULLARDAKİ VAKA SAYILARI HER GEÇEN GÜN ARTIYOR”

    Okullar eğitime başlamadan önce salgına karşı alınacak tedbirler konusunda hem il düzeyinde hem de genel merkez düzeyinde Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileriyle görüşmeler yaptıklarını ve önerilerini sunduklarını ifade eden Sümbül, ancak alınmayan tedbirler sonucu okullardaki vaka sayılarının her geçen gün arttığını söyledi.

    Sümbül, bakanlığın algı yönetimi yaparak sorun yokmuş, her şey yolunda gidiyormuş imajı vermek istediğini söyleyerek, sahada tam tersi bir süreci yaşandığını ve uyarılar dikkate alınmadığı takdirde de devam edeceğini dile getirdi.

    Pandemi döneminde vaka sayılarını kamuoyuyla paylaşan Eğitim Sen’in, haftalık verileri ulaşabildikleri illerden alarak kamuoyuyla paylaştıklarını belirten Sümbül, “Mersin’de ise geçen hafta 16 öğretmen, 48 öğrenci ve 35 sınıfın kapanması şeklindeyken, bu hafta bunlara 76 sınıfın kapanması, 26 öğrenciyi, 10 öğretmeni ve 1 hizmetli eklenmiş oldu” dedi.

    “DERSLER 30 DAKİKA OLMALI”

    Milli Eğitim’in hazırlık düzeyi sadece maske ve dezenfektan şeklinde kalmaması gerektiğinin altını çizen Sümbül, sınıfların havalandırılması ve teneffüs saatlerinin uzatılması gerektiğine dikkat çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ders saatlerinin 30 dakikaya indirilmesi için adımlar atıldı. Valilikler karar alırken, MEB’in müdahalesiyle karşılaştılar ve kararlarını geri çektiler. Bu bilimsel değil. Mutlaka derslerin 30 dakika olmalı. Sınıflardaki havalandırmalar da sıkıntılı, yönetmeliklere uygun değiller. Sınıfların havalandırılması maske ve dezenfektandan çok daha büyük önem taşıyor. Bu konuda da MEB’in bir hazırlığı yok.”

    İŞ-KUR üzerinden personel alımının yapıldığını aktaran Sümbül, “Bu çalışma hem geç kalınmış bir durum hem de alınan personelin yetersizliği söz konusu. Aynı zamanda alınanların bir kısmı daha önce eğitim sistemi içinde yer alırken bir kısmı ise yeni dahil olacak. Bu tablo da kadro ihtiyacının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor” diye konuştu.

    “ATAMALAR ÖĞRETMEN AÇIĞINI KAPATMAYA YETMİYOR”

    Sümbül, ihraç edilen sağlık ve eğitim emekçilerinin bir an önce göreve iadesinin sağlanması gerektiğini vurgulayarak, “6 yıl geçmesine karşın hala göreve iade olmayan arkadaşlarımız var. Bunun yanında ataması yapılmayan öğretmenlerimiz var. Öğretmen aşığı resmi rakamlara yansımasına rağmen MEB 20 bin ardından da 15 atama yapma kararı aldı. Bu rakamlar öğretmen açığını kapatmaya yetmiyor” ifadelerini kullandı.

    MEB’e yeterli bütçenin ayrılmadığına işaret eden Sümbül, MEB’in yerine Diyanet İşleri Başkanlığı’na bütçe ayrıldığını söyleyerek, ülke genelinde barınma sorunu yaşayan öğrencilerin durumuna dikkat çekti.

    “ATIL DURUMDA OLAN KAMU BİNALARI YURDA DÖNÜŞTÜRÜLMELİ”

    Sümbül, iktidarın öğrencilerin taleplerini görmezden gelip kriminalize etmeye çalıştığını belirterek, barınma sorununun çözümüne dair de şu önerilerde bulundu:

    “Mersin Devlet Hastanesi ve Mersin Üniversite Hastanesi’nin boşaltılmış binaları atıl durumda. Bu binalar gerekli düzenlemeler yapılarak öğrenci yurtlarına dönüştürülebilir. Tüm Türkiye genelinde de benzer örnekler vardır. Devlet, sosyal devlet olma gereğini yerine getirmelidir.”

    Diren KESER/MERSİN

     

     

     

     

     

     

     

  • Eğitim-Sen İstanbul 3 No’lu Şube: Okullarda hiç bir tedbirin alınmadığını gördük-VİDEO

    Eğitim-Sen İstanbul 3 No’lu Şube: Okullarda hiç bir tedbirin alınmadığını gördük-VİDEO

    PİRHA-Eğitim-Sen İstanbul 3 No’lu Şube, okullarda yaşanan sorunlar ve Covid-19 durumlarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Şube Başkanı Ayfer Koçak, “Okullara gittiğimizde hiçbir tedbirin alınmadığını gördük. Okulların yüz yüze eğitime devam edebilmesinin çabası içerisindeyiz. Bir buçuk yıllık kayıp dönemin uzatılmasından kaygılıyız” dedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) İstanbul 3 No’lu Şube, yüz yüze eğitimin başlamasının ardından Şişli, Beyoğlu, Beşiktaş, Sarıyer ve Kağıthane’deki okullarda yaşanan sorunlar ve Covid-19 durumlarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Şube binasında yapılan açıklamaya Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik de katıldı.

    3 No’lu Şube Başkanı Ayfer Koçak iki yıllık süreçte birçok önerilerinin olduğunu söyleyerek, “Eğitim-Sen olarak yüz yüze eğitim şartlarının yaratılmasını defalarca ifade ettik. Geldiğimiz aşamada dünyanın en fazla okul kapatan özelliğini maalesef ülkemizde gördük. Bu dönem çok değerliydi. Okullara gittiğimizde hiçbir tedbirin alınmadığını gördük. Okulların yüz yüze eğitime devam edebilmesinin çabası içerisindeyiz. Bir buçuk yıllık kayıp dönemin uzatılmasından kaygılıyız” dedi.

    “OKULLARIN ÇOĞU SALGIN KOŞULLARINA UYGUN HALE GETİRİLMEDİ”

    Basın açıklamasını da Koçak okudu.

    Açıklamada, “2020-2021 eğitim öğretim yılı başlamadan önce, Türkiye’de salgın nedeniyle 1,5 yıl okullar kapalı kalmıştır. Ülkemiz dünyada pandemi döneminde eğitime en çok ara veren ülkelerden olmuş, uzaktan ancak ondada binlerce öğrenciye ulaşılamadan bir süreç yürütüldü.

    Bu süre zarfında milyonlarca çocuk eğitime erişemeyerek var olan fırsat eşitsizliği daha da derinleşmiştir. Sendikamızın tüm çağrılarına rağmen okulların fiziki altyapı sorunları giderilmemiş, derslik sayısı ihtiyaç oranında arttırılmamıştır. İl ve ilçe milli eğitim müdürlükleri ‘okullarda gerekli önlemleri aldık’ ifadesini kullansa da ülke genelinde olduğu gibi bölgemizde de okulların önemli bir bölümünün salgın koşullarına uygun hale getirilmediği; gerekli altyapı hazırlıklarının yapılmadığı okul tadilat ve inşaatlarının bitirilemediği görülmektedir” denildi.

    “GEÇEN YILDAN KALAN ÖĞRETMEN AÇIKLARI KAPATILMAMIŞTIR”

    “Yüz yüze eğitime uzun süre ara verilmesine rağmen, ciddi bir eğitim planlamasıyla yeni eğitim ve öğretim yılı hazırlıklarının hiçbir okulda yapılmadığını görmekteyiz” diyen Koçak, “Bu doğrultuda ilçemizde geçen yıldan kalan öğretmen açıkları kapatılmamış, yeni okullar, ek derslikler inşa edilmemiş, okullara yeterli yardımcı personel alınmamıştır. Milli Eğitim temizlik sorununu okul yöneticilerine havale etmeyi tercih etmiş, okullarda yardımcı personel ihtiyacı karşılanmamıştır. Okullarımızda seyreltilmiş sınıf uygulaması hayata geçirilmemiştir. Yeterli ek derslikler planlanmamış dolayısıyla eğitim kalabalık sınıflarda risk altında eğitim devam ettirilmektedir.” ifadelerini kullandı.

    “İLKOKULLARDA 50 KİŞİLİK SINIFLAR VAR”

    Koçak, şöyle devam etti:

    “İlkokul 1. sınıflarda 50 kişilik sınıfların olduğunu belirterek, “Ek derslik ihtiyacını gidermek bir yana, yüz yüze eğitime başlandığı dönemde de okullar ‘depreme dayanıklılık güçlendirmesi’ adı altında kapatılmış, kapatılan okullardaki öğrenciler farklı okullara dağıtılarak sınıf mevcutları daha da arttırılmıştır. İlkokul 1.sınıflarda 50 kişilik sınıflar dahi var.

    Sınıfların havalandırılması için kış aylarını da dikkate alan bir pencere sisteminin tüm sınıflarda hayata geçirilmesine dair herhangi bir çalışma söz konusu olmamıştır. Eğitim emekçilerinin sendikamızın pandemi koşullarında ders sürelerinin 30 dakikaya indirilmesi, teneffüs sürelerinin havalandırma koşullarına uygun zaman planlanma taleplerimiz duymazlıktan gelinmiştir. Milli eğitim müdürlükleri sıralamış olduğumuz bu tedbirleri almayarak yüz yüze eğitimin devamını riske atmaktadır.”

    “OKUL KORİDORLARINDA EZAN OKUNMASI GİBİ PRATİKLER VAR”

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Biz eğitimciler eğitimde yaşanan sorunlar ve tedbirlerin alınıp alınmamasıyla ilgilenirken pandemi dışında da var olan sorunlarla cebelleşirken, basına da yansıdığı gibi İstinye Anadolu Lisesi’nde öğretmen kurul toplantılarında dua ile açılış yapılıp okul koridorlarında ezan okunması ve Kurtuluş Anadolu lisesinde de Cuma namazına göre saatlerin güncellenmesi gibi pratikler eğitimin dinselleştirme, kutuplaştırma, tek tipleştirmekle uğraşıyor.

    Son hafta şubemize çokça Covid pozitif ve karantinaya alınan sınıflar olduğu bilgileri geldi. Tedbirler hızla hayata geçirilmezse bu sayılar daha fazla yükselecektir. Eğitim Sen olarak tam zamanlı yüz yüze eğitimin devam edebilmesi için tüm eğitim bileşenlerini ve kamuoyunu bu süreci daha fazla sorgulamaya, sağlıklı ve güvenli bir eğitim ortamı için mücadele etmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Öğretmenden iktidara çağrı: KHK utancından kurtulun, evrensel hukuka uyun-VİDEO

    Öğretmenden iktidara çağrı: KHK utancından kurtulun, evrensel hukuka uyun-VİDEO

    PİRHA- KHK ile ihraç edilen önceki dönem Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç, “Yılın 365 günü unutulup, bir günde hatırlanmak istemiyoruz” dedi. 24 Kasım’ı 12 Eylül darbe hukukunun gündemleştirdiğini vurgulayan Kılıç, “Öğretmenler Günü” bütün dünyada 5 Ekim’de kutlanıyor. Bizlerin Eğitim Enternasyonalinden ve dünyadan kopuk hareket etmemiz çok mantıklı değildir” ifadelerini kullandı. 

    1994 yılında UNESCO tavsiyesiyle 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanmaya başlanırken, Türkiye’de 12 Eylül Darbesi sonrası 24 Kasım Öğretmenler Günü olarak kutlanma kararı alındı.

    Eğitim emekçileri her yıl hem 5 Ekim, hem de 24 Kasım tarihlerinde sorunlarına dair açıklamalar yaparken, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası binlerce öğretmen çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edildi.

    KHK ile ihraç edilenlerden biri de Eğitim-Sen İzmir 2 Nolu Şube önceki dönem Başkanı Hasan Ali Kılıç.

    Kılıç, yılın 365 günü unutulup bir günde birkaç dakika hatırlanmak istemediklerini belirterek, “Bu nedenle ülkenin gündeminde öğretmenler olacak. 364 gün unutulup bir gün ya da birkaç dakika hatırlanan, hak talebi söz konusu olunca biber gazlarına boğulan, demokrasi barış hak ve hakikat deyince ceza, sürgün ve ihraç yaşatılan öğretmen” dedi.

    “ÖĞRETMENLERDEN BİAT ETMESİ İSTENİYOR”

    24 Kasım’ı, öğretmenin örgütlülüğü olan TÖB- DER’i kapatan yönetici ve üyelerini işkencelerden geçirip tutuklatan 12 Eylül darbe hukukunun gündemleştirdiğini ifade eden Kılıç, şunları söyledi:

    “İtirazımız bu noktadadır. Yoksa öğretmenin yılda 2 gün de 5 gün de hatta yılın 365 gününde de anılması, öğretmenlerin meslek sorunlarımızın konuşulması mesleki itibarlarının artırılması gerekiyor ve bunun mücadelesini zaten veriyoruz. Bugün öğretmenlerden istenen, iktidara biat etmesi, ‘sen yaşa paşam’ demesi, itiraz etmeden yaşanan bütün hukuksuzluklara ve talana boyun eğmesidir.
    Bugün iktidar olan anlayış eğitimin içeriğini değiştirerek kendi siyasal tercihleri doğrultusunda eğitim emekçileri aracılığı ile hayata geçiriyor. Bugün yaşadığımız budur. Bilimden laiklikten, demokrasi ve barıştan uzak ezberci ve asimilasyoncu bir içerikle eğitimin sürdürülmesini istiyor. İtiraz edene de bütün hukuksuzlukları yaşatıyor. Ceza veriyor, açığa alıyor, sürgün ediyor ya da hukuksuz ihraç ediyor.”

    Kılıç, 15 Temmuz darbe girişimini Allah’ın bir lütfu olarak gören bu iktidar ihraç ettiği 130 bin kamu emekçisinin 41 bin 750’ sinin öğretmen olduğunu hatırlatarak, “1550 gündür ihraç edilen bu kamu emekçileri neden ihraç edildiğini bilmiyor. 51 aydır bir diğer hukuksuzluğun adı olan OHAL İnceleme Komisyonu hala dosyalarına bakmamış. Dosyaları incelenen arkadaşlarımıza da OHAL Komisyonu 2. hukuksuzluğu yaşatmış” ifadelerini kullandı.

    “ÖĞRETMEN BOŞ VAAD DEĞİL MESLEKİ İTİBAR İSTİYOR, DEMOKRASİ VE BARIŞ İSTİYOR”

    “Hukuksal hiçbir adli ve idari soruşturma geçirmeyen bu öğretmenler neden işlerine bir an önce başlatılmıyor?” diye soran Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kapitalist modernite, açlıkla, işsizlikle, çarpık kentleşmeyle, kar hırsıyla ihraçlarla tecritle yaşamlarımıza müdahale ediyor. Bütün toplumsal kesimleri susturmak istiyor. Toplumsal muhalefetin güç olmasını engelliyor. Demokrasinin gelişmesini faşist uygulamalarıyla engelliyor. Toplumsal hakikat mücadelesini hukuksuz uygulamalarla engelliyor. Barış talebini toplumu kamplaştırarak halklar arasında düşmanlık yaratarak önlüyor. Özgürlükler talebini ihraçlarla, sürgünlerle, baskı ve gözaltılarla önlemeye çalışıyor. Bu gün öğretmeni boş laflarla, yalanlarla artık avutamazsınız. Gerçekler ortaya saçılmış. Öğretmen de Türkiye halkları da bu gerçekleri görüyor. Yarattığınız bu siyasal ve ekonomik krizin faturasını size ödetmeye kararlıyız. Bugün bazen gazeteciye, bazen hekime, bazen siyasetçiye, belediye başkanına, kadına, gence öğretmene yönelmelerinin nedeni budur.”

    Kılıç, “Birleşip güç olursak bütün saldırıları ve hukuksuz uygulamaları sonlandıracağımıza olan inancımızı yineliyor, boş vaatler değil, demokrasi ve toplumsal hakikatle birlikte insanca yaşamak istiyoruz. Boş sözlerle değil KHK utancından kurtulun, evrensel hukuka uyun” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • PSAKD tutuklamalara karşı birçok ilde eş zamanlı açıklama yapacak

    PSAKD tutuklamalara karşı birçok ilde eş zamanlı açıklama yapacak

    PİRHA – Son günlerde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yöneticileri ile üyelerine yönelik gerçekleşen tutuklamalar ve gözaltılara ilişkin bugün PSAKD şubeleri birçok ilde eş zamanlı basın açıklaması yapacak.

    Geçtiğimiz günlerde birçok ilde PSAKD üye ve yöneticilerine yönelik polis baskını düzenlendi. Baskında gözaltına alınan eski PSAKD Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir ile bir önceki dönem Eğitim-Sen Malatya Şube Eş Başkanı Tarık Kaya savcılık ifadelerinin ardından tutuklandı. PSAKD Antalya Şube Yöneticisi Gürbüz Deniz ise ifadesinin ardından denetimli serbestlik ile bırakıldı.

    PSAKD şubeleri son dönemlerde kendilerine yönelik yapılan baskın ve tutuklamalara ilişkin birçok ilde bugün saat: 18.00’de eş zamanlı basın açıklaması gerçekleştirecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kemal Bülbül: Her kesimin mitingi sahiplenmesi önemlidir

    Kemal Bülbül: Her kesimin mitingi sahiplenmesi önemlidir

    PİRHA-17 Eylülde Kartal meydanında yapılacak olan miting ile ilgili açıklamalarda bulunan PSAKD 25 Dönem Genel Başkanı eğitimci ve yazar Kemal Bülbül, “Türkiye’nin demokrasisi eğitimi ve muhalefetin farklı kanatlarını birleştirmesi açısından bu miting önemlidir” dedi.

    Laik ve Bilimsel Eğitim için 17 Eylülde Kartal meydanında yapılacak olan mitinge sayılı günler kala toplumun farklı kesimleri yaptığı açıklamalarla mitinge katılım çağrısı yaparken. PSAKD 25 Dönem Genel Başkanı Eğitimci Kemal Bülbül PİRHA’ya açıklamalarda bulunarak mitinge katılım çağrısı yaptı.

    “FARKLI KESİMLERİNDE MİTİNGİ DESTEKLEMESİ ÖNEMLİDİR”

    Mitingin yapılmasındaki öneme vurgu yapan Bülbül, “Bu miting böylesi bir konjonktürde hem siyasal bir tavır açısından, hem demokratik tavır açısından hem Türkiye demokrasi muhalefetin farklı kanatlarını birleştirmesi, buluşturması açısından, böylesine yoğun bir baskı altında, her taraf kuşatılmışken, kamusal yaşam, ekonomik yaşam nefessiz bırakılmışken ciddi anlamda verilecek bir ses olması açısından değerlidir. Ayrıca toplumsal muhalefetin çok önemli bir kesimini temsil eden Alevi toplumu ve eğitim emekçileri tarafından ortaklaşa yürütülmesi açısından da değerlidir. Tabi belirttiğim gibi demokratik muhalefetin diğer güçlerinin de katılımı destek vermesi açısından oldukça önemlidir” dedi.

    “YAŞAMIMIZIN EN TEMEL UNSURU İÇİN ALANLARDA OLACAĞIZ”

    “Mitinge Alevi hareketinin bir emektarı, bir temsilcisi, bir çalışanı olarak katkıda bulunuyoruz” ifadelerini kullanan Bülbül, “Şuanda yapılan çalışmalara, derneklerde cemevlerinde yapılan toplantılara katılıp konu hakkında üyeleri, halkı bilgilendirme çalışması, katılım davet çalışması yapıyoruz. Ancak şunu özellikle belirtmek gerekiyor. Alevi toplumu ile eğitim ve bilim emekçileri tarafından hazırlanan bir miting olmasına rağmen Türkiye’nin en hakiki en temel sorunlarından birini içermesi açısından tüm toplumsal kesimlerin sahiplenmesi gerekiyor. Çünkü eğitim programı, eğitim çalışması ya da eğitim işlevi sadece devlet tarafından yürütülen bir şey değil. Eğitimde toplumu dönüştürme, geliştirme ve ilerletmede temel bir unsur olduğuna göre biz aslında yaşamımızın temel unsuru için alanda olacağız” ifadelerini kullandı.

    “YAŞAMIMIZ İÇİN BİR EĞİTİM CEMİ YAPALIM”

    “Eğitimi vurgularken, demokratik, laik, bilimsel, ana dilde eğitim isterken yaşamsal haklarımızdan birini istemiş oluyoruz. Yaşamımız için orada buluşalım, bir eğitim Cemi yapalım, yaşamımız için laiklik, demokrasi ve anadilde eğitim isteyelim” diyen Bülbül, “Öncelikle eğitimcilerin hem izahatta, hem programın yeniden yapılandırılmasında, hem fiilen defakto alan yaratarak eğitimin kamusal alana eğitimin yaygın eğitim projesi olarak topluma taşırılmasında ciddi işlevi, emeği ve görevi olan kesimiz bizler. Bunun için bir alternatif eğitim programı yapmalı. Cemevlerinde, derneklerde demokratik kitle örgütlerimizde, sivil toplum örgütlerimizde uygulanabilir hale getirmeliyiz. Tabi bu okuldaki gibi sistematik ders kitabına dayalı bir eğitimden çok insanları sorunlar karşısında aydınlatan, bilinçlendiren, kişilik kazandıran toplumsal dayanışma ve anlayışı benimsetmemiz lazım. Bir eğitimci olarak ben bunu bir görev olarak algılıyorum” dedi.

    HABER MERKEZİ

  • Okmeydanı Cemevi’nden Kartal Mitingi için ‘Sesimize ses, gücümüze güç katalım’ çağrısı-VİDEO

    Okmeydanı Cemevi’nden Kartal Mitingi için ‘Sesimize ses, gücümüze güç katalım’ çağrısı-VİDEO

    PİRHA – Eğitimde gericileşmeye karşı laik, bilimsel ve anadilde parasız bir eğitim için destek ve çağrılar büyüyor. Okmeydanı Cemevi 17 Eylül İstanbul Kartal Meyda’ında yapılacak olan mitingine duyarlı herkesin katılım için ‘sesimize ses, gücümüze güç katalım’ şiarıyla destek amaçlı video hazırladı.

    HABERİN VİDEOSU

    İstanbul Okmeydanı Cemevi’nin ‘Sesimize ses, gücümüze güç’ şiarıyla hazırladıkları videoda Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, gençler ve çocuklar 17 Eylül mitingine katılım çağrısı yapıyorlar.

    ABF ve Eğitim-Sen öncülüğünde yapılan ve tüm Alevi kurumları ile sivil toplum örgütlerinin katılacağı mitinge ilişkin hazırlık ve destekler sürüyor. Okmeydanı Cemevi’nin 17 Eylül’deki mitinge destek amaçlı hazırladığı ve çağrıda bulunduğu videoda:

    “Laik, bilimsel, kamusal, parasız ve anadilde eğitim için”, “cinsiyetçi eğitime karşı olmak için”, “çocuklara aydınlık bir gelecek bırakmak için”, “OHAL ve KHK karşı olmak için”, “Aleviler’in ve bütün inançların özgürlüğü için”, “tekçiliğe karşı durmak için”, “tarikat ve cemaat adı altındaki çetelere karşı olmak için” “17 Eylül’de Kartal Meydanı’nda sesimizi ve sözümüzü birlikte yükseltelim” ifadeleri kullanıldı.