PİRHA-Bingöl’ün Genç ilçesinde Murat Nehri üzerinde bulunan dört kum ocağı doğayı ve insan yaşamını olumsuz etkiliyor. Kum ocakları mevzuatta belirtildiği gibi çalışmalar yürütmediği için doğaya zararlarının çok büyük olduğunu dile getiren Genç İçin Bir Saat Derneği Başkanı Anıl Korkut, “Eskiden nehir tek koldan akardı şimdi ise birden fazla kola bölündü, baraj ve kum ocaklarının sayısı arttıkça her yıl onlarca insan hayatını kaybetmeye başladı” dedi.
Bingöl’ün Genç ilçesinde faaliyette olan 4 kum ocağı, kentte yaşamı olumsuz etkiliyor. Murat Nehri üzerinden geçen Genç Köprüsü yanında kurulan kum ocakları nehrin akışını da bozuyor.
Kum ocaklarıyla birlikte Murat Nehri’nde boğulma vakaları artarken, son olarak 24 Temmuz’da akıntıya kapılan bir çocuğu kurtarmaya çalışan Aydın Tutkal ve Mücahit Keser akıntıya kapıldı. Bir süre sonra Aydın Tutkal’ın cenazesine ulaşıldı.
Yaşanan ölümlerin ardından Genç halkı imza kampanyası başlatarak kum ocaklarının kapatılmasını istedi. Halk, kum ocaklarının daha fazla çevreye zararı vermemesi ve kurulan firmaların kanuna aykırı faaliyet yürütmemesi için gerekli denetimlerin yapılması çağrısında bulundu.
Toplanan imzalar Genç İçin Bir Saat Derneği tarafından Bingöl İl Özel İdaresi’ne gönderildi. Bingöl İl Özel İdaresi bir ay sonra derneğe yazılı cevap verdi. Gönderilen yazıda Murat Nehri yatağında ruhsatlı 3 özel firma ve 1 kamu kurumundan oluşan 4 kum-çakıl maden ruhsatının bulunduğu belirtildi.
Kurumun verdiği ruhsatların mevzuata uygun olduğunun savunulduğu yazıda, kum ocaklarının denetlendiği iddia edildi. Bingöl İl Özel İdaresi, 2013-2022 yılları arası aykırı faaliyette bulunan firma, şahıs veya kurumlara 1 milyon 135 bin 691 TL idari para cezası kesildiğini de ekledi.
“KUM OCAKLARININ DOĞAYA ZARARI ÇOK BÜYÜK”
Bir kilometrelik mesafede dört tane kum ocağının olduğunu dile getiren Genç İçin Bir Saat Derneği Başkanı Anıl Korkut, “Kum ocakları mevzuatta belirtildiği gibi çalışmalar yürütmediği için doğaya zararları çok büyük. Son zamanlarda insan ölümleri ve doğa tahribatı artmaya başladı. Eskiden nehir tek koldan akardı şimdi ise birden fazla kola bölündü, son zamanlarda baraj ve kum ocaklarının sayısı arttıkça her yıl onlarca insan hayatını kaybetmeye başladı” dedi.
PİRHA- Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, Dersim başta olmak üzere ülkenin dört bir yanındaki doğa kıyımı ve ekolojik tahribata karşı futbol turnuvası başlatıyor.
İzmir’de çalışmalarını yürüten Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği ülkenin farklı bölgelerinde devam eden ekolojik tahribat ve doğa kıyımına duyarlılık geliştirmek amaçlı futbol turnuvası düzenliyor.
BAŞVURULAR BAŞLADI
‘Kaz Dağlarından Toroslar’a, Dersim’den Cudi’ye Doğamızı Savunuyoruz’ şiarıyla gerçekleşecek turnuvaya ilişkin paylaşım yapan Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği şunları kaydetti:
“Çevresel ve ekolojik krizlerin derinleşerek yaşam alanlarımızı tehdit ettiği, kültürel dokumuzun mayası olan ana dilimizin giderek soluklaştığı bir dönemde Dersim Hozat’ta kesilen meşe ağaçları, Cizre’de kesilen ağaçlar, Kaz dağlarında kesilen zeytin ağaçları için sesimizi yükseltelim. Bu doğa bizim. Maden arama şirketlerine karşı ormanları yakarak sermayeye peşkeş çekenlere karşı ‘Doğa için el ele’ diyerek Dersimliler Derneği olarak futbol turnuvası başlatmış bulunmaktayız. ‘Doğa içi el ele’ diyerek yola çıkan turnuvamız, endüstriyel futbol anlayışına karşı; ‘Başka bir futbol mümkün’ diyerek saha içinde ve dışında gülmeyi, anadilimizde sohbet etmeyi değerli ve anlamlı bir çaba olarak sürdürmeyi amaçlamaktayız.”
6 kişiden oluşacak takımların futbol turnuvasına başvuruları başladı. Turnuvanın ilk maçı 17 Eylül, final maçı ise 23 Eylül’de gerçekleşecek.
PİRHA- Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere Köyü çevresini kuşatan sanayi kuruluşlarının sulara döktüğü atıklar ve saldığı zehirli gazlar sonucu birçok kişi kanser. Köydeki ölümlerin yüzde 90’ı kanser hastalığından. Köylüler, “Alevi köyü olduğumuz için kıllarını kıpırdatmıyorlar, zehir soluyoruz” diyerek duruma isyan ediyorlar.
Manisa Turgutlu’ya bağı Alevi köyü Çepnidere tarım ve hayvancılıkla uğraşırken, 2000’li yıllarda zehir saçan sanayi tesislerinin hedefi haline geldi. ‘Verimsiz arazi’ olduğu gerekçesiyle istimlak edilen ve arazileri ellerinden zorla alınan köylülerin neredeyse ekecekleri bahçeleri bile kalmamış. Verimsiz arazinin aksine topraklarının bölgenin en verimli arazileri olduğunu söyleyen Çepnidere köylüleri şimdi ise ekecek bir avuç bahçe bulmakta zorlanıyor.
Kimyasal gübre, kemik külü, çimento, plastik ambalaj, seramik, tarım ilaçları gibi sektörlerin köy civarındaki organize sanayi bölgesine gelmesiyle Çepnidere köyü adeta zehir kuşatması altında. Ağır kokunun yayıldığı köyde, filtre takılmadığı için havada uçuşan zehirli partiküller adeta kar örtüsü gibi köyü kaplamış durumda.
ÇEPNİDERE KÖYLÜLERİ SESLERİNİ DUYURAMIYOR
Fabrikaların kiminin bacasından, kiminin çatısından sürekli zehirli dumanlar yükseliyor. Köy civarındaki Nif Çayı’na atılan veya boşaltılan kimyasal atıklar yüzünden bitki örtüsü ve hayvanlar zarar görmüş durumda. Zehirli atıkların aktığı Nif Çayı’nın suyu ile bahçelerini sulamak zorunda kalan köylüler havadan yetmezmiş gibi topraktan da zehir yemeye başlamış. Organize sanayi bölgesinin adeta köyü kuşatma altına almasıyla köyde kanser ve astım gibi hastalıklar en üst düzeye çıkmış durumda.
Köyde bulunan birçok yaşlı, kanser hastalığına yakalanmış durumda ve 70 yaşını göremiyor. Gençler ise hem tarım yapacak arazinin olmayışı hem de kanser vakalarının artması nedeniyle köyü terk ederek büyük şehirlere göç etmiş. Gidecek başka toprakları olmayan ve maneviyatları bu köyde olan yaşlılar ise adeta ölümü bekler durumda. Onca eylem, yol kapatma, dilekçe ve çağrılara rağmen seslerini duyuramayan Çepnidere köylüleri çözüm bekliyor.
“ARSALAR ZORLA İSTİMLAKLA ELİMİZDEN ALINDI”
Köy sakinlerinden Rıza Karayel, devlet tarafından ‘işlenmez arazi’ olarak gösterilen verimli arazilerinin istimlak ile ellerinden alındığını söyleyerek, “Kendimizi bildik bileli çiftçilik, hayvancılıkla uğraşan bir bölgeydik. 20 sene önce arazilerimiz kırsal işlenmez arazi olarak gösterilmiş. Aksine toprağımız çok bereketliydi, üzüm bağlarıydı. Manisa Büyükşehir Belediyesi de işlenmez arazi diyerek sanayi bu tarafa yönlendirdi. Satmak istemedik ama zorla istimlak ile araziler elimizden alındı. Kurulan sanayilerle hastalık yayıldı. Köyde 70 yaşını gören yok. Gençler köyü terk etmeye başladı. Ağaçlarımız dahi kurumaya başladı. Fabrikalar filtreler takmıyor. Gübre, kemik tozu, seramik, plastik ambalaj gibi fabrikalar var” dedi.
“ALEVİ KÖYÜ DİYE KILLARINI KIPIRDATMADILAR”
Köylerindeki ekolojik tahribata karşı tüm çabalarının Alevi köyü olmalarından kaynaklı görülmediğini ifade eden Karayel, “Köy resmen abluka altında. Temiz hava alamıyoruz. 70 yaşını görebileceğimizi umut etmiyoruz. Eskiden yaşlılar 100 yaşını görürdü. Ölümlerin büyük sebebi ise kanser hastalığından kaynaklı. Valiliğe, kaymakamlığa, sanayi odasına verdiğimiz dilekçeler cevapsız kaldı. Ankara yolunu dahi kapattık ama engel olamadık. Alevi köyü olduğumuzu bildikleri için kıllarını dahi kıpırdatmadılar, destek olmadılar. Verimli arazilerimiz vardı, ekmeğimizi kazanıyorduk. Sonuç olarak köyümüz boşaltıldı” şeklinde konuştu.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Çepnidere Şube Başkanı Hamza Karayel ise köydeki ölümlerin yüzde 90’ının kanser kaynaklı olduğuna işaret etti.
Köylerindeki Nif Çayı’na zehirli fabrika atıkları bırakıldığını ve bu su ile bahçelerini sulamak zorunda kaldıklarını dile getiren Karayel, ‘Yediğimiz ürünler de zehirli’ diyerek şunları söyledi:
“İstimlak adı altında köye temiz sanayi olarak girdiler. Temizliği de kalmadı. Sanayinin getirdiği tozdan, kirlilikten, artıktan köy halkının çoğu hastalandı. 70 yaşında çok nadir bulunuyor. Diğer köylerde 100 yaşına kadar yaşayan insanlar var. Arazilerimiz hep tütündü ve kota getirildi. Kotadan kaynaklı köylü kazanamayınca tütün ekmeyi bıraktı. Düşük fiyata arazilerimiz istimlak edildi ve köylü teslim oldu. Sanayinin kirlilik getireceğini kimse tahmin etmiyordu. Ölümlerin yüzde 90’ı kanser hastalığından. Bunun sebebi de hava kirliliği, toz, sanayi atıkları. Artık çaremiz kalmadı. Fabrika bacalarındaki filtreler gece açılıyor. Yakınımızda Gediz nehri, Nif Çayı var, siyah mikrop akıyor. Tarım yapamaz duruma geldik. Bahçelerimiz bu kirli su ile sulanıyor. Yediğimiz ürünler bile zehirli. Bu zehirli duman ve suyun denetim altına alınması lazım.”
“KÖY HAPİS DURUMDA, GENÇLER KÖYÜ TERKETTİ”
İki büyük organize sanayi içerisinde köylerinin hapis kaldığını söyleyen Mutlu Karayel, genç nüfusun köyü terk etmek zorunda kaldığına işaret ederek, “Köy adeta kirli hava soluyor. Ağır bir koku var. Arazilerimiz elimizden alınınca genç nüfus fabrikalarda çalışmaya başladı. Sıkıntılarımız büyük. Köyü örgütlenmeyi çalıştık ama fabrikaların önüne geçemedik. Bir şey yapamaz hale geldik. Biraz da duyarsız kaldık. Geri çekilmek zorunda kaldık. Dumanlı fabrikalar ve kirli hava salan fabrikaların kontrol altına alınması lazım. Köy iki organize sanayi arasında hapis kalmış durumda. Biz burada üvey evlat gibiyiz. Siyasiler ancak oy zamanı bu köye gelir, ama sorunu ile asla muhatap olmazlar” ifadelerini kullandı.
“HASTALIKTAN KÖY BOŞALIYOR”
Çepnidere köyünden Ali Karayel de köylerinin boşalmak üzere olduğunu kaydederek, “İmzalar topladık, yürüyüşler yaptık. Hatta Ankara yolunu kapattık. Ama müdahale edildi. Yine de bu fabrikaların buraya girmesini engelleyemedik. Araziler devlet tarafından köylülerden alınarak istimlak edildi. Fabrika yapılacağını bilmiyorduk, yoksa asla arsalarımızı vermezdik. Şimdi köyün her tarafı sanayi oldu. Hastalıktan kaynaklı birkaç seneye köy boşalacak. Bir türlü baş edemedik” diye konuştu.
PİRHA-Maraş’ın Pazarcık ilçesi Çöçelli köyünde yapılan biyokütle enerji santraline karşı halk tepki göstererek eylem yaptı.
Çöçelli köylüleri, yaşam alanlarına yakın bölgede yapılan biyokütle enerji santraline karşı bir kez daha tepki gösterdi. Konuya ilişkin basın açıklaması yapmak isteyen köylüler yine jandarma engeliyle karşılaştı.
Köylülerin, fabrikaya yürümesine jandarma, barikatlarla engel oldu. Yurttaşlar, “Biz köyümüz için bekliyoruz. Siz, kim için buradasınız? Bizlerin yaşam alanlarına, tarım arazilerine müdahale söz konusu. Fabrikalaşmaya müsaade etmeyeceğiz. Verimli arazilerimizin hepsi bozuldu. Artık ürün alamaz olduk. Hayvancılık ve tarım için olanaklarımız varken ihtiyaçlar yurtdışından temin ediliyor. Neden? Bizler zehirleniyoruz ve askerler sadece bizlerin karşısında engel olarak duruyor” sözleriyle kolluk güçlerine tepki gösterdi.
“Fabrika istemiyoruz”, “Köyümüze dokunma” sloganları atan köylüler “Bu zehire son verin, canımıza kastınız mı var?” dövizleri taşıdı. Çöçelli halkına, HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul da destek verdi.
Çöçelli halkı, 12 Haziran’da da otobanı trafiğe kapatarak durumu protesto etmişti. Köylülerin eylemine jandarma, tazyikli suyla müdahale etmişti.
PİRHA-Milletvekili Muazzez Orhan Işık, ‘doğal sit-nitelikli doğal koruma alanı’ olan Van Kalesi’nin eteklerinde yapılan tahribatı Meclis gündemine taşıyarak “Kale ve çevresindeki millet bahçesi tahribatını durduracak mısınız?” diye sordu.
HDP Van Milletvekili Muazzez Orhan Işık, Tuşpa ilçesindeki tarihi Van Kalesi etrafında süren tahribata işaret etti. Konuya dair soru önergesi hazırlayan Işık, Urartu kralı I. Sarduri tarafından M.Ö. 840-825 tarihleri arasında inşa edilen kalenin, yapılmakta olan Millet Bahçesi sebebiyle tehlike altında olduğunu ifade etti.
“DOĞA VE KÜLTÜR KIRIMINA YOL AÇACAKTIR”
Milletvekili Muazzez Orhan Işık, bölgenin ‘doğal sit-nitelikli doğal koruma alanı’ olduğunu vurgulayarak “Millet bahçesinin yapıldığı alanda Kayyum ile yönetilen Van Büyük Şehir Belediyesi ile Devlet Su İşlerine bağlı iş makineleri tahribat riski yüksek girişimler başlatmıştır. Ekolojik yapısı tahrip edilen sazlık ve diğer yapılar, göçmen kuşlar başta olmak üzere birçok canlının yaşam alanlarının yok edilmesi anlamına gelmektedir. Kıyı kanunu gereği olarak da yapılaşmaya kapalı olması gereken bu bölgenin beton, asfalt ve çöp alanlarına dönüşmesi riskini içeren bu girişim geri dönülemez hasarlara yol açacaktır. İnsanlık mirası olarak korunması gereken Van kalesi ve çevresinin millet bahçesi adı altında yapılaşmaya açılması bir doğa ve kültür kırımına yol açacaktır” dedi.
Milletvekili Muazzez Orhan Işık, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından cevaplandırılmasını istediği soruları şu şekilde sıraladı:
“Van kalesinin çevresindeki tarihi ve doğal alanda millet bahçesi adı altında yapılan girişimden bakanlığınızın bilgisi ve onayı mevcut mudur?
Van Kalesi’nin çevresinde millet bahçesi yapımı adı altında yapılan tahribatın tabiat ve kültür varlıklarını koruma mevzuatını ihlal ettiğini düşünüyor musunuz? Bu konuda bir soruşturma açacak mısınız? Tahribatın durdurulması amacıyla diğer sorumlu kurumlarla bir girişim başlatacak mısınız?
Millet bahçesi adı altında yapılan yapım işleri sürecinde tarihi kalıntıların tahrip edilmemesi amacıyla alınan acil önlemler nelerdir?
İş makineleri, sorumsuzca tarihi kalıntılar üzerinde faal olan kurumlar hakkında bir soruşturma başlatacak mısınız?
Van kalesi çevresindeki tarihi yapı ve kalıntıların açığa çıkarılması ve korunması amacıyla bir kazı ve koruma planı için hazırlıklarınız ne aşamadadır? Millet bahçesi adı altında yapılacak olan yıkım bu planlamayı önlemeyecek midir?
Kıyı kanunu ve diğer ilgili mevzuatın ihlali nedeniyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile birlikte kanunların uygulanması için hukuki sorumluluğunuzu yerine getirecek misiniz?
Genel olarak Van kalesi ve çevresinin her türlü bozucu ve yıkıcı uygulamalara karşı korunması amacıyla hangi tedbirleri almaktasınız?
Millet bahçesi yapmak amacıyla Van gibi bir yerde SİT alanları dışındaki yerlerin tercih edilmesi için bakanlığınız hangi girişimleri başlatacaktır? Kale ve çevresindeki millet bahçesi tahribatını durduracak mısınız?”
PİRHA – Türkiye’nin pandemi sürecinde ciddi bir ekolojik krizle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken HDP Ekolojiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Naci Sönmez, iktidarın sermaye öncelikli politikalar sürdürme kararlılığında olduğunu belirtti.
Haberin Videosu
Türkiye’deki ekolojik tahribatı değerlendiren HDP Ekolojiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Naci Sönmez, özellikle pandemi sürecinde Türkiye’nin ciddi bir ekolojik krizle karşı karşıya olduğunun altını çizdi. Sönmez, özellikle insanların sağlıklarının ön planda olması gereken bir dönemde ne yazık ki insanların yaşamlarının tedirginlikleri ile hareket ettiği bu günlerde AKP’nin özel olarak bugüne kadar gerçekleştirmekte kararlı olduğu adımları bu dönemi de fırsata çevirerek tek tek yapmaya çalıştığını söyledi.
“EKOLOJİK TAHRİBATI ENGELLEYECEK ADIMLAR ATMIYOR”
Pandeminin ilk günlerinde İstanbul’da Kanal İstanbul ihalesinin yapılmasını, Salda Gölü’nde yaşanan tahribat, Ankara Ulus’ta acele kamulaştırma kararını, Dersim’de taş ve kum ocaklarının açılması ve Karadeniz Fatsa’da siyanürle altın sahasının genişletilme çalışmalarını hatırlatan Naci Sönmez, ” Bütün bunlar hep beraber bize gösterdi ki bu hükümet ne yazık ki bu ekolojik tahribatı bugün salgına neden olan olumsuzlukları da engelleyecek bir politik adım atmayacak gibi görünüyor” dedi.
Kaz Dağları’nda aylardır Su ve Yaşam nöbeti tutan insanların o sahadan boşaltılması için girişimlerde bulunduğunu söyleyen Sönmez, kamuoyu olarak duyarlılıklarını gösterdiklerini söyledi.
“AKP SERMAYE ÖNCELİKLİ POLİTİKALARI SÜRDÜRÜYOR”
AKP iktidarının neo liberal politikaların dünyadaki küresel kapitalizmin ezilenleri, yoksuları yaşamın tamamen dışına iten bu neo-liberal politikaların şahin bir uygulayıcısı olduğunu söyleyen Sönmez, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Özellikle kamu alanında sınırlayarak eğitimde sağlıkta bütün kamu alanlarında sınırlamalara giderek sermaye öncelikli politikaları sürdürme kararlılığındaydı. Bu kararlılığını da zaten 20 yıla yakın bir zamandır her dönem eşik eşik yaşadık. Şimdi geldiğimiz aşamada neo-liberal politikalardan geri adım niyetinde olmayan bir iktidarla karşı karşıyayız.
“TARIN ALANLARINDA EKOLOJİK TAHRİBAT YAPILMIŞTIR”
Biz Halkların Demokratik Partisi olarak özellikle şunu ifade etmek istiyoruz. Bugün ekolojik ve demokratik toplum inşa edilmeden insanların yaşamı, sağlığı garanti altına alınmadan mutlu bir geleceğimiz asla olamaz. Geleceğimizi garanti altına alınması canlı yaşamının garanti altına alınması için ekolojik bir toplum inşa etmek zorundayız. Bugün küresel iklim krizinin bu pandemilerin tetikleyicisi olduğu eko sistemi bozulması ile tahrip edilmesi ile birlikte sağlık alanında daha ciddi sorunlara karşı karşıya kalacağını biliyoruz. Bugünkü Corona aşısı elbette bulunabilir ama yeni virüsler ile karşılaştığımızda yine aynı sonucu yaşayacağız. Doğal olarak biz bugün yaşama sahip çıkan canlı yaşamını koruyan ve bu pandemileri ile mücadeleyi sadece iş başımıza geldiği zaman önlem almaya çalışan değil bu işleri önceden öngören ve bu felaketlere karşı pandemi süreçlerine karşı mutlaka ve mutlaka acil eylem planına sahip olmamız lazım. Bugün gıda güvenli değil ciddi bir sorundur, tarım alanında da ekolojik tahribat yapılmıştır. Tarımda da ekolojik bir tarımın yapılabilmesi için acil tedbirler alınması zorunludur ve bugün siyasal iktidarı artık aklını başına almaya toplumun taleplerini bu konuda çalışmalar yapan sağlık örgütlerinin demokratik kitle örgütlerinin taleplerini dinleyen koordineli bir şekilde çalışan bir siyasal çaba içerisinde olmasını arzu ediyoruz.”
“DEMOKRATİK BİR HAYATI İNŞA ETMEK SORUNLARIMIZA SAHİP ÇIKMALIYIZ”
Son olarak yerel yönetimlere karşı yürütülen merkezden yönetme baskısını da değerlendiren HDP Ekolojiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Naci Sönmez,” Bu asla bizim çözüm kanallarımızı açamaz o yüzden yerinden yerelinden ekolojik, demokratik bir hayatı inşa etmek üzere hep beraber toplum olarak sorunlarımıza sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyoruz” dedi. PİRHA/İZMİR