Etiket: elif bozkurt

  • Ataşehir PSAKD Cemevi’nde anma: Maraş’ı Alevisizleştirmek istediler-VİDEO

    Ataşehir PSAKD Cemevi’nde anma: Maraş’ı Alevisizleştirmek istediler-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Ataşehir Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Cemevi’nde Maraş Katliamı’nın 40. yıl dönümüne ilişkin anma etkinliği gerçekleştirildi.

    İstanbul Ataşehir PSAKD Cemevi’nde 23 Aralık Pazar günü Güç Derneği, Köşk Derneği, Körücek Derneği, Kaşanlılar Derneği, Uzunpınar Derneği  ve Ataşehir PSAKD Şubesi’nin de katılımı ile Maraş Katliamı’nın 40. yıl dönümüne ilişkin anma etkinliği gerçekleştirildi.

    ‘40. Yılında Maraş Katliamı’nı Unutmadık, Unutturmayacağız’ pankartının açıldığı anma etkinliğinde Maraş Katliamı’nda hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşunun ardından Sinevizyon gösterimi, panel, Maraş tanıklarının konuşması ve Ataşehir PSAKD Cemevi kadın grubunun müzik dinletisi ile anma etkinliği devam etti.

    Anmaya, HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Avrupa Alevi Gençler Birliği Ümit Sarı, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Çankaya, ABF bir önceki dönem Başkanı Muhittin Yıldız, İstanbul PSAKD Ataşehir Şubesi ve Cemevi Başkanı Hasan Gülüm, Maraş Katliamı tanıkları ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “MARAŞ’TA İNANÇLAR ÜZERİ ÇATIŞMAYA TANIK OLDUK”

    Anma etkinliği açılış konuşmasını yapan PSAKD Ataşehir Cemevi Başkanı Hasan Gülüm, “Maraş Katliamı’nın 40. yılındayız. Türkiye’de 1970’ler öncesi siyasal mücadele bakımından atmosferi yüksek ve siyasal süreç bakımdan da her şeyin uygun olduğu bir dönem yaşanıyordu. İşte bugün mücadele bakımından olanak ve imkanların her geçen gün geliştiği ve geliştirildiği bir dönemde önce Sivas sonra Çorum arkasından bildiğimiz Maraş katliamı yaşanmıştır. Yükselen halk hareketi, sınıf mücadelesi ve diğer yürütülen mücadelelerin toplamı siyasal iktidarlar tarafından giderek zor duruma düşürülüyordu. Bu zor dönemi ve kendi krizlerini aşmak için yeni yöntemler, yeni olaylar yaratılıyordu. Bu olaylardan bir tanesi bildiğimiz bir sol-sağ çatışması olarak ifade edilen ama diğer bir yanı ile yine hepimizin bildiği başta Alevi-Sünni olarak bilinen inançlar, kültürler üzerinde yaşatılan çatışmalara tanık olduk. Maraş Katliamı da bunlardan bir tanesidir. Sivas’ta olanları Sivaslılar bilir, Çorum’da olanları Çorumlular bilir İstanbul’da olanları da İstanbullular bilir. Herkes o dönem yaşananlara tanıklık etmiş ya da hepsi bir parçasında duyuyor ve hissediyordu” diye konuştu.

    “MARAŞ’I ALEVİSİZLEŞTİRMEK İSTEDİLER”

    Gülüm’ün açılış konuşmasın ardından yapılan panelde konuşan AABK Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Çankaya, “Kürtlerin, solcuların, devrimcilerin katledildiği bir tarih yaşadık. Maraş Katliamı’nı devlet yaptığı için bir sonuç alamıyoruz. Bütün katliamlar devlet tarafından yapılmıştır. Maraş’ı Alevisizleştirmek istediler. Ve Alevisizleştirmekte başarılı oldular. Biz her yıl Maraş anmalarına gidiyoruz ama Alevileri yanımızda göremiyoruz” dedi.

    “DEVLETİN ALEVİLERE KARŞI BİR OPERASYONU VAR”

    “Neden Türkiye’de Aleviler, Alevi hareketleri var ve neden 32 yıldır Maraş’a gidilmediği” sorusunu soran Çankaya, şunları kaydetti:

    “Aleviler katlediliyor, Kürtler katlediliyor, Devrimciler, solcular, sosyalistler katlediliyor ama 32 yıldır yandığı, yıkıldığı ve yok olduğu topraklara adım atamadı. Burada öz eleştiri vermemiz gerekiyor. Alevi konfederasyonu ve Alevi örgütleri kurmak bir şey değil. Önemli olan Alevi yüreğini ve Alevi vicdanını taşımaktır. Sivas’ı, Maraş’ı ve Çorum’u değerlendirdiğimiz zaman Maraş’a nasıl 32 yıl gidilmediyse, Çorum’a 34 yıl gidilmediyse Sivas’a yedi yıl gidilmedi. Alevi hareketi örgütleri olarak Maraş’a Aleviler’in yakıldığı, yıkıldığı ve yok edildiği yerde faşist güruhun ve devletin karşısına çıkıp Aleviler vardır, Aleviler buradadır, katledilen değerlerimize, şehitlerimize sahip çıkmak ve anmak için  gittik. Maraş’ı eğer kitlesel hale getiremezsek Maraş’a biz de gidemeyeceğiz. Bu yıl onun resmini gördük. Devlet tarafından Alevilere karşı bir operasyon var. Bir de Aleviler’in ve partilerin Aleviler’e karşı operasyonu var. Aleviler’in bu oyuna gelmemesi gerekiyor.”

    Alevilerin bu ülkede eşit yurttaşlık haklarını araması için çalışmalar yapılması gerektiğine değinen Çankaya, “Yalnız ağıtlar yakarak, cem yaparak Alevi örgütlenmesi yürüyemez” diyerek sözlerini tamamladı.

    “AÇLIK VE KORKUDAN SÜTÜM KESİLMİŞTİ”

    Çankaya’nın konuşmasının ardından söz alıp konuşan Maraş tanıklarından Elif Bozkurt, Maraş Katliamı’nda eşini kaybettiğini belirterek o dönem yaşananları şöyle anlattı:

    “Eşim beş gündür yoktu. Cuma günü öğretmenler vuruldu ve Cumartesi günü cenazeler taşındı. Pazar günü eşim Maraş’a dönerken mazotu bitiyor. Maraş girişinde bir petrol ofisine giriyor. Maraş’ta gelipte katliam yapanlar ‘Burada bir Alevi var biz bunu vuralım’ diyerek orada 40 kişi sopa ile eşime vurarak linç ediyorlar. Kocam kendini kurtarmak için elindeki tüfek ile sıkıyor. Eşimi araba ile hastaneye getiriyorlar. Eşimin bel kemiği delinmiş ve akciğerine saçmalar girmişti. Eşim 10 gün sonra hayatını kaybetti. Bizi de kışlaya taşımışlardı ve kışlada yaşıyorduk. Üç çocuğuma tek bakmak zorunda kaldım. Kışladayken  anneleri vurulan çocukları getiriyorlardı. Açlık ve korkudan sütüm kesilmişti. Emzirmemi istediler ancak sütüm kesilmişti. Çok çektik ve çok şey gördük.”

    “BİZİM TEK SUÇUMUZ DÜRÜST OLMAKTI”

    Bir diğer Maraş tanıklarından İbrahim Şahin Dal ise, o dönem yaşadığı vahşeti ve katliamı şöyle anlattı:

    “Dört öğretmeni vurmuşlardı. Cenazeye katılmak için o gün izin aldım. Ancak cenazeleri ikindi namazına kadar kaldırtmadılar. Yörük Selim’den cenazeler aşağı indirilinceye kadar Kanlı Dere denilen yere gelindiği zaman barikatlar kuruldu. Ondan sonra kitlenin üzerine damdan kiremitler ile silahlar ile saldırıldı. Cenazeleri yere atmak zorunda kaldık. Ve başımızın derdine düştük. Daha sonra oradan kaçtık. Askeriyede pek bir şey yapmadı. Bu olay dört gün sürdü. Bu olayların ardından Kayseri’de bir Tugay asker geldi. Askerin başındaki komutan vur emrini verdi. Bizim tek kabahatimiz dürüst olmak bunun cezasını çekiyoruz.”

    “ALEVİLERE, KOMÜNİSTLERE ÖLÜM DİYEREK YAKIP YIKMAYA BAŞLADILAR”

    Maraş tanıklarından Salman Bayır da o dönem yaşadıklarını ve gördüklerini şöyle aktardı:

    “Ben 15 yaşındaydım. Öldürülen öğretmenlerin cenazesine gitmiştik. Ancak cenazeler hastanede verilmiyordu. Tüm bunlar planlanmıştı. MİT’in, devletin, belediyenin herkesin haberi vardı. Oradaki Alevilerin katledilmesinde herkesin haberi vardı. Belediyelerden, camilerden anonslar yapıldı. Çevre köylerde eli silahlı olanlar, kazma, kürek ve benzi bidonları ile Maraş’a geldiler. Her taraf asker ile dolu idi. Babam ‘Korkma oğlum bize bir şey yapamazlar’ dedi. Ancak bizi en çok aldatan askeriye oldu. Çünkü askeriyenin insanı öldürmesi bizim için tuhaf oldu. Askeri ile bu eli silahlı, sopalı olanlar aralarında konuştular. Daha sonra askeriye geri çekildi eli silahlı, sopalı olanlar mahalleye dağıldı. ‘Alevilere ölüm Koministlere ölüm’ diyerek yakıp yıkmaya başladılar. Bizim evin önünü büyük bir kalabalık sardı. Biz camda baktık ki okul arkadaşlarımız, onların babası ve amcası hepsi bildiğimiz gördüğümüz insanlar. Biz de ne istiyorsunuz dedik. Bir tanesi silahla içeri dalmaya çalıştı. Babamla kavgaya tutuşunca babamın elinde odun kesme aletlerinden vardı, onunla vurdu adama. Daha sonra evi taramaya başladılar. Mermiler yağmur gibi yağıyordu. Biz yatakların altına girdik ki kurşunlar bize değmezsin diye. Babam ve komşumuz Ali Ün vurularak kapının önüne düştüler. Ben yatakların altında kalktığımda evde kimse yoktu. Beni unutmuşlardı. Ben yatakların altından çıktığımda içeri komple çekirdek mermileri ile doluydu. Yalın ayak babamların üzerinden atlamak zorunda kaldım çünkü tam kapının eşiğinde vurulmuşlardı. İkisini kanı birbirine karışarak balkondan aşağı akmıştı. Oradan kaçtım ve ileride askeri cemse arabaları vardı onlara binip kaçtık gittik. Askeriyenin içine gittiğimizde herkes oradaydı. Yiyecek hiçbir şey yoktu. Kapının önü çıktığımızda askerler ‘İçeriye girin bize sıkıyorlar’ diyorlardı. Kantinde toz şeker dahi kalmamıştı. Olan şekeri de küçük çocukların ağzına atıyorduk ki ölmesinler.”

    “MARAŞ BİR KATLİAM DEĞİL SOYKIRIMDIR”  

    Son olarak konuşan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de, “Bu olayı üç şekilde incelemek gerekiyor. Ekonomik, siyasi ve inançsal olarak. Maraş bu katliamları daha öncede yapmıştı. Maraş’ın tarihi böyle. 1915’te de Ermeni halkını katledip kalan Ermenileri sürgün edip mallarına el koydular. 1970’te ise Aleviler sıtmadan ölsün diye Pazarcık Ovası’nda bataklık olan yerlere yerleştirmişlerdi. 1976 ise yapılan barajlar ile bu ova en verimli hale geldi. 1978’de ise Maraş’taki sermaye el değiştirerek Alevilerin eline geçti” diye konuştu.

    Maraş’ta yaşananların bir katliam değil soykırım olduğunu dile getiren Özen, “Katliam dediğimizde iki grup karşı karşıya gelir ve bir grup diğerini katleder. Ancak soykırım ise çocukları, bebekleri ve yaşlıları katletmektir. Çünkü o soyun bir daha devam etmemesi için yapılan bir şeydir” diyerek sözlerini tamamladı.

    Anma etkinliği Ataşehir PSAKD Cemevi kadın grubunun müzik dinletisi ile son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Maraş Katliamı’nda eşini öldürdüler: Nefret duyuyorum-VİDEO

    Maraş Katliamı’nda eşini öldürdüler: Nefret duyuyorum-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın üzerinden 40 yıl geçti ama yarası dün gibi kanıyor. Katliamın ardından binlerce Alevi yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kaldı. Yakınlarını kaybedenlerin yaşamı da ona göre şekillendi. Katliamın yaşandığı yıl 26 yaşında olan ve en büyüğü 6 yaşında üç çocuğu ile birlikte günlerce aç susuz ölümü bekleyen Elif Bozkurt da katliamı ve ardından yaşadığı trajediyi anlattı. Bu katliamda eşi Mithat Bozkurt’u kaybeden Elif Bozkurt, “Hala yeniden yeniden o anları yaşıyorum” diyor. 

    Maraş’ta 19-26 Aralık 1978’de Alevi oldukları için 111 kişinin katledilmesi, 100’ün üzerinde kişinin yaralanmasının yanı sıra 200’ün üzerinde ev ve 70’e yakın işyerinin yakılıp tahrip edilmesinin üzerinden 40 yıl geçti. Her tanığın gözünde başka bir vahşet boyutunun gözler önüne serildiği katliamın izleri ise her yaşayan için 40 yıldır farklı biçimlerde devam ediyor.

    Olayların yaşandığı sırada 26 yaşında olan ve eşi Mithat Bozkurt’u kaybeden Maraş Afşinli Elif Bozkurt da onlardan biri.

    Servis şoförü olan eşi Mithat Bozkurt olaylardan 5 gün önce yolcuları bırakmak üzere Kaşanlı köyüne gidiyor. Olayların çığırından çıktığı günlerde Maraş’a dönen Bozkurt’a, ‘Gitme Maraş yanıyor’ demelerine rağmen çocukları ve eşinin yanına gitmek için aracını yolcular ile birlikte yol kenarında bırakıyor. Yolda denk geldiği arabalarla Maraş’ın içine giren Bozkurt, mahallenin yağmalandığını, dükkanların yandığını görüp geri dönüyor. Maraş’ın dışında petrole vardığında bir grup ‘Gelin bunu vuralım’ diyerek Bozkurt’u burada sopalar ve taşlar ile ölesiye dövüyorlar.

    “ARABAYLA EZELİM’, ‘ÖLDÜRELİM” 

    Elif Bozkurt bundan sonrasını şu sözlerle anlatıyor:

    “Sonra bakıyorlar ki can vermiyor, kırmayla sıkıyorlar. Kırmayla sıktıktan sonra bırakıp gidiyorlar. Saat kaçta kendine geliyorsa geçen arabalara el kaldırıyor giden gelen arabalar bunu almıyor. Çevre köylüler meraklanıyor, bazıları Maraş’a geliyor. Gavur Hacı geliyor bakıyor ki yolun kenarında bir yaralı var. Diyor ‘Biz bu yaralıyı kaldıralım, getirelim.’ Geliyorlar kimi diyor ‘Arabayla ezelim’ kimi diyor ‘Öldürelim’. Orada bir bıyıklı adam varmış, o bıyıklı adam sırtına almış, arabaya bindirip hastaneye getirmiş. Biz kışladaydık, haberimiz yoktu. Eşimi Adana’ya götürüyorlar. Gittim kocamı gördüm. Millet çoktu, görüş yasağı vardı. Benden sonra saat 8 gibi vefat etmiş.”

    Eşini kaybettiğini ise sonrasında öğrenen Elif Bozkurt’un çekmediği acı kalmamış. Bozkurt, eşinin olmadığı 5 gün boyunca evi yağmalandı, günlerce kışlada binlerce kişi ile birlikte aç susuz kaldıktan sonra götürüldükleri okulda yardım bekledi.

    “Bir Cuma akşamıydı” diye başlıyor felaketin geldiği o günleri. Hacı Çolak’ın cenazesini almak için herkesin hastaneye akın ettiği o gün evden gidenlerin gelmemesi üzerine bir şeylerin ters gittiğini anlıyor.

    YAĞMALANAN EVLER, YAKILAN DÜKKANLAR…

    Bozkurt o güne ilişkin izlenimlerini şöyle anlatıyor:

    “Dediler ki ‘bütün milleti silahla vurdular, ölü çok. Cenazeleri bize kaldırtmadılar. Bizi camiye sokmadılar’ Tekrar geri dönüş yaptılar. Sabah oldu biz kalktık kahvaltı etmeden dışarı çıktık, saat 9’du. Bizim etrafımızı sardılar. Serintepe’nin insanları çok katliam yaptı. Biz evdeyken yüksekten silah sıkıp bir çocuğu yaraladılar askerlerin karşısında. Askeriye, devlet, belediye başkanı onlar MHP’lileri kışkırtıp üstümüze saldırttılar. Askerlerin karşısında vatandaş vurulur mu? Asker ne içindir? Bakıyorum Gavur Ahmet vardı, komünist Ahmet derlerdi, evleri bizden uzaktı. Batıpark’taydı evleri. Onların evlerini yaktılar. Taşkesen vardı avukattı. Onun fırınına gitmişler, orada yakmışlar. Önce orada başladı yanma, ondan sonra Serintepe’de. Biz fakirdik zengin değildik ki. Biz oraya geçimimiz için gitmiştik. Çamlardan kozalak yapraklarını getirmişlerdi kapının önüne, onlarla ekmek yapıyorlardı. Önce onları yaktılar, sonra bir motosiklet yaktılar. Ondan sonra evleri yaktılar. Bazı komşular milleti evine götürüyormuş, arkadan evlerini yağmalıyormuş. ‘Biz arkadan camlardan bakıyoruz ki evimiz, eşyamız geliyor, yağma ediliyor. Kaliteli malları gücü yettiği kadar götürüyorlardı, öbürleri de yakıyorlardı.”

    “Katliamın olduğu sabah annemdeydim” diyen Bozkurt sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Serintepe’deydi benim evim, oradan annemlere Yörükselim’e geçtim. Yol kenarında bizim köyler vardı. Onların evlerini yaktılar. Annemle bacım oraya giderken ben çocuklarla annemlerde yalnız kaldım. Annemlerin evin üstü çamlıktı, baktım ki beni öldürecekler, oradan kaynıma geçtim. Kimi hayvanların içine girmiş, kimi bodrumlara. Ondan sonra kışlaya gittik.”

    KIŞLADA DOĞUM YAPAN KADINLAR, AĞZI SÜT KOKAN BEBELER

    Bozkurt en büyüğü 6 yaşında üç çocuğu ile birlikte kışlada 5 gün boyunca binlerce insanla birlikte aç susuz kaldığı o günleri ise şöyle özetliyor:

    “Çocuklar yaralı, anneleri ölmüş, kimse yok. Çocukların üstü daha kan. Getiriyorlar ‘Emzir’ diye. Süt yok. Açım 4 gündür. Yine göğsüme koydum emzirdim öyle birkaç çocuğu. Hiç olmazsa bir damla girse çocuk yaşar. Onlardan birisi şimdi öğretmen oldu. 3 yaşında bir kız geldi. Fakat babaanne, anneanne diye ağlıyordu. Ailesinin hepsini katletmişlerdi. Kışlada 5 bin, 10 bin kişi var. Doğum yapan bile var. Bağırıyorlar ‘hemşire olan var mı, ebe olan var mı?’ sesi geliyor. ‘Bir bacımız doğum yapacak.’ Doğum yapacak bez yok ki içine koysun. Almanya’dan gelenler vardı yılbaşını kutlamak için. Onlara dedim ki ‘Şu paketleri açın, valizlerinizi kumaş verin.’ Elden ele elden ele kumaşları onlara gönderdik. Evde doğum yapıp çocuğunu bırakıp gelenler vardı.”

    Bozkurnt, 5 günün ardından okula getirildiklerini ve burada yaralıların muayene edildiğini belirtiyor. Bozkurt yaşadıklarını anlatırken, “Böyle acılı bir şey olunca insan unutuyor, üzülüyor, konuşamıyor. Bir anlık her şeyi unutabiliyor” diyor.

    KANLI YORGANLA İKİ YIL

    Katliamın ardından yaşadıkları bir anlamda hayatını şekillendiriyor Bozkurt’un. Katliamın ardından Maraş’tan kaçanların evlerine yerleştirilen Bozkurt, “Açlığımız sürüyordu. Yatağımız yoktu. Bir kadın var Elif Dinler adında. Geldi bir döşeği var, döşeğin her tarafı kan. Baktı ki biz yorgansızız, o döşekleri üstümüze örtüyorduk çocuklarla. Bir döşeği üstümüze örtüyorduk, birini altımıza alıyorduk. Dedi ‘Ver sana bir yorgan yapayım.’ Kılıf aldım. Bana bir yorgan yaptı. Çocuklarla iki sene o pamuk yorganın altındaydık” diyor.

    KATLİAMIN ARDINDAN GELEN YOKSULLUK

    Ardından köyü Kaşanlı’ya kayınlarının yanına giden Bozkurt ailesinin sefalet peşini bırakmıyor:

    “Kaşanlı’da yaşlılar bana bir odayı verdiler. Hem mutfağımdı, hem yatak odamdı her şeyimdi. Bir şey yoktu. Biz bir odada yaşadık. Bir sene oturdum orada. Hem tarlalarda çalışıyordum hem de bizim köylüler bana yardım ediyorlardı, İstanbul’a gelip Tahtakale’den eşya alıyorlardı. Onları köye götürüp satıyordum. İstanbul’a gelirken çocukların her birini bir eve veriyordum. Ancak 6 günde dönerdim. Gece saat 4’te 5’te Göztepe’de ineceğim. Arabaları bilmiyorum. Korkuyordum taksi tutmaya. Mustafa Kemal Mahallesi de hep gecekondu, ışıkları yok. Korkuyordum taksiye binmeye beni bir yere götürürler, başıma bir iş gelir diye. Kışın köy arabalarına yetişemiyordum.”

    10 sene boyunca yaşadığı bu yoksulluğun ardından çocuklarını da alıp İstanbul’a gelen Bozkurt şimdi Maltepe’deki yaşıyor. Bozkurt, her Maraş Katliamı’nın yıldönümü geldiğinde ne hissediğini sorduğumuzda, ‘Nefret’ diye tanımlıyor. 65 yaşındaki Bozkurt,  “Yaşlandıkça yeniden yeniden o anları yaşıyorum” diyor.

    “HAKKIMI ONLARA HELAL ETMİYORUM”

    Bozkurt yaşadığı zulme ilişkin öfkesini şu sözlerle dile getiriyor:

    “Demek ki o zamanlar biraz gençlik vardı ama şimdi yaşlandıkça dayanamıyoruz. Zaten kocamın katilleri de belli. Hakkımı onlara helal etmiyorum. Benimki olsa benim çocuklarımın ki olmaz. Neler yaşadım, neler gördüm. Benim okuma yazmam olsaydı bir dile dökseydim var ya roman gibi kaç kitap çıkardı. Her gün yaşıyorum. Onlara beddua ediyorum. Hala yaşıyorum katliamı. Neden benim çocuklarım okumasın, neden yanımda olmasın? İmkanım var mıydı ki okutayım çocukları. Herkes çocuklarını okutmak ister. Herkes çocuklarını rahat yaşatmak ister. Benimkiler ne yoksulluk, ne sıkıntılar yaşadılar. Çocuklar büyüdü kız 11 yaşına geldi dedi ki ‘Biz korkmuyoruz evde yatarız.’ Komşulara teslim ediyordum yan gelip yatmıyorlardı. Kız diyor ‘Biz korkuyorduk başımızı yorganın altına koyuyorduk. Boğuluyorduk korkudan.’ Tarlaya giderdim, çay yapardım yemek yapardım çocuklara. Gelirdim ki ekmeği boş yemişler. Yemek duruyor. Bu sefer orada rahat edemiyordum. Diyordum ‘O bezi çekerken çayı mı üstlerine döktüler.’ Bunlar çektiğimiz şeyler yani. Çok çektik. Neler gördük, neler yaşadık. Bunlara ne zararımız oldu? Biz Aleviysek bunlara ne? Kendileri Müslümandırlar da ne yaptılar. Bak katliam yaptı, haramı yediler, evleri yağmaladılar. Bize de söylesinler desinler ki ‘bir haram yediler’. Biz yoksulluğumuzdan oradaydık, olmasaydık köyümüzde yaşardık.”

    16 SENE MARAŞ KAN KOKUYORDU

    40 yıl geçen Maraş Katliamı’nın ardından pek bir şeyin değişmediğini düşünen Bozkurt, “Maraş bir daha böyle bir katliamı yaşayamaz. Maraş üzülüyor, Maraş ismi lekelendi. 16 sene Maraş kan kokuyordu. Ne esnafın işi oldu, ne bir şeyleri oldu.”

    Sevim KAHRAMAN/Suay ABAK

  • Maraş Katliamı’nda eşini öldürdüler: Nefret duyuyorum-VİDEO

    Maraş Katliamı’nda eşini öldürdüler: Nefret duyuyorum-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın üzerinden 39. yıl geçti ama yarası dün gibi kanıyor. Katliamın ardından binlerce Alevi yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kaldı. Yakınlarını kaybedenlerin yaşamı da ona göre şekillendi. Katliamın yaşandığı yıl 26 yaşında olan ve en büyüğü 6 yaşında üç çocuğu ile birlikte günlerce aç susuz  ölümü bekleyen Elif Bozkurt da katliamı ve ardından yaşadığı trajediyi anlattı. Bu katliamda eşi Mithat Bozkurt’u kaybeden Elif Bozkurt, “Hala yeniden yeniden o anları yaşıyorum” diyor.  

    Haberin Videosu

    Maraş’ta 19-26 Aralık 1978’de Alevi oldukları için 111 kişinin katledilmesi, 100’ün üzerinde kişinin yaralanmasının yanı sıra 200’ün üzerinde ev ve 70’e yakın işyerinin yakılıp tahrip edilmesinin üzerinden 39 yıl geçti. Her tanığın gözünde başka bir vahşet boyutunun gözler önüne serildiği katliamın izleri ise her yaşayan için 39 yıldır farklı biçimlerde devam ediyor.

    Olayların yaşandığı sırada 26 yaşında olan ve eşi Mithat Bozkurt’u kaybeden Maraş Afşinli Elif Bozkurt da onlardan biri.

    Servis şoförü olan eşi Mithat Bozkurt olaylardan 5 gün önce yolcuları bırakmak üzere Kaşanlı köyüne gidiyor. Olayların çığırından çıktığı günlerde Maraş’a dönen Bozkurt’a, ‘Gitme Maraş yanıyor’ demelerine rağmen çocukları ve eşinin yanına gitmek için aracını yolcular ile birlikte yol kenarında bırakıyor. Yolda denk geldiği arabalarla Maraş’ın içine giren Bozkurt, mahallenin yağmalandığını, dükkanların yandığını görüp geri dönüyor. Maraş’ın dışında petrole vardığında bir grup ‘Gelin bunu vuralım’ diyerek Bozkurt’u burada sopalar ve taşlar ile ölesiye dövüyorlar.

    “ARABAYLA EZELİM’, ‘ÖLDÜRELİM”   

    Elif Bozkurt bundan sonrasını şu sözlerle anlatıyor:

    “Sonra bakıyorlar ki can vermiyor, kırmayla sıkıyorlar. Kırmayla sıktıktan sonra bırakıp gidiyorlar. Saat kaçta kendine geliyorsa geçen arabalara el kaldırıyor giden gelen arabalar bunu almıyor. Çevre köylüler meraklanıyor, bazıları Maraş’a geliyor. Gavur Hacı geliyor bakıyor ki yolun kenarında bir yaralı var. Diyor ‘Biz bu yaralıyı kaldıralım, getirelim.’ Geliyorlar kimi diyor ‘Arabayla ezelim’ kimi diyor ‘Öldürelim’. Orada bir bıyıklı adam varmış, o bıyıklı adam sırtına almış, arabaya bindirip hastaneye getirmiş. Biz kışladaydık, haberimiz yoktu. Eşimi Adana’ya götürüyorlar. Gittim kocamı gördüm. Millet çoktu, görüş yasağı vardı. Benden sonra saat 8 gibi vefat etmiş.”

    Eşini kaybettiğini ise sonrasında öğrenen Elif Bozkurt’un çekmediği acı kalmamış. Bozkurt, eşinin olmadığı 5 gün boyunca evi yağmalandı, günlerce kışlada binlerce kişi ile birlikte aç susuz kaldıktan sonra götürüldükleri okulda yardım bekledi.

    “Bir Cuma akşamıydı” diye başlıyor felaketin geldiği o günleri. Hacı Çolak’ın cenazesini almak için herkesin hastaneye akın ettiği o gün evden gidenlerin gelmemesi üzerine bir şeylerin ters gittiğini anladı.

    YAĞMALANAN EVLER, YAKILAN DÜKKANLAR…

    Bozkurt o güne ilişkin izlenimlerini şöyle anlatıyor:

    “Dediler ki ‘bütün milleti silahla vurdular, ölü çok. Cenazeleri bize kaldırtmadılar. Bizi camiye sokmadılar’ Tekrar geri dönüş yaptılar. Sabah oldu biz kalktık kahvaltı etmeden dışarı çıktık, saat 9’du. Bizim etrafımızı sardılar. Serintepe’nin insanları çok katliam yaptı. Biz evdeyken yüksekten silah sıkıp bir çocuğu yaraladılar askerlerin karşısında. Askeriye, devlet, belediye başkanı onlar MHP’lileri kışkırtıp üstümüze saldırttılar. Askerlerin karşısında vatandaş vurulur mu? Asker ne içindir? Bakıyorum Gavur Ahmet vardı, komünist Ahmet derlerdi, evleri bizden uzaktı. Batıpark’taydı evleri. Onların evlerini yaktılar. Taşkesen vardı avukattı. Onun fırınına gitmişler, orada yakmışlar. Önce orada başladı yanma, ondan sonra Serintepe’de. Biz fakirdik zengin değildik ki. Biz oraya geçimimiz için gitmiştik. Çamlardan kozalak yapraklarını getirmişlerdi kapının önüne, onlarla ekmek yapıyorlardı. Önce onları yaktılar, sonra bir motosiklet yaktılar. Ondan sonra evleri yaktılar. Bazı komşular milleti evine götürüyormuş, arkadan evlerini yağmalıyormuş. ‘Biz arkadan camlardan bakıyoruz ki evimiz, eşyamız geliyor, yağma ediliyor. Kaliteli malları gücü yettiği kadar götürüyorlardı, öbürleri de yakıyorlardı.”

    “Katliamın olduğu sabah annemdeydim” diyen Bozkurt sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Serintepe’deydi benim evim, oradan annemlere Yörükselim’e geçtim. Yol kenarında bizim köyler vardı. Onların evlerini yaktılar. Annemle bacım oraya giderken ben çocuklarla annemlerde yalnız kaldım. Annemlerin evin üstü çamlıktı, baktım ki beni öldürecekler, oradan kaynıma geçtim. Kimi hayvanların içine girmiş, kimi bodrumlara. Ondan sonra kışlaya gittik.”

    KIŞLADA DOĞUM YAPAN KADINLAR, AĞZI SÜT KOKAN BEBELER

    Bozkurt en büyüğü 6 yaşında üç çocuğu ile birlikte kışlada 5 gün boyunca binlerce insanla birlikte aç susuz kaldığı o günleri ise şöyle anlatıyor:

    “Çocuklar yaralı, anneleri ölmüş, kimse yok. Çocukların üstü daha kan. Getiriyorlar ‘Emzir’ diye. Süt yok. Açım 4 gündür. Yine göğsüme koydum emzirdim öyle birkaç çocuğu. Hiç olmazsa bir damla girse çocuk yaşar. Onlardan birisi şimdi öğretmen oldu. 3 yaşında bir kız geldi. Fakat babaanne, anneanne diye ağlıyordu. Ailesinin hepsini katletmişlerdi. Kışlada 5 bin, 10 bin kişi var. Doğum yapan bile var. Bağırıyorlar ‘hemşire olan var mı, ebe olan var mı?’ sesi geliyor. ‘Bir bacımız doğum yapacak.’ Doğum yapacak bez yok ki içine koysun. Almanya’dan gelenler vardı yılbaşını kutlamak için. Onlara dedim ki ‘Şu paketleri açın, valizlerinizi kumaş verin.’ Elden ele elden ele kumaşları onlara gönderdik. Evde doğum yapıp çocuğunu bırakıp gelenler vardı.”

    5 günün ardından okula getirildiklerini söyleyen Bozkurt, burada yaralıların muayene edildiğini belirtiyor. Bozkurt yaşadıklarını anlatırken, “Böyle acılı bir şey olunca insan unutuyor, üzülüyor, konuşamıyor. Bir anlık her şeyi unutabiliyor” diyor.

    KANLI YORGANLA İKİ YIL

    Katliamın ardından yaşadıkları bir anlamda hayatını şekillendiriyor Bozkurt’un. Katliamın ardından Maraş’tan kaçanların evlerine yerleştirilen Bozkurt, “Açlığımız sürüyordu. Yatağımız yoktu. Bir kadın var Elif Dinler adında. Geldi bir döşeği var, döşeğin her tarafı kan. Baktı ki biz yorgansızız, o döşekleri üstümüze örtüyorduk çocuklarla. Bir döşeği üstümüze örtüyorduk, birini altımıza alıyorduk. Dedi ‘Ver sana bir yorgan yapayım.’ Kılıf aldım. Bana bir yorgan yaptı. Çocuklarla iki sene o pamuk yorganın altındaydık” diyor.

    KATLİAMIN ARDINDAN GELEN YOKSULLUK

    Ardından köyü Kaşanlı’ya kayınlarının yanına giden Bozkurt ailesinin sefalet peşini bırakmıyor.

    “Kaşanlı’da yaşlılar bana bir odayı verdiler. Hem mutfağımdı, hem yatak odamdı her şeyimdi. Bir şey yoktu. Biz bir odada yaşadık. Bir sene oturdum orada. Hem tarlalarda çalışıyordum hem de bizim köylüler bana yardım ediyorlardı, İstanbul’a gelip Tahtakale’den eşya alıyorlardı. Onları köye götürüp satıyordum. İstanbul’a gelirken çocukların her birini bir eve veriyordum. Ancak 6 günde dönerdim. Gece saat 4’te 5’te Göztepe’de ineceğim. Arabaları bilmiyorum. Korkuyordum taksi tutmaya. Mustafa Kemal Mahallesi de hep gecekondu, ışıkları yok. Korkuyordum taksiye binmeye beni bir yere götürürler, başıma bir iş gelir diye. Kışın köy arabalarına yetişemiyordum.”

    10 sene boyunca yaşadığı bu yoksulluğun ardından çocuklarını da alıp İstanbul’a gelmiş.

    Şimdi Maltepe’deki evinde görüştüğümüz Bozkurt, Maraş Katliamı’nın 39. yıldönümü geldi ne hissediyorsun diye sorduğumuzda, ‘Nefret’ diye tanımlıyor. 65 yaşındaki Bozkurt,  “Yaşlandıkça yeniden yeniden o anları yaşıyorum” diyor.

    “HAKKIMI ONLARA HELAL ETMİYORUM”

    Bozkurt yaşadığı zulme ilişkin öfkesini şu sözlerle dile getiriyor:

    “Demek ki o zamanlar biraz gençlik vardı ama şimdi yaşlandıkça dayanamıyoruz. Zaten kocamın katilleri de belli. Hakkımı onlara helal etmiyorum. Benimki olsa benim çocuklarımın ki olmaz. Neler yaşadım, neler gördüm. Benim okuma yazmam olsaydı bir dile dökseydim var ya roman gibi kaç kitap çıkardı. Her gün yaşıyorum. Onlara beddua ediyorum. Hala yaşıyorum katliamı. Neden benim çocuklarım okumasın, neden yanımda olmasın? İmkanım var mıydı ki okutayım çocukları. Herkes çocuklarını okutmak ister. Herkes çocuklarını rahat yaşatmak ister. Benimkiler ne yoksulluk, ne sıkıntılar yaşadılar. Çocuklar büyüdü kız 11 yaşına geldi dedi ki ‘Biz korkmuyoruz evde yatarız.’ Komşulara teslim ediyordum yan gelip yatmıyorlardı. Kız diyor ‘Biz korkuyorduk başımızı yorganın altına koyuyorduk. Boğuluyorduk korkudan.’ Tarlaya giderdim, çay yapardım yemek yapardım çocuklara. Gelirdim ki ekmeği boş yemişler. Yemek duruyor. Bu sefer orada rahat edemiyordum. Diyordum ‘O bezi çekerken çayı mı üstlerine döktüler.’ Bunlar çektiğimiz şeyler yani. Çok çektik. Neler gördük, neler yaşadık. Bunlara ne zararımız oldu? Biz Aleviysek bunlara ne? Kendileri Müslümandırlar da ne yaptılar. Bak katliam yaptı, haramı yediler, evleri yağmaladılar. Bize de söylesinler desinler ki ‘bir haram yediler’. Biz yoksulluğumuzdan oradaydık, olmasaydık köyümüzde yaşardık.”

    16 SENE MARAŞ KAN KOKUYORDU

    39 yıl geçen Maraş Katliamı’nın ardından pek bir şeyin değişmediğini söyleyen Bozkurt, Maraş bir daha böyle bir katliamı yaşayamaz. Maraş üzülüyor, Maraş ismi lekelendi. 16 sene Maraş kan kokuyordu. Ne esnafın işi oldu, ne bir şeyleri oldu.”

    Sevim KAHRAMAN/Suay ABAK

    İSTANBUL