Etiket: elif bulut

  • ‘Ölüye saygı insanlık onurunun sığınağıdır’- VİDEO

    ‘Ölüye saygı insanlık onurunun sığınağıdır’- VİDEO

    PİRHA- ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ panelinin ikinci oturumunda konuşan Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, kritik bir eşikte olunduğunu ve bu eşiğin hep beraber geçilmesi gerektiğini ifade ederek, “Bizim mahallenin sınırlarını aşan bir yol ve yöntem tutturmamız lazım. ’20 bin faili meçhul var’ diyoruz ama bir arguman kaydımız yok. Bu işler somut taleplerle olmalı. Onları ikna edecek yol ve yöntemi bizler bulmalıyız” diye belirtti.

    Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi, Türkiye’de barış arayışlarının sürdüğü yeni süreçte önemli bir panel düzenliyor.

    Kadıköy Moda Sahnesi’nde gerçekleşen panelin ikinci oturumunda Zozan Vargün, Elif Bulut, Şebnem Korur Fincancı ve Hakan Tahmaz sunumlarını gerçekleştirdi.

    “YAS TUTULAMIYORSA BARIŞTAN SÖZ EDİLEMEZ”

    İkinci oturumun  moderatörlüğünü ise Zozan Vargün yaptı. Vargün, konuşmasında “Asıl söz, evladını bir kemik torbasına sarılı cenazesini eline alan anne ve babaların. Ölüye saygı, bir yüzleşme çağrısıdır. Geçmişle yüzleşilmeden barış kurulamaz. Yas tutulamayan bir yerde de toplumsal barıştan söz edilemez” dedi.

    “YAS YAŞANAMADIĞI İÇİN HEP YANIMIZDA TAŞIYORUZ”

    Panelistlerden Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, ‘Barış inşaasında yas hakkı’ konusunu değerlendirerek şunları ifade etti:

    “Bu topraklarda yas hakkını savunmak hiç kolay değil. Bizi hafızasızlığa terk eden ve bundan beslenen bir iradeden söz ediyoruz. Örneğin Cumartesi Anneleri, bu yas hakkı üzerindeki en önemli köşe taşlarından birisi. Tam da bu noktada barışı inşa edeceksek birbirimizin acılarını hissetmeden bunun kolay olamayacağını belirtiyoruz. Özellikle otorite ve çatışma taraflarıyla yapılan görüşmelere dayalı bir süreç bu.

    Biz birbirimizin ızdırabını görmeden o ızdırabı sonlandıramayız. Bu işin insanlık boyutu çok önemli. Adalet ve güven ilişkisinin olanağı ne yazık ki yok. İnsanlar ölülerini nerede arayacağını bilemez durumdalar.

    2015 yılında Diyarbakır’da çıkan bir toplu mezar bulundu. JİTEM’e ait olabileceği düşünüldü ama kemikler incelendiğinde yüz yıllık oldu öğrenildi. Onlar 1915 yılına ait kemiklerdi. Yani yasını tutamadığımız insanların, Ermenilerin kemikleriydi.

    Ben adli tıp uzmanıyım, yasın gerçekleştirilemediği durumlarda bu yası hep yanımızda taşıyoruz ve bu hal iyilik halini ortadan kaldırıyor. Çözüm süreci, bunların ortadan kaldırılmasına yönelik adımları atmadan toplumsal barışa ulaşamayacaktır. O nedenle insan hakkı örgütlerinin, bu dönemde etkin bir tutum alması çok önemli. Devletlerin adım atması için bu yapıların zorlaması gerekir. Cumartesi Anneleri, kayıp yakınları olmadan yas hakkını inşa etmek kolay değil.”

    “ACILARI YAŞADIK, BUNDAN SONRASI ÇOK ÖNEMLİ”

    Elif Bulut ise ‘Ölüye saygı ve adalet nedir ve nasıl mümkün olabilir?’ konusunu ele aldı. Bulut, şu sunumu yaptı:

    “Ölüye saygı davasında bütün canlıları kastediyoruz. Dolayısıyla canlıya saygı duyulmayan bir sistemde yaşıyoruz. Cumhuriyetin kuruluş kodlarına baktığımızda tek tip yaratmak anlayışı vardı. Oysa ki bizim coğrafyamız tek tip değil, farklılıklar var. Bu sebeple sistemsel bir katliam uygulandı. Kürtlerden, Ermenilere, Alevilere ötekileştirilen herkes katledildi. Ölülerimizi bulduğumuzda da acılarımız bitmiyor. Çünkü mezarı bulmak, faillerin cezalandırılması için yetmiyor. Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri, İHD, THİV gibi grupların yanı sıra gazeteciler, siyasi partiler, yani hepimize görev düşüyor.

    2013-15 yıllarında barış süreci olmuştu. Meclisteki bir çalışmada faili meçhullare dair devlet, varsa bir liste getirin demişti. 800 kişilik bir liste götürebilmiştik. Yani bu konuda bir hafıza eksiğimiz var.

    Bugün yeni bir süreç başlatılıyor ve Mecliste yeni bir komisyon kuruluyor. Elimizde kaydı olmayan sayısız çok sayıda insan var. Garzan gibi çok sayıda mezarlık var. Hukuki haklar teslim edilmeli. Eğer devlet, kişinin öldüğünü resmi olarak belirtmiyorsa o kişi yaşıyor görünüyor ve birtakım hukuki sorunlar oluşuyor. Bu acıları yaşadık, gördük ama bundan sonrası çok önemli. Bir DNA bankası kurulmalı mesala. Devlet, ölüye verdiği tahribatla yaşayana da bir mesaj veriyor. Yani ölünüze bunu yapıyorsam yaşayana birçok şey yapabilirim diyor.”

    “MEZARLIK BOMBALAMAK HANGİ YASADA YAZIYOR?”

    Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz da ‘Ölüye saygı ve barışın toplumsallaşması neden ortaklaşmalı’ başlığını değerlendirdi. Tahmaz, 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından yapılan açıklamanın ‘barışa çağrı’ olduğunu söyleyerek şunları aktardı:

    “Barış sürecinin, çatışmayı ortadan kaldırmak ve hak ihlallerini ortaya çıkarmak gibi aşamaları olmalı. Ölüye saygı, temel bir hak. Bu sorun, artık Kürt siyasal hareketinin sorunu olmaktan çıkmalı. Türkiye’de bu mesele konuşmuyor.

    Mesela mezarlıkları bombalamak hangi yasada yazıyor? Bugün, bu politikalardan dönülmüş değil. Bugün kritik bir eşikteyiz. Bu eşikten geçilemezse hep beraber geçememiş olacağız.

    İnat ve ısrar ettiğin zaman, yaşanan acıyı hissettiğin zaman bu işin sonunu getirmek mümkün. Cumartesi Anneleri, bunun için çok güzel bir örnek. Bizim mahallenin sınırlarını aşan bir yol ve yöntem tutturmamız lazım. ’20 bin faili meçhul var’ diyoruz ama bir arguman kaydımız yok. Bu işler somut taleplerle olmalı. Onları ikna edecek yol ve yöntemi bizler bulmalıyız.”

    “ÖLÜYE SAYGI İNSANLIK ONURUNUN SIĞINAĞIDIR”

    Panelin kapanış konuşmasını siyasetçi Burcu Çelik yaptı. “Yüzleşilmemiş her gerçek, sadece geçmişi değil, geleceği de yaralar” diyen Çelik, şunları aktardı:

    “Tipkı Aşil’in öfkesine rağmen Hector’un bedenine gösterdiği saygı gibi, savaşın ve kaybın hüküm sürdüğü zamanlarda bile, ölüye saygı insanlık onurunun son sığınağıdır. Bugün buradan ayrılırken şunu unutmayalım:. Ölüye saygı aslında yaşayana saygıyla el ele gider. Adalet ise hem kaybedilenin hem geride kalıp bekleyenin hakkıdır. Çünkü bu ülkede; mezarına ulaşamayan bir annenin duası, bedenine dokunulamayan bir kardeşin suskunluğu sadece bir halkın değil, hepimizin ortak acısıdır. Kim olursa olsun etnik kimliği, inancı, cinsiyeti ya da yönelimi ne olursa olsun herkesin cenazesi onurla uğurlanmayı hak eder. Kadın cinayetlerinde yaşamı gasp edilenlerin, nefret suçlarina kurban  gidenlerin, Alevi katliamlarında kimliği hedef alanların, hepsi için ölüye saygı aynı zamanda yaşama dair bir sorumluluktur.

    Bu çabayı birlikte büyütmeye, birlikte sürdürmeye çağırıyoruz. Tüm sivil toplum temsilcilerini, insan hakları savunucularını, duyarlı yurttaşları bu sürecin takipçisi ve taşıyıcısı olmaya davet ediyoruz. Ve son olarak, kamuoyuna açık bir çağrımız var:

    Kayıplar, mezarsızlık, ve cenazelere yönelik ihlaller -sadece insani değil, bilimsel ve toplumsal bir meseledir.

    Bu kapsamda, Mecliste kurulacak olan Barış Komisyonu nezdinde, özellikle mezar yerlerinin tespiti, toplu mezarların araştırılması ve yerinden edilen mezarlıkların belgelenmesi için bir alt komisyon kurulması toplumsal bir beklentidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kadınlar Tuğluk’u sahipleniyor, mücadele sürüyor’-VİDEO

    ‘Kadınlar Tuğluk’u sahipleniyor, mücadele sürüyor’-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Haftasına ilişkin konuşan HDP İstanbul İl Eş Başkanı Elif Bulut, “İnsanlar ne kadar gözaltına alınıp, tutuklansa da hak mücadelesinden vazgeçmiyorlar. Başta hasta tutsaklar olmak üzere cezaevlerinde büyük hak ihlalleri yaşanıyor. Aysel Tuğluk için “cezaevinde kalamaz” raporu verilmesine rağmen ısrarla tutuluyor” dedi.

    Son 6 yılda 17 bin HDP’linin gözaltına alınması, 7 bin HDP’linin ise tutuklanmasını, İnsan Hakları Haftası, Aysel Tuğluk’un sağlık durumuna rağmen tutukluluğunun devamı, Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çıkışı, asgari ücret tartışmaları ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılma davasını HDP İstanbul İl Eş Başkanı Elif Bulut ile konuştuk.

    PİRHA: 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası’ndayız. Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş geçtiğimiz günlerde “Son 6 yılda 17 bin HDP’li gözaltına alındı. 7 bin HDP’li ise tutuklandı” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu açıklamayı göz önüne alarak İnsan Hakları Haftası’na ilişkin neler söylersiniz? Türkiye’nin insan hakları karnesi nasıl?

    ELİF BULUT: Türkiye’nin insan hakları karnesine önceden zayıf derdik ama şimdiki durumu ‘zayıf’ kelimesi bile ifade etmiyor. Zayıftan da beter. 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde cezaevinde intihar ettiği söylenen Garibe Gezer’in intihara sürüklendiği bir süreç yaşandı. Hem işkence hem cinsel saldırı sürecinde sesi topluma ulaşmasın diye de çok uğraşıldı. Sürekli hücre cezaları verildi. Onun hayatta kalmasını sağlayamadık maalesef. Cenazesine sahip çıkmamıza bile tahammül edemediler. Kitleden kaçırdılar.

    Biz sözümüzü söylemeye devam ediyoruz. Bu yüzden son 6 yılda 17 bin HDP’li gözaltına alınıyor, 7 bin tutuklanıyor. İnsanlar ne kadar gözaltına alınıp, tutuklansa da hak mücadelesinden vazgeçmiyorlar. Başta hasta tutsaklar olmak üzere cezaevlerinde büyük hak ihlalleri yaşanıyor. Aysel Tuğluk için “cezaevinde kalamaz” raporu verilmesine rağmen ısrarla tutuluyor. Dışarıda hak mücadelesini yürütenler de gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Fakat bu yapılanlar etkili olmuyor. Mücadele devam ediyor, etmek zorunda.

    PİRHA: Özellikle ‘Çözüm Süreci’nin bitirilmesiyle birlikte gözaltı ve tutuklama operasyonları ile karşı karşıya kalan HDP’nin birçok siyasetçisi hala tutuklu bulunuyor. Aysel Tuğluk gibi sağlık durumu günden güne kötüleşen isimler var. Avukatlar son olarak Tuğluk için infaz erteleme talebinde bulundu. Bu sürece dair neler söylersiniz? 

    Aysel Tuğluk’un yaşadığı hafıza sorunu annesinin başına gelenlerle birlikte çok hızlı ilerlemiş. Çünkü unutulabilecek bir şey değil. Türkiye siyasi tarihinin korkunç lekelerinden birisidir. Bir insan hukuksuzca cezaevinde tutuluyor. Üzerine bir de annesinin cenazesine yaşatılanlar, hastalığının ilerlemesine yol açtı. Söylediğiniz gibi Kocaeli Adli Tıp “cezaevinde kalamaz” raporu verirken; İstanbul Adli Tıp aksi bir karar verdi. Kadınlar Tuğluk’u sahipleniyor. Mücadele sürüyor. Bu ülkeye adalet, eşitlik, barış gelsin diye konuşuyorsunuz ama size böyle bir durum reva görülüyor. Ayşe Gökkan’a 30 yıl, Leyla Güven’e 22 yıl hapis cezası verildi. Yetmedi Güven’e bir 5 yıl daha ceza verildi. Aysel Tuğluk’un tahliye edilmesi yönünde herkes çaba gösteriyor. Daha fazla da göstermeli.

    PİRHA: Meclis’teki bütçe görüşmeleri sırasında söz alan Urfa Milletvekili Ayşe Sürücü’nün mikrofonu Kürtçe konuşmaya başladığı sırada kesildi. Sürücü de “Neden 3-5 kelime Kürtçe konuşulmasına tahammül edemiyorsunuz” diyerek tepki gösterdi. Yine geçtiğimiz günlerde Mardin’de oynanması planlanan Kürtçe tiyatro oyunu “15 günlük eylem yasağı” gerekçesiyle yasaklandı. Yaşananları nasıl değerlendirirsiniz?

    Kürtlere olan tahammülsüzlük anadil mücadelesi veren bir yerde inanılmaz şekilde arttı. Bir tane Kürtçe kelime duymaya dahi tahammül edemiyorlar. Meclis’te bir milletvekili Kürtçe konuştuğu zaman onların karşısında durduğu her şey akıllarına geliyor. Ne diyor Kürtler? Barış istiyoruz. Bu çok temel bir hak. Bu ülkenin bir gerçekliği: Kürt sorunu çözülmeden, ne demokrasi ne de ekonomi sorunu çözülebilir. Meclis’e herkes seçilerek giriyor. HDP milletvekillerinin önemli bir kısmı Kürt halkının oylarıyla gidiyor. Ayşe Sürücü de Kürt ve anadili Kürtçe. Anadili mücadelesi veriyoruz. Anadilin anayasal bir hak olması gerekiyor.

    Yakın zamanda da birisi Filiz Kerestecioğlu’na “Kürtlerin haklarını savunuyorsun ama bir tane Kürtçe kelime bilmezsin” şeklinde laf atmış. Kerestecioğlu da konuşmasının sonunda Kürtçe sertifikasını çıkararak, “Ben bu halkın dilini öğrenmeye çabalıyorum” diyerek, sözlerini Kürtçe bitiriyor. Birbirimizin diline, değerine, haklarına gösterilen saygının verdiği en güzel cevaptır. HDP de bunu sembolize eden bir parti olduğu için onların tahammül edemediği ne varsa HDP’de buluşuyor.

    PİRHA: CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çıkışı birçok kesim tarafından tartışıldı. Demirtaş da, bu çıkışı olumlu bulduğunu, desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Urfa ziyareti kapsamında da Şenyaşar ailesini ziyaret eden Kılıçdaroğlu, “Gün gelecek bu devlet Emine Şenyaşar ile de helalleşecek. Önce katillerle hesaplaşacak, sonra da anneden helalliğini alacak” paylaşımı yaptı. CHP liderinin ‘helalleşme’ çıkışını siz nasıl görüyorsunuz?

    Ülkedeki demokrasi sorununun çözülmesinin geçmişte yaşatılan tüm antidemokratik müdahaleler ve katliamlar ile yüzleşilmesiyle mümkün olduğunu söylüyoruz. 1915 Ermeni soykırımının ardından günümüze kadar sayısız katliam yaşandı. Yaşananlar ile yüzleşmeye çalışırsanız önümüzdeki dönem için aydınlığa ve demokratik ortama kavuşulabilir. Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ meselesi biraz buna evrilebileceği umudunu taşıdığı için kitle tarafından önemseniyor.

    Şenyaşar ailesinin herkesin gözü önünde başına gelenler hala çözülmüyor. Taybet Ana 7 gün sokak ortasında yattı. Cizre’deki bodrumlarda insanlar yandı. Bunlarla yüzleşilmiyor. OHAL sürecinde binlerce insan işlerinden çıkarıldı. Geçmişte yaşananların faillerini ortaya çıkarıp, mağdurlarıyla adaletli şekilde yan yana geldiğinizde bir sonraki adımınızın ne kadar adil olacağını belirlemiş olursunuz. Bütün bunları yaptığınızda demokratik kurumun bu ülkede yerleşmesi zor bir şey olmayacaktır.

    PİRHA: İnsanlar her yeni güne yeni zam haberleri ile uyanıyor. Bir yandan da asgari ücret belirleme toplantıları sürüyor. İşveren sendikası 3100 TL, TÜRK-İŞ ise 3900 TL teklif etti. İkisinin arasında yaklaşık 3500 TL gibi bir tutarda anlaşılması bekleniyor. Fakat AKP’lilerin bu konuda dikkat çeken “4 bin TL olacak, olmalı” şeklinde açıklamaları var. Akıllara doğal olarak Erdoğan’ın daha önce de yaptığı gibi “sorunu çözen kişi” imajıyla çıkarılması geliyor. Erdoğan’ın son hamlede “Asgari ücret 4 bin TL” olacak gibi bir çıkış yapması ihtimalini siz nasıl değerlendirirsiniz? 

    Erdoğan kaybettiği prestijini sağlamak için her türlü çalışmayı sürdürüyor. Dediğiniz gibi ihtimal var. Erdoğan aradan çıkıp “Ey halkım asgari ücret 4 bin lira” diyebilir. Fakat 4 bin TL açlık sınırının altında bir rakam. İnsanların derdine deva olacak bir tutar değil. HDP olarak biz asgari ücretin 6 bin TL olmasını talep ettik. Erdoğan ve çevresindekiler halkı değil işverenleri korumak üzerine bir çalışma yürütüyorlar.

    Politik manevralarla insanları oyalıyorlar. Hızlı şekilde oy kaybediyor ve en ufak bir şeyden çıkar sağlamaya ihtiyacı var. Şu anki politikalarıyla ekonomiyi uzun süre düzeltilemeyecek bir noktaya getiriyor. Ülkenin kaynaklarını satmaya hazır bir lider olarak Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile kısa vadeli çıkış arayan bir yakınlaşmaya giriyor. Ekonomiyi, erken seçime gidebilecek bir noktaya getirmeye çalışıyor. Bu durumda kendi açısından erken seçime gitmesi mümkün değil.

    PİRHA: Son olarak HDP’nin kapatılma davasına değinmek isteriz. İnsan Hakları Günü dolayısıyla açıklama yayımlayan İHD ve TİHV, HDP’nin kapatılma ihtimalini ‘kaygı verici’ bulduklarını belirttiler. Neler söylersiniz? 

    Partiyi kapattırmama yönünde çalışmamızı yürütüyoruz. Tabi ki bu kaygı verici bir durum. Ülkede demokratik mücadele veren Meclis’in üçüncü büyük partisinin kapatılma çabası tamamen siyasi bir davadır. Hukuki temelleri yok. Dava içeriği bomboş. Bu durum bizi çalışmalarımızı bir kenara bırakmaya itmeyecek. “HDP kapatıldı diye seçmenleri başka partiye gidecek, parti binaları kapatılacak” gibi bir endişe taşımıyoruz. Tam tersine böyle durumlarda parti daha çok kenetleniyor.

    Kapatma davasının gündeme geldiği günden daha yüksek oy oranına çıkmış durumdayız. Bize doğru demokratik sahiplenmeyi daha da artırıyor. HDP, demokrasinin garantisi olan partilerden birisidir. Savunduğu değerler, gösterdiği mücadelelere bakıldığı zaman ülkenin demokratikleşmesi ve adil yönetilmesi için uğraştığını görürüz. HDP’nin kapatılması yalnız HDP’yi değil, tüm demokrasi güçlerini etkileyeceği için kaygı vericidir. Biz yolumuza devam edeceğiz.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • HDP İstanbul İl Örgütü: Baş eğmeyen direnişleri mirasımızdır

    HDP İstanbul İl Örgütü: Baş eğmeyen direnişleri mirasımızdır

    PİRHA – HDP İstanbul İl Örgütü, Seyit Rıza ve arkadaşlarını idam edilişlerinin 83. yıldönümünde andı. Taksim Tünel Meydanı’nda gerçekleştirilen anmada “Baş eğmeyen direnişleri mirasımızdır” mesajı verildi.

    Haberin videosu;

    Seyit Rıza ve arkadaşlarını idam edilişlerinin 83. yıl dönümünde Taksim’de anan HDP İstanbul İl Örgütü, “Baş eğmeyen direnişleri mirasımızdır” mesajını verdi.

    HDP İstanbul İl Örgütü, Seyit Rıza ve arkadaşlarını idam edişlerinin 83. yıl dönümünde andı. Taksim Tünel Meydanı’nda gerçekleştirilen anmaya, HDP Milletvekilleri Züleyha Gülüm, Musa Piroğlu, HDP İstanbul İl Eş başkanları Erdal Avcı ve Elif Bulut, HDK Eş sözcüsü İdil Uğurlu’nun yanı sıra çok sayıda demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcisi katıldı.

    Anmada, Seyit Rıza’nın resimleri taşındı; “1937 İstiklal Mahkemesi’nin Elazığ Tunçeli mahkeme kararları yok hükmünde sayılsın” yazılı pankart açıldı, mumlarla 38 yazıldı.

    “DEVLETTEN RESMİ ÖZÜR BEKLİYORUZ”

    Anmada ilk konuşmayı yapan HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Erdal Avcı, 83 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarını anarak sözlerine başladı.

    Dersim’in, Türkiye Cumhuriyeti’nin kara bir lekesi olarak devletin özrünü bekleyen bir soykırım olduğunu vurgulayan Avcı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Eğer varsa böyle bir kural ben özür dilerim” açıklamasını yaptığını ancak başta Dersimliler, Kürt halkı ve Türkiye halkları olarak böyle bir özrü kabul etmediklerini, özrün resmi olarak devlet adına yapılmasını istediklerini hatırlattı.

    Resmi özür ile birlikte, idam edilen atalarının mezar yerlerinin açıklanması ve özel eşyalarının verilmesini de istediklerini vurgulayan Avcı, itibarlarının iade edilmesini ise istemediklerini çünkü idama başları dik, onurlu gittiklerinin altını çizdi.

    Seyit Rıza’nın Elazığ Sivrice’de Mustafa Kemal ile yaptığı görüşmeyi anımsatan Avcı, “Atatürk ‘özür dilersen aileni ve seni sürgüne göndeririz’ dedi ve Pir Rıza ‘Özür dileyecek bir şeyim yok’ diye yanıt verdi. Pir Rıza, ‘Ben size baş eğmedim bu da size dert olsun’ diyerek o tarihi konuşmayı yapmıştır” diye konuştu.

    “BAŞ EĞMEYEN DİRENİŞ MİRASINI SÜRDÜRECEĞİZ !”

    Seyit Rıza ve arkadaşlarına yaşatılan zulüm ve hukuksuzlukları sıralayan Avcı, ittihatçı ve tekçi zihniyetin bu topraklarda gerçekleştirdiği tüm katliamlar için özür dilenmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Bütün katliamların araştırılması için hakikat komisyonunun kurulması gerektiğini söyleyen Avcı, Dersim Soykırımı’nda yaşamını yitirenlerin bıraktığı baş eğmeyen direniş mirasını sürdüreceklerini kaydetti.

    “SOYKIRIMLARA CESARET VERİLİYOR!”

    HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Elif Bulut, soykırımlarla hesaplaşılmadığı müddetçe başka soykırımlara cesaret verileceğini belirterek, “Her katliamın sorgusu yapılmaz, hesap sorulmazsa başka katliamlara sebebiyet verir. Bu topraklarda bu yüzden bu kadar kan dökülür, bu topraklarda bu yüzden bu kadar çok can alınır. Bizler bu katliamlar aydınlanana kadar mücadele edeceğiz” dedi.

    “SEYİT RIZA’NIN MESAJINI ALDIK”

    HDK Eşsözcüsü İdil Uğurlu da Seyit Rıza’nın idama yürürken sarf ettiği tarihi sözlerini anımsatarak, “Giderken iki tarafa da mesaj verdi; devrimcilere diz çökmeyin, direnin dedi. Biz o mesajı aldık ki buradayız, alanlardayız. Devlete de şu mesajı verdi, siz hak arayanları yok edemezsiniz, öldüremezsiniz. Biz bir gider, bin geliriz” dedi.

    “DİRENMENİN TEK YOLU DİZ ÇÖKMEMEKTİR!”

    HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise, yeni katliamlar yaşanmasın, yeni kanlar akmasın diye bugün 83 yıl sonra hesap sorduklarını dile getirdi.

    Devletin dün olduğu gibi bugün de bütün zor aygıtlarıyla, köylünün, işçinin hakkını arayan Kürt’ün, Alevi’nin karşısına dikildiği vurgulayan Piroğlu, “Ama dün olduğu gibi bugün de bu zor aygıtını teşhir etmek için Seyit Rıza’nın peşinden koşuyoruz. Biliyoruz ki, bu katliamlarla yüzleşmek devletin kendi suçlarıyla yüzleşmesi demek aslında bugün bu suçların tekrar işlenmemesi demektir” diye konuştu.

    Adaletin devletin bahşettiği bir lütuf olmadığını hatırlatan Piroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Adalet talebi bu zalim iktidarın devrilmesi talebidir. Biz Seyit Rıza’nın peşinden koşuyoruz, çünkü biz onun sözüne, onun kavgasına sahip çıkıyoruz. Biliyoruz ki ondan bugüne diz çökmeyenler kazanır. Biliyoruz ki ondan bugüne zulme karşı direnmenin tek yolu diz çökmemektir. Diz çökmeyerek bugüne geldik, şimdi ayağa kalkacağız, hesap soracağız. Devletin yapmadığını yapacağız, o adaleti bu ülkede inşa edeceğiz.”

    Konuşmaların ardından Seyit Rıza ve arkadaşları için üç dakikalık sessiz eylem yapıldı; sanatçı Doğan Çelik, Kürtçenin Kirmancki (Zazakî) lehçesinde ağıt yaktı. Anma, “Dersim’i unutma, unutturma” sloganıyla sona erdi.

  • HDP’den silahlı saldırıya tepki: Olayın asıl sorumlusu hükümettir-VİDEO

    HDP’den silahlı saldırıya tepki: Olayın asıl sorumlusu hükümettir-VİDEO

    PİRHA – HDP İstanbul il binasına kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından silahlı saldırı gerçekleştirildi. HDP İl örgütü tarafından yapılan açıklamada, olayın asıl sorumlusunun hükümet olduğuna dikkat çekildi. 
    Haberin videosu:

    HDP tarafından yapılan açıklamada bugün saat 15.00 dolaylarında il binasına saldırı gerçekleştirildi. Polis olayla ilgili inceleme başlatırken HDP İstanbul İl Örgütü saldırı hakkında şu açıklamayı yaptı: “Söz konusu saldırıda 7 el ateş edilmiştir. Saldırıda şans eseri kimse yararlanmazken olay yeri inceleme ekipleri il binamızda tespitte bulunmaktadır. Çeteler eliyle parti binalarımız bu tür saldırılara daha önce de maruz kaldı. Bu saldırıyla yöneticilerimiz, partililerimiz ve halkımız korkutulmak ve sindirilmek istenmektedir. Bu faşist ve çeteci saldırılar karşısında demokratik tepkimizi sonuna kadar kullanacağız.”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Örgütü, partilerine dönük silahlı saldırıya ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi.

    HDP İstanbul İl binası önünde yapılan açıklamaya İstanbul İl Eş Başkanları Elif Bulut, Erdal Avcı, HDP Milletvekili Musa Piroğlu, partinin il, ilçe üyeleri çok sayıda yurttaş katıldı. Açıklamada sık sık “Baskılar bizi yıldıramaz” ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.

    “ASIL SORUMLU HÜKÜMET YETKİLİLERİDİR”

    Açıklamada konuşan HDP İstanbul İl Eş Başkanı Elif Bulut, şunları kaydetti:

    “Bugün 15.00 saatlerinde her gün ki günlük faaliyetlerimizi sürdürürken, bir ses duydum. O sırada girişteki bir odada görüşme yapıyorduk. Sese doğru baktığımda bir kişinin partimize dönmüş bir şekilde havaya silahla ateş açtığını gördüm. Ölümlü bir sonuç olabilirdi. Bu kişi iki gün önce il binamıza gelmiş ve oturmuştur. Geldiği gün il binamızda kimi temelsiz konuşmalar yapmış. Arkadaşlarımız temelsiz konuşmalarına rağmen gerekli ikramlarda bulunduktan sonra şahıs il binamızdan ayrılmıştır. Bugün tekrar geliyor. Bu durum bireysel basit bir durum değildir. Sabah akşam basından partimize yönelik tüm kışkırtmaların sonucunu bugün bu olayın yaşanmasına yol açmıştır.

    Gündüz çok rahat bir şekilde gelinip il binamıza ateş açılıp ardından ise çok rahat bir şekilde polise teslim olunabiliyor. Cumhurbaşkanından, İçişleri Bakanına dek birçok hükümet yetkilinin HDP’ye dönük kışkırtıcı konuşmaları bu olayın asıl sorumlusudur. En son bir tiyatro olayının onların üzerindeki yıkımını gördük. Tüm partili arkadaşlarımızı daha dikkatli olmaya çağırıyoruz.”

    “SALDIRI BİREYSEL DEĞİLDİR”

    İl Eş Başkanı Erdal Avcı ise partilerine dönük saldırının bireysel olmadığını söyledi. Avcı, “Biz biliyoruz ki bu olay planlı ve programlıdır. Hem partimize hem de kamuoyu güçlerine bir mesajdır. Son dönemlerde siyasi iktidarın dili, tartışma biçimi, partimizi hedefe alan üslubu bu saldırıları cazip hale getirmiştir.  Mafyacı olabilirler ama Türkiye’nin dili bu olayın ana kaynağıdır. Siyasi iktidarın bu dilinden uzak durarak barışçıl, demokratik ve herkesin siyaset yapma zeminini sağlamaya davet ediyoruz. Bu saldırılar Türkiye’nin demokrasisine, barışına hiçbir katkısı olmadığı gibi, Türkiye’yi git gide savaşın, çatışmanın zeminine çekmektedir”  diye konuştu.

    “DİZ ÇÖKMEDİK ÇÖKMEYECEĞİZ

    HDP Milletvekili Musa Piroğlu ise, Hrant Dink’in 19 Ocak’ta katledildiğini anımsatarak, bu saldırının da Dink’in katledildiğine yakın bir tarihte gerçekleşmesine dikkat çekti.

    Saldırının yalnızca HDP’ye dönük olmadığını vurgulayan Piroğlu, “Kabul etmek gerekir ki, HDP bu ülkede rahat ve özgür bir şekilde siyaset yapamadığı, Kürt sorunu adil ve demokratik bir şekilde çözülmediği sürece hiç kimse özgür olamayacaktır. Biz bu çeşit saldırıları geçmişte de gördük. İktidar kendi tabanında kaybetmeye başladığında siyaseti farklı alanlara çekmeye çalışıyorlar. Bu saldırıyı gerçekleştirenler bilmelilerdir ki, biz şuana kadar ne diz çöktük ne de bundan sonra diz çökeriz” ifadelerini kullandı.

    Açıklama alkışlar ve sloganlar eşliğinde sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)