Etiket: emek partisi

  • Asgari ücrete tepki: Yoksulluğa ve sefalete teslim olmayacağız!- VİDEO

    Asgari ücrete tepki: Yoksulluğa ve sefalete teslim olmayacağız!- VİDEO

    PİRHA- 2021 Tüm Emekliler Sendikası Mersin Şube Başkanı Hüseyin Kurt, asgari ücretin “ülkede genelleşmiş bir yaşam ücreti haline geldiğini belirterek, “İnsanca yaşama yetecek bir ücret için emeklilerle işçilerin ortak mücadelesini büyüteceğiz” dedi. EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak ise açıklanan rakamın işçilerin kaybını bile karşılamadığını vurgulayarak, “Bu ücret yoksulluğu ve sefaleti dayatıyor, buna teslim olmayacağız” diye konuştu.

    Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından belirlenen ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından açıklanan 2025 yılı asgari ücreti 28 bin 75 TL oldu. Açıklanan rakam, yüksek enflasyon, artan hayat pahalılığı ve açlık sınırının 30 bin liraya dayandığı koşullarda kamuoyunda tartışmalara yol açtı. Emek ve meslek örgütleri, açıklanan asgari ücretin insanca yaşam koşullarını karşılamaktan uzak olduğunu belirterek karara tepki gösterdi.

    2021 Tüm Emekliler Sendikası Mersin Şube Başkanı Hüseyin Kurt ile Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, asgari ücret artışının hem işçileri hem de emeklileri yoksulluğa mahkum ettiğini vurgulayarak, mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı.

    “ASGARİ ÜCRET, BİR YAŞAM ÜCRETİ HALİNE GELDİ”

    Asgari ücretin Türkiye’de artık yalnızca en düşük ücret olmaktan çıktığını belirten 2021 Tüm Emekliler Sendikası Mersin Şube Başkanı Hüseyin Kurt, ücretin çalışan nüfusun büyük bir bölümünü kapsar hale geldiğine dikkat çekti. Kurt, emekli maaşlarına da düşük bir zam yapılacağını öngördüklerini belirterek, “Asgari ücret ne yazık ki ülkemizde asgari yaşamın vuku bulduğu, ülke nüfusunun çalışanlarının yüzde 60’ına denk gelen genelleşmiş bir ücret olarak karşımızda duruyor. Biz emekliler olarak asgari ücrete yapılan zamma paralel bir zammın da bize yapılacağını öngörüyoruz. Yüzde 27 yapılan zam bize yansıyacağı şekliyle yüzde 12–13 olarak görülüyor” diye konuştu.

    Ekonomik koşulların her geçen gün ağırlaştığını vurgulayan Kurt, özellikle yılbaşından sonra ücretlerin hızla eriyeceğini dile getirdi. Açlık sınırına ve zam yağmuruna dikkat çeken Kurt, mücadele vurgusu yaparak, “Açlık sınırının 30 bin liraya dayandığı, her gün zam yağmurunun olduğu bir ülkede özellikle yılbaşından sonra işçiler bu maaşı almadan yüzde 20’lik bir kayba uğrayacak. İnsanca yaşamın sürdürülebileceği bir ücretin hem bizlere hem işçi sınıfına verilmesi noktasında çabalarımız olacak. Yapılan bütçeyi kabul etmiyoruz. Kabul etmediğimiz gibi bu eksende mücadelemizi yükselteceğiz. Emeklilerin ve işçilerin birliğini sağlama noktasında çalışmalarımız var. Ortak sesimizi yükselterek insanca yaşama yetecek bir ücret talebimizi yükselteceğiz” dedi.

    “AÇIKLANAN ASGARİ ÜCRET, İŞÇİLERİN KAYBINI BİLE KARŞILAMIYOR”

    EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak ise asgari ücretin açıklanma biçimine ve enflasyon verilerine dikkat çekerek, iktidarın “çalışanları enflasyona ezdirmedik” söyleminin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Başkavak, resmi ve bağımsız enflasyon verileri arasındaki farkın altını çizerek şunları ifade etti:

    “Aralık ayıyla birlikte muhtemelen Türk enflasyonu yüzde 32–33 olarak karşımıza çıkacak. Bağımsız araştırmacıların yıllık enflasyon hesabı bunun iki katından fazla. O nedenle Çalışma Bakanlığı’nın ‘çalışanları enflasyona ezdirmedik’ cümlesi aslında koca bir yalan. Çalışanlar hem enflasyona ezilmiş durumda hem de aynı zamanda açlık sınırının altında bir ücrete bir yıl boyunca mahkum edilmiş durumda. Açıklanan asgari ücret 28 bin 75 TL. Ama zaten 22 bin asgari ücrette işçilerin bir yıl boyunca kaybı 6 bin liranın üzerindeydi. Yani sadece o kaybı bile yerine koymamış bir asgari ücretle karşı karşıyayız ve önümüzdeki bir yılı bu ücretle geçirmemiz dayatılıyor.”

    Sendikaları asgari ücretin artırılması için yeteri kadar mücadele etmemekle eleştiren Başkavak, “Biz sendikalı iş yerlerinde zaten Toplu İş Sözleşme yapıyoruz demek, bizde asgari ücretle çalışan yok demek, bu sorunu çözmüyor. Aksine asgari ücret, sendikalı iş yerlerindeki ücretleri de belirliyor. Biz asgari ücreti ülkenin en büyük toplu iş sözleşmesi olarak görüyoruz. Ülkenin en büyük toplu iş sözleşmesine işçiler, emekçiler ve onların çocukları olarak hazırlanmamız daha güçlü hazırlanmamız gerekirdi. Bunun da en önemli motor gücü sendikalar olmalıydı. Biz asgari ücret tespit komisyonunun yapısını beğenmiyoruz ve katılmıyoruz demek sorunu çözmedi” ifadelerini kullandı.

    MÜCADELE ÇAĞRISI

    Asgari ücretin bir işçinin bireysel yaşamını esas alması gerektiğini vurgulayan Başkavak, mevcut sistemin sermayenin talepleri doğrultusunda şekillendiğini belirterek, şunları söyledi:

    “Sermaye ne istiyorsa saray iktidarı onu uyguluyor. Eğer halk kitlelerinden, işçilerden, emekçilerden gerçek anlamda bir karşılık bulacağını düşünse Cumhurbaşkanı reklamla, bu asgari ücreti açıklardı. Açıklanan rakamın çok düşük olduğunu ve kimsenin beğenmeyeceğini bildiği için Çalışma Bakanı açıklasın ve geçilsin diyor. Kime, kime yaradı? İşverenlere yaradı. Ancak bizler yoksulluğa ve sefalete teslim olmayacağız. Emek Partisi olarak bütün işçileri ve emekçileri hem kendi sendikalarını hem de oy verdikleri partileri sorgulamaya çağırıyoruz. Çocukların geceleri aç yatmadığı bir ülke için mücadeleyi birleştirerek ve güçlendirerek yürütmemiz lazım. Ancak bu şekilde dayatılan açlık ücretlerine mahkum olmayız.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Malatya’da Emek Partisi üyesine ajanlık teklifi: Baskılara teslim olmayacağız-VİDEO

    Malatya’da Emek Partisi üyesine ajanlık teklifi: Baskılara teslim olmayacağız-VİDEO

    PİRHA-Malatya’da Emek Partisi üyesi Hasan Hüseyin Bozkuş’a polisler tarafından ajanlık teklif edildi. Emek Partisi Malatya İl Örgütü, İHD’ye başvurup açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Legal bir partinin üyelerine yönelik bu tür baskılar, hem hukuka hem demokratik siyaset yapma hakkına yönelmiş açık bir saldırıdır” denildi.

    Emek Partisi (EMEP) üyesi Hasan Hüseyin Bozkuş’a Malatya’da polisler tarafından ajanlık teklif edildi. Ruhsatlı av tüfeğini tamirden alıp eve döndüğü sırada polisler tarafından durdurulan Bozkuş, “tüfeğin herhangi bir suça karışıp karışmadığını kontrol etme” bahanesiyle araca bindirildi. Polisler, karakola götüreceklerini söylemelerine rağmen Bozkuş’u kent içinde bir süre dolaştırıp lokantaya götürdü ve parti içi bilgileri aktarmasını istedi. Ret yanıtı üzerine ısrarcı olan polisler, Bozkuş’un montunun cebine tüfek ruhsatıyla birlikte para koydu.

    EMEP Malatya İl Örgütü, yaşananlara dair İHD Malatya Şubesi’ne başvuruda bulunarak açıklama yaptı. Açıklamayı EMEP Malatya İl Başkanı Şerif Demirel, okudu.

    “POLİSLER, ÜYEMİZİ AJANLAŞTIRMAYA ÇALIŞMIŞTIR”

    Lokantada polislerin Bozkuş’tan parti içindeki konuşmalar, il başkanının neler planladığı ve özellikle Akçadağ ilçe başkanı ile ilçe yöneticileri hakkında bilgi aktarmasını istediğini söylediğini ifade eden Şerif Demirel, “Hasan Hüseyin, Emek Partisi’nin legal bir parti olduğunu, kimse hakkında ifade veremeyeceğini ve böyle bir şeyi kabul etmeyeceğini açıkça belirtmiş olmasına rağmen polisler ısrar etmiş, üyemizin mont cebine tüfek ruhsatıyla birlikte para da koyarak kendisini ajanlaştırmaya çalışmıştır. Polislerden birinin kendisini “Tekin” olarak tanıttığını ve telefonla bilgi istemeyi sürdürdüğünü söyleyen Demirel, “Üyemiz, Tekin adlı kişinin ‘Bu hafta sonu bir şey var mı’ sorusuna ‘Bilmiyorum, haberim yok’ yanıtını vermesine rağmen, ‘Tamam kardeşim, neyse artık haberleşiriz. Olmadı sen ararsın’ diye ikna yöntemiyle sıkıştırmaya ve zorlamaya hâlâ devam etmektedir” dedi.

    “BASKILARA TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Yaşananların 90’ların zorla kaybetme, tehdit, takip ve ajanlaştırma yöntemlerini hatırlattığını vurgulayan Demirel, “Ülke bu karanlık dönemin sonuçlarını ağır bedellerle ödemiştir; bugün aynı yöntemlerin devreye sokulması kabul edilemez. EMEP’in faaliyetlerinin anayasal güvence altındadır. Legal bir partinin üyelerine yönelik bu tür baskılar, hem hukuka hem demokratik siyaset yapma hakkına yönelmiş açık bir saldırıdır. Suçtur, hukuksuzdur, hak ihlalidir. Baskılara teslim olmayacağız” diye konuştu.

    PİRHA/MALATYA

  • Sevda Karaca: Suriye’de Alevilere açık bir katliam yürütülüyor!- VİDEO

    Sevda Karaca: Suriye’de Alevilere açık bir katliam yürütülüyor!- VİDEO

    PİRHA- Son günlerde Suriye’nin Humus, Lazkiye, Tartus kentlerinde Alevilere yönelik katliam operasyonları gerçekleştiriliyor. Meclisi göreve çağıran EMEK Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca, “Hemen bir heyet oluşturun, bölgeye gidin, uluslararası soruşturma talep edin” dedi.

    Son günlerde Suriye’nin Humus, Lazkiye, Hama, Tartus kentlerinden Alevilere yönelik yapılan katliam haberleri geliyor. HTŞ’nin iktidarı ele geçirmesinden sonra Suriye’deki etnik ve dini gruplara yönelik gerçekleştirdiği katliam operasyonlarına hız kesmeden devam ediyor. Suriye’nin çok kültürlü yapısını kendisi için tehdit olarak gören HTŞ, Suriye halkları için en büyük tehdit konumunda.

    “SURİYE’DE ALEVİLERE YÖNELİK AÇIK BİR KATLİAM YÜRÜTÜLÜYOR”

    Alevilere yönelik yürütülen katliam operasyonlarını Meclis gündemine taşıyan EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca, yaşanan durumun çok vahim olduğuna dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Suriye’de Alevilere yönelik açık bir katliam yürütülüyor. Humus, Lazkiye, Hama, Tartus’ta insanlar inançları nedeniyle hedef alınıyor, evleri yakılıyor, çocuklar öldürülüyor, hamile kadınların karınları deşiliyor!

    Colani uluslararası alanda diplomasi seferinin tadını çıkarırken, HTŞ ’nin Alevilere yönelik sistematik saldırıları apaçık bir imha politikası olarak devam ediyor. Bu tablonun sorumluları arasında AKP iktidarı da var. Yıllardır Suriye’yi mezhepsel kamplaşmanın içine iten, silahlı yapılara alan açan, dış politikayı çürümüş çıkar hesaplarına teslim eden, Colani ‘ye sarılan bu iktidarın bu yaşananlarda eli var.

    Aleviler Meclis’e acil bir çağrıda bulunuyor. Hemen bir heyet oluşturan, bölgeye gidin, uluslararası soruşturma talep edin ve Alevi halkı için insani koridorların açılması için girişim başlatın, diyorlar. Meclis bu çağrıya kulak vermek zorundadır!”

    PİRHA/ANKARA

  • Hak örgütleri ve partilerden ‘Barış için somut adımlar atılsın’ çağrısı- VİDEO

    Hak örgütleri ve partilerden ‘Barış için somut adımlar atılsın’ çağrısı- VİDEO

    PİRHA- Hak örgütleri ve siyasi parti temsilcileri, Meclis’te oluşturulan komisyonun Abdullah Öcalan’la görüşmesini önemli bir adım olarak değerlendirerek, sürecin somutlaştırılması gerektiğini söyledi. “En kötü barış bile savaştan iyidir” vurgusu öne çıktı.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde barış için kurulan komisyonun, İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşme gerçekleştirmesi, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Görüşmenin ardından insan hakları örgütleri ve siyasi parti temsilcileri süreci değerlendirerek, barışın toplumsallaşması ve kalıcı hale gelmesi için somut adımların gecikmeden atılması gerektiğini vurguladı. Açıklamalarda, “En kötü barış bile savaştan iyidir” mesajı öne çıkarken, komisyonun attığı bu adımın tarihi bir eşik olduğu ve tüm siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi gerektiği belirtildi.

    “EN KÖTÜ BARIŞ BİLE SAVAŞTAN İYİDİR”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi Başkanı Yasemin Dora Şeker, barışın toplumsal yaşamın bütün alanlarında yaşamsal bir ihtiyaç olduğunu vurgulayarak komisyon çalışmalarını desteklediklerini ifade etti. Şeker, barışın sadece siyasal bir başlık değil, çocuklardan kadınlara, işçilerden gençlere tüm toplumu ilgilendiren bir hak olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “Her şeyden önce biz İnsan Hakları Derneği olarak her koşulda barıştan yanayız. Çünkü barışın olduğu bir ülkede çocuklar öldürülmez, istismara uğramaz; kadınlar şiddete maruz kalmaz; emekçiler yoksullukla mücadele etmez. En kötü barışın bile savaştan daha iyi olduğu gerçeğinden hareketle komisyon çalışmalarını doğru buluyoruz. Bu çalışmalar ileri aşamaya taşınmalı. Barış ancak herkesin tüm haklarının eşit biçimde tartışıldığı bir masada sağlanabilir. Bu nedenle bazı partilerin sürece katılmamasını doğru bulmuyoruz; barışın toplumsallaşması için herkes sorumluluk almalı.”

    “SOMUT ADIMLAR ATILMALI, TUTUKLULAR SERBEST BIRAKILMALI”

    Emek Partisi MYK Üyesi Halil İmrek, komisyonun bir yıl boyunca toplumdaki kesimleri dinlemesinin önemli olduğunu ancak bunun yeterli olmadığını belirterek somut adımların artık zorunlu hale geldiğini söyledi. İmrek, özellikle siyasi tutsaklar konusunda acil adım beklentisini dile getirerek,

    “Türkiye’de çözülmemiş olan Kürt sorunu on yıllardır binlerce insanın yaşamını yitirmesine yol açtı. Biz Emek Partisi olarak eşit haklar temelinde barışçıl çözümden yanayız. Komisyonun oluşturulması önemli, ancak bir yıldır sadece dinleme yapıldı; somut bir adım atılmadı. Barış istediği için binlerce insan cezaevlerinde. Siyasi af çıkarılmalı; Demirtaş ve Gezi tutsakları için aslında yasal düzenlemeye bile gerek yok, AYM ve uluslararası kararlar ortada. Ayrıca kayyum uygulamalarına son verilmeli, halkın iradesi iade edilmelidir. Öcalan’la görüşülmesi önemli bir adımdır; ancak AKP artık oyalamayı bırakmalı, hızlı adımlar atmalıdır” diye konuştu.

    “ÖCALAN’LA GÖRÜŞME TOPLUMSAL BARIŞIN KAPISINI ARALAYABİLİR”

    DEM Parti Adana İl Eş Başkanı Seyfettin Aydemir, barış sürecinin Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta başlattığı barış ve demokrasi perspektifiyle yeniden canlandığını belirterek, komisyonun İmralı’yla görüşmesini olumlu karşıladıklarını söyledi. Aydemir, “Bu savaşın son olmadığını herkes gördü. Sayın Abdullah Öcalan’ın başlattığı Barış ve Demokrasi Toplum Süreci çok anlamlıydı ve biz bu sürecin arkasında durduk. Şu anda da demokratik toplum inşa süreci yürütülüyor. Meclis’te kurulan komisyonun çalışmasını değerli buluyoruz. İmralı ziyaretini selamlıyoruz; umarız Öcalan’la görüşmeden sonra devlet tarafında da adımlar atılır. Bu ülke savaştan çok yoruldu. Artık acıların tekrarlanmaması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “İMRALI BİRİNCİ DERECEDE MUHATAPTIR”

    EMEP Adana İl Başkanı Suat Nacar ise barış sürecinin karşılıklı ilerlemesi gerektiğini, tek taraflı adımların sonuç yaratmayacağını vurguladı. Nacar, komisyonun İmralı’ya gitmesinin oldukça önemli olduğunu ifade ederek, “Hükümetin belirsiz tutumu geçmişte büyük acıların yaşanmasına yol açtı. Bugün süreç olumlu ilerliyor gibi görünse de karşılıklı adımlar gerekiyor. Silahların sustuğu ama beklentilere cevap verilmeyen bir süreç yaşanıyor. Kürtleri memnun edecek bir adım henüz atılmış değil. İmralı birinci derecede muhataptır; komisyonun oraya gitmesi gerektiğini hep söyledik ve bu yönde oy kullandık. Halkın beklentisine cevap vermeyen siyasi yapılar süreci tıkıyor. Görüşmeler gecikmemeli, barış süreci bir an önce başlamalı” dedi.

    Fatoş SARIKAYA- Cem EKİNCİ/ ADANA

  • Milletvekili Karaca, Munzur Üniversitesi’ndeki ‘kurulu’ Meclis’e taşıdı

    Milletvekili Karaca, Munzur Üniversitesi’ndeki ‘kurulu’ Meclis’e taşıdı

    PİRHA- EMEP Milletvekili Sevda Karaca, Munzur Üniversitesi’nde mobbingle mücadele komisyonunun lağvedilmesi ve yasal dayanağı olmayan ‘İdari Koordinasyon Kurulu’ nun kurulmasını Meclis gündemine taşıdı. 

    Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Munzur Üniversitesi’nde kurulan “İdari Koordinasyon Kurulu”nu ve üniversite yönetiminin uygulamalarını Milli Eğitim Bakanı’na sordu.

    Karaca, üniversite rektörü Kenan Peker’in yasal yetkileri aşan adımlar attığını, etik ve disiplin denetimi yetkisi olmayan bir yapının oluşturulduğunu belirtti.

    “KANUNSUZ DİSİPLİN MEKANİZMASI”

    Munzur Üniversitesi Rektörlüğü’nün geçtiğimiz günlerde akademik personele gönderdiği bir yazıyla “İdari Koordinasyon Kurulu”nun kurulduğu duyurulmuştu. Görevi “akademik ve idari personelin mesleki davranışlarının etik ilkelerine uygunluğunu denetlemek, danışmanlık yapmak ve gerektiğinde disiplin süreçlerine katkıda bulunmak” olarak ifade edilen Kurul’un üniversite Rektörü Kenan Peker’in keyfiyetine dayandığını ifade eden Karaca, konuyu meclis gündemine taşıdı.

    Milletvekili Karaca‘nın sunduğu soru önergesinde; Rektör Kenan Peker’in göreve geldikten kısa süre sonra, 2011 yılında çıkarılan Başbakanlık Genelgesi uyarınca kurulmuş olan Mobbingle Mücadele Komisyonu’nu lağvettiği, aktif görev yapan bu komisyonun kaldırılmasının, mobbing mağdurlarının başvuru yapabilecekleri bir mekanizmanın ortadan kalkması anlamına geldiği belirtildi. Yeni kurulan İdari Koordinasyon Kurulu’nun yasal bir mevzuata dayanmadığını, görev ve yetkilerinin tanımlanmadığını belirten Karaca, bu yapının rektörlük eliyle keyfi biçimde oluşturulduğunu ve “paralel bir disiplin mekanizması”na dönüştürüldüğünü ifade edildi.

    REKTÖR PEKER’İN SKANDALLARI BİTMİYOR

    Karaca önergesinde, Rektör Kenan Peker’in skandallarının bitmediğini belirterek kişisel tercihlerle yapılan kadro görevlendirmelerini, komisyonları sık sık kapatıp açmasını ve eşine özel görevlendirmeler çıkartılmasını hatırlatarak bu uygulamaların ardında hangi gücün bulunduğunu sordu. Ayrıca bugüne kadar kamuoyuna yansıyan hukuk dışı uygulamalara karşı rektör hakkında herhangi bir idari soruşturma başlatılıp başlatılmadığını da Bakanlığa soran Karaca, alınan kararların ve sonuçların paylaşılmasını istedi.

    “ETİK KURUL, BİLİMSEL ÖZGÜRLÜK YERİN DİSİPLİN ARACI MI OLACAK?”

    Karaca, bu uygulamanın üniversitenin akademik personeli tarafından Rektör Peker’in kendisine karşı gelenleri zapturapt altına almanın farklı yollarını bulmaya çalıştığı şeklinde yorumlandığını belirtti. Eğitim Sen’in yerel ve merkez yöneticilerinin görüşlerine de yer verilen soru önergesinde, kurulan kurulun bilimsel özerkliği zayıflatacak bir yapı haline dönüşeceği öngörüsüne dikkat çekildi. Kurulun, etik değerlerden çok idari otoriteyi tahkim eden bir yapıya hizmet ettiği ve çalışanlar üzerinde “itaat kültürü” oluşturacağı vurgulandı.

    Karaca, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    * İşe alımlarda kişisel tercihler, eşi için özel görevlendirme, kurum içerisinde sürekli yer değişiklikleri, sık sık komisyonlar kurup kapatmak gibi kuralsız uygulamalarla sıklıkla gündeme gelen Munzur Üniversitesi Rektörü Kenan Peker’in üniversiteye kendi özel mülkiyeti gibi davranmasının ardındaki güç nedir?

    * Bu kadar basına yansıyan hukuk dışı rektörlük uygulamaları için Rektör Kenan Peker hakkında herhangi bir idari soruşturma gerçekleştirilmiş midir? Gerçekleştirildiyse sonuçları nedir?

    * Göreve gelmesinin hemen ardından Rektör Kenan Peker’in, yasalarla belirlenen Mobbingle Mücadele Komisyonu’nu lağvederek keyfi yeni bir kurul kurmasının amacı nedir? Bu kurul hangi ihtiyaca karşılık gelmektedir?

    * Munzur üniversitesinde etik ihlallerden kaynaklı kaç soruşturma açılmış, kaç kişide etik ihlal tespit edilmiş, doçentlik başvurusunda Üniversiteler Arası Kurul tarafından etik ihlal nedeniyle kaç kişi başarısız sayılmıştır? Kurulun kurulmasının bu konularla bir ilişkisi bulunmakta mıdır?

    * Rektör Peker’in talimatıyla kurulan “İdari Koordinasyon Kurulu” hangi yasal mevzuata dayanmaktadır? Kurulun alacağı kararların yaptırım gücü nedir? Bu konuda Bakanlığınızın üniversitelere gönderdiği bir yazı bulunmakta mıdır?

    * Hiçbir genelge ve yönetmeliğe dayanmayan, hangi etik ilkeleri esas alacağı bilinmeyen bu kurulun muğlaklık ve keyfiyet riski nasıl önlenecektir? Kurula verilen “mesleki davranışların ve etik ilkelerin denetlenmesi” görevinde, hangi davranışın etik hangisinin etik dışı olduğuna hangi ölçütlerle karar verilecektir?

    * Bu kurulun üyeleri ne şekilde belirlenmiştir? Akademik ve idari personelden görüş alınmış mıdır? Seçim yapılmış mıdır? Kurul üyelerinden birinin eski rektörün kardeşi olduğu için şaibeli bir şekilde işe alındığı doğru mudur?

    * Eğitim Sen’in, bu kurulun pedagojik, akademik veya bilimsel bir danışma organı değil, cezalandırıcı mekanizmayı güçlendiren bir yapı olacağı, üniversite ortamında bilimsel özgürlüğü korumak yerine disiplin tehdidini artıracağı, akademisyenler ve çalışanlar üzerinde sindirme ve otosansür baskısı yaratacağına dair öngörülerine ilişkin Bakanlığınızın değerlendirmeleri nedir?

    * Başka hangi kamu ya da vakıf üniversitelerinde benzer bir kurul bulunmaktadır?

    PİRHA/ANKARA

  • EMEP’ten işçilerin sendikal hakları için kampanya- VİDEO

    EMEP’ten işçilerin sendikal hakları için kampanya- VİDEO

    PİRHA- Emek Partisi, işçilerin sendikal özgürlüklerini ve grev hakkını anayasal güvence altına almak için ülke genelinde “Barajsız Sendika, Yasaksız Grev, Güvenceli İş” sloganıyla imza kampanyası başlattı. Kampanyada toplanan imzalar, 16 Haziran’da Meclis’e sunulacak yasa teklifiyle birlikte teslim edilecek.

    Emek Partisi (EMEP), işçilerin sendikal haklarını ve iş güvencesini güçlendirmek amacıyla “Barajsız Sendika, Yasaksız Grev, Güvenceli İş” sloganıyla ülke genelinde kapsamlı bir imza kampanyası başlattı. Parti, mevcut iş yasalarının patronları koruduğunu; işçilerin örgütlenme, grev ve iş güvencesi gibi temel haklarını kullanmalarını ciddi şekilde engellediğini belirterek, bu duruma karşı anayasal güvence talep ediyor. Kampanya kapsamında hazırlanan yasa teklifinin 16 Haziran’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulması planlanıyor.

    Kampanyaya ilişkin PİRHA’ya konuşan EMEP Mersin İl Yöneticisi Halil Kara, Türkiye’deki iş yasalarının büyük ölçüde patronları koruduğunu ve işçilerin haklarının yeterince güvence altına alınmadığını belirtti. Kara, “Birçok iş yasasında işçilerin hakları gözetilmemiş, patronlar ise her geçen gün daha da güçlü hale gelmiş” diyerek mevcut yasal durumu eleştirdi.

    “FİİLİ BİR GREV YASAĞI VAR”

    Halil Kara, Türkiye’de görünürde sendikal yasakların olmadığını ancak fiiliyatta sendikal mücadelenin önüne birçok engel konulduğunu ifade ederek, “Sendikalaşma açısından baktığımızda bir sendika yasağı yok gibi gözüküyor ülkemizde. Ama işçiler sendikalaşmaya başladığında hemen işten atılmayla yüz yüze kalıyorlar. Grev yasağı yok gibi gözüküyor. Yani isterse grev yapabilir diye düşünülüyor ama en ufak bir meselede bile ‘Milli Güvenlik’ gerekçe gösterilerek Cumhurbaşkanı kararıyla birçok alanda 60 gün civarında grev ertelemeleri gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla aslında grev yasaklamadır bu” dedi.

    Bir diğer önemli sorunun ise işçi sendikalarının örgütlenmesinin önündeki engeller olduğunu kaydeden Kara, yüzde1’lik iş kolu barajının, sendikaların işyerlerinde yetki kazanmasını engellediğini vurguladı. Bu barajın, küçük işyerlerinde dahi örgütlenmeyi zorlaştırdığını söyleyen Kara, “Bir fabrikada bin işçi varsa, hepsini sendikaya üye yapsanız bile iş kolu barajını aşamıyorsunuz. Bu durum, işçilerin haklarını savunmalarını imkansız hale getiriyor” diye konuştu.

    16 HAZİRAN’DA MECLİS’E YASA TASARISI SUNULACAK

    Emek Partisi’nin tüm bu sorunlara çözüm bulmak amacıyla 16 Haziran’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir yasa tasarısı sunacağını duyuran Kara, “Hazırlanan yasa tasarısı, sendikal hakların genişletilmesi ve grev özgürlüğünün güçlendirilmesi gibi önemli düzenlemeler içerecek. İmza kampanyasına Türkiye genelinde büyük bir ilgi var. İşçi sınıfının haklarını savunmak için bir araya gelen binlerce insanın desteğiyle bu yasa tasarısının yasalaşmasını sağlamaya çalışıyoruz. 15-16 Haziran işçi sınıfının mücadelesinin önemli tarihlerinden. 16 Haziran günü mecliste bu konuyla ilgili bir yasa tasarısı vererek, Türkiye genelinde topladığımız imzalarımızı oradan milletvekilleri aracılığıyla sunup yasalaşmasını sağlamaya çalışıyoruz. Mücadele etmeye devam ediyoruz” sözlerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Sedat Başkavak: Kayyımlar geri çekilmeli, siyasi tutsaklar serbest bırakılmalı- VİDEO

    Sedat Başkavak: Kayyımlar geri çekilmeli, siyasi tutsaklar serbest bırakılmalı- VİDEO

    PİRHA- EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, barışın inşası için iktidarın atması gereken en öncelikli ve kritik adımların kayyımların kaldırılması ile siyasi tutukluların tahliyesi olduğunu belirtti.

    Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, PKK’nin silah bırakması ve kendini feshetmesinin ardından başlayan süreci değerlendirdi. Başkavak, barışın kalıcı hale gelmesi için siyasi iktidarın atması gereken adımlara dikkat çekerek, mevcut durumda bu yönde herhangi bir somut adım atılmadığını vurguladı.

    PKK’nin silah bırakması ve kendini feshettiğini açıklamasını “önemli bir gelişme” olarak değerlendiren Başkavak, bu sürecin barış ve demokratikleşme açısından yeni bir dönemin kapısını aralayabileceğini belirtti. Ancak, iktidarın bu süreci destekleyecek somut adımlar atmamasını eleştirdi.

    “KAYYUMLAR GERİ ÇEKİLMELİ, SEÇİLMİŞLER GÖREVE GELMELİ”

    Başkavak, barış sürecinin güven verici hale gelmesi için öncelikle kayyım uygulamasına son verilmesi gerektiğini dile getirdi. “Bu kadar belediyeye kayyum atandı, ancak görevden alınan belediye başkanları hala görevlerine iade edilmedi” diyen Başkavak, seçilmiş başkan ve meclis üyelerinin cezaevinde olduğunu hatırlatarak şunları söyledi:

    “Akdeniz Belediyesi’nin seçilmiş belediye başkanları cezaevinde. Akdeniz Belediyesi’nin seçilmiş belediye meclis üyeleri belediye meclisinden uzaklaştırılmış durumda. Dolayısıyla kayyum atanan bu belediyelerin hepsinin hem belediye başkanlarının hem de aynı zamanda seçilmiş belediye meclis üyelerinin görevlerine geri iade edilmesi gerekir. Kayyumların atandığı birçok belediyede işçiler terörle iltisaklı diye işinden atıldı. Madem ki barış sürecindeyiz o zaman başta Akdeniz Belediyesi olmak üzere bütün ülke genelinde belediyelerden atılan işçiler, emekçiler yeniden işlerine iade edilmelidir.”

    “SİYASİ TUTUKLULAR SERBEST BIRAKILMALI”

    Sedat Başkavak, HDP eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın hala cezaevinde olduğunu hatırlatarak, “Eğer çözüm sürecine girildiği söyleniyorsa, siyasi tutuklular için de adımlar atılmalı, af düzenlemesi gündeme alınmalıdır” dedi.

    Mevcut infaz yasası düzenlemelerinin siyasi mahkumları kapsamadığını da ifade eden Başkavak, bu durumun barış sürecinin samimiyetine gölge düşürdüğünü söyledi.

    “DEMOKRATİKLEŞME İÇİN GÜÇ BİRLİĞİ ŞART”

    İktidarın demokrasi ve özgürlükler konusundaki tavrını eleştiren Başkavak, “Basının susturulduğu, hak arayan gençlerin, işçilerin, emekçilerin ve siyasilerin gözaltına alındığı bir ortamda barışın sürdürülebilir olması mümkün değil” diye konuştu.

    AKP’nin iktidarını baskı ve şiddet politikaları üzerine kurduğunu savunan Başkavak, “Eğer birleşik bir toplumsal güç oluşturulmazsa, AKP bu düzenlemeleri yapmayacaktır. Onun için barış isteyen güçler olarak birlikte mücadeleyi büyütmek zorundayız. Şimdi alanlara çıktığımızda en çok ‘direne direne kazanacağız’ sloganını atıyoruz, önemli olan bu mücadeleyi örgütlemek ve AKP’yi bu yasal düzenlemeleri yapmak zorunda bırakmak. Eğer AKP’yi bunu yapmak mecburiyetinde bırakacak bir gücü oluşturamazsak AKP zerre kadar bir demokratik yasa düzenlemesi yapma, koşulları demokratikleştirme gibi bir süreci öngörmeyecek ve yapmayacaktır” sözlerini kullandı.

    Sedat Başkavak, son olarak Abdullah Öcalan’ın çağrısı ve PKK’nin fesih kararının ardından oluşan sürecin, gerçek anlamda demokratikleşme ve toplumsal barışa evrilebilmesi için halkın, emekçilerin ve demokrasi güçlerinin ortak bir tutumla baskı oluşturması gerektiğinin altını çizdi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Milletvekili İskender Bayhan: Eylemlere katılan öğrencilerin aileleri tehdit ediliyor- VİDEO

    Milletvekili İskender Bayhan: Eylemlere katılan öğrencilerin aileleri tehdit ediliyor- VİDEO

    PİRHA- Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan protestolarda eyleme katılan bazı öğrencilerin velileri aranarak tehdit edildiğini iddia eden EMEP Milletvekili İskender Bayhan, “Öğrencilerin aileleri aranarak çocuklarınız eylemlere katılıyor, bu yüzden okuldan atılabilir denilerek çocuklar ailelerine karşı kışkırtılıyor” dedi.

    Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan ve tutuklanmasıyla devam eden protestolarda 300’den fazla öğrenci tutuklanırken, bir grup öğrencinin de aileleri aranarak tehdit edildiği iddia edildi.

    Kocaeli Üniversitesi’nde okuyan ve KYK’da kalan öğrencilerin ailelerinin aynı numaradan arandığını söyleyen Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, “15 üniversitelinin aile fertleri aranarak yurt öğrencisiyim, çocuğunuzu tanıyorum, yurt yetkilisiyim diyen kişiler tarafından aynı numaradan aranarak şikayet ediliyor. Çocuklarınız eylemlere katılıyor, bu yüzden okuldan atılabilir denilerek öğrenciler ailelerine karşı kışkırtılıyor” dedi.

    İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya seslenen Bayhan, “Bu numaranın kime ait olduğunu, nerden arandığını, kimin tarafından bunun yapıldığını açığa çıkartacak mısınız?” diye de sordu.

    Toplumun haklı mücadelesinin kriminalize edilmek istendiğinin altını çizen Bayhan, “Böylesine haklı bir mücadeleye karşı yapılan bu uygulamalar belli ki kendi suçlarını, baskıyı örtmeye çalışan iktidar tarafından yapılıyor. Bu memlekette en küçük demokratik hakkın bile kullanılmasını yasaklayan bir iktidarın suçlarını gizlemek için yapılıyor. Bizler tüm bunlarla mücadele etmek durumundayız” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • PSAKD Antep Şubesi 2. Olağan Kongresi gerçekleşti-VİDEO

    PSAKD Antep Şubesi 2. Olağan Kongresi gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antep Şubesi 2. Olağan kongresini yaptı. Şube Başkanlığına yeniden Mehmet Erkek seçildi. Erkek, yaptığı konuşmada “Örgütlü olursan güçlü olursun, örgütlü olmazsan ezilmekten kurtulamazsın. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin amacı örgütlü insan yaratmaktır” diye belirtti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antep Şubesi, 2. Olağan Kongresini yaptı. Antep Düztepe Cemevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen kongreye çok sayıda sivil toplum kuruluşu, inanç örgütleri ve Antep EMEK Partisi Milletvekili Sevda Karaca katıldı.

    Konuşmalar ve faaliyet raporlarının okunmasının ardından tek liste ile gidilen genel kurulda başkanlığa Mehmet Erkek seçildi.

    “MEVCUT İKTİDAR, KENDİ ALEVİSİNİ YARATMA PEŞİNDE”

    Mehmet Erkek, kongrede yaptığı konuşmada iktidarın, Alevilere karşı geliştirmiş olduğu politikaları eleştirdi. Erkek, okullarda faaliyete giren ÇEDES projesinin de tehlikelerine değindi. Mehmet Erkek, konuşmasında şunları söyledi:

    “Çok önemli bir süreçten geçiyoruz. İktidar, kendisinden olmayan, kendisine biat etmeyen herkesi baskıyla yönetmek istiyor. Örgütlü olursan, güçlü olursun, örgütlü olmazsan da güçsüz olur ve ezilmekten kurtulamazsın. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin amacı örgütlü insanlar yaratmak. Önümüzde büyük bir tehlike var. Şimdiki mevcut iktidar, kendi Alevisini yaratma peşinde. Nasıl ki kendi Kürdünü yaratmışsa kendi Alevisini de yaratmak istiyor.”

    “ALEVİLER BOLU’DA YAŞANAN YANGINI ÇOK İYİ BİLİRLER”

    Antep EMEK Partisi Milletvekili Sevda Karaca’da kongrede konuşma yaptı. Bolu Kartalkaya’daki yangında hayatını kaybedenlere ilişkin konuşan Karaca, “Bolu’da yaşanan yangında Alevilerin daha fazla yüreğinin yandığını biliyoruz. Çünkü o yangında Aleviler yanmanın ne olduğunu çok iyi bildikleri için anlayabiliyorlar. Bu ülkede her gün bir kıyım yaşanırken özellikle Aleviler bu yangının tarihi anlamını da iyi biliyor. Sadece ülkemizde değil, bugün Suriye’de yaşanan katliamlar, dünyanın gözü önünde ve maalesef Türkiye Cumhuriyeti devletinin koruması altında gerçekleştirilirken bir tarihi kıyımla karşı karşıya olduğumuzu Alevi halkı biliyor” dedi.

    “AYRI ÖRGÜTLENME LÜKSÜ, DÜŞMAN KARŞISINDA GÜÇSÜZ DÜŞÜRDÜ”

    Sinemilli Ocağı evlatlarından Süleyman Deprem de (Yeksani) kongre konuşmacıları arasındaydı. Deprem, Aleviler ile Kürtlerin aynı örgütlenme içerisinde olması gerektiğini ifade ederek şöyle devam etti:

    “Bu sistemi kabul etmeyen biz Aleviler, kendimizi sorgulamak zorundayız. Çünkü Alevi felsefesinin özünde ‘sorgulamayan cahildir, sorgulatmayan cahildir’ anlayışı vardır. O yüzden bizler çevremizi, ailemizi, örgütlenmemizi sorgulamak zorundayız. Sorgulamazsak başkalarına benzeriz. Türkiye demokrasi tarihinde içine düştüğümüz en temel zaaflardan birisi, ayrı örgütlenme arayışına girmek. Ayrı örgütlenme lüksünü kullandığımız için düşman karşısında güçsüz bir duruma düştük. Kürt hareketinin ortaya çıkışıyla birlikte meşru bir zemin kuran Alevilerin, Kürt hareketiyle buluşmasını engellemek için Maraş Katliamlarını, Çorum katliamlarını ve 12 Eylül darbesini organize eden sistem, Alevilerin ayrı ayrı örgütlenmesine de her türlü fırsatı sundu.”

    “BÜTÜN TOPLUMSAL KESİMLERE ROL DÜŞÜYOR”

    Yerine kayyım atanan DEM Parti Halfeti Eş Belediye Başkanı Mehmet Karayılan da kongrede konuştu. Karayılan, “Abdullah Öcalan’ın Ortadoğu ve Türkiye konusunda bir süreç başlatıp, halkların yan yana yaşaması, aynı zamanda emperyalist güçlerin emellerini boşa çıkartan ve Türkiye’de Kürtlerin, Alevilerin ve bütün kesimlerin bir arada yaşayabilmesi için barışın önünü açabilecek bir girişim var. Bu girişimin anlamlandırılması, hayat bulması için bütün toplumsal kesimlere rol düşüyor” dedi.

    “KATLİAMLARIN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN ÖRGÜTLENMEMİZ GEREKİYOR”

    Tilkiler Köyü Eğitim, Kültür, Sağlık ve Dayanışma Derneği Başkanı Eren Ovayolu ise örgütlenmenin önemine vurgu yaptı. Ovayolu, “Aleviler burada bir tehlike altında. Daha önce Antep’te de bir canlı bomba patlatıldı. Bunun önüne geçmenin en önemli yolu ise örgütlenmeden geçiyor. Biz Alevi örgütlerinin hep beraber, örgütlü bir şekilde hareket etmemiz gerekiyor. Onun için elimizden geldiğince tüm etkinliklerimizi, tüm çalışmalarımızı emek ve demokrasi güçleri, yerel Alevi örgütleri ve kurumlarıyla birlikte yapmaya özen gösteriyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ANTEP

     

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Kürtler ve Aleviler olarak özgür yaşamak istiyoruz-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Kürtler ve Aleviler olarak özgür yaşamak istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Antakya’da halk buluşmasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Suriye’de rejim değişti ama o rejim Kürtleri kapsamadan demokratik bir rejim olmaz, Alevileri tehdit ederek, katlederek orada demokratik rejim oluşturamazsınız. Bütün kimliklerin ve inançların beraber, eşit ve demokratik ortamda yaşamaları Suriye’yi huzurlu bir zemine kavuşturabilir. Aksi halde 100 yıllık çatışmalar devam edecektir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, DEM Parti Hatay İl binası önünde düzenlenen halk buluşmasa katıldı. Buluşmaya sivil toplum örgütü temsilcileri de dahil oldu.

    HALKLARIN KİMLİK MÜCADELESİ 

    MA‘da yer alan habere göre; buluşmada ilk olarak söz alan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Ortadoğu’da yaşanan sorunların tekçi anlayışlardan kaynaklandığını belirterek, ikinci Kerbela’nın Suriye’de yaşandığını belirtti. Kete, “Tekçi zihniyetin dışında kalan kimlikler kendi kimlikleri ile yaşama mücadelesi veriyor. Uluslararası güçler tarafından Suriye halkına uluslararası kayyımlar atanıyor. Tekçi zihniyet, hangi kimliğimize vuruyorsa o kimliği büyüterek mücadele etmek zorundayız. Eğer bugün Suriye’de Alevi kimliğimize vuruluyorsa bu kimliği savunmak zorundayız. Bir olalım, iri olalım, diri olalım. Eğer bugün bu süreç Suriye’de katliama, soykırıma uğratılırsa bölgedeki selefi anlayışlar buraya da gelecek. Bu ülkeye gelip nasıl katliam yaptıklarını biz gördük. Bu çerçevede Suriye yıllardır, binlerce yılıdır rıza ülkesi olarak yaşıyor. Tüm halklar ve etnik kimlikler beraber komünal, demokratik bir modelle bugüne kadar yaşadılar. Yaşadığımız bu sorun bir sonuçtur. Kendisinden önce yaşanan iki dünya savaşının sonucudur bu üçüncü dünya savaşı. DAD adına Dersim’den Seyid Rıza’nın Düzgün Baba’nın selamlarını getirdim size. Bu zulme karşı, bu kerbelalara, bu Emevi zihniyetine karşı direnmenin tek yolu bedensel olarak, toplumsal olarak ikrarlaşmaktır” dedi.

    ‘DEMOKRATİK MÜCADELENİN YANINDAYIZ’

    Emek Partisi MYK üyesi Halil İmrek, 10 yıl önce DAİŞ’in saldırılarını hatırlatarak, bu saldırılara karşı Kuzey ve Doğu Suriye’de demokratik, komünal bir sistemin kurulduğunu belirtti. Erdoğan’ın ‘Kobanê düştü düşecek” sözlerine atıfta bulunarak, “Kobanê’nin düşmemesinin öcünü siyasetçileri tutuklayarak, kayyımlar atayarak almaya çalıştı”  dedi. İmrek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Suriye’de yeni bir durum ortaya çıktı. Esad yıkıldı, yerine gelen Colani yönetiminin halklara umut olmadığını biliyoruz. Kürtlerin varlıklarına saldırıyorlar, aynı zamanda Arap Alevilerinin olduğu bölgeye saldırıyorlar, katliamlar yapılıyor. Bu bakımda biz EMEP olarak başından beri, Suriye’deki yapı ancak Suriye’deki halklar tarafından belirlenmeli. Herhangi bir ayrım yapmadan demokratik bir yönetimin inşa edilmesi lazım. Kürtler ve azınlıklar hesaba alınmadan demokratik yönetim oluşamaz. Suriye’de bütün halklar demokratik bir yönetimi kendilerine inşa edebilirler, bunu Rojava’da gördük. Suriye’deki halklara selam gönderiyoruz, demokratik mücadelelerinin yanında olduğumuzu belirtiyoruz.”

    ‘ÖZERK YÖNETİM BİZE YOL GÖSTERİYOR’

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Deniz Aktaş ise emperyalist güçler ve bölge sömürgecileri eliyle Ortadoğu’da halkların zulme uğradığını vurguladı. Deniz Aktaş, “Oradaki katillerin hamileri AKP-MHP iktidarıdır. Biz bunları çok iyi tanıyoruz. Maraş, Çorum, Sivas’tan, Gazi katliamlarından tanıyoruz. Bugün aynı faşist politikaları devreye sokmaya devam ediyorlar. Aleviler, Hristiyanlar ve kadim halklar, bu saldırganlık karşısında çaresiz değildir. Bugün yanı başımızda tüm halkların birlikte özgür ve eşit yaşadığı Kuzey ve Doğu Suriye Özek Yönetim’i bize yol gösteriyor. Aleviler, Keldaniler, Hristiyanlar bu politikalar karşısında öz savunmalarını örgütlemek zorundadır. Aleviler bir olarak, birlikte olarak, mücadele ederek kurtulabilirler. Bu sesi yükseltmek bir gereklilik değil hayati önemdedir.

    ‘DÜŞEN ESAD’DIR SURİYE HALKI DEĞİLDİR’

    Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) MYK üyesi Oya Nur, Suriye’de yaşanan çatışmaların hegemonik savaşların göstergesi olduğunu ifade etti. Oya Nur, “Bir yanda cihatçılar Alevileri katlederken diğer yandan emperyalistler Suriye’de hegemonya kurmaya devam ediyorlar. Bu savaştan nemalanmaya çalışan AKP bilsin ki, düşen Esad rejimidir, Suriye halkı değildir. Sanmasınlar ki bizim mücadelemiz buradan ibarettir. Bizim mücadelemiz Türkiye halklarının, Suriye halklarının, Ortadoğu halklarının mücadelesidir, bizim mücadelemiz dünya halklarının ortak mücadelesidir. Bütün Suriye halklarının mücadelesini haykırıyor ve sesleniyoruz, savaşları engelleyecek olan halkların devrimci iradesidir” diye belirtti.

    ‘İKTİDARI, YARALARI SARMAYA DAVET EDİYORUZ’

    Sözlerine Gezi direnişinde yaşamlarını yitiren Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Ahmet Atakan’ı anarak başlayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hatay halkının iradesi olan Can Atalay şahında da cezaevindeki bütün tutsakları selamlıyorum. Hatay’ı hep beraber gördük, Hatay ciddi bir deprem felaketi yaşadı ama hala inşa edilmemiş. Büyük ekonomik rakamlar ortaya koyarak Türkiye’nin geliştiğini söyleyenler buradaki yaraları sarmakla meşgul olsalar daha iyi olacak. İnsanlar hala konteynır kentlerde yaşıyorlar. İktidarı, buradaki yaraları sarmaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    HALKLARIN FARKLILIKLARI TANINMALI

    “100 yıl önce halkları suni sınırlarla ayıran ulus devletler, halkları, inançları bir arada tutamadı” açıklamasında bulunarak, Ortadoğu’daki halklara ulus devletler tarafından tekçi anlayışın dayatıldığını vurgulayan Bakırhan, tüm bu dayatmalara karşı mücadele edeceklerini belirtti. Bakırhan, “100 yıl önce Suriye’de kurmuş olduğunuz rejim tutmadı, yerine gelen yönetimin de bir önceki yönetim gibi tekçi olmaması gerekiyor. Alevilerin canına, malına kastetmemesi gerekiyor. 100 yıl önce de Kürtler Rojava’da kimliksizdi, bugün de onlara kimliksizliği dayatırsanız buna ‘hayır’ deriz. Suriye’de rejim değişti ama o rejim Kürtleri kapsamadan demokratik bir rejim olmaz, Alevileri tehdit ederek, katlederek orada demokratik rejim oluşturamazsınız. Bütün kimliklerin ve inançların beraber, eşit ve demokratik ortamda yaşamaları Suriye’yi huzurlu bir zemine kavuşturabilir. Kürtler Rojava’da DAİŞ barbarlığına karşı direnerek o topraklarda özgürce yaşıyor. Şimdi eğer yeni bir rejim gelecekse Rojava’nın, Kürtlerin statüsünü tanımak zorundandır. Halkların farklılıklarını tanımak zorundandır. Aksi halde 100 yıllık çatışmalar devam edecektir” şeklinde konuştu.

    GELİŞEN SÜREÇ ŞEFFAF OLACAK

    Savaşlara ve çatışmalara ihtiyaç olmadığını ifade eden Bakırhan, barışın bir ihtiyaç olduğunu, savaş politikalarına ve tekçi zihniyete geçit vermeyerek mücadeleyi sürdüreceklerini belirtti. İmralı’da PKK Lideri Abdullah Öcalan ile gerçekleşen görüşmeye değinen Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Heyetimiz Sayın Öcalan’la görüştü. Hemen peşinden heyetimiz siyasi partilerle kurumlarla görüşme yaptılar. Sayın Öcalan’ın söylemiş olduklarını partilerle paylaşmaya başladılar. Türkiye’de barış sağlarsak Suriye’de de sağlayabiliriz. Barışı önemsiyoruz, kent kent dolaşıyoruz. Türkiye’nin ekonomisi Kürdün hakkını almaması için harcandı. Emekçinin yoksul kalmasının sebebi bu savaşa harcanan trilyonlarca dolarlardır. Eğer Türkiye barışı sağlayabilirse savaş giden dolarlar emekliye, emekçiye, öğrenciye, yıllardır inşa edilmeyen bu deprem bölgesine harcanabilir. Güçlü bir mücadele, irade ortaya koyarak bu iktidarı barışa çekebiliriz. Bu barış tartışmalarının yürütüldüğü süreçte sessiz kalırsak devlet, istemiş olduğu politikaları bize dayatacaktır. Bizlere büyük görevler düşüyor, bu süreçte kamuoyunu bilgilendirmeye çalışacağız, şeffaf olacağız. Sizin bildiğiniz, katıldığınız bir süreç işletilecek.”

    ‘KÜRTLER, ALEVİLER OLARAK HAMİ İSTEMİYORUZ’

    Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara karşı iktidara seslenen Bakırhan, “Madem yeni Suriye yönetimi ile ilişkiniz var o zaman Alevilerin katledilmesini durdurun, Kürtlerin eşit yurttaş olmasını destekleyin. Aksi halde KürT’ü, Alevi’yi yok sayan bir iktidara ‘samimi değilsiniz’ deriz. Eğer samimi iseniz o yönetimle bir an önce görüşün ve halkların bir arada yaşaması için yönetime çağrıda bulunun. Madem azınlık halkların hamisisiniz, Suriye’deki yönetime bu politikaları bir kenara bırakmasını söyleyin. Kürtler, Aleviler olarak artık hami istemiyoruz, özgür yaşamak istiyoruz. Aleviler, Kürtler kendilerini güvende hissederse biz o zaman size inanırız. Suriye, Antakya gibi çok kimlikli bir ülke. Herhangi bir halkı yok sayarsanız o güzelliği yok edersiniz. 100 yıl önce suni bir şekilde oluşturulan bu anlayışa yok diyorsak bu sorumluluk hepimizin boyunun borcudur. Beraber olursak Rojava da statüye kavuşur, Aleviler de özgür yaşar, İmralı’nın kilidi açılır ve Sayın Öcalan Türkiye halkları ile bir araya gelir. Sayın Öcalan’la yapılan görüşmelerin bir çözüm sürecine evrilmesini istiyorsanız, Kürt gençleri yaşamını yitirmesin, trilyonlarca doların halka harcanmasını istiyorsanız biraz daha güçlü bir şekilde sesimizi haykırmak zorundayız. Bu mücadeleyi buraya getiren onurlu Kürt halkına, Türkiye halkına güveniyorum. Sizler bu süreci barışa evrilterek Kürtlerin, Alevilerin eşit yurttaş olduğu bir ülkeyi yaratacaksınız” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Milletvekili Karaca, tarikatçıların kız çocuklarını okula göndermemesini Meclis’e taşıdı

    Milletvekili Karaca, tarikatçıların kız çocuklarını okula göndermemesini Meclis’e taşıdı

    PİRHA- Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Cumhuriyet gazetesinin gündeme getirdiği ‘Hayalet öğrenciler’” başlıklı haberde karma eğitime karşı olan tarikat üyelerinin kız çocuklarını okula göndermemesini Meclis gündemine getirdi.

    Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, kaydı olmasına karşın okullara gönderilmeyen kız çocuklarını Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e sordu.

    Karaca, “12. sınıflar sınav kaygısı nedeniyle okula gelmek istemiyor. İşin acı yanı bu sorunun küçüklerde de yaşanması. Özellikle kız çocuklarında. Örneğin bir özel ilkokulda kayıtlı görünen kız öğrencinin okula gelmediği fark ediliyor. Yönetim ‘Böyle bir durum yok’ dese de kız öğrenci sadece sınav günleri sakallı, cüppeli adamlar tarafından okula getiriliyor, özel bir odada sınava sokuluyor ve sonra da götürülüyor. Lise son sınıfların bir gerekçesi var ama küçük yaştaki hayalet öğrencilerin tarikat baskısı altında dini eğitimle beyinleri yıkanıyor. Öğrenci dönem sonlarına doğru okula uğrayıp müdür yardımcısının yönetiminde sınav kâğıtlarını doldurup not alıyordu. Bizlere söylenen, ailenin son derece muhafazakâr olduğu ve kızlı-erkekli eğitime karşı olduğuydu. Bunu genelde aşırı dinci, muhafazakâr aileler, aşiret aileleri ya da siyasi bağlantısı olan aileler istiyordu” diyerek haberde olaya tanık olan bir öğretmenin anlattıklarını aktardı.

    “NE ŞEKİLDE VE NE SIKLIKLA DENETLENMEKTEDİR?”

    EMEP Milletvekili Sevda Karaca, “Hayalet Öğrenciler”e ilişkin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e şu soruları sordu:

    • Basına yansıyan bu ve benzeri haberlerde yer alan iddialara ilişkin Bakanlığınız bilgi sahibi midir?
    • Öğrencilerin okullara kayıtlarının yapılıp yapılmadığı; kaydı olan öğrencilerin okullara gönderilip gönderilmediği ne şekilde ve ne sıklıkla denetlenmektedir?
    • 2023-2024 Eğitim-Öğretim yılında okula kaydı yaptırılıp okula gönderilmediği tespit edilen öğrenci sayısı kaçtır? Bu konuda il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri ve Bakanlığınıza kaç tane bildirim ya da şikayet yapılmıştır? Kaç öğrenci Bakanlığınızın teftişleri ile tespit edilmiştir?
    • Bu öğrencilerin velileri ve kayıtlarının bulunduğu okulların idarecileri için ne tür işlemler uygulanmıştır?
    • 2023-2024 Eğitim-Öğretim yılında Türkiye genelinde kaç öğrenci yasal devamsızlık sınırını aşmıştır? Bunların yaş, sınıf ve cinsiyet dağılımı nedir?

    (HABER MERKEZİ)

     

  • EMEP, SMF, TİP ve EÖC’den Dersim’de seçim ittifakı -VİDEO

    EMEP, SMF, TİP ve EÖC’den Dersim’de seçim ittifakı -VİDEO

    PİRHA- EMEP, SMF, TİP ve Emek ve Özgürlük Cephesi (EÖC), 31 Mart yerel seçimlerine, Dersim merkez ve ilçelerde ittifakla gireceklerini duyurdular. Yapılan ortak açıklamada, Dersim merkez ve ilçeleri kapsayan ortak program, ortak yönetim ve ortak protokolün en doğru, birleştirici ve demokratik bir ittifak olduğu belirtildi.

    Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Emek ve Özgürlük Cephesi (EÖC), Dersim’de ortak bir basın toplantısı düzenleyerek, 31 Mart yerel seçimlerine Dersim merkez ve ilçelerde ittifak olarak gireceklerini duyurdular. İttifak adına yapılan ortak açıklamayı EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu.

    “DERSİM, KENDİ SINIRLARINI AŞAN BİR MUHTEVAYA SAHİPTİR”

    Devrimci, demokratik ve ilerici cephe açısından seçimlerin en çok tartışıldığı, ittifaklar ve sonuçları itibariyle önem kazandığı yerlerin başında Dersim’in geldiğini belirten Ergin Tekin, Dersim’in özgünlüğüne dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Bu sebepsiz olmadığı gibi tarihsel ve güncel boyutlarıyla Dersim’in tarihsel, siyasal, sosyolojik, ulusal, inançsal, kültürel özgün kodlarıyla ve birikimleriyle birebir ilintili bir durumdur. Bu anlamıyla Dersim, kendi sınırlarını aşan ve devrimci, demokratik, yurtsever cephe ve kamuoyunda politik etkisi ve yansımaları belirleyici olan politik bir muhtevaya sahiptir. Aynı biçimde egemenlerin ve somuttaki temsilcisi AKP/MHP iktidarının Dersim’e yönelik tarihsel ve güncel olarak topyekûn ideolojik, siyasal ve kültürel saldırılarının mahiyeti de Dersim’in bu özgün politik gerçekliğinden kaynaklanmaktadır.”

    “BURJUVA BELEDİYECİLİĞİNE KARŞI HALKIN ALTERNATİF BELEDİYECİLİĞİNİ OLUŞTURACAĞIZ”

    Tekin, 31 Mart’ta gerçekleştirilecek yerel seçimlerde emeği, üretimi ve şeffaflığı merkeze koyan bir tutumla demokratik halkçı bir belediyecilik anlayışıyla hareket ederek, burjuva belediyeciliğine karşı halkın alternatif belediyeciliğini birlikte oluşturacaklarını vurguladı.

    “DERSİM MERKEZ VE İLÇELERDE ORTAK PROGRAM ETRAFINDA BİRLEŞTİK”

    Tekin, şöyle devam etti:

    “Dersim’in tarihsel, siyasal ve sosyolojik gerçekliği ve özgünlüğünü esas alan en geniş demokratik ittifakı savunarak kazanımla çıkmak tek politik doğrultumuzdur. Somut olarak, Dersim merkez, ilçeler ve bir beldeyi kapsayan ortak program, ortak yönetim ve ortak protokolün en doğru, birleştirici ve demokratik bir ittifak olduğunu savunarak, bu politik tutum etrafında birleştiğimizi buradan halkımıza ilan ediyoruz. Dünden bugüne Dersim özgülünde halkın kazanımıyla sonuçlanan bütün demokratik, halkçı yerel yönetim tecrübelerini kendi kazanımlarımız olarak görüyor, tereddütsüzce savunmaktayız. Olumsuzluk ve eksikliklerimizi aşmak, doğrularımızı ve ileri birikimlerimizi sahiplenerek çoğaltmak politik doğrultumuzdur.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Kadınlardan Fatih Erbakan’ın sözlerine tepki: Çocuğun rızası olmaz!

    Kadınlardan Fatih Erbakan’ın sözlerine tepki: Çocuğun rızası olmaz!

    PİRHA- Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın “15 yaşında biri cinsel olgunluğa eriştiğine göre rızası geçerlidir” sözlerine her kesimden kadınlar tepki göstererek, “Çocuk evliliklerini rıza diyerek meşrulaştıramazsınız. Çocuğun rızası olmaz” denildi.

    Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın 2020 yılında bir programda sarf ettiği “Anadolu’da yıllardan beri ebelerimiz 14, 15, 16 yaşında evlenmiş, mutlu yuva kurmuşlardır. 15 yaşında biri cinsel olgunluğa eriştiğine göre rızası geçerlidir, yüzyıllarca Anadolu’da böyle olmuş” sözleri yeniden gündem oldu. Bu sözlere kadın hareketi başta olmak üzere toplumun birçok kesiminden tepki yağdı.

    Milletvekilinden gazeteciye, aktivisitlerden akademisyenine hemen herkes, bu sözlere olan tepkilerini sosyal medyada dile getirdi.
    Tepkilerden bazıları şöyle:

    Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca: Çocuğun rızası olmaz. Yeter, çekin o kirli ellerinizi çocukların üzerinden. Siz çocuk istismarını meşrulaştıran çocuk düşmanlarına, sırtını sıvazlaya sıvazlaya doyamadığınız erkekliğinize asla geçit vermeyeceğiz. Çocuk istismarını evlilik diye yasalaştırma hevesiniz and olsun ki kursağınızda kalacak.

    Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca: Din istismarcılığının burjuva siyasetiyle kurduğu gerici ittifak budur. Kendi kararlarını verme imkanlarından yoksun bırakılan yoksul kız çocukları erken yaşta evliliğin ve eğitimsizliğin cehenneme çevirdiği hayatlara sürüklensin; kendi ayrıcalıklı aileleri yoksullarla benzer hayatlar yaşamasın, kariyer yapsın, hayallerinin peşinden koşsun, hayatın nimetlerinden faydalansın… Yok öyle yağma! Din istismarıyla hayatlarımızı ipotek altına almak isteyenlerin bir tekinin bile kendi uydurdukları “kurallara”, savundukları gericiliğe tabi olduklarını görmüyoruz. Çünkü uydurdukları kurallar, tüm gerici değerler yarattıkları sefalet ve yoksulluk dünyasına itiraz edilmesin diye kullandıkları birer sopadan ibaret. Bu ülkede hiçbir kız çocuğu eğitim hakkı, yaşam hakkı, kendi kararlarını verebilme hakkı elinden alınarak istismar edilmesin diyedir bütün mücadelemiz. Size de, Türkiye’yi sürüklemeye çalıştığınız karanlığa da teslim olmayacağız!

    CHP İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen: Karşımızdaki, çocuklara yönelen gerçek tehdit budur. Yemeyip içmeyip çocuklarla cinsel ilişki nasıl kurulur diye yol arayanlar Meclis sıralarına Erdoğan tarafından yerleştirildi. Biz bu korkunç tehdide karşı mücadeleyi büyütmek ve sosyal demokrat bir siyaset örmek zorundayız.

    Eşitlik için Kadın Platformu: Evlilik hukuken reşit olmayı, toplumsal olarak sorumluluk bilincini, duygusal olarak iradi rızayı gerektiren bir sözleşmedir. Dünyadaki genel eğilim de 18 yaş altı evliliklerin yasaklanması yönündedir. Çocuk istismarı faillerine yönelik af girişimlerine, bu konuyu gündemde tutma hamlelerine son verilsin! “Evlilik” adı altında çocuk istismarının özendirilmesi ve af kapsamına alma girişimi toplumsal karşılığı olan bir husus değildir.

    Mor Dayanışma: Fatih Erbakan kendi çocuklarının okumasını, akademik kariyer yapmasını isterken diğer çocukların cinsel istismara maruz kalmasını istiyor. Tüm çocuklar için hak temelli bir yaşamı inşa etmeye, pedofiliyi meclis sıralarından savunarak, merdiven altı tarikatlarda yaşanan istismarlara göz yumarak başta çocuklar olmak üzere hiçkimseyi ve hiçbirimizi karanlığa itmenize müsaade etmeyeceğiz. Sizi o karanlığa çocuklarla birlikte yaşamı, insanlığı, insanlık onurunu savunanlar olarak hep birlikte göndereceğiz!

    (HABER MERKEZİ)

  • Ercüment Akdeniz’in istifası sonrasında EMEP’ten açıklama

    Ercüment Akdeniz’in istifası sonrasında EMEP’ten açıklama

    PİRHA-Ercüment Akdeniz’in genel başkanlık görevinden ve partisinden istifa kararından sonra yazılı bir açıklama yapan EMEP MYK, “Partimiz Akdeniz’in istifasını bütün kamuoyu gibi kendi kişisel sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla öğrenmiştir. Bu kararın partimiz açısından üzücü olduğunu bütün kamuoyu ile paylaşmak isteriz” ifadelerini kullandı.

    Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz’in hem partideki görevinden hem de partiden istifa etmesini duyurduktan sonra EMEP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) tarafından yazılı bir açıklama yayımlandı.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “9. Kongremiz’de Genel Başkanlık görevine getirilen parti üyemiz Ercüment Akdeniz, GYK’mız ve parti kamuoyumuz açısından kabul edilmesi mümkün olmayan bir tutumla görevlerinden ve parti üyeliğinden istifa ettiğini açıklamıştır.

    Partimiz  Akdeniz’in istifasını bütün kamuoyu gibi kendi kişisel sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla öğrenmiştir. Bu kararın partimiz açısından üzücü olduğunu bütün kamuoyu ile paylaşmak isteriz. Aynı zamanda istifanın biçiminin parti tüzüğümüz ve işleyişi açısından izahı mümkün değildir.

    Partimiz açısından Genel Başkanlık görevi her parti görevi gibi değerli ve önemli bir görevdir. Ama hiçbir zaman özel bir makam olmamıştır. Partimizin her üyesi ve yöneticisi esas olarak bir parti işçisidir ve bu bilinçle işçi sınıfının devrim ve sosyalizm davasına hizmet eder. Bundan sonra da öyle olmaya devam edecektir.

    Kamuoyunu bilgilendiririz.”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    >Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, görevinden ve partisinden istifa etti

  • Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, görevinden ve partisinden istifa etti

    Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, görevinden ve partisinden istifa etti

    PİRHA-Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz görevinden ve partisinden istifa etti.

    EMEP Genel Başkanı Akdeniz yaptığı açıklamada, “14 Mayıs seçimlerine giden süreçte parti merkezi içinde baş gösteren kimi tartışma, tutum ve eğilimler hem Genel Başkanlık ve parti görevlerimden hem de parti üyeliğinden istifa etme kararı vermeme neden olmuştur. İstifa kararımı açıklamayı bilerek geciktirdim ve 14 Mayıs seçimleri sonrasını bekledim. Çünkü hem Cumhurbaşkanı hem de milletvekili seçimlerinin aynı anda yapıldığı bir seçim sürecinde; parti, Emek Özgürlük İttifakı ve devrimci demokratik kamuoyu nezdinde bu gündemle anılmak olmazdı” ifadelerine yer verdi.

    Akdeniz‘in açıklaması şöyle:

    “14 Mayıs seçimlerine giden süreçte parti merkezi içinde baş gösteren kimi tartışma, tutum ve eğilimler hem Genel Başkanlık ve parti görevlerimden hem de parti üyeliğinden istifa etme kararı vermeme neden olmuştur.

    İstifa kararımı açıklamayı bilerek geciktirdim ve 14 Mayıs seçimleri sonrasını bekledim. Çünkü hem Cumhurbaşkanı hem de milletvekili seçimlerinin aynı anda yapıldığı bir seçim sürecinde; parti, Emek Özgürlük ittifakı ve devrimci demokratik kamuoyu nezdinde bu gündemle anılmak olmazdı. Nitekim, bu süreçte var gücümüzle hep beraber çalıştık. Tek adam yönetiminin son bulması için kararlılıkla mücadele eden emekçi halkımızı ve demokrasi güçlerini selamlıyorum. Halkın parlamentoya gönderdiği ittifak vekillerini tebrik ediyor, başarılar diliyorum.

    Peki, istifayı gerektirecek ağırlıkta nasıl bir sorun yaşanmış olabilir? Herkesin merak ettiği husus, haklı olarak bu olacaktır. Konuyu çok uzatmadan açıklamaya çalışayım;

    Genel Yönetim Kurulu’nda, GYK toplantısında Emek Partisi’nin (EMEP) Yeşil Sol Parti listelerinden seçime katılma kararını savunan GYK üyeleri kürsüde ölçüsüz bir şekilde baskı altına alınmıştır. Yeşil Sol Parti listelerinden girme kararının alınması sonrasında ise, bazı Sekretarya üyeleri tarafından, demokratik şekilde alınan bir karar söz konusu olmasına rağmen ‘bu karar örgütlendi’ şeklinde bir suçlama ortaya atılmış, bu suçlama MYK toplantısında da dile getirilmiştir. Bu suçlamalar, partide kendisini GYK’nın ve MYK’nın üzerinde gören triumvir bir yapının eseri olup böyle bir yapıyla yol yürümek benim açımdan mümkün değildir.

    Milletvekili adaylarının belirlenmesi sürecine gelindiğinde ise parti içi demokrasiye aykırı müdahaleler farklı biçimlerde ortaya çıkmıştır. Parti merkezi nezdinde aday belirleme sürecine ilişkin prensiplerin henüz oluşmadığı esnada kendisini partiden üstün gören bu yapı, ‘örgüt/taban eğilimini alma faaliyeti’ adı altında, aday belirlenmesine ilişkin olarak henüz belirlenmemiş bazı prensipleri sanki parti merkezi nezdinde ortaklaşa belirlenmiş gibi örgüt tabanına sunmuştur. Buna göre;

    – Bazı yönetici ve üyelere, Genel Başkan’ın başka partiden aday olmaması yönünde bir parti kararı olduğu bildirilmiştir. Oysa ki ortada bu yönde herhangi bir parti kararı yoktur. Son parti kongresinde böyle bir karar alınmadığı gibi parti tüzüğünde de böyle bir düzenleme yoktur. Üstelik gerçekte var olmayan bu kararın konusu olan kişinin, yani Genel Başkan’ın da bu karardan haberi yoktur. Daha vahimi, DİSK Genel Başkanlarının genellikle Meclis’e aday gösterilmesi örneği, bu bilinmeyen tuhaf ‘karara’ gerekçe olarak gösterilmiştir. EMEP eski Genel Başkanlık görevinde bulunan yoldaşların adaylık, vekillik vb konularda ‘alınganlık gösterdikleri iddiası’ dahi örnek gösterilmiştir. Daha da ileri gidilerek, kimi üyelere ‘HDP bunu yarın önümüze koyar, EMEP’in başkanını biz belirledik der’ şeklinde garabetle melul izahatlar yapılmıştır.

    – İl yöneticileri ve üyelerden adaylık için öneri alınırken, Genel Başkan’ın haberi olmaksızın, birçok yerde ‘Başarılı Genel Başkan + yanında 2 Milletvekili’ formülü, sanki parti merkezi tarafından önceden belirlenmiş bir prensipmiş gibi aktarılmıştır. “Genel Başkan zaten tanınıyor, vekil gibi çalışıyor” denmiştir. Parti merkezinin bilgisi ve önceden konuşulmuş gündemi olmaksızın yapılan bu söylemlerle, üyelerin sunacağı isim önerilerine, gerçekle bağdaşmayacak şekilde, dolaylı etki ve yönlendirme yapılmıştır. Böylesi yönlendirmelerin olmadığı illerde büyük çoğunluk Genel Başkan’ı önermiştir. Yönlendirmenin ve algı yönetiminin yapıldığı yerlerde de Genel Başkan yüksek oranla önerilmiştir ama şapkadan “Başarılı Başkan + 2 vekil” formülü çıkarılınca, üye ve yöneticiler Genel Başkan’ın dışında iki isim önerisi yapmışlardır. Bu durumun kendisi hem büyük bir çelişkiye hem de “triumvira”yı andıran yönetim şeklinin vahametine işarettir. Ayrıca kimi illerde tüm il yönetiminden, kimi illerde sadece sorumlu bir yöneticiden, kimi illerde ise üyelerden öneri alınması demokratik merkeziyetçilik ilkesinin çiğnendiğini göstermektedir.

    – 15 Nisan tarihli MYK toplantısında vekil adayı için tartışılan isimler konusunda özellikle not düştüğüm bir “şerh kararım” bulunmaktadır. Bu şerh, yalnızca ve yalnızca, iki vekil adayından birinin dahi işçi olmamasına dairdir. EMEP’in çeyrek asrı aşan mücadele tarihinde ve nihayet bugününde işçi kökenli Genel Başkan ve işçi milletvekili çıkaramaması üzücüdür, hepimizin sorumluluğundadır. 14 Mayıs seçimlerine doğru devrimci işçi partisi kimliği taşıyan bir parti olarak EMEP’in iki vekil çıkarma imkanı varken hala bunlardan birini bir işçiden veya işçi kökenli bir devrimciden yana tercih etmemesi benim açımdan kabul edilemez. Nitekim bu özelliği haiz çokça işçi yoldaşımız vardır. Ne yazık ki bu şerh kararım, tüm uyarılarıma rağmen, GYK üyelerine, il ilçe yöneticilerine ve üyelere ulaştırılmamıştır.

    – Aynı toplantıda, “Meclise şimdiki Genel Başkan gitmeyecekse, EMEP adına gidecek iki vekil arkadaştan biri mutlaka Genel Başkan olmalıdır. Gerekirse bunun için hızla olağanüstü genel kongre toplanmalıdır” şeklindeki önerim ve uyarım da dikkate alınmamıştır, bilgilendirme yapılırken bu uyarım yine yönetici ve üyelere ulaştırılmamıştır. Zira, önemli olan parlamentoya gidecek isimden ziyade, Meclis’te Genel Başkanlık’ın temsil edilmesidir. Meclis’te grubu bulunmayan bir partinin parlamentoda etkin olması için de bu tercih elzemdir. Ayrıca, ittifak bileşeni parti ve örgütlerin başkan, eş başkan ve sözcülerinin Meclis’teki hareket alanı için de vekillerden birinin Başkan olmasında mutlak fayda vardır. Dolayısıyla “Genel Başkan + 2 vekil” şeklinde bir formülün ortaya atılmasının hiçbir faydası ve işlevi yoktur. İsimler değil, parti bakımından kürsü ve temsiliyet önemlidir. Bununla birlikte, bizzat MYK üyelerimizi, yazılı olarak uyarmama rağmen; “Başkan + 2 vekil formülünü doğru bulmuyorum, örgüte böyle izah edilmesin” dememe, tersinin yapıldığı örnekler çokça görülmüştür.

    – “Genel Başkan tanınıyor, o milletvekili gibi” şeklindeki söylemler üyelerin masum duygularını istismar için de kullanılmıştır. Nitekim sözünü ettiğim triumvir yapı, ben seçim kampanyası dahilinde il mitinglerini dolaşırken, bilgim dahilinde olmadan kendince “sorunlu” kentleri dolaşmıştır ve aday yapılmadığım için tepki gösteren üye ve yöneticileri “ikna” turuna çıkmıştır. Bu ilginç faaliyetle ilgili ne öncesinde ne de sonrasında, sekreterya üyesi olan Genel Başkan’a, herhangi bir bilgi verilmemiştir. Daha vahimi bu görüşmelerde “Genel Başkan aslında görevinde çok başarılı ama biz kolektif çalışmaya daha uygun ve Meclis ortamından etkilenmeyecek arkadaşları önerdik” mealinde sözler sarf edilmiştir. Yani “başarılı” (!) bir Genel Başkan olarak benim kolektif çalışmaya daha uzak olduğum, Meclis ortamına girince olumsuz sapma ya da eğilimlerde bulunabileceğim üstü kapalı olarak ima edilmiştir. Bu hem şahsıma hem de EMEP’in Genel Başkanlık makamına hakarettir. Bu durumda istifa kararım sadece şahsi onuruma değil, Genel Başkanlık makamına da saygının bir ifadesidir.

    – Kimi yönetici ve üye yoldaşlardan adaylık tartışmalarına gelen itirazlara verilen ilginç gerekçelerden biri de “Genel Başkanlık aslında bizde yasal zorunluluk, dolayısıyla sembolik” şeklindeki cümledir. Elbette bu saptama da Genel Başkan’ın bilgisi dahilinde değildir. Birbiriyle tamamen çelişen bütün ifade ve izahatlar, aslında adaylık belirleme sürecinin nasıl bir oldu bittiye getirilmek istendiğini göstermektedir. Tel tel dökülen bu acelecilik ve acemilikle üzeri alelacele örtülmek istenen karambol duruma elbette izin vermem söz konusu olamazdı. Sadece, ülkedeki seçim sürecinin geçmesini ve 15 Mayıs’ı bekledim.

    Örnekler uzatılabilir ama uzatmak gerekmiyor.

    Kısa çerçevesini çizmeye çalıştığım bu tablo, sürece dair “parti kararlarının gerçekte nasıl “alındığının” tipik fotoğrafıdır. Ayrıca bu tabloda, “yoldaşın yoldaş için canını vermeye hazır olduğu” devrimci sosyalist bir parti geleneğinden “yoldaşın yoldaş arkasından iş çevirmeye başladığı” bir partiye geçişin dramatik hikayesi vardır. Lobicilik, kulisçilik sosyalist bir partide yer bulamaz, bulursa o parti devrimci olmaz. Çıkar ilişkilerine kapı aralayan inceltilmiş lobi organizasyonları yakın geçmiş ve geleceğin en büyük tehlikesidir. Sovyet partisi ve sovyet yönetiminin çöküşü bunun sayısız örnekleriyle doludur. Bununla asla uzlaşmayacağım, asla bir parçası olmayacağım. EMEP’in kuruluşundan bugüne gerek Emek Gençliği gerekse parti örgütlerinin birçok kademesinde görev aldım. Hiçbir zaman aklımda makam ya da koltuk olmadı. Bu mücadeleye milletvekili olmak için de katılmadım. Böylesi bir heves, her şeyden önce can vermiş yoldaşlara, onların ailelerine en büyük saygısızlık olurdu ve asla yüzlerine bakamazdım. Evet, o acılı ailelerin yüzlerine bakmak, ellerinden tutmak için bu istifa beyanını yazıyorum. Beni tanıyan yüzlerce, binlerce mücadele arkadaşım, halktan insanlar samimiyetimi teslim edeceklerdir. Bu istifa beyanıyla kendimi ortaya koyuyorum. Partinin tercihi ve değişimin gücü artık benim elimde değil. İstifa kararım partiye verilen bir zarar değil, tersine katkı olarak görülmeli. Elbette takdir partinin kongre delegelerine, GYK, MYK, MDK başta olmak üzere organlarına, üyelerine ve gençliğine aittir. Bir şey diyemem, bu saatten sonra da söylemem.

    Peki bundan sonra süreç nasıl işleyecek, ne olacak?

    EMEP Parti Tüzüğü’nün 32. maddesi şu şekildedir: “Genel başkanlığın herhangi bir nedenle boşalması halinde, genel kongre toplanıncaya kadar GYK, Partiyi temsil yetkisini, kendi içinden seçeceği bir üyeye tevdi eder. En geç 45 gün içinde genel kongreyi toplantıya çağırır.” İstifamın akabinde süreç bu şekilde ilerleyecektir. Dolayısıyla olağanüstü parti kongresi, 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur Başkanlık seçimlerinin çok sonrasına kalacak ve iki seçim arasında partiyi yormayacaktır. Parti üyeliğinden istifa ettiğim için benim olağanüstü kongreye katılmam söz konusu değildir.

    Partilerde esas birlik program birliğidir. Fakat bu yeterli değildir. Çünkü devrimci özünü yitirmiş pratik, devrimci teori ve programı teslim alıyor ve içini boşaltıyorsa orada gönüllü bir birliğin kalmayacağı benim açımdan açıktır. “Kol kırılır yen içinde kalır” çıtası çoktan ve fazlasıyla aşılmıştır. Gelinen yerde parti merkez yönetiminde duygu, gönül, vicdan, irade ve güven birliğini kaybetmiş bulunuyoruz. Bana bugüne kadar yoldaşlık etmiş olan ve bugün hala partide samimi olarak mücadele eden genç ve yaşlı yüzlerce mücadele arkadaşımı elbette bunun dışında tutuyor, her birine sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

    Alıngan değilim, istifa kararını da bir anlık öfke ile almadım. 15 Mayıs’a kadar var gücümle çalıştım. Fakat kökleriyle parti merkezine yerleşmeye başlayan böylesi triumvirlik bir yapının gölgesi altında, benim için bir kurul toplantısına daha katılmak hem faydasız hem de katlanılmazdır. Bu yüzden bilinçli bir tercih olarak istifa gerekçemi hem parti kamuoyunun hem de demokratik kamuoyunun bilgisine sunuyorum.

    Türkiye’nin geleceğinde emek, demokrasi, özgürlük ve halk güçlerinin birliğine her zaman olduğu gibi değer vereceğim. Harcında bir kum tanesi olursam ne mutlu bana. Sosyalizm, kalbimizi her daim ışıtan bir güneş bizim. Umutsuzluğa yer yok, tek adam düzeni son bulacak. İşçi sınıfını, emekçi halkımızı, bütün devrimci, demokratik parti ve örgütleri selamlıyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yeşil Sol Parti Amasya adayları: Ya hep beraber kurtulacağız ya da yok olacağız-VİDEO

    Yeşil Sol Parti Amasya adayları: Ya hep beraber kurtulacağız ya da yok olacağız-VİDEO

    PİRHA-Yeşil Sol Parti Amasya milletvekili adayları Veli Bölük, Haydar Görgü seçim çalışmalarını anlattı. Birleşe birleşe kazanacaklarını söyleyen vekil adayları, “Özellikle bu toplumda ayrıştırılan, ötekileştirilen, düşmanlaştırılan gruplar Yeşil Sol’u bir biçimde kendilerinin bir parçası olarak görüyorlar” dedi.

    Yeşil Sol Parti Amasya milletvekili adayları Veli Bölük ile Haydar Görgü, 14 Mayıs seçimlerine ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Emek Partisi’nin Yeşil Sol Parti listelerinden Amasya milletvekili adayı olan Bölük, “Bu ülkede gerçekten artık bir değişim olması gerekiyor. Bu ülkeyi yönetenlerin yıllardır yapmadıkları kalmadı. İktidarlarını yalan üzerine kurdular. İşçiler ve köylülerle yan yana geldiğimizde görüyoruz ki herkes mevcut durumdan muzdarip. Herkes şikayetçi. ‘Artık gitsinler’ diyorlar. Ürünlerinin para etmediklerini söylüyorlar. Herkes dert küpüyle dolu” ifadelerini kullandı.

    “BİRLEŞE BİRLEŞE KAZANACAĞIZ”

    Haydar Görgü ise birleşe birleşe kazanacaklarını belirterek, şöyle konuştu:

    “Solda durmak, hak mücadelesinin yanında durmak anlamına geliyor. Özellikle ötekileştirilen, yok sayılan, yok edilmeye çalışılan halklarla dayanışmam her zaman olmuştur. Bu dayanışmanın gereği olarak Halkların Demokratik Partisi’nin oluşumunda yer aldım. Bu süreç bizi bugün Emek ve Özgürlük İttifakı ve Yeşil Sol’a kadar getirdi. İnsanların tek söyledikleri, “Kurtarın artık bizi bu adamlardan” oluyor. “Bu adamlar tekrar kazanırsa bize yaşam hakkı tanımayacaklar” diye konuşuyorlar. İnsanların gözlerinde o endişeyi görebiliyorsunuz. Beraber kurtaracağız, birlikte başaracağız. Siz bize destek verin, biz hem sizin sözcünüz; hem de taleplerinizin ileticisi olacağız. Özellikle bu toplumda ayrıştırılan, ötekileştirilen, düşmanlaştırılan gruplar Yeşil Sol’u bir biçimde kendilerinin bir parçası olarak görüyorlar. Birleşe birleşe kazanacağız. Ya hep beraber kurtulacağız ya da hep beraber yok olacağız.”

    PİRHA/AMASYA

  • EMEP’li Şerif Demirel: 1 Mayıs coşkusuyla 14 Mayıs’ta tek adam rejimine son verelim-VİDEO

    EMEP’li Şerif Demirel: 1 Mayıs coşkusuyla 14 Mayıs’ta tek adam rejimine son verelim-VİDEO

    PİRHA-Emek Partisi Malatya İl Başkanı Şerif Demirel, 14 Mayıs seçimlerine dair yaptığı değerlendirmede, “1 Mayıs’tan 14 Mayıs’a mücadelenin büyütüldüğü bir süreç olmalı. 14 Mayıs emekçilerin kendi kaderini belirleyeceği bir gün. 1 Mayıs coşkusuyla 14 Mayıs’ta tek adam rejimine son vermek gerekiyor. Bütün emekçilere, halka çağrımız; bir oyunuz tek adamın gitmesine karşı, bir oyunuz da Yeşil Sol Parti’ye olmalı” dedi. 

    Malatya, 14 Mayıs tarihinde yapılacak olan seçimlere, Maraş merkezli 6 Şubat günü yaşanan depremlerin etkisinde gidiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) 6 vekil gönderecek olan şehirde halihazırda AKP’den 5, CHP’den ise 1 milletvekili bulunuyor.

    Emek ve Özgürlük İttifakı içerisinde yer alan Emek Partisi’nin (EMEP) Malatya İl Başkanı Şerif Demirel, deprem ve seçim sürecine ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu.

    “DEPREMİ FELAKETE ÇEVİREN RANT VE TALAN İŞLERİ” 

    Depremde resmi verilerin aksine daha çok kişinin hayatını kaybettiğini söyleyen Demirel, “6 Şubat’ta Maraş merkezli büyük bir deprem yaşandı. Deprem doğal bir olay ama doğalı felakete çeviren ise siyasi iktidarların rant ve talan işleridir. Bundan kaynaklı olarak imara açılan tarım alanları, müteahhitlere peşkeş çekilen alanlar ve denetimsizlikten büyük bir yıkım yaşandı. Resmi rakamların çok üzerinde kişi hayatını kaybetti. Sağlıklı binalar yapılmış, rant ve talana izin verilmemiş olsaydı binlerce insanımız ölmemiş olabilirdi” ifadelerini kullandı.

    “1 MAYIS’TAN 14 MAYIS’A MÜCADELE BÜYÜTÜLMELİ” 

    Demirel, Emek ve Özgürlük İttifakı olarak Malatya’da en az bir milletvekili çıkarabilmek için çalışmalarını sürdürdüklerini belirtirken, şöyle konuştu:

    “Deprem ile birlikte bir de seçim süreci içerisindeyiz. Ayrıca 1 Mayıs da var. 1 Mayıs işçi ve emekçilerin bayramı. Deprem nedeniyle bu yıl 1 Mayıs’ın kutlanmaması yönünde bir eğilim var. 1 Mayıs işçi ve emekçilerin hak ve kazanım elde ettikleri bir mücadele günüdür. Aslında sistemin bize dayattığı bir bayram değil. Bu yıl emek ve demokrasi platformu olarak uzun bir basın açıklaması ve serbest kürsü şeklinde 1 Mayıs’ı kutlayacağız. 1 Mayıs’tan 14 Mayıs’a mücadelenin büyütüldüğü bir süreç olmalı. 14 Mayıs emekçilerin kendi kaderini belirleyeceği bir gün. 1 Mayıs coşkusuyla 14 Mayıs’ta tek adam rejimine son vermek gerekiyor. Tek adam rejimi dünden bugüne bütün emekçileri, yoksulları, halkı zapturapt altına almış durumda. Hem ekonomik hem de yönetememe gibi siyasi bir kriz de söz konusu. Hak talebinde bulunanlar polis baskısı ve soruşturmalarla susturulmaya çalışılıyor. Bu da iktidarın artık ülkeyi yönetemediğinin bir göstergesidir.

    “BİR OYUNUZ TEK ADAMIN GİTMESİNE KARŞI, BİR OYUNUZ YEŞİL SOL PARTİ’YE”

    Seçimlere Emek ve Özgürlük İttifakı olarak katılıyoruz. İttifakımız hem bir mücadele hem de seçim ittifakıdır. Yeşil Sol Parti çatısı altında seçimlere katılıyoruz. Malatya’da en az bir milletvekili seçme şansını yaratmak için bütün emekçilere, halka çağrımız; bir oyunuz tek adamın gitmesine karşı, bir oyunuz da Yeşil Sol Parti’ye olmalı.”

    Rohat EMEKÇİ-Murat Kamil DEMİR / MALATYA

  • Gazeteci Metin Göktepe mezarı başında anıldı-VİDEO

    Gazeteci Metin Göktepe mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Haber takibi sırasında polisler tarafından gözaltına alındıktan sonra dövülerek katledilen gazeteci Metin Göktepe, İstanbul’daki mezarı başında anıldı. Anmada konuşan Meryem Göktepe, “Gerçekten de hepiniz Metin’siniz. Metin’in düşleri peşinde giden bütün gazetecileri selamlıyorum” dedi.

    Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe, gözaltında polislerce dövülerek katledilişinin 27. yılında, İstanbul Esenler’deki Kemer Mezarlığında, mezarı başında anıldı.

    Anma programına Metin Göktepe’nin ailesi, Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Emek Partisi, EHP, TÖP, SMF il yöneticileri ve üyeleri, Cumartesi İnsanları, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, DİSK/Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Turan Aydoğan, HDP Milletvekili Ebru Günay, TİP Milletvekili Ahmet Şık, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Berkin Elvan’ın anne ve babası Gülsüm ve Sami Elvan, Esenler Cemevi Başkanı Cemal Özdemir, Divriği Kültür Derneği yöneticileri, Çipil Derneği yöneticileri ile çok sayıda gazeteci katıldı.

    “METİN’İN DÜŞLERİ PEŞİNDE GİDEN GAZETECİLERİ SELAMLIYORUM”

    Anmada ilk olarak konuşan Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, “Türkiye seçimlere ağırlaşan baskı, gözaltı ve yeni sansür yasaları ile giriyor. Tüm bunların yanında Metin her zor durumda gerçek hangi barikatın arkasında olursa olsun takipten vazgeçmemek gerektiğini söylüyordu. Bu bize ağır bir sorumluluk yüklüyor. Büyük bir coşku ile bunu sahipleniyoruz” ifadelerini kullandı.

    Polat’ın ardından söz alan Meryem Göktepe ise “Bugün memleketin en acil sorunu bence adalet. Adaletsizlik ülkenin her tarafında hüküm sürmekte. Berkin bugün toprağın altında Metin abisiyle yan yana. Kadın katilleri serbest bırakılıyor. Adalet, ekmek ve su kadar lazım. Gerçekten de hepiniz Metin’siniz. Metin’in düşleri peşinde giden bütün gazetecileri selamlıyorum” diye konuştu.

    “ONLARIN KORKUSU BİZİM UMUDUMUZ OLSUN”

    TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş da basın özgürlüğü konusundaki olumsuzluklara değinirken “27 yıldır basın özgürlüğü konusunda Türkiye’de ileriye dönük bir adım bile atılmadı. Bugün hala gözaltına alınan, tutuklanan gazetecileri konuşuyoruz. Hala devlet tarafından hakları gasp edilen gazeteleri, gazetecileri konuşuyoruz. İddianameleri hazırlanmadan altı aydır cezaevinde tutulan gazetecileri konuşuyoruz. Evet ilerleme yok ama umut da var. Evrensel 27 yıldır yazmaya devam ediyor. Bu bir umut. Gazeteciler haber yapmaya devam ediyor. Bu bir umut. Umudumuzu büyütmeye çalışıyoruz. Gerçekler peşinde koşan gazeteciler ile yan yana olmaya devam edeceğiz” dedi.

    DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren ise şunları söyledi:

    “Ne yazık ki daha önceki yıllardan daha iyi bir konumda değil gazetecilik, basın özgürlüğü. Yine gazetecilere baskılar, toplu operasyonlar var. Yargılanan meslektaşlarımız, çıkan sansür yasaları var. Bu baskıların daha da artacağını deneyimlerimiz bize gösteriyor. Ama tüm bunlara rağmen umudumuz var. Çünkü gazeteciliğe güveniyoruz. Türkiye’de gazetecilik mücadelesi sürüyor. Onların korkusu bizim umudumuz olsun.”

    “METİN, DEVRİMCİ BİR GAZETECİYDİ”

    EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Göktepe için “Devrimci bir gazeteciydi. Sosyalistti. İşçi sınıfı mücadelesine inanıyordu. Gadre uğrayan Kürtlerin, cezaevindeki devrimcilerin, grevdeki işçilerin haberlerine adadı koca bir ömrünü. Onu katlettiler ve aramızdan aldılar” ifadelerini kullanırken, sözlerine şöyle devam etti:

    “Grev yasakları ne ise HDP’li belediyelere uygulanan kayyum odur. HDP’li belediyelere yapılan kayyum ne ise bugün İBB’ye yapılan kuşatma odur. Gün birleşme günüdür. Türkiye’yi bu karanlıktan çıkartmak. Yağma, baskıcı düzene son vermek için yan yana durmamız gerekiyor. Birleşirsek kazanırız.”

    “METİN GÖKTEPE GİBİ GAZETECİLER HALA VAR”

    HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay da “Hakikatleri topluma ulaştırmaya devam ettik. Bugün hala sansür ile uğraşıyoruz. Özgür basın geleneği susmadı, hakikatleri yazmaya devam ediyor. 27 yıl önce Metin Göktepe’nin katilleri hesap verseydi bugün işkence sokağa taşmayacaktı. Katiller hesap verseydi bugün sansür yasasını konuşmayacaktık. 16 Kürt gazeteci tutuklu olmayacaktı. Buradan bir kez daha söz veriyoruz. Bu ülkede karanlıklar bitecek” ifadelerini kullandı.

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ise şöyle konuştu:

    “Bugünün adına ‘gazeteci’ diyen, gazetecilik kavramını kirleten, iktidarın borazanlığını yapan kişilere sesleniyoruz: Bu ülkede Metin Göktepe gibi gazeteciler hala var. Siz iktidarın söylediği yalanları yaymaya devam ederken, çok yakında bu ülkede gazetecilerin olduğunu ve yine Metin Göktepe gazeteciliğinin yapılacağı iklimi hep birlikte oluşturacağımızı bir kez daha söyleyeyim.”

    “METİN, HABER ALMA HAKKININ SİMGESİDİR”

    TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık da şunları kaydetti:

    “27 yılda çok şey değişti ya da hiçbir şey değişmedi. Metini katleden zihniyet hala iktidarda. Hala insanları katletmeye, hapsetmeye, saçma iddialar ile suçlamaya devam ediyor. Metin öldürüldükten sonra Fadime Annemiz bize “Metin olun” demişti. Kendisi böyle bir acıyla birlikte Metin oldu. Öyle bir Metin oldu ki, katillerinin karşısında dimdik durabildi. Bizler de Metin kalmaya ve Metin olmaya çalıştık.”

    DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise konuşmasında “Metin bu ülkede halkın haber alma hakkının, özgür basının, gerçeğin, özgürlük, emek mücadelesinin simgesidir” derken, İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri de “Metin bizim için sadece bir gazeteci değildi. Metin bizim yoldaşımızdı. Bütün hak savunucularının, adalet arayışçılarının yoldaşıydı. Gazeteciliğin ötesine geçerek yoldaşlıkla bu mücadeleyi destekledi” şeklinde konuştu.

    PİRHA / İSTANBUL

  • EMEP Dersim İl Örgütü’nden katı atık tesisi açıklaması: Köylülerin haklı taleplerinin yanındayız

    EMEP Dersim İl Örgütü’nden katı atık tesisi açıklaması: Köylülerin haklı taleplerinin yanındayız

    PİRHA-Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, Sütlüce’de yapılmak istenen katı atık tesisi projesine dair yaptığı yazılı açıklamada “Projenin yer tespitinde yapılan hata nedeniyle köylülerimizin haklı taleplerinin yanında olduğumuzu belirtiriz” ifadelerine yer verdi.

    Dersim’de uzun süredir tartışılan konulardan biri Sütlüce’de yapılmak istenen katı atık tesisi projesi. Köylüler projenin yaşam alanlarını yok edeceği endişesiyle Sütlüce’de yapılmasını istemezken, diğer yandan katı atık projesinin Dersim’in en önemli ihtiyaçlarından biri olduğu da dile getiriliyor. Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü konuya dair yazılı bir açıklama yayımlarken, “Uzun bir süredir yapılan bütün tartışmalar ve değerlendirmeler ışığında, projenin yer tespitinde yapılan hata nedeniyle köylülerimizin haklı taleplerinin yanında olduğumuzu belirtiriz” ifadeleri kullanıldı.

    “DAHA UYGUN BİR ALAN TESPİTİ YAPILMASINI DA ÖNERDİK”

    EMEP tarafından yapılan açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “2009 yılı itibarı ile Dersim’in bir ihtiyaç projesi olarak planlanan Katı Atık Bertaraf Tesisi’nin yapılması planlanan yere dair tartışmalar boyutlanarak devam ediyor. Kırmızı Dağ Platformu adı altında örgütlenen çevre köylülerimiz uzun yıllardır vahşi depolama alanının yarattığı tahribat bir yana planlanan katı atık bertaraf tesisinin yaşam alanlarına yönelik ikinci bir tahribat yaratacağını ve birçok ekolojik değere sahip bu alanda ekolojik değerlere zarar vereceği gerekçeleriyle projenin yapılmamasını istemektedirler.

    Başından şunu da ifade edelim projenin önemli bir ihtiyaç olduğu, Kırmızı Dağ Platformu bileşen köylüleri de dâhil olmak üzere, bütün Dersim halkının kabulüdür. Partimiz, çevre köylülerimizin isteği üzerine bölgede geniş bir teknik heyetle yaptığı ilk incelemede, tarafsız ve bilimsel bir araştırmanın yapılarak sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılmasını ve çıkacak sonuca herkesin saygı duymasını ifade etmiştir. Yine en başından beri olanaklar zorlanarak daha uygun bir alan tespiti yapılmasını da önermiştir. Partimiz bakımından bu projenin bir ihtiyaç olduğu ne kadar önemli ise yöre köylülerimizin yaşam alanlarını olumsuz etkileyen bu projeyi istememe tepkileri de bir o kadar önemlidir diyerek, duruma dikkat çekmiştir. Süreç içerisinde bir yanıyla yargıya taşınan ve diğer yanıyla da hazırlanan raporlara yansıyan çelişkili ifadeler bir yana, yöre halkımızın talep ve istemleri bizler bakımından esas olandır.

    “KÖYLÜLERİMİZİN HAKLI TALEPLERİNİN YANINDAYIZ”

    Kırmızı Dağ Platformu’nun partimizi ziyaretinde, Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri’nin (DER-KAB’da dahil) meseleye dair bütünlüklü bir toplantı yaparak çözümde inisiyatif almasını önermiş, önerimiz olumlu karşılanmasına rağmen bu konuda bir adım atılmamış, mesele burjuva siyasetinin çözüm istismarında aranmıştır.

    Şüphesiz ki yapılan projenin uzun vadeli sonuçları bakımından, yapım yerinde yaratacağı ekolojik tahribattan daha fazla bir doğal değere genel bütünlük içinde vesile olacaktır. Ama buna rağmen, köylülerimizin yüzyıllardır yaşadıkları topraklarını, tarihsel ve ekolojik değerlerini, önemli ölçüde olumsuz etkiliyorsa bir kez daha durumu değerlendirmeye ihtiyaç vardır. Gelinen noktada, projenin ilk sahibi, son sahibi vb. gibi tartışmalar sonuç ve çözüm bakımından önemini yitirmiştir. Proje artık yapılıp yapılmama ikilemindedir. Yapılmasına izin verecek irade, rızalık kültürü gereği de o yaşam alanında yaşayan halkımızındır. Ki onlarda topyekûn bu meseledeki iradesini beyan etmişlerdir. Emek Partisi Dersim İl Örgütü olarak, uzun bir süredir yapılan bütün tartışmalar ve değerlendirmeler ışığında, projenin yer tespitinde yapılan hata nedeniyle köylülerimizin haklı taleplerinin yanında olduğumuzu belirtiriz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenlerinden EMEP’e ziyaret-VİDEO

    Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenlerinden EMEP’e ziyaret-VİDEO

    PİRHA-Emek Partisi’ni (EMEP) ziyaret eden Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenleri, Suriye savaşı ve göçünün 11’nci yılında göçe dair sorun ve taleplerini dile getirdi. Buluşmada konuşan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, “Yaşadığımız sorunların sebebi mülteciler ya da göçmenler değil emperyalistler ve işbirlikçi egemen sınıfların çıkarcı göç politikalarıdır. Toplumda nefreti ve ırkçılığı büyüten yaklaşımları kınıyoruz, reddediyoruz” dedi.

    Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenleri, Suriye savaşı ve göçünün 11’nci yılında Emek Partisi’ne (EMEP) bir ziyaret gerçekleştirirken, göçe dair sorun ve taleplerini dile getirdi. EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz‘in de yer aldığı ziyarette katılımcılar söz alarak konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Ziyarete Sığınmacı Hakları Platformu’ndan Taha Elgazi, gazeteci ve Suriye Sol Demokrat Partisi üyesi Zeki Drobi, feminist aktivist Nejat Mürşid, Suriyeli Kadınlar Derneği üyesi Sofi Arif, Suriye-Türk Dostluk Derneği üyesi Hüseyin Elali ile Afrin eski belediye başkanı Zuheyr Hayder katıldı.

    Söz alan katılımcılar göç etmelerine neden olan sorunları ve süreci kısaca anlatırken, mülteci ve yabancı düşmanlığının artmasından duydukları endişeleri kaydettiler. Sorunun mültecilerden değil, insanların mülteci olmasına yol açan politikalardan kaynaklandığını belirten katılımcılar bir arada yaşamın önemine değindi. “Suriye savaşı ve beraberinde yaşanan zorunlu göçün üzerinden 11 yıl geçti. Bu 11 yıllık süreçte izlenen egemen göç politikaları ve AKP iktidarı sayesinde hem Suriyeli mülteciler büyük mağduriyet yaşadı hem de yoksul emekçi halklar” diyerek sözlerine başlayan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ise ülkelerin göç politikalarını eleştirdi.

    “SORUNLARIN SEBEBİ MÜLTECİLER DEĞİL EMPERYALİSTLERİN GÖÇ POLİTİKALARIDIR”

    Akdeniz şöyle konuştu:

    “Tam da bu yüzden diyoruz ki; yaşadığımız sorunların sebebi mülteciler ya da göçmenler değil emperyalistler ve işbirlikçi egemen sınıfların çıkarcı göç politikalarıdır. Düzen muhalefetinin söyleyemediği şey tam da budur. Göçmenlerin hedefe konmasına son verilmelidir.

    Göç çok katmanlı bir sorundur ve çözümü çok anahtarlıdır. Her kim ki sihirli bir anahtarla bu sorunun çözüleceğini söylerse halkı aldatır. Nitekim son günlerde gündeme getirilen “geri gönderme” vaatleri de gerçekçi değildir çözümden uzaktır. Göç ve göçmenlerin yaşadıkları sorunlar ekonomik, siyasi, psikolojik, sosyolojik alt yapı sağlanmadan bir anda çözüme kavuşamaz. Alt yapı oluşmadan yapılacak zorlamalar hem toplumsal beklenti ve karşılıklı nefreti büyütür hem de zorla geri göndermek temel insan haklarına aykırıdır, kabul edilemez.

    Bugüne kadar ne zaman göç konuşulsa, ne zaman mültecilere ya da göçmenlere dair bir tartışma yapılsa ne yazık ki konunun öznesi olan sığınmacılar ya da mülteciler hep mikrofonlardan uzak tutuldu. Bugün burada, Emek Partisi olarak açtığımız kürsü tam da bu yaman çelişkiyi ortadan kaldırmak içindir. Çünkü EMEP yerli ve göçmen emekçilerin birliğini, ortak hak mücadelesini savunan enternasyonalist bir işçi partidir. Göçmenler, mülteciler bizim kardeşimizdir. Bizim derdimiz mültecilerle değil patronlar sınıfıyla, sermaye düzeniyle ve hepimizi birlikte sömüren kapitalist düzenledir.”

    “BEYİNLERE DE MAYIN DÖŞEMEYİ AKLINA KOYMUŞLAR İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ‘ın “Suriye sınırına mayın yerleştireceğiz” söylemine de değinen Akdeniz, “Umarız bu ziyaret vesilesiyle Suriyeli mülteci kardeşlerimizin mesajları topluma dolaysız bir şekilde ulaşma şansı bulur. Çünkü sadece sınırlara değil beyinlere mayın döşemeyi aklına koymuş şoven söylemlerle karşı karşıyayız. Elbette toplumda nefreti ve ırkçılığı büyüten bu yaklaşımları kınıyor, reddediyoruz. Suriyeli Dernekler Federasyonu bileşenlerine bir kez daha hoş geldiniz diyor, teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu mesajların sadece EMEP kürsüsünden değil tüm demokratik, ilerici, sosyalist parti ve örgütlerin kürsülerinden de dile getirilmesi için dost kurumlara çağrıda bulunuyoruz. Özel olarak da emek ve meslek örgütlerine, sendikalara mültecilerle birlikte ortak çözüm ve ortak hak mücadelesi için kürsüler açılması çağrısını dile getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

    “MÜLTECİLER HAKLARI OLMAYAN VE AKP’NİN TEBAASI OLAN BİR TOPLUM DEĞİLDİR”

    Akdeniz konuşmasını partisinin göç alanına ilişkin acil çözüm ve önerilerini sıralayarak noktalarken; şunları kaydetti:

    “1- Suriye savaşında dahli bulunan bütün emperyalistler ve Türkiye dahil dış güçler bölgeden çekilmelidir. Barış ve demokratik yaşam koşulu sağlanarak mülteciler için güvenli geçiş yolu açılmalıdır.

    2- AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması derhal iptal edilmelidir. İsteyen mülteciler üçüncü bir ülkeye geçme hakkını kullanabilmelidir. Mülteciler hakları olmayan ve AKP’nin tebaası olan bir toplum değildir. Bu nedenle BMMYK Göç ve İltica ofisleri yeniden Türkiye’de açılmalı ve uluslararası devletler göçmen alımını paylaşmalıdır. BM üzerinde baskı sağlanmalıdır.

    3- Türkiye’de kalmayı düşünen, özellikle Türkiye’de doğan sığınmacı ya da mülteciler için karşılıklı entegrasyon ve bir arada yaşam koşulları sağlanmalıdır. Eşit yurttaşlık koşulları hazırlanmalıdır.

    4- Mülteci ve göçmen işçileri ucuz ve güvencesiz, kölece çalıştıran uygulamalara son verilmelidir. Yerli işçilerle göçmen işçileri rekabete sokan anlayışa karşı ortak mücadele örgütlenmelidir. Çalışma izin başvurusu patronların inisiyatifinden alınıp doğrudan mülteci işçilere verilmelidir. Göçmen işçilere sendikalaşma hakkı tanınmalıdır.

    5- Kadın mülteciler üzerindeki her türden emek sömürüsü ve istismar son bulmalı, mülteci kadınların da güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi yeniden tanınmalıdır.

    6- Eğitimde anadilde eğitimi de güvence altına alacak düzenleme yapılmalıdır.

    7- Göç ve mülteciler üzerine yapılan harcamalar, uygulanan fonlar hükümet tarafından şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

    8- Sınırda görev alan kamu görevlileri ve aileleri için, rüşvet mekanizmasına son vermek üzere, hem göreve başlarken hem de görev bitiminde mal bildirimi zorunluluğu getirilmelidir. İnsan tacirlerine şemsiye olan cezasızlık politikasına son verilmelidir. Göçmenler için güvenli geçiş yolları sağlanmalı, ölümcül rotaları kışkırtan politikalara son verilmelidir.

    9- Sağlığa, eğitime, hukuka erişimde mülteci toplulukların dezavantajlı durumu ortadan kaldırılmalıdır.

    10- Geri gönderme merkezleri kaldırılmalı yerine iltica ve kabul ofisleri açılmalıdır. Suça karışmış kişiler BM kanalıyla uluslararası yargıya teslim edilmelidir. Geri gönderme bir ceza politikası olarak uygulanamaz.

    Son olarak dün Amerika’da bir tır içinde sıcaktan ve nefessiz kalarak can veren mültecileri saygıyla anıyor, emperyalist göç politikalarını bir kez daha kınıyoruz. Ayrıca Fas-İspanya hattında yaşanan toplu mülteci katliamını da lanetliyoruz. Bu vahşi kıyımlar yayılarak laboratuvar olarak kullanılmamalı ve suça karışanlar derhal yargı önüne çıkarılmalıdır.”

    PİRHA / İSTANBUL