Etiket: emekçi hareket partisi

  • ‘Yeni barış sürecinde Anayasanın, bütün kimliklerin durumuna göre düzenlenmesi gerekir!’-VİDEO

    ‘Yeni barış sürecinde Anayasanın, bütün kimliklerin durumuna göre düzenlenmesi gerekir!’-VİDEO

    PİRHA – EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, “Demokratik Toplum Çağrısı” ardından yeni sürece dair görüşlerini açıkladı. “Bir yerlerden başlamak gerekir. Kamuoyu önünde en azından bu süreci daha iyi yönetebilmesi için Abdullah Öcalan’ın koşullarının iyileştirilmesi gerekir” diyen Öztürk, emek hareketine de süreci sahiplenme konusunda çağrıda bulundu.

    22 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Yeni döneme giriyoruz” çıkışı ve 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’dan gelen “Asrın Çağrısı” ile Türkiye’de adeta yeni bir iklim oluştu.

    PKK’nin 12 Mayıs’ta ilan ettiği kongre kararları ardından Kürt sorununun çözümü noktasında bugüne kadar hiç denenmemiş bir yöntemin adımı atıldı. Cumhuriyet tarihinin en temel sorunu olan Kürt sorunu, 47 yıllık silahlı dönem ardından taraflar arası müzakerelerle çözüme yakın yorumlanıyor.

    DEM Parti İmralı Heyeti’nin, Abdullah Öcalan ile temasları devam ederken, Kürt siyasal hareketinden “Süreç, toplumlar tarafından sahiplenildiği oranda olgunlaşacaktır” cümlesinin altı çiziliyor.

    “ARTIK BİR YERLERDEN BAŞLAMAK GEREKİR”

    Peki demokratik toplum örgütleri sürece nasıl yaklaşıyor; Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk ile konuştuk.

    “Demokratik Toplum Çağrısı ardından neler yaşandı?” sorumuzla birlikte devlet kanadından yapılması gerekenlere dair Hakan Öztürk, şu yanıtları verdi:

    “Sadece bu süreç kapsamında değil, genel olarak Kürt halkı ile ilgili bir bakış açımız var. Yani Kürt halkının uğradığı haksızlıkları kabul etmiyoruz elbette. Sorunlarla ilgili bir değişimin olması gerektiğini yıllar yılı zaten Kürt hareketi nasıl söylüyorsa biz de onun yoldaşı olarak aynısını söylüyor vaziyetteyiz. Haksızlığa uğrayan ulus, kimlik, ne diyorsa o dikkate almaktır. Bu sorunun da çok köklü olduğunu biliyoruz. Hani son zamanlarda işte ‘40 yıldır bu sorunu tartışıyoruz’ deniliyor ancak 200 yıldır bu sorunu tartışıyoruz. Yani Osmanlı İmparatorluğu, imparatorluk olmaktan çıkmaya başladığı koşullarda bunu ister istemez bir nesnel gerçeklik olarak tartışmaya başlamıştı. Aynı konu bir nevi Türkiye Cumhuriyeti’ne de devroldu.

    Bu durum ilk kez dünyada bizim karşılaştığımız bir durum değil. Zaten her aşamada biz bu meselenin demokratik ve diyalog yoluyla yürütülmesi gerektiğini, şiddet sarmalını yaratan süreçlerin olmaması gerektiğini her zaman söylemiştik. Ama şimdi gelinen aşamada bir tür yeni süreç söz konusu oldu. Doğal olarak daha önceki tarihi de yaşamış olduğumuz için bir düzeyde deneyimliyiz.

    Devlet Bahçeli, DEM Parti heyetiyle Meclis’te tokalaştı ve ‘Dünyada eğer barış için uğraşıyorsak ülkemize de barış için uğraşmalıyız’ dedi. Bu tabii bugüne kadarki reddiyeci tutuma oranla ileri bir cümle sayılır. Çünkü Türkiye’de ‘barış’ bile dediğinizde ‘Ne barışı? Bir terör var’ diyorlardı. Ve Abdullah Öcalan da bir iradeyi ortaya koydu ve ‘Bundan sonraki dönemde bu meseleyi demokrasi, hukuk, siyaset yoluyla çözmek üzere konuyu dikkate almalıyız’ dedi. PKK de topladığı kongrede buna paralel bir tutum ortaya koydu. Bu durum çok önemli bir adımdır. Bu realiteye bağlı olarak koşulların tepeden tırnağa gözden geçirilmesi gerekir. Yani bu durum çok fazla hükümetin veya yöneticilerin inisiyatifine bağlı bir durum da değil. Çünkü hakikaten tarihsel toplumsal bir gerçeklik var. Bunu kamuoyu önünde tartışmışsınız. Kamuoyu önünde el sıkışmışsınız. Kamuoyu önünde Abdullah Öcalan’ın açıklaması okunmuş. Buna bağlı olarak PKK’nin kongresini toplamasını istemişsiniz. Bunların hepsi hayata geçmiş. Bu durumda bir yerlerden başlamak gerekir. Kamuoyu önünde en azından bu süreci daha iyi yönetebilmesi için Abdullah Öcalan’ın koşullarının iyileştirilmesi gerekir. Hasta tutsakların durumu ne olacak? Genel olarak çok sayıda Kürt hareketinden insan cezaevinde bulunuyor, onların konusu ne olacak? Bunlar konusunda bir adım atıldı mı, atılmadı mı? Bu dikkatle takip ediliyor. Ama atılmış olursa da bir başlangıç olacak. Ondan sonra da doğrudan Kürt meselesinin özüne değinen konular gündeme gelecektir.

    HÜKÜMET KANADINDAN DİLE GETİRİLEN ÖNEMLİ DETAY!

    E bir antidemokratik uygulama olarak bu kayyumlar… Seçilmiş olanı kabul etmemek herhalde bir tek bizim ülkemizde oluyor. Hiç kabul etmeyeceksen seçim olmasın ama eğer seçim varsa; bu Türkiye’de yani 12 Eylül rejiminden sonra bile olmadı, yani normal seçimler yapılabildi. Ya da şöyle söyleyeyim; eğer bir veto söz konusu oluyorsa en başta hiç seçime girmeden veto söz konusu oluyordu. Biz o kadar hazin bir vaziyetteyiz ki, seçim oluyor, her şey bitiyor, belediye başkanı görevine başlıyor, bir iki ay geçiyor, ondan sonra kayyum uygulaması gündeme geliyor. Bunun kabul edilebilecek bir tarafı yok. Utanç verici bir şey yani. Yani biz bunu başka bir ülkenin yurttaşına anlatmak istesek utanırım şahsen. O açıdan bunun da geri çekilmesi gerekir diye düşünüyorum.

    Bu el sıkışma sonrasında Abdullah Öcalan’ın da çağrısının olduğu aşamalarda Devlet Bahçeli, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür’ tanımına dair anayasadaki bu kimlik meselesi üzerine ‘Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes, eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir’ diyerek bir yaz yazdı. Tabii bunu bir sosyalist yazsa dikkat çekici bir tarafı yok ama Devlet Bahçeli yazınca dikkat çekici bir tarafı var. Yoksa bu evrensel hukukun, anayasa prensiplerinin bir gereğidir. Tabii yıllar yılı, Kürt hareketi bunu anlattı. Demek ki dinlemek gerekiyormuş. Bak şimdi çok yakınlaşıldı. Yani bu fikirlerde yakınlaşıldı. Yani Kürt hareketinin dile getirdiği ‘Eşit yurttaş olmak istiyoruz’… 21. yüzyılda bunu dile getirmek zorunda kalıyor! Birçok olumsuz şeyi sayabiliriz ama ben olumlu işaret ne diye bunları anıyorum.”

    “BİR YERDEN BAŞLAMAK GEREKİYOR”

    EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, süreçle birlikte ilk olarak hasta mahpuslar ve siyasi tutukluların serbest bırakılabileceğine işaret etti. Öztürk, “Önümüzdeki dönem dil konusunun da tartışılması gerekir” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “Bir daha bu kayyumların olmaması için tartışılması gerekir. Ama bunları konuşmaya başladığımızda detayda zaten bir sürü başka konu da çıkacaktır. Bunların hepsi konuşuluyor olacaktır. Türkiye’nin genel olarak demokratikleştirilmesi konusu da konuşuluyor olacaktır.

    PKK’nin son açıklamasında gördüğümüz gibi bir nihai hedef olarak sosyalizm hedefini ortaya koymuş. Böyle bir akım, bunları dikkate almaz olur mu diye düşünüyorum. Yani alacaktır ama bu yine de işin başlangıcı sayılmalıdır. Ben o açıdan bir kere bir başlatalım düşüncesindeyim. Bu konuda zaten diğer dünya çapındaki örneklerde de böyle yani; İrlanda’ya da baksanız, İspanya’ya da baksanız, Bask’a da baksanız, Güney Amerika’daki deneyimlere de baksanız böyle. Bir anda her şey çözüme kavuşmuyor. Bir yerde başlamak gerekiyor. Karşılıklı en azından dikkate alınırlık olması gerekiyor. Sonrasında ‘söylediğin söz seni bağladı’ gibi bir hukukun gelişmesi gerekiyor. Yani o açıdan az önce andığım anayasadaki kimlik konusu Devlet Bahçeli’yi bağlamış olmalıdır. Umut hakkı ile ilgili söylediği söz Devlet Bahçeli’yi bağlamış olmalıdır. Bunlardan bir iki tanesine ilişkin adım atıldığında ortam çok daha iyiye gidebilir.

    Kürt hareketi belli bir noktaya geldi. Biz şu anda mücadele ile en azından bu seçme seçilme hakkıyla ilgili durumu değiştirmeye çalışıyoruz. Bunları niye söylüyorum? Mücadele edersek, tavır ortaya koyabilirsek gidişatı değiştirebiliriz. ‘Mevcut hükümet ne isterse onu yapabilir, biz onun elindeyiz, çaresiziz yani’ düşüncesinde değilim.”

    EMEKÇİLERİN DURUMUNU ANLATABİLECEĞİMİZ ÖNEMLİ BİR DÖNEMEÇTEYİZ”

    EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, “Demokratik Toplum Çağrısı” ardından önünüze nasıl bir program koydunuz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Sürecin anlatılması meselesi var. Bütün bu demokrasiyi savunan kesimler açısından söylüyorum; biz bunu yeterince ciddiye almadık. Çok kalıplarla gidiyor vaziyette olduk. Anlatmak gibi değil de daha çok deklere etmek gibi tutum içerisinde olduk ama bunun sonuçta Türkiye’deki milyonlara izah edilmesi gerekiyor. Anlatmak konusundaki en kritik konu Öcalan’ın, DEM Parti’nin yaptığı görüşmeler. Anlatmak konusundaki en kritik konu bu konulardaki detaylardır. Çok hassas bir konu olmasından kaynaklı bir olgunlaşma aşamasına kadar taraflarca görüşüldüğüne tanık olabiliriz. Ama ondan sonra topluma ‘biz şu yönde ilerliyoruz’ denilecektir.

    “KÜRT HAREKETİ DOĞRU BİR ŞEY ANLATIYORMUŞ”

    16 milyonluk İstanbul’un bile kendi kendini yönetmesi mantığının değersiz olduğunu anlatmaya kalkışıyorlar. Ve bütün kamuoyu tarafından bu artık anlaşıldı. Demek ki aslına bakarsanız Kürt hareketi ve Kürt halkı çok doğru bir şey anlatıyormuş. Yani yerel yönetimlerin kuvvetlendirilmesi durduk yere söylenmiş bir şey değilmiş demek ki. Her şeyin merkezle halledilemeyeceğini söylemeleri çok doğruymuş demek ki. O açıdan bunları derinlemesine anlatabileceğimiz fırsatlar var. Sadece bazı detayları bu geçen zamandan bilemiyoruzdan ibaret görmemeliyiz. Bu esnada Kürt meselesini, demokrasi meselesini, Türkiye’deki bu açlıkla, yoksullukla sınanan emekçilerin durumunu anlatabileceğimiz önemli bir dönemeçteyiz. Bunun için çok büyük bir alan açıldı. Genel olarak demokrasiyi anlatacağımız çok önemli bir dönemeçteyiz. Seçme ve seçilme hakkına, İstanbul Belediye Başkanının bile hapse atılacağı düzeyde bir saldırı söz konusuysa, biz demokrasi konusunu çok etraflı bir şekilde anlatabiliriz. Yani buna ihtiyaç var demek istiyorum. Önümüzdeki zamanlar tüm bunları anlatmanın fırsatıdır.”

    SOSYALİSTLERE ÇAĞRI!

    Hakan Öztürk, son olarak sürece dair emek hareketine çağrıda bulunarak şunları aktardı:

    “Emek hareketi demek sosyalizm demektir. Sosyalistlerin de tek konusu işçi sınıfının hakları, işçi sınıfının iktidarı ile ilgili değildir. Uluslar, kadınlar, cinsel yönelimleri nedeniyle haksızlığa uğrayanlar da sosyalistlerin konusudur. Yani kimliklerinden ötürü kim haksızlığa uğruyorsa sosyalistler onları benimser, haklarını dikkate alır. O açıdan, ulusların kendi kaderini tayin hakkı prensibini de dikkate alarak böyle yapmalıydık. Bu konuda eksik kalındıysa en azından bu dönemde eksik kalınmamalıdır.

    Bir tür yeni barış sürecinin zeminindeyiz. Bunların açıklıkla konuşuluyor olması lazım. O anlamıyla birincisi biz, bu konuda haksızlığa uğramış halk ne diyor diye dikkat kesilmeliyiz. Onların istekleri ne? Bunları öncelikle dikkate almak zorundayız. Çünkü kim haksızlığa uğruyorsa onu dinlemek gerekir, sosyalist prensibin özü odur.

    İkincisi; istenen hak, talep, amaçlar nelerdir diye dinlediğimizde bunu dönüp bütün Türkiye ve dünya kamuoyuna anlatıyor olmamız gerekir. Her yerde dile getirmemiz gereken şey; Kürtçe’nin her alanda kullanılabilmesi, Anayasanın, bütün kimliklerin durumuna göre yeniden düzenlenmesi olmalıdır. Bu temel prensipleri her yerde savunuyor, her yerde bunun mücadelesini veriyor olmalıyız. Burada kritik nokta, DEM Partili ittifakının da gerçekleşiyor olmasıdır. Bu sağlanabilirse önümüzdeki yol daha kolaylıkla açılabilir. Ama diyelim ki böyle bir şey olmadı. Böyle bir durumda bile sosyalistlerin görevi, her durumda ezilen, haksızlığa uğrayan halkı, kimlikleri savunmaktır.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • EHP, ‘Ekonominin Gerçekleri’ Web Sitesi yayınladı

    EHP, ‘Ekonominin Gerçekleri’ Web Sitesi yayınladı

    PİRHA- Emekçi Hareket Partisi Haziran ayında, “Emekçiye Emekliye Hemen Zam”, “Emekçinin, Emeklinin Hakkı 42 bin 300 TL” diyerek ekonomi çalışması başlattı. EHP, ekonomi alanındaki çalışması devam ederken “Ekonominin Gerçekleri” adıyla bir web sitesi yayınladı.

    Emekçi Hareket Partisi Haziran ayında, “Emekçiye Emekliye Hemen Zam”, “Emekçinin Emeklinin Hakkı 42 bin 300 TL” diyerek ekonomi çalışması başlattı. Bu çalışmada birçok kaynaktan aldıkları verileri grafik haline dönüştürerek ülkedeki ekonomik gidişatı yorumladı. Bununla birlikte şehirlerde kurdukları ekonomi çadırlarında halkla buluşarak ekonominin gerçeklerini anlattılar. EHP, ekonomi alanındaki çalışması devam ederken “Ekonominin Gerçekleri” adıyla bir web sitesi yayınladı.

    “EKONOMİNİN GERÇEKLERİ” İSİMLİ WEB SİTESİNDE NELER VAR? 

    Web sitesi adından da anlaşılacağı üzere ekonomiye dair verilerin yer aldığı grafiklerden oluşuyor. EHP bu verileri kaynaklarıyla birlikte paylaşırken her ay güncelleneceğini söylüyor.

    Grafikler ülkeye dair ekonomik verilerde oldukça çarpıcı konuları öne çıkarıyor:

    Dünyanın En Büyük Ekonomileri Sıralaması
    Çalışan Hans İle Hasan’ın Durumu
    Üreten Biziz Paylaşan da Biz Olacağız
    Açlıktan Öte Köy Varmış: Emekli Maaşı
    Emekli Hans ile Hasan Amcanın Durumu
    Türkiye’deki Enflasyon Savaş Halindeki Ülkelerden Yüksek
    Asgari Ücret Zammı Enflasyon Arttırmaz

    Emekçi Hareket Partisi web sitesini yayınlarken şunları kaydetti:

    “Ekonomi bir tercihtir. Ekonomi grafiklerini okumak da öyle.Tercihini sermayeden yana yapanlar nereden nasıl kar elde edebileceğini düşünür. Tercihini emekçilerden yana yapanlar ise emekçilerin çıkarını düşünür. Biz de milyonların geleceği için bu grafikleri kıyıda köşede kalmaktan çıkardık. Çünkü iktidarın ekonomi yalanlarına karşı gerçeklerin konuşulmasına ihtiyaç var.

    “Asgari ücret enflasyon yaratır” safsatasını gerçek ekonomi grafikleriyle çürüttük. Yalan TÜİK verilerinden göstermelik tasarruf paketlerine, dünyanın bizi kıskandığını söyleyen manipülatif söylemlere karşı gerçek verileri açığa çıkardık. Emekçilerin ve emeklilerin açlığa ve yoksulluğa nasıl itildiğini, her ay ücretlerinin nasıl eridiğini grafiklerle gösterdik. Verileri her ay sitemizde güncelleyerek, yeni ekonomik gerçeklerle halkımızla buluşmaya devam edeceğiz.

    Ekonominin Gerçekleri Web Sitesi’ne buradan ulaşabilirsiniz

    PİRHA/İSTANBUL

  • Emekçi Hareket Partisi: Asgari ücret açlık değil refah sınırına göre belirlenmeli

    Emekçi Hareket Partisi: Asgari ücret açlık değil refah sınırına göre belirlenmeli

    PİRHA- Emekçi Hareket Partisi, asgari ücret tespit süreci ile ilgili “Açlık Değil Refah Sınırı” talebiyle çalışmalarını başlattı. Yapılan açıklamada, “Ücretler varsayılan enflasyona göre değil, yaşanan gerçek enflasyona göre ayda bir güncellenmeli. Asgari ücretin belirlenmesinde esas ölçü emek veren insanların mutluluğu ve geleceğe güvenle bakabilmesi olmalıdır” denildi. 

    Emekçi Hareket Partisi, gelecek hafta başlayacak olan asgari ücret tespit süreci ile ilgili “Açlık Değil Refah Sınırı” diyerek çalışmalarını başlattı.

    EHP’nin yaptığı açıklamada refah sınırının enflasyona, geçim şartları ve ülke ekonomisinin büyümesine göre belirlenmesi; ücretlerin yaşanan gerçek enflasyona göre ayda bir güncellenmesi gerektiğini vurgulandı. Asgari ücretin belirlenmesinde esas ölçünün emek veren insanların mutluluğu ve geleceğe güvenle bakabilmesi olduğu belirtildi.

    Açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “Açlık Değil Refah Sınırı!

    Temel tüketim ürünlerinin fiyatları kısa süre içinde en az iki ya da üç kat artarken, ücret ve gelirlerde aynı oranda artış olmuyor. Emeği ile geçinenler enflasyona kurban ediliyor. Fiyatlar artarken alım gücü düşüyor. Zengin daha zengin, yoksul daha yoksul oluyor.

    Siyasi iktidar sadece asgari ücretin açlık sınırını yakalamasından söz ediyor. Yoksulluk sınırı ise onun dört katı. Bu sınırlar her geçen gün artıyor. Yani emekçiler daha da yoksullaşıyor. Beslenme, barınma, ulaşım vb. tüm temel ihtiyaçları karşılamak bir lüks olmuş durumda.

    Yaşamak için verdiğimiz bu çabanın yanında günde 10-12 saat çalışıyoruz. Çalıştığımız iş yerlerinde sendikalı olamıyoruz. Haklarımızı aramak istediğimizde kolluk kuvvetiyle, sözde yasalarla engelleniyoruz. Bütün bunların yanında kendimize ayırabileceğimiz boş bir zaman yaratamıyoruz. Ne kültürel ne sanatsal faaliyetlere vakit ayırabiliyoruz.

    Bu tabloda emekçi halkın durumu bataklığa yakalanmaktan farklı değildir. Asgari ücrete yakın bir ücretle çalışanların oranı %50 civarında. Siyasi iktidarın ekonomistleri ücretler artarsa ürün ve hizmetlerin de fiyatının artacağını, bunun da bir kısır döngü yaratacağını söylüyor. Onlara göre sistemin iyi çalışması ve kısır döngüye girmemesi için emekçilerin asgari ücretin altında çalışması gerekiyor. Sistem ancak emekçiler açken düzgün çalışabiliyor.

    PATRONDAN YANA İKTİDAR

    Cumhurbaşkanı Erdoğan “Halkı enflasyona bugüne kadar ezdirmedik” diyor, yalanlarının ispatı olarak yılda bir kez zamdan bahsediyor. Elektriğin, ekmeğin, fasulyenin, etin fiyatı bir yıl boyunca Ocak ayındaki haliyle mi kalıyor ki ücretlere bir kere zam geliyor?

    Asgari ücrette pazarlığı 14 bin liradan açacağız diyen TÜRK-İŞ başkanı Ergün Atalay, ne emekçinin gerçekliğini anlatıyor ne emekçinin sorunlarına çözüm öneriyor. Siyasi iktidar asgari ücret belirlenirken işçinin onayladığı, işverenin yorulmayacağı bir süreç olacağını söylüyor. Patron, hükümet, TÜRK-İŞ ele ele verip emekçileri açlığa mahkum edeceklerinin sözünü veriyorlar.

    Ücretlerde refah sınırından ve insanca yaşamaktan söz eden yok. Emekçiler ürün ve hizmet fiyatlarını kontrol edemez. Yalnızca örgütlü mücadelesiyle kendi alacağı ücret üzerinde bir etki ortaya koyabilir.

    “ÜCRETLER AYDA BİR GÜNCELLENMELİ”

    Refah sınırı enflasyona, geçim şartlarına ve ülke ekonomisinin büyümesine göre belirlenmeli. Ücretler varsayılan enflasyona göre değil, yaşanan gerçek enflasyona göre ayda bir güncellenmeli. Asgari ücretin belirlenmesinde esas ölçü emek veren insanların mutluluğu ve geleceğe güvenle bakabilmesi olmalıdır.

    İşte biz bu vicdansız açlık sistemini kökten değiştireceğiz. Asgari ücretin ve tüm ücretlerin belirlenmesinde esas ölçü emek veren insanların mutluluğu ve geleceğe güvenle bakabilmesi olacak. Bu bataklıktan ancak omuz omuza vererek çıkabiliriz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • EHP Başkanı Öztürk’ten Akbelen tepkisi: Halkın malını ne hakla alırsınız?-VİDEO

    EHP Başkanı Öztürk’ten Akbelen tepkisi: Halkın malını ne hakla alırsınız?-VİDEO

    PİRHA- Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk, Akbelen direnişine destek vererek, ekolojik kıyıma “Akbelen ormanı bu halkın malı, ne hakla alırsınız” diye tepki gösterdi.

    Muğla İkizköy’de kömür maden sahasının genişletilmesi için Akbelen Ormanı’ndaki ağaç kesimine karşı Kadıköy’de eylem yapıldı.

    Akbelen Dayanışması’nın çağrısıyla bir araya gelinen eyleme Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk de destek verdi.

    “AKBELEN HALKI YALNIZ DEĞİLDİR”

    Seçimden sonra iktidarın şirketlerle halkı soluksuz bırakmak için birleştiğini söyleyen Öztürk, “Kamunun malı olan her yeri sermayeye peşkeş çekmeye çalışıyorlar. Biz bunu Gezi direnişinden hatırlıyoruz. O güzelim parkı sermayeye peşkeş çekmek istediler. Şimdi aynısı Akbelen’de yaşanıyor. Oradaki halkımız diyor ki halkın hakkı olduğu kadar kurdun, suyun, böceğin, kelebeğin de hakkı var. Sen nasıl olur da o şirketlerine burayı gasp ettirirsin. Hani devletçiydin, hani milletçiydin? Millet nerede diye sesleniyor oradaki köylü kardeşimiz. Buradayız ey köylü kardeşim buradayız, sizin arkanızdayız. Sonuna kadar da Akbelenli kardeşlerimizi destekleyeceğiz. İstanbul’dan bugün nasıl desteklediysek, yarın İzmir’den Ankara’dan her yerden destekleyeceğiz” dedi.

    Öztürk, düzenin değişmesi için halkın örgütlü olmasının önemine vurgu yaparak, “Bu mücadeleyi ülkenin her bir köşesinde vereceğiz. Ve bu ülkeyi satan, ormanlara kasteden davranışı köküyle birlikte geri püskürteceğiz” sözlerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • EHP Başkanı Öztürk: Rejimin insanlık dışı yönünü gördük, hükümeti göndereceğiz-VİDEO

    EHP Başkanı Öztürk: Rejimin insanlık dışı yönünü gördük, hükümeti göndereceğiz-VİDEO

    PİRHA-Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk, “Halk deprem enkazının altından insanların çıkarılması için oradan oraya koşup çırpınırken; yetkililer bankaların para kasalarını molozların arasından çıkarıp dizdiler sırayla. Rejimin tercihi ortadadır. En başta bu hükümeti göndereceğiz. Depreme dirençli kentler yaratacağız” dedi.

    Emekçi Hareket Partisi (EHP), deprem gündemli basın toplantısı yaptı. Basın toplantısına EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk ve EHP MK üyesi Özge Akman katıldı.

    Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketinin yaşandığını belirterek konuşmasına başlayan Özge Akman, “Depremler her zaman felaket yaratmak zorunda değil. Yıkılmayan kentleri konuşmak için bu yıkım siyasetinin ortadan kaldırılması gerekir. Bunun hesabı sorulmalı ve bunun ilk adımı olarak hükümet istifa ettirilmelidir. Halkın örgütlü mücadelesi ile bu mümkün. 12 Şubat ve 27 Şubat’ta iki ayrı eylem gerçekleştirdik. Genel Başkanımız Hakan Öztürk de dahil olmak üzere 50 yoldaşımızı gözaltına alınarak, eylemlerimiz engellenmeye çalışıldı. Tüm engellemelere rağmen Partimiz deprem yıkımının siyasal sorumlusu olan hükümeti açıkça ortaya koydu ve istifasını istedi” dedi.

    “KONUYU SİYASALLAŞTIRMALIYIZ”

    Hakan Öztürk ise yaraları sarmanın acil görev olduğunu belirtirken, şunları söyledi:

    “Depremde yoksulluk çeken sınıfın evleri yıkılır. Uzun vadede halk can güvenliğinin sağlanmasını isteyen örgütlü ve eylemli bir kararlılık ortaya koymalıdır. Herkes susturulmaya çalışılırken, tribünler ,binlerin ‘hükümet istifa’ sesleriyle yankılanıyor. İşte bu şekilde, rant mekanizmasını işleten hükümete oklarımızı yönlendirmeliyiz. O nedenle konuya buradan başlamalı ve konuyu siyasallaştırmalıyız.

    Halk deprem enkazının altından insanların çıkarılması için oradan oraya koşup çırpınırken; yetkililer, bankaların para kasalarını molozların arasından çıkarıp dizdiler sırayla. Rejimin tercihi ortadadır. Rejimin insanlık dışı yönünü Kızılay’ın çadırları satıyor olması gerçeğinde de gördük. Açlık çeken, evleri yıkılan halkımıza çadır satmak nedir? Bu nasıl bir kamu hizmetidir? Kızılay ne işe yarar?

    “UNUTMAYACAĞIZ, HESAPLAŞACAĞIZ”

    Asıl insan hayatı depremden önce yaptıklarımızla kurtarılır. Bir toplumun medeniyet düzeyini depremden önce yaptıkları gösterir. Ülkeyi, üretken olmayan bir beton ekonomisine  boğdular. Eğer deprem sonrasında ölüm ve yıkım varsa; o ülkede yasaya, yönetmeliklere uymamak vardır. O ülkede binalar yapılırken rant, yolsuzluk ve rüşvet mekanizması işliyordur. Hiçbir kan emici müteahhit denetlenmedi. Bu sürecin öncesini unutmayacağız, onlardan hesap soracağız, hesaplaşacağız. Tek tek her bir bina için yargılanacaklar, rant, rüşvet mekanizmaları yarattıkları için yargılanacaklar.

    Konunun siyasallaşması önemlidir. Mevcut karanlık hükümet görevden uzaklaştırılmadan hiçbir olumlu adımın atılması mümkün değil. Hükümetin istifası, temel hedefimiz olmalıdır. O nedenle en başta bu hükümeti göndereceğiz. Depreme dirençli kentler yaratacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • EHP Genel Başkanı Öztürk: İktidarımızda işçi sınıfı 10-12 değil, 6 saat çalışacak-VİDEO

    EHP Genel Başkanı Öztürk: İktidarımızda işçi sınıfı 10-12 değil, 6 saat çalışacak-VİDEO

    PİRHA- Emekçi Hareket Partisi İstanbul İl Örgütü dün “İş günü 6 Saat, Asgari Ücret En Az Yoksulluk Sınırı Olacak” sloganıyla Şişli açıklama yaptı. EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, “Bizim iktidarımızda işçi sınıfı kan ter içinde 10-12 değil, sadece 6 saat çalışacak. Asgari ücret mutlaka ve mutlaka açlık ve yoksulluk sınırını aşacak” dedi.  

    Emekçi Hareket Partisi İstanbul İl Örgütü dün “İş günü 6 Saat, Asgari Ücret En Az Yoksulluk Sınırı Olacak” sloganıyla Şişli Cevahir AVM önünde bir eylem yaptı.

    “Açlık sınırını dayatanları göndereceğiz, üreten biziz yöneten de biz olacağız!” sözleriyle başlayan eylemde, EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, EHP İstanbul İl Başkanı Fatmanur Güler ve EHP İl Yönetimi üyesi Ferhan Yılmaz açıklamalarda bulundu.

    EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, Erdoğan’ın “Sırtımızda yumurta küfesi var” sözlerine karşılık olarak “Yumurta küfesinin zorluğunu taşıyanlar gülümsemez. Ama şunu unutma Erdoğan, sakın unutma. Son gülen iyi güler. Sizi göndereceğiz. Türkiye işçi sınıfı olarak biz. Bü ülkenin halkları olarak biz” dedi.

    Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk, asgari ücret görüşmelerine dair hükümet ve sermaye sınıfının, Türk-İş başkanıyla oynadığı tiyatronun bittiğini söyledi.

    Öztürk iktidara seslenerek, “Ey hükümet “durmadan bir gece ansızın gelebiliriz” deyip sınır ötesi harekattan bahsediyorsun ya. O sınırları geçmeyi bırak da gel memleketinde açlık sınırını geç, yoksulluk sınırını geç kolaysa.” dedi.

    “AKP’NİN GETİRDİĞİ YENİLİKLER KIRIK PEYNİR, BAYAT EKMEK”

    Öztürk, “Eskiden kırık peynir almak, bayat ekmek, bayat simit almak diye bir şey yoktu. Pazarlardan çürük meyve sebze toplamak yoktu. Et yerine kasaptan utana sıkıla insanlar kemik almıyordu. İşçi sınıfı kan ter içinde 10-12 değil, sadece 6 saat çalışacak. Asgari ücret mutlaka ve mutlaka açlık ve yoksulluk sınırını aşacak” diyerek sözlerini sürdürdü.

    “BİZİM İKTİDARIMIZDA ÇOCUKLAR YETERSİZ BESLENMEDEN ÖLMEYECEK”

    “Sağlık bir sorun, çocukların eğitimi bir sorun, çocukların beslenmesi bir sorun” diyen Öztürk; çözüm için bu konularda işçi emekçi hükümetinde, kamu yatırımları yapacaklarını, hastaneleri kamulaştıracaklarını, okulların kamunun olacağını, 6 yaşındaki çocukların yetersiz beslenmeden hastanelerde ölmeyeceğini ve gıda için büyük kamusal yatırımlar yapacaklarını vurguladı.

    “TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI SİZİ GÖNDERECEK”

    Erdoğan’ın “Sırtımızda yumurta küfesi var” dediğini hatırlatan Hakan Öztürk, şöyle devam etti:

    “Sırtında yumurta küfesinin zorluğunu taşıyanlar gülümsemez. Ama şunu unutma Erdoğan, sakın unutma. Son gülen iyi güler. Sizi göndereceğiz. Türkiye işçi sınıfı olarak biz. Bü ülkenin halkları olarak biz.”

    “ÇOK İŞE AZ ÜCRET DÜZENİNE SON”

    EHP İstanbul İl Başkanı Fatmanur Güler de, açıklamasında “Kamu kaynaklarının halk için kullanıldığı, rantçıların, rüşvetçilerin kalktığı bir düzeni kuracağız. Bizi açlıkla baş başa bırakanları göndereceğiz” dedi.

    “Teknoloji çok gelişti. Ama bu gelişmelerin bize ne faydası oldu? Bu kadar gelişmede işçi sınıfının yararına ne var?” diye soran Güler, işçilerin ofislerde, fabrikalarda, marketlerde mağazalarda 10-12 saat çalıştırıldığının altını çizdi. İşçilerin emekçilerin de bu dünyadan paylarını alacaklarını söyleyen Güler “10 saat, 12 saat değil 6 saat çalışacağız. En az yoksulluk sınırında asgari ücretle insanca yaşayacağız” ifadelerini kullandı.

    “NEDEN YÖNETEN BİZ OLMAYALIM?”

    Emekçi Hareket Partisi İl Yönetimi Üyesi Ferhan Yılmaz ise, bu düzene artık yeter diyen bu ülkenin tüm varlığını üreten herkesi Emekçi Hareket Partisi’ne katılmaya davet etti. Yılmaz, TÜİK’in bile bile açlık sınırını 8000 olarak açıkladığı, enflasyonun % 85 olduğu ülkede, işçilere %54 zammı reva gören bu iktidarı göndereceklerini söyledi.

    Ferhan Yılmaz, “Emekçi Hareket Partisi’nin iktidarında çalışma saati günlük 6 saat, haftalık 30 saat olacak. Bu dünyayı var edenler bizlersek neden yöneten biz olmayalım? Örgütlenmenin tam zamanıdır, çünkü kazanacağımız koskoca bir dünya var önümüzde” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Hakan Öztürk: Üretenler, kriz yaratan ekonomik gidişata el koymalıdır

    Hakan Öztürk: Üretenler, kriz yaratan ekonomik gidişata el koymalıdır

    PİRHA-Emekçi Hareket Partisi (EHP) İstanbul Kadıköy’de ekonomik krizin tüm yönlerini ele alan EHP Kriz Komitesi Sözcüsü Hakan Öztürk’ün sunumu ile “Ekonomik Kriz Nedir Ne Değildir?Algı Değil Gerçek, Sıkıntı Değil Kriz başlıklı halka açık toplantı gerçekleştirdi.

    Toplantıda EHP’nin kriz gündemiyle ilgili çalışmaları kapsamında, son ekonomik veriler paylaşıldı.Mevcut rakamların ne ifade ettiği, enflasyon, McKinsey anlaşmasından cayılması ve döviz kurlarının yükselişi gibi bir çok konunun ele alındığı toplantıda, ekonomik kriz tüm boyutları ile tartışıldı.

    Toplantı EHP Kriz Komitesi Sözcüsü Hakan Öztürk’ün sunumu ile başladı. Öztürk sunumunda ekonomik kriz gündemiyle ilgili şu ifadelere yer verdi:

    “2002 yılında Bülent Ecevit’in partisi DSP’den ayrılan Hüsamettin Özkan “meğer Vefa sadece İstanbul’da bir semt adıymış” demişti. O bununla vefasızlık nedeniyle yaşadığı hayal kırıklığını anlatmaya çalışıyordu.Onun bu hatırasından hemen sonra iktidar gelen AKP’nin ise hiç böyle bir derdi olmadı. Biraz değiştirilmiş olarak vefa yerine “güven bir roman adıdır” demeyi benimsedi. “Güven”in sadece bir roman adı olarak kalması ona bir eksiklik gibi gözükmüyordu.

    2008 dünya krizi sonrası kolayca bulunan kredi kaynakları sayesinde para sorunu yaşanmıyor gibi gözüküyordu. İşler 2013’de paranın anavatanı ABD’de bulunmayı tercih etmeye başlamasıyla değişti. Çark kolay ve ucuz kredi olmadan hiç de kolay dönmüyordu artık. 2018 yılına gelindiğinde toplam dış borç 457 milyar dolara dayandı. GSYH da zaten ancak 851 milyar dolardı.

    Yeniden borç bulmak zorunluluktu ABD Merkez Bankası 600 milyar doları daha piyasalardan geri çekmeye çalışırken. Ne var ki kredi kuruluşları epey zamandır verdikleri borçların ödenebileceğinden hiç de emin değillerdi.Borcun ödeneceğine güvenebilme ölçüsünü anlatan risk primi Türkiye için 400 puan civarına geldi. AKP işte şimdi “güven”in kıymetini anlıyor

    Güven için gerçeklikle bağ kurmak gerekir. “Aya dört şeritli yol yapabilirim” demek gerçeklikle bağı hiç dikkate almamak demektir. Hayat bunun acısını çok kötü çıkarır. AKP zihniyeti, önemli olana bir algı yaratmaktır zannediyor. Kriz yok gibi düşünürsen, kriz demekten kaçınırsan kriz olmayıverir. Bir bakanları diyor ki “yaşanan bu sıkıntılar daha ziyade rasyonel değil psikolojik”. 457 milyar dolarlık kaya gibi borç krizine sonradan görme diplomat diliyle “sıkıntı” diyor. Meselenin psikolojik olduğunu tespit etmekten de geri kalmıyor. Ufak çapta beklenti ve algı yönetimi yapıldı mı iş tamam.

    Eğer kriz yok deniyorsa “itaat et rahat et” felsefe düzeyi bu.

    Nedense o kadar rahat olamadılar. Hatta yerlerinde hiç duramayarak, gidip McKinsey şirketiyle ekonominin kontrol ettirilmesi konusunda anlaşma yapıverdiler. Plan yapılacak ve sonra da o planlara uygun hareket edilip edilmediği sıkıca kontrol edilecek. Gerçekle bağ kurma düzeyindeki hassaslığa bakınız.Soru şu,madem bunun önemini anladınız, kendiniz neden yapmıyorsunuz?

    Elbette ki bir ömür boyu her şeyi “algı” zannetmiş olanlar gerçek iktisadi değerlerin planlamasını yapıp, sonuçlarını kontrol edemez. Zaten bu ekolün ağababası Süleyman Demirel de “plan değil pilav” lazım geldiğini söylerdi. Bir, ekonominin planlanıp denetlenmesi konusunda kendilerine güvenemiyorlar. İki, dünyada hiç kimse bunlara güvenmiyor. O nedenle belki McKinsey’e güvenilir de bize yeniden kredi kapıları açılır, diye düşündüler. Düşününüz her gün “eyy Amerika” diyenler, Amerikan şirketiyle anlaşma yapıyor. Ülkeyi ona teslim ediyor.Ne acıdır ki güvenilmez olmanın aczi budur.

    Bütün bu olan bitene rağmen deniyor ki “bizim IMF’ye borcumuz yok, hatta beş milyar dolar biz verecektik almadılar”. Söylenen yine bir “algı ayarlaması”. Huylu huyundan vazgeçmiyor. Evet, IMF’ye borç yok ama kamu sektörünün 139 milyar dolar borcu var. Yani toplam dış borcun üçte bir kadarı devlete ait. Bu da zaten ülkedeki iktisadi krizin en önemli boyutlarından başta geleni.

    Bu esnada bakıyoruz ki TÜİK Başkan Yardımcısı Enver Taştı görevden alınmış. Neden? Çünkü 12 aylık enflasyonun 24,5 olduğunu açıkladı.O bu istatistiki sonucu açıklamayıp algı yaratmasaydı enflasyon bu kadar yüksek olmazdı. Algı mı enflasyondan çıkar, enflasyon mu algıdan ikileminde AKP zihniyetinin hangisini tercih ettiğini biliyoruz. Güya McKinsey sonuçları kontrol edecekti. Daha istatistik memurları sonuçları bile açıklayamıyor.

    Tabii ki asıl konu felsefe değil. AKP enflasyonun gerçekte olduğu gibi ilan edilmesini istemiyor. Çünkü yarın öbür gün ücretler ve maaşlar belirlenirken enflasyon esas alınacak. Yapılmak istenen emeğin hakkını vermeyerek, ücret ve maaşların enflasyon karşısında aşınmasını sağlamak. Kar olunca patrona, enflasyon çıkınca bütün yük işçiye, emekçiye, köylüye.

    Enflasyon TÜİK yöneticisinin kellesine rağmen açıklansa da gölgede kalan bir başka yön var. Tüketici enflasyonunun yüksekliğine rağmen, %46,2 oranında ortaya çıkan çok daha yüksek tüketici enflasyonu. Üretici enflasyonu şu anda sadece ertelenmiş tüketici enflasyonu olarak pamuk ipliğine bağlı bir biçimde duruyor. Bu makasın devamı küçük ölçekli işletmelerin yaygın iflası sonucunu da doğurabilir.Bakan Albayrak firmalara yüzde 10 indirim yapın diyor ama elektriğe evlerde %45, işyerlerinde%72 zam yapan devlet olarak bir indirimden hiç bahsetmiyor.

    Durum bu kadar kötü mü? Ücretler, maaşlar aşınıyor mu? Halkın alım gücü düşüyor mu?

    Buna biz değil AKP’nin has adamı MÜSİAD Genel Başkanı Abdurrahman Kaan cevaplıyor. Türkiye’nin hiç olmadığı kadar cazip bir ülke haline geldiğini savunarak “elinde 40 milyar doları bulunan bir grup gelse Türkiye’deki şirketlerin dörtte birini satın alabilir” diyor. Kendi ülkesinin varlıklarının ve parasının değerinin yitip gitmesinden pişkince bahsediyor. Türkiye’de işçinin ücreti de, ülkenin varlıkları ve parası da hızla değersizleşiyor. Doların bir önceki yılsonuna göre %57,7 yükseldiğini gözlerimizin önünde tanık oluyoruz. Bunun gizlenip algılattırılacak bir tarafı yok.Asgari ücret yılın başında 425 dolarken 246 dolara düşüyor. Yarı yarıya kaybediyoruz her şeyimizi.

    Isparta’da,Kredi Yurtlar Kurumu’nun 57 daimi işçinin alınacağı kadro ilanına 2 bin 977 kişi müracaat ediyor. Üzücü olan şu ki, 57 kişilik kadroya 50 katı insan başvuruda bulunuyor. Mülakat sınavına katılacak adaylar, noter huzurunda yapılan kura çekimiyle belirleniyor. Her koşulda çoluğunu çocuğunu geçindirmek zorunda olanlar kurayla seçiliyor.Çin’de %3,8. Bulgaristan’da %5,6. Meksika’da 3,5. Azerbaycan’da %5 ama bizim ülkemizde %10,2. TÜİK yeterince yüksek motivasyonla iş aramıyor olduğu için 2,3 milyon insanı işsiz dahi saymıyor. Hatta bu konuda acımasız bir tabiri var “iş bulmaktan ümidini kaybetmiş olanlar”. Onları da dahil edecek olursak işsizlik oranı %16’ları bulur.

    NE YAPMALI?

    Her şeye rağmen işsizlik var ama işçiler, emekçiler ve köylüler de var.Onlar yani üretenler, kriz yaratan ekonomik gidişata el koymalıdır.

    Mevcut düzen ve hükümet borç batağı kriziyle Türkiye’nin emekçi sınıflarına hiçbir gelecek veremediğini açıkça gösteriyor. Bu düzen ve hükümet yarattıkları yıkımın bedelini ödeyerek sahneden çekilmeli. Bundan böyle ülkenin geleceğine el koyacak olanlar bu ülkenin üretenleri yani işçileri, emekçileri ve köylüleridir. Üretenler, ülkenin krize sokulmuş olmasına karşı ülke çapında, her çalışma biriminde, her işçi havzasında ve her köyde örgütlenmek üzere harekete geçecek. Asgari düzeyde elektronik ortamda bir haberleşme ağı kurulmasıyla başlanarak işyeri komiteleri ve meclisler düzeyine kadar yükselen örgütlenmeler yaratılacak. Ülkeyi krizin yıkımından kurtarmanın tek yolu emekçilerin örgütlü olarak politik mücadele vermesidir. Ekonomiyle ilgili temel kararların alınmasını sağlamak üzere her 3 ayda bir ülke çapında Üretenlerin Ekonomi Şurası toplantısı gerçekleştirilecek. Kamu İhale Yasası yandaşlara ayrıcalık yaratmak için 16 yılda 186 kez değiştirildi. Şuranın ele alacağı ilk iş, bir daha değiştirilmemek üzere yasayı adaletli ve objektif niteliğiyle düzenlemek olacak.

    İşçi sınıfı, krizin bedelini ödemeyi reddetmeli ve iktidara aday olmalıdır.Mesele tek tek delikleri yamamakla çözülebilecek bir hadise değildir.Mesele kapitalist sistemi tamamen ortadan kaldırılmasıdır.

    Partimiz işçi komiteleri ağlarını kurmak için harekete geçiyor

    İşçilerin komiteleşmesi, kurduğu komitelerin birbiriyle bağ kurması, ülke çapına yayılan işçi komiteleri ağları oluşturması işçi sınıfı açısından zor bir hedeftir. Ama bu aynı zamanda ekonomik krizin karşısındaki en gerçekçi hedeftir. Bu hedefe yürürken işçi sınıfı yalnız değildir.

    Partimiz tüm gücüyle ülke çapında işçi sınıfının birliğini sağlamak, kriz yaratan ekonomik gidişata el koymak için komitelerin kuruluşunun sağlanması için harekete geçiyor.

    Tüm parti dostlarını, bizi takip eden ama bugüne kadar bağ kuramadığımız yurttaşlarımızı bu konuda harekete geçmeye, sorumluluk almaya davet ediyoruz. Yapacak çok işimiz var. Herkes bu büyük kavganın parçası olabilir. İşçi sınıfı mücadelesinin yetenekli gençleri, kadınları elinden ne geliyorsa, hangi konuda, alanda, şehirde katkı koyabiliyor ise bu mücadeleye katkı koyabilir. Gün durup bekleme günü değil harekete geçme günüdür.

    Amacımız EHP’nin işçi komitelerini yaratmak değil. EHP her konjonktürde söz, yetki ve karar hakkının katılımcılarında olduğu demokratik meclis işleyişini savunuyor oldu. Bugün de işçi demokrasisinin var olduğu komiteleri böyle oluşturmayı amaçlıyoruz. Amacımız işçi sınıfının öz gücüyle harekete geçmesinin önünü açmaktır.” 

    HABER MERKEZİ