Etiket: enel hak

  • Nadir Sayın: Kurultayda, En El Hak ile Varlığın Birliği özgünlüğünün törpülenmesi bir eksiklik

    Nadir Sayın: Kurultayda, En El Hak ile Varlığın Birliği özgünlüğünün törpülenmesi bir eksiklik

    PİRHA – Şair Nadir Sayın, Büyük Alevi Kurultayı’na ilişkin değerlendirmesinde Alevi dilinin eksik kaldığını vurgulayarak, “‘En El Hak’ ile ‘Varlığın Birliği’ özgünlüğünün törpülenmiş olması önemli bir eksiklik ve derin bir yanılsama boyutu olduğu inancındayım” dedi. Sayın ayrıca etkinliğin ‘kurultay’ olabilmesi için taleplerin değil, alınmış kararların olması gerektiğine işaret etti. 

    25 Aralık’ta İstanbul’da yapılan Büyük Alevi Kurultayı hakkında bir değerlendirme de Şair Nadir Sayın’dan geldi. Kurultayın sonuç bildirgesini PİRHA’ya değerlendiren Sayın, Yenikapı’daki buluşmaya dair çekincelerini ve olumlu gördüklerini aktardı.

    Nadir Sayın, Alevi toplumu arasında uzun süredir böyle bir buluşmanın olmadığına işaret ederek, “Hem Alevi toplumumuzda hem de özellikle Türkiye kamuoyunda sesimizi duyurmada bir heyecan yaratıcı etkisi oldu. Alevi örgütlülüğünün kendi özgün kurumlarıyla ve bütünlük içinde olduğuyla toplumumuzun dinamizm bünyesinin yansıtmaya gayret edildiğinin de altını çizmek gerekir görüşündeyim” dedi.

    “KENDİMİZİ BAŞKA YERLERDE DEĞİL, KENDİMİZDE ARAMALIYIZ”

    Nadir Sayın, laiklik konusunda “dinamik bir kitle olduğumuz mesajları açık ve net verilmeye çalışıldı” diyerek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Sanıyorum bu etkinliğin temel amacı da her ne kadar kavramsal olarak tam bir ‘Kurultay’ olmasa da, diyelim ki ‘Büyük Alevi Buluşması’ ya da ‘Kapalı Alanda Miting’ olarak, Türkiye kamuoyuna etkin varlığımızı yansıtmaktı. Eğer bunda yanılmıyorsak, organizasyona da o hakkaniyeti teslim etmek, özellikle biz bazen keskin eleştirel yaklaşanlara, Alevilik ve insanlık mücadelemizin bir sorumluluğu, samimiyeti olur inancındayım. Sadece eleştirmek için eleştiri, daha baştan hemen olumsuzluklar saçarak bu süreci törpülemek eğilimleri o halde pek samimi olmaz bence. Tabii milyonlarca Alevi kitlemizin İstanbul’da yaşıyor gerçeğiyle, gelecekte daha da geniş ve yoğun kitlemizle örgütlülüğümüze onları da dahil etmek, onlarda da heyecan yaratmak, örgütlerimizin meselesi, sorumluluğu ve hedefi olmalıdır.

    ‘Kurultay’ olabilmesi ve yönteminde belirgin olarak epey eksiklikler gözümüze çarptı. Hem bunu hem de Aleviler olarak şimdi ve geleceği ilgilendiren, detaylara inmeden, çok önemli bulduklarımla genel olarak şunları irdelemek istiyorum:

    -Bu gibi bir araya gelmelerde ve onun adına ‘Kurultay’ diyorsanız, orada ‘talepler’ olmaz. Orada alınmış kararlar olur. O kararlar ise daha önce alt yapılarını belirlemiş olduğunuz temalar üzerine çalışma komisyon ya da atölyeleri bünyesinde oluşturduğunuz YOL çizelgeniz üzerinden gelecekte hangi hedefleri, nasıl ve ne zaman gerçekleştireceğiniz planlarınızı sunarsınız. Orada muhatabınız ise ne iktidar, ne de hükümet ya da belli bir siyaset (yakası) değildir. Muhatabımız evrensel Aleviliktir, Alevi toplumu ve genel olarak yaşadığınız toplumun kendisi ve onun tüm katmanlarıdır.

    “ALEVİ DİLİ YOK DENECEK KADAR AZ”

    -Alevi dilinin yok denecek kadar az olması… ‘Alevi dili’ derken, onun evrensel olan felsefesi, içeriği, asıl ilkesel değerleri ve terimlerini kastetmekteyim. Bu olmayınca bizzat öne çıkması gereken ‘Dil’ farkındalığımız da maalesef yansımıyor. Oradaki konuşmacıların sadece Türkiye siyasi konjonktüründe olan bir konuşma üslubu şeklinde yansıması söz konusu. O tür kalabalık ve popülist denebilecek siyasi söylem ve üslubu şahsım gibi pek çoğumuzun pek haz etmediği görüşündeyim.

    “KAFA KARIŞIKLIĞINA VARAN SEMBOLLERİN YER ALMASI”

    -Görseller olarak bütün Alevi toplumumuz içinde tartışmaların ve farklı düşüncelerin, kafa karışıklıklarına kadar varan sembollerin yer alması. Onların yerine örneğin, Hacı Bektaş Veli, Hallacı Mansur, Nesimi, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve hatta Aşık Veysel gibi Alevilik inancı, felsefi, ilkeleri, davası, düşünürü boyutlarında bizzat yaşamlarında da serlerine, derilerine, nefeslerine kadar ürettikleriyle katkıları olan bu değerlerimize sanıyorum yüzde yüzümüzün itirazı olmaz. Bu alanda da ‘farkındalığımızı’ yansıtmış oluruz.

    -‘Gülbanklar’ şeklinde  nefeslerin  yapıldığı ana/dedelerden olan sunumum daha çok asimilasyon, geleneksel (ezberlenmiş) ağırlıklı ima vermesi ve o söylemlerde olan ana/dedelerin yer alması, ‘En El Hak’ ile ‘Varlığın Birliği’ özgünlüğünün törpülenmiş olması önemli diğer bir eksiklik ve derin bir yanılsama boyutu olduğu inancındayım. Bunun ise ‘İnanç ve Felsefi’ boyutlarda Aleviliğin direk ‘İçeriği’ ile de bağlantılı olduğunu da düşünüyorum. Günümüzde de büyük mücadele verdiğimiz asimilasyon (şimdilerde iç asimilasyona da dönüşmesiyle) boyutunun inançsal yakasını getirip hem sembol olarak hem de işte ‘dedemiz, ninemiz, babamız, emmimiz eskiden böyle bilirlermiş” denen bu görselliği ve söylemlerin hiç samimi olmadığı; ikincisinin ise bunun ‘kavramsal olarak’ da hiçbir karşıtlığı bulunmadığı, felsefi gerekçe oluşturmayacağı inancındayım.

    “BERRAK DURUŞ YANSITMAMIZ GEREKİR”

    Defalarca pek çok araştırmacı yazarlarımız, aşıklar, ‘Yol dilinin’ hasını bilenlerimizle ve Alevi öğretisi ile yetkinleştirmiş mürşit, pirlerimiz, ana, dedelerimiz, kendimizi başka yerlerde değil, kendimizde aramalıyız, siz inanç yakanıza ‘Kurultayda’ ima verdiği şekilde paralel çekerseniz, akla ilk gelen, zaten binlerce yıl sizi kendine benzetmek isteyen İslamlığın bir kolu, bir tarikatı, bir cemaati olarak değerlendirmeden öteye de götürmeniz mümkün değil, görüşündeyim. Oysaki Aleviliğin en temel değerlerinde inanç olarak da bir dogmatizm olmadığı ve aynı zamanda ‘Doğa inancı’ odağının beraberinde kainatın tüm varlarıyla bir bağlantısallık ahengi içinde değişim-dönüşüm yasası anlayışına sahip değil miyiz? Buna bağlı olarak Yol’un temelerinde gerçekliğinin bilimden yana olan; aklın ve mantığın buluştuğu, hiçbir erkan ve ritüellerinin İslamlık, Hıristiyanlık, Musevilik gibi tek tanrılı dinlere hiç mi hiç benzemediğini hepimiz söylemiyor muyuz? Bizzat bu inanç anlayışımız nedeniyle, öğreti ve derdimizin insanın/insanlığın ‘nefsini arındırarak’ yetkin, kȃmil bir konuma eriştirerek bu yeryüzünde temiz, özgür ve eşit bir topluluğun hedeflendiği pek çoğumuz kabul etmiyor mu? Eğer onları böyle kabul ediyorsak, kendimizi de böyle net ve berrak duruşumuzla yansıtmamız gerekmez mi? Bu ayrıca pek çok kafa karışıklıklarını da ortadan kaldırır. Kendi taban kitlenize de bu alanda rehberlik yapmış olursunuz. Alevi kurumsallığını da bence tam da o en önemli olan ‘Farkındalığımızla’ ancak bunlarla evrenselliğe ve kendi toplumumuza etkinizi sunmuş olursunuz inancındayım.

    Umuyorum gelecekte nacizane görüşlerim diyeceğim, yukarıdaki önemli özlerin dikkate alınması ile tam kendine özgünlüğünü yansıtacak Alevilik (Kurumsallığı) sürecimiz, mücadelemiz ve davamızda daha temeli sağlam, tutarlı ve söylem ve ondan ötesi eylem içinde oluruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Varlığın Birliği, Aleviler için olmazsa olmazdır, her şeyin yok olmadığını söylüyoruz’-VİDEO

    ‘Varlığın Birliği, Aleviler için olmazsa olmazdır, her şeyin yok olmadığını söylüyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Yol yürütücüsü Enver Cemal Şahin, Alevilikteki ‘Varlığın birliği’ söylemine açıklık getirdi. Şahin, “Bir toplumda ahenk bozulursa o toplum dağılır. ‘Varlığın Birliği’ Aleviler için olmazsa olmazdır. ‘En-el Hakk, Devri daim, Aşk ile, Gerçeğin demine hü’ terimleri hep ‘Varlığın Birliği’ üzerine oturtulur. Alevilikte devriye inancı vardır. Evrende her şey değişim ve dönüşüm içerisindedir. Her şeyin yok olmadığını söylüyoruz” dedi. 

    Alevi inancını temsil eden ve tarif eden söylemler ile anlamları hakkında Yol yürütücüsü Enver Cemal Şahin ile konuştuk. Alevi toplumunun gündelik yaşantısında kullandığı dilin önemine vurgu yapan Şahin, söylemdeki zenginliğin diğer inançlara kıyasla nüans farkı oluşturduğuna dikkat çekti.

    Enver Cemal Şahin, Aleviliğin kendi varlığını sürdürebilmesi için dil nüansını da koruması gerektiğini ifade ederek, “Her toplumun kendi inancına göre değerleri vardır. Bu değerleri yaratmak o topluma huzur ve mutluluk verir. Ayrıca dil, insanları bir arada tutar. Eğer bir kültür yok edilmek istenirse önce o toplumun diline yönelme olur. Dil yok olduktan sonra diğerleri çorap söküğü gibi gelir. O nedenle bir toplum, kendi varlığını sürdürebilmesi için önce diline sahip çıkmalı” ifadelerini kullandı.

    “MİTLERİN DÜNYA GÖRÜŞÜMÜZE, ÖĞRETİMİZE UYGUN OLMASI GEREK”

    Enver Cemal Şahin her toplumun kendine has hikaye, halk öyküleri ve söylemleri olduğunu da işaret ederek Alevi toplumunun bu yönlü değerlerinin altını çizdi. Şahin, “Bilimsel veriler ışığında elbette toplumun mitleri olacaktır fakat bunlar hurafe şeklinde değil düşüncemize, dünya görüşümüze, öğretimize uygun olması lazım” diyerek şöyle devam etti:

    “Her toplumun kendi mitleri olduğuna göre Alevilerin de kendine göre mitleri vardır. Mitler mitolojik hikayelerdir. Fakat bazı toplumları bu mitler, ritüeller bir arada tutuyor. Mitler genellikle toplumun bir arada tutulmasına katkı yapıyorsa o mitler toplum için faydalıdır demek. Fakat bazı mitler de toplumu alabildiğine geriletebiliyor, çağın gerisine atabiliyor. Bir toplum mutlaka kendi öğretisini çağın koşullarına göre uyarlamalı. Aksi halde o toplum süre içerisinde yok olur gider. Mutlaka çağın koşullarına göre öğretiler yenilenmeli. Bizler de ‘bilim bizim rehberimiz’ diyoruz. Bilimsel veriler ışığında elbette toplumun mitleri olacaktır fakat bunların hurafe şeklinde değil düşüncemize, dünya görüşümüze, öğretimize uygun olması lazım.”

    “İNSANLAR, BİLGİ BİRİKİMİNE GÖRE ALEVİLİĞİ DEĞERLENDİRİYOR”

    Enver Cemal Şahin, günümüz toplumunda Alevi inancının mitlerde ne derece karşılık bulduğuna da vurgu yaptı. Şahin, şunları söyledi:

    “Elbette ki günümüzde doğru anlatımlar vardır, fakat öyle bir şey ki Alevilik içerisindeki insanların düşünceleri homojen değildir. İnsanlar kendi bilgi birikimine göre Aleviliği değerlendiriyor. Bir insan eğer bu evreni ‘Neyiz, nerden geldik, nasıl olduk?’ sorularıyla araştırırsa elbette toplumu daha iyi tahlil ediyor ve olayları daha net açıklayabiliyordur. Fakat kişi kendisini geliştirmemişse halen dededen, babadan kalma mitlerle Aleviliği anlatmaya çalışıyorsa o toplum için faydalı değildir.”

    “VARLIĞIN BİRLİĞİ, BU İNANCIN TEMEL ÖĞRETİSİDİR”

    Aleviliğin özüne işaret eden kimi terimlerin önemine vurgu yapan Enver Cemal Şahin, ‘Varlığın Birliği’ konusunda önemli ayrıntılar verdi. Şahin, öncelikle ‘Varlık’ın terimsel anlamını açıklayarak şunları aktardı:

    “Varlık, var olandır; ölçülebilen, sınanabilen bir değerdir varlık. ‘Yokluk’ ise herhangi bir şeyin mevcut olmama durumudur. Alevilikteki ‘Varlığın birliği’ bu inancın temel öğretisidir. Çünkü Alevilikteki ‘Devri daim’ olsun ‘Gerçeğin demine hü’ olsun ‘Aşk ile’ olsun bunlar hep ‘Varlığın birliği’ üzerinde yükselirler.

    Bu evrende var olan her şey bir bütünün parçasıdır. Yani insan küçük bir evrendir. Bilim insanlarının söylediğine göre insan beyninde yaklaşık 85 milyar nöron var. Bu nöronların her birinde de ayrıca 15 bin başka türlü bağlantılar mevcut. Yani vücudumuzda ne kadar hücre varsa hepsi beynimize bağlı. Yani hepsi bir bütünü, vücudumuzu oluşturuyor. Evren de aynı şekildedir. Her şey birbirine bağlı ve her şey birbirini etkiliyor. Her şey bir süreçler zincirini izliyor ve bu zincirde kesikler olmuyor. Tüm evren zincirle birbirine bağlı ve karşılıklı olarak her şey birbirini etkiliyor. ‘Her şey, her an bir yaşamın sonu, bir yaşamın da başlangıcıdır’ diyoruz. Bu yaşam canlı-cansız her şey içindir. Yani bunu şöyle anlatabiliriz; örneğin uzayda trilyonlarca yıldız, milyonlarca galaksi vardır. Bu galaksiler içerisinde yıldızlar da ölür. Nasıl ölür o yıldızlar? Örneğin yakıtını tükettikten sonra genişler ve sonrasında arkada toz bulutları kalır. Örneğin güneş sistemi de ölmüş olan yıldızların toz ve gazlarından oluşmaktadır. Canlılar da haliyle ölüyor. O nedenle Varlığın Birliğinde bu evren bir uyum, yani ahenk içerisinde olursa düzeni bozulmaz. Fakat uyum içerisinde olunmaz ise mesela bir gök cismi herhangi bir cisme çarptığı zaman o cismin dengesini bozuyor ve uyumsuzluk oluşuyor. Vücudumuz da öyledir. Uyum olduğu zaman daha sağlıklı oluyoruz. Evrendeki en küçük parçayı, zerreyi alın; o küçük zerrenin içerisinde bütün evrenin bilgisi vardır. O nedenle bizim ‘Hak’ dediğimiz o zerrelerin bütünüdür. Evrende var olan her şeyin bütününe bizler ‘Hak’ diyoruz. Bu aynı zamanda bizim felsefemizin de temelini oluşturuyor.”

    “BİLİM VE AKIL BİZİM REHBERİMİZDİR”

    Aynı zamanda dedelik hizmeti de yapan Enver Cemal Şahin, ‘Varlığın Birliği’ söylemine açıklık getirirken ‘Gerçeğin demine hü’ teriminin de üzerinde durdu. “Alevi toplumu olarak bilim ve aklı birbirinden ayırmayız” diyen Şahin, şu sözlerle devam etti:

    “Örneğin bizler ‘Gerçeğin demine hü’ diyoruz. Peki gerçek nedir? Gerçek, bilim ile aklın birleştiği noktadır. Yani akıl ve bilim birleşiyor, günümüzde evrenin birçok sırrı da çözülüyor. Evrendeki birçok biyolojik canlının, güneş sisteminin sırları çözüldü. Bizden milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki bazı cisimlerin de artık var olduğunu tespit edebiliyoruz. O nedenle dikkat edilirse bizler ‘Gerçeğe hü’ deriz. Yani bilimle aklın birleştiği noktadır bu. Bizler bilimi ve aklı birbirinden ayırmıyoruz çünkü bunların ikisi de bizim rehberimizdir. Bilim ile aklımızı kullandığımız zaman bizler yaşamın koşullarını, sırlarını bu şekilde anlıyor ve düşüncelerimizi de bu temel üzerine oturtuyoruz.”

    “VARLIĞIN BİRLİĞİ ALEVİLER İÇİN OLMAZSA OLMAZDIR”

    Enver Cemal Şahin, ‘Varlığın Birliği’ kavramının toplum yapısı için çok önemli olduğunu da vurguladı. Birliğin olmaması durumunda kültürlerin yok olacağına dikkat çeken Şahin, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “‘Varlığın birliği’ her toplum için geçerlidir. Bir toplumda ahenk bozulursa o toplum dağılır. Toplumun kültürü, dili, gelenek-görenek ve adetleri yok olursa toplum da dağılır. Eğer diline, geleneklerine sahip çıkar, kendilerinden sonraki kuşaklara da aktarılırsa, yani çağın koşullarına göre önceden aldıkları gelenekleri çağa göre uyarlayıp sonraki nesillere aktarılırsa o kültür, toplum yoluna devam eder.
    ‘Varlığın Birliği’ Aleviler için olmazsa olmazdır. ‘En-el Hakk, Devri daim, Aşk ile, Gerçeğin demine hü’ terimleri hep ‘Varlığın Birliği’ üzerine oturtulur. Mesela bizlerde devriye inancı vardır. Bizler diyoruz ki bu evrende her şey değişim ve dönüşüm içerisindedir. Her şeyin yok olmadığını söylüyoruz. Yani her varlık bir başka şeyi var ediyor, dönüşüyor. Madde neyden yapılmadır? Atom ve atom altı parçacıklarından. Çeşitli atom altı parçacıkları bir araya geliyor ve atomları oluşturuyor, ardından ise çeşitli atomlar bir araya geliyor ve hücreler oluşuyor. Hücrelerin bir araya gelmesiyle birlikte ise cisimler oluşuyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Sanatçı Metin Karataş: ‘En-El Hak-Hakikati’ albümü bilinçli asimilasyona karşı bir duruştu

    Sanatçı Metin Karataş: ‘En-El Hak-Hakikati’ albümü bilinçli asimilasyona karşı bir duruştu

    PİRHA-Sanatçı Metin Karataş’ın 13 eserden oluşan “En-El Hak-Hakikati” adlı yeni albümü müzikseverler ile buluştu. Albüme dair PİRHA’ya konuşan Karataş, “İçimizde olmayan değerleri Alevi kültürünün içine sokmaya çalışanlara, bilinçli asimilasyona karşı bir duruştu. Bu duruşu binlerce yıllık isimsiz tarihimizde bilinmeyen ustalar ve yol erenlerine saygı gereği yapılması gerektiğini düşündüm” dedi.

    Halk müziği sanatçısı Metin Karataş‘ın “En-El Hak-Hakikati” adlı albümü çıktı. Karataş, yeni albümünü katledilen Hallac-ı Mansur’un anısına ithaf ettiğini açıkladı. 26 Mart 922 tarihinde katledilen Hallac-ı Mansur’un ölüm yıldönümü olan 26 Mart (2022) günü çıkarılan ve 13 eserin yer aldığı albüme dair PİRHA‘ya konuşan Metin Karataş, “Hallac-ı Mansur’u sevgi, saygı ve minnetle anıyoruz. Biz Hallâc-ı Mansur yoldaşları, talipleri, yol erleri olarak, onun göstermiş ve aydınlatmış olduğu yoldan, korkmadan, yılmadan, hak ile hak olana kadar devam edeceğiz. İnancı, direnci ve anısı yolumuza ışık olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

    “FELSEFEMİZ VE BİNLERCE YILLIK TARİHİMİZİN BİR ÖZETİ GİBİ”

    “Öncelikle bu bir müzik çalışması, albüm süreci olarak değerlendirilmemeli” diyen Karataş, albümü sanatsal çalışmanın ötesinde gördüğünü belirtti. Karataş, şöyle konuştu:

    “Bu yaşadığım süreç içindeki hayata, kültürüme ve müzikal bakışıma dair birçok öğretinin öğrettiği şeylerin aslında bir süreci. Üç, dört aylık bir albüm süreci değil, bir birikimin sürecidir. Bir felsefenin ve binlerce yıllık bir tarihin özetinin okunması gibi algılayabiliriz aslında bu süreci. Beni gerçekten de heyecanlandıran bir süreç. Bugüne kadar değerlerimizin, kültürümüzün, yolumuzun üzerinde oldukça tepinildi. Asimile edilmek için farklı yerlere çekildi. Buna artık bir ‘dur’ demenin zamanı geldi.

    “ALEVİLİĞİ DÖRT DUVAR ARASINA SIĞDIRANLARA BİR ÇIĞLIKTIR”

    İçimizde olmayan değerlere özellikle Farsi ve Arabi, Arap çöllerinden uzantılarını getirip Alevi kültürünün içine sokmaya çalışanlara, bilinçli asimilasyona karşı bir duruştu. Bu duruşu binlerce yıllık isimsiz tarihimizde bilinmeyen ustalar ve yol erenlerine saygı gereği yapılması gerektiğini düşündüm. Bunun en önemli şeylerinden birisi de bin yüz yıl önce katledilen pirimiz, yol önderimiz Hallac-ı Mansur’un bize örnek bıraktığı duruşudur. Kanı ve bedeniyle ödediği bedelin bize hala yol gösterdiğinin bir devamıdır. Binlerce yıllık bir geçmişin bize yüklemiş olduğu bir görev olarak addediyorum.

    Sadece bir müzisyen olarak değil, bu yolun evladı olarak bu görevi kendime verilmiş gibi hissediyorum. Çünkü geleceğe de bizim bırakabileceğimiz bir şeyler olmalı. Bu uğurda bedel ödeyenlerin üzerinde tepinenlerin bugün Alevi değerlerini kurumlara, koltuklara hapsedenlerin, dört duvar arasına Aleviliği sığdıranların duruşlarına karşı bir çığlık olarak, bin yüz yıl öncesinde Hallac-ı Mansur’un bir çığlığı olarak anlayabilirsiniz. O nedenle bunu sanatsal bir çalışmanın çok ötesinde görüyorum.”

    “DİYANET AKADEMİSİNİN TBMM’DE KABUL EDİLMESİ, DENİZLERİN İDAMINA ‘EVET’ DİYENLERİ AKLIMA GETİRDİ”

    Karataş, Diyanet Akademisi’nin TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesine de değinirken, şunları söyledi:

    “Adımız ‘laik, sosyal, hukuk devleti’ ama ne yazık ki laikliğin içini boşaltan insanların bizden olması, bizden görünmesi; hayata bizim gibi baktıklarını söyleyen insanlar tarafından da aslında laikliğin altının oyulduğunu görmek çok acı. Çünkü Kuran eğitim merkezleri, İlahiyat Akademileri gibi şeylerin kurulmasına bizim ‘laik, sol’ dediğimiz partilerimizin de yani CHP içinde 22 milletvekilinin ‘evet’ demesi, diğerlerinin katılmaması, HDP gibi sol görünen bir partinin katılmaması, dolaylı olarak evet vermesi, TİP’in bu olayı görmemesi, bir tane ‘ret’ oyunun bile çıkmaması bana 1970’lerde Deniz Gezmiş’lerin idamına ‘evet’ diyen CHP’li milletvekillerini, çekimser kalan, oylamaya katılmayan milletvekillerini hatırlattı.

    “YOL ÖNDERLERİMİZİN BIRAKTIĞI MİRASIN ÇIĞLIĞIDIR”

    CHP ve HDP’nin tavrı da bu anlamda benim için ikiyüzlülüktür. Buna ‘evet’ diyenler ne yazık ki Hallac-ı Mansur’u katledenlerden, Sivas’ta insanları yakanlardan, Nesimi’nin derisini yüzenlerden bir farkının olmadığını düşünüyorum. Ben öncelikle bir Kızılbaş’ım. Benim bir misyonum var. Benim yol önderlerim, bu yolda serini veren, bedenini yatıranlar bugün bize ışık olmaya devam ederken, bu değerler üzerinde tepinerek, duramam. Buna da sessiz kalamam. Her mecrada da bu düşüncelerimi zaten söylüyorum. Bu albüm de aslında yeniden bir isyandır. Sessiz bir çığlıktır. Bin yüz yıl öncesinde Hallac-ı Mansur’un, onun öncesinde nice isimsiz yol önderlerimizin bize bıraktığı mirasın çığlığıdır.”

    “TAKKE TAKIP, CÜBBE GİYEN DEDELER ALEVİLİĞİ TEMSİL EDEMEZ”

    Alevi kurum temsilcilerini de eleştiren Karataş, “Bu çığlık aynı zamanda özellikle son dönemde Alevi kurumlarına da karşı bir çığlıktır. Alevi kurumlarının koltuklarını işgal eden Alevi kurum temsilcilerinin yüzde 90’ından fazlasının aslında, belki içinde çok iyi niyetli insanlar var ama kurumların sessiz kalmasına karşı ve cemevlerinin Aleviliğin dört duvar arasına sığdırılmasına karşı bir çığlıktır. Cemevlerinin aslında farkında olmadan Aleviliğin mezarı olduğunu söylemek istiyorum. O yüzden bu çığlık onlara da karşıdır. Sadece katledenlere karşı değil. İçimizdeki Hızır Paşalara da karşı. Aleviliğin bir yol olduğu, hiçbir din içerisine sığamayacak kadar büyük olduğunu, Aleviliğin hala evrensel değerlerinin tüm dünya ülkelerinin sahiplenmeye çalıştığı değerleri binlerce yıl evvelinden sahiplenen bir inanç sistemi olduğunu söylüyoruz. Birçok şeyi Alevilik binlerce yıl önce çözmüştü. Pirimin dediği gibi “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” Bugün takke takıp, cübbe giyen dedeler Aleviliği temsil edemez. Bu çığlık onlara karşı da” diye konuştu.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • ‘Enel Aşk’ tiyatro oyununa yoğun ilgi-VİDEO

    ‘Enel Aşk’ tiyatro oyununa yoğun ilgi-VİDEO

    PİRHA- Mersin Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşen ‘Enel Aşk’ adlı tiyatro oyununa halk yoğun ilgi gösterdi.

    Mersin Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşen ‘Enel Aşk’  adlı tiyatro oyununda Menderes Samancılar, Ayfer Vardar, Mazlum Çimen  sahne aldı.

    Esat Korkmaz’ın metnini oluşturduğu ve Hülya Aksular’ın kareografisini yaptığı ‘Enel Aşk’ tiyatro oyunu deyişler ve yol kültüründe doğanın ve aşkın yerini, önemini geçmişten günümüze taşıyan hikayesiyle dinleyiciyi uzun bir yolculuğa çıkardı.

    ‘Enel Aşk’ adlı müzikal oyunda Alevi önderleri ve Türk Halk Müziğinin usta isimleri deyişler eşliğinde anıldı.

    PİRHA/MERSİN