PİRHA –Suriye’de Alevi ve Kürtlere yönelik saldırılara tepki gösteren Alevi inanç önderleri, Türkiye’nin HTŞ’ye olan desteğini eleştirdi. Yapılan çağrıda “IŞİD ve HTŞ çetelerine karşı Suriye’de yaşayan tüm mazlum halkların yanında olmak zorundayız” denildi.
HTŞ ve DAİŞ tarafından tarafından başta Alevi ve Kürt toplumuna yönelik saldırılar hız kesmeden devam ediyor.
Suriye Demokratik Güçleri, 18 Ocak’ta açıklanan ateşkes anlaşmasına rağmen HTŞ’ye bağlı grupların saldırılarının sürdüğünü duyurdu.
Cihadist gruplarca yapılan saldırılara Alevi inanç önderlerinden tepki geldi.
Ana Sevim Yalıncakoğlu, Suriye’deki halkların, IŞİD çetelerinin soykırım tehdidi altında olduğunu söyledi. Mart 2025’ten buyana HTŞ’nin, IŞİD’le birlikte Alevilere, Dürzilere, Kürtlere ve Hristiyanlara yönelik ciddi saldırılar düzenlediğini belirten Yalıncakoğlu, özellikle kadınlara yönelik ciddi halk ihlallerinin sergilendiğini aktardı. Alevi kadınlarının kaçırılıp, köle olarak satıldığını söyleyen Yalıncakoğlu, şu mesajı paylaştı:
“Kürt direnişçi kadınların cesetleri binalardan aşağı atılıyor ve en son kaçırılan Kürt kadınlarını, birbirlerine ganimet olarak hediye ediyorlar. IŞİD-HTŞ karanlığı, kadın düşmanlığı, dünya halklarının düşmanlığı demek. IŞİD ve HTŞ çetelerine karşı Suriye’de yaşayan tüm mazlum halkların yanında olmak zorundayız. Kadınların saçları kadınların onurudur. Siz, bu karanlığınızla, bu çirkinliğinizle, bu katliamınızla hiçbir kadının onurunu elinden alamazsınız. Sizi yok edecek güç, kadın özgürlük savaşçıları elinden olacaktır. Bu kadınların aydınlık yüzü, sizi Suriye’de boğacak. IŞİD karanlığı ve HTŞ karanlığı tarihin sayfasına gömülecek.”
“YETER ARTIK!”
Yol hizmetkarı Enver Cemal Şahin de Suriye’deki katliamların derhal son bulması için çağrı yaptı. Suriye’deki aktörlere seslenen Şahin, şunları söyledi:
“78 yaşına geldim. En azından 70 yıldır dünyada neler olduğunu falan edebiliyorum. 70 yıldır bu coğrafyada kan, şiddet, talan, katliam durmadı. Halen de devam ediyor. Günümüzde yine insanlar aç, susuz, perişan; bu soğukta evleri, barkları dahi yok. Çoluk çocuk demeden katlediliyorlar. Suriye’de elleri olan aktörlere sesleniyorum; artık ‘dur’ demenin zamanı geldi. Bu bir insanlık ayıbıdır. Artık bu katliamlar, talan, şiddet olmasın. Sokak ortasında insanların öldürülmediği, anaların ağlamadığı; barışın, sevginin, kardeşliğin, özgürlüğün, hoşgörünün hakim olduğu, insanlar arasında dil, din, etnik ayrımcılığının yapılmadığı, çok kültürlü bir yapı içerisinde herkesin kendisini özgürce ifade ettiği, cinsiyet ayrımının olmadığı, demokrasi, laiklik, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün olduğu bir toplum oluşturmanın zamanı geldi de geçiyor artık. Bu çağda her gün onlarca insan öldürülüyor, yeter artık!
“HEPİMİZİN DUYARLI OLMASI LAZIM”
Enver Cemal Şahin, AKP-MHP hükümetinin, dinci örgütlere verdiği desteği de eleştirdi. Suriye’de yaşananlara dair inanç önderlerinin sorumluluk alması gerektiğini vurgulayan Şahin, şunları söyledi:
“Hükümetin tavrı belli zaten, alabildiğine tarikatlar destekleniyor. Her yönde mantar biten gibi tarikatlar türedi. Bu tarikatların, Türkiye’nin başına bela olduğu FETÖ döneminde görüldü. Endişem o ki önümüzdeki dönemlerde yine başımıza böyle işler açacaklar.
Türkiye’nin, Suriye’de barış için, insanları bir arada yaşayabilmesi için etkin rol oynaması lazım. Fakat ülkeyi yönetenler, orada bir taraf oldu. Destek bulan katliamcılar, insanları katletmeye de devam edecek.
Bütün pirlere, analara, dostlara, yol hizmetkarlarına sesleniyorum; hepimizin bu konuda mutlaka duyarlı olması lazım. Barışın, özgürlüğün gelmesi için, haksızlığın yok olması için elimizden ne geliyorsa uğraşımızı verelim.”
PİRHA- Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, 11 Nisan’da Türkiye’ye geleceği duyurulan HTŞ lideri Colani’ye yönelik tepki gösterdi. Colani’nin insanlığa karşı suç işlediğini belirten Cemal Şahin, “Bir seri katille karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.
Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD’in, Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi, binlercesi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Bu saldırılardan en çok etkilenen kesim ise kadınlar ve çocuklar oldu. Soykırım saldırıları devam ederken son bir ayda çok sayıda kadın, çeteler tarafından kaçırıldı.
Binlerce Alevi’nin öldürülmesinden sorumlu olan HTŞ lideri Colani, 11 Nisan’da ikinci kez Türkiye’ye gelecek.
“IŞİD’İN KILIK DEĞİŞTİRİLMİŞ HALİ”
Suriye’de aylardır süren Alevi katliamına karşı dünya genelinde tepkiler de devam ediyor. Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede, Antalya Diplomasi Fuarı’na katılacak Colani’ye tepki gösterdi. HTŞ liderinin, ülkeye gelmemesi gerektiğini belirten Şahin, şu görüşleri paylaştı:
“8 Aralık’ta gerçekleşen yönetim değişikliği, Suriye’de Selefi inancı dışındaki tüm inançları yok sayan ve 4 Şubat 2025 tarihinde Ankara’ya gelerek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüşen, insanlığa karşı sayısız suçları işlemiş ve Suriye’de binlerce Ezidi, Kürt, Hristiyan ve Nusayri’nin katili ve milyonlarca insanı yerinden, ailesinden, çoluğundan/çocuğundan ve yurdundan edenlerden biri olan Ebu Muhammed el Colani, 11 Nisan 2025 tarihinde tekrar Türkiye’ye gelerek, ‘Antalya Diplomasi Fuarı’ kapsamında, pek çok devlet başkanı ve dış politika uzmanı ile görüşecekmiş.
Daha düne kadar Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) verilerine göre 39’u çocuk 803 kişiyi katleden, İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre 1200’den fazla sivil insanı katleden, selefiler dışındaki Suriye halkına çeşitli işkenceleri reva gören, insanların onurları hiçe sayılarak her türlü işkencelere maruz bırakan, bizzat Selefiler dışında istediği sivilleri tek tek infaz ettiren bir seri katille karşı karşıyayız.
Colali’nin yaptığı bu katliamlar hiçbir şekilde meşru görülemez ve katliamın üzeri örtülemez. Bu vahşetin sorumlusu her şeyden önce Suriye’de iktidar olan HTŞ lideri Colani ve cihatçı çetelerdir. Colani ile birlikte HTŞ’nin bütün silahlı unsurları ile bu katliama doğrudan katılan bütün cihatçı çeteler uluslararası hukuk önünde yargılanmalıdır. Çünkü bunlar IŞİD’in kılık değiştirilmiş halinden başkası değildir.”
“COLANİ TÜRKİYE’YE GELMESİN”
Enver Cemal Şahin, Colani’nin insanlığa karşı suç işlediğinin altını çizerek şunları kaydetti:
“Bununla birlikte yaşanan katliamı öven, destekleyen ve meşru gören hiçbir anlayış da kabul edilemez. Özellikle yandaş ve siyasal İslamcı bazı isimlerin, bu katliamı öven açıklamaları aynı şekilde büyük bir suç teşkil etmektedir. Bu nedenle insanlığa karşı suç işlemiş Colani, öncelikle ülkemize gelmesin ve sonra da Suriye’den defolup hemen gitsin.”
PİRHA- 87 yıl önce Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşları DAD Ankara Şubesi’nde anıldı. Anmada, Pir Seyid Rıza ve yoldaşlarının mezar yerlerinin açıklanması talep edildi.
87 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.
İdam edilişlerinin 87. yılında Seyit Rıza ve yoldaşları Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi’nde anıldı. Anma, Pir Hakan Samut’un çerağ uyandırması ve Enver Cemal Şahin Dede’nin verdiği gülbeng ile başladı.
“KEFENSİZ YATANLARI SAYGI İLE ANIYORUZ”
DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, “Bugün kefensiz canlarımızı anacağız. Seyit Rıza ve yoldaşları şahsında Dersim’de katliama uğrayan, Koçgiri’de, inancı ve kimliği için nerede olursa olsun bedeller ödeyenleri anacağız. Seyit Rıza ve yoldaşlarının katledilişinin 87. yıl dönümü biz de buradan Ana Fatma Cemevi olarak çerağ uyandıracağız” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu ise, “Dersim Katliamı’nın acısını, anısını ve orada kefensiz yatanları saygıyla anıyorum. Seyit Rıza başta olmak üzere bu direnişi yaratan ve aslında sadece Kürt halkı değil, Kızılbaş Aleviliği’nin direniş simgesi olanları da saygıyla anıyorum. Asimilasyon politikası ve yüzyıllık politikanın devamıdır. Biz dem parti olarak bu ülkede adil ve onurlu barış olması gerektiğini, Kürtlerin ve Türklerin kardeşlik içerisinde yaşaması gerektiğini, inançlara özgürlük tanınması gerektiğini söylüyoruz Bu direnişlere sahip çıkıyoruz” diye konuştu.
Baba Mansur Ocağı dedelerinden Seyfi Elaldı, bu katliamın üç aşamada gerçekleştiğini belirterek, ” Seyit Rıza üzerinden Dersim Katliamı’nın meşrulaştırılması amaçlanmıştır. Kürt Alevilerini dağıtmak, Türkleştirmek amaçlanmıştır. Sebeplerinden biri ekonomiktir. Milli ve siyasi sebepleri vardır, sebebi Kürt olmalarıdır. Asıl katliam daha önceleri başlamıştır. Biz intikam peşinde değiliz ama bizi anlasınlar. Toplu katliamdan sonra sürgünler daha sonra asimilasyon ve kültürel soykırım başlıyor. Alevi oldukları için, Kürt oldukları için bu katliama laik görülmüştür. Ben devlet adına Dersim’den özür diliyorum diyen Erdoğan tabii biz samimi bulmuyoruz ama tarihi bir belgedir bu artık. Alevilerin, Kültür Bakanlığı’na bağlanması kültürel bir katliamdır. Biz Kürtler, biz Aleviler birlikte ve kardeşçe yaşamak istiyoruz” dedi.
“PİR SEYİD RIZA VE YOLDAŞLARININ MEZAR YERLERİ AÇIKLANMALI”
DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, taleplerini şöyle sıraladı:
Pir Seyid Rıza ve yoldaşlarının mezar yerleri açıklanmalı ve Dersim’e nakledilmelerinin önünde ki engel kaldırılmalıdır!
Katliamla yüzleşilmeli, Dersim ismi iade edilmelidir!
Katliam sürecinde sürgün edilenlerin ve ailelerinden, toplumundan koparılan çocukların tam listesi açıklanmalı ve daha sonra ki akıbetleri kamuoyuyla paylaşılmalıdır!
Arşivler açılmalı, Dersim halkından nitelikli bir özür dilenmelidir!
Dersim’in dili ve inancı (Kürtçe’nin lehçeleri/Alevilik) üzerinde ki baskı, inkar ve asimilasyon politikalarından bir an önce vazgeçilmelidir!
Murat Yılmaz deyişler okurken, anma lokmaların pay edilmesi ile sona erdi.
PİRHA-Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerini eleştirdi. Şahin, “Hükümetin güdümüne girildiği zaman Alevi düşüncesi kalmaz. O nedenle hükümet bağlantılı kişilerle masaya oturup konuşanlar bu topluma, Aleviliğe ihanet edenlerdir” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 9 Kasım 2022’de kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumsal tepkiyi günden güne yükseltiyor. Maddi tekliflerle inanç önderlerini kendine bağlamak isteyen Cemevi Başkanlığı, Aleviliği de İslamiyet’in içerisinde şekillendirmek istiyor. Resmiyette tanınmayan Alevilik, devlet eliyle özünden uzaklaştırılmaya çalışılıyor.
Daha çok şubesi olmayan, bağımsız cemevlerine yönelen hükümet yetkilileri, Alevi köylerinde yaşayan bireyleri de tıpkı bir memurmuş gibi maaşa bağlayıp himayesine alıyor. Alevi örgütleri, bu uygulamanın toplumsal barışı bozacağına da işaret ederek, Cemevi Başkanlığı ile görüşme sağlayan bireylerin, kurumlardan uzaklaştırılacağını vurguluyor.
“İÇİMİZDE İHANET YAPAN ÇOK KİŞİ VAR”
Devletin, Aleviliği yok etme çabasında olduğunu söyleyen Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin de yapılmak istenenlerin “kötü niyetli” olduğunun altını çiziyor. Gidişatın iyi yönde olmadığını ifade eden Şahin, “Daha dün gördük, halk tarafından seçilen Can Atalay’ın milletvekilliğini düşürdüler. Ne yasa dinliyorlar ne demokrasi, ne laiklik… Artık Türkiye’yi tamamen ele geçirdiler. Milli Eğitimdeki uygulamalar kendi düşünceleri doğrultusunda, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı da tamamen kendi güdümlerini aldılar. Birçok dernek, vakıf ve tarikatları da kendi güdümlerine almış durumdalar. Her tarafı İslami bir yapıya büründürüyorlar” dedi.
Bu gelişmelere bazı Alevilerinde dahil olduğunu vurgulayan Şahin, “Biz bunlara ‘Kınalı keklik’ diyoruz. Maalesef içimizde ihanet yapan çok kişi var ve bunlar da AKP güdümüne girdi. Toplum, şeriata doğru adım adım götürülüyor bunlar da onlara yardımcı oluyorlar. Fakat Alevi toplumu da artık birçok insan da uyandı ve bu tehlikeyi görüyor. Yapılanlara karşı toplum mücadele de ediyor” şeklinde konuştu.
“MASAYA OTURMAK, ONLARA PRİM VERMEK ANLAMINA GELİR”
“Bizler demokrasi, laiklik, insan hakları için uğraşıyoruz” diyen Enver Cemal Şahin, Evrensel hukuk ilkelerinin Türkiye’de de geçerli olması gerektiğini söyledi. Şahin, Cemevi Başkanlığı’nın Alevi toplumu nezdinde hiçbir karşılığının olmadığını ifade ederek, söz konusu başkanlık yetkilileri ile masaya oturmanın da “ihanet” olacağını vurguladı. Şahin şunları söyledi:
“Cemevi Başkanlığı ile masaya oturmak onlara prim vermek anlamına gelir. Onları muhatap aldıktan sonra yavaş yavaş ‘sizlere yardım edeceğiz, ihtiyacınızı karşılayacağız’ gibi sözlere başlarlar. Daha sonra Diyanet’e yaptıkları gibi bizleri de o potaya koyarlar. Bugün Diyanet için ne yapılıyor mesela? Merkezden hutbeler çıkartılıyor ve Türkiye’nin her tarafına dağıtılıyor. Süreç içerisinde bunlara bağlanan Aleviler de öyle olacaktır. Alevi dedelerine, cemlerde söylenecek sözler verilecek, bir nevi Diyanet uygulamasına çevrilecek. Böyle de bir tehlike var.”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yetkilileri ile görüşenlere çağrı yapan Enver Cemal Şahin, son olarak şunları söyledi:
“Bir defa, görüşen o kişiler örgütlerden dışlanmalı. Ayrıca insanları bilgilendirmek ve bilinçlendirmek de lazım. Bu bilinçlendirme de muhabbet toplantılarında olacaktır. Örneğin bizler Ankara’da muhabbet toplantılarına başladık. Konuşulur ve insanlar birbirlerinin düşüncelerini öğrenirler. Toplumsal olarak ne yapılacağı o toplantılarda karar verilir. Bizler, eşit yurttaşlık için mücadele eden, biat kültürüne karşı olan, insanların düşüncelerini özgürce ifade etmelerini isteyen bir toplum istiyoruz. Mevcut hükümetin güdümüne girilirse Alevi düşünce ve felsefesi diye bir şey kalmaz. Onlar kendi düşüncelerini bizlere ve çocuklarımıza aşılar, süreç içerisinde Alevilik sadece isim olarak kalır. O nedenle onlarla masaya oturup konuşanlar, bu topluma, Aleviliğe İhanet edenlerdir.”
PİRHA – Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, TSK’nın sınır ötesi operasyonlarına işaret ederek “AKP hükümeti 22 yıldır bu ülkenin başında, ancak siyasi hiçbir çözüm aramadı. Bunlar da katletmekle var olan meseleyi durduracaklarını zannettiler. Katletmekle bu işin bitmeyeceği anlaşıldı. Artık müzakere zamanı” diye belirtti.
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), 22 Aralık’ta Irak’ta 6 askerin hayatını kaybettiğini, bir askerin de yaralandığını duyurdu. Bakanlıktan Cumartesi günü yapılan bir diğer açıklamada ise 6 askerin daha yaşamını yitirdiği bilgisi verildi.
Her kayıp sonrasında olduğu gibi yine TBMM’deki siyasi partilerden AKP, MHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi grupları ortak bildiri yayınlayarak “Birlik ve bütünlüğümüze, huzur ve güvenliğimize yönelik bu saldırıları şiddetle kınıyoruz” denildi.
Ana muhalefet partisi CHP ise Meclis’te kapalı oturum çağrısı yaptı. “Ulusal Yas ilan edilmesi” konusunda öneride bulunan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yaptığı açıklamada, “Bildiri imzalamakla şehit gelmiyor olsa ben günde beş bin tane bildiriye imza atayım. Biz bildiriye imza atıyoruz, onlar bayrağı asıyorlar. Erdoğan propaganda yapıyor, bir sonraki şehide kadar herkes unutuyor. Unutmamak için itiraz ediyoruz” dedi.
Muhalefet cephesindeki DEM Parti ise “Siyasetimiz, yaşam siyaseti” vurgusunu öne çıkardı. Yaşananlara dair yazılı açıklama paylaşan DEM Parti “Ölümü, çatışmaları, savaşı savunanlara karşı partimizin siyaseti yaşam siyasetidir. Bugün yaşanan can kayıplarının sorumlusu Kürt sorununun çözümsüzlüğünde ısrar eden, sorunları askeri yollarla çözmeye çalışanlardır” diye belirtti.
“40 YIL GEÇTİ, ON BİNLERCE İNSAN ÖLDÜ!”
Yeniden çatışmaların yükselmesine Alevi toplumundan da tepki yükselmekte.
Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, “Bu savaşın geçmişine bakacak olursak 40 yıl değil, 100 yıldır Anadolu’da böyle bir çatışma var” diyerek iktidarı eleştirdi. Şahin, “Katletmekle bu işin bitmeyeceği artık anlaşıldı” diyerek şöyle devam etti:
“1984 yılına gelindiğinde ilk Güneydoğu’da bu tür hareketler başlayınca o günün başbakanı, küçümseyerek ‘Bunlar üç beş çapulcu, biz bunları hemen bitiririz’ dedi. Siyasi bir çözüm aranmaya bakılmadı, kaba kuvvetle, öldürmekle, katletmekle durduracaklarını zannettiler. İnsanlara ‘bugün bitireceğiz, yarın bitireceğiz’ diyerek aradan 40 yıl geçti. Bu ülkede on binlerce insan öldürüldü. Bugünkü duruma bakacak olursak, bu hükümet de ‘bitirdik, kökünü getiriyoruz, artık ses çıkaramayacak duruma geldiler’ diyerek insanları yıllarca oyaladı. 22 yıldır bu ülkenin başındalar, siyasi hiçbir çözüm aramadılar. Bunlar da katletmekle bu meseleyi durduracaklarını zannettiler.”
Enver Cemal Şahin, Anadolu’da çok sayıda kültürün yaşam sürdüğünün altını çizerek “İnsanların bir arada yaşayabilmeleri için tüm etnik kökenlere, inançlara saygı gösterilmesi lazım” dedi. Şahin, Türkiye’de ‘tek devlet, tek millet, tek inanç’ baskısının olduğunu söyleyerek değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü:
“Baskı olduğu müddetçe bu ülkede barış olmaz. Bunun en büyük sorumluları siyasetçilerdir. Bugünkü hükümet, ‘bu işi bitirdik’ diyor ama her gün insanlar ölüyor. Zarar görenler gariban insanların çocukları oluyor. Hiç kendi evlatları ya da akrabaları o çatışmalara gönderilmiyor. İktidar bu durumu siyasi çıkar olarak da kullanıyor. İnsanların katledilmesi ile kendilerine bir payda çıkarıyorlar. İnsanları birbirlerine düşmanlaştırıyor, ötekileştiriyor. Bu politika devam ettikçe on binlerce insan daha ölecektir. Bu insanlara yazık! Bir an önce dünyada evrensel kurallar ne ise ülkemizde de uygulanarak bu işin siyasal yönüyle çözülmesini istiyoruz.”
“KINAMAKLA BİRYERE VARILMAZ”
Alevi felsefesinin “Sevgi, barış. kardeşlik ve dostluk üzerine kurulu” olduğunu ifade eden Enver Cemal Şahin, çatışmaların durması için çağrı da yaptı. Şahin, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Bizler cümle aleme bir nazardan bakarız. Bu evrende yaşayan bütün canlar aynı haklara sahiptir. Bu bilim çağında insanları ayrı inançtan, ayrı etnik kökenden gelmesi nedeniyle katletmek suçtur. Yeri geldiği zaman insan haklarından, demokrasiden bahsediyoruz fakat halen daha bu toplumda insanlar katlediliyor. Eğer demokrasi, hukukun üstünlüğü layıkıyla kullanılsaydı bu katliamlar da dururdu. Siyasi iktidar, her zaman kınıyor. Kınamakla bir yere varılmaz! Sen eğer karşıdakini muhatap olarak almaz ve onu küçümsersen olmaz. Bu topluma yazık! Artık analar ağlamasın, canlar öldürülmesin. Bu nedenle en büyük sorumlu ülkeyi yöneten siyasilerdir.”
PİRHA – Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, İsrail’in Gazze’ye saldırılarını ve Alevi toplumunun, savaşın durması konusundaki çabalarını yorumladı. “Bu katliama artık ‘dur’ demenin zamanı geldi” diyen Şahin 10 Aralık’ta kitlesel bir itirazın da oluşturulacağını belirtti. Şahin, AKP-MHP hükümetinin de maslahatçı olarak politika yürüttüğünü söyledi.
Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırı sonrası 1400’den fazla kişi hayatını kaybetmiş, en az 242 kişi de rehin alınmıştı. Bunun üzerine İsrail, Gazze şehrini bombalarla adeta yok etti. İsrail’in, abluka altındaki Gazze’ye düzenlediği saldırılarda öldürülen Filistinlilerin sayısı, 11 bine yaklaştı.
Cenevre Sözleşmesi’nin dahi tanınmadığı saldırıda İsrail, şu ana kadar 120 sağlık tesisi ile 45 ambulansı kullanılamaz hale getirdi. 193 sağlık çalışanı da bombalamalar nedeniyle yaşamını yitirdi.
Devam eden saldırılar nedeniyle bazı ülkeler, diplomatik düzeyde adım attı. Bolivya, İsrail ile diplomatik ilişkilerini kesen ilk ülke oldu.
Büyükelçilerini geri çağıran ülkeler arasında Türkiye de yer aldı. Ülke içerisinde İsrail ve ABD’ye ait markalara yönelik sivil eylemler yapılsa da hükümet tarafından, İsrail devleti ile olan ticari faaliyetler konusunda hiçbir açıklama yapılmadı.
“HER SAVAŞ İNSANLIK KATLİAMIDIR”
Alevi örgütlerinin ise Gazze’de “soykırım” yapıldığına dair açıklamalarının yanı sıra savaşa dair itirazları sürüyor. Alevi inanç önderleri, AKP-MHP hükümetinin tutumunu eleştirerek Hamas’a verilen desteği de kınıyor.
Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, Hamas ile İsrail arasındaki savaşı ‘insanlık suçu’ olarak değerlendirdi.
Şahin, “Alevi toplumunun düşünce felsefesinin, savaş yerine barış olduğunu ifade ederek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bizim felsefemiz kin ve nefret yerine sevgi ve hoşgörü temeli üzerine oturtulmuştur. Bunun içerisinde birlik, beraberlik, kardeşlik vardır. Ayrıca inancımızda hak, adalet, özgürlük, çağdaşlık vardır. O nedenle de bizler, sokak ortasında insanların öldürülmediği, kimsenin kör bir kurşuna hedef olmadığı, katliamlar nedeniyle anaların ağlamadığı, çocukların istismara uğramadığı bir toplumda yaşamak isteriz. Bizler, insanların birbirleriyle barış içerisinde olduğu bir toplumda yaşamak isteriz. Açların doyduğu, yoksulların güldüğü, haksızlıkların olmadığı, herkesin sıcak bir yuvasının olduğu, evsiz-barksız kimsenin olmadığı bir toplumda yaşamak isteriz. Bizler, insanlar arasında din, dil, etnik köken ayrımcılığının olmadığı, çok kültürlü bir yapı içerisinde herkesin kendisini özgürce ifade ettiği, düşünce ve inanç özgürlüğü önünde engellerin kalktığı, cinsiyet ayrımının yapılmadığı bir toplumda yaşamak isteriz. Kısacası bizler, demokrasinin, laikliğin, insan haklarının, hukukun üstünlüğünün hakim olduğu bir toplumda yaşamak isteriz. İsrail ve Filistin çatışmasına gelince; bunların geçmişte tarihi bir gelişimleri vardı. Bilhassa 1800’lü yılların ikinci yarısından sonra Yahudiler, kitaplarında da vardır, Kenan Diyarı’nı kendilerine yurt edinmesi için yavaş yavaş oralarda toplanmaya başladı. O günden bugüne değin Filistinliler ile birçok çatışmalar oldu ve on binlerce insan öldü. Savaşın iyisi kötüsü olmaz. Her savaş insanlık katliamıdır. Çoluk çocuk, yaşlı demeden insanlar katlediliyor.”
“ALEVİLER DUYARSIZ KALMADI”
Enver Cemal Şahin, süren savaşa karşı ciddi bir itirazın oluşturulması gerektiğini vurgulayarak, “Hamas, bildiğiniz gibi 1973’te kurulan İslami direniş hareketidir. Bir katliam yaptılar. Hamas ayrıca şeriatçı bir örgüttür. Olanların bu evreye geleceğini de hesaplıyorlardı. Şimdi Filistinlileri bir çıkmaz içerisine soktular. Bu katliama artık ‘dur’ demenin zamanı geldi. Aleviler ise bu gelişmelere duyarsız kalmadı. Alevi örgütleri birçok basın açıklaması yaptı. Bu konudaki uğraşları da sürüyor. Önümüzdeki dönemde gerek Türkiye’nin içerisinde olduğu sorunlar ve bu savaşı da içine alacak bir miting de düşünülüyor” dedi.
“TÜRKİYE, İSRAİL İLE TERS DÜŞMEK İSTEMİYOR”
Enver Cemal Şahin, süren savaşa dair Türkiye’nin tutumunu da yorumladı. Hamas’ın dünya ülkeleri tarafından terör örgütü olarak kabul gördüğünün altını çizen Şahin şunları söyledi:
“Fakat Türkiye, Hamas’ı terör örgütü olarak kabul etmiyor ve devamlı dünyanın kabul ettiği terör örgütünün yanında duruyor. Birinci yanlış burada. İkinci yanlışlık ise ekonomik çıkar ve bağlar konusunda. Türkiye, İsrail ile ters düşmek istemiyor. ‘Bizler Filistin’i destekliyoruz’ diyorlar ama bu iş sadece lafla olmuyor. Eğer Filistin’i destekleyeceksen gideceksin, orada direkt İsrail ile Filistin arasındaki bu savaşın durması için elinden geldiği kadar uğraş verip hatta bir baskı unsuru olacaksın. Fakat Türkiye’de idare, maslahatçı olarak politikasını sürdürüyor.
Biz Aleviler, savaşın durması için uğraş veriyoruz ama savaşı durduracak asıl bir güce sahip değiliz. Eğer bir yerde gücün varsa etkili oluyorsun. Bizler de konuşmalarımızla devlet yöneticilerine savaşın durması için düşüncelerimizi belirtiyoruz.”
PİRHA –Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, Hollanda’da bulunan Utrecht Alevi Kültür Merkezi ve Kayseri Hacı Bektaş Veli Cemevi ortaklığında yürütülen çalışma kapsamında depremden zarar gören illere giderek incelemelerde bulundu. Şahin, depremzedelerin mağduriyetlerinin çok büyük olduğunu belirterek, “Depremzedeler yarını dahi düşünemiyorlar, bir hiçlik içerisindeler” dedi.
Hollanda’da bulunan Utrecht Alevi Kültür Merkezi (AKM) ile Kayseri Hacı Bektaş Veli Cemevi ortaklığında, depremin yaşandığı bölgelere hizmet götürmek adına proje geliştirilmişti. Gönüllüler, 6 Şubat depreminin ardından yıkımın yaşandığı illere giderek sosyal hizmette bulunarak incelemeler yaptı.
Yedi kişilik ekipte yer alan isimlerden Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, bir haftalık çalışmanın detaylarını PİRHA’ya anlattı.
“İNSANLAR RUHSAL ÇÖKÜNTÜ İÇERİSİNDE”
Ekip olarak sosyal ve psikolojik hizmette bulunduklarını belirten Enver Cemal Şahin, yapılan gözlemlerin bir rapor halinde kamuoyuna sunulacağını söyledi. Şahin, 27 Mart’ta Kayseri Cemevinde buluşup yola koyulduklarını belirterek, “Amacımız, deprem bölgesindeki insanların acılarını paylaşmak oldu” dedi. Şahin, Elbistan, Nurhak, İslahiye, Ören, Besni, Pazarcık, Samandağ, Defne ve İskenderun başta olmak üzere çok sayıda bölgede çalışma yürüttüklerini aktardı.
Enver Cemal Şahin, gittikleri bölgelerde cemevi yöneticileri ile görüşmeler yapıp, çadır ve konteynırlarda kalan depremzedelerle de sohbet ettiklerini söyledi.
Şahin, şöyle devam etti:
“İnsanların duygularını, dertlerini, acılarını dinledik. İnsanlar genelde ekonomik, sosyal, ruhsal ve bedensel çöküntü içerisinde. Yaptığımız incelemelerde, insanların deprem konusunda çok sarsıldığını gördük. Yardım ve destek konusunda çaresizlik içerisindeler. Bölgede daha fazla sosyal, psikiyatri ve rehberlik çalışmalarını arttırmak gerekir. Birlikte yaşamadan kaynaklı bazı hastalıkların oluştuğunu da gördük. İnsanlar haftalarca yıkanamamışlar. Su bulamıyorlar. Bu nedenlerle bazı hastalıkların oluştuğu tespit edildi. Kişilerde bitlenmenin olduğu görüldü. Çadır ve konteynırlarda temizliğin yetersiz olduğunu da söyleyebilirim. Bazı yerlerde yerleşim yerleri düzgün şekilde yapılamamış, insanlar iç içe yaşıyorlar.
“ENKAZLAR OLDUĞU GİBİ DURUYOR”
Tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin durduğu da görülüyor. İnsanlar hiçbir iş yapamıyor, daha doğrusu ne yapacaklarını da bilemiyorlar. Herkes akşama kadar oturuyor. Yönlendiren kimse yok. Zaten acılar içerisindeler. Bu konuda bir yardım da bekliyorlar. Hayvancılıkla uğraşan insanlar da ahırlarının olmaması sebebiyle ellerindeki hayvanları çok ucuz fiyatlara satmışlar.
Ayrıca eğitim sisteminin de çöktüğünü ifade edebilirim. Kadın ve çocukların mağduriyetleri ise çok büyük. Çocukların hiçbir oyun alanı yok. Kadınların ise birçok ihtiyacı giderilemiyor. Ölü ve yaralıların sayısında sağlıklı bir tespitin yapılmadığını, aslında birçok enkazın da olduğu gibi kaldığını söylüyorlar.”
“BÖLGEDE EN DÜZENLİ ÇALIŞAN KESİM ALEVİ KURUMLARI”
Enver Cemal Şahin, bölgede en düzenli çalışan kesimin Alevi kurumları olduğunun da altını çizdi. Şahin, “Cemevleri öylesine organize olmuş ki gerek yurtiçi ve yurtdışından gelen yardımlar önce Kayseri Cemevinde toplanıyor. Ardından diğer illerdeki cemevleri ile görüşülüp isteklerini Kayseri’ye bildiriyor. Bu konuda Kayseri Cemevi çok faal. Cemevleri, insanlar arasında bir din ya da etnik köken ayrımcılığı da gözetmiyor. Kim gelirse gelsin yardımlarını yapıyorlar. Motorize ekipler kurulmuş, kimler yardıma muhtaç, listeler ellerinde var. Ona göre yardımları ulaştırıyorlar. Ama tabii her şeye de yetişemiyorlar. Onların da yapabilecekleri sınırlı” diye belirtti.
ÖNCELİKLE YAŞANABİLECEK BİR ORTAM!
Enver Cemal Şahin, depremzedelerin, yaz ve kış koşullarında çadır veya konteynırlarda barınmalarının mümkün olamayacağını da söyleyerek şöyle devam etti:
“Depremzedeler, sosyal konut talebinde bulunuyorlar. Bazı bölgelerde insanların hiç alım gücü yok. Yani yardım olmazsa bir konut sahibi olamayacaklar. Günümüzde yardımların da azaldığını söyleyebiliriz. Depremzedeler yarını dahi düşünemiyorlar. Henüz şoktan kurtulamamışlar. Bir hiçlik içerisindeler. Örneğin Adıyaman’da, Avusturya’nın desteği ile ‘Rıza Şehri’ isimli konteynırlar hazırlanıyor. Fakat Adıyaman, Hatay gibi illerde milyonlarca insan evlerini terk etti. Hatay’da sağlam bir ev göremedik. İnsanların tümü ya çadırlarda ya da başka sığınabilecekleri yerlere gitmişler. Milyonlarca insanın yaşadığı bir şehir mahvolmuş. Bu şehirlerin onarılması, normal hayata dönülmesi öyle kısa dönemde olmaz. Bu süre içerisinde oradaki insanların yaşayabilecekleri bir ortamın öncelikli oluşturulması lazım.
“HATAY SERİNYOL’DA GÜZELBİR ÇALIŞMA YÜRÜTÜLÜYOR”
Örneğin sanatçı Suavi, Hatay’ın Serinyol ilçesinde bir çalışma yürütüyor. Çok güzel bir ortam yaratmış. Her şeyi düzenli. Bölgeyi sosyal yaşama dönüştürmeye çalışıyorlar. Belirli bir planları da var. Bu konuda valiyle de görüşülmüş. 60-70 metrekarelik prefabrik konutlar düşünülüyor. Vali yer talebine karşılık verirse bu projeyi gerçekleştireceklerini söylediler.”
“DEPREM DEĞİL KATLİAM”
Enver Cemal Şahin, devletin halen kapsamlı bir çalışma yürütemediğini de belirterek, “Çadır ya da konteynırlarda yaşayan herkes mutlaka ihtiyaçlarını gidermek için cemevlerine uğruyor. Cemevlerinde bir takım stoklar yapılmış durumda ve insanlara dağıtılıyor. Bazı cemevleri 3 bine yakın insana sabah, öğle, akşam yemek çıkarıyor. Orada bir katliam olmuş. Biz buna katliam diyoruz. Çünkü, bilim insanları, orada deprem olacağını yıllar öncesinden söylediler. Ancak önlemler alınmamış ve şimdi oradaki sorunun kısa sürede çözüleceğine inanmıyorum. Hasar, zayiat o denli çok” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ilişkin bir tepki de Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin’den geldi. Şahin, “AKP hükümetinin asıl amacı asimilasyonu yaşama geçirmek ve Alevileri de tekli sistem içerisine çekmektir” dedi. Şahin, ayrıca bu başkanlıkta yöneticiliğe kaymakam Muharrem Eligül’ün getirilmesiyle de Sünni-Hanefi bir toplum yaratılmak istendiğini söyledi.
AKP-MHP hükümeti tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı projesine tepkiler sürüyor. Aleviler, hükümet eliyle Alevi inancının asimilasyona uğratılmak istendiğine vurgu yapıyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasının ardından hizmete açıldı. Kadroya alınan isimler ise tartışmanın ayrı bir boyutunu oluşturdu.
“TÜRK, SÜNNİ, HANEFİ BİR TOPLUM YARATMAK İÇİN”
Ayaş Kaymakamlığı’ndan önce Çorum İskilip Kaymakamlığı görevini yürüten Muharrem Eligül’ün, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkan Yardımcılığı’na atanmasına Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin’den de tepki geldi. Şahin, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndaki kadrolaşmanın hızlandırıldığına da dikkat çekti.
Enver Cemal Şahin, AKP-MHP hükümetinin Alevi inancına yönelik politikalarını şu sözlerle eleştirdi:
“Aleviler, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde belirtilen, temel ilkelere dayanan demokrat, laik ve sosyal bir hukuk devleti anayasasına ters olduğu için haklı olarak yapılanlara karşı çıktılar. Burada AKP hükümetinin yapmak istediği asıl amaç, geçmiş cumhuriyet hükümetlerinde olduğu gibi laiklik ilkesini anayasaya taşıyarak dini devletin kontrolünde tutmak ve Türk-Sünni-Hanefi bir toplum yaratmak için Diyanet İşleri Başkanlığını anayasal bir kurum haline getirmiştir. Bu konuda büyük çapta başarılı oldular ama Aleviler üzerinde başarılı olamadılar. İşte AKP hükümetinin asıl amacı şimdiye kadar başarılı olamadıkları yarım kalan bu konuyu yaşama geçirmek ve Alevileri de asimile ederek tekli sistem içerisine çekmektir. Halbuki laik bir devlette devletin dini olmaz. Devlet, dinler karşısında eşit mesafede durur. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti birçok etnik köken, inanç ve ana dilleri olan çok kültürlü bir yapıya sahiptir. Bu nedenle gerçek çağdaş ve laik bir toplumda olduğu gibi din ve devlet işleri birbirinden ayrılarak, her din ve inanç cami, cemevi, kilise, havra gibi kendi mekanlarını ve bütün giderlerini kendileri karşılarlar. Ne yazık ki ülkeyi yönetenlerin amacı çağdaş bir toplum yaratmak değil, bazı yurttaşları ötekileştirerek kendi iktidarlarını sürdürebilmek içindir.”
“DEMOKRATİK TOPLUMU OLUŞTURMAK ZORUNDAYIZ, BAŞKA YOLUMUZ YOK”
Enver Cemal Şahin, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevileri temsil edemeyeceğini de vurguladı.
Şahin, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bizlerin birlikte ve barış içerisinde yaşamaktan başka yolumuz, çıkarımız yoktur. O nedenle Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan tüm yurttaşların eşit olduğu bir ülke oluşturmak zorundayız” dedi.
Şahin şöyle devam etti:
“Sokak ortasında insanların öldürülmediği, kimsenin kör bir kurşuna hedef olmadığı, katliamlar nedeniyle anaların ağlamadığı, çocukların, tarikatlar tarafından istismara uğramadığı bir ülke oluşturmak zorundayız. Herkesin birbirinin dertlerine, acılarına, sevinçlerine ortak olduğu bir ülke oluşturmak zorundayız. Açların doyduğu, yoksulların güldüğü, herkesin sıcak bir yuvasının olduğu, evsiz kimsenin kalmadığı bir ülke oluşturmak zorundayız. Barış’ın, sevginin, kardeşliğin, özgürlüğün ve hoşgörünün hakim olduğu bir ülke oluşturmak zorundayız. İnsanlar arasında dil, din, etnik köken ayrımcılığının olmadığı, herkesin çok kültürlü bir yapı içerisinde özgürce kendini ifade ettiği düşünce ve inanç özgürlüğü önünde bütün engellerin kalktığı, demokratik, laik ve insan hakları ve hukukun üstünlüğünün olduğu bir ülke oluşturmak zorundayız. Kısaca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak bizler demokratik, çağdaş bir toplum oluşturmak zorundayız, başka yolumuz yoktur.”
PİRHA – Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, 25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak Büyük Alevi Kurultayı’na katılım çağrısı yaparak “Bizlerin asıl amacı eşit yurttaşlık mücadelesi olmalı, devletten elektrik, su giderlerinin karşılanması değil. Yapılacak kurultaya sadece Aleviler değil tüm demokrat insanların da katılması gerekir” dedi.
AKP-MHP iktidarı tarafından yürürlüğe konulan cemevi yasasına karşı Alevi toplumundan itirazlar gelmeye devam ediyor. Söz konusu yasanın iptali, cemevleri ve Alevi inancıyla ilgili mahkemelerin aldığı kararların yürürlüğe girmesi için 25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak kurultayın hazırlıkları ise sürüyor.
“İBADET YERİ YAPIMI İÇİN BAŞKA BİR KİŞİDEN İCAZET ALINMAZ”
Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin de hükümetin Alevi politikasını eleştirerek, dedelere maaş verilmesi fikrinin incitici olduğunun altını çizdi. Şahin, Alevi hareketinin özeleştiri yapması gerektiğini de belirterek şunları söyledi:
“Önce iğneyi kendimize batıralım. Öncelikle bizler, mücadelenin başlangıcında bir teknik hata yaptık. Yıllardan beri eşit yurttaşlık mücadelesi veriyorduk. Zaten cemevlerini kendimiz yapıyorduk ve istediğimiz şekilde de cemevlerinde kendi erkanlarımızı, yolumuzu yürütüyorduk. Şimdi şöyle ki bir ibadet yeri yapılması için başka bir kişiden icazet alınmaz. Kendi düşüncen, felsefen, yolun nasılsa onu yapacaksın. Zaten yıllardan beri bazı bu hizmetleri yürütenler ‘camilerin aydınlanması, su parası veriliyor. Hocanın parası veriliyor, dedelerin de verilsin’ gibi istekleri oldu. Bu yanlıştır. Çünkü bizler laik, demokratik bir ülke için mücadele ediyoruz ve öyle bir toplumda yaşamak istiyoruz. Laik bir toplumda devlet, din işlerine karışmaz. Devlet bütün inançlar karşısında eşit olmalıdır. O nedenle bizler bir yerde buna karşı çıkarken, Diyanetin devlet yapılanmasından çıkmasını isterken, ‘her inanç grubu kendi hizmetlerinin giderlerini kendileri karşılasın’ derken tekrar onlar gibi devletten, belediyelerden, genel idareden yardım alarak ibadet yerlerimizi yaparsak, hizmet yürütenler devletten maaş alırsa bizim temel düşüncemize felsefemize ters düşer. O nedenle bizlerin ve her inanç grubunun, kendi hizmet yerleri ve giderlerini karşılaması lazım. Bizlerin asıl amacı eşit yurttaşlık mücadelesi olması gerekirdi fakat bir yerde eksiklik ve taktik hatası yaparak ‘cemevlerimiz ibadethane’ diyerek halen bu yüzyılda bu şekilde bir hata yapmamız doğrusu çok yanlış oldu.”
“SADECE ALEVİLER DEĞİL TÜM DEMOKRAT İNSANLARIN KATILMASI GEREKİR”
25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak Büyük Alevi Kurultayı’na ilişkin de konuşan Enver Cemal Şahin kurultayın önemini vurguladı.
Mevcut sorunun sadece Alevilerin sorunu olmadığının altını çizen Şahin, şöyle devam etti:
“Bizlerde bir söz vardır; ‘ağlamayan bebeğe meme verilmez’ diye. Her şey bir emek ve mücadele ile olur. Bizler hakkımızı almak için ne kadar diri ve iri durursak hakkımızı da o oranda alırız. O nedenle bunu sineye çekmek olmaz. Bir mücadele vereceğiz. 25 Aralık’taki İstanbul kurultayına Türkiye’de bütün duyarlı, sadece Aleviler değil diğer demokrat insanların da katılması için çağrılar yapılması gerekir. Güçlü bir şekilde orada istek ve arzularımızı dile getirmeliyiz. Ve artık bir ses çıkarmalıyız. Yani cılız kalırsa bu sesimiz, bizi yönetenler de o şekilde bizi değerlendirir. O nedenle bizlerde bir söz vardır; ‘bir olalım, iri olalım, diri olalım’ diye. Bütün duyarlı olan insanların o gün oraya gelmesini arzuluyorum. Yani bu sorun sadece Alevi toplumunun sorunu değil.”
PİRHA- Yol yürütücüsü Enver Cemal Şahin, Alevilikteki ‘Varlığın birliği’ söylemine açıklık getirdi. Şahin, “Bir toplumda ahenk bozulursa o toplum dağılır. ‘Varlığın Birliği’ Aleviler için olmazsa olmazdır. ‘En-el Hakk, Devri daim, Aşk ile, Gerçeğin demine hü’ terimleri hep ‘Varlığın Birliği’ üzerine oturtulur. Aleviliktedevriye inancı vardır. Evrende her şey değişim ve dönüşüm içerisindedir. Her şeyin yok olmadığını söylüyoruz” dedi.
Alevi inancını temsil eden ve tarif eden söylemler ile anlamları hakkında Yol yürütücüsü Enver Cemal Şahin ile konuştuk. Alevi toplumunun gündelik yaşantısında kullandığı dilin önemine vurgu yapan Şahin, söylemdeki zenginliğin diğer inançlara kıyasla nüans farkı oluşturduğuna dikkat çekti.
Enver Cemal Şahin, Aleviliğin kendi varlığını sürdürebilmesi için dil nüansını da koruması gerektiğini ifade ederek, “Her toplumun kendi inancına göre değerleri vardır. Bu değerleri yaratmak o topluma huzur ve mutluluk verir. Ayrıca dil, insanları bir arada tutar. Eğer bir kültür yok edilmek istenirse önce o toplumun diline yönelme olur. Dil yok olduktan sonra diğerleri çorap söküğü gibi gelir. O nedenle bir toplum, kendi varlığını sürdürebilmesi için önce diline sahip çıkmalı” ifadelerini kullandı.
“MİTLERİN DÜNYA GÖRÜŞÜMÜZE, ÖĞRETİMİZE UYGUN OLMASI GEREK”
Enver Cemal Şahin her toplumun kendine has hikaye, halk öyküleri ve söylemleri olduğunu da işaret ederek Alevi toplumunun bu yönlü değerlerinin altını çizdi. Şahin, “Bilimsel veriler ışığında elbette toplumun mitleri olacaktır fakat bunlar hurafe şeklinde değil düşüncemize, dünya görüşümüze, öğretimize uygun olması lazım” diyerek şöyle devam etti:
“Her toplumun kendi mitleri olduğuna göre Alevilerin de kendine göre mitleri vardır. Mitler mitolojik hikayelerdir. Fakat bazı toplumları bu mitler, ritüeller bir arada tutuyor. Mitler genellikle toplumun bir arada tutulmasına katkı yapıyorsa o mitler toplum için faydalıdır demek. Fakat bazı mitler de toplumu alabildiğine geriletebiliyor, çağın gerisine atabiliyor. Bir toplum mutlaka kendi öğretisini çağın koşullarına göre uyarlamalı. Aksi halde o toplum süre içerisinde yok olur gider. Mutlaka çağın koşullarına göre öğretiler yenilenmeli. Bizler de ‘bilim bizim rehberimiz’ diyoruz. Bilimsel veriler ışığında elbette toplumun mitleri olacaktır fakat bunların hurafe şeklinde değil düşüncemize, dünya görüşümüze, öğretimize uygun olması lazım.”
“İNSANLAR, BİLGİ BİRİKİMİNE GÖRE ALEVİLİĞİ DEĞERLENDİRİYOR”
Enver Cemal Şahin, günümüz toplumunda Alevi inancının mitlerde ne derece karşılık bulduğuna da vurgu yaptı. Şahin, şunları söyledi:
“Elbette ki günümüzde doğru anlatımlar vardır, fakat öyle bir şey ki Alevilik içerisindeki insanların düşünceleri homojen değildir. İnsanlar kendi bilgi birikimine göre Aleviliği değerlendiriyor. Bir insan eğer bu evreni ‘Neyiz, nerden geldik, nasıl olduk?’ sorularıyla araştırırsa elbette toplumu daha iyi tahlil ediyor ve olayları daha net açıklayabiliyordur. Fakat kişi kendisini geliştirmemişse halen dededen, babadan kalma mitlerle Aleviliği anlatmaya çalışıyorsa o toplum için faydalı değildir.”
“VARLIĞIN BİRLİĞİ, BU İNANCIN TEMEL ÖĞRETİSİDİR”
Aleviliğin özüne işaret eden kimi terimlerin önemine vurgu yapan Enver Cemal Şahin, ‘Varlığın Birliği’ konusunda önemli ayrıntılar verdi. Şahin, öncelikle ‘Varlık’ın terimsel anlamını açıklayarak şunları aktardı:
“Varlık, var olandır; ölçülebilen, sınanabilen bir değerdir varlık. ‘Yokluk’ ise herhangi bir şeyin mevcut olmama durumudur. Alevilikteki ‘Varlığın birliği’ bu inancın temel öğretisidir. Çünkü Alevilikteki ‘Devri daim’ olsun ‘Gerçeğin demine hü’ olsun ‘Aşk ile’ olsun bunlar hep ‘Varlığın birliği’ üzerinde yükselirler.
Bu evrende var olan her şey bir bütünün parçasıdır. Yani insan küçük bir evrendir. Bilim insanlarının söylediğine göre insan beyninde yaklaşık 85 milyar nöron var. Bu nöronların her birinde de ayrıca 15 bin başka türlü bağlantılar mevcut. Yani vücudumuzda ne kadar hücre varsa hepsi beynimize bağlı. Yani hepsi bir bütünü, vücudumuzu oluşturuyor. Evren de aynı şekildedir. Her şey birbirine bağlı ve her şey birbirini etkiliyor. Her şey bir süreçler zincirini izliyor ve bu zincirde kesikler olmuyor. Tüm evren zincirle birbirine bağlı ve karşılıklı olarak her şey birbirini etkiliyor. ‘Her şey, her an bir yaşamın sonu, bir yaşamın da başlangıcıdır’ diyoruz. Bu yaşam canlı-cansız her şey içindir. Yani bunu şöyle anlatabiliriz; örneğin uzayda trilyonlarca yıldız, milyonlarca galaksi vardır. Bu galaksiler içerisinde yıldızlar da ölür. Nasıl ölür o yıldızlar? Örneğin yakıtını tükettikten sonra genişler ve sonrasında arkada toz bulutları kalır. Örneğin güneş sistemi de ölmüş olan yıldızların toz ve gazlarından oluşmaktadır. Canlılar da haliyle ölüyor. O nedenle Varlığın Birliğinde bu evren bir uyum, yani ahenk içerisinde olursa düzeni bozulmaz. Fakat uyum içerisinde olunmaz ise mesela bir gök cismi herhangi bir cisme çarptığı zaman o cismin dengesini bozuyor ve uyumsuzluk oluşuyor. Vücudumuz da öyledir. Uyum olduğu zaman daha sağlıklı oluyoruz. Evrendeki en küçük parçayı, zerreyi alın; o küçük zerrenin içerisinde bütün evrenin bilgisi vardır. O nedenle bizim ‘Hak’ dediğimiz o zerrelerin bütünüdür. Evrende var olan her şeyin bütününe bizler ‘Hak’ diyoruz. Bu aynı zamanda bizim felsefemizin de temelini oluşturuyor.”
“BİLİM VE AKIL BİZİM REHBERİMİZDİR”
Aynı zamanda dedelik hizmeti de yapan Enver Cemal Şahin, ‘Varlığın Birliği’ söylemine açıklık getirirken ‘Gerçeğin demine hü’ teriminin de üzerinde durdu. “Alevi toplumu olarak bilim ve aklı birbirinden ayırmayız” diyen Şahin, şu sözlerle devam etti:
“Örneğin bizler ‘Gerçeğin demine hü’ diyoruz. Peki gerçek nedir? Gerçek, bilim ile aklın birleştiği noktadır. Yani akıl ve bilim birleşiyor, günümüzde evrenin birçok sırrı da çözülüyor. Evrendeki birçok biyolojik canlının, güneş sisteminin sırları çözüldü. Bizden milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki bazı cisimlerin de artık var olduğunu tespit edebiliyoruz. O nedenle dikkat edilirse bizler ‘Gerçeğe hü’ deriz. Yani bilimle aklın birleştiği noktadır bu. Bizler bilimi ve aklı birbirinden ayırmıyoruz çünkü bunların ikisi de bizim rehberimizdir. Bilim ile aklımızı kullandığımız zaman bizler yaşamın koşullarını, sırlarını bu şekilde anlıyor ve düşüncelerimizi de bu temel üzerine oturtuyoruz.”
“VARLIĞIN BİRLİĞİ ALEVİLER İÇİN OLMAZSA OLMAZDIR”
Enver Cemal Şahin, ‘Varlığın Birliği’ kavramının toplum yapısı için çok önemli olduğunu da vurguladı. Birliğin olmaması durumunda kültürlerin yok olacağına dikkat çeken Şahin, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:
“‘Varlığın birliği’ her toplum için geçerlidir. Bir toplumda ahenk bozulursa o toplum dağılır. Toplumun kültürü, dili, gelenek-görenek ve adetleri yok olursa toplum da dağılır. Eğer diline, geleneklerine sahip çıkar, kendilerinden sonraki kuşaklara da aktarılırsa, yani çağın koşullarına göre önceden aldıkları gelenekleri çağa göre uyarlayıp sonraki nesillere aktarılırsa o kültür, toplum yoluna devam eder.
‘Varlığın Birliği’ Aleviler için olmazsa olmazdır. ‘En-el Hakk, Devri daim, Aşk ile, Gerçeğin demine hü’ terimleri hep ‘Varlığın Birliği’ üzerine oturtulur. Mesela bizlerde devriye inancı vardır. Bizler diyoruz ki bu evrende her şey değişim ve dönüşüm içerisindedir. Her şeyin yok olmadığını söylüyoruz. Yani her varlık bir başka şeyi var ediyor, dönüşüyor. Madde neyden yapılmadır? Atom ve atom altı parçacıklarından. Çeşitli atom altı parçacıkları bir araya geliyor ve atomları oluşturuyor, ardından ise çeşitli atomlar bir araya geliyor ve hücreler oluşuyor. Hücrelerin bir araya gelmesiyle birlikte ise cisimler oluşuyor.”