Etiket: Enver Devletli

  • Siyasi parti ve kurum temsilcileri: Munzur kutsalımızdır, dokunulmamalı-VİDEO

    Siyasi parti ve kurum temsilcileri: Munzur kutsalımızdır, dokunulmamalı-VİDEO

    PİRHA – Dersim’de gerçekleşen Munzur Vadisi Jeopark Potansiyeli ve Jeoturizm Çalıştayı’na katılan siyasi parti ve kurum temsilcileri, çalıştaydaki izlenimlerini ve jeopark projesine ilişkin görüşlerini PİRHA’ya anlattılar. Konuşmacılar Munzur Vadisi’nin kutsal olduğu ve korunması gerektiği görüşünde hemfikir. 

    Geçtiğimiz günlerde Dersim’de Munzur Vadisi Jeopark Potansiyeli ve Jeoturizm Çalıştayı gerçekleşti.

    Dersim’de bulunan siyasi partiler ile kurumlar, hukukçular, belediye başkanları, çevre aktivistleri çalıştayı takip ettiler.

    İzlenimlerini PİRHA’ya aktaran kurum temsilcileri genel anlamda Jeopark projesi ve statüsünün Dersim coğrafyasına uygunluğunu tartışırken, Jeoturizm olgusunun ise Dersim coğrafyasında nasıl bir karşılık bulacağı noktasında ise sonuç bildirgesinin bekleneceği ve uzun araştırmalar yapılacağı belirtildi.

    Jeopark veya milli park statülerinin yasal anlamda ne kadar uygulanacağı da merak konusu.

    Konuya ilişkin çalıştaya izleyici olarak katılan siyasi parti ve kurum temsilcilerine mikrofon uzattık.

    “KAMULAŞTIRMANIN OLDUĞU DÖNEMDE BU ÇALIŞMAYI UYGUN GÖRDÜK”

    Dersim Belediyesi Eski Eş Başkan Yardımcısı ve HDP Dersim Ekoloji biriminden İbrahim Kasun, belediyeye kayyım atanmadan önceki döneme ilişkin şunları söyledi:

    “2016 yılı savaş koşullarının ciddi şekilde dayattığı, Munzur vadisinde baraj projelerinin hayli dayatıldığı, kimi köylerde kamulaştırma çalışmalarının başlatıldığı bir süreçte, biz böyle bir çalışmanın başlatılmasının uygun olacağını düşünerek çalışmayı başlattık. Jeoloji mühendisleri odası ile birlikte paydaş olduk. Türkiye’de Manisa Kula Belediyesinin böyle bir alanı jeopark ilan etmesi bir örnekti. Biz de iki arkadaşımızı görevlendirerek inceleme ve çalışmalarını bize sunmalarını istedik. Rapor sonucunda yaptığımız değerlendirmede bu çalışmayı başlatalım dedik. Munzur Üniversitesi’ndeki bazı akademisyenleri de bu işe katmıştık. Jeoloji Mühendisleri Odasındaki teknik heyetle birlikte alanda bir araştırma yaptık. Araştırma devam ederken Munzur Üniversitesi kendi akademisyenlerini geri çekerek biz ve Jeoloji Mühendisleri Odasındaki arkadaşlarla çalışmayı sürdürdük. Çalışma devam ederken maalesef Kasım ayı ortalarında kayyım vakası ile karşı karşıya kaldık ve çalışma akamete uğradı.”

    Bu projeye bugünkü bakış açılarının da olumlu olduğunu ifade eden Kasun, “Tabi ki her projenin artı ve eksileri var. Burada jeopark çalışmasının başlatılıp UNESCO’nun tescil etmesi uzun bir süreç alacaktır. Tanınır hale gelecektir ve birçok insan buraya gelecektir. Günümüzde de son iki yıldır Munzur vadisine yoğun bir insan sirkülasyonu var. Bu vadiyi çok hoyrat bir şekilde kullanıyorlar. Bunu biraz kontrol altına alıp, ziyaret alanları, seyir alanları, yürüyüş alanları olarak ayırmak çok önemlidir, bir sistematiğe bağlanmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “MUNZUR VADİSİ KUTSALIMIZDIR, DOĞAL DOKUSUNA DOKUNULMAMASI GEREK”

    Doğa talanına, ekolojik yıkıma dikkat çeken Kasun, doğaya karşı yapılacak her türlü işleme karşı olduklarını belirterek “Munzur vadisi bizim kutsalımızdır. Kentin kesinlikle doğal dokusuna dokunulmaması gerekiyor. Jeoloji verilerin korunması yanında canlı yaşam statüsüne kavuşması gerekiyor. Bunun yanında ekosistem içerisindeki tüm canlıların korunması gerekiyor. Bu yüzden biz bu çalışmayı destekliyoruz. Bu proje vadiyi koruma amaçlıdır ama kullanma amaçlı olmaması gerekiyor” diye konuştu.

    Kasun, “Dersim halkının tarihine kültürüne inanç değerlerine, komünal eşitlikçi anaç değerlerine sahip çıkıp bu yönde korumak gerekiyor. Doğayı korumak, ziyaret yerlerini korumak gerekiyor. Biz ekoloji politikamıza göre bu şekilde değerlendirmemiz gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.

    “DOĞANIN META OLMADIĞINI VURGULAMAYA ÇALIŞTIK”

    Çalıştaya izleyici olarak katılan Sosyalist Meclisler Federasyonu Temsilcisi Mustafa Aytaç ise çalıştaydaki izlenimlerini şöyle aktardı:

    Yapılan çalıştayda dinlemeye, anlamaya çalıştık. Doğayı koruyacak, doğayı geliştirecek, Milli Park olan Munzur Vadisi’ni koruyabilecek bütün projeleri dinlemek istedik. Kalkınmaya dönük jeoturizm, bizi kaygılandırdı ilk etapta. Oradaki sunumlarda esasta turizm ve kalkınma olunca doğanın bir meta olmadığını vurgulamaya çalıştık. Bu, kapitalizmin talanına açılması, bizi kaygılandıran bir yerde duruyordu. Eleştirimizi de sunduk. Biz, doğanın kapitalizme peşkeş çekilmesini doğu bulmuyoruz, ifadesini kullandık. Ani bir refleks olsa da afişlerde jeoturizmin öne çıkartılması bizde böyle bir algının oluşmasına vesile oldu.

    Çalıştayda söz alarak buranın hassasiyetlerini gündeme getirdik. Ziyaret yerlerimizin olduğunu, 38 soykırımında katliam yerlerinin turizme açılmasının halkımıza bir travma yaşatacağını, buraların turizme açılmasıyla birlikte bundan para kazanmak, turizm geliştirmek endişe vericidir, bunları belirttik.”

    “MUNZUR’U KORUMA ZORUNLULUĞUMUZ VARDIR”

    Doğayı koruma anlamında projelerin dinlenip sorgulanması gerektiğini belirten Aytaç, “Jeopark statüsü olsun olmasın biz bu sistem kendi yasalarını dahi tanımayan bir sistem, kendi yasalarını çiğniyor, yok sayıyor. Bizler için önemli olan bu halkın, insanlığın doğaya sahip çıkmasıdır. Bizler, bunun örgütlenmesini, propagandasını kitlelere anlatmaya, diğer siyasi ve çevre örgütleriyle örgütlemeye çalışıyoruz. Uluslararası bağlayıcılığı bakımından milli park önemli bir koruma kalkanı gibi görülüyor, bunu dünyaya teşhir edebiliriz, davalar açabiliriz. Jeopark, daha proje aşamasında. Ülkede bir yerde, Kula’da var. Halen tüm prosedürleri tanımlanmamış, yasal bir koruma statüsü yok anladığımız kadarıyla. Bizim anlayışımıza göre önemli olan şey, çevreye dair sözü olan bütün kurumlarla, doğaseverlerle, aktivistlerle beraber çalışmaktır. Doğayı koruyacak şeyler, sonuçta insanlığı ve bütün canlıları koruyacak anlayıştır. Onlarla birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “ÖNCELİĞİMİZ JEOPARK DEĞİL”

    “Bizim öncelimiz jeopark değildir ama doğaya sahip çıkmaktır, doğa tahribatını önlemektir. Bugün Kaz Dağları’yla, Bergama’yla ve benzeri doğa katliamlarıyla karşı karşıya kalacak maden projeleri var. Munzur Vadisi’nde, Gözelerde yapılaşmalar var. Fırat Kalkınma Ajansı tarafından Valiliğin öncülünde yapılan peyzaj projesi var. Bu projeye de karşı duracağız” diyen Aytaç, şöyle devam etti:

    “Bizim amacımız Munzur Vadisinde herhangi bir yapılaşmanın olmamasıdır. Yapılaşmaların ekolojik dengeyi bozacağını biliyoruz. İnanç merkezi olan Gözeler, son birkaç yıldır yoğun bir baskı altında.  Artık bir önlem alınması zaruridir. Jeoparktan önce bizim, kurumlar olarak Dersim’in sakinleri olarak orayı koruma sorumluluğumuz vardır. Munzur’u bu halinden kurtarmak lazım.”

    “YERELİN TALEPLERİ DOĞRULTUSUNDA HAREKET ETMEK GEREKİYOR”

    Emek Partisi Dersim İl Yöneticisi ve EMEP Çevre ve Doğa Komisyonu üyesi Hıdır Demir de düzenlenen çalıştaydaki eksiklikleri dile getirerek şunları ifade etti:

    “Siz bir çalışma yapmak istediğiniz zaman orayı gerçekten spesifik günübirlik ya da tek taraflı değil bir bütün düşünmeniz gerekir. Bu çalıştayı yapan arkadaşlarımız yereldeki kültürel, sosyal ve siyasal durumu gözetmesi gerekiyor. Bu yapılmadığı için bu çalıştay ayakları havada bir çalıştaydır. Dersim Alevi toplumudur. Burası Alevilerin merkezidir. Dolayısıyla böyle bir yerde yürüttüğünüz çalışmada bu kesimleri temsil eden pirler, rayberler mürşitlerle oturup yaptığınız çalışmayı tartışmanız gerekir. Onların göstereceği çizgi dahilinde hareket etmeniz gerekir.”

    Jeoturizm olgusunun kalkınma üzerine yoğunlaşmasına değinen Demir, “Sıkıyönetimler güvenlik bölgeleri yasak bölgeler uygulanmaktadır. İlimizde ciddi çöküntüler olmuştur. Tarım ve hayvancılık bu yüzden bitmiştir. Durum böyleyken bir jeopark ilan etmek yanıltıcı bir durumdur. Çünkü bu olağanüstü durumlara ses çıkarmayan bir çalışmanın asla o halkın dinamiklerinin ve halkın desteğini alabileceğini düşünmüyorum” dedi.

    “JEOPARKIN SAVUNULMASINA ŞİDDETLE KARŞIYIM”

    “Ben jeoparkın savunulmasına şiddetle karşıyım. Oraya çıkan sunumların ortaklaştığı nokta yereli kalkındırmaya yönelikti” diyerek eleştirisini dile getiren Demir şöyle devam etti:

    “Gerçekten yerelin yoksullaşmasının hem özgürlük hem de ekonomik anlamda sebepleri vardır. Ülkeyi yöneten hakim sınıfların genel politikalarından kaynaklıdır. Halkın yoksulluğunu birkaç gezi sağlayarak, birkaç tane gözleme veya yerel ürün satarak kalkındırma çabasına girerseniz bu çok yanıltıcı olur. Eğer gerçekten bir sosyal devlet anlayışı yerleştireceksek bunun için mücadele edelim. Bunun yerine ‘ben yaparım’ derseniz bunun çok yanıltıcı olduğunu göreceksiniz.”

    “SERMAYENİN BURAYI TURİZME AÇARAK KİRLETECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”

    Çalıştayın takipçilerinden Munzur Çevre Derneği Dersim temsilcisi Enver Devletli, “Biz çalıştaya bilgi için gittik. Aslında Fırat Kalkınma Ajansı’nın yapamadığı işleri yapmaya çalışıyorlar. Jeoparkın, merkezi hükümetin bir önerisi olduğunu düşünüyorum” diyerek izlenimlerini aktardı.

    Projeyi, sermayenin Dersim topraklarını turizme açacağını savunan Devletli, şunları kaydetti:

    “Bizim bakir topraklarımızın, vadilerimizin kirletilmesini istiyorlar. Gelmiş geçmiş tüm hükümetler halktan yana söylediği hiçbir çalışmayı halktan yana yapmayıp çevreyi kirletiyorlar. Munzur Çevre Derneği temsilcisi olarak bu jeopark çalışmasının doğru olmadığını, sermayenin burayı turizme açarak kirleteceklerini düşünüyorum.”

    Devletli, “Jeopark yapacağız, ekonomik kalkınma yapacağız diyen anlayışlar bana göre doğru yapmıyorlar. Geçmişte yapılan yanlışlar bunun göstergesidir. Doğamızı kirletmesinler biz bunu istiyoruz” diyerek sözlerini noktaladı.

    “İNSANLARIMIZ YARALARINI, DOĞA İLE BÜTÜNLEŞEREK İYİLEŞTİREBİLİRLER”

    Çalıştaya katılıp görüşlerini dile getiren Doğa Aktivisti Ali Mükan ise jeoturizmin bölge halkı açısından nasıl karşılanacağı noktasındaki görüşlerini şöyle belirtti:

    “Dersim halkı bu bölgede yıllardır bu doğanın korunması için mücadele ediyor. Özellikle son dönemlerde dersim de turizm çok arttı. Bugün Munzur gözelerinde bir peyzaj projesi var. Bu proje Munzur gözelerine zarar veriyor.  Özelikle Munzur gözelerinin içinde bir park projesi var. Bu parkın yapılması doğanın yok olması, geri dönüşü olmayan bir zarar veriyor. Dersim diğer bölgelere benzemiyor. Jeoturizm, diyoruz insanlar gelsin görsünler ama bu bölge tarihi bir gerçeğe geçmişe sahip. Bu bölge toplu katliam yerlerinin olduğu bir bölge. İnsanların hafızaları, bellekleri yüzyıllardır bu acıları yaşıyor ve hala kabuk bağlamamış yaraları var. İnsanlarımız bu yaraları doğa ile bütünleşerek iyileştirebilirler.”

    “KAYGILANDIĞIMIZ NOKTALARDAN BİRİ, JEOTURİZMDİR”

    Dersim’de toplumun inanç ve kültür anlamında kendine özgü yaşamını özetleyen Mükan, şunları kaydetti:

    “Bizde hiçbir zaman siyasette ve ekonomide belirleyici değil. Bizim toplumumuz inancını kimseye göstermeden gerçekleştirir. Örneğin aileler inanç merkezlerine gidip toplumu ve kendisi ile ilgili dua edip ritüellerini yerine getirir. Bunu hiç kimse ne bilir ne de görür.  Dersimde çocuklardan yaşlılara kadar herkes cemevinden çok doğaya gitmiştir. Düzgün Babaya gitmiştir ya da başka inanç merkezlerine gitmiştir. Bu konu ile ilgili kaygılandığımız noktalardan biri jeoturizmdir. Mesela Laç Deresi bizim için farklı bir öneme sahip. Bu toplumun hafızasında haftalarca o suyun kan aktığı vurgulanır. Yaşlılarımızdan bize bu güne kadar sözlü tarihle bize aktarıldı. Mağaralarında hal kemiklerin bulunduğu bazı bölgelerin özellikle dışardaki insanlardan çok bu halkın kendi yaralarını iyileştireceği bölgelerdir. Biz burayı kanyon olarak görmeyiz, başkası öyle görür. Biz orada yaralarımızı tarihimizi kültürümüzü geleceğimize bu toplumun savunulması için o yerleri kutsal görürüz. Bu halk özellikle kurumları ile beraber bu tip meseleler olduğunda temkinli yaklaşıyor, sorguluyor, araştırıyor.”

    “BİZİM İNANCIMIZIN ÖZETİ İNSAN VE DOĞADIR”

    Dersim’de yaşanan doğa talanına örnekler veren Mükan, “Dersim’de özellikle korunması gereken bölgelerin tahrip edilmesine karşı çıkıyoruz. Bugüne kadar gördüğümüz pratikte mevzuatlara uyulmadığını görüyoruz. Buradaki halkın, belediyenin, sivil toplum örgütlerinin, buradaki bu konuya muhatap diğer kurumların görüşleri alınmadan direk yok edilebiliyor bu durum bizi kaygılandırıyor. Dersim diğer yerlere benzemiyor. Bu su öylesine akan bir su değil bir ruh yüklemişiz ona. İnsanlar zamanında bire bir o suya, o taşa temas ederek yüzyıllardır klamlarını yazmış acılarını söylemiş onunla bütünleşip tarihi bugüne taşımış. Bizim inancımızın özeti insan ve doğadır” diye konuştu.

    Hüseyin YAŞAR/DERSİM

     

     

  • Dersim Emek Demokrasi Güçleri: Soykırımı unutturmayacağız-VİDEO

    Dersim Emek Demokrasi Güçleri: Soykırımı unutturmayacağız-VİDEO

    PİRHA – Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, bir basın açıklaması yaparak, “Milyonlarla ifade edilen ermeni soykırımı bu toprakları ortak acısı olmaya devam ediyor. Dünyanın dört bir tarafına savrulan Ermeni halkının kayıplarını yâd ederken acıları acımız kayıpları kaybımızdır diyoruz” ifadelerini kullandı.  

    Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, 1915 yılında yapılan Ermeni Soykırımı’na ilişkin İnsan Hakları Derneği Dersim Şube binasında basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, kurum temsilcileri katıldı. Ortak açıklamayı okuyan Demokratik Alevi Dernekleri yöneticisi Dursun Demirtaş, “Bundan 104 yıl önce 24 Nisan 1915 yılında Anadolu coğrafyasında Ermeni halkına dönük başlatılan soykırım harekâtı insanlık tarihinin gördüğü en büyük felakatlerden biridir. Bu coğrafyanın kadim halklarından biri olan yıllardır bu topraklarda yaşam sürdüren Ermeni halkına yapılan bu zulüm insanlık adına utançların en büyüğünü yaşatmıştır” dedi.

    “ZULMÜ UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    “Ne yazık ki tarihi yine egemenler yazdığı için zulüm gören ve katledilen halklar suçlu ve ezilip yok edilmesi gereken kötüler olarak yazılmıştır. Komşumuz, kirvemiz, dostumuz ve ekmeğimizi, suyumuzu ve aşımızı paylaştığımız ermeni halkının uğradığı zulme kayıtsız kaldığımız da bir gerçeklik olarak ortada durmaktadır. Bir cumhuriyet müfettişinin 1925’li yıllarda devlete yazmış olduğu raporda geçen şu söz oldukça manidardır. “Zo diyenleri bitirdik ve hallettik. şimdi sıra lo diyenlerde.” Arkasından gelen de 1921 koçgiri ile başlayıp 1925 Şêx Seid, 1930 Ağrı ve en sonda 1937-1938 Dersim soykırımıyla aynı akıbeti yaşamıştır” diye konuşan Demirtaş, şöyle devam etti:

    “Bu gerçekten hareketle egemenlerin halklara dayattığı bu soykırım ve zulmü unutmayacağımızı ve unutturmayacağımızı bütün âlem bilmeli ve duymalıdır. 24 Nisan 1915 tarihinde başlayıp kadim Ermeni halkına yapılan bu zulüm ve katliam unutulmadı. Onların acısı bizim acımız, kaybı da bizim kaybımızdır. Bilinmelidir ki bu coğrafyada yaşayan Türk, Kürt, Ermeni, Süryani, Kerdani, Laz, Arap ve bütün halklar kardeş ve eşittir. Her toplum kendi inancı, kimliği, kültürü, tarihi ile eşit ve özgür bir şekilde ortak vatanda kardeşçe yaşayabilir ve yaşamalıdır da. Kadim Anadolu halkları hep birlikte, bu ülkede her rengin çiçek açtığı, her kokunun teneffüs ettiği bir cennet olarak görmeli; böyle yaşayacağımızı da öğrenmeliyiz. Bütün dünya bu katliamdan haberdardır.”

    Demirtaş, “Milyonlarla ifade edilen Ermeni soykırımı bu toprakların ortak acısı olmaya devam ediyor. Yakılan, kurşunlanan, sürgüne giderken yollarda açlık ve hastalıktan kırılan, dünyanın dört bir tarafına savrulan Ermeni halkının kayıplarını yâd ederken acıları acımız, kayıpları kaybımızdır, diyoruz. Unutmadık ve unutmayacağız! yaşasın halkların kardeşliği” diyerek sözlerini tamamladı.

    “YÜZLEŞME OLSAYDI DERSİM KATLİAMI YAŞANMAZDI”

    Açıklamada konuşan Ermeni yurttaş Enver Devletli ise “Yapılan soykırımdır. Dedem Dersimliler tarafından kurtarıldı. Ermeni Soykırımı’nda yaşananların aynısı bugün bu topraklarda sürüyor. Eğer o zaman hesaplaşılsaydı bugün aynıları yaşanmazdı” dedi.

    İnsan Hakları Derneği Elazığ Şubesi Eski Başkanı Cafer Demir, yaşanmış olanlar büyük bir acı ve soykırımdır. Ermeniler her zaman bir özerklik istemişler ancak bir ülke inşa etme çabaları olmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihiyle yüzleşmelidir. Eğer zamanında yüzleşilme olsaydı ne Dersim Katliamı yaşanırdı ne de şu an yaşananlar olacaktı” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Dersimlilerin aklından ve yüreğinden Dersim’i silemezler’

    ‘Dersimlilerin aklından ve yüreğinden Dersim’i silemezler’

    PİRHA- Dersim Belediye binasına asılı olan ‘Dersim belediyesi’ tabelası yeni Valinin (aynı zamanda yeni Kayyım) gelmesiyle söküldü. Geçtiğimiz yıllar, Belediye Meclisi’nin aldığı bir kararla ‘Dersim Belediyesi’ tabelası asılmıştı. Şimdi ise Vali Tuncay Sonel  tabelayı tümden kaldırdı. Dersimliler tepkili. Konuya ilişkin, Babamansur Ocağı pirlerinden Nesimi Genlik, Araştırmacı Yazar Mesut Özcan, Demokratik Alevi Derneği Genel Başkanı Dursun Demirtaş  DEDEF Yönetim Kurulu Üyesi Ali Rıza Bilir ve Enver Devletli PİRHA’ya konuştular. 

     

    Adı inancıyla özdeşleşen başka bir kent var mı bilinmez, ancak Dersim denince akla Xızır’ın mekanı gelir. Harde Dewreş’tir yani. Yüz yıllardır Alevi Kızılbaş inancıyla eşitlenmiştir Dersim adı.

    Öte yandan Alevi- Kızılbaş inancının tarihidir ayrıca. Hz. Ali’nin, Hz. Hüseyin’in, Ehl-İ Beyt’in manevi mirası burada saklıdır.

    12 Pir ocağına sahiplik eden tek şehirdir üstelik.

    Ne var ki tüm bu inançsal özellikler Dersim ismiyle birlikte yaşayabiliyorlar.

    DERSİM YENİDEN TUNÇ-ELİ’NE DÖNÜYOR

    1935’te bu Dersim’i inançlarıyla, hayat tarzıyla, sosyal ilişkileriyle birlikte yok etmek için adı değiştirildi. Tunceli oldu. Tunceli ‘TUNÇ’ ve ‘EL’in birleşiminden oluşmuş, devletin amacını ifade etmektedir. Bir TUÇ- EL ile sizi ezeceğiz anlamındadır.

    Dersim Belediyesi’nin kapısında yazılı olan ‘Dersim Belediyesi’ tabelasının kayyım tarafından sökülmesi üzerine halkın düşünceleriydi bunlar. Dersimliler, Dersim’in toprağıyla, ziyaretleriyle birlikte isminin de kutsal olduğunu, tabelanın sökülmesinin kutsallarına karşı duyulan bir hazımsızlık anlamına geldiğini belirtiyor.

    Dersim’in ileri gelenlerinden Babamansur Piri Nesimi Genlik, Araştırmacı yazar Mesut Özcan ve Demokratik Alevi Dernekleri Genel Başkanı Dursun Demirtaş’la konuya ilişkin PİRHA’ya konuştular.

    “XIZIR DERSİM’LE BİRLİKTE ANILIR”

    Konuya ilişkin Babamansur Ocağı pirlerinden Nesimi Genlik, “Dersim Xızır’la birleşmiştir. Bu isimle anılınca hemen Xızır akla gelmektedir” diyerek isim değişikliğine tepki gösterdi. Genlik, Dersim halkına 1938’de yaşatılan katliamı anımsattığı için Tunceli isminin travmatik olduğuna da vurgu yaptı.

    “DERSİM BİZİM KUTSALIMIZDIR”

    “Bize inanç önderlerimizden, insan-ı kamillerimizden sayısız miras kaldı” diyen Pir Genlik, bunların sadece kutsal mekanlar ve ritüeller olmadığını, bu mekanlarla özdeşleşen isimlerin de bu mirasın içinde olduğuna vurgu yaptı. Pir Genlik Dersimlilerin aklından ve yüreğinden bu ismi silemeyeceklerini, Dersim isminin sonsuza kadar yaşayacağını da ifade etti.

    “İSMİ KALDIRANLAR BİR DÖNEM ÖZÜR DİLEMİŞLERDİ”

    Dersim’de yaşayan Araştırmacı Yazar Mesut Özcan ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı zamanında Dersim ismini kullandığını ‘1938’de yaşananlar katliamdır. Gerekirse ve literatürde varsa özür dilemek, ben devlet adına özür diliyorum’ şeklinde konuştuğunu ve Dersim isminin iade edileceğini söylediğini belirtti. Şimdi ise kayyum marifetiyle belediyenin kapısına asılan ‘Dersim’ ismi kaldırılıyor. Bu yaklaşım en hafif deyimiyle samimiyetsizliktir, tutarsızlıktır” dedi.

    “DERSİM’LE BİRLİKTE HAFIZAMIZ DA SİLİNMEK İSTENİYOR”

    Demokratik Alevi Derneği Genel Başkanı Dursun Demirtaş da, “Dersim ismi, Düzgün Babayı, Anafatma’yı, Munzur babayı ve 12 Pir ocağını içinde barındırmaktadır. Dersim isminin yasaklanması kutsal mekanların da hafızalarımızdan silinmesini amaçlamaktadır. Nasıl ki, Anafatma, Düzgün Baba, Munzur Baba bizden koparılamıyorsa, Dersim de bizim için kutsal bir isimdir, bizden koparamazlar” dedi.

    “DERSİM İSMİ BELEDİYE MECLİSİNİN KARARIYLA VERİLMİŞTİ”

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Yönetim Kurulu Üyesi Ali Rıza Bilir de, ‘Dersim Belediyesi’ tabelasının indirilmesine tepkili. Bilir “Bu tabelayı kaldırmak, halkın taleplerini hiçe saymak anlamına gelmektedir, halkın talebi üzerine, Belediye Meclisi’nin aldığı bir kararla ‘Dersim Belediyesi’ tabelası asılmıştır. Keyfi bir şekilde asılmadığı gibi, keyfi bir şekilde sökülmesi kanunlara da aykırıdır. Meclisin aldığı kararı meclis kararı almadan değiştirmek yasal değildir. Kayyım, belediyeler yasasına aykırı davranmıştır” dedi.

    “DERSİM ÇEŞİTLİLİĞİN ADIDIR”

    Enver Devletli ise “Dersim kucaklayıcı bir isimdir. Geçmişi, bugünü, burada yaşamış ve yaşamakta olan Ermenileri, Kürtleri, Türkleri, etnik toplulukları ifade eder. Dersim’i yeniden Tuncelileştirmek, bu zenginliği istememek anlamını taşır” dedi.

    Ahmet BAKIR/DERSİM