PİRHA- Alevi kurumları öncülüğünde Çorum Katliamı’nın 46. yılında Çorum’da anma gerçekleştirildi. Anmada konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, “Tarihte ilk barış anlaşması Kadeş Meydanı’nda yapıldı. Buradan Anadolu’nun barışı götürebilecek projeler geliştirelim. Barış olmazsa olmazımızdır. Barış olursa Çorum’da barışının anıtını, Madımak’ı ‘Utanç Müzesi’ yapabiliriz” dedi.
Çorum’da 1980 yılının mayıs ayının son günlerinde başlayıp temmuz ayına kadar süren, resmi verilere göre 57 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce kişinin yaralandığı ve çok sayıda ev ile iş yerinin tahrip edildiği Çorum Katliamı’nın 46. yılında yürüyüş düzenlendi.
Yüzlerce yurttaşın, Alevi kurumunun ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin katıldığı yürüyüşte atılan sloganlarda, Çorum Katliamı’nın hesabının verilmesi çağrısı yapıldı.
HBVAKV Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, Alevi toplumu olarak başka acılar yaşanmaması için barış talebinde ısrarcı olduklarını belirterek, Çorum Katliamı’nın yapanların ve emri verenlerin açığa çıkartılmasını talep etti.
Yürüyüşün ardından Alevi kurumları adına Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez konuştu.
“KADEŞ MEYDANI’NDAN BÜTÜN ANADOLU’YA BARIŞI ÖRELİM”
Ercan Geçmez, Çorum halkına seslenerek, “Tarihte ilk barış anlaşması Kadeş Meydanı’nda yapıldı. Buradan Anadolu’nun barışı götürebilecek projeler geliştirelim. Barış olmazsa olmaz bir şeydir. Barış olursa Çorum’da barışının anıtını, Madımak’ı ‘Utanç Müzesi’ yapabiliriz. O zaman bu ülke aydınlığı, eşitliği görecek, yoksulluk yok olacaktır. Biz Aleviler birlikte yaşamanın mücadelesini veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz” dedi.
PİRHA- 42. Ulusal, 12. Uluslararası Abdal Musa Anma Etkinlikleri’nde konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, eşit yurttaşlık talep ettiklerinin altını çizerek, “Eşit yurttaşlığı sadece kendimiz için istemiyoruz. Zorunlu din dersleri kalksın, Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilsin diye talep ediyoruz. Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kapatılsın diye talep ediyoruz” diye konuştu.
42. Ulusal, 12. Uluslararası Abdal Musa Anma Etkinlikleri sürüyor. Yoğun katılımın olduğu anma etkinliklerinde yapılan konuşmalarda Alevi toplumunun eşit yurttaşlık hakkının tanınması istendi.
“HAK, ADALET VE BARIŞ İSTİYORUZ”
Abdal Musa Kültür ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Özen, sevgi, dostluk, kardeşlik, paylaşım içerisinde bir yaşam istediklerini belirterek, “Beklentimiz ise adalet ve eşitliktir. Bu felsefe evrensel değerler etrafında bir arada kardeşçe ve barış içinde yaşamamızın anahtarıdır. Gelin hep birlikte barışın, hoşgörünün, adaletin ve kardeşliğin çerağını bu meydanda bu dergahta uyandıralım” dedi.
Tek taleplerinin halkın, hakkın ve hukukun yeryüzünde her daim tecelli etmesi olduğunu vurgulayan Özen, “Sözün özü Alevilik ve Bektaşilik yalnızca bir inanç değil, paylaşımın, dayanışmanın ve insan olmanın gerçeğidir. İnsanlığın hak, adalet ve barış özlemi sürdükçe bu Yol ve bu Yol’u sürenlerde hep var olmaya devam edecektir” diye belirtti.
“BU ÇİLEYİ SİVAS’TA, MARAŞ’TA, ÇORUM’DA GÖRDÜK”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez de yaptığı konuşmada, “Abdal Musa Sultan, dertlerin derman bulduğu gönüllerin şifa bulduğu bir irfan kapısıdır. Biliyoruz bu Yol’u sürdürmek çok zordur çok meşakatlidir, çok da çilelidir ama bu çileyi biz hep görüyoruz. Bu çileyi Banaz’da, Hünkar Hacı Bektaş Veli’de, Baba Mansur’da, Kureyş’te, Alevilerin 72 millete bir gözle baktığı sözünde buluruz. Ve biz bu çileyi Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da gördük. İki gün sonra da bu toprakların en acı katliamlarından birisinin yaşandığı Madımak’ta olacağız. Ta ki Madımak’la herkes yüzleşinceye kadar, ta ki Madımak Utanç Müzesi oluncaya kadar Sivas’a gideceğiz, 33 canımızı anacağız” ifadelerine yer verdi.
“ELLERİNİZİ İNANCIMIZDAN ÇEKİN”
Ercan Geçmez, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz cemevleri ibadethane olsun dediğimizde cemevleri ibadethane olmayacak diyenler vardı. Arkasında Alevi Bektaşi Kültür Daire Başkanlığını kuruyorlar. Hem cemevlerini ibadethane kabul etmiyorsunuz, hem de onun başkanlığını kuruyorsunuz. Bu samimiyetsizliktir. Biz buna itiraz ediyoruz. İtirazımız bunadır.
Biz Aleviler yıllardır anma etkinliklerimizi yapıyoruz. Elbette ki bu etkinliklerde ülkemizin Cumhurbaşkanı da, Başbakanı da, bakanları da, kaymakamları da, valileri de siyasi partilerinin genel başkanları da konuşmuşlardır, konuşacaklardır. Ama bize rağmen, Alevilere rağmen Aleviliği öğretmek için bir başkanlık kurarsanız halktan karşılığını alırsınız.
Onun için onun için kimse Alevilerin samimiyetini sınamasın. Aleviler zorunlu din dersleri kaldırılsın dediğinde karşımızda dört tane de seçmeli din dersi geldi. Bize şunu söylüyorlar. “Siz dinden ne istiyorsunuz?” diyorlar. Asıl siz dinden ne istiyorsunuz? Biz Alevi ve Sünniler olarak inancımızı biliyoruz. . Birlikte yaşamak istiyoruz. Çeşitliliğimizde yaşamak istiyoruz. Bunu bize fazla görenler Türkiye’nin barışını istemeyenlerdir.
Dünyanın dört bir yanında savaşlar oluyor. Biz Gazze’deki savaşa da karşıyız. Suriye’deki savaşa da karşıyız. Gazze’de öldürülen canlar bizim canlarımızdır. Suriye’de öldürülen canlar bizim canlarımızdır. Ama bunlar arasında ayrımcılık yaparsanız hiç iyi bir şey yapmamış olursunuz. Onun için bütün savaşlar insanlık suçudur. Bu savaşlara karşı çıkmak lazım.”
“EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYORUZ”
Eşit yurttaşlık talep ettiklerinin altını çizen Geçmez, “Eşit yurttaşlığı sadece kendimiz için istemiyoruz. Zorunlu din dersleri kalksın, Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilsin diye talep ediyoruz. Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kapatılsın diye talep ediyoruz” diye konuştu.
“DİZ ÇÖKMEMEKTEDİR”
CHP’li Murat Emir ise, Meclis’te, meydanlarda, alanlarda, tarlalarda, demokrasi ve adalet için mücadele verdiklerini ifade ederek, “Hepimizin yüreğinde Ehli Beyt acısı, Kerbela’nın acısı var. Kerbela’nın acısı 1400 yıldır niye sönmüyor? Niye yüreklerde yanıyor diye sorarsanız aslında oradaki arayış adalet arayışıdır. Haksızlığa, zulme karşı dimdik ayakta durmak, hakikat demek, adalet demek, diz çökmemektedir. İşte bu nedenle Hazreti Hüseyin’in de Kerbela şehitlerinin de acısı yüreğimizde dinmemiştir, dinmeyecektir. Maraş’ın acısı da yüreğimizdedir. 2 Temmuz Sivas Madımak’ın acısı da hala yüreğimizde yanmaya devam etmektedir. Çünkü içimizdeki adalet aşkı bitmeyecektir” dedi.
Akşam etkinlikleri kapsamında sanatçıların konserleriyle devam etti.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, HTŞ Lideri ve Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Colani’nin Antalya Diplomasi Formu’na katılmasına tepki göstererek, “Diplomasinin olabilmesi için her şeyden önce bir demokrasinin olması gerekiyor. Colani, Suriye’de Alevilere, Türkmenlere, Hristiyanlara, kendisi gibi düşünmeyen Sünnilere zulüm uyguluyor. Böyle birinin davet edilip Türkiye’de demokrasi teranesi üzerinden konuşturulması kabul edilecek bir şey değil” dedi.
“Yarını tasarlarken belirsizliklerle başetmek” başlığıyla 17-19 tarihieri arasında Antalya Diplomasi Formu düzenlendi. Foruma HTŞ Lideri ve Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Colani katıldı.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Antalya Diplomasi Formu’nu ve Colani’nin katılımını değerlendirdi.
“DEMOKRASİ OLMADAN DİPLOMASİ OLMAZ”
Diplomasi formunun olmasının kıymetli olduğunu ifade eden Geçmez, “Diplomasinin olabilmesi için her şeyden önce bir demokrasinin olması gerekiyor. Demokrasinin normları belli. Temel hak ve özgürlüklerin sağlandığı ülkelerde ancak demokrasiden bahsedebiliriz” dedi.
“İNANDIRICI DEĞİL”
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Birleşik Devletleri ve Türkiye tarafından terörist olarak ilan edilen, bunun içinde uluslararası bültenlerle arama çıkartılan Colani’nin devlet başkanı statüsüyle ağırlanmasına tepki gösteren Geçmez, “Oysa ki Colani bildiğimiz Colani. Daha önce yapmış olduğu katliamların tamamının ne olduğunu herkes biliyor. Başta bizim devletimiz olmak üzere dünya ülkeleri ve kuruluşları bilmeseydi, Colani’yi uluslararası alanda aranan bir terörist olarak ilan etmezdi. Böyle olunca da bu tür formlar inandırıcılığını da kaybediyor” diye belirtti.
“KABUL ETMİYORUZ”
Colani’nin Suriye’de Alevilere, Türkmenlere, Hristiyanlara, kendisi gibi düşünmeyen Sünnilere zulüm uyguladığını vurgulayan Geçmez, şunları dile getirdi:
“Böyle birilerinin davet edilip Türkiye’de demokrasi teranesi üzerinden konuşturulmaları kabul edilecek bir şey değil. Bu hem ülkemizin içerisindeki var olan çoğulculuğa yönelik bir tehdit, hem de çoğulculuğun kendisini ifade etmekteki zorluğu olarak görüyorum.
Diplomasi temel unsurlara dayanabilmeli. Yani kendi ülkesinde azınlık haklarının korunduğu kişilere dayanabilmeli. Böyle bir şey de olabilmeli. Yoksa algülüm vergülüm üzerinde bir diplomasiyi asla kabul edilemez.
Diplomasi sadece ticari unsurlar üzerinde düşünülerek yapılıyorsa bu zaten ayrı bir felaket. Bu felaketi görmek gibi bir niyetleri yoksa tabii ki buradaki Antalya’daki diplomasinin de amacının ne olduğu ortaya çıkıyordur. Onun için biz bu diplomasiyi çok da kıymetli bulmuyoruz.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi toplumuna yönelik sistematik politikaları, inanç kimliğininin “kültür” adı altında etkisizleştirilmesini ve Alevi köylerindeki ekolojik talan projelerini PİRHA’ya anlattı. Geçmez, “Devleti şirket gibi yöneteceğiz diyenler, Orta Çağ zihniyetli tarikatlara borç ödemek için köylerimizi insansızlaştırıyor” dedi.
SİYASETİN “SÜNNİ AĞALIĞI” VE İNANCA KÜLTÜR PRANGASI
Ercan Geçmez, iktidarın Aleviliği inanç kategorisinden çıkarıp folklorik bir öğeye indirgeme çabasının ideolojik kökenlerini deşifre etti. Devletin “aslolan Sünniliktir” anlayışıyla hareket ettiğini belirten Geçmez, şu çarpıcı tespiti yaptı:
“Siyasetin bakış açısı net: Onlara göre Sünnilik bu işin ağasıdır, asıl olandır. Alevileri ise sadece saz çalıp türkü söyleyen, semah dönen bir grup olarak görüyorlar. ‘Böyle ibadet mi olur? Bu olsa olsa bir kültür olur’ diyerek inancımızı yok sayıyorlar. Evet, akademik olarak bakarsanız sosyologlar dinin kendisinin de bir kültür olduğunu, kültürün bir yansıması olduğunu söyler. Ancak bu akademik bir tartışmadır ve siz bunu halkın arasında, insanların kutsal saydığı ibadetini küçümsemek için kullanamazsınız. Halkın pratiğinde ibadethane kutsaldır, din kutsaldır. Bizim oturmamız, konuşmamız da bir kültürdür aslında ama siyasetin buradaki amacı inancı değersizleştirmektir.”
“TARİKATLAR BİRER EKONOMİK SERMAYEYE DÖNÜŞTÜ”
Geçmez, Aleviliğe yönelik “kültür” tanımlamasının arkasındaki asıl nedenin, devleti kuşatan tarikat yapılarını memnun etmek olduğunu vurguladı. Tarikatların geldiği noktanın inançtan ziyade “ekonomik bir sermaye ve siyasi güç” olduğunu belirten Geçmez, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün din, tarikatlar tarafından rehin alınmış durumda. Bu yapılar artık sadece inanç grupları değil; hepsi birer devasa ekonomik sermayelere dönüşmüş durumdalar. Bakanlıkları işgal etmişler, devleti ele geçirmişler. Siyasetçiler, halen Orta Çağ zihniyetiyle insanları yönetebileceklerini düşünen bu tarikatlara iyi görünmek için bu politikaları yürütüyor. Kendi iktidarlarını borçlu oldukları o tarikat liderlerine, onların siyasi gücüne karşı bir ‘borç ödeme dili’ kullanıyorlar. Ancak bu dilin ne Alevi toplumunda ne de bu ülkenin aklıselim Sünni yurttaşlarında bir karşılığı var.”
KENTLEŞME VE TOPLUMSAL BARIŞ: SİYASETİN DİLİ HAYATA YENİLDİ
Resmi ideolojinin ayrıştırıcı söylemlerinin kent hayatında nasıl çöktüğünü anlatan Geçmez, halkın kendi içindeki barışını şu sözlerle özetledi:
“Türkiye artık kentleşmeyle birlikte yeni bir sürece girdi. Kent hayatı; yeni komşuluk ilişkilerini, yeni söylemleri ve etkileşimleri beraberinde getirdi. Hayatında hiçbir Alevi ailesi görmemiş, onların inanç pratiğine şahit olmamış Sünni yurttaş, kentte komşusunun gerçeğini gördü. Kendi camisinin kendisi için ne anlama geldiğini bilen yurttaş, Cemevinin de Alevi için aynı kutsallıkta olduğunu bizzat yaşayarak anladı. Yani siyasetçiler ne derse desin, halkın pratikleri artık bu ayrımcılığı kabul etmiyor.”
VARTO VE ALEVİ KÖYLERİ: TESADÜF DEĞİL, PLANLI BİR İNSANSIZLAŞTIRMA
Özellikle Varto’da yoğunlaşan Jeotermal Enerji Santrali (JES) ve diğer yıkım projelerinin Alevi köylerinde yoğunlaşmasını tesadüf olarak görmeyen Geçmez, bu durumu 50 yıllık bir devlet stratejisi olarak tanımladı:
“Varto’da 16 Alevi köyüne yapılan projeleri bir tesadüf olarak göremeyiz. Bu bir devlet politikasıdır ve temelleri çok eskiye dayanır. 24 Ocak kararları ve 12 Eylül askeri darbesi bu politikanın en somut adımlarıydı. Ben buralardaki projeleri; bölgeyi insansızlaştırma ve oranın yeraltı-yerüstü bütün ekonomik değerlerine el koyma politikası olarak görüyorum. Hatırlayın, bu iktidar ilk geldiğinde ‘Biz burayı bir şirket gibi yöneteceğiz’ demişti. İşte bugün, o günlerden planlanan stratejiler uygulamaya konuluyor. Amaç, halkı toprağından koparıp buraları tamamen ticari alanlara çevirmektir.”
“SOSYAL DEVLETİ YIKMA MİSYONU”
Ercan Geçmez, bugünkü ekonomik ve ekolojik saldırının tarihsel köşe taşlarını hatırlatarak, sürecin bir bayrak yarışı gibi devam ettiğini belirtti:
“Bu zihniyetin bir geçmişi var. Onlardan önce ‘ablaları’ Tansu Çiller vardı. ‘Avrupa’nın son sosyal devletini yıkacağız’ diyerek 5 Nisan kararlarını alan bir zihniyetti bu. Ondan önce de ‘Anayasayı bir defa delmekle bir şey olmaz’ diyen, liberal özgürlükten bahsedip her şeyi satan ama askeri vesayetin her sözünü kanun kabul eden bir anlayış vardı. Bu aktörler değişse de devletin önceden belirlediği politikalar sağ siyaset eliyle düzenli şekilde uygulanıyor. Bugün hedef Alevi köyleri; çünkü Alevi köyleri doğası bozulmamış, rantın henüz girmediği nadir yerlerdi. Şimdi buraları insansızlaştırıp ticari birer metaya dönüştürmeye çalışıyorlar.”
“ALEVİ TOPLUMU BU KİRLİ POLİTİKAYI GÖRÜYOR”
Geçmez, konuşmasının sonunda bu planlı saldırılara karşı toplumun bilinçli olduğunu ifade etti:
“Bu politikalar sadece Alevileri değil, Türkiye’nin ortak yaşam iradesini ve doğasını hedef alıyor. Siyasetçilerin tarikat sermayesine hizmet eden dili ve devletin şirket mantığıyla köylere çökme girişimi, toplumsal barışın önündeki en büyük engeldir. Ancak halk artık hayatın içindeki gerçeği gördü ve bu eski zihniyetin dayatmalarına boyun eğmeyecektir.”
PİRHA- HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, Newroz’un yalnızca bir bayram değil, direnişin, özgürlüğün ve yeniden doğuşun simgesi olduğunu vurgulayarak, tüm halklara barış, eşitlik ve kardeşlik çağrısı yaptı.
Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı (HBVAKV) Ercan Geçmez, Newroz Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, Newroz’un yalnızca mevsimsel bir dönüşüm değil, aynı zamanda insanlık tarihinin en köklü direniş ve yeniden doğuş simgelerinden biri olduğunu vurguladı.
Geçmez, Newroz’un farklı coğrafyalarda ve kültürlerde çeşitli anlamlar taşısa da özünde ortak bir değer etrafında birleştiğini belirterek, “Newroz, gece ile gündüzün eşitlendiği, doğanın yeniden canlandığı, yaşamın tazelendiği bir gündür. Aynı zamanda Hazreti Ali’nin doğumu, evrenin oluşumunun tamamlanması ve ilk insanın var oluşu gibi inançsal anlamlar da taşır” dedi.
“NEWROZ BİR DİRENİŞ KÜLTÜRÜNÜ TEMSİL EDİYOR”
Newroz’un tarihsel ve toplumsal boyutuna da dikkat çeken Geçmez, Demirci Kawa’nın zulme karşı başlattığı direnişin, bugün hala halklara ilham verdiğini ifade etti. “Newroz, haksızlığa karşı başkaldırının, özgürlüğün ve insan onurunun simgesidir” diyen Geçmez, bu yönüyle bayramın evrensel bir direniş kültürünü temsil ettiğini söyledi.
Geçmez , Newroz’un doğanın kendini yeniden bulduğu, insanların birbirine zulmünün sona ermesi gerektiğini hatırlatan bir gün olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:
“Bu anlamda Newroz, yalnızca bir bayram değil, aynı zamanda barışın, eşitliğin ve kardeşliğin çağrısıdır. İnsanlığın ortak vicdanını temsil eden bu özel gün, halkların birlikte yaşam iradesini güçlendirmektedir.”
Geçmez, son olarak tüm halkların Newroz Bayramı’nı kutlayarak, “Newroz’un barışa, özgürlüğe ve adalete vesile olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi katliamın 87. yılında Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde anıldı. Anmada yüzleşme çağrısı yapılırken, Alevilerinde daha fazla örgütlenmesi gerektiği ifade edildi.
1938’de Erzincan Kılıçkaya ve çevre köylerinden toplanarak Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi anıldı. Zini Gediği İnisiyatifi’in düzenlediği anma programına Zini Gediği İnisiyatifi, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, DEM Parti milletvekilleri Ayten Kordu ile Celal Fırat, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda kişi katıldı.
Anma, Derviş Cemal Ocağı Firaz Yalvaç ve Seyit Derviş Cemal Ocağı evladı Cevahir Altunok’un okuduğu gülbeng ile çerağların uyandırılmasının ardından yaşamını yitirenler için tutulan saygı duruşuyla başladı.
‘Dünyada Toplumsal Travmalarla Yüzleşme Örnekleri ve Türkiye’ başlıklı sunum yapan Prof. Dr. Bedriye Poyraz, konuşmasında şunları dile getirdi:
“Acılar yarıştırılamaz, her acı tektir. Ama biliyorsunuz bize benzer çok benzer katliam ve soykırım yaşandı. Amerika kıtasında 90-120 milyon civarında insan katledildi. Ama bunlar dile getirilmiyor. Dünyanın her tarafında katliamlar yaşandı. Katliamlar daha çok ulus devletler tarafından yapılıyor. İspanya’da, Afrika’da, İngiltere’de ve Amerika kıtasında çok büyük soykırımlar yaşandı. Bizim ülkemizin dışındaki ülkelerde yapılan soykırımla yüzleşiliyor ama bizim ülkemizde yüzleşme gerçekleşmedi. En azından helalleşmenin gerçekleşmesi gerekiyor. Bütün mesele bizim dışımızdakilerin aynı acıları yaşamamasıdır. Eğer bir ülke geçmişiyle yüzleşemiyorsa o ülkede demokrasinin olmadığını söylemek mümkündür. Türkiye ve dünya kamuoyu zaten Dersim Katliamı’nı bilmiyor. Bizim yaşananların insanlara anlatmamız lazım.”
Zini Gediği İnisiyatifi adına konuşan Kenan Düzgünkaya, şunları ifade etti:
“Sorgusuz sualsiz, hiçbir yargıya tabi tutulmadan katledilen 97 mazlumu pak canı anmak; onların anısına çerağ uyandırmak, ağıtlar söylemek, yüzleşmek ve toplumu yüzleşmeye davet ederek iyileşmek için, bu kara günün 87. yıl dönümünde bir kez daha buradayız. Eğer o koca yürekler kırıma uğramasaydı, belki de toplumsal belleğimizde silinmeyecek güzelliklere imza atacak, umutlarını ve hayallerini gerçekleştireceklerdi. Ama tarih, susarak iyileşmez!
Zini Kırımı’nı hatırlamak ve hatırlatmak; geçmişin acılarıyla yüzleşmek, adalet duygusunu diri tutmak ve katledilen atalarımızın anısını yaşatmak için buradayız. Taleplerimiz karşılanana dek de burada olacak, mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Kayıp yakınları olarak taleplerimiz şunlardır:
– Dereye yuvarlatılan Ateş Çember’i derhal yerine konmalıdır.
– Kılıçkaya Köyü’nde, Zini İnisiyatifi tarafından “Anıt Mekanı” olarak projelendirilen yer için bütçe temin edilmelidir.
– Devlet, kollektif travmalardaki sorumluluğunu açıkça üstlenmelidir.
– Devlet kollektif travmaları tanıdığını, tören, anıt, müze vb. projelerle somutlaştırmalıdır.
– Zini Gediği ve diğer kayıplarla ilgili arşivler mutlaka açılmalı ve bu konu siyasi hesaplar için istismar edilmemelidir.
– Mal ve can kaybı olanların, yerinden edilmişlerin maddi kayıpları , gerçek kayba orantılı bir şekilde tazmin edilmelidir.
– Zini Gediği ve diğer kayıpların ve yakınlarının onurları, itibarları ve haklarını iade eden resmi bir açıklama yapılmalıdır.
– 38 süreci ve sonrasında meydana gelen olaylarla ilgili sorumlulukların kabülünü ve gerçeklerin tanınmasını içerecek şekilde, kamuoyundan özür dilenmelidir.
– Meydana gelen ihlâllerin doğru bir anlatımı, uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk eğitimi ve çalışmalarına yönelik dokümanlara dahil edilmelidir.
– En önemlisi ihlâllerin bir daha tekrar etmeyeceğine dair kamuoyuna garanti verilmelidir.”
“ADALET SAĞLANANA KADAR MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da, katliamların zaman aşımına uğratılmak istendiğine dikkat çekerek, “İnsanlık suçu olmasına rağmen bize yaşatılan katliamları zamanaşımıyla unutturmak istiyorlar. Bu ülkede barış ve demokrasi mücadelesi verenler olarak yaşanan katliamlarla yüzleşilmesi için mücadelemizde vazgeçmedik. Hakikatle yüzleşmek bu tekçi ve inkârcı anlayıştan vazgeçilmesi gerekiyor. Adalet sağlanana kadar mücadelemize devam edeceğiz” diye konuştu.
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise, “İnancımız ve kimliğimizden dolayı geçmişten bugüne katledildik. Bugün Suriye’de on binlerce Alevi katledildi. Bu zihniyetin sonucu olarak 1938 Katliamı’nda Gazi’de ve Gezi’de katledildik. Eğer bu ülkeye barış gelecekse yapılan katliamlarla yüzleşilmesi gerekiyor” şeklinde ifade etti.
“MÜCADELE ETMELİYİZ”
ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “87 yıl önce katliam yaşandı. Bugün de bu topraklardaki çok kültürlü yapıya bir saldırı var. Hepimizin üzerine büyük sorumluluklar düşüyor. Alevilerin yaşadığı topraklarda asimilasyon kırımına karşı sorumluluk almak gerekiyor. Bu topraklarda bir daha aynı katliamların yaşanmaması için mücadele etmeliyiz” ifadelerine yer verdi.
“KATLİAM YAŞAYAN HERKESLE ORTAK HAREKET ETMELİYİZ”
AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, katliamları Alevi, Bektaşi, Kızılbaş oldukları için yapıldığının altını çizerek, “Tarihsel bir sorunla karşı karşıyayız. Aleviler hep tehlike olarak görüldü. Çünkü Aleviler her alanda örgütlü. Aleviler kendi ilkelerinden asla vazgeçmemeli. Bu topraklarda sadece Alevilere katliam yapılmadı, o yüzden acılarımızı ortaklaştırmamız lazım. Katliam yaşayan herkesle ortak hareket etmemiz lazım. Aleviler olarak en çok barışı isteyenleriz. Barış sadece Diyarbakır’dan değil Dersim’den ve Zini’den geçer” diye belirtti.
PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, katliamlar ve soykırımların sadece öldürmekle yaşanmadığını vurgulayarak, “Roboski’de, Sivas’ta, Suruç’ta insanlar katledildi ve katledilmeye devam ediyor. Bugün ülkemizdeki zihniyet Hizbullah ve Sivas katillerini affediyor ama çocuklarımızı hapse atıyor. Bir yandan barış ve demokratikleşmeyi anlatıyorlar bir yandan da bizleri hapislerde çürütüyorlar” dedi.
HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, demokratik bir ülke sağlanacaksa geçmişle yüzleşilmeli diyerek, “1938 üzerinden kaç yıl geçmiş biz halen katledilen yakınları olarak anma yapıyoruz. Toprağa kefensiz düşenlerin huzurunda saygıyla eğiliyorum” diye konuştu.
DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir de, 1937’de Dersim’in imha edilmesi için operasyon kararı alındığını hatırlatarak, “Bunların asıl amacı kendileri gibi yaşamayan Alevi ve Kürtleri katletmektir. Haksız ve hukuksuz yere katledilen atalarımızın hesabını vermek zorundalar” ifadelerini kullandı.
Anma, Metin Sarı, Simge Şahin ve Mikail Aslan’ın okuduğu deyişlerin ardından lokmaların pay edilmesiyle sona erdi.
PİRHA- Barışın olmazsa olmaz olduğunu söyleyen HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, ” Sadece Kürtlerin bir barışı olmamalı. Çünkü sadece Kürtlerin barışı olursa Numan Kurtulmuş’un söylediği söz o zaman yerini bulmuş olur” dedi. Geçmez, “Amasız, fakatsız Türkiye’yi barışa götürmek lazım. Türkiye’yi yoksulluktan, Türkiye’nin insanlarının bu eğitim sisteminden, insanların bu köhnemiş siyasi sistemden bir an önce kurtarmak lazım” diye ekledi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla PKK’nin kongresini toplayarak silah bırakma ve kendini feshetme kararı alması büyük bir yankı uyandırdı. Sürece ilişkin konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Aleviliğin Kalu Bela’dan beri inkarcılığa karşı olan bir inanç olduğunu belirten Ercan Geçmez, “Alevilerin temel felsefesi 72 millete aynı nazarla bakmak ve ikinci temel felsefesi kimseyi kimseden ayırmadan çeşitliliği koruyabilmek. Bu dünyanın sadece birilerine ait değildir, bütününe ait olduğunu söylemektir” dedi.
“BARIŞ SADECE KÜRTLERİN BARIŞI OLMAMALI”
“Barış sadece Kürtlerin barışı olmamalı” diyen Ercan Geçmez, şunları kaydetti:
“Biz sadece Kürtlerin hakları değil, Türkiye’de ötekileştirilen bütün etnik toplulukları, kültürel toplulukları, diğer kimliklerdeki kültürel toplulukların tamamının kendilerini temsil etmesiyle ilgili defalarca eylemler yaptık, mitingler yaptık, söylemler söyledik. Bunların tamamını bizim tarihimizde, sayfalarımızda var. Danışma Kurulumuzun sonuç bildirisinde çıkan karara amasız fakat barışı destekleyeceğimizi kamuoyuna bildirdik. Ondan önce Büyük Alevi Kurultay’ını gerçekleştirmiştik ‘barışa giderken Aleviler’ diye. Büyük Alevi Kurultay’ın sonuç bildirgesinde çok net ifadelerimiz var; ‘Barışı istemeyen bizden değildir” diye.
“TOPLUMSAL BARIŞA DÖNÜŞMESİ LAZIM”
Çünkü sadece Kürtlerin barışı olursa Numan Kurtulmuş’un söylediği söz o zaman yerini bulmuş olur. Bu ötekileştirmelerin tamamının demokratik bir anayasada kendilerini bulabilecekleri bir demokratik metine dönüştürebilmeli.
Tabii ki bu metnin önceliği Kürtler olmalı, Aleviler olmalı, kadınlar olmalı, gençler olmalı, yaşlılar olmalı, ötekileştirelen olmalı, hayvanlar olmalı, doğa hakkı olmalı. Böyle bir metin Türkiye’nin önündeki en önemli sorundur. Elbette ki parlamentoda çözülmeli. Peki parlamento bu sorunu çözer mi? Parlamentonun başkanını dinlediğimizde çözeceği yok.
Tarihteki bir hikayeyi, bir meseleyi, Yavuz Sultan Selim’i örnek alarak, İdris-i Bitlisi’yi örnek alarak Alevlere ya burada olacaksınız ya da size katliamı gösteririz gibi bir sözden bunun parlamentoda çıkması zor gibi görünüyor. Bunun bir toplumsal barışa dönüşmesi lazım. Bunun için de bir toplumsal yüzleşmenin gerçekleşmesi lazım.”
“BARIŞ İÇİN KAPI KAPI GEZMEK LAZIM”
Barışın ancak birlikte mücadele etmek ile mümkün olacağını belirten Geçmez, “Sadece kendimiz için barış istersek bu tehlikeli olur. Onun için birlikte mücadele ederek bu ülkeye barışı biz getireceğiz. Barışı bu siyasi partilerin getirmeyeceği belli. Gerekirse barış için kapı kapı gezmek lazım. Barışın neden lazım olduğunu, bugün ülkemiz yoksulsa, bunun sebebinin savaş olduğunu, bu kadar insanlarımız birbirlerine düşmansa, bunun sebebinin savaş olduğunu, bu kadar insanlarımız özgür yaşayamıyorsa, bunun sebebinin bu savaş olduğunu ve bu kadar yolsuzluk ve bu kadar hırsızlığın ve bu kadar arsızlığın yüz tuttuğu bir yerde insanlarımız halen bunlara cevap veremiyorsa, bu kadar hırsızlar halen parlamentoda kendisini temsil edebiliyorsa bunu halkımıza doğru anlatmamız lazım” diye konuştu.
“BARIŞ OLMAZSA OLMAZIMIZDIR AMA ONURLU BİR BARIŞ”
Ercan Geçmez, barışın olmazsa olmaz olduğunu belirterek şunları belirtti:
“İki siyasi partinin dudağı arasında kalırsa bu barış, zor bir barış olur. Yani Devlet Bahçeli’nin barış isteği kıymetli ama Devlet Bahçeli’nin geçmişi barış istiyor mu ona bakmak lazım. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanının barış istemesi kıymetli bir şey. Peki bu cumhurbaşkanı gerçekten barış istiyor mu? Bir maziye bakmak lazım. Bu maziden bir şey çıkmaz anlamında demiyorum, bu maziye rağmen barış çıkabilir diyorum. Ama toplumu ikna ettiğinizde bu çıkar. Bir kez daha söylüyorum; amasız fakatsız Türkiye’yi barışa götürmek lazım. Türkiye’yi yoksulluktan, Türkiye’nin insanlarının bu eğitim sisteminden, insanların bu köhnemiş siyasi sistemden bir an önce kurtarmak lazım. Barış gelince bunların tamamı peş peşe gelir. Barış gelince emin olun insanlarımızın tavırları, hareketleri de değişir. Olmazsa olmazımız barıştır ama onurlu bir barış.”
PİRHA – Okmeydanı Cemevi’nde polis Sezgin Korkmaz tarafından vurularak öldürülen Uğur Kurt, katledildiği yerde anıldı. Anne Gülnaz Kurt, yaptığı konuşmada “Erdoğan, o adliyeleri sadece kendisi için mi kurdu? Oğlumun katilini bir gün olsun içerde göreyim, ben öleceğim artık, kanser hastasıyım. Bu adalet hep size mi çalışıyor?” diye feryat etti.
Uğur Kurt, Okmeydanı Cemevi’nde 22 Mayıs 2014’te bir akrabasının Hakk’a uğurlama erkanına katıldığı esnada polis Sezgin Korkmaz tarafından vurularak katledildi.
29 yaşındayken hayattan koparılan Uğur Kurt, katledilişinin 11. yılında vurulduğu yerde anıldı.
Anma törenine çok sayıda Alevi kurum yöneticisinin yanı sıra yurttaşlar da yoğun ilgi gösterdi.
Uğur Kurt için yapılan saygı duruşu ardından anma, Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu‘nun çerağ uyandırmasıyla başladı.
Törenin sunuculuğunu yapan Hüseyin Kelleci, “Uğur Kurt’u unutmadık, unutmayacağız, onu yüreğimize gömdük. Uğur Kurt’u Mayıs ayında kaybettik. Mayıs ayı aynı zamanda direnenlerin, diri diri toprağa verilenlerin günüdür” dedi.
“BU ÜLKEDE ALEVİLERE ADALET YOK”
Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım, yaptığı konuşmada, Uğur’a yönelik saldırının tüm Alevi toplumuna yönelik olduğunu vurguladı. Yıldırım, “Susmayacağız!” diyerek şu konuşmayı gerçekleştirdi:
“Bundan tam 11 yıl önce bu ibadethanenin bahçesinde bir can katledildi. Uğur Kurt, bir köylüsünü uğurlamak için buraya gelmişti ama ne yazık ki o gün en güvende hissettiği yerlerden birinde, bir polis kurşunuyla toprağa gömüldü. Ve bu kurşunun bedeli 12 bin 100 lira oldu. Bu yalnızca bir cinayet değil, Alevilerin ibadet, yaşam, varoluş hakkına sıkılmış bir kurşundur. 11 yıldır yüksek sesle haykırıyoruz; bu ülkede Alevilere adalet yok. Bugün sadece Uğur’un değil, halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarını da üniversite gençlerini de hukuksuz bir şekilde görevden alınıp tutsak edildiği bir adaletsizlik düzeni ile karşı karşıyayız. Bu dava yalnızca Uğur’un davası değil. O kurşun hepimize sıkıldı. Adaletsizliğe alışmayacağız, sessiz kalmayacağız. İnancımızın inkarına karşı susmayacağız. Buradayız ve haktan, hakikatten yana olmaya devam edeceğiz.”
“ANCAK BU BÖYLE GİTMEYECEK”
Okmeydanı Cemevi önceki dönem başkanı Zeynel Şahin de “Türkiye’de adalet yok” diyerek başladığı konuşmasında şunlara değindi:
“Yıllardır verdiğimiz mücadelede hiçbir netice alamadık. Resmen tabancayı çekip bile bile vurdu ancak ispat edemiyoruz. Cezası 12 bin 100 lira oldu. Bugün meclis başkanının, Alevilere yönelik konuşmasına bakın. Halen o kin ve nefret bugün de devam ediyor. Ancak bu böyle gitmeyecektir. Biz, her zaman doğruları söylemeye devam edeceğiz. Mazlumun yanında olmaya devam edeceğiz.”
“BU CUMHURİYET İSLAM KARDEŞLİĞİ ÜZERİNDEN KURULAMAZ”
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya ise Uğur Kurt’un öldürülmesinin tesadüf olmadığını vurguladı. Karakaya, Gezi Parkı eylemleri döneminde katledilen Alevi yurttaşlara işaret ederek şöyle devam etti:
“Uğur’un, bir cemevi bahçesi içerisinde polis kurşunuyla katledilmesi tesadüf değil. Alevilere yönelik ırkçı politika coğrafyanın her yerinde devam ediyor. Bugün Suriye’de de bir Alevi soykırımı var. Bu soykırımı meşru gösteren ne yazık ki bu ülkenin cumhurbaşkanından MİT başkanına kadar hepsi Emevi zihniyetinin devamını sürdürüyor. Eşit yurttaşlık mücadelemizi mutlaka sürdürmeliyiz. Bu ülkede toplumlar arası bir bağ kurulacaksa bu İslam kardeşliği üzerinden olmayacaktır. Bu cumhuriyet İslam kardeşliği üzerinden kurulamaz. Devletin bütün bu politikalarına karşı demokratik, laik, eşit yurttaşlık mücadelesinden başka durumumuz yok.”
“EL ELE VERİRSEK BU TAHAMMÜLSÜZLÜĞE SON VERİLİR”
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat da törende konuşan isimler arasındaydı. Fırat, “Bu topraklarda çok acılar yaşandı, yaşanıyor. Umut ediyorum ki bu tahammülsüzlük bu bahar ayında sevgiyle bürünür. Bütün ezilen topluluklar el ele verirsek bu tahammülsüzlüğe elbette ki son verilir. AKP Genel Başkanı, iktidara geldiği dönemde ‘biz mağdur edildik’ diyordu. Belki haklı olduğu noktalar vardı ama şu an herkesi mağdur etmekte. Kendi gibi düşünmeyenleri cezaevine tıkıyor. Şimdi de oy devşirme mantığına girdiler. Elbette ki bir gün mutlaka barış gelecek. El ele verip birbirimizin Xızır’ı olmalı, mücadeleyi yükseltmeliyiz” diye konuştu.
DAVA DOSYASI ANAYASA MAHKEMESİ’NDE!
Uğur Kurt dosyasını üstlenen Av. Aslı Kazan da dava sürecine dair bilgi paylaştı. Kazan, şunları söyledi:
“Uğur Kurt burada vurulduktan sonra benim sadece müvekkilim olmadı, Uğur benim tanımadığım bir kardeşim oldu. Aileyle birlikte acıyı birlikte yaşayıp, hukuk mücadelesini birlikte vermeye devam ediyoruz. Soruşturma aşamasında görüntüler karartılmıştı. Savcı, iddianameyi düzeltmek, buraya gelip keşif yapmak istemiyordu ve bunları bize açık açık ifade ediyordu. İnanılmaz bir cinayetti. Dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne götürdük ve ‘Yaşam hakkı ihlal edilmiştir’ denildi. Süreç böyle ilerliyor ve sonuna kadar adalet mücadelemiz devam edecek.”
“BU ADALET HEP SİZE Mİ ÇALIŞIYOR”
Uğur’un annesi Gülnaz Kurt ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Hani bizim yanımızdaydın, şimdi neredesin?” diye seslendi. Anne Gülnaz Kurt, “Tayyip Erdoğan bu cezayı bana verdi. 11 senedir dışarı çıkamıyorum. Benim oğlumun katili de elini kolunu sallayarak geziyor. Erdoğan, o adliyeleri sadece kendisi için mi kurdu? Oğlumun katilini bir gün olsun içerde göreyim, ben öleceğim artık, kanser hastasıyım. Bu adalet hep size mi çalışıyor?”
“HEPİMİZİN VURULDUĞU YERDEYİZ”
HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez ise yaptığı konuşmada “Aslında şu anda hepimizin vurulduğu yerdeyiz. Toplumsal çürümenin en yoğun yaşandığı yerdeyiz. Adaletle birlikte basının da çürüdüğü bir yerdeyiz. Ama adaleti bulacağımıza dair hiç umutsuz değilim. Şayet bu durum bir cami avlusunda olsaydı Türkiye nüfusunun söyleyeceği sözü çok merak ediyorum. Ama biz sessiz kalmayacağız, her an burada yaşananları dile getireceğiz. Sevgili Uğur’u ve Uğur gibi toprağa düşen bütün canlarımızı sevgiyle anıyorum” dedi.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) 13. Olağan kurulunu gerçekleştiriyor. Alevilerin her dönem zulüm gördükleri vurgulanırken, ortak mücadeleyi geliştirmenin önemine dikkat çekildi. Tek listeyle gidilen seçimde Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Başkanı yeniden Ercan Geçmez oldu.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı binasında yapılan kurula; Alevi kurum temsilcileri, siyasi parti temsilcileri, demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ve birçok ilden üyeler katıldı.
Kurulun gerçekleşeceği salona “Diyanet işleri başkanlığı kaldırılsın”, “Okullarımızda imam istemiyoruz”, “Zorunlu din dersleri kaldırılsın” pankartları asıldı. Kurul, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Cemevi Dedesi ve Celal Abbas Ocağı’ndan İbrahim Erzincan’ın verdiği gülbeng ve çerağ uyandırılması ile başladı.
“ALEVİLER VARDIR, ALEVİLİK HAKTIR”
Açılış konuşması yapan HBVAKV Ercan Geçmez, Alevilerin yıllardır büyük bir mücadele verdiğini belirtip, “Aleviler yıllardır eşit yurttaşlık için mücadele veriyorlar. Aleviler yıllardır kayyıma karşı mücadele veriyorlar. Aleviler yıllardır cemevleri bizim ibadethanemizdir diyor. Peki buna karşın dünyada görülen nadir bir işlem oldu bir başkanlık kuruldu. Ancak bu başkanlık cemevlerini ibadethane olarak görmüyor. Biz bu bakanlığın lav edilmesi için hukuku bir mücadele veriyoruz. İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımı olmaz. Sivas katliamı bir insanlığa karşı suçtur. Bu katliamlar cezasız kaldıkça yeni katliamlara yer açılıyor. Alevilerin dergahlari alevilerindir. Koyunbaba Dergahı’na cami yaparak Alevi Sünni kavgası çıkartmak istiyorlar. Dergahlarımızı size vermeyiz. Bizi korkutacağını sananlar tarihimizi bilmeyenlerdir. Eşit yurttaşlık için ve barış için mücadele etmeye devam etmeliyiz. Bunun yolu da yeni bir anayasadır. Aleviler vardır, Alevilik haktır” diyerek mücadeleye devam çağrısı yaptı.
“ALEVİLİĞE KAYYIM ATANDI”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, “Meydanlarda birleşemeyenler ne yazık ki cezaevlerinde birleşebiliyorlar. Açıkçası bu ülkede yaşanan anti demokratik uygulamalar ateşin düştüğü yeri yaktığı bir durumda. Bugün Türkiye büyük bir abluka altında. Selahattin Demirtaş’in içeride olmasına tepki veremedik şimdi Can Atalay içeride. Can Atalay’a tepki veremedik Kemal Kılıçdaroğlu yargılanıyor. Ele ele bu mücadeleyi büyütmek zorundayız. Alevi Başkanları olarak bugün Dersim’e gidiyoruz. Aleviliğe kayyIm atandı. Bu kayyım Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’dır. Belediye başkanlarımız bu başkanlığa karşı çıktıkları için kayyım atanmıştır” dedi.
“TEKÇİ ANLAYIŞA KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ”
Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan ise, “Çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı bir topraklarda yaşadığımızı unutmayacağız. Tekci anlayışlarına karşı birlikte mücadele etmek zorundayız” diye konuştu.
“ÖZELLİKLE EĞİTİMDE BİR REJİM TAHAKKÜM EDİLİYOR”
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, eğitimde gericiliğin ne kadar arttığını belirterek, “Alanlarda mücadelemiz ortak. Bizim ülkemizde hem çocuklarımızın geleceği hem de ülkemizin geleceği tehlike altında. Özellikle eğitimde bir rejim tahakküm ediliyor. Gerici bir müfredat ile karşı karşıyayız” dedi.
“DÜN BOYUN EĞMEDİK, BUGÜN DE EĞMEYECEĞİZ”
DEM Parti Eş Genel Başkani Tülay Hatimoğulları, Alevilerin her dönemde zulüm gördüğünü vurguladı. Hatimoğulları, “21. Yüzyılda hala evlerimiz işaretleniyor. Alevilik bir inançtır. Aleviler yıllardır bedel ödeyerek ibadetlerini yapmıştır. Başkanlık ile Aleviliği dizayn edemezsiniz. Alevileri dönüştüremezsiniz. Alevilik rızalıktır. Biz siyasi partilere büyük sorumluluklar düşüyor farkındayız. Çünkü biz yetmiş iki millete bir nazardan bakan bir milletiz. Böyle bir coğrafyada yaşamak istiyoruz. Kayyım zihniyeti bu iktidarın tüm hücrelere yaymak istediği bi hal almaya başladı. Barış dışında bir seçeneğimiz yoktur. Bu iktidarın baskılarına, tehditlerine dün boyun eğmedik, bugün de boyun eğmeyeceğiz” dedi.
“KAYYIMLARDAKİ ASIL AMAÇ HALKI CEZANLANDIRMAKTIR”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise yaptığı konuşmada herkesime hitap edecek yeni bir anayasa vurgusu yaparak şunları söyledı:
“Her şey anayasal bir eşitlikten geçiyor. Bütçe görüşmeleri var. İnsanlığın en önemli kazanımlarından biridir bütçe. Bütçeyi alırken Alevi Sünniyi ayırmadan vergi alınıyor. Bunun eşit bir inanç olduğunu kabul edip uymak gerekiyor. Aslında diyorlar ki eğitim bakanı en kötü bakandır diyorlar. Bence en iyi bakan o, onların kabinesini en iyi temsil eden bakan o, o zihniyeti en iyi temsil eden bakan o. Yaptığımız bütün hatalarımızdan ders alacağız. Ne derler siyasetini izleyerek bir yere gelemeyeceğim çok açık. Biz kim haklıysa onun yanında olmaya devam edeceğiz. Çağın ihtiyaçlarını karşılayacak bir anayasa yapacağız. Bu iktidarı önce hep birlikte yıkacağız, sonra eşitlikçi bir anayasa yazarak bu ulkeyi daha güçlü bir hale getireceğiz. Kayyımlardaki asıl mesele halkı cezalandırmaktır.”
Tek listeyle gidilen seçimde Ercan Geçmez yeniden genel başkan seçildi.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) 13. Olağan kurulu başladı.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı binasında yapılan kurula birçok ilden üyeler katıldı. Kurulun gerçekleşeceği salona “Diyanet işleri başkanlığı kaldırılsın”, “Okullarımızda imam istemiyoruz”, “Zorunlu din dersleri kaldırılsın” pankartları asıldı. Kurul, deyişler ile başladı.
Geçmiş dönem de HBVAKV’nın Genel Başkanı olan Ercan Geçmez tek liste ile aday oldu.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi eğitime destek vermek amacıyla piknik düzenledi. Burada konuşma yapan Ercan Geçmez, “Türkiye’nin bir şansı var. Türkiye’nin şansı demokrasiyi ve laikliği benimseyen büyük bir Alevi kitlesi var. Onlarla birlikte mücadele eden demokratik kitleler var” dedi.
Okmeydanı Cemevi, öğrencilerin eğitimine destek amacıyla Fatih Çeşmesi Piknik Alanı’nda eğitim destek pikniği gerçekleştirdi. Sabah saatlerinde başlayan pikniğe çok sayıda yurttaş katıldı. Sabah saatlerinde kahvaltı sonrası yağmurun yağmasına rağmen müzik dinletisi yapılarak, halaylar çekildi.
Programda Ender Balkır, Nilüfer Sarıtaş, Müslüm-Mustafa Eke, İlknur Cabadan, Kenan Çoşkun ve Mehmet Ekici türküleriyle çoşkulu anlar yaşattılar.
Okmeydanı Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Eren Yıldırım, 2024-2025 yılları arasında amaçlarının 200 öğrenciye burs vermek olduğunu söyleyerek Alevi toplumunun yardımlaşma ve dayanışma konusunda örnek bir toplum olduğunu belirtti.
GEÇMEZ; “BU ETKİNLİK ÖRNEK BİR UYGULAMA”
Etkinliğe çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve siyasi parti yöneticileri de katıldı. Piknikte konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, eğitimin anlam ve önemine vurgu yaparak, şu konulara temas etti; “Önemli bir iş yapıyoruz. Türkiye’de demokrasinin ve laikliğin yok sayıldığı, hukukun ve adaletin olmadığı bir yerde eğitime önem vermenin ne kadar değerli olduğunu, gençlere farklı bir eğitim vermesi gerektiğini, temel insan haklarını ele alan bir eğitimin gerektiğini anlıyoruz. Bu yapılan etkinlik örnek bir uygulama, umarım herkes bunu yapar” diye konuştu.
“Ülkemiz bir karanlığa doğru gidiyor. Bu ekonomik karanlığın asıl sebebi insanların kültürel ve sosyal olarak yoksullaştırılmasıdır, eğitimden geri bırakılmasıdır” diyen Geçmez, “Maarif modeli dedikleri, 12 Eylül faşist diktatörlüğünün bize getirdiği zulüm, faşizm, zorunlu din dersleri ve Türkiye’nin çeşitliliğini yok eden uygulamalardır. Dün OECD’nin yaptığı araştırmaya göre Türkiye her alanda en son sırada yer alıyor. Türkiye’nin bir şansı var. Türkiye’nin şansı demokrasiyi ve laikliği benimseyen büyük bir Alevi kitlesi var. Onlarla birlikte mücadele eden demokratik kitleler var” değerlendirmesinde bulundu.
Etkinlik, okunan türküler ve halayların ardından pikniğe katılan sanatçılara plaket verilmesiyle sona erdi.
PİRHA – Nilgün Sırrı Bektaş Müze ve Sanat Evi’nde gerçekleşen ‘Alevilikte Hak Mücadelesi’ panelinde 61. Ulusal 35. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nin değerlendirmesi yapıldı. Alevi kurum başkanları, devletin işgal girişiminde başarısız olduğuna dikkat çekerek, Alevilerin teslim olmayacaklarını, boyun eğmeyeceklerini anlattılar.
Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği Başkanı Mustafa Özcivan’ın moderatörlüğünde Nilgün Sırrı Bektaş Müze ve Sanat Evi’nde ‘Alevilikte Hak Mücadelesi’ paneli düzenlendi. Panelde 61. Ulusal 35. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nin değerlendirmesi yapıldı.
Panele konuşmacı olarak Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF)Genel Başkanı Mustafa Aslan, Türkiye Alevi Federasyonu(ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı(HBVAKV) Başkanı Ercan Geçmez, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Kültür Derneği(AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz katıldı.
Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği Başkanı Mustafa Özcivan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Bakanlığı’nın ekonomik güçleri ile para vererek insanları Hacıbektaş’a getirdiklerine ancak başarısız olduklarına vurgu yaptı.
GEÇMEZ: YOLUMUZA HEP BİRLİKTE SAHİP ÇIKALIM
Panelde ilk sözü alan HBVAKV Başkanı Ercan Geçmez, protokol programında konuşan siyasi partilerin dilinin değiştiğini söyledi. Geçmez, siyasi parti liderlerinin Alevilerin önerdiği çözüm yolları üzerinden dil kurduklarını da belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Eskiden gelip bize akıl vermeye kalkışıyorlardı. İktidarda değişmiş ciddi ciddi Alevilik üzerinden çalışıyorlar. 3 gündür yaptığımız eylemlerle Kültür Bakanlığına’da çok şey anlattık. Aleviler baskılardan dolayı kurumlarımıza üye olamıyor biz kurumlarda bu baskıyı kırmak üzere bu mücadeleyi sürdürüyoruz. Dün DEM parti genel başkanı da söyledi ilk kayyum Hacı Bektaş’a atanmıştır. Bizde yıllardır bu kayyum anlayışına karşı direniyoruz. Birleşmeye ihtiyacımız var konformizm bizim itikatımızı da mücadelemizi de zayıflatan bir şey. Dün Bakanlığın misafir kartı ile buraya gelenlere sorduk bedava yemek ve gezi için geldiklerini söylediler. Dergaha turistik gezi için gelinmez türap olmak için gelinir. Bu arkadaşlarımıza da anlatmaya çalışıyoruz burayı içselleştirerek gelmeliler. Yıllardır bizi Türk Kürt diye ayrıştırdılar, şimdi de Turancı bir bakış açısıyla değiştirmeye çalışıyorlar. Yolumuza hep birlikte sahip çıkalım.”
KOÇ: DERGAHTA SİLAHLAR ALTINDA CEM YAPILDI
ADFE Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda silahlar altında cem yapıldığına dikkat çekerek “Dört gündür buradayız. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulduktan sonra inançsal ve siyasal merkezi olan dergahı zapt etmek için bizleri bölmeye çalıştılar. Bu yıl bizimle birlikte hareket eden bir federasyonumuzu yanlarına aldılar. Öyle bir zamana geldik ki net karar almalıyız. Dergahımızda silahlar altında cem yaptılar. Paneller yaptılar. Bunda 30 yıllık kurumlar olarak bizimde eksikliğimiz oldu. 30 yıl çok uzun zaman değil önce mekanlar kurmak için uğraştık son yıllarda siyasal mücadelemizi öne çıkardık. Bu siyasal mücadeleyi büyütmeliyiz pirlerimiz bu uğurda bedel ödedi bizde bedel ödemeyi göze almalıyız. Bu yıl çok bileşenli bir etkinlik yaptık, zorlukları oldu, seneye ders çıkarıp daha güçlü bir anma yapmalıyız” değerlendirmesinde bulundu.
YILMAZ: HEM SOKAĞI KULLANDIK HEM DİPLOMASİYİ
AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz da şunları konuştu:
“Yol yormuyorsa yoldaşın güzelliğindendir. Çatı kurumlarımız bir arada durarak çok rahatsızlık verdi, bu rahatsızlıktan onur duyuyoruz. Birlikte yaptığımız eylemlerle dergaha giremediler. Bizimle görüşme talebinde bulunmak zorunda kaldılar. Hem sokağı kullandık hem de diplomasiyi. Üç kez randevu istediğimiz bakan bize randevu vermemişti ama eylemimiz sonucu kendisi talep etmek zorunda kaldı. Bize çakma örgütler dediler ama bizim çağrımızla gelenler gerekirse arabada, gerekirse çadırda yattılar. Onların getirdiği misafirler lüks otellerde 900 Tl’ye yemek parası alarak geldiler. Biz tüm farklılıklarımızı bir kenara koyarak bir arada durduk. Dün bizimle olanlar bugün onlarla rızasız ikrarsız cem kurdular. Biz ise dün kendi cemimizi kurduk ve devletin gölgesinde cem kurulmayacağını anlattık. Daire Başkanlığı kendilerine federasyon kurup, insanların yakasına kart takarak buraya getirdiler, bunları ifşa edeceğiz. Ama bunları ancak sizlerle yapabiliriz. Siz gelip meydanları dolduracaksınız ki birlikte başaralım. Dün cemimizi iç avluda yaptık seneye de Kırklar Meydanı’nda yaparız.”
ASLAN: PLANLI BİR DEVLET KURUMUNUN SALDIRISI ALTINDAYIZ
ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, 4 Mayıs’tan beri değişik yer ve zamanlarda AKP ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ne yapmaya çalıştığını anlattıklarını kaydederek şu ifadeleri kullandı:
“Hacıbektaş’a gelip ne yapmaya çalıştığını, kurumlara anlattık. 15 Ağustos’tan beridir birlikte yürüttüğümüz mücadele çok önemliydi. Katılan herkesin emeğine sağlık. Peki bundan sonra ne yapmalıyız? Buraya gelen insanlar ne için getirildiklerinin farkında değillerdi anlatmamız lazım. Bu mücadeleyi sadece kurumlarımıza bırakmamız lazım. Herkesin sesine desteğine ihtiyacımız var. Türkiye’nin her yerine bizim gitme imkanımız olmayabilir ama hepimiz bulunduğumuz yerde bu saldırıyı anlatıp toplumu bilinçlendirmemize ihtiyaç var. Bir devlet kurumunun planlı saldırısı altındayız. Dün bizimle olup bugün onlarla yol yürüyenlere karşı da mücadele etmeye ihtiyacımız var. Bugün ne yapacağımızı birlikte değerlendireceğiz. Sizden isteğim bulunduğunuz yerdeki kurumları bu mücadeleye zorlayın. Örgütlenme yöntemimize eleştiriler var ama Türkiye’nin her yerinde örgütlerimiz cemevlerimiz var. Biz bir olduktan, bir arada durduktan sonra bizi karşı hiçbir saldırı başarılı olamayacaktır. Daire Başkanlığı tüm ekonomik gücüne rağmen başarılı olamadılar, tamamen başarısız olmaları bizim elimizde. Mücadeleye ihtiyacımız var. Umudumuzu kaybetmeyelim, pirlerimizin bizim yolumuza tuttuğu bir ışık var, o ışığa sarılalım.”
ERÇE: DEVLET İŞGAL GİRİŞİMİNDE BAŞARISIZ OLMUŞTUR
PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ise şunları kaydetti:
“Örgütlerimize ve halkımıza çok teşekkür ederiz. Dört gündür burada bizimle birlikte direndiler. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulduğu günden bugüne amacının Alevi kurumlarını bölüp parçalamak, Alevileri birbirine düşürmek olduğunu daha kurulmadan biz söylemiştik. Devletten beslenen kurumlar ile pirlerinden beslenen hakikat arayanlar ayrıştı. Yezidin yağlı pilavına kaşık sallayanlar ile ayrıştık. Sözde basın ile halkın yanında olanlar bizimle olan basın emekçileri arasında bir ayrışma gördük. İktidara karşı muhalefet arasında bizimle ilgili bir ayrışma ve netleşme oldu. Dün muhalefet bizim sözümüzü ve taleplerimizi dikkate alan konuşmalar yaptı. Bizi üzen masum halkın ayrışmasıydı. Aynı köyden canların bir bölümünün bizimle, bir bölümün onlarla anmalar gelmesi bizi üzdü. Üç gündür enerjimizi bu ayrışmaya ayırdık. Boynunda misafir kartları ile gelenlerle konuştuk bir kısmı bu kartları çıkarıp boynundan attılar. Devlet işgal girişiminde başarısız olmuştur. Aleviler bir kez daha teslim olmayacaklarını boyun eğmeyeceklerini anlattılar. Aleviler bir kez daha birleşip başardılar hepinize aşk olsun.”
Hacıbektaş Belediyesi Başkanı Ali Kaim de söz alarak “Demokratik Alevi kurumlarının hak mücadelesini çok değerli buluyorum. Bu seneki etkinlikte seslerini daha güçlü duyduk. Katılan herkese teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.
Panel, yapılan soru cevapların ardından Hacıbektaş Belediyesi tarafından Alevi kurum başkanlarına verilen plaketlerle sonlandı.
PİRHA – 61. Ulusal 35. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında Cumhuriyet Kent Meydanı’nda protokol programı yapıldı. 30 milyon Alevinin ibadet ettiği Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın müzeye çevrildiğini belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bu dergah müze değildir. Alevi canlarımız bu dergahta özgürce kendi inançlarını yaşamalıdır. Bir gün Alevi yurttaşlarımıza kapatılan bu dergahın kapılarını hep birlikte açacağımız günler çok uzak değildir” dedi.
Hacıbektaş Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından düzenlenen 61. Ulusal 35. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında Cumhuriyet Kent Meydanı’nda protokol programı yapıldı. Programa Alevi kurum başkanları, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı. Yapılan protokol konuşmalarının ardından program, ödül töreni ve konserlerle devam etti.
GEÇMEZ: KARTLI ALEVİLİK YARATMAYA ÇALIŞIYORLAR
Alevi kurumları adına konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, şunları ifade etti:
“Bugün buradayız. Sözümüzü söylemeye geldik. Hünkar’ı anmaya geldik. Bir kez daha Hünkar’ın barış dilini hatırlatmaya geldik, savaşlar yok olsun diye. Alevisiz Alevilik yaratmak isteyenler 1826 yılında el konulan dergahımızın içine 1834 yılında cami inşa edildi. Dergahımıza sahip çıkacağız, yolumuzdan vazgeçmeyeceğiz. Hangimizin kanı ulu erenlerimizin kanından daha kırmızıdır. Dergahımıza girmek istiyorlar. Ama bilmiyorlar ki Hünkar bizim ışığımızdır. Hünkar’ın öldüğünü iddia ediyorlar. Ölüm yıl dönümünü kutluyorlar. Hünkar’ın kucağındaki aslanı ceylanı yok sayanlar, yeniden bir Hacıbektaş yaratmaya çalışıyorlar. Biz 72 millete bir nazar bakanlar Şah Hüseyin’in çadırındayız peki siz neredesiniz? Bugün misafir kartlarıyla ziyaret ettiriyorlar. Alevisiz Alevilik yetmiyormuş gibi şimdi kartlı Alevilik yaratmaya çalışıyorlar. Açın gözünüzü, çıkarın kulaklarınızdaki tıkaçları ve dinleyin burası Alevilerin Serçeşmesidir. Devletin dini olursa Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da canlarımız katledilir. Hep birlikte dün olduğu gibi bugün de mücadele etmeye söz veriyoruz. Biz eşit yurttaşlık hakkımızı, anamızın ak sütü gibi helal olan kamusal alandaki haklarımızı istiyoruz. Zorunlu din derslerinde zorla namaza kaldırılan çocukların adaleti için zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istiyoruz. Diyanet’in kapatılmasını istiyoruz. Bizim dedelerimiz, analarımız size haddinizi er ya da geç bildirecektir. Sarayların duvarlarını yükseltenlere asla geçit vermeyeceğiz. Bilimden akıldan uzak Maarif Modeli’ne, siyasetçilere sözümüz 72 milletin özgürlüğü için mücadele etmeye devam edeceğiz.”
İMAMOĞLU: ŞİDDETİ SEVENLERİN OLDUĞU BİR ORTAMDAYIZ
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu söz alarak şu konuşmayı yaptı:
800 yıllık karadutun gölgesinde Hacı Bektaş-i Veli’nin huzurundayım. Hacıbektaş, tüm yeryüzüne söyleyecek sözü olanların kutsal diyarıdır. Kardeşliğin ve barışın sesini, taşın, ağacın, insanın, tüm varlıkların sesini yükseltir. Sevgi barış ve hakikat eliyle engin bir denizdir. İnsan sevgisinden beslenen pınarıyla insanlığa hayat vermeye devam ediyor.
Üzülerek söylüyorum ki bugünler dünyanın dört bir yanında acıların yaşanmaya devam ettiği, hatta Hacı Bektaş-i Veli’nin huzurunda söylemeye utanıyorum ama kedinin köpeğin bile öldürüldüğü bir zamandayız. Farklı meziyetler göstererek kan dökmeyi dahi düşünecek kadar ve kendini haklıymış gibi savunacak kadar ileri seviyede şiddeti sevenlerin olduğu bir ortamdayız. Hacı Bektaş-i Veli’nin yolu yolumuzdur. Bu yol bize 86 milyon insanımızın hiçbirini dışarıda bırakmamamız gerektiğini söyler. 16 milyon İstanbullu ile birlikte Hacıbektaş ilçemize hizmet etmenin onurunu yaşıyoruz. Hacıbektaş’a çok önemli hizmetler sunduk ve sizlere söz veriyoruz sunmaya devam edeceğiz. Bu topraklarda Hacıbektaş’a hizmet etmek, insanlığa hizmet etmektir.
Hacıbektaş Veli Anma Törenleri’nin Alevi toplumunun hafızasında bir var olma mücadelesi olduğunu biliyor ve hissediyorum. Bu etkinliklerin üzerinde dolaşan ne yazık ki iyi niyetli olmadığını hissettiğimiz, bu konuda büyük kaygı duyan Alevi-Bektaşi toplumuna müdahalelere tepki göstererek, bunları aşarak bu etkinliği sahipsiz bırakmamak ve en güçlü şekilde bu buluşmaları desteklemek konusunda aldığımızı kararı, gururla siz kıymetli katılımcılarla paylaşıyorum. Hacıbektaş ilçemizde bu değerli festival asla sahipsiz kalmaz, kalamaz.
KILIÇDAROĞLU: BU DERGAH DİMDİK DURANLARIN DERGAHIDIR
CHP Önceki Dönem Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise “800 yıldır bu topraklarda bir aydınlık, umut, direniş varsa dahası insanlığa dair umut varsa onu görür, yaşarız. Bu dergah özünde de sözünde de eğri olanların değil dimdik duranların dergahıdır. Nerede bir gelecek varsa o geleceği inşa eden bu dergah vardır. Burası son kaledir. Burası hem son kale hem de ilk direniştir. Kara bulutlar üzerimizde dolaşsa da hiçbir zulüm sonsuza kadar sürmemiştir. İnsan ayıracaksa Alevi-Sünni, Kürt-Türk değil insan olarak ayırmalı. Biz kötülükten, ihanetten, incitenden arınacağız. Arındıkça çoğalacağız. Arınmalıyız, ayağa kalkmalıyız ve haykırmalıyız, hep birlikte daha ileriye” diye konuştu.
BAŞ: CEMEVLERİ ALEVİLERİN İBADETHANESİDİR
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Silivri’de tutuklu bulunan Hatay Milletvekili Can Atalay adına selamlama yaparak devamında şu ifadeleri kullandı:
“Halkı ağır vergiler altında ezen zalimlerin sefa sürdüğü, servetine servet kattığı bir coğrafyadayız. Cumhuriyetin son çeyreğinde yobazlara, gericilere hak ettiklerini vermek bununla mücadele etmektir. Alevilik vardır Alevilik haktır demek buna karşı çıkmaktır. Alevileri bakanlık eliyle bölmeye parçalamaya, Sünnilik yaratmaya çalışanlara söylüyoruz. Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Bunu istemesenizde kabul edecekseniz. Bu yobazların iktidarının çocuklarımızın eğitim hakkını gasp etmesine izin vermeyeceğiz. Cumhuriyetin birinci yüzyılını geride bıraktık. Yobazlara gericilere vermek istediğimiz yanıtı veremedik. Maraş’ta Çorum’da Sivas’ta canlarımızın alındığı bir yüzyıldı. Madımak’ta katledenlerle helalleşmeyeceğiz. Bugün iktidarda olanların Madımak Katliamcılarını affettiğini asla unutmayacağız. Burası bizi katletmek isteyenlerin değil burası bizim ülkemiz. 72 millete bir bakılan coğrafyada tüm kardeşlerime sesleniyorum hepimizin dini, kültürü, inancı farklı alın teri ve gözyaşının rengi aynıdır. Alın teri ve gözyaşının birbirine karıştığı bir halkı hiçbir kuvvet yenemez.”
BAKIRHAN: İLK KAYYIM HACI BEKTAŞ-I VELİ DERGAHINA
Hacı Bektaş-ı Veli tarafından 800 yıl önce barış ve kardeşlik tohumlarının ekildiğini kaydeden Bakırhan, “Türkiye’de bu topraklarda aslında ilk kayım Hacı Bektaş Veli dergahına atanmıştır. 800 yıl önce Hacı Bektaş Veli Dergahı Nakşi şeyhlerine devredilmiştir. Bugün halkın iradesine atanan kayyımlar gibi Alevi halkının inancına Hacı Bektaş Veli öğretisine de kayyım atanmıştır. Dün Hacı Bektaş Veli Dergahına atanan kayyımları nasıl ki Alevi canlar yurttaşlar, yoldaşlar kabul etmedilerse, bütün fiziki ve kültürel kırımlara asimilasyon politikalarına rağmen inançlarını 800 yıldır yaşatarak bugünlere getirdilerse bugün halkın iradesine atanan kayyımları bizler de Alevi yurttaşlarımız gibi Alevi canlar gibi bu coğrafyada kabul etmeyeceğiz. Bizler alevi yurttaşlarımızın ilk kayyımı kabul etmedikleri gibi bugün de atanan yeni kayyımları kabul etmeyerek Hacı Bektaş Veli öğretisine sahip çıkacağız” diye konuştu.
“ALEVİ VE KÜRTLERE İKİLİ HUKUK”
Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“30 milyon Alevi yurttaşımızın yaşadığı ibadethanelerini yasaklıyorlar. Bugün canlı olan 30 milyon insanın ibadet ettiği Hacı Bektaş Veli dergahı gibi müzeye çeviriyorlar. Bu dergah müze değil. Alevi yurttaşlarımıza açılmalıdır, bırakılmalıdır. Alevi canlarımız bu dergahta özgürce kendi inançlarını yaşamalıdır. Bunu savunuyoruz savunmaya devam edeceğiz. Bir gün Alevi yurttaşlarımıza kapatılan bu dergahın kapılarını hep birlikte açacağımız günler çok uzak değildir. Bakın Türkiye’de ikili hukuk Kürtlere ve Alevi canlara uygulanıyor. Dergahın içinde hem cami var hem de cemevi var. Cami ibadete açık cemevi kapalı işte bizler bu ikili hukuka itiraz etmediğimiz müddetçe camiler açık cemevleri kapalı kalacaktır. Onun için Hacı Bektaş Veli inancına sahip siz değerli canlarla birlikte Cemevlerinin yasal statüye kavuşması için kavuşacağımız günlere birlikte onurluca omuz omuza edeceğimiz günler bugünlerdir.
“GERÇEK SAHİPLERİNE İADE EDİLMELİDİR”
Bakın değerli halkımız; Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada savaş ve çatışmalar var. Eğer 800 yıl önce dergahına kayyım atanan Hacı Bektaş Veli’nin düşünceleri bugün bu ülkede coğrafyada egemen olsaydı bu savaşlar olmayacaktı. Bu sömürü düzeni olmayacaktı. İnsanlar, iktidarlar için, egemenler için emperyalistler için birbirini katletmeyecekti. Tam da bugün savaşların çatışmaların, inkar ve asimilasyon politikalarının sürdüğü bu coğrafyada Hacı Bektaş Veli fikriyatını yaşatma büyütme ona sahip çıkma günlerinin içinde olduğumuzu belirtmek istiyorum. Hacı Bektaş Veli dergahı gerçek sahiplerine iade edilmelidir, Alevi yurttaşlara iade edilmelidir.
“HER YERDE MÜCADELE EDECEĞİZ”
Hacı Bektaş Veli dergahı içindeki cemevi açılmalıdır. Aleviler kardeşimizdir, canlarımız diyorlarsa seçimler geldiği zaman, yeri geldiği zaman ama sıra Hacı Bektaş Veli Dergahı içindeki cemevine gelince açmıyorlar, müze yapıyorlar. İşte biz bu riyakar Alevileri, Kürtleri yok sayan anlayışla mücadele ediyoruz. Meclis’te sokakta, Hacı Bektaş’ta olduğu gibi Türkiye’nin dört bir yanında Alevi yurttaşlarımızın cemevlerinin resmi olarak ibadethane olması için mücadele edeceğiz, mücadelemize devam edeceğiz.
“HEP BİRLİKTE EDECEĞİMİZ GÜNLER İÇİNDEYİZ”
Bakın değerli canlar, Alevilerin Alevilikle ilgili hiçbir hakkı tanınmıyor. Alevilerin ne yasal ne de Anayasal hakları vardır. 30 milyon insanın inancının yasal bir güvencesi, karşılığı olmaz mı? Demek ki onlar Hacı Bektaş Veli fikriyatını yok sayıyorlar. Onun için onlara hatırlatma zamanının geldiğini belirtmek istiyorum. Bugün burada olduğu Kürdüyle, Türküyle, Alevisiyle, genciyle, kadınıyla birlikte Alevilerin eşit yurttaşlık hakkını sahiplenmek, savunmak, bunun yasal statüye kavuşması için ortak mücadele edeceğimiz günler içindeyiz.
“ASLA KABUL ETMEYECEK”
Utanmadan başka bir şey başka bir şey daha yapıyorlar. 30 milyon Alevinin inancını Kültür ve Turizm Bakanlığının bir müdürlüğüne bağlamaya çalışıyorlar. Alevilik inancı, 30 milyon Alevi Kültür Başkanlığı’nın içine sığmaz, sığmaz. 30 milyon Alevi’yi bir müdürlük içine sığdıramazsınız. Aleviler, rızalığı siz canlardan alırlar. Rızalığı saraydan almanızı istiyorlar. Aleviler asla kata Saraydan rızalık almazlar. Onu için bu Kültür ve Turizm Bakanlığının bu beyhude yaklaşımlarından bir an önce vazgeçip Alevi yurttaşlarımızın özgürce kendi örgütlenmesi içinde kendi inançlarını yaşayabilecekleri bir zemin yaratmaları gerekiyor. Dün Kürt coğrafyasında koruculuk dayatılıyordu, bugün dedelerimizi, pirlerimizi, analarımızı maaşlara bağlayarak Alevi yurttaşlarımızın içinde korucular yaratmak istiyorlar ama bunu çok iyi bilsinler Aleviler asla Kültür ve Turizm Bakanlığının yaratmaya çalıştığı bu koruculuk anlayışını kabul etmeyecektir. Aleviler asla para pula mevki ve makamla fikriyatını satmayacaktır. Bunu satanlar Alevi değildir Alevi inancından değildir.”
Utanmadan başka bir şey başka bir şey daha yapıyorlar. 30 milyon Alevinin inancını Kültür ve Turizm Bakanlığının bir müdürlüğüne bağlamaya çalışıyorlar. Alevilik inancı, 30 milyon Alevi Kültür Başkanlığı’nın içine sığmaz, sığmaz. 30 milyon Aleviyi bir müdürlük içine sığdıramazsınız. Aleviler, rızalığı siz canlardan alırlar. Rızalığı saraydan almanızı istiyorlar. Aleviler asla kata Saraydan rızalık almazlar. Onu için bu Kültür ve Turizm Bakanlığının bu beyhude yaklaşımlarından bir an önce vazgeçip Alevi yurttaşlarımızın özgürce kendi örgütlenmesi içinde kendi inançlarını yaşayabilecekleri bir zemin yaratmaları gerekiyor. Dün Kürt coğrafyasında koruculuk dayatılıyordu, bugün dedelerimizi, pirlerimizi, analarımızı maaşlara bağlayarak Alevi yurttaşlarımızın içinde korucular yaratmak istiyorlar ama bunu çok iyi bilsinler Aleviler asla Kültür ve Turizm Bakanlığının yaratmaya çalıştığı bu koruculuk anlayışını kabul etmeyecektir. Aleviler asla para pula mevki ve makamla fikriyatını satmayacaktır. Bunu satanlar Alevi değildir Alevi inancından değildir.”
ÖZEL: HACI BEKTAŞ VELİ’NİN HUZURUNDAYIZ
Hacı Bektaş Veli’yi anarak konuşmasına başlayan Özel, şunları söyledi:
“Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin manevi huzurundayız. 753 sene önce hakka yürüyen ama söyledikleri ve yaptıklarıyla bugünümüze ışık tutan hünkarın huzurundayız. Daha Avrupa’da rönesans, reform ortaya çıkmamışken; modern batı aydınlanması yaşanmamışken, bırakın evrensel insan hakları sözleşmesini, evrensel insan hakları değerleri tartışılmazken, ‘her ne ararsan, kendinde ara’ diyen, ‘hiçbir milletti ve insanı ayıplamayın’ diyen, ’72 millete bir nazar ile bak’ diyen, ‘dili, dini, rengi, ne olursa olsun, iyiler iyidir’ diyen, kadının adı yokken ‘bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok’ diyerek kadını karar süreçlerinin içine dahil edip, kadın sözünü erkek sözüyle bir gören hünkarın huzurundayız. Bu topraklarda çok acı dönemler, çok acı günler, çok acı aylar, yıllar yaşandı. Yıllardır kan, gözyaşı, zulüm bir durduysa üç yürüdü. Kerbela’da akan kan, Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta akmaya devam etti. Kerbela’nın direnci sokak ortasında katledilen bilim insanlarının, sendikacıların, gazetecilerin, Berkin Elvanların, milyonların katıldığı cenaze törenlerinde o direnç vardı. Kerbelanın yası, kimi zaman Berkin’in, Ali İsmail’in, Abdullah Cömert’in mezarının başına bir sis gibi kondu.”
Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na tepki gösteren Özel, Alevilere eşit vatandaşlık hakkı verilmediğini söyledi.
Özel, şöyle devam etti:
“İktidar partisinin burada yıllardır süren bir geleneği yok sayarak, buradaki canlıların meşru resmi siyasi temsilcilerini dışlayarak, 15 Ağustos akşamı apar topar alternatif bir tören tertip etmelerini en başta Hacı Bektaş’ın mirasına yapılmış büyük bir saygısızlık olarak görüyor ve kınıyorum. Bugün Alevilerin en etkin şekilde çözüm bekleyen, katkı bekleyen sorunları var. Türkiye, vicdanları yaralayan, bir türlü açıkça ifade edilmeyen bir ayrımcılıkla Alevilere eşit vatandaşlık haklarını vermemiştir. Yürürlükte olan Anayasa’daki tüm ifadelere rağmen uygulama sırasında ve kanun yaparken, kanunları uygularken Alevi vatandaşlara eşit yurttaş muamelesi yapılmamakta, ayrımcılığa tabi tutulmakta, ötekileştirilmekte ve haklı talepleri duymazdan gelinmektedir. Cemevleri Aleviler için ibadethanedir. Bizler için de ibadethane olacaktır. Bu yasal hak tanınana, bu anayasal hak kabul edilene kadar sizin mücadeleniz benim mücadelemdir. Camilerin ibathane görülüp, cemevlerinin ibadethane sayılmadığı, ÇEDES programı altında laik eğitim örselenip, katledildiği, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adıyla Alevilerin kabul etmediği bir kurumun ve işleyişin oluşturulduğu ve maalesef vaktiyle ‘cemevi cümbüş evi’ diyen, cem ile cümbüşü bir tutan yönettiği bu ülkede cümbüşün yeri Kültür Bakanlığı olduğu kabuluyle bir inancı Kültür Bakanlığına bağlayarak bu hakareti, bu hor görmeyi kurumsallaştıran bir anlayışa itiraz ediyoruz. Haklı itirazlarınızın yanındayız.”
“BİZ DOĞRU DURMAYA VE DOST KAPISINI AÇIK TUTMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Kendisinden önceki CHP genel başkanlarına vefalarını göstermek için iktidar olacaklarını belirten Özel, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Madımak utancıyla bu devlet hala yüzleşmemiştir. Madımak bir utanç müzesi olana kadar mücadelenizi mücadelemiz olarak hep birlikte sürdüreceğiz. Yolculuğumuz, ülkemiz için, barışa, adalete, hoşgörüye, güzel ahlaka, erdeme, bilime ve umuda giden bir yolculuğu temsil ediyor. Yolumuzu bu toprakların değerleriyle, Hünkar Hacı Bektaş’ın, Abdal Musa’nın, Mevlana’nın Yunus Emre’nin ve nice eren ve evliyanın öğretileriyle aydınlatıyoruz. Biz doğru durmaya ve dost kapısını açık tutmaya devam edeceğiz. Aslan ile ceylanın bir arada yaşayabildiği, bereketin ve hoşgörünün egemen olduğu bir ülkeyi gelecek nesillere miras bırakana kadar bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Burada Cumhuriyet Halk Partisi’nin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘iki büyük eserimden biridir’ dediği partinin genel başkanı olarak bulunuyorum. Hacı Bektaş’ta tüm Türkiye’ye söylemek isterim ki bu partinin ilk genel başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e de tüm genel başkanlarına da benden önceki genel başkanı çok kıymetli Kemal Kılıçdaroğlu’na da vefamızı göstermenin en önemli yolu onların partisini iktidar yapmaktır. Hep birlikte bunu başaracağımıza and içiyorum.”
Konuşmaların ardından yapılan ödül töreninde, “Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü” Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy’a, “Hacı Bektaş Veli Akademik Araştırmalar Ödülü” Doç. Dr. Meral Salman Yıkmış’a, “Hacı Bektaş Veli Kültür ve Sanat Ödülü” Kılavuz Bakır’a, “Hacı Bektaş Veli Yaşayan İnsan Hazinesi Ödülü” Adil Ali Atalay’a takdim edildi.
PİRHA- Aleviler Hacıbektaş’ta Alevi örgütleri öncülüğünde “Dergahlarımızı geri istiyoruz” şiarıyla yürüyüş yaptı. Dergah önünde konuşan Alevi örgütlerinin genel başkanları, dergahın işgal altında olduğunu, hükümetle işbirliği içinde olan Alevilerin derhal bu karardan vazgeçmeleri için çağrı yaptı. Cemevi Başkanlığını tanımadıklarını bir kez daha ifade eden başkanlar, iktidarın “Alevisiz Alevilik” yaratmaya çalıştığını vurguladı.
Aleviler, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde yapılan 61. Ulusal 35. Uluslarası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında, “Dergahlarımızı geri istiyoruz” diyerek Devlet hastanesi önünden Hacı Bektaş Veli Dergahı’na yürüdü.
CUMA ERÇE: HAİNLİĞE SON VERİN YOKSA İSMİNİZ TARİHE HIZIR PAŞA OLARAK GEÇECEK
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, “Binlerce yıldır diz çökmeyen Alevi inancının sevgili canları, kaç gündür dergahımız işgal altında. Silahlı kuvvetlerin gölgesinde cem tutan hainlere sesleniyorum bu hainliğe son verin yoksa isminiz tarihe Hızır Paşa olarak geçecek. Arkamızda duran Kültür merkezi onların alanı ilan edildi. Unutmayın ki Hızır paşalar Yezidler halkımız için lanetlenmeye mahkumdur. Boynunda kartları taşıyanlar o kartları atın” dedi.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “3 gün burada mücadele veriyoruz. Buranın gerçek sahipleri sizlersiniz. Bugün bizi parayla terbiye etmeye çalışıyorlar. Siz bu başkanlığın başındaki kişinin faaliyetlerini biliyor musunuz? Alevi Ansiklopedisini Sünni akademisyenlere yazdırıyorlar. Alevisiz Alevi yaratmaya çalışıyorlar. Ziyaretçi kartlarınızı çıkartın. Biz Aleviyiz bizim kanımızda direnmek var itaat etmek yok” diyerek tepki gösterdi.
ERCAN GEÇMEZ: BİR OLDUK, İRİ OLDUK, DİRİ OLDUK
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez ise “Bugün hep birlikte Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi bir olduk, iri olduk, diri olduk. Biz 72 millete aynı nazardan bakan bir milletiz” ifadesini kullandı.
MUSTAFA ARSLAN: ELİNİZİ İNANCIMIZDAN ÇEKİN
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Arslan da “Gericiliğe, ırkçılığa geçit vermeyeceğiz” diyerek şu ifadeleri kullandı:
“Herkesin kendi inancını özgürce yaşamasını istiyoruz. Herkesin eşit yurttaş olmasını istiyoruz. Kimse babasının parasını vermiyor. Aleviler dergahlarımız bizimdir diyor. Elinizi inancımızdan, dergahımızdan çekin. Sizin kurduğunuz Başkanlığı tanımıyoruz.”
ZEYNEL ABİDİN KOÇ: MÜCADELEYİ SONUNA KADAR SÜRDÜRECEĞİZ
Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç ise “Biz tüm Alevi örgütleri olarak mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Dün silahların gölgesinde cem yapıldı, bugün tüm Alevi kurumları burada. Akşam cemimizi yürüteceğiz” diye konuştu.
Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) Eşit Başkanı Mehmet Gündüz de “Tüm ezilenlerin yan yana olması gereken bir süreç o yüzden Avrupa’da sesinizi duyurmaya devam edeceğiz. Alevilik vardır, Alevilik haktır” dedi.
PİRHA- 61.Ulusal 35.Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri, Alevi örgütlerinin Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda yaptığı oturma eylemi ile başladı.
Alevi Bektaşilerin Yol önderlerinden Pir Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri bugün Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde Hünkarın dergahının önünde başladı. Etkinliğe; Alevi dedeleri, analar, Alevi kurum başkanları ve Yola gönül veren Aleviler katıldı.
61.Ulusal 35.Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri programının ilk günü Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapılan oturma eylemi ile başladı. Etkinlikler 16-17-18 Ağustos’ta olmak üzere 3 gün sürecek.
ERÇE: DERGÂHIMIZI BU GERİCİ, IRKÇI ZİHNİYETE TESLİM ETMEYECEĞİZ
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, “Bugün bir olmazsak yarın bir araya gelemeyeceğiz. Dergahımızı bu gerici, ırkçı zihniyete teslim etmeyeceğiz. Gün birlik olma günüdür. Kendi canlarımız yakasında bulunan kart ile alınıyor, bu bir zulümdür. Pir Sultan’ın boynuna geçirilen urgan şimdi canlarımızın boynuna geçirilmek isteniyor” dedi.
ASLAN: AKP, HACIBEKTAŞ HALKININ VERGİSİYLE YAPILAN KÜLTÜR MERKEZİNİ BİLE KULLANDIRMIYOR
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ise “AKP iktidarı, Hacıbektaş halkının vergisi ile yaptığı merkezi bile kullandırmıyor. Alevilere o mekanlar kapalı. Onlar bize izin vermeseler de Hacıbektaşın her alanı bizim için kutsaldır. Biz buradayız” diye konuştu.
“ALEVİLER VARDIR, ALEVİLİK HAKTIR”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Genel Başkanı Vakfı Ercan Geçmez de konuşmasında şunları söyledi:
“Aleviler yüzyıllardır dergahlarına gelerek niyaz oluyorlar. Dergahlarımız bizimdir. Aleviler üzerinde hegemonya oluşturmaya çalışıyorlar. Aleviler vardır, Alevilik haktır.”
Anma, semahlar ve deyişler ile devam ederken, Hacı Bektaş Veli Dergahı ziyaret edilecek.
PİRHA-Alevi kurumları ve katliamda katledilenlerin aileleri, Madımak Katliamı’nın 31.Yılı nedeniyle, katledilen canların fotoğraflarının yer aldığı tişörtler ile Ankara Şubesi’nden Karşıyaka Mezarlığı’na yürüdü. Ardından, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 kişi, Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda ki anıt mezarda anıldı.
Alevi kurumları ve katliamda katledilenlerin aileleri, Madımak Katliamı’nın 31. Yılı nedeniyle “zaman aşımı kararını tanımıyoruz” diyerek, Karşıyaka Mezarlığı’nda düzenlenecek anma öncesinde, 6 Temmuz 1993 tarihinde olduğu gibi Ankara Şubesi’nden Karşıyaka Mezarlığı’na yürüdü. Yürüyüşün ardından, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Madımak Oteli’nde katledilen 33 canı, Ankara Karşıyaka Anıt Mezarlığı’nda andı.
Anma katliamda yaşamını yitirenler için saygı duruşu yapılmasıyla başladı.
“MUTLAKA HESABINI SORACAĞIZ”
PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe konuşmasında şunları söyledi:
“Günlerde, haftalardır gündemimiz 2 Temmuz. 31 yıldır vazgeçmedik. 31 asır da geçse vazgeçmeyeceğiz. 33leri unutturmaya çalışıyorsunuz biliyoruz, katliamı aklamaya çalışıyorsunuz biliyoruz. Kararlıyız, kararlığı olduğumuzu da her fırsatta ifade etmeye devam edeceğiz. Bu davanın insanlık davası olduğunu çoktan deklare ettik. Bu dava insanlık davasıyla, insanlık var olduğu sürece bu dava sürecek. Herkesin eşit ve bir arada yaşayabildiği, özgür bir ortamı yaratıncaya kadar bu dava devam edecek. Bugün ki siyasal iktidar gücünü Madımak’tan aldı. Unuttukları bir şey var, biz de gücümüzü oradan alıyoruz. Onlar 30. Yılında “zaman aşımı” dediler, biz ise “zaman aşımı olmaz, bu bir insanlık suçudur” dedik.
10 Ekim için de zaman aşımı kararı verdiler. Bu adaleti sağlayamazsak, Sivas’ın hesabını soramazsak 10 Ekimi’de soramayacağız, ondan sonra gelecekleri de. Cumhuriyet tarihi boyunca, Koçgiri’den Zini Gediği’ne, Çorum’a, Maraş’a kadar, bugüne gelinceye kadar yaşadığımız. Bütün katliamların sorumluları belli, onlara kol kanat gerenler belli. Bu katliamı hazırlayan da, katliamcılara destek veren de devlettir. Biz yeniden başlıyoruz ve ilk gün olduğu gibi canlarımızı buraya uğurlarken yürüdüğümüz mesafeyi, yaklaşık 20 km’yi yürüdük. Dağları da aşarız. Mutlaka hesabını sorarız.”
“UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”
ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan ise “Bu dava bir insanlık davasıdır. Bu katliamı yapanları belli. Onlarca katliamın hesabını sormak için herkesin huzurunda söz veriyoruz. Unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.
HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, “Onların ellerinde bir utanç kaldı. Bizim elimizde ise unutmamak, unutturmamak var” diye ekledi.
Yapılan konuşmalar ardından mezarlara karanfiller bırakılarak anmaya son verildi.
PİRHA-1980 yılında faşistler tarafından yapılan Çorum Katliamı’nın 44. yıldönümü nedeniyle Çorum Emek ve Demokrasi Platformu bir yürüyüş düzenledi. Alevi kurumlarının öncülüğünde yapılan anmada arşivlerin açılıp, sorumluların yargılanması, Kadeş Meydanı’na bir barış anıtı dikilmesi istendi.
Çorum Emek ve Demokrasi Platformu, 1980 yılında faşistler tarafından yapılan Çorum Katliamı’nın 44. yıldönümü nedeniyle bir yürüyüş düzenledi.
Yürüyüşe; Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Veli Solmaz Dedenin kızı Nayman Ana, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Kurucu Başkanı Turgut Öker, HDP Eş Genel Başkanı Sultan Özcan, Eş Genel Başkan Yardımcıları Yüksel Mutlu, Mahfuz Güleryüz, DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Çorum İl Örgütü ve yöneticileri, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, CHP İl Başkanı Mehmet Tahtasız, CHP Merkez İlçe Başkanı Ulaş Tokgöz, CHP İl Genel Meclis Üyeleri, Belediye Meclis Üyeleri, Gençlik ve Kadın Kolları temsilcileri, İl-İlçe yöneticileri, Emek Partisi yöneticileri, bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, platform bileşenleri ile vatandaşlar katıldı.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi önünde toplanan kitle, “29 Mayıs – 4 Temmuz 1980, Unutmadık, unutturmayacağız” pankartıyla Kadeş Barış Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti.
“Çorum’u unutmadık. Herkes için adalet” dövizlerinin yanı sıra katliamda yaşamını yitirenlerin de fotoğrafları taşındı.
Yapılan yürüyüşün ardından Çorum Emek ve Demokrasi Platformu adına yapılan ortak açıklamayı Ahmet Özden okudu. Ardından Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez bir konuşma yaptı. Yapılan konuşmalarda, Çorum Katliamı’nın insanlığa karşı suç olduğu belirtilerek, sorumluların açığa çıkarılarak yargılanması istendi. Etkinlikte ayrıca Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı semahçıları semah döndü.
“BUGÜN GAZZE’DE YAŞANAN NEYSE 44 YIL ÖNCE ÇORUM’DA YAŞANAN DA ODUR”
Çorum Katliamı’nın 44’üncü yıl dönümünde 1980 yılında, yakılarak öldürülen Veli Dede’yi, Ahmet Doğan’ı, işkence yapılarak öldürülen Gökşen Kartal’ı, sokak ortasında vurulan Süleyman Atlas’ı ve diğer tüm yurttaşları anarak konuşmasına başlayan Ahmet Özden, “Bugün Filistin’de, Gazze’de yaşanan neyse, 44 yıl önce Çorum’da yaşanan odur. Nasıl bugün Gazze’de İsrail tarafından yapılan soykırımı lanetliyorsak, Çorum Katliamı’nı da lanetlememiz gerekir” dedi.
Hangi kişi, hangi siyasi parti ‘unutalım, eski yaraları kaşımayalım, olmamış gibi davranalım ve birlikte yaşamaya devam edelim’ diyorsa o kişinin katliamda ortaklığı olduğunu, bu yarayı kanatmayın diyenlerin, iktidara yamanıp insanlığını kaybedenler olduğunun altını çizen Özden, “Katliamı, katliamları unutmayalım, unutturmayalım çünkü toplumlar bazı olay ve olguları unutmamalıdır. Geçmişi unutmamak bugünü ve geleceği anlamamızı ve bir daha katliamların yaşanmamasını sağlar” değerlendirmesinde bulundu.
“Eğer Maraş Katliamı’nın yargılaması yapılsa gerçek katiller bulunsaydı Çorum Katliamı olmazdı, Çorum Katliamı’nın hesabı görülseydi Sivas Katliamı olmazdı” diyen Özden konuşmasını şöyle sürdürdü:
“12 Eylül 1980 Darbesine zemin hazırlamak için halklar arasındaki mezhep ve inanç farkı kullanılarak çatışma ortamı yaratılmış ise bugün de aynısı yapılmaktadır. 24 Ocak 1980 yılında alınan ekonomik kararları uygulamak için askeri darbe yapılmıştır. Yüzlerce insan çatışmalarda bunun için ölmüş, öldürülmüş ve yaralanmıştır. Binlerce insan cezaevlerine girmiş, memleketinden ve ülkesinden göç etmiştir.
Bugün ülkemizde yaşanan ekonomik kriz ve yine bir çatışma ve şiddet ortamı yaratılmaya çalışılıyor. Bu ülkede göçmen sorununu kim yarattı? sınırlarımızı göçmenlere kim açtı? Milyonlarca göçmeni para karşılığında kim bu ülkede neden tutuyor? bu soruları sormadan, sırf yurdundan, vatanından buralara gelmiş insanları suçlu görürsek, 12 Eylül darbesinden ders almamışız demektir.
“ARŞİVLER AÇILMALI SORUMLULAR YARGILANMALIDIR”
Çorum Emek ve Demokrasi Platformu olarak, Çorum anmalarında iki temel talebimiz bulunmaktadır. Bu taleplerden birincisi, Çorum Katliamı insanlığa karşı suçtur ve zaman aşımı işlemez. O nedenle tüm devlet arşivleri açılmalı ve gerçek sorumlular yargılanmalıdır. Çünkü “Çorum Katliamı” dava dosyalarının tamamı; adi bir olay olarak görülmüş, tetiği çekenler bulunmuş gibi yapılarak göstermelik yargılamalar yapılmıştır. Oysa bu yargılamalar sonunda asıl faili bulması gerekir. Kim bu tetikçi katilleri kullandı? Kim bu çatışmaları körükledi? Kim bu silahların yurda sokulmasına izin verdi? Kim bu katliamın planını yaptı?
Örneğin, Çorum’da katliam başlamadan önce, bir kısım polis şeflerinin Çorum ataması neden yapıldı? (Nail Bozkurt gibi) ya da Vali olarak Rafet Üçelli Çorum iline neden atanmıştır? Ya da ABD elçilik temsilcilikleri neden Çorum’u ziyaret etmiştir? TRT, inşaat halinde olan ve hiç kimse tarafından yakılmamış olan caminin yakıldığını neden saatlerce haber yapmıştır?
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 12 Eylül darbe iddianamesinde, Çorum Katliamı’nın, darbeye zemin hazırlamak için kullanıldığını açıkça yazmaktadır.
“KADEŞ MEYDANI’NA BARIŞ ANITI DİKİLSİN”
Çorum Emek ve Demokrasi Platformu olarak ikinci temel talebimiz ise Kadeş Barış Meydanı’na bir barış anıtı dikilmesini talep ediyoruz.
Eğer bu şehir barışın ve kardeşliğin şehri olacaksa geçmişi ile yüzleşmelidir. Bu şehirdeki mezhep farklılığı, kültür ve inanç farklılığı çatışmanın bir nedeni olarak kullanılmıştır. Yüzlerce yıl barış içinde aynı köyde, aynı mahallede, aynı sokakta yaşayan insanlar tetikçiler kullanılarak; fırınlarda yakılarak, işkence edilerek öldürülmüştür, binlerce insan tutuklanmış, binlerce insan yerinden yurdundan edilmiştir.
Bu kentte bu nedenle bir barış ve kardeşlik anıtı olmalıdır. Bu nedenle bir anıt dikilmesini talep ediyoruz.
“BARIŞ VE KARDEŞLİK MAHALLEDEN BAŞLAR”
Bu kentte Alevi- Bektaşi inancından olmanın baskı ve ötekileşmeye neden olduğunu bilmeyen yoktur. Göstermelik eşitlik nutuklarının altında, alttan alta bir ötekileştirme ve nefret söyleminin kullanıldığını da bilmeyen yoktur. Eğitimdeki yeni düzenleme ile egemen mezhebin ve tarikatların din anlayışının zorla Alevi- Bektaşi inancına sahip kişilerin çocuklarına öğretildiği bu baskı ve ötekileştirmenin en güzel örneğidir.
Bizler kardeşliğin, barışın mahalleden, sokaktan başladığına inanan insanlarız, fakat devletinin kurum ve kuruluşlarının vatandaşlara eşit davranması gerektiği yani eşit yurttaşlık talebimizin bulunduğunun da bilinmesi gerekir. Bu nedenle farklılıklarımızı kabul ederek eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve insan hakları demokratik bir ülkede tüm hak ve özgürlüklere sahip bir vatandaş olarak barış içerisinde yaşamak istiyoruz. Bu nedenle barış ve kardeşlik anıtının Kadeş Meydanı’na dikilmesini istiyoruz.”
Ardından söz alan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez ise adalet vurgusu yaparak şunları belirtti:
“44 yıldır hala sesleri kulaklarımızda olan canlarımız için adalet istiyoruz. Kaybedilen bedenlerinin hiç olmazsa bir mezarları olsun diye adalet istiyoruz. Bu katliamı yapanlardan hesap sorulsun diye adalet istiyoruz. Bu ülkeye eşitlik ve demokrasi gelsin diye adalet istiyoruz. Irkçılık ve faşizm yok olsun diye adalet istiyoruz. Eğitim laik ve demokratik olsun diye adalet istiyoruz. Bir toplumsal yüzleşme olsun diye adalet istiyoruz.”
NE OLMUŞTU?
28 Mayıs 1980 günü faşist saldırılarla başlayan Çorum Katliamı 10 Temmuz 1980’e kadar devam etti. Saldırılarda 57 Alevi yurttaş yaşamını yitirirken 300’e yakın yurttaş da yaralandı. 300’e yakın ev ve işyeri ise tahrip edildi.
27 Mayıs 1980 günü MHP’li bakanlardan Gün Sazak’ın öldürülmesinin ardından Çorum’da ırkçılar saldırıların fitilini ateşledi. Ancak, Maraş Katliamı’nın etkisiyle halkın sokaklara barikatlar kurarak kendilerini savunmaları sonucunda o gün saldırganlar istedikleri sonucu alamadı.
4 Temmuz Cuma günü saldırgan güruh, Çorum’da sokağa çıkma yasağı kaldırıldıktan sonra uzun menzilli silahlar ve bombalarla topyekün saldırıya geçti.
Cuma günü olaylar, TRT’nin Milönü Mahallesi’nde bulunan Alaaddin Camisinin bombalandığı ve kurşunlandığı şeklinde yalan haberleri yaymasıyla doruk noktasına çıktı. TRT Çorum muhabiri bu haberi kendisinin yapmadığını söylese de, TRT polis kaynaklı olduğunu söylediği haberde ısrar etti.
Çorum’da saldırılarda 57 Alevi yurttaş katledildi, 300’e yakın yurttaş ise yaralandı. 300’e yakın ev ve işyeri de tahrip edilerek yıkıldı.
PİRHA- Okmeydanı Cemevi’nde polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt’un bugün görülen duruşmasında sanık Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, “Bir kez daha hukuksuzlukla baş başa kaldık” dedi. Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt ise “Bir insanın hayatının, bir çocuğun babasız bırakılmasının, bir anne babanın kanser olmasına sebep olup ölmesinin, eşimin elimden alınmasına sebep olmanın karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz” diyerek tepki gösterdi.
Uğur Kurt, 22 Mayıs 2014 tarihinde Okmeydanı Cemevi’nde bir yakınının cenazesi için cemevinin bahçesinde bulunduğu sırada polis tarafından başından vurularak hayatını kaybetmişti. Mahkeme Uğur Kurt’u katleden polis Sezgin Korkmaz’a 25 Nisan 2017’de 1 yıl 8 ay hapis cezası vermişti ancak verilen ceza 12 bin 100 lira para cezasına çevrilmişti. Anayasa Mahkemesi kararıyla sanık polis Sezgin Korkmaz yeniden yargılanmaya başladı.
Uğur Kurt’un davası Çağlayan Adliyesi 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Uğur Kurt’un eşi ve ailesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Sekreteri Yeşim Kantekin ve CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik katıldı.
Mahkeme, Sanık Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi.
“BİR KEZ DAHA ÖLDÜĞÜMÜZLE BAŞ BAŞA KALDIK”
Duruşma sonrası Çağlayan Adliyesi önünde yapılan basın açıklamasında konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı(HBVAKV) Başkanı Ercan Geçmez, “Bu bir cami avlusunda olsaydı ne olurdu bilmiyorum. Bir cemevi avlusunda vurularak öldürüldü ardından adaleti bekliyoruz, bize tekrar ceza veriliyor. Bu Türkiye’nin önemli davalarından bir tanesiydi. Sokakta yürüyen herkesin can güvenliğini ilgilendiren bir davaydı. Türkiye’de hukukun var olup olmadığını gösteren bir davaydı. Bir kez daha hukuksuzlukla baş başa kaldık. Bir kez daha öldüğümüzle baş başa kaldık. Alevilerden ziyade Sünni yurttaşlara sesleniyorum. Bu dava sadece Alevilerin davası değildir. Bu dava sadece Uğur’un davası değildir” dedi.
“MAHKEME HEYETİNİ KINIYORUM”
Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt ise 10 yıldır mücadele verdiklerini belirterek şöyle konuştu:
“10 yıldır adalet için mücadele veriyoruz. Ben bir önceki mahkeme heyetini verdiği karardan ötürü kınamıştım. Bu mahkeme heyetini de kınıyorum. Bir insanın hayatının, bir çocuğun babasız bırakılmasının, bir anne babanın kanser olmasına sebep olup ölmesinin, eşimin elimden alınmasına sebep olmanın karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz.”
PİRHA – HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nı ziyaret etti. Hatimoğulları yaptığı konuşmada “Önümüzdeki dönemde demokrasi ittifakı çerçevesinde başta Aleviler olmak üzere bütün toplumsal dinamiklerle birlikte mücadele yürütmek dışında bir seçeneğimiz yok” diye belirtti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, MYK Üyesi Yüksel Mutlu ve Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nı (HBVAKV) ziyaret etti. HEDEP heyetini, vakfın Genel Başkanı Ercan Geçmez karşıladı.
Yerel seçimlere giderken Alevi kurumlarının görüş ve önerilerini dinleyen HEDEP yöneticileri, yaptıkları ziyaretlere dair “Bu dönemde de Alevi dünyası ile geçmiş dönemde olduğu gibi ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz” diye belirtti.
“KATLİAMLARLA SONUÇ ALAMAYINCA FARKLI YÖNTEMLERE YÖNELDİLER”
Görüşmede konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi:
“Daha önce Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcülüğünü yürütüyordum. O dönemde pek çok kez ziyaretlerimiz, ortak çalışmalarımız oldu. Sadece Alevilerle ilgili son yaşananlara baktığımızda, tarih boyunca yaşadığımız katliamların bir versiyonunu gördük bu iktidar döneminde. Bize yönelik şiddet hiçbir şekilde hız kesmezken, ciddi yasal değişikliklerle başka bir evreye geçilmiş oldu. Özellikle Alevilerle ilgili çıkan düzenlemeler ile Kültür Bakanlığına Aleviliği bağlamak, Aleviliği bir inanç olarak tanımamanın bir başka göstergesiydi. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. O dönemde biz çok ciddi bir muhalefet yürüttük parlamentoda. Hem buna ilişkin hem de diğer Alevi dedelerini maaşa bağlayarak onları ve bizleri asimile etmeye dönük planlara ilişkin muhalefet yürüttük. Katliamlarla sonuç alamayınca daha farklı yöntemlere yöneldiler, yasal bir kılıf buldular. Buna karşı durmak çok önemli. Bu seçimlerde, iktidarın başka bir ideolojik hegemonyayı hayata geçirmeye yönelik adımlar atacağını görüyoruz. ÇEDES projesi bunlardan birisi ne yazık ki. Seküler yaşam daha fazla tehdit altında. Daha çok ırkçılıkla ve tekçilikle yol alacaklar bu dönemde. Başta Alevi toplumu olmak üzere -ki Aleviler örgütlü olan bir toplum- bu ülkedeki farklı halkların ve inançların AKP’nin bu ideolojik hegemonyasına karşı çok güçlü bir mücadele hattı izlemesi gerekiyor. Çok elzemdir bu, çünkü bizim tek tek hayatlarımıza müdahale ediyorlar.”
“BİRLİKTE MÜCADELE YÜRÜTMEK DIŞINDA SEÇENEĞİMİZ YOK”
“Cemevlerine “cümbüş evi” demekten geri adım atmıyorlar. Semahımıza “ne idüğü belirsiz ibadet” demekten geri durmuyorlar. Bütün bunlara karşı en güçlü şekilde mücadele yürütmemiz gerekiyor. Hakikaten seküler yaşam bu ülkede tehdit altında. Biz bir yandan bu ülkede demokratik İslam çizgisinin önemini vurgularken konferanslarda ve toplantılarda, öte yandan özgürlükçü laikliğinin mücadelesinin verilmesinin önemine vurgu yapıyoruz. Kongre öncesi yaptığımız konferansımızda da siyasal hattımız açısından bunun önemine detaylı bir şekilde değindik. Biriz, beraberiz, dayanışma içindeyiz. Bu mücadele ortak mücadelemizdir, demokratik bir toplum yaratmak hepimizin görevidir. Yeni dönemde gerçekten bıçak kemiği kesiyor. AKP’nin yaptıkları dayanılmaz hale geldi. Bu ülke ya daha geriye gidecek ya da birlikte bir kurtuluş yolu bulacağız. Bu bakımdan, önümüzdeki dönemde demokrasi ve mücadele ittifakı çerçevesinde başta Aleviler olmak üzere bütün toplumsal dinamiklerle birlikte mücadele yürütmek dışında bir seçeneğimiz yoktur. Bunun için daha çok görüşmeye, ortak mücadeleyi yürütebileceğimizi daha çok konuşmaya HEDEP olarak ihtiyaç duyuyoruz. Onun için kapılarınızı daha sık çalacağız, sizlerle görüş alışverişinde bulunacağız.”
“İKTİDAR ALEVİLİĞİ DE ŞEKİLLENDİRMEYE ÇALIŞIYOR”
HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez de ziyaretten duyduğu memnuniyeti vurgulayarak şunları söyledi:
“Yapısal sorunlar var ve bu sadece bu iktidarla sınırlı değil. Biz yıllardır laik demokratik bir ülke mücadelesi veriyoruz. Bizim için bu kıymetlidir. Türkiye geriye doğru gidiyor. Gittikçe insanlar birbirine düşman hale getiriliyor. Din temelli kurumlar siyasetin her alanına yayılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı aleni şekilde iktidar ve bütün söyledikleri kanun haline geliyor. Eğitimin her alanının çehresini değiştirdiler. Burada siyasilere çok iş düşüyor. Daha çok sokakta ve Meclis’te bunun mücadelesinin verilmesi gerekiyor. Cemevlerini Kültür Bakanlığına bağladılar ama Alevilerin böyle bir hayatı yok. Aleviler dinin siyasal yaşamdan çıkarılmasını öneriyorlar. Aleviler seküler bir yaşam sürdürmeye çalışıyorlar. Bu iktidar Aleviliği de şekillendirmeye çalışıyor. Türkiye demokrasiye inanmıyor. Siyasi tarafgirlik yan yana gelmemizi zorlaştırıyor. Ekonomide devalüasyonu aşan bir durum var. Her gün her şeye zam geliyor. Her gün sokakta insanlar öldürülüyor. Bütün bunlara karşı bile eylem yok. Gazze saldırılarında Türkiye barışsever kesildi ama kendi sorunlarının çözümünü reddediyor. Bir yere barış götürmek için insanın önce kendi içinde barışık yaşaması gerekiyor.”
PİRHA –TİP Genel Başkanı Erkan Baş “Özgürlük Yürüyüşü”nün 20. gününde Ankara’da. Kendisini karşılayan Alevi kurum temsilcileriyle bir açıklama yapan Baş, “Bugün adımlarımızı Alevilerin özgürlük mücadelesi için atıyoruz” dedi. Alevi başkanlar ise özgürlük yürüyüşünü başından beri desteklediklerini vurguladılar.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş’ın, partisinin Hatay Milletvekili Can Atalay ve Gezi tutuklularının tahliye edilmemesine karşı Hatay’dan başlattığı, Ankara’da sona ermesi planlanan ‘Özgürlük Yürüyüşü’ 20. gününde.
Ankara’da Alevi kurum temsilcileri, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Heyetine ve Erkan Baş’ın yürüyüşüne destek verdi . Erkan Baş ve Alevi kurum temsilcileri yürüyüş öncesi açıklama yaptı.
“KAZANANA KADAR BU YÜRÜYÜŞ DEVAM EDECEK”
Erkan Baş, Özgürlük yürüyüşünün bugün eşit yurttaşlık hakkı için olduğunu söyleyerek “Alevi yurttaşlarımızın özgürlük taleplerini yüceltmek, o mücadelenin sesine ses katmak için gerçekleştiriliyor. Bugün adımlarımızı Alevilerin özgürlük mücadelesi için atıyoruz”dedi.
Baş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Biz bu yürüyüşü elbette vekilimiz özelinde başlattık ama 20 gündür her gün Türkiye’de özgürlükleri gasp edilen farklı toplumsal kesimlerin sesi olmaya, onların taleplerini bir de biz yükseltmeye, mümkün olduğunca onların kendi taleplerini, kendi sözleriyle ifade etmeleri için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Biz bu duruma alışmayacağız. Yasaların, anayasaların ayaklar altına alınmasına, bu ülkenin kaderinin bir kişinin iki dudağına sıkıştırılmasına bizi alıştırmak istiyorlar. Biz alışmayacağımızı göstermek için geçmişten gelen çok köklü bir yolculuğu, bugün yeniden güncelliyoruz. Ve kazanana kadar bu yürüyüş devam edecek.”
“BAŞINDAN BERİ DOSTLARIMIZLA YAN YANA YÜRÜYORUZ”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, söz alarak “Biz de Türkiye İşçi Partisi’nin özgürlük yürüyüşüne destek vermek için ve seçilmesine rağmen halkın temsilcisi olan Can Atalay’ın biran evvel parlamentoda siyaset yapabilmesi için, Türkiye’nin daha demokratik bir ülke olabilmesi için, Alevilerin eşit yurttaşlık talebinden tutun Türkiye’deki bütün diğer toplulukların tamamının temel hak ve özgürlüklerini desteklemek için bugün Türkiye İşçi Partisi’nin yürüyüşüne geldik. Desteğimiz sadece bugün için algılanmasın, başından beri birlikteyiz. Başından beri dostlarımızla yan yana yürüyoruz” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe ise “Biz de Alevi kurumları olarak Türkiye İşçi Partisi’nin başlatmış olduğu bu özgürlük yürüyüşünü canı gönülden destekliyoruz. Talepleri taleplerimizdir. Alevilerin yıllardır vermiş olduğu eşit yurttaşlık mücadelesiyle adalet mücadelesi, örtüşen kavramlar ve örneklerdir. Bu anlamıyla bu yürüyüşü Aleviler olarak destekliyoruz ve Alevi kurumları olarak buradayız” diye konuştu.
“CAN CANA OLMAYA GELDİK”
Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan da, şunları kaydetti:
“Türkiye İşçi Partisi’nin özgürlük yürüyüşünü selamlamak, onlara destek ve katkı vermek için buradayız. Türkiye’de hukukun ve adaletin yok edildiği, çiğnendiği bir süreçte hepimizin demokrasiye, laikliğe, özgürlüğe ihtiyacı var. Alevi kurumları olarak da bu topraklarda ülkenin daha laikleşmesi, demokratikleşmesi için mücadele veriyoruz. Bugün de o mücadelenin büyük bir parçası Türkiye İşçi Partisi’nin bu adalet, özgürlük yürüyüşünü selamlamaya, onlarla can cana olmaya geldik.”