Etiket: Ercan Kazım Özer

  • Dede Özer: İktidar kendi dedelerini yaratmak için İlahiyat Fakülteleri’nde bölümler açıyor! -VİDEO

    Dede Özer: İktidar kendi dedelerini yaratmak için İlahiyat Fakülteleri’nde bölümler açıyor! -VİDEO

    PİRHA- Axuçan Ocağı Yol Yürütücüsü Ercan Kazım Özer, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi kurumların tarih boyunca varolduğunu ifade ederek, “Aleviler ve Alevi örgütlülüğü bu yaşananlara karşı ne yapıyor?” sorusunu sordu.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Cumhuriyet tarihinin en önemli adımı” cümlesiyle kurulduğunu açıkladığı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevilere yönelik “Böl-parçala-yönet” politikası sürüyor.

    Alevi toplumu ve kurumlarının “Alevi Diyaneti” olarak tanımladığı başkanlığın faliyetleri tepki çekmeye devam ediyor.

    Axuçan Ocağı Yol Yürütücüsü Ercan Kazım Özer, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetleri ile ilgili PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI TARAFINDAN BİRİLERİNE DEDELİK UNVANI VERİLECEK”

    Devlet aklının sadece günün söylemleri ve davranışlarıyla hareket etmediğini, geçmişten bugüne ortak aklı kullandığını belirten Özer, devletin kendi dedesini yaratmak için İlahiyat Fakülteleri’nde bölümler açıldığını söyledi.

    Devletin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi kurumları yeni icat etmediğini dile getiren Özer, “Geçmişte Nakîbül-Eşrâflık diye bilinen bir kurum vardı. (Osmanlı döneminde dini konularda danışmanlık yapmak içi görevlendirilen kişi), bugün onun yerine Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aldı ve sadece ismi değişti. Yoksa faaliyet aynı faaliyettir” diye belirtti.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ ŞAPKALARINI ÖNLERİNE KOYUP BİZ NE YAPIYORUZ DEMELİ”

    “Aleviler ve Alevi örgütlülüğü bu yaşananlara karşı ne yapıyor?” sorusunu soran Özer, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Önce oturup bu kurumlarımızın bir şapkalarını önüne koyup “Biz ne yapıyoruz?” diye düşünmeleri gerekiyor. Yoksa tabii ki devlet yapacak. Devlet kendine alternatif olanı, yönetemediği, hükmedemediği ne varsa bunu kendine benzetmeye çalışacak. Bundan daha doğal bir şey yok.

    Siyasal iktidarın çıkardığı torba yasalarda torbanın içine birkaç tane güzel şeyler koyarak yasalaştırırken 10 tanesini de senin aleyhine olan yasalardır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Derneği Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü! -VİDEO

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Derneği Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü! -VİDEO

    PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği’nde Hızır Cemini yürüten Ağuçan Ocağı evlatlarından Ercan Kazım Özer, “Hızır’ın, Alevi  inancımızda Hakk’ın yeryüzündeki elidir. Her şeye yetişen, her şeye ulaşan, her yerde aynı anda var olan ve varlığını hissettirendir. Hızır’ı çağırmak için arı, duru, pirü pak gönül gerek” diye belirtti.

     

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Derneği Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü. Hızır ayı kapsamında düzenlenen cemi Ağuçan Ocağı evlatlarından Ercan Kazım Özer yürütürken, zakirliği Hayri Aslanboğa üstlendi.

    Çok sayıda yurttaşın katıldığı cemde Ercan Kazım Özer, “Cemlerimizi belirli ritüeller halinde dönüştürüp sadece 12 hizmet yapıp evine gitmek, birer ritüel haline dönüştürmek Yol’umuzun ne erkanına uygun, ne de Yol’umuzu bugüne kadar getiren pirlerimizin yürütmüş olduğu Yol’un kurallarına uygun” dedi.

    HIZIR CEMLERİ ALEVİ İNANCINDA EN KUTSAL SAYILDIĞI CEMDİR”

    Aleviliğin olmazsa olmazlarından olan ikrar, görgü, 4 kapı kırk makam ve enel Hakk kavramları olduğunu belirten Özer, “Bunların hiçbiri cemlerde konuşulmuyor. Bugün Hızır günündeyiz. Hızırla ilgili muhabbetler cemevlerinde çok fazla yapılmıyor. Hızır Cemi Alevi inancının en kutsal ve en önemli saydığı cemdir. Diğer cemlere katılmayabilir. Ama Hızır cemleri Alevi inancının en kutsal cemleridir. Alevi inancındaki Hızır inancı aslında bir yaşam. Diğer erkanlarda da olduğu gibi yaşam döngüsünden anlam bulan bir inançtır” diye konuştu.

    Aleviler  gibi diğer geçmiş kadim topluluklarda da aynısının var olduğunu vurgulayan Özer, “Mesela Çin takviminde hala bugün  balık burcu Çin takviminden alınmadır. Ying Yang denilen bir siyah balık bir de beyaz balık vardır.Bu aslında bir yılın iki yarı evreden karanlık ve aydınlık yarı evreden oluştuğunu anlatan bir bilinçtir” dedi.

    Kazım Özer, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “40 birçok erkanlarımızda var. Bir canımız hakka göçtüğünde 40 günden önce erkanı açılmaz. Dardan indirilmez. 40 günden sonra dardan indirme erkanı yapılır. Semahımız 40’lar semahı ola diyoruz. 40 kavramı inancımızda çok önemli saydığımız kutsal bir kavram. doğanın tabiatın 40’ı çıkmaz mı? Tabii ki o da 40 gün çile çıkarır deriz. Haftemal dedikleri, kara çarşamba dedikleri belirli günler var. Bunlar hep o çile günlerinin içerisindeki günler. O günlere denk gelindiğinde, tabiat 40’ını çıkardığında sayarsanız 21 Aralık’tan Ocağın 30’u akşamı 40 gün tamam olur. 30 Ocak akşamı itibariyle de Şubat ayının sonuna kadarki bir ayın adı inancımızda Hızır ayıdır.

    EVRENDE YAŞAYAN CANLI VE CANSIZ HER VARLIK BİR HAKK’TIR

    Hızır ayında Alevilerin önce kendileriyle iç hesaplaşma yaparlar. Çünkü Yol’umuzda, üzerimizde var olan bu evrende yaşayan canlı cansız her varlık Hakk’ın nurundan bir parçadır. Biz vardan var olan, Hakk’ın varından geldiğimize inanan bir inancız. Onun için evrende ne görürsen her şey Hakk’tan bir parça. Bundan dolayı Enel Hakk, ben de Hakk’ım, ben de Hakk’tan bir parçayım diyen ve parça parça kesilip sonra yakılıp külleri Dicle’ye savrulan Mansur gibi, derisini diri diri yüzdülen Nesimi gibi, Enel Hakk söyleyen kelam, biz Alevilere ait bir kelamdır. Hakkı ve hakikati özünde bilmektir.”

    “HIZIR HAKK’IN YERYÜZÜNDEKİ ELİDİR”

    Bu nazarla bakıldığında evrenin ve kainatın yeniden canlanacağına inandıklarını ifade eden Özer, “Doğa, tabiat yeniden yaşam bulacak. Kıtlık, sıkıntı, eza, cefa günleri bitecek. Hayatı kim başlatacak? Tabii ki Hızır başlatacak. Peki Hızır kim o zaman? Hızır bizim inancımızda sadece bir nebi mi? Bir peygamber mi? Abu Hayat suyu içmiş bir veli mi? Hızır Hakk’ın yeryüzündeki elidir. Her şeye yetişen, her şeye ulaşan, her yerde aynı anda var olan ve varlığını hissettiren hakkın bizzat kendisidir. Onun için hanelere berekettir, bekarlara kısmettir, hastalara şifadır, dertlere devadır. Hızır’ı çağırmaya arı, duru, pirü pak gönül gerek” diye belirtti.

    “HIZIR AYINDA NEFSİN TERBİYE EDİLMESİ GEREKİR”

    Hızır aylarında Hızır ile birlikte önce nefsin terbiye edilmesi gerektiğini vurgulayan Özer, “3 gün Hızır aşkına bir dilek ve murat orucu tutarız. Bazı bölgeler 5 gün nadiren de olsa 7 gün tutan canlarımızın da var.  Mesele o özü algılayabilmektedir. İster 3 olsun, ister 5 olsun. Hızır aşkına lokmalar yapılır. Hızır’ın  3. günün akşamında mesela Maraş bölgesinden Maraş kömbesi yapılır. Bizim Dersim coğrafyasına doğru geçtiğinizde de buğday kavrulur, Kavut yapılır” şeklinde konuştu.

    Hızır Cemi aynı zamanda özünü dara çekme erkanı olduğunun altını çizen Özer, “O zaman da özümüzü dara çekeriz. Peki özümüzü dara çektiğimiz meydanda nasıl rızalaşacağız? İşte onun için Hızır cemleri olmazsa olmaz görgü cemlerimizdir” dedi.

    Cemde gülbenglerin okunmasının ardından okunan nefesler ve deyişlerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar gelen canlara pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

  • AABF Rıza Şehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti depremzedelere açıldı- VİDEO

    AABF Rıza Şehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti depremzedelere açıldı- VİDEO

    PİRHA- 6 Şubat depremleri sonrası büyük yıkım yaşanan Adıyaman’da Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun öncülüğünde Rıza Şehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti açıldı. 

    6 Şubat depremlerinin büyük yıkıma neden olduğu Adıyaman’da Rıza Şehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti kuruldu. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (ABBF) Onursal Başkanı Ethem Şahin, federasyonun Başkanı Özgür Turak ve Ağuçan Ocağı’ndan Ercan Kazım Özer’in katılımı ile Rıza Şehri Konteyner Kenti bugün faaliyete girdi.

    “DERDİNİZE DERMAN OLMAK İÇİN GELDİK”

    ABBF Onursal Başkanı Ethem Şahin konuşmasında, “6 Şubat’ta bir facia yaşadık. O facianın sesleri Adıyaman’da duyulmadı. Sizin sesiniz Avrupa’nın her yerinde duyuldu. Bütün ülkelerin Alevi kurumları sizin sesiniz olmayı kendilerine görev kılarak derdinize derman olmak için buradayız” dedi.

    “6 BİN KİLOMETRE UZAKTA HER GÜN ACINIZI PAYLAŞAN İNSANLAR OLDU”

    “Facianın arkasında bıraktığı anılar hepimizi çok derinden etkiledi” diyen ABBF Başkanı Özgür Turak da, depremzedeler ile acılarını paylaştığını ifade ederek, “Sizden 6 bin kilometre uzakta yaşıyoruz ama her gün acınızı paylaşan insanlar oldu. Alevi inancının da temel öznelerinden olan Rıza Şehri kavramının burada yaşamasını arzuladık” diye konuştu.

    282 KONTEYNER

    Turak, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun, depremzedelerin barınma ve temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için 282 konteynerden oluşan ve içinde çocuk, sağlık birimleri, kütüphane, sosyal tesis, çamaşırhane ve yönetim birimlerinin yeraldığı Rıza Şehri Konteyner Kent Yaşam Alanı’nın  hizmete girdiğini söyledi.

    “EN BÜYÜK İBADET HİZMETTİR”

    Ağuçan Ocağı’ndan Ercan Kazım Özer ise “Yolumuz ve inancımızda en büyük ibadet hizmettir. İbadet yaşamın kendisidir. Bu hizmetlere gönül katan, buraya kadar gelen cümle canların hizmetleri kabul olsun. Hızır cümlemizin yardımcısı olsun. Hakk bizlere bir daha böylesi acılar kederler yaşatmasın. Birliğimiz, dirliğimiz beraberliğimiz daim olsun” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ADIYAMAN 

  • Dede Özer: AKP’nin Kerbela’ya götüreceği dedeleri kurumlarımızdan uzak tutarız-VİDEO

    Dede Özer: AKP’nin Kerbela’ya götüreceği dedeleri kurumlarımızdan uzak tutarız-VİDEO

    PİRHA-Siyasilerin, özellikle seçim dönemlerinde kurdukları ilişkiyi samimi bulmadığını belirten Ağuçan Ocağı’ndan Ercan Kazım Özer, AKP’nin 300 dedeyi Kerbela’ya götürme planına da tepki göstererek, “Gidecek olan dedeleri kurumlarımızdan uzak tutarız” dedi. Özer ayrıca, “Bir televizyona, buzdolabına, iki parça halıya Aleviler muhtaç olacak duruma getirilebilir mi? Alevilerin böyle bir muhtaçlığı da yok” ifadelerini kullandı. 

    Ağuçan Ocağı evlatlarından Ercan Kazım Özer, Alevi gündemine ilişkin birçok konuda PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. Cemevlerinin hala yasal statüye kavuşturulmadığını kaydeden Özer, birçok cemevinin belediyelerin binası şeklinde faaliyet yürütmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Özer, “Maalesef o hayat bulduğu yerlerde sığıntı muamelesi görüyor. Birilerinin iki dudağının arasında bir meclis kararıyla insanları kapının önüne koyabilecek durumda. Bir televizyona, buzdolabına, iki parça halıya Aleviler muhtaç olacak duruma getirilebilir mi? Alevilerin böyle bir muhtaçlığı da yok” dedi.

    “BİRÇOK CEMEVİMİZ BELEDİYELERİN BİNASI ŞEKLİNDE HAYAT BULUYOR”

    Siyasilerin seçim döneminde Alevilere yönelik ziyaretlerini samimi bulmadığını belirten Özer, “Siyasetin asli görevlerinden bir tanesi her yerden kendine oy devşirmektir. Mesele inanç olduğu zaman, asıl sıkıntılı nokta burada başlıyor. Bir inanç üzerinden siyaset yapmak Alevi geleneğinde yok. Siyaset yaşamın kendisidir. Yaşamın da bir siyaseti ve duruşu vardır. Alevilerin de bu anlamda elbette ki bir duruşu vardır ama tabii burada samimiyet aranır. Cemevlerinin yasal statüsü hala yokken, resmi kimliği hala kabul edilmezken, Alevilik bir inanç olarak hala tanınmazken, kalkıp “Biz Alevileri seviyoruz, onlara yardım edeceğiz. Gezip ‘Türkiye’de şu kadar cemevi, şu kadar hizmet gören Alevi kurumları, cenaze evleri var. Biz buralara yardım edelim” demek samimi bir söylem değil.

    Bugün hala birçok cemevimiz belediyelerin binası şeklinde hayat buluyor ve o hayat bulduğu yerlerde sığıntı muamelesi görüyor. Birilerinin iki dudağının arasında bir meclis kararıyla insanları kapının önüne koyabilecek durumda. Bu konumlardayken bu kadar mağdur edilip bu kadar muhtaç hale dönüştürülmüşken yani fakirleştir, muhtaç hale getir, sadakaya muhtaç et. verdiğin artıklarla da tatmin olsunlar. Bu elbette ki yeterli değil. Bu yıllardır sürdürülen Alevi hak mücadelesinin sonucu ve dönüşümü bu olabilir mi? Bir televizyona, buzdolabına, iki parça halıya Aleviler muhtaç olacak duruma getirilebilir mi? Alevilerin böyle bir muhtaçlığı da yok. Buradan oy devşirmek, Alevilere hizmet götürüyormuş gibi gösterip bu tür reklamlar, propagandalar yapmak samimiyetsizliğin bir göstergesi ve bizleri de yaralar elbette” ifadelerini kullandı.

    “KOÇGİRİ, DERSİM, MALATYA BİR KERBELA DEĞİL MİYDİ?”

    İçişleri Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 300 dedenin Kerbela’ya götürülmek istenmesiyle ilgili olarak konuşan Özer, şunları söyledi:

    “Aynı teklifi ben de aldım. Bana bir telefon geldi ve müracaat edenlerin arasından kurayla seçilerek 400 kişinin götürüleceği ifade edildi. Çok yoğun müracaat var demek ki içlerinden kurayla seçim yapılacak. Maalesef böyle bir vahim durum ortaya çıktı. Buna tamah edecek insanlar çok. Daha dumanı üstünde tüten Kerbela 2 Temmuz’da gideceğiz Sivas’ta. Buyurun bizi oraya götürün. Hep beraber gidelim. Eğer samimiyseniz bizim son yaşanan Kerbela’mız orası. 21. yüzyılda dünyanın gözünün önünde diri diri dünya televizyonları seyrede seyrede otuz üç canımızı diri diri yaktılar. Ve bugün zaman aşımına uğratabilmek için elinden gelen her şeyi yapıyorlar. Unutturabilmek için mahkemeleri uzattıkça uzattılar. İnsanlık suçunda zaman aşımının olmayacağını bile bile daha o günün başbakanı bile çıkıp, “Çok şükür dışarıdakilere bir şey olmadı” diye şükretti.

    Şimdi bu samimiyetsizlikler elbette bizi üzüyor, incitiyor. O zaman da o kardeşlik söylemlerinin ne kadar yapmacık ve karşılıksız olduğu ortaya çıkıyor Bizim Kerbela’da ne işimiz var? Biz Kerbela’ların acısını yüreğimizde her daim yaşıyoruz. Geçmişteki Koçgiri, Dersim, Malatya bir Kerbela değil miydi? Serik’te diri diri yakılan, öldürülen insanlarımız Kerbela değil miydi? Hangi birini söylesek her biri Kerbela’ydı? Bunların hangisiyle yüzleşebildik? 2 Temmuz’da da bu davanın insanlık davası olduğunu, oranın bir utanç müzesi olması gerektiğini ve bunun devlet diliyle özrünün söylenmesinin gerektiğini söylüyoruz. Eğer samimiyseniz işte Kerbela orada gidelim. Davet ediyorsanız eyvallah koşa koşa geliriz. Tabii niye gelmeyelim?”

    “KERBELA’DA HAC TAVAFI YAPIP HİZMET YAPTIKLARINI SÖYLEMEK ALEVİLİĞE YAKIŞMAZ”

    Özer, dedelerin daha öncede hacca götürüldüğünü hatırlatırken, şöyle konuştu:

    “Geçmiş dönemde bir grup dedemizi aldı hacca götürdüler. Dede miydi? Tartışılır. Bilemem. Yani şimdi inancımızda her ocağın evladı dede değil. O yolu süren, yolun bilgisine sahip olan, yolun erkanlarını anlayıp bilip talibe aktarabilene, taliple o gönül ve ikrar bağını kurmuş olana biz o yolun piri, dedesi veya dede babası, sofi babası neyse görevi veya bulunduğu, bağlı olduğu ocağa göre adlandırılan ismi farklıdır.

    Geçmişte aldılar Kabe’ye götürdüler. İnsanlarımız doğal olarak hünkarın kelamıyla cevap verdiler. Dediler ki; “Kabe arıyorsan insandır Kabe”. En yüce Kabe değil mi? Hünkar’ın dediği gibi “Hararet nardadır, sacda değildir. Keramet baştadır, taçta değildir. Her ne arar isen kendinde ara. Kudüs’te, Mekke’de, hacda değildir.” Siz daha bu kelamı bile duymamışsanız kendinize de “dedeyim” deyip de gidip Kerbela’da hac tavafı yapıp oralarda hizmet yaptığınızı söylüyorsanız bu Aleviliğe yakışmaz, denildi.

    Bu samimiyetsiz yaklaşımların Alevilerin geneline yönelik bir karşılığının olacağına ben inanmıyorum. Her toplumda kusurlu, çıkarcı, menfaatçi, hiçbir şeye dahil olmayanlar var. O giden isimlere bakacağız yarın hep birlikte. Gerçekte de bu toplumda hiçbir karşılığı olmayan, kimsenin de tanıyıp bilmediği insanlardan olacak. Bildiklerimizin de zaten o dakika itibariyle artık bizim yanımızda yeri olmayacak. Madem sen devletle birlikte gidip Kabe tavaf eder gibi Kerbela tavaf edip geliyorsan o Kerbela’nın özüne, sırrına, manasına erememişsen, Hüseyin’in 5 bin kişilik Yezid’in ordusuna biat etmeyip o yolda ölmeyi kabul etmesinin anlamını anlamamış gidip çöllerde bir şey aramanın derdine düşüp bunu da bir yandaşlık yapma pahasına yapmışsan demek ki sen bu yolda bizlerle yürüyebilecek birisi değilsin. Bizden de kurumlarımızdan da uzak dur deriz.”

    “AMAÇ ALEVİ TOPLUMUNDA ÇATLAK YARATMAKTIR”

    Alevilerin sorunlarının bir tek İçişleri Bakanlığı ile çözülemeyeceğini belirten Özer, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bu toplumda çatlak yaratma, çatlak aramanın çabalarıdır aslında. Şimdi bir toplumun gücü en zayıf halkası kadardır. O yüzden o en zayıf halkalar neredeyse sürekli oralara çalışılıyor. Eğer gerçekten iyi niyetle adım atılacaksa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde defalarca kazanılmış olan haklarımız var. Mevcut yasanın içerisine kilise, sinagog, cami vesaire yazılmış, parantezin içerisinde cemevi kelimesinin yazılması anayasal statü için yeterlidir. Bir kelime değişikliği yeterlidir. Hiç böyle olayı dallandırıp budaklandırmaya gerek yok.

    Bizim sorunumuz bir tek İçişleri Bakanlığı’yla, Kültür Bakanlığı’yla çözülemez. Milli Eğitim Bakanlığı var. Diyanet İşleri Başkanlığı var. Anayasal değişikliğe varıncaya kadar bir çözüm komisyonunun, kurumları muhatap alarak onların oluşturacağı komisyonla ortak çözüm üretebilir. Cemevlerinin 600’ünü değil 6 bin tanesini gezse ne olacak? Bir çözüm yok. Buradan çatlak aramaktır. Bulduğu çatlaktan su sızdırmaktır. Ama yüzyıllardır denendi. Boşa nafile çaba. Bugün bir tane Alevi yaşıyorsa bilin ki Alevilikte yaşıyordur. Birileri şunu yaptı, bunu yaptı diye Alevilik değişmez.”

    Rohat EMEKÇİ-Barış KOP-İsmail SİVASLI/ PİRHA

  • ‘Hızır’ı tanımlamak yerine Hızır inancını anlayalım’

    ‘Hızır’ı tanımlamak yerine Hızır inancını anlayalım’

    PİRHA- Tarsus Cemevi İnanç Kurulu Başkanı ve Axuçan Ocağı evlatlarından Ercan Kazım Özer, Xızır ayına dair yaptığı değerlendirmede “Hızır’ı tanımlamak yerine Hızır inancını anlamak gerekir. Tıpkı inancımızdaki Hakk’ı tanımlamayıp, Hakk’ın ne olduğunu anlamaya çalıştığımız gibi” dedi

    Tarsus Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Axuçan Ocağı evlatlarından Ercan Kazım Özer, Xızır ayına dair değerlendirmelerde bulundu.

    Sosyal medya üzerinden gelişi güzel, bilgiden yoksun değerlendirmelerin sıkça yapıldığını belirten Özer, bu durumun Hızır inancını özünden koparıp anlamsızlaştırdığına dikkat çekti.

    “HIZIR İNANCIMIZDA YAŞAMIN TAM MERKEZİNDE YERİNİ ALIR”

    Alevi inancında Hızır kavramının, Hakk kavramı gibi kült bir kavram olduğunu ifade eden Özer, şunları aktardı:

    “Soyut veya somut tanımlamalar, bu anlayışı sıradanlaştırmaktan öteye geçemez. İnancımız, yaşamımızdan kopuk ve soyut değildir. Bu nedenle, kavram ve kutsallarımızı yaşamda aramak gerekir. Hızır inancımızda yaşamın tam merkezinde yerini alır. Yaşamımızda 1 yılın, 2 yarıyıldan oluştuğuna inanırız. “Aydınlık yarı” ve “karanlık yarı.” 21 Haziran’da başlayıp, 21 Aralık’ta biten “Aydınlık yarı” ve 21 Aralık’ta başlayıp, 21 Haziran’da biten “karanlık yarı.” Yine, inancımız da 40 kavramı çok büyük bir önem taşır. Kırklar Meclisi, Hakk’a göçenin 40 günden sonra dardan indirilmesi, yeni doğan çocuğun 40’ının çıkarılması vb. İşte inancımız gereği Doğa Ana 21 Aralık’tan başlayarak 40 gün süren çilesini tamamladıktan sonra, yeniden doğum başlar ve 30 Ocak akşamı 40. günün çilesi biter. 31 Ocak günü başlayan yeni yaşamın bizler için bereketli, güzelliklerle dolu geçmesini sağlayan ise Hızır’dır. Bu tarihten başlayarak ilk cemrenin düşeceği Şubat 19-20’sine denk gelen tarihteki herhangi 3 gün ki bu bazı bölgelerde 7 ve 10 gün olmak üzere oruç tutulup, 3. günün sonunda lokma niyaz paylaşıp diğer canlarla görüşülür ve akşamına da cem olunarak rızalıktan geçilir. Çünkü inancımız gereği Hakk huzuruna Rızalıksız varılmaz.”

    “HIZIR; BİZ ALEVİ’LERİN KENDİLERİNİ SINADIKLARI DÖNEMDİR”

    “İnancımızda; üzerinde komşu hakkı olan, gönül kırıp can inciten, Hızır’ın cemalinden de bereketinden de nasibini alamaz” diyen Özer, “Hamdullah Çelebi’nin savunmasında bahsettiği “Salad-ı daim” olmak tam da bu anlamdadır. Yani vakitlere sığdırılmış ibadet değil, yaşarken yaptığın ve yapmadığın her şeyden sorumlu olmak. Yaşamın kendisini ibadet saymak. Bu anlamıyla Hızır; biz Alevi’lerin kendilerini sınadıkları dönemdir. Hanene Hızır uğramamış, işaretini bırakmamış ise “kendini sorgula ve ben nerede hata yaptım de” demektir. İnsan-ı Kâmil olma yolunda eksiğini-noksanını ölçüp değerlendirme imkânıdır” diye belirtti.

    Özer, Hızır’ı tanımlamak yerine Hızır inancını anlamak gerektiğini vurgulayarak, “Tıpkı inancımızdaki Hakk’ı tanımlamayıp, Hakk’ın ne olduğunu anlamaya çalıştığımız gibi. Hızır cümlemizin haldaşı ve yoldaşı olsun” diye sözlerini tamamladı.

    Diren KESER/MERSİN