Etiket: Ercüment Akdeniz

  • Gazeteci Ercüment Akdeniz hakkında tahliye kararı!

    Gazeteci Ercüment Akdeniz hakkında tahliye kararı!

    PİRHA- Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik operasyon ardından tutuklanan Gazeteci Ercüment Akdeniz hakkında tahliye kararı verildi.

    Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik operasyon ardından tutuklanan Ercüment Akdeniz, duruşma için Çağlayan Adliyesi’nde getirildi. 22 Şubat’tan beri tutuklu olan Akdeniz’in duruşmasına basın meslek örgütlerinin temsilcileri, HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ile Ali Kenanoğlu, DEM Parti, CHP, TİP, EHP, Sol Parti yöneticileri katıldı.

    Mahkeme heyeti Akdeniz’in tahliyesine karar verirken, bir sonraki duruşmayı 10 Şubat 2026 tarihine erteledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Bu yargı kararıdır diye saygı duymayacağız’-VİDEO

    ‘Bu yargı kararıdır diye saygı duymayacağız’-VİDEO

    PİRHA –Gazeteci Ercüment Akdeniz’in, bugün ilk kez görülen davasında tahliye çıkmadı. Karara tepki gösterenler, “Siyasileşen yargının kararlarına saygı duymuyoruz. Üzerinizdeki cübbeden de mi utanmıyorsunuz?” diyerek kararı protesto etti.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) operasyonun 22 Şubat’ta tutuklanan ve 160 gündür Silivri’de tutulan Ercüment Akdeniz, ilk kez hakim karşısına çıktı.

    Mahkeme heyeti, dinlenilmesi gereken iki tanığa ulaşılamaması sebebiyle Akdeniz’in tutukluluğuna karar vererek duruşmayı 23 Ekim’e erteledi.

    “KARARIN BİR HUKUKİ KARŞILIĞI YOK”

    Duruşma sonrasında yapılan basın açıklamasında konuşan Av. Umut Akdeniz, “Maalesef ki tutukluluğa devam kararı verildi. Gerekçe olarak da iki tanığın dinlenememesi gösterildi. Bu tanıklardan birisi de Amerika’da üstelik. Fakat biz, duruşmada tanıkların hiçbir hususu açıklığa çıkaramayacağını ve yargılama bakımından tanıkların dinlenmesinin gerekmediğini söyledik. Buna rağmen böyle bir karar çıktı. Bu kararın bir hukuki karşılığı yoktur” dedi.

    “KARARA SAYGI DUYMUYORUZ”

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise mahkeme sonucunu “vahim bir karar” olarak nitelendirdi. Beştaş, mahkeme kararını tanımadıklarını söyleyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Çok garabet bir tabloyla karşı karşıyayız. Mahkeme başkanı izinde herhâlde! Geçici bir mahkeme üyesi çıkmış. Tanıklar huzurda dinlendi. Tanıkların bilgi ve görgüsü yok. Bunlar niye tanık? Niye dosyada ifadeleri var? Bu bile bilinmiyor. Kendi beceriksizlikleri, tekniğin yetersizliği sebebiyle SEGBİS bağlanamadı ve bu iki tanık gerekçe gösterilerek 3 ay daha duruşma ertelendi. İşte Türkiye’de yani yargı hali bu maalesef. Bir insan hakları savunucusundan, gazeteciden söz ediyoruz. Bütün bu vasıflara sahip bir arkadaşımız, bir siyasetçi, bir yazar niçin yargılanıyor?

    Bizi bir suç örgütü olarak niteleyip, bunu bahane edip, insanların tutuklanmasını asla sineye çekmedik, çekmeyeceğiz. Bu tamamen başka yargılamalar oluşturmak, Türkiye’de kaotik düzeni devam ettirmek için. Muhalif her türlü sesi bastırmak için ve kendi iktidarlarının devamlılığını sağlamak için yürütülen operasyonlardır. Biz bu mesajı her zaman aldık. Ama her zaman cevabımız da netti. Daha çok mücadele, daha çok örgütlenme, daha çok hak, daha çok hukuk, daha çok özgürlük. HDK bu işin sadece ve sadece tırnak içinde söylüyorum, kılıfı olarak kullanılıyor.

    Bugün dinlerken sevgili Ercüment Akdeniz’i şunu bir kez daha gördüm; Ne kadar düşünürseniz maalesef o kadar suçlusunuz. Öyle bir ülkede yaşıyoruz. Bunu kabul etmeyeceğiz. Bu yargı kararıdır diye saygı duymayacağız. Bu tutukluluk halinin devamına saygı duymuyoruz.”

    “OĞLUM, DÜRÜST GAZETECİDİR”

    Ercüment Akdeniz’in annesi İsminaz Ercüment de karara saygı duymadığını vurgulayarak “Benim oğlum kötü bir şey yapmadı. Hepiniz biliyorsunuz, benim oğlum yazar, gazeteci ve siyasetçidir. Dürüst bir siyasetçidir. Onunla gurur duyuyorum. Ben oğlumu çok seviyorum. Hepinizi çok seviyorum. Bu karara saygı duymuyorum” dedi.

    “ÜZERİNDEKİ CÜPPEDEN DE Mİ UTANMIYORSUN?”

    Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Ahmet Şık da çıkan kararın “Utanç verici olduğunu” söyledi. Şık, şunları dile getirdi:

    “Bu ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu şeyin utanan insanlara, bürokratlara, yöneticilere sahip olmak olduğunu düşünüyorum. Bakın insanlar tatile gidiyor, yanarak ölüyor. Utanan kimseyi görmüyorsunuz? Ormanların yanmasını söndürmeye gidenler, ölüyor, bundan da utanmıyorlar. Hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk zirveye ulaşmış; bundan da utanan yok. Asker, polis önlenebilir nedenlerle öldürülüyor; yine utanan yok. İş cinayetlerinde katledilenlerden yine utanan yok. Sadece şunu söylüyorum; bugün Ercüment Akdeniz’i karşıda sanık olarak gören heyet, ‘üzerindeki cüppeden de mi utanmıyorsun?’ demek istiyorum. O beyana rağmen kalkıp bu kararı verdiniz ya bundan utanıyor musunuz, utanmıyor musunuz ya? Ben utanıyorsam siz nasıl utanmıyorsunuz? Bakın bir insan haysiyetini kaybettiyse utanmasını da kaybeder. Durum bundan ibaret.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Gazeteci Ercüment Akdeniz’in tutukluluğuna devam kararı verildi!

     

     

     

  • ABF’den HDK ve İlke TV’ye ziyaret!

    ABF’den HDK ve İlke TV’ye ziyaret!

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), gözaltı operasyonları ardından Halkların Demokratik Kongresi ve İlke TV’ye dayanışma ziyaretinde bulundu.

    ABF Genel Başkan Yardımcıları Aydın Deniz ile İbrahim Karakaya ve ABF Örgütleme Genel Sekreteri Zeynal Odabaş, İlke TV’yi ziyaret etti.

    Alevi kurum temsilcileri, İlke TV yorumcusu Ercüment Akdeniz ile gazeteciler Elif Akgül ve Yıldız Tar’ın tutuklanmasını kınadı.

    “MÜCADELE ETMEYE DE DEVAM EDİYORUZ”

    ABF Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya,  konuşmasında şunları söyledi:

    “Bizim sesimiz olan sizleri susturmak isteyenler var. Ancak, demokrasi mücadelesi açısından, sizin sesiniz kesilirse biz nefessiz kalırız. Bizler eşit haklar mücadelesi ve laiklik konusunda, her zaman birlikte hareket ettik ve etmeye devam edeceğiz. Dayanışma duygularımızı iletiyorum. Bundan sonra Türkiye’yi zor günlerin beklediğini biliyoruz. Hem demokrasi mücadelesi, hem insan hakları hem de hukuk açısından daha zor günler bizi bekliyor. Biz Alevi kurumları olarak bugüne kadar hep eşit haklar mücadelesinde, eşit yurttaşlık, laiklik konusunda mücadele ettik, etmeye de devam ediyoruz. Bundan sonra da sizlerle birlikte her koşulda dayanışma duygularımızı birlikte ortaklaştırmak istiyoruz. Geçmiş olsun dileklerimizle beraber, Ercüment ve Elif canımızın bir an evvel serbest bırakılması bizim temel duygularımızdır.”

    ABF yöneticileri, Halkların Demokratik Kongresi’ne de destek ziyaretinde bulundu. HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ve Ali Kenanoğlu ile bir araya gelen ABF temsilcileri, “Haksız hukuksuz yargılanmalara son verilsin” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • MKG, DGF, DİSK Basın İş: Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın

    MKG, DGF, DİSK Basın İş: Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın

    PİRHA- DFG, MKG ve DİSK Basın-İş, gazeteciler Elif Akgül, Yıldız Tar, Ercüment Akdeniz’in tutuklanmasına tepki gösterdi. Yapılan yazılı açıklamada, “Tutuklu gazeteciler derhal serbest bırakılsın. Tüm tutsak gazeteciler serbest bırakılana dek mücadeleye ve hakikatleri yazmaya devam edeceğiz” dedi. 

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) ve DİSK Basın-İş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen HDK soruşturma kapsamında tutuklanan gazeteciler Elif Akgül, Ercüment Akdeniz ve Yıldız Tar ile ilgili yazılı açıklama yaptı.

    MKG: GAZETECİLER SUSTURULAMAZ

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada gazeteciliğin basın özgürlüğünün önemine vurgu yapılarak, meslektaşlarının derhal serbest bırakılmasını istedi. Gazeteciliğin suç olmadığının ifade edildiği açıklamada, “Gazetecileri susturarak gerçeklerin üstü örtülemez. Özgür basın, halkın haber alma hakkının teminatıdır. Bu baskılar, yalnızca gerçeğin peşinden giden kalemleri değil, toplumun aydınlanma hakkını da hedef almaktadır. Tutuklu gazeteciler derhal serbest bırakılsın! Basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılara son verilsin! Gazetecilik suç değildir ve asla suç sayılmamalıdır. Gerçeklerin peşinde olan gazeteciler susturulamaz” denildi.

    DFG: HAKİKATLERİ YAZMAYA DEVAM EDECEĞİZ

    DFG, gazetecilerin tutuklanmasının özgür basına yönelik saldırıların son halkası olduğuna dikkat çekerek, “Bu gerçeklikte, gazetecilere saldıran ve tutuklayanlara da dert oluyor. Elif, Ercüment ve Yıldız gazetecidir. Bizler, bu gazeteciliğin en yakın tanıklarıyız. Onlar, gazeteciliğin de ötesinde gazetecilik için mücadele eden, dayanışmayı büyüten meslektaşlarımızdı. Boyun eğmedik, eğmiyoruz. Hakikatleri yazmaya devam edeceğiz. Tüm tutsak gazeteciler serbest bırakılana dek mücadeleye devam edeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

    DİSK BASIN-İŞ: BOYUN EĞMEYEN GAZETECİLER CEZALANDIRILIYOR

    DİSK Basın-İş ise açıklamasında, şu sözlere yer verdi:

    “Operasyonların amacı toplumsal muhalefeti baskı altına alma ve susturmaktır. Halkın haber alma hakkını savunan gazeteciler ve örgütlenme haklarını kullanan yurttaşlar yargı sopasıyla tehdit ediliyor, boyun eğmediğinde ise hapse atılıyor. İktidarın baskı politikalarına boyun eğmeyeceğiz. Adalet ve özgürlük talebimizi yükseltmeye, mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Tutuklanan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Savaş, Yoksulluk ve Demokratik Çözüm panelinde ‘yeniden müzakere’ vurgusu- VİDEO

    Savaş, Yoksulluk ve Demokratik Çözüm panelinde ‘yeniden müzakere’ vurgusu- VİDEO

    PİRHA – Savaş, Yoksulluk ve Demokratik Çözüm panelinde yeniden müzakere formülleri üzerinde duruldu. Panelistlerden PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Dili, inancı, kültürü farklı milyonlarca insan, birleşmeliyiz. Dostları müttefik görürsek bu sorunun üstesinden geliriz. Herkes, bizi cumhuriyetin temeli görüyor ancak kimse bizi Alevi görmüyor” diye konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul İl Örgütü, Savaş, Yoksulluk ve Demokratik Çözüm paneli düzenledi. Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde yapılan panele ilgi bir hayli yüksek oldu. Panelin yapıldığı salona “Savaş, yoksulluk ve tecritde karşı demokratik çözümde buluşalım”, “Savaşlara karşı onurlu bir barışı savunuyoruz” pankartları asıldı.

    Panelin moderatörlüğünü İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri yaptı. Küresel anlamda süregiden savaşlara vurgu yapan Yoleri, çatışmalar sebebiyle göç, yoksulluk ve ekolojik yıkımın yaşandığını söyledi. Gazze’deki savaşa da değinen Yoleri, “Savaşın kadın ve çocuklar üzerindeki yıkımı, acıyı hepimiz biliyoruz. Yaşadığımız coğrafya da savaş politikalarından hiç uzak kalmadı. Kürt meselesinin inkar ve imha politikalarıyla karşılaşması nedeniyle de bir çatışma, şiddet ortamına sürükleniyor. Bu nedenle bizler, burada silahların susması ve çözüm sürecinin mümkün olduğunu tartışmak istiyoruz. Tüm bunlarla birlikte İmralı tecridinin de ayrı tutulamayacağını biliyoruz. Barış düşünü haydi hep birlikte gerçekleştirelim” dedi.

    “BARIŞI KONUŞMAK EN BÜYÜK SUÇ”

    Panelin ilk konuşmacısı Yazar Ayşegül Devecioğlu oldu. Barış sözcüğünün komünizmden de öte kriminalize edildiğini belirten Devecioğlu şunları ifade etti:

    “Kuzey Suriye’de yürütülen savaşta sadece Türkiye’nin rolü olmadığını biliyoruz. Bu ülke, barış için onbinlerce can verdi. Bu durum bize büyük sorumluluk yüklüyor. Bütün dünya ateş topu iken barış konuşmak en büyük suç oldu. Bu sözcük kriminalleştirildi. Savaş çok önemli bir sermaye haline geldi. Bunu iktidardan da görebiliyoruz. Eğitim, sağlık bütçesi ayrılmazken vergilerimiz savaşa harcanıyor. Çocuklar okulda açlıktan bayılırken ‘bir mermi kaç para biliyor musunuz?’ diyorlar. Somali’ye dahi asker gönderiyoruz! Dünyadaki paylaşım savaşlarında halkın yararı yok. Halk, aç kalıyor, kadınlar öldürülüyor. Ama bizim ülkemizde 40 yılı aşmış bir savaş var. Ne zaman halk ve özgürlükler mevzu olsa ‘terörist’ oluyorsunuz. Türkiye’de neden barış olamıyor? İspanya’da örneğin birçok ana dil konuşulabiliyor ama evrensel haklar nedeniyle bizler öldürülüyoruz. Kürt olmak son 10 yılda iyi bir şey değil! Kürtçe konuştuğunuzda öldürülüyorsunuz. Örneğin geçtiğimiz günlerde inşaat işçilerinin başına gelenleri gördük.
    ‘Özerklik’ dediğinizde suç haline getirildi. Demek ki bizim bir yol bulmamız gerek. Savaşı durdurmaya gücümüz yeter. Tecrit meselesine ise politik olarak bakıyorum. İmralı’nın, barış sürecinin zorunlu bir parçası olmasının yolunu bulmalıyız. Bu kadar can vermişiz, barış fikrini toplumsallaştırmanın yolunu bulmalıyız. İktidar ayakta kalmak adına bu savaşı sürdürüyor. Belki de Türkiye ilk defa Kürtlerin bu kadar düşmanlaştırıldığı bir dönemden geçiyor. İmralı’ya uygulanan tecrit de bir garabet. İnsanlar 30 yıl cezaevi yatıyor ama aylarca uzatılan keyfi durumlar oluyor.”

    “UCUZ İŞ İÇİN MÜLTECİLERE İHTİYAÇ VAR!”

    Gazeteci Ercüment Akdeniz ise mülteci kavramı üzerinde durarak, “Ulus devletiniz yoksa siz de yoksunuz” vurgusunu yaptı. Günümüzde mülteci kamplarının dahi bombalandığını söyleyen Akdeniz, şu sunumu yaptı:

    “Dünyada savaştan kaçan insanlar dahi mülteci olarak görülmüyor. 600 bin civarında Suriyeli, başka bir ülkede sığınma hakkına ulaşamadan Kuzey Suriye’ye gönderildi. Çocuk ve kadın ticaretinin önü açıldı ve 21. yüzyılda barbarca bir durum yaratıldı.
    Modern çağ, bir vatanın varsa seni vatandaş görebiliyor. Ulus devlet algısında o nedenle yok görünüyorsun. Mültecilere politik hak tanınmıyor. Ulus devletin varsa ancak, belli haklara sahip olabiliyorsun.
    Kürtler de çok büyük göç nüfusuna sahip. Bu ülkede Kürtlere, Rumlara, Alevilere karşı ırkçılık yapıldı. Şimdi yeni türde bir ırkçılık yapılıyor. Herkes birleşiyor şimdi mültecilere yönelik ırkçılık yapılıyor. Kayseri’de Suriyelilerin evi yakıldıktan kısa süre sonra o mülteciler Kuzey Suriye’ye gönderildi ve yine saldırılar Kürtlere döndü.
    Mültecilerin sürekli üretimi bu kapitalist sistem için gerekli. Çünkü ucuz işe ihtiyaç var. Bugün Kürtler ve Suriyeliler merdiven altlarında sömürülüyor. Dolayısıyla ulusal, şöven sendika anlayışının da bozulması gerekiyor. Bu sorun, düzen değişmeden değişmez. Barışı, demokrasiyi sağlamadan göçü durdurmak mümkün değil. Mültecileri, omuz hizanızdan aşağı görmeyin. O nedenle ‘dünyanın bütün ezilenleri, mültecileri birleşin’ diyorum.”

    “ALEVİLER, GÖÇ MESELESİNİN FARKINDA DEĞİLLER”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ise konuşmasında eşit yurttaşlık talebi üzerinde durdu. Erçe, şu konuşmayı yaptı:

    “Her gün televizyonlarda savaş cihazlarıyla övünenler, kızımız Narin’i 2 hafta bulamadılar. Dağa komando indirmekle övünenler deprem bölgesine günler sonrasında gidebildiler! Bu ülkedeki en büyük problemin farkındalık problemi olduğunu söyleyebilirim. Örneğin 2000’li yılların başında Eğitim Sen şube başkanıydım, kapı dışarı edilen işçilerle direniyorduk. Durup dururken bir bayrak krizi çıkartıldı. Hemen ardından Tarsus’un MHP’li başkanı ‘her eve bayrak’ kampanyası başlatıp yürüyüş düzenlemişti.

    Bu ülkede anaların gözyaşının rengi aynı dedik ama anaları birleştiremedik. Anneleri yan yana getirebilirsek meselelerin ana nedenlerini anlayabileceğiz. Savaş deyince hepimizin aklında Kürtler merkeze oturtuluyor. Ama Cumhuriyet öncesinde bu savaş Koçgiri’de başladı. Ardından Dersim’de yıllar süren bir savaş sürdü. Oralarla önümüze bir perde çekiliyor ve ‘ezan susmamalı, bayrak inmemeli’ deniyor. Bir avuç sermayenin dışında hiç kimsenin eşit olmadığını bilmek gerekiyor. Çocukların okula aç gittiği bir ortamda artık eşit yurttaşlıktan bahsetmek mümkün değil. Günümüzde eşit yurttaşlığın insanları böleceğini düşünen sendikalar dahi mevcut. İşte bu nedenle farkındalığa vurgu yapmak istiyorum. Yani ‘bayrak inmesin, ezan dinmesin’…

    Aleviler bile göç meselesinin farkında değiller. Alevi köylerinin neredeyse boşaltılmış durumda. Büyük çoğunluk, atalarının mezarını dahi ziyaret edemiyor. Büyük bir kısım ise Avrupa’da yasaklı. Kürtler bu zulmün birinci sırasındalar. Kürtleri, barışın da savaşın da tek tarafı olmaktan kurtarmalıyız. Bugün gerici maarif modeline karşı olan Alevilere, Artvin’de doğasına sahip çıkana, Soma’da madende yakınlarını kaybedenlere ‘böyle yaşamanızın sebebi savaş politikalarıdır’ diye anlatmak gerekir. Biz dili, inancı, kültürü farklı, milyonlarca insan birleşmeliyiz. Bu ülkenin bütün ezilenlerini bir araya getirmek zorundayız. Dostları müttefik görürsek bu sorunun üstesinden geliriz. Herkes, bizi cumhuriyetin temeli görüyor ancak kimse bizi Alevi görmüyor.”

    Konuşmalar ardından panele kısa bir ara verildi.

    “KÜRTLER, KENDİ KADERLERİNİ TAYİN ETME YOLUNDA BİR MÜCADELEYE GİRDİ”

    Panelin ikinci bölümünde konuşan Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Raziye Öztürk ise PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride işaret ederek şunları söyledi:

    “Soykırım kıskacında olan Kürtler, kendi kaderlerini tayin etme yolunda bir mücadeleye girdi. Kürt sorununun demokratik çözümünde baş müzakereci sayın Abdullah Öcalan’dır. Dünyanın dört bir yerinde Sayın Öcalan’ın fikri tartışılıyor. 10 milyonu aşkın insan, imza kampanyası altında Öcalan’ın özgürlüğünü talep etti. Avukatları olarak Mısır’a gittiğimizde bir avukat kadın ‘Kürtlere kızıyorum. Öcalan’ın fikirleri sadece Kürtlerin değil, hepimizin’ diyerek sahiplenmişti.
    7 Ağustos 2019 tarihinde Sayın Öcalan ile yapılan son görüşmede ‘olanak verilirse bu savaşa 1 haftada çözüm getirebilirim’ demişti. Öcalan’ın çabası demokrasi ve özgürlük yönündedir. Demokratik çözüm ifadesini daima dile getirmiştir. Ancak her defasında Sayın Öcalan’ın ateşkes kararı komplolara uğratıldı. 1998’de Suriye’den çıkmadan önce önünde iki yol vardı. Biri dağ yoluydu diğeri de Avrupa’ydı. İltica talebi ülkeler tarafından kabul edilmedi. Uluslararası hukuk o dönem askıya alınmıştı. İlk 10 yıl İmralı’da yalnız tutuldu. Ailesiyle Kürtçe konuştuğu için 240 gün hücre cezası aldı.
    Şu anda Sayın Öcalan ile birlikte 3 kişi daha İmralı’da tutuluyor. 25 Mart 2021’den bu yana, yani son telefon görüşmesinden sonra hiçbir şekilde haber alınamadı. O telefon görüşmesinde Öcalan ‘Avukatlarla görüşmeliyim’ sözünden sonra telefon kesilmişti. Şimdi İmralı’daki politikaların sessizle karşı görmesi bu durumu yaygınlaştırdı. AİHM tarafından adil yargılama yapılmadığı da belirtilmişti.
    Kürt sorununun muhatabı cezaevinde tutuluyor ve muhatap alınmıyor. Bu mesele aynı zamanda vicdani ve ahlaki bir karardır. Bugün bir panel yapılacağı zaman tecrit kavramı kullanılmak istenmiyor. Bir yerde hukuksuzluk varsa bunu ifade etmek gerekir. Bu mesele bütün olarak tüm toplumu etkiliyor. Sayın Öcalan’ın muhatap olduğu, sorunu çözmek adına irade olduğunu görmeli”

    “YENİ BİR YOL BELİRLENMELİ”

    Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz ise muhalefetin barış adına yeni bir yöntem belirlemesi gerektiğini söyledi. Tahmaz, Kürtler haricindeki muhalefetin de barış temelinde gündem yaratması gerektiğini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Biz barış dediğimizde siyasetin tarafları ile sınırlayıp ‘Ankara, İmralı ne yapıyor?’ diyoruz. Bütün ufkumuzu geçtiğimiz müzakere sürecinde buralara sınırladık. Eşit yurttaş arzusunu taşıyan insanlar olarak önce ne yapmak istediğimizde netleşmeliyiz. Örneğin Filipinler’de silahlı çatışmanın özünü etnik unsurlar oluşturuyor. Ama Suriye’de hem Kürt sorunundan kaynaklanan sorun, hem de dinsel, IŞİD gibi sorunlar var.
    Başka ülkelerdeki deneyimleri izlediğimizde çözüm araçları da başka olabiliyor. Savaşın Türkiye’yi nasıl yoksullaştırdığını görüyoruz. Bugün iktidar elindeki silah nedeniyle İmralı ile iletişimi kesebiliyor. Toplumsallaşmış savaşın çözümünde tarafların dışında sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri vardır.
    1 Eylül Dünya Barış Günü’ne bakın, herhangi bir muhalefetten açıklama var mı? Ama bu konu Kürtlerin ana gündemi. Kürtler, ‘silah sussun, barış olsun’ diyor. Ana gündem bu olmazsa ilerlememiz de mümkün değil.
    Öcalan’ın girişimiyle ilk defa 2013-2015 yılında devlet, bir şeyi denemeye karar verdi. Dolmabahçe Mutabakatı, AK Partiden kurtulmak için büyük fırsattı ve bu kaçtı. Öcalan notlarında, ‘eğer çözüm süreci biterse beni öldü bilin’ diye 3 kez belirtmişti. Eğer, Kürtlerle barış talebinde kendi dilimizi yaratamazsak ülke farklı yere gider. Abdullah Öcalan, çözüm sürecinde belirleyici aktördür.
    Sivil toplum da artık yeni bir yol belirlemeli. Bugün DEM Parti’nin meşru görülmemesi hali, halayın da yasaklanmasını getirdi.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kadıköy’de ‘Neo Faşist Tehlike ve Siyasal Görünümler’ semineri yapılacak

    Kadıköy’de ‘Neo Faşist Tehlike ve Siyasal Görünümler’ semineri yapılacak

    PİRHA – Kadıköy Emek ve Birlik Lokali’nde, “Neo Faşist Tehlike ve Siyasal Görünümler” semineri yapılacak. Konuşmacılar ise Gazeteci-Yazar Ercüment Akdeniz ve Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk.

    Gazeteci-Yazar Ercüment Akdeniz ve Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk’ün katılımıyla 18 Mayıs Pazartesi günü Kadıköy’de bulunan Emek ve Birlik Lokali’nde “Şovenizm, Neo Faşist Tehlike ve Siyasal Görünümler” başlıklı seminer yapılacak.

    Türkiye’de ve dünyada göçmen karşıtlığına yaslanarak ilerleyen aşırı sağın durumunu ve dünya halkları açısından yarattığı tehlikelerinin konuşulacağı seminer, Türkiye’deki 2024 yerel seçimlerinin ortaya çıkardığı sonuçlar, Avrupa’daki aşırı sağa olan yönelime kıyasla çizdiği tablo açısından değerlendirilecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ercüment Akdeniz’in istifası sonrasında EMEP’ten açıklama

    Ercüment Akdeniz’in istifası sonrasında EMEP’ten açıklama

    PİRHA-Ercüment Akdeniz’in genel başkanlık görevinden ve partisinden istifa kararından sonra yazılı bir açıklama yapan EMEP MYK, “Partimiz Akdeniz’in istifasını bütün kamuoyu gibi kendi kişisel sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla öğrenmiştir. Bu kararın partimiz açısından üzücü olduğunu bütün kamuoyu ile paylaşmak isteriz” ifadelerini kullandı.

    Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz’in hem partideki görevinden hem de partiden istifa etmesini duyurduktan sonra EMEP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) tarafından yazılı bir açıklama yayımlandı.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “9. Kongremiz’de Genel Başkanlık görevine getirilen parti üyemiz Ercüment Akdeniz, GYK’mız ve parti kamuoyumuz açısından kabul edilmesi mümkün olmayan bir tutumla görevlerinden ve parti üyeliğinden istifa ettiğini açıklamıştır.

    Partimiz  Akdeniz’in istifasını bütün kamuoyu gibi kendi kişisel sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla öğrenmiştir. Bu kararın partimiz açısından üzücü olduğunu bütün kamuoyu ile paylaşmak isteriz. Aynı zamanda istifanın biçiminin parti tüzüğümüz ve işleyişi açısından izahı mümkün değildir.

    Partimiz açısından Genel Başkanlık görevi her parti görevi gibi değerli ve önemli bir görevdir. Ama hiçbir zaman özel bir makam olmamıştır. Partimizin her üyesi ve yöneticisi esas olarak bir parti işçisidir ve bu bilinçle işçi sınıfının devrim ve sosyalizm davasına hizmet eder. Bundan sonra da öyle olmaya devam edecektir.

    Kamuoyunu bilgilendiririz.”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    >Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, görevinden ve partisinden istifa etti

  • Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, görevinden ve partisinden istifa etti

    Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, görevinden ve partisinden istifa etti

    PİRHA-Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz görevinden ve partisinden istifa etti.

    EMEP Genel Başkanı Akdeniz yaptığı açıklamada, “14 Mayıs seçimlerine giden süreçte parti merkezi içinde baş gösteren kimi tartışma, tutum ve eğilimler hem Genel Başkanlık ve parti görevlerimden hem de parti üyeliğinden istifa etme kararı vermeme neden olmuştur. İstifa kararımı açıklamayı bilerek geciktirdim ve 14 Mayıs seçimleri sonrasını bekledim. Çünkü hem Cumhurbaşkanı hem de milletvekili seçimlerinin aynı anda yapıldığı bir seçim sürecinde; parti, Emek Özgürlük İttifakı ve devrimci demokratik kamuoyu nezdinde bu gündemle anılmak olmazdı” ifadelerine yer verdi.

    Akdeniz‘in açıklaması şöyle:

    “14 Mayıs seçimlerine giden süreçte parti merkezi içinde baş gösteren kimi tartışma, tutum ve eğilimler hem Genel Başkanlık ve parti görevlerimden hem de parti üyeliğinden istifa etme kararı vermeme neden olmuştur.

    İstifa kararımı açıklamayı bilerek geciktirdim ve 14 Mayıs seçimleri sonrasını bekledim. Çünkü hem Cumhurbaşkanı hem de milletvekili seçimlerinin aynı anda yapıldığı bir seçim sürecinde; parti, Emek Özgürlük ittifakı ve devrimci demokratik kamuoyu nezdinde bu gündemle anılmak olmazdı. Nitekim, bu süreçte var gücümüzle hep beraber çalıştık. Tek adam yönetiminin son bulması için kararlılıkla mücadele eden emekçi halkımızı ve demokrasi güçlerini selamlıyorum. Halkın parlamentoya gönderdiği ittifak vekillerini tebrik ediyor, başarılar diliyorum.

    Peki, istifayı gerektirecek ağırlıkta nasıl bir sorun yaşanmış olabilir? Herkesin merak ettiği husus, haklı olarak bu olacaktır. Konuyu çok uzatmadan açıklamaya çalışayım;

    Genel Yönetim Kurulu’nda, GYK toplantısında Emek Partisi’nin (EMEP) Yeşil Sol Parti listelerinden seçime katılma kararını savunan GYK üyeleri kürsüde ölçüsüz bir şekilde baskı altına alınmıştır. Yeşil Sol Parti listelerinden girme kararının alınması sonrasında ise, bazı Sekretarya üyeleri tarafından, demokratik şekilde alınan bir karar söz konusu olmasına rağmen ‘bu karar örgütlendi’ şeklinde bir suçlama ortaya atılmış, bu suçlama MYK toplantısında da dile getirilmiştir. Bu suçlamalar, partide kendisini GYK’nın ve MYK’nın üzerinde gören triumvir bir yapının eseri olup böyle bir yapıyla yol yürümek benim açımdan mümkün değildir.

    Milletvekili adaylarının belirlenmesi sürecine gelindiğinde ise parti içi demokrasiye aykırı müdahaleler farklı biçimlerde ortaya çıkmıştır. Parti merkezi nezdinde aday belirleme sürecine ilişkin prensiplerin henüz oluşmadığı esnada kendisini partiden üstün gören bu yapı, ‘örgüt/taban eğilimini alma faaliyeti’ adı altında, aday belirlenmesine ilişkin olarak henüz belirlenmemiş bazı prensipleri sanki parti merkezi nezdinde ortaklaşa belirlenmiş gibi örgüt tabanına sunmuştur. Buna göre;

    – Bazı yönetici ve üyelere, Genel Başkan’ın başka partiden aday olmaması yönünde bir parti kararı olduğu bildirilmiştir. Oysa ki ortada bu yönde herhangi bir parti kararı yoktur. Son parti kongresinde böyle bir karar alınmadığı gibi parti tüzüğünde de böyle bir düzenleme yoktur. Üstelik gerçekte var olmayan bu kararın konusu olan kişinin, yani Genel Başkan’ın da bu karardan haberi yoktur. Daha vahimi, DİSK Genel Başkanlarının genellikle Meclis’e aday gösterilmesi örneği, bu bilinmeyen tuhaf ‘karara’ gerekçe olarak gösterilmiştir. EMEP eski Genel Başkanlık görevinde bulunan yoldaşların adaylık, vekillik vb konularda ‘alınganlık gösterdikleri iddiası’ dahi örnek gösterilmiştir. Daha da ileri gidilerek, kimi üyelere ‘HDP bunu yarın önümüze koyar, EMEP’in başkanını biz belirledik der’ şeklinde garabetle melul izahatlar yapılmıştır.

    – İl yöneticileri ve üyelerden adaylık için öneri alınırken, Genel Başkan’ın haberi olmaksızın, birçok yerde ‘Başarılı Genel Başkan + yanında 2 Milletvekili’ formülü, sanki parti merkezi tarafından önceden belirlenmiş bir prensipmiş gibi aktarılmıştır. “Genel Başkan zaten tanınıyor, vekil gibi çalışıyor” denmiştir. Parti merkezinin bilgisi ve önceden konuşulmuş gündemi olmaksızın yapılan bu söylemlerle, üyelerin sunacağı isim önerilerine, gerçekle bağdaşmayacak şekilde, dolaylı etki ve yönlendirme yapılmıştır. Böylesi yönlendirmelerin olmadığı illerde büyük çoğunluk Genel Başkan’ı önermiştir. Yönlendirmenin ve algı yönetiminin yapıldığı yerlerde de Genel Başkan yüksek oranla önerilmiştir ama şapkadan “Başarılı Başkan + 2 vekil” formülü çıkarılınca, üye ve yöneticiler Genel Başkan’ın dışında iki isim önerisi yapmışlardır. Bu durumun kendisi hem büyük bir çelişkiye hem de “triumvira”yı andıran yönetim şeklinin vahametine işarettir. Ayrıca kimi illerde tüm il yönetiminden, kimi illerde sadece sorumlu bir yöneticiden, kimi illerde ise üyelerden öneri alınması demokratik merkeziyetçilik ilkesinin çiğnendiğini göstermektedir.

    – 15 Nisan tarihli MYK toplantısında vekil adayı için tartışılan isimler konusunda özellikle not düştüğüm bir “şerh kararım” bulunmaktadır. Bu şerh, yalnızca ve yalnızca, iki vekil adayından birinin dahi işçi olmamasına dairdir. EMEP’in çeyrek asrı aşan mücadele tarihinde ve nihayet bugününde işçi kökenli Genel Başkan ve işçi milletvekili çıkaramaması üzücüdür, hepimizin sorumluluğundadır. 14 Mayıs seçimlerine doğru devrimci işçi partisi kimliği taşıyan bir parti olarak EMEP’in iki vekil çıkarma imkanı varken hala bunlardan birini bir işçiden veya işçi kökenli bir devrimciden yana tercih etmemesi benim açımdan kabul edilemez. Nitekim bu özelliği haiz çokça işçi yoldaşımız vardır. Ne yazık ki bu şerh kararım, tüm uyarılarıma rağmen, GYK üyelerine, il ilçe yöneticilerine ve üyelere ulaştırılmamıştır.

    – Aynı toplantıda, “Meclise şimdiki Genel Başkan gitmeyecekse, EMEP adına gidecek iki vekil arkadaştan biri mutlaka Genel Başkan olmalıdır. Gerekirse bunun için hızla olağanüstü genel kongre toplanmalıdır” şeklindeki önerim ve uyarım da dikkate alınmamıştır, bilgilendirme yapılırken bu uyarım yine yönetici ve üyelere ulaştırılmamıştır. Zira, önemli olan parlamentoya gidecek isimden ziyade, Meclis’te Genel Başkanlık’ın temsil edilmesidir. Meclis’te grubu bulunmayan bir partinin parlamentoda etkin olması için de bu tercih elzemdir. Ayrıca, ittifak bileşeni parti ve örgütlerin başkan, eş başkan ve sözcülerinin Meclis’teki hareket alanı için de vekillerden birinin Başkan olmasında mutlak fayda vardır. Dolayısıyla “Genel Başkan + 2 vekil” şeklinde bir formülün ortaya atılmasının hiçbir faydası ve işlevi yoktur. İsimler değil, parti bakımından kürsü ve temsiliyet önemlidir. Bununla birlikte, bizzat MYK üyelerimizi, yazılı olarak uyarmama rağmen; “Başkan + 2 vekil formülünü doğru bulmuyorum, örgüte böyle izah edilmesin” dememe, tersinin yapıldığı örnekler çokça görülmüştür.

    – “Genel Başkan tanınıyor, o milletvekili gibi” şeklindeki söylemler üyelerin masum duygularını istismar için de kullanılmıştır. Nitekim sözünü ettiğim triumvir yapı, ben seçim kampanyası dahilinde il mitinglerini dolaşırken, bilgim dahilinde olmadan kendince “sorunlu” kentleri dolaşmıştır ve aday yapılmadığım için tepki gösteren üye ve yöneticileri “ikna” turuna çıkmıştır. Bu ilginç faaliyetle ilgili ne öncesinde ne de sonrasında, sekreterya üyesi olan Genel Başkan’a, herhangi bir bilgi verilmemiştir. Daha vahimi bu görüşmelerde “Genel Başkan aslında görevinde çok başarılı ama biz kolektif çalışmaya daha uygun ve Meclis ortamından etkilenmeyecek arkadaşları önerdik” mealinde sözler sarf edilmiştir. Yani “başarılı” (!) bir Genel Başkan olarak benim kolektif çalışmaya daha uzak olduğum, Meclis ortamına girince olumsuz sapma ya da eğilimlerde bulunabileceğim üstü kapalı olarak ima edilmiştir. Bu hem şahsıma hem de EMEP’in Genel Başkanlık makamına hakarettir. Bu durumda istifa kararım sadece şahsi onuruma değil, Genel Başkanlık makamına da saygının bir ifadesidir.

    – Kimi yönetici ve üye yoldaşlardan adaylık tartışmalarına gelen itirazlara verilen ilginç gerekçelerden biri de “Genel Başkanlık aslında bizde yasal zorunluluk, dolayısıyla sembolik” şeklindeki cümledir. Elbette bu saptama da Genel Başkan’ın bilgisi dahilinde değildir. Birbiriyle tamamen çelişen bütün ifade ve izahatlar, aslında adaylık belirleme sürecinin nasıl bir oldu bittiye getirilmek istendiğini göstermektedir. Tel tel dökülen bu acelecilik ve acemilikle üzeri alelacele örtülmek istenen karambol duruma elbette izin vermem söz konusu olamazdı. Sadece, ülkedeki seçim sürecinin geçmesini ve 15 Mayıs’ı bekledim.

    Örnekler uzatılabilir ama uzatmak gerekmiyor.

    Kısa çerçevesini çizmeye çalıştığım bu tablo, sürece dair “parti kararlarının gerçekte nasıl “alındığının” tipik fotoğrafıdır. Ayrıca bu tabloda, “yoldaşın yoldaş için canını vermeye hazır olduğu” devrimci sosyalist bir parti geleneğinden “yoldaşın yoldaş arkasından iş çevirmeye başladığı” bir partiye geçişin dramatik hikayesi vardır. Lobicilik, kulisçilik sosyalist bir partide yer bulamaz, bulursa o parti devrimci olmaz. Çıkar ilişkilerine kapı aralayan inceltilmiş lobi organizasyonları yakın geçmiş ve geleceğin en büyük tehlikesidir. Sovyet partisi ve sovyet yönetiminin çöküşü bunun sayısız örnekleriyle doludur. Bununla asla uzlaşmayacağım, asla bir parçası olmayacağım. EMEP’in kuruluşundan bugüne gerek Emek Gençliği gerekse parti örgütlerinin birçok kademesinde görev aldım. Hiçbir zaman aklımda makam ya da koltuk olmadı. Bu mücadeleye milletvekili olmak için de katılmadım. Böylesi bir heves, her şeyden önce can vermiş yoldaşlara, onların ailelerine en büyük saygısızlık olurdu ve asla yüzlerine bakamazdım. Evet, o acılı ailelerin yüzlerine bakmak, ellerinden tutmak için bu istifa beyanını yazıyorum. Beni tanıyan yüzlerce, binlerce mücadele arkadaşım, halktan insanlar samimiyetimi teslim edeceklerdir. Bu istifa beyanıyla kendimi ortaya koyuyorum. Partinin tercihi ve değişimin gücü artık benim elimde değil. İstifa kararım partiye verilen bir zarar değil, tersine katkı olarak görülmeli. Elbette takdir partinin kongre delegelerine, GYK, MYK, MDK başta olmak üzere organlarına, üyelerine ve gençliğine aittir. Bir şey diyemem, bu saatten sonra da söylemem.

    Peki bundan sonra süreç nasıl işleyecek, ne olacak?

    EMEP Parti Tüzüğü’nün 32. maddesi şu şekildedir: “Genel başkanlığın herhangi bir nedenle boşalması halinde, genel kongre toplanıncaya kadar GYK, Partiyi temsil yetkisini, kendi içinden seçeceği bir üyeye tevdi eder. En geç 45 gün içinde genel kongreyi toplantıya çağırır.” İstifamın akabinde süreç bu şekilde ilerleyecektir. Dolayısıyla olağanüstü parti kongresi, 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur Başkanlık seçimlerinin çok sonrasına kalacak ve iki seçim arasında partiyi yormayacaktır. Parti üyeliğinden istifa ettiğim için benim olağanüstü kongreye katılmam söz konusu değildir.

    Partilerde esas birlik program birliğidir. Fakat bu yeterli değildir. Çünkü devrimci özünü yitirmiş pratik, devrimci teori ve programı teslim alıyor ve içini boşaltıyorsa orada gönüllü bir birliğin kalmayacağı benim açımdan açıktır. “Kol kırılır yen içinde kalır” çıtası çoktan ve fazlasıyla aşılmıştır. Gelinen yerde parti merkez yönetiminde duygu, gönül, vicdan, irade ve güven birliğini kaybetmiş bulunuyoruz. Bana bugüne kadar yoldaşlık etmiş olan ve bugün hala partide samimi olarak mücadele eden genç ve yaşlı yüzlerce mücadele arkadaşımı elbette bunun dışında tutuyor, her birine sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

    Alıngan değilim, istifa kararını da bir anlık öfke ile almadım. 15 Mayıs’a kadar var gücümle çalıştım. Fakat kökleriyle parti merkezine yerleşmeye başlayan böylesi triumvirlik bir yapının gölgesi altında, benim için bir kurul toplantısına daha katılmak hem faydasız hem de katlanılmazdır. Bu yüzden bilinçli bir tercih olarak istifa gerekçemi hem parti kamuoyunun hem de demokratik kamuoyunun bilgisine sunuyorum.

    Türkiye’nin geleceğinde emek, demokrasi, özgürlük ve halk güçlerinin birliğine her zaman olduğu gibi değer vereceğim. Harcında bir kum tanesi olursam ne mutlu bana. Sosyalizm, kalbimizi her daim ışıtan bir güneş bizim. Umutsuzluğa yer yok, tek adam düzeni son bulacak. İşçi sınıfını, emekçi halkımızı, bütün devrimci, demokratik parti ve örgütleri selamlıyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • EMEP Genel Başkanı Akdeniz Dersim’de gazetecilerle buluştu – VİDEO

    EMEP Genel Başkanı Akdeniz Dersim’de gazetecilerle buluştu – VİDEO

    PİRHA – Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, yarın yapılacak Emek Özgürlük İttifakı mitingi için Dersim’e geldi. Seçim ilk turda sonuçlanmalı diyen Akdeniz, “milletvekilliği ve parlamento seçimlerinde de oylar Yeşil Sol Parti’ye diyoruz” dedi.

    Dersim’de gazetecilerle buluşan Akdeniz, gazetecilerin tutuklanmasından, Erzurum’da ki provokasyon girişimlerine ve seçim güvenliğine dair çeşitli mesajlar verdi. Akdeniz, başkanlık seçiminde, başkanlık rejiminin, başkanlık sisteminin son bulması için oyların Kemal Kılıçdaroğlu’na verilmesi ve seçimin ilk turda sonuçlanması çağrısında bulundu.

    “HALKIN HABER ALMA HAKKINDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Diyarbakır merkezli başlatılan operasyonlarda gözaltına alınan, tutuklanan gazetecilere geçmiş olsun diyen Akdeniz, “bu halkın haber alma hakkına yönelik bir operasyondur. Özellikle 14 Mayıs kritik seçim sürecinde, gerçekler bilinmesin, gerçekler karartılsın diye yapılan operasyonlar bölge seçimlerine dair ciddi kaygılarımız var. Ama biz asla halkın haber alma hakkından vazgeçmeyeceğiz. Özgür basına her zaman sahip çıkacağız. Sizlerin de çalışmalarını takdirle izliyoruz” dedi.

    “İLK TURDA BİTİRELİM”

    Seçimleri ilk turda bitirme çağrısı yapan Akdeniz, Yeşil Sol Parti’ye yönelik yapılan saldırılara da değinerek sözlerine şöyle devam etti:

    “Türkiye mutlaka bu karanlık tünelden çıkacak. Bizim aydınlığa ihtiyacımız var. Biz emek diyoruz, özgürlük diyoruz, barış diyoruz, kardeşlik diyoruz, eşitlik diyoruz. Emek ve Özgürlük İttifakını bu yüzden kurduk. Halkımız bu gelişmelerden dolayı endişe etmesin, moralini bozmasın. Dayanışmasını eksik etmesin biz mutlaka kazacağız, bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Biz bu provokasyonlara bakınca bu seçim ilk turda bitmeli. İlk turda bitmezse dünyanın sonu değil yine başarırız. Oy farkını açarak bunu yapabiliriz ama bir provokasyon ve manevra alanını vermemek gerekiyor. Mümkünse hep beraber bunu birinci turda bitirelim. Tereddüte mahal yok. En küçük tereddüt yaşayan ‘acaba böyle mi olur’ diyen arkadaşlar şu son birkaç gündür yaşanan Erzurum olaylarını Mersin ve Tarsus’ta Yeşil Sol Partinin arabasının taşlanmasını vb. gelişmelere baksın gönül rahatlığıyla kararını artık versinler. Biz çok net olarak ifade ediyoruz başkanlık seçiminde, başkanlık rejimininin, başkanlık sisteminin son bulması için oylarımızı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na vereceğiz. Bütün halkımıza da ben bu çağrıyı EMEP genel başkanı olarak yapıyorum. Milletvekilliği ve parlamento seçimlerinde de oylar Yeşil Sol Parti’ye diyoruz.”

    “MECLİSİ HALKLA BULUŞTURACAĞIZ”

    “Biz aktif parlamento, pasif halk siyaset anlayışını reddediyoruz” diye konuşan Akdeniz, meclisi halkla buluşturacaklarını söyledi. Akdeniz şöyle devam etti:

    “Halk örgütlenmesini, meclisle taçlandıracağız ve halk egemenliğinin, halk demokrasisinin yolunu açacağız. Başka bir siyasi denklem ortaya koyacağız. Bütün Türkiye halkı bunu görecek, halklar görecek. Dersim için de şunu söyleyebilirim burada işsizlik, yoksulluk, göç bütün bu sorunlar Türkiye’nin diğer kentlerinde de olduğu gibi burada yaşanıyor. Barış ve adaleti de burası da arıyor. Ülkenin aydınlık kesimi, aydınlanma ocağı da burasıdır.”

    “RESTORASYON PROJELERİNE PARLAMENTODA OY VERİLEMEZ”

    Seçimlerde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini de söyleyen Akdeniz şunları konuştu:

    “Biz Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na oy isterken, destek verirken parlamento seçimlerinde de ‘Ben bir konuşursam milletin içine çıkamazlar, ben bu işin kara kutusuyum’ mealinde açıklama yapan Davutoğlu ve ittifakına parlamento seçimlerinde oy verilemez. Aynı şekilde 200 bin işçinin grevini yasaklayan altında hala imzası olan Babacanların restorasyon projelerine parlamentoda oy verilemez. Burada oy verilmesi gereken temel güç Yeşil Sol Parti’dir, Emek ve Özgürlük İttifakıdır. Ama başkanlık seçimlerinde tereddütsüz başkanlık sistemine son vermek üzere Sayın Kılıçdaroğlu’dur. Bu çizgide yan yana omuz omuza devam edeceğiz.”

    “BU KARANLIK TÜNELİ HEP BERABER AŞACAĞIZ”

    Akdeniz, seçim ve sandık güvenliğini de parti farkı gözetmeksizin muhalefette bütün parti ve halk güçleriyle beraber sağlayacaklarını, bu yönüyle hazırlıkların da  devam ettiğini söyleyerek konuşmasını şöyle sonlandırdı:
    “Son sözüm şu olsun; bu karanlık ittifaktan gelecek her türlü saldırı ve provokasyon karşısında siyasi görüşümüz farklı olabilir, programlarımız farklı olabilir buna hiç bakmayız. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na Ankara Çubuk’ta ki saldırı olduğunda tereddütsüz yanında olduk. İBB’ye yönelik kuşatma olduğunda, kayyum tehlikesi olduğunda Sayın İmamoğlu’nun tereddütsüz yanında olduk. Canan Kaftancıoğlu’na siyasi yasak söz konusunda olduğunda tereddütsüz yanında olduk. Son Erzurum olayları olduğunda da CHP’li arkadaşlarımızın, dostlarımızın tereddütsüz yanındayız, bu karanlık tüneli hep birlikte aşacağız. Seçim ve sandık güvenliğini de parti farkı gözetmeksizin muhalefette bütün parti ve halk güçleriyle beraber sağlayacağız. Bu yönüyle hazırlıklarımız devam ediyor.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Biz kazanacağız, birlikte kazanacağız, halklar kazanacak’-VİDEO

    ‘Biz kazanacağız, birlikte kazanacağız, halklar kazanacak’-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Yenikapı Meydanı’nda yüzbinlere seslenen HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, AKP-MHP’nin bu seçimlerde Türkiye halklarının ne kadar büyük olduğunu göstereceklerini ifade ederek, “Kürtlerin ne kadar iradeli olduğunu, kadınların gençlerin ülkeyi değiştirme gücünü ortaya çıkaracağı bir tarihtir. Bu meydanı dolduranlar şunu bilsin, demokrasi meydanlarda yazılır, barış meydanlarda ilan edilir. Barışı da, adaleti de, özgürlüğü de, bizler 14 Mayıs tarihinde sandıklarda ilan edeceğiz” dedi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ile Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) öncülüğünde İstanbul Yenikapı Miting Alanı’nda “Her der Newroz, her dem azadî” ve “Newroz ateşiyle özgürlüğe” şiarıyla düzenlenen Newroz’da HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir, Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, birer konuşma yaptı.

    Yüzbinlerin buluştuğu İstanbul Newrozu’nda, ilk olarak Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Esengül Demir konuştu.

    “HESAP SORACAĞIZ”

    Halkların Newroz bayramını kutlayan Esengül Demir, şunları ifade etti:

    “2023 Newrozu’nun ülkemizde yaşanan deprem felaketinde karşılıyoruz. Yas ve acı içindeyiz, halklarımıza yaşatılan yıkımın acısını yürekten hissediyoruz. Yastayız, aynı zamanda öfkeliyiz. Halkları depremde yalnız bırakan, insanları ölüme terk eden bu iktidara karşı öfkemiz, isyanımız dimdik ayakta. Bizler, meydanı dolduranlar, kadınlar, gençler, sosyalistler, devrimciler, Aleviler, Çerkezler, LGBTİ+ bireyler, Araplar, 14 Mayıs gecesi bu iktidarı yerle bir edeceğiz. Bitmedi, hesap soracağız. Kemal Kurkut’un, İsmail Korkmaz’ın, Deniz Poyraz’ın katledilmesinin hesabını soracağız. Bağımsız yargı önünde hesap verecekler, toplumun önünde hesap verecekler.

    Kürt sorunu içeride ve dışarıda savaş politikaları, siyasal ve toplumsal kutuplaştırmadır. Ülkenin tüm olanakları savaşa seferber edilmiş durumda. Bu savaşın ağır yükü, Türkiye halklarına, emekçilere ve ezilenlere ödetiliyor. Buna karşı faşizmi yıkacağız. Sömürülen, yok sayılan, dini, inancı, varoluşu için mücadele edenler, zindanlardan ses verenler, çocuklarının mezarını arayanlar, deprem bölgesinde feryadı yükselenler sizi alaşağı edecektir. Emeğimize, kimliğimize göz dikenlerden İstanbul Sözleşmesi’ni geri alacağız. Katledilen kadınlar olarak, dün Taksim’de, bugün Newroz meydanlarında, yarın 1 Mayıs meydanlarında olacağız. 14 Mayıs’ta tüm bunların hesabını biz kadınlar soracağız.”

    “GELECEĞİ TÜRKİYE HALKLARIYLA KAZANACAĞIZ”

    Halkların Newroz’unu kutlayarak sözlerine başlayan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Newroz bu ülkeyi yönetenlere siyasi iradeye güçlü bir mesajın verildiği gündür. Aynı zamanda savaş ve tecrit politikalarına karşı Türkiye halkları olarak karşı çıktığımız bir gündür. Ama Newroz aynı zamanda büyük bir direniştir. Çözümün diyalogdan geçtiğinin her anlamda anlatıldığı bir gündür.

    İktidara karşı depremi yönetemediğinin, depremde ölenlerin, yaşamını yitirenlerin, enkazların altında kalanların, öfkesinin olduğu bir dönemden geçiriyoruz. Maalesef bu yılki Newroz biraz buruk, acılıdır, öfkelidir. Depremde yaşamını yitirenlere adanmıştır. Depremin üzerinden bir aydan fazla bir zaman geçmesine rağmen acıların dinmediğini, yaraların sarılmadığını gördük, buna tanık olduk. Bir şey daha ortaya çıktı, insanlık, dayanışma, birlik ve beraberlik. Herkes bu dayanışma ile yaralarını sarmaya çalıştı, herkes acılarını dindirmeye çalıştı.

    Çok az bir zaman kaldı. İki aydan az bir süresi var. 14 Mayıs, bizler açısından önemli bir fırsattır. Aynı zamanda milat olacaktır. AKP-MHP’nin bu seçimlerde Türkiye halklarının ne kadar büyük olduğunu, Kürtlerin ne kadar iradeli olduğunu, kadınların gençlerin ülkeyi değiştirme gücünü ortaya çıkaracağı bir tarihtir. Bu meydanı dolduranlar şunu bilsin, demokrasi meydanlarda yazılır, barış meydanlarda ilan edilir. Barışı da adaleti de özgürlüğü de bizler 14 Mayıs tarihinde sandıklarda ilan edeceğiz.

    Sevgili gençler gelecek sizindir, hep birlikte inşa edeceğiz. Sizlere görev vermek istiyoruz. 14 Mayıs’ta bütün sandıkları gençlere emanet ediyorum. O sandıklarda tek bir hilenin yapılmasına asla müsaade etmeyeceksiniz. İşte biz öyle kazanacağız, gençlerle, kadınlarla kazanacağız. Geleceği Türkiye halklarıyla kazanacağız.”

    “BİZ KAZANACAĞIZ, BİRLİKTE KAZANACAĞIZ, HALKLAR KAZANACAK”

    Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Deprem bölgesine örgütlü güçler sayesinde insanların ayakta durduğunu belirterek başladığı konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Devlet gelmedi, iş makineleri gelmedi. On binlerce insan gibi orada can verdiler. Sonra öğrendik ki Şaziye kardeşimiz enkaz altında doğum yapmış, bebeğiyle can vermiş. Daha adı konulmamış o bebeğin hesabını sormazsak namertiz. Bugün burada yasımızı tutuyoruz, bugün burada acımızı yaşıyoruz, bayramımızı kutlayamıyoruz. Hesap soracağımız günler yakındır.

    Düğünümüzü de bayramımızı da şenliğimizi de 15 Mayıs’ta kutlayacağız. Aşağıdan, yukarıdan yolun sonu görünüyor, bunları hep birlikte göndereceğiz. Onlar istifa etmez, onları hep birlikte göndereceğiz. Seferberlik dayanışmasına var mısınız? Sokak sokak gezmeye var mısınız? Bu ceberut iktidarı göndermeye var mısınız? Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla el ele birleşmeye var mısınız? O zaman göndeririz bunları, hiç merak etmeyin! Bu ülke Bursaspor- Amed Spor maçında halka yeşil pankartlarının gösterildiği, beyaz Torosların gösterildiği bir ülke olmayacak, boşuna uğraşmayın. Bu ülke kardeşliğin ülkesi olacak. Türk ve Kürt halklarının, Türk ve Kürt emekçilerinin birlikte, özgürce yaşadığı bir ülke olacak. Biliyorsunuz bizler Emek ve Özgürlük İttifakıyız. Biz Emek partisi olarak, ittifakımızla birlikte Halkların Demokratik Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi ve Sosyalist Meclisler Federasyonu ile el ele yürüyeceğiz. Türkiye’de Cumhur İttifakı’nın, Millet İttifakı’nın dışında 3. bir seçeneği açtık. Türkiye’ nin yeniden inşasında, kentlerin yeniden inşasında bu ittifak olmadan yeni bir tarih yazılamaz. Kimse aramıza çomak sokmaya kalkmasın, boşuna uğraşırsınız. Bizde sarsıntı olmaz. Biz dimdik, başından beri ayaktayız ve sonuna kadar hedefimize yürüyeceğiz. Biz kazanacağız, birlikte kazanacağız, halklar kazanacak.”

    “HEP BERABER BAŞARACAĞIZ”

    Alanda buluşan yüzbinlere seslenen Yeşil Sol Parti Eş Genel Başkanı İbrahim Akın da, “Bir taraftan yasımızı tutarken diğer taraftan Newroz’un direncini yeni yaşamı burada inşa etmeye çalışıyoruz. Bizler şunu biliyoruz ki, 14 Mayıs’ta bu iktidarı göndereceğiz” diye belirtti.

    HDP’ye yönelik saldırıların devam ettiğini vurgulayan Akın, “Bizlerin iradesini yok etmek için kayyım atadılar, arkadaşlarımızı rehin aldılar. Buradan onlara selam söyleyelim. Sevgili Demirtaş ve Yüksekdağ’a selam olsun. Onlara buradan sözümüz var, sizlerle birlikte inanıyoruz ki 14 Mayıs sonrası özgürlüğünüze kavuşacaksınız. Bu iktidarı def edeceğiz yeni demokratik, ekolojik bir cumhuriyeti inşa edeceğiz. Birlikte ortak yürüttüğümüz mücadelede Yeşil Sol Parti olarak kadınların gençlerin ekoloji mücadelesi yürütenlerin enkaz altında kalanların yanındayız. Tarihsel buluşmada üzerimize düşen sorumluluğu almaya hazırız. HDP kapatılamaz HDP kapatılırsa Yeşil Sol Parti tarihsel misyonunu üstlenecektir. Soruyorlar ‘Yeşil Sol Parti kimdir?’ diye. Yeşil Sol Parti sizlersiniz, kadınlardır gençlerdir. 14 Mayıs’ta bu iktidarı göndermek için var mıyız? Birlikte hep beraber başaracağız” ifadelerine yer verdi.

    Akın’ın ardından sahne alan sanatçı Gülseven Medar, Kürtçe, Türkçe ve Ermenice ezgileri depremde yaşamını yitirenler için seslendirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • EMEP Genel Başkanı Akdeniz Adıyaman’da: Devlet yok ortada, organizasyonsuzluk var-VİDEO

    EMEP Genel Başkanı Akdeniz Adıyaman’da: Devlet yok ortada, organizasyonsuzluk var-VİDEO

    PİRHA- Adıyaman’da depremin etkilerini değerlendiren EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, “Eğer zamanında önlemler alınsaydı, bu kentler kurulması gereken yerlere kurulsaydı bu kadar büyük can kaybımız olmayacaktı. Ciddi bir organizasyonsuzluk var, devlet yok ortada, AFAD yok. Bu depremden sonra çok büyük bir göç dalgası yaşayacağız” dedi.

    Yaşanan yıkıcı depremlerin ardından birçok siyasi parti milletvekilleri, yöneticileri ve üyeleri de bölgeye giderek inceleme ve yardımlarda bulunmaya devam ediyor.

    Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz de, Adıyaman’da yaşananları anlattı. Akdeniz, devletin olmadığını ve ciddi bir organizasyonlusuzluk olduğunu söyledi.

    “CİDDİ BİR ORGANİZASYONSUZLUK VAR, DEVLET YOK ORTADA, AFAD YOK”

    Akdeniz şunları dile getirdi:

    “Halkımızın başı sağ olsun, geçmiş olsun. Eğer zamanında önlemler alınsaydı, bu kentler kurulması gereken yerleri kurulsaydı bu kadar büyük can kaybımız olmayacaktı. İmar aflarında kimlerin sorumluluğu varsa, rant talan vurgun politikalarında kimlerin sorumluluğu varsa, deprem vergilerini kim iç ettiyse bütün bu yaşadığımız yıkıntının sorumlusudur. Önce yıkımın nedenlerini konuşmamız lazım. O yüzden bunların altını çizdim. Bir de sonuçları var. Sonuçları da tam bir rezalet, tam bir skandal. Ciddi bir organizasyonsuzluk var, devlet yok ortada, AFAD yok. Adıyaman’dayız, köyleri gezdik, toprak evler var. 21 yüzyıldayız insanlar hala toprak evlerde yaşıyor. 78 insanımız bu toprak evlerde can vermiş. Yakınlarının feryatlarını dinledik. Yokluktan, sahipsizlikten. Bu insanlar tarımda çalıştıkları halde emeklerinin karşılığını alamadılar.

    “BU DEPREMDEN SONRA ÇOK BÜYÜK BİR GÖÇ DALGASI YAŞAYACAĞIZ”

    Halk hala destek bekliyor. Soğuk kış şartları var, insanlar evlerine giremiyor. Buralar hayalet şehir olmuş. İmkan bulabilen kaçıyor. Oysa bu insanlar burada güvende olmalı. Kendilerini öyle hissetmeliydiler. Bu depremden sonra çok büyük bir göç dalgası yaşayacağız. Ekonomi zaten çökmüş. Adıyaman, Gölbaşı, Malatya, Antakya depremin olduğu tüm şehirler yerle bir olmuş. Yaşam umudu kalmadığı zaman travmalarını atlatmak için acıları unutmak için ve başka büyük kentlerde iş bulabilmek için bir göç başlayacak. Bunun önünün alınması gerekiyor. Halk can derdinde iktidar siyaset derdinde. Olağanüstü hal ilan etmeleri tam da bu sebeple.”

    Cihan BERK/ADIYAMAN

  • Ercüment Akdeniz: Katar’daki stadyum inşaatlarında 6500 göçmen öldü-VİDEO

    Ercüment Akdeniz: Katar’daki stadyum inşaatlarında 6500 göçmen öldü-VİDEO

    PİRHA – Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü sebebiyle yaptığı açıklamada “Dünya, vatanında yaşayabilenler kadar yerinden yurdundan edilen göçmenlerin ve mültecilerindir! Önyargılara, her türden dışsallamaya ve ırkçılığa karşıyız” diye konuştu.

    EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü vesilesiyle basın toplantısı düzenledi. Emek Partisinin Genel Başkanlık İrtibat Bürosu’nda göçmenlerle bir araya gelen Akdeniz, 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü’nde Katar 2022 Dünya Kupası maçının yapıldığını belirtti. Akdeniz, “Kupa heyecanı kadar, Katar’da hayatını kaybeden göçmen işçilerin hatırlanması, hesabının sorulması gereken bir Uluslararası Göçmenler Günü olarak kayıtlara geçmelidir” dedi.

    “6500 GÖÇMEN İŞÇİ CAN VERDİ”

    EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Katar’da stadyum yapımında iş kazaları nedeniyle yaşamını yitiren göçmenleri de anarak “Onların acısını paylaşıyorum” dedi. Akdeniz, 18 Aralık’ın, her yıl Uluslararası Göçmenler Günü olarak kutlandığını vurgulayarak şu konuşmayı yaptı:

    “Bu yıl Katar’da düzenlenen Dünya Futbol Turnuvası’nın final maçı da aynı güne denk geldi. Peki, neden böyle bir tercih yapıldı? Mülteciler için mi, elbette hayır. Katar milli günü olduğu için. Katar halkının ulusal değerlerine elbette saygılıyız. Sorun şudur ki, 10 yıl boyunca yapımı süren stadyum inşaatlarında binlerce göçmen işçi can verdi. Fakat onlar için bırakalım bir anıt açılışını, bir saygı duruşu bile yapılmadı. Dolayısıyla 18 Aralık Pazar günü, kupa heyecanı kadar, Katar’da hayatını kaybeden göçmen işçilerin hatırlanması gereken, hesabının sorulması gereken bir Uluslararası Göçmenler Günü olarak kayıtlara geçmelidir.

    Körfez Arap ülkelerde uygulanan ‘kafala’ sistemi milyonlarca işçiyi adeta köleleştirdi. İşveren kefilliğini şart koşan bu çalışma sistemi göçmen emekçilerin ekonomik, sendikal, sosyal ve hukuksal haklarını yok sayıyor. Hindistan, Pakistan, Nepal, Filipinler ve Kenya gibi ülkelerden toplanan milyonlarca göçmen işçi Katar’da 10 yıl boyunca ter döktü. Kimi kaynaklar en az 6500 göçmen işçinin can verdiğini kaydediyor. Buna karşın işçilerin davaları sümen altı ediliyor, ailelerine tazminat dahi verilmiyor. Çok uluslu şirketler işçi kanı üzerinden karları katlıyorlar. Bugün yeryüzü üzerinde sayıları 300 milyonu aşan göçmenlerin ezici çoğunluğu işçidir. Katar örneği, uluslararası alanda göçmen işçilerin neler yaşadığının tipik bir resmidir. Dolayısıyla göçmen işçilerin haklarını es geçen tüm 18 Aralık anmaları bize göre sahtedir.

    “ULUSLARARASI SENDİKALAR BU SÜRECİN MÜDAHİLİ OLMALI”

    Katar 2022 hazırlık ve inşa sürecine, iş kazaları ve iş cinayetlerine ilişkin etkin bir soruşturma başlamalıdır. Tüm bilgiler, ölüm ve yaralanmalar şeffaf biçimde açıklanmalıdır.

    İşçi ailelerine, eş ve çocuklarına ulaşılmalı ve bu aileler, tüm haklarıyla birlikte, dava sürecine dahil edilmelidir.

    Stadyum, havayolu, ulaşım vb. inşaatlarda işçi canını yok sayan şirketlere ağır ve caydırıcı cezai yaptırımlar getirilmelidir.

    Katar’da ölen göçmen işçiler uluslararası işçi sınıfının bir parçasıdır, sınıf kardeşlerimizdir. Uluslararası sendikalar bu sürecin müdahili olmalı ve toplu işçi kırımına karşı iş bırakma dahil çeşitli eylemleri gündemine almalıdır.

    Bu düzen değişmedikçe göçler durmayacaktır. Buna mukabil göçlere neden olan kapitalist egemen devletler ‘sınır güvenliği’ altında uluslararası sığınma ve iltica haklarını rafa kaldırıyor. Açıkça söylüyoruz; dünya, vatanında yaşayabilenler kadar yerinden yurdundan edilen göçmenlerin ve mültecilerindir! Önyargılara, her türden dışsallamaya ve ırkçılığa karşıyız. Yerlisi göçmeniyle emekçi halklar el ele vermeli, sömürü ve savaşa karşı birleşmelidir.

    Önceleri göçmenler için bir transit ülke olan Türkiye, AKP Hükümeti ve emperyalistlerin pragmatik göç politikaları nedeniyle adeta ‘baraj ülke’ haline geldi. Bu politika hem göçmenleri hem de yerli halkı mağdur etti. Suriye savaşı ve göçünün 12’nci yılında sorun daha da ağırlaşıyor. Düzen partileri ise köklü insani çözüm yerine, yabancı düşmanlığına kapı açıyorlar. Bunu asla kabul etmiyoruz.”

    “DÜNYANIN BÜTÜN EZİLEN HAKLARI BİRLEŞİN”

    İran’daki baskıcı rejimin katliamlarına da değinen Akdeniz, “Elbette bu durum yeni göçleri tetikleyecek. Masha Amini ve öldürülen diğer insanlar şahsında halkın özgürlük çığlığını selamlıyoruz. Ve bir insanlık suçu olan idamların derhal durdurulması ve yasaklanması çağrısını yapıyoruz” dedi. Akdeniz sözlerine, “Dünyanın bütün işçileri, ezilen haklar ve göçmenler birleşin” diye son verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenlerinden EMEP’e ziyaret-VİDEO

    Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenlerinden EMEP’e ziyaret-VİDEO

    PİRHA-Emek Partisi’ni (EMEP) ziyaret eden Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenleri, Suriye savaşı ve göçünün 11’nci yılında göçe dair sorun ve taleplerini dile getirdi. Buluşmada konuşan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, “Yaşadığımız sorunların sebebi mülteciler ya da göçmenler değil emperyalistler ve işbirlikçi egemen sınıfların çıkarcı göç politikalarıdır. Toplumda nefreti ve ırkçılığı büyüten yaklaşımları kınıyoruz, reddediyoruz” dedi.

    Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenleri, Suriye savaşı ve göçünün 11’nci yılında Emek Partisi’ne (EMEP) bir ziyaret gerçekleştirirken, göçe dair sorun ve taleplerini dile getirdi. EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz‘in de yer aldığı ziyarette katılımcılar söz alarak konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Ziyarete Sığınmacı Hakları Platformu’ndan Taha Elgazi, gazeteci ve Suriye Sol Demokrat Partisi üyesi Zeki Drobi, feminist aktivist Nejat Mürşid, Suriyeli Kadınlar Derneği üyesi Sofi Arif, Suriye-Türk Dostluk Derneği üyesi Hüseyin Elali ile Afrin eski belediye başkanı Zuheyr Hayder katıldı.

    Söz alan katılımcılar göç etmelerine neden olan sorunları ve süreci kısaca anlatırken, mülteci ve yabancı düşmanlığının artmasından duydukları endişeleri kaydettiler. Sorunun mültecilerden değil, insanların mülteci olmasına yol açan politikalardan kaynaklandığını belirten katılımcılar bir arada yaşamın önemine değindi. “Suriye savaşı ve beraberinde yaşanan zorunlu göçün üzerinden 11 yıl geçti. Bu 11 yıllık süreçte izlenen egemen göç politikaları ve AKP iktidarı sayesinde hem Suriyeli mülteciler büyük mağduriyet yaşadı hem de yoksul emekçi halklar” diyerek sözlerine başlayan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ise ülkelerin göç politikalarını eleştirdi.

    “SORUNLARIN SEBEBİ MÜLTECİLER DEĞİL EMPERYALİSTLERİN GÖÇ POLİTİKALARIDIR”

    Akdeniz şöyle konuştu:

    “Tam da bu yüzden diyoruz ki; yaşadığımız sorunların sebebi mülteciler ya da göçmenler değil emperyalistler ve işbirlikçi egemen sınıfların çıkarcı göç politikalarıdır. Düzen muhalefetinin söyleyemediği şey tam da budur. Göçmenlerin hedefe konmasına son verilmelidir.

    Göç çok katmanlı bir sorundur ve çözümü çok anahtarlıdır. Her kim ki sihirli bir anahtarla bu sorunun çözüleceğini söylerse halkı aldatır. Nitekim son günlerde gündeme getirilen “geri gönderme” vaatleri de gerçekçi değildir çözümden uzaktır. Göç ve göçmenlerin yaşadıkları sorunlar ekonomik, siyasi, psikolojik, sosyolojik alt yapı sağlanmadan bir anda çözüme kavuşamaz. Alt yapı oluşmadan yapılacak zorlamalar hem toplumsal beklenti ve karşılıklı nefreti büyütür hem de zorla geri göndermek temel insan haklarına aykırıdır, kabul edilemez.

    Bugüne kadar ne zaman göç konuşulsa, ne zaman mültecilere ya da göçmenlere dair bir tartışma yapılsa ne yazık ki konunun öznesi olan sığınmacılar ya da mülteciler hep mikrofonlardan uzak tutuldu. Bugün burada, Emek Partisi olarak açtığımız kürsü tam da bu yaman çelişkiyi ortadan kaldırmak içindir. Çünkü EMEP yerli ve göçmen emekçilerin birliğini, ortak hak mücadelesini savunan enternasyonalist bir işçi partidir. Göçmenler, mülteciler bizim kardeşimizdir. Bizim derdimiz mültecilerle değil patronlar sınıfıyla, sermaye düzeniyle ve hepimizi birlikte sömüren kapitalist düzenledir.”

    “BEYİNLERE DE MAYIN DÖŞEMEYİ AKLINA KOYMUŞLAR İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ‘ın “Suriye sınırına mayın yerleştireceğiz” söylemine de değinen Akdeniz, “Umarız bu ziyaret vesilesiyle Suriyeli mülteci kardeşlerimizin mesajları topluma dolaysız bir şekilde ulaşma şansı bulur. Çünkü sadece sınırlara değil beyinlere mayın döşemeyi aklına koymuş şoven söylemlerle karşı karşıyayız. Elbette toplumda nefreti ve ırkçılığı büyüten bu yaklaşımları kınıyor, reddediyoruz. Suriyeli Dernekler Federasyonu bileşenlerine bir kez daha hoş geldiniz diyor, teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu mesajların sadece EMEP kürsüsünden değil tüm demokratik, ilerici, sosyalist parti ve örgütlerin kürsülerinden de dile getirilmesi için dost kurumlara çağrıda bulunuyoruz. Özel olarak da emek ve meslek örgütlerine, sendikalara mültecilerle birlikte ortak çözüm ve ortak hak mücadelesi için kürsüler açılması çağrısını dile getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

    “MÜLTECİLER HAKLARI OLMAYAN VE AKP’NİN TEBAASI OLAN BİR TOPLUM DEĞİLDİR”

    Akdeniz konuşmasını partisinin göç alanına ilişkin acil çözüm ve önerilerini sıralayarak noktalarken; şunları kaydetti:

    “1- Suriye savaşında dahli bulunan bütün emperyalistler ve Türkiye dahil dış güçler bölgeden çekilmelidir. Barış ve demokratik yaşam koşulu sağlanarak mülteciler için güvenli geçiş yolu açılmalıdır.

    2- AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması derhal iptal edilmelidir. İsteyen mülteciler üçüncü bir ülkeye geçme hakkını kullanabilmelidir. Mülteciler hakları olmayan ve AKP’nin tebaası olan bir toplum değildir. Bu nedenle BMMYK Göç ve İltica ofisleri yeniden Türkiye’de açılmalı ve uluslararası devletler göçmen alımını paylaşmalıdır. BM üzerinde baskı sağlanmalıdır.

    3- Türkiye’de kalmayı düşünen, özellikle Türkiye’de doğan sığınmacı ya da mülteciler için karşılıklı entegrasyon ve bir arada yaşam koşulları sağlanmalıdır. Eşit yurttaşlık koşulları hazırlanmalıdır.

    4- Mülteci ve göçmen işçileri ucuz ve güvencesiz, kölece çalıştıran uygulamalara son verilmelidir. Yerli işçilerle göçmen işçileri rekabete sokan anlayışa karşı ortak mücadele örgütlenmelidir. Çalışma izin başvurusu patronların inisiyatifinden alınıp doğrudan mülteci işçilere verilmelidir. Göçmen işçilere sendikalaşma hakkı tanınmalıdır.

    5- Kadın mülteciler üzerindeki her türden emek sömürüsü ve istismar son bulmalı, mülteci kadınların da güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi yeniden tanınmalıdır.

    6- Eğitimde anadilde eğitimi de güvence altına alacak düzenleme yapılmalıdır.

    7- Göç ve mülteciler üzerine yapılan harcamalar, uygulanan fonlar hükümet tarafından şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

    8- Sınırda görev alan kamu görevlileri ve aileleri için, rüşvet mekanizmasına son vermek üzere, hem göreve başlarken hem de görev bitiminde mal bildirimi zorunluluğu getirilmelidir. İnsan tacirlerine şemsiye olan cezasızlık politikasına son verilmelidir. Göçmenler için güvenli geçiş yolları sağlanmalı, ölümcül rotaları kışkırtan politikalara son verilmelidir.

    9- Sağlığa, eğitime, hukuka erişimde mülteci toplulukların dezavantajlı durumu ortadan kaldırılmalıdır.

    10- Geri gönderme merkezleri kaldırılmalı yerine iltica ve kabul ofisleri açılmalıdır. Suça karışmış kişiler BM kanalıyla uluslararası yargıya teslim edilmelidir. Geri gönderme bir ceza politikası olarak uygulanamaz.

    Son olarak dün Amerika’da bir tır içinde sıcaktan ve nefessiz kalarak can veren mültecileri saygıyla anıyor, emperyalist göç politikalarını bir kez daha kınıyoruz. Ayrıca Fas-İspanya hattında yaşanan toplu mülteci katliamını da lanetliyoruz. Bu vahşi kıyımlar yayılarak laboratuvar olarak kullanılmamalı ve suça karışanlar derhal yargı önüne çıkarılmalıdır.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Erdoğan adaylığını duyurdu; Muhalefet: Ekonomiyi çökertmekle anılan kişi işimize gelir

    Erdoğan adaylığını duyurdu; Muhalefet: Ekonomiyi çökertmekle anılan kişi işimize gelir

    PİRHA – Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeniden Cumhurbaşkanı olmak üzere adaylığını açıkladı. CHP, HDP, DEVA, EMEP ve Sol Parti, “Son kez aday olacak” vurgusunda bulundular. Peki muhalefet cumhurbaşkanı adayını ne zaman açıklayacak?

    Uzun zamandır 2023 Haziran Genel Seçimi’nde ittifakların kimi aday göstereceği tartışılıyordu. MHP Genel Başkanı Bahçeli, Kızılcahamam’da partililerle yaptığı kampta cumhurbaşkanlığı seçimini hatırlatıp, “Bizim cumhurbaşkanı adayımız nettir, o da Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır” demişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da İzmir’de gündeme dair konuşurken adaylığını ilan etti. Erdoğan, “Cumhur İttifakı’nın adayı Tayyip Erdoğan.” dedi.

    Konuya ilişkin ayrı ayrı muhalefet partilerinin yönetimindeki isimler ile konuştuk. 

    Erdoğan’ın kendi adaylığını ilan etmesi muhalefeti şaşırtmadı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları Erdoğan dışında birinin adaylığını öncesinden de beklemediklerini söyledi. Sebebinin ise; AKP’nin MYK’sından kabinesine kadar Erdoğan dışında kimsenin konuşamadığını ve herkesin işlevsiz kaldığını sonuç olarak orada da tek adam olduğunu belirtti.

    “Baştan beri Cumhurbaşkanlığı sistemine karşı çıkmamızın sebebi buydu. O bir tek şahıs. Ülkeyi de partisini de böyle yönetmek istiyor” diyen Hatimoğulları, bu açıklamayı aynı zamanda muhalefetin bütününe bir meydan okuma olarak yorumladı.

    “ERDOĞAN’IN MUHTEŞEM FİNALİ OLACAK”

    Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkan Yardımcı ve Parti Sözcüsü İdris Şahin, Erdoğan için, “Ömrünün sonuna kadar o koltukta kalmak için mücadele edeceğini gayet iyi biliyoruz. O yüzden normal sandık sonuçları aleyhinde olmadığı müddetçe kendi iradesiyle aday olmama gibi bir durum asla olmaz” dedi.  Şahin, 2014 yılındaki ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminin “Erdoğan’ın muhteşem finali” olabileceğini ancak onun bu sonu seçtiğini belirtti.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç da, “İsmi Türkiye ekonomisini çökertmekle, yoksullukla anılan bir kişinin aday olması bizim işimize gelir.” dedi.

    Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ise, yüksek enflasyon ve durdurulamayan faizlere dikkat çekti. Başka bir ismin çıkabileceğini düşünmediğini belirten Akdeniz, “Bu çöküş tablosunda tek isim Erdoğan olabilirdi zaten. Yine de Erdoğan’ın adaylığı iktidar bloğuna kazanma garantisi vermeyecektir” dedi.

    Cumhur İttifakı’nın kazanamayacağını ittifakın kendisinin de düşündüğünü belirten Akdeniz, bunun göstergesinin de ilk olarak seçim yasasını değiştirmeleri olduğunu hatırlattı. Akdeniz, “Erdoğan tek başına kazanabilecek olsaydı bunu yapmazlardı. İkincisi, sürekli muhalefeti hedef tahtasına koymazlardı. Üçüncüsü de OHAL koşulları yaratıp seçime gitmezlerdi.” dedi.

    Sol Parti Parti Meclis üyesi Alper Taş da, Erdoğan’ın siyasi kariyerini böylelikle mağlubiyet ile kapatacağını söyledi. 

    ÜÇÜNCÜ DEFA CUMHURBAŞKANI OLABİLİR Mİ?

    Erdoğan kanunda açıkça belirtildiği üzere üçüncü defa cumhurbaşkanı olamaz. Bundan ötürü, aday da olmaması gerekirdi. Kanunun içeriğinde buna istisna tanıyan noktalar var ki biri meclisin çoğunluğunda erken seçimin çıkmasıdır. Ankara kulisleri erken seçimi konuşuyor. Sorularımızı yanıtlayan siyasiler Erdoğan’ın bu seçeneği kullanacağını böylelikle Kasım’da erken seçime gidileceğini düşünüyorlar. Kaldı ki siyasilerin ortaklaştığı noktalardan biri de Erdoğan’ın kanunları tanımadığı oldu.
    Alper Taş, erken seçim olmadığı durumda “yeni sistemde ikinci defa cumhurbaşkanı olabilir” şeklinde kanunu yorumlayacaklarını düşünüyor. Zaten adaylığına değil siyaseten kazanmamasına karşılık verilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Ercüment Akdeniz ise, iktidarı ‘yargı tanımaz tek adam rejimi’ olarak nitelendirerek, “Gezi Davası’nda beraat edenleri yeniden yargılatan ve ağır cezalar veren bir atmosferdeyiz. Bununla daha öncesinde 2 milyon oyu mühürsüz olmasına rağmen sayan, 7 Haziran’da kaybedip iktidarı bırakmamış, ülkeyi kanlı bir kaosa sürükleyen siyasal yapı var. Dolayısıyla yasanın tanınmasını beklememek gerekir” şeklinde konuştu. Akdeniz, erken seçimin garanti olmadığını söyledi. 

    “GÜNDEMİ ERDOĞAN DEĞİL BİZ BELİRLERİZ”

    Akdeniz, esas olanın isimden önce nasıl bir program ile gidileceğini söyledi. Bu kapsamda partisi ve ilişkide oldukları hareketlerle bu konuda çalışıldığını aktardı. EMEP Genel Başkanı, “Tek adamın gitmesine ve rejiminin yıkılmasını hedef alan bir seçim platformu ile olmaz. Yerine ne geleceğini de konuşmak gerekir. Kürt sorununun çözümü ve inançların dışlanmadığı bir program üzerine çalışıyoruz.” dedi.

    Bu arada, HDP’nin ve oluşturulmaya çalışılan birliğin henüz kendi adayını açıklayıp açıklamayacağı belli değil. HDP Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, “Biz adayın şahsından ziyade hangi ilkeler etrafında cumhurbaşkanlığı düşünüldüğüne bakarız. Yeni cumhurbaşkanının ilkeleri ile ilgileniyoruz. Cumhurbaşkanlığı sistemi ile mücadelede yetkilerini kullanacak mı? İsim üzerinden yapılacak tartışma asıl tartışılması gerekenleri gözden kaçırtabilir.” dedi.

    Hatimoğulları da Cumhur ittifakı’nın “Biz açıkladık, Millet ittifakı da açıklasın” diyeceğini düşünüyor.

    Bahçeli de geçtiğimiz aylarda TBMM’de partisinin grup toplantısında konuşurken “Adayınızı açıklayın, boyunuzun ölçüsünü alalım” demişti.

    DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcı ve Parti Sözcüsü İdris Şahin, “6’lı masa, Erdoğan, adayınızı açıklayın, dedi diye hamle yapmaz. Biz kendi programımızı biliyoruz. Seçim günü açıklansın, 48 saat içerisinde adayımızı açıklarız.” dedi. Ancak tabandan ya da basınç yapmaya çalışabilecek kesimlerden eğer “Cumhur ittifakı açıkladı, siz de açıklayın” ısrarı gelirse cevaplarının net olduğunu söyledi ve Biz Cumhur İttifakı’nın kuyruğuna takılmayacak kadar güçlüyüz.” şeklinde konuştu.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç da aynı vurgularla seçim günü açıklanana kadar buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti.

    Tülay Hatimoğulları da, Erdoğan’ın seçim öncesi 6’lı masanın adayını öğrenip o isme kaybettirmenin yol haritasını bulmak için de bunu yapabileceğini belirtiyor.

    Helin YILMAZ /PİRHA 

     

     

  • Tutuklu ailelerinden CHP ve EMEP’e ziyaret

    Tutuklu ailelerinden CHP ve EMEP’e ziyaret

    PİRHA- Marmara Tutuklu ve Hükümlü Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ve Adalet Nöbeti sürdüren tutuklu yakınları, cezaevlerinde yaşanan ihlallere ilişkin CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nu ve EMEP’i ziyaret etti.

    Marmara Tutuklu ve Hükümlü Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MATUHAY-DER) Eşbaşkanı Nesim Özkan ile İstanbul’da Adalet Nöbeti eylemini sürdüren tutuklu yakınlarından oluşan heyet, cezaevinde yaşanan ihlallerle ilgili olarak CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nu ziyaret ettiler.

    Ziyarette, başta hasta tutuklular olmak üzere cezaevlerinde yaşanan hukuksuzluklar, işkence ve baskılar konuşuldu. Heyet, ayrıca Türkiye’nin hukuk ve sosyal devlet anlayışının dışına çıktığını, bu nedenle ihlallerin artığını kaydederek, birlikte mücadelenin önemine vurgu yaptı.

    Türkiye’de adaletin kalmadığını, bu nedenle bu hukuksuz durumların yaşandığını ifade eden Kaftancıoğlu ise, ülkede ne adaleti ne de hukukun kaldığını, bu hukuksuzluğun hep beraber ve bütünleşerek aşılacağını vurguladı.

    EMEP’E DE ZİYARET

    Adalet Nöbeti’ni sürdüren tutuklu yakınları, EMEP’i ziyaret etti. Ziyarette dayanışma vurgusu yapıldı. EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, “Adaletin iki ayağı var. Adliye ve cezaevi olmak üzere. Orada da bir sistem işliyor. Adalet yok. O kavram hepten yıkıldı. Cezaevleri de bir adalet konusu olarak bizim tartışmamız gerekecek” diye konuştu. Akdeniz,  “parti olarak cezaevlerindeki cinayetleri de gündemimize alacağız” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • EMEP ittifak platformunu açıkladı: Halk seçeneğini yaratmak için birleşelim-VİDEO

    EMEP ittifak platformunu açıkladı: Halk seçeneğini yaratmak için birleşelim-VİDEO

    Millet İttifakı’nın önerdiği ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in köhne düzenin sürdürülmesi anlamına geldiğini söyleyen EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, buna karşı gerçek halk seçeneğini yaratmak için birleşmek ve mücadele etmek gerektiğini ifade etti.

    Emek Partisi (EMEP), Cumhur ve Millet ittifakları dışında bir ittifak seçeneği için yaptığı çalışmalar kapsamında ‘Bağımsız, Demokratik Bir Ülke ve İnsanca Yaşam Bildirgesi’ni açıkladı.

    Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenen toplantıya Genel Başkan Ercüment Akdeniz, parti merkez yöneticileri, il başkanları ve aydınlar katıldı.

    Akdeniz, toplantıda yaptığı konuşmada, “Ülkede yolsuzluk ve çete, mafya ilişkilerinin yaygınlaştığını, ‘dış güçlere karşı mücadele ediyoruz’ diyenler yeni yılda Türk Lirası’nı dolara endeksledi” dedi. Halkın temsilcilerinin yerine kayyımlar atandığını ve gerici faşist bir rejimin kurulmaya çalışıldığını belirten Akdeniz, CHP ve İYİ Parti’nin projesinin ise bir restorasyondan öteye gidemediğini belirtti.

    “Millet İttifakı’nın sözcüleri sık sık devri sabık yaratmayacağız diyor, bu halkın ve ülkenin değerlerini yağmalayanlardan hesap sorulmayacağı anlamına geliyor” diyen Akdeniz, “Bu işçi ve emekçilerin baskı altında tutulduğu köhne düzenin devamından başka bir anlam taşımıyor” şeklinde konuştu.

    “GÜÇLÜ BİR HALK SEÇENEĞİ YARATILMALI”

    İşçi ve emekçilerin kendi bağımsız politik çıkarları doğrultusunda seçimlere de müdahale ederek yeni bir toplumsal düzen kurmaları gerektiğini belirten Akdeniz, bir yıldır bu yönde partiler, sendikalar, meslek örgütleri ve aydınlarla görüştüklerini söyledi. HDP, TİP, TKP ve Sol Parti ile yaptıkları görüşmelerin devam ettiğini ifade den Akdeniz, “Bu bildirge, ilk elden yapılması gereken güçlü bir çağrıdır. Biz sosyalist bir partiyiz, dünyanın ve ülkemizin kurtuluşunun üretim araçlarının ve ilişkilerinin değişmesi ile olacağını biliyoruz. Ancak tek adam rejiminden kurtuluş için güçlü bir halk seçeneği yaratılmasının gerektiğini de biliyoruz” dedi.

    Bu çerçevede yaptıkları çağrının sloganını, “Birlikte kazanacağız, halk kazanacak” olarak açıklayan EMEP Genel Başkanı, ittifak platformlarını yeni bir anayasa yapılmasından başlayarak, devletin her türlü gerici örgütlenmeden arındırıldığı, YÖK’ün kaldırıldığı, tarikat ve cemaatlere ait her türlü okul ve yurdun kamuya devredildiği, sağlıkta özelleştirmenin durdurulduğu politikalar uygulanacağını belirterek açıkladı.

    “TEK DEVLET DİLİ UYGULAMASINA SON VERİLMELİ”

    “Kürt sorununun ulusların gönüllü birliği ilkesi çerçevesinde çözülmeli, tek devlet dili uygulamasına son verilmeli” diyen Akdeniz, yapılan bütün askeri anlaşmaların açıklanarak NATO’dan çıkılması gerektiğini belirtti.

    Akdeniz şöyle devam etti: “Zamlar durdurulmalı, asgari ücret dört kişilik bir işçi ailesinin ihtiyaçları göz önüne alınarak belirlenmelidir. Çalışma süresi günde 7 saati, haftada 5 günü geçmemeli, eşit işe eşit ücret ödenmeli, evden çalışma ve kısa çalışma gibi her türlü güvencesiz çalışmaya son verilmeli, işten atmalar yasaklanmalı, herkesin yetenekleri doğrultusunda iş sahibi olması devlet tarafından garanti altına alınmalıdır, zenginlere servet vergisi konmalı temel tüketim mallarından alınan KDV ve ÖTV kaldırılmalıdır, yoksul üreticilerin borçları silinmeli ve faizsiz kredilerle desteklenmeli, küçük esnaf desteklenmeli, insanlığa karşı suç işleyenler hariç Türkiye’ye sığınanlara mülteci olma ve dönmek isteyenler için bölgede barış koşulları sağlanmalıdır.”

    ‘EKONOMİYİ YİNE BABACANLAR YÖNETECEKSE VAY BU ÜLKENİN HALİNE’

    Toplantının soru cevap bölümünde de üçüncü bir ittifak için halkı seçeneksiz bırakmayacaklarını söyledi. Bu konuda epey yol alındığını ve mücadele birliğini devam ettireceklerini belirten Akdeniz, “Bazı partiler ve gruplar daha dar bir oluşum isteyebilir, saygı duyarız. Ancak bir iktidar alternatifi olarak bunu yaratmalıyız” dedi.

    Akdeniz ekonomiyle ilgili bir soruya “Ekonomiyi bir kez daha Ali Babacanlar, dış politikada Davutoğlular yönetecekse, dümene Akşener geçecekse vay bu ülkenin haline” yanıtını verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz Dersim’e geliyor

    EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz Dersim’e geliyor

    PİRHA-Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, EMEP il örgütünün programı kapsamında yarın Dersim’e geliyor.

    EMEP’in 9. Kongresinde genel başkan seçilen Ercüment Akdeniz, bir süredir çeşitli illere ziyaretler gerçekleştiriyor. Akdeniz 15 Ekim Cuma günü de Dersim’e gelerek bir dizi programa katılacak.

    EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, 15 Ekim günü Saat 13.00’de Mojen Cafe’de kurum temsilcileriyle yapılacak toplantıya katılıp ardından esnaf gezisi yapacak. Esnaf gezisinden sonra Saat 16.00’da Belediye Konferans Salonu’nda “Türkiye nereye gidiyor? Ne yapmalı?” halk toplantısına katılacak olan Akdeniz’in programı 16 Ekim’de ilçelerde devam edecek.

    16 Ekim Cumartesi günü Pertek’te Saat 11.00’de Mola Cafe’de halk toplantısına katılacak olan Akdeniz ardından Ovacık ilçesine ziyarette bulunacak. Akdeniz’in iki günlük Dersim programı Ovacık ilçesini ziyaret ettikten sonra sonlanacak. Akdeniz ardından; Malatya, Elazığ, Varto, Diyarbakır, Urfa, Antep programlarına devam edecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Akdeniz: Irkçı saldırılara karşı halkların, emekçilerin birleşmesi gerekiyor-VİDEO

    Akdeniz: Irkçı saldırılara karşı halkların, emekçilerin birleşmesi gerekiyor-VİDEO

    PİRHA- Batı kentlerinde HDP’ye ve Kürtlere yönelik gerçekleştirilen ırkçı saldırıları kınayan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, ” HDP hedef gösteriliyor,; yöneticiler, üyeler hatta HDP’ye oy verenler hedef gösteriliyor ve bu nefret söylemini üretiyor. Farklı milliyetlerden, farklı dinlerden farklı dilleri konuşan işçilerin emekçilerin talepleri için sermaye egemenliğine ve bu ırkçı, kafatasçı, şoven yaklaşımlara karşı birleşmesi gerekiyor” diye konuştu.

    Ülkenin iktidar tarafından üretilen nefret söylemleri ile  faşist bir zemine çekilmek istendiğini belirten Akdeniz, halkların bu provokasyonlara karşı uyanık olması çağrısında bulundu.

    “HDP HEDEF GÖSTERİLİYOR, NEFRET SÖYLEMİ ÜRETİLİYOR”

    HDP’ye yönelik ırkçı saldırıları ve saldırılara zemin hazırlayan zihniyeti kınayan Akdeniz, şovenizm zehrinin toplumun her kesimini zehirlemeye devam ettiğini söyledi. Akdeniz, “Bu olayların iki nedeni var. Bir tanesi siyasi, diğeri ekonomik ve sosyolojik nedenler var. Neden siyasi? Çünkü bu ülkede HDP‘nin kapatılması sürekli gündemde tutuluyor, HDP hedef gösteriliyor, HDP’li yöneticiler HDP’li üyeler hatta HDP’ye oy verenler hedef gösteriliyor, bu nefret söylemini üretiyor. Hatta itilaf edilmesi gereken haşereler diye terimler kullanılıyor. Buradan kendisine görev çıkartan, bu siyasal iklimden beslenen tabii ki kesimler oluyor ve bu şovenizm zehridir esas olarak. Bu zehir toplumun belirli bölümlerini etkiliyor ve maalesef istemediğimiz olaylar ve saldırılarla karşı karşıya kalabiliyoruz. Yoğun bir işsizlik var Türkiye’de. Yoksullaşma çok derin yaşanıyor. Bir yandan ekonomik kriz, bir yandan pandemi süreci. Bu arada bir avuç mutlu azınlık servetine servet katıyor milyarları doları yurtdışına çıkarıyor. Bu sorunun esas kaynağı ezilen milyonların ve çöpten beslenen işsiz kalan çocuklarının geleceğinden endişe duyan milyonların kendi talepleri etrafında birleşmesi mücadele etmesidir” diye konuştu.

    “MÜLTECİLER VE KÜRTLER HEDEF GÖSTERİLİYOR”

    Akdeniz, sistemin bütün ekonomik dengesizlikleri ve başarısızlığını örtmek için hedef şaşırtarak mültecileri ve Kürtleri hedef aldığına işaret ederek, “Sünni ve Alevi emekçiler açısından da ha keza aynı şeyi savunuyoruz. Ama bu tür yöntemlerle sorunun esas kaynağına işaret etmek yerine zaman zaman ya mültecileri ya da Kürtleri hedef göstererek, ‘İşte işinizi elinizden bunlar aldı, bunlara bu topraklarda çalışmasına izin vermeyin’ diyen bir yaklaşım görüyoruz. Bütün bunlara karşı halkın uyanık olması gerekiyor. Farklı milliyetlerden, farklı dinlerden farklı dilleri konuşan işçilerin emekçilerin talepleri için sermaye egemenliğine ve bu ırkçı, kafatasçı, şoven yaklaşımlara karşı birleşmesi gerekiyor” dedi.

    “AFGANİSTAN HAMLESİ İLE MİLLİYETÇİ OYLARI KONSOLİDE ETMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    İktidarın erken seçim tartışmalarının olduğu bir süreçte Afganistan çıkartmasının ise iktidarını devam ettirebileceği bir argüman olduğunu ifade eden Akdeniz, son dönem ortaya çıkan mafya-devlet ilişkileri ile iktidarın güç kaybettiğini söyledi. Akdeniz şöyle konuştu:

    “Hükümet iktidar bloku oy kaybediyor. Bu anlaşılıyor bu görülen bir şey güç kaybediyor. Bir yandan çete, mafya düzeni bir taraftan ortaya çıkan ifşaatlar, idealar, öte yandan da yolsuzluk düzeni.  Bütün burada bir güç kaybı söz konusu. Öte taraftan AKP iktidarının uzunca süredir uyguladığı Neo-Osmanlıcı dış politika dışa yayılma ümmet toplumu söylemiyle aslında Türkiye burjuvazisinin pazar alanlarını genişletme stratejisinin daralmaya başladığını görüyoruz. Yani Suriye’de de öyle oldu, Libya’da da ve öyle oldu.

    Hükümet, aslında iktidar müjde arıyor, sürekli müjde bulmaya çalışıyor bir müjde bulsa iktidarını devam ettirebilecek bir argümana sarılacağını düşünüyor ama o müjdeyi bir türlü bulamıyor. Biden’dan telefon beklediler aylarca o telefon bir türlü gelmedi. En sonunda NATO zirvesinde nihayet görüşebildiler ama Biden da onların önüne bir görev koydu. Bu görevde Afganistan’da NATO’nun ve ABD’nin ileri karakolu olma görevi. Bu açıkçası şunu gösteriyor yeni bir fetih söylemiyle içerden milliyetçi oyları konsolide etme çabasını gösteriyor. Biz Emek Partisi olarak diyoruz ki bu ülkenin hiçbir evladı, hiçbir genci Amerika’nın çıkarları için Afganistan’da ölmeyecek, ölmemeli. Bütün halkımızın buna karşı çıkması lazım.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

     

     

  • ‘2 Temmuz’dan günümüze linç ve ırkçılık, Türkiye’nin göçmen politikası’ paneli yapılacak

    ‘2 Temmuz’dan günümüze linç ve ırkçılık, Türkiye’nin göçmen politikası’ paneli yapılacak

    PİRHA – İstanbul’da ‘2 Temmuz’dan günümüze linç ve ırkçılık, Türkiye’nin göçmen politikası’ paneli 7 Temmuz Pazar günü yapılacak. 

    İstanbul’da ‘2 Temmuz’dan günümüze linç ve ırkçılık, Türkiye’nin göçmen politikası’ paneli gerçekleştirilecek. 7 Temmuz Pazar günü İkitelli Dersimliler Derneği’nde yapılacak panele HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Yazar, Alevi Aktivist Aydın Deniz ve Gazeteci, Yazar Ercüment Akdeniz katılacak. (HABER MERKEZİ)