Etiket: erdal yavaş

  • TMMOB: İş kazaları, meslek hastalıkları kader değildir

    TMMOB: İş kazaları, meslek hastalıkları kader değildir

    PİRHA – Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü” nedeniyle iş kazalara dikkat çekmek amacıyla basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, “İş kazaları, meslek hastalıkları ‘kader’ değildir. İş kazalarının, meslek hastalıklarının ‘işin doğal bir sonucu’ olarak görülmesi, yeni iş cinayetlerine davetiye çıkarmaktadır” denildi.

    “EMEKÇİLERİ SAYGIYLA ANIYORUZ”

    TMMOB Malatya İl Binasında İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Erdal Yavaş tarafından yapılan açıklamada: “Bundan tam 28 yıl önce, 3 Mart 1992 tarihinde, Zonguldak Kozlu Kömür Ocağında meydana gelen grizu patlamasında 263 emekçi hayatını kaybetti. TMMOB, ülkemizdeki iş cinayetlerine dikkat çekebilmek, işçi sağlığının ve iş güvenliğinin önemini vurgulamak için 3 Mart tarihini, “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü” olarak ilan etmiştir. Kozlu’dan günümüze iş cinayetlerinde hayatını kaybeden emekçileri saygıyla anıyoruz” denildi.

    “ARTIK HABER NİTELİĞİ TAŞIMIYOR”

    Aradan geçen yıllar içerisinde emekçilerin iş cinayetinde hayatını kaybetmeye devam ettiğini söyleyen Yavaş, “İş yerlerinde insanlar ölüyor; işverenler ve devlet ölümleri seyrediyor. Önlem almayan işverenlere yaptırım uygulanmıyor, işyerleri yıllardır, işçi sağlığı, iş güvenliği yönünden denetlenmediği gibi, ölümlü iş kazalarının olduğu işyerlerinde, iş kazalarını incelemek üzere bile iş müfettişi görevlendirmiyor. Her gün en az 5 işçinin işyerlerinde iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesi artık haber niteliği bile taşımıyor. Hükümet yetkililerinin iş cinayetleri ile ilgisi başsağlığı dilemenin ötesine geçmiyor” dedi.

    SGK VERİLERİ

    İş kazasında hayatını kaybeden işçilerle ilgili verileri açıklayan Yavaş, şunları kaydetti:

    “Ülkemizde iş kazası ve meslek hastalıklarına ilişkin istatistikler SGK tarafından tutularak kamuoyu ile paylaşılmaktadır. En son 2017 yılına ilişkin veriler açıklanmıştır. 2020 yılı Mart ayına gelinmiş olmasına rağmen 2018 ve 2019 yıllarına ait veriler kamuoyu ile paylaşılmamıştır. SGK tarafından 2017 yılına kadar açıklanan istatistiklere göre; 2012 yılında 74.871 kazada 744 emekçi; 2013 yılında 191.389 kazada 1.360 emekçi; 2014 yılında 221.336 kazada 1.626 emekçi; 2015 yılında 241.547 kazada 1.252 emekçi; 2016 yılında 286.068 kazada 1.405 emekçi; 2017 yılında 359.766 kazada 1.636 emekçi hayatını kaybetmiştir.”

    ÖLÜM ORANLARI ARTTI

    İş kazalarında ölüm oranının arttığını belirten Yavaş, “İş cinayetlerinde hayatını kaybetti. 2017 yılında bir önceki yıla göre iş kazası sayısı %25 oranında, iş kazaları sonucu ölüm % 16 oranında artmıştır. 2017 yılına kadar açıklanan rakamların seyrine baktığımızda henüz açıklanmamış 2018 ve 2019 verileri korku uyandırmaktadır. Bu verilerin SGK tarafından açıklanamamasının sebebi nedir? Ülkemizde emekçilerinin hayatlarının önleyici çalışmalardan daha ucuz olduğu kamuoyundan gizlenmek mi istenmektedir? Bir kez daha Sosyal Güvenlik Kurumu’nu göreve, emekçilerin hayatını ilgilendiren bu bilgileri kamuoyu ile paylaşmaya davet ediyoruz! 2012 yılında, “iş sağlığı güvenliğinde devrim” söylemleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı Güvenliği Kanunu çıkartıldı. 2012 yılından bu yana iş kazaları ve ölümlerde azalma bir yana, hem kaza sayısı hem de ölümler arttı. 6331 sayılı İş Sağlığı Güvenliği Yasası’nda ” işyerlerinde iş sağlığı güvenliğinin sağlanması işveren yükümlülüğündedir” denilmesine rağmen, uygulamada iş sağlığı güvenliği hizmetleri hem piyasalaştırıldı hem de sorumluluk iş güvenliği uzmanlarının omzuna yüklendi. Her kazadan sonra mutlaka iş güvenliği uzmanları gözaltına alındı, hatta tutuklandı. Oysa 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 8. Maddesinde de belirtildiği üzere, iş güvenliği uzmanlığı hizmeti “İşverene iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda rehberlik ve danışmanlık yapmak”; yine Kanunun 6. Maddesi gerekçesinde belirtildiği üzere de işverene “profesyonel yardım” kapsamındadır. Bu hükümlere rağmen ikincil mevzuatta iş güvenliği uzmanının görev kapsamını rehberlik dışında değerlendiren hükümler değiştirilmelidir. İş güvenliği uzmanları işverenin yapmadığı veya yapamadığı çalışmaların takipçisi ve sorumlusu olmamalıdır.” dedi.

    “EKONOMİK YAŞAM İYİLEŞTİRİLMELİDİR”

    Yavaş açıklamalarının devamında; “Bu anlayışla, iş güvenliği uzmanları ve meslektaşlarımızın iş yeri kaynaklı kazalara meslek ve hastalıklarına yakalanmadığını, etkilenmediğini düşünmek, kamuoyuna böyle yansımasına sebep olmak akıl dışıdır. İşverenin ihmali, devletin üzerine düşeni yapmaması nedeniyle, uzmanlar ve meslektaşlarımız da tüm emekçilerle aynı kaderi paylaşmaktadır. Sadece bu yıl basına yansıyan haberlerde meslektaşlarımızın yüksekten düşme, elektrik çarpması, yük altında kalma, iş makinesi altına kalma, mekanik arızalar sebebiyle yaşamlarını kaybettiklerini, sakat kaldıklarını görmekteyiz. Bu nedenle, çalışma yaşamı düzenleyen yasa yalnızca 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’ndan ibaret sayılmamalıdır. Çalışma yaşamı, başta 4857 sayılı İş Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu olmak üzere birçok yasa ile biçimlendirilmektedir. 2003 yılında yürürlüğe konulan 4857 sayılı yasa ile çalışma yaşamı tamamen esnekleştirilmiş, işlerin alt işveren/taşerona yaptırılması olağan çalışma biçimi olmuştur. 4857 Sayılı İş Kanunu’nda yer alan “telafi çalışması”, “denkleştirme”, “çağrı üzerine çalışma”, “kısmi süreli çalışma”, “asıl işveren-alt işveren ilişkisi” başta olmak üzere kuralsız çalışma koşulları olduğu sürece işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki düzenlemeler bir anlam ifade etmeyecektir. “İstihdam büroları” ile de iş ilişkileri tamamen “bırakın yapsınlar” “bırakın geçsinler” anlayışına dönülmüş, tüm bunların sonucunda örgütsüzlük artmıştır. İş cinayetlerinin artmasında 4857 sayılı yasa ile getirilen esnek çalışma biçimlerinin önemli bir payı olmuştur. Dolayısı ile asıl üzerinde durulması gereken mevzuat bu olmalıdır. İş kazaları, meslek hastalıkları ‘kader’ değildir. İş kazalarını, meslek hastalıklarını ‘işin doğal bir sonucu’ olarak görülmesi, yeni iş cinayetlerine davetiye çıkarmaktadır. İş güvencesi ile işçi sağlığı ve iş güvenliğinin birbirini tamamladığı gerçeğinden hareketle, tüm çalışanlar insana yakışır ‘norm ve standartta’ bir sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmalıdır. Sigortasız ve sendikasız çalıştırma önlenmeli, kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmalıdır. Sendikalaşmanın önündeki engeller kaldırılmalı, çalışanların sosyal ve ekonomik yaşamları iyileştirilmelidir.” dedi.

    Mehmet YALMAN/MALATYA 

  • ‘Doğalgaz denetimleri yeterli değil’

    ‘Doğalgaz denetimleri yeterli değil’

    PİRHA- Malatya’da yaşanan doğalgaz patlamasıyla ilgili açıklama yapan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Malatya İl Temsilciliği denetim ve kontrollere önem verilmesi gerektiğini kaydetti. 

    7 Mart 2019 tarihinde Malatya Yeşilyurt ilçesine bağlı İnönü Mahallesi Çamlıbel Sokak’ta bulunan bir apartmanın 3’üncü katında sabah 07.00 sıralarında yaşanan doğalgaz patlaması meydana geldi. 3 kişinin yaralandığı patlamada 1 kişi de hayatını kaybetti. Patlama ile ilgili Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Malatya İl Temsilciği bir basın toplantısı düzenledi. Basın metnini TMMOB Malatya İl Temsilciği Başkanı Erdal Yavaş okudu.

    Kazanın üzücü olduğunu dile getiren Yavaş, “Bu tür kazaların bir daha yaşanmaması açısından üzerinde önemle durulması gereken bir olaydır” dedi. Yavaş, şunları kaydetti:

    “İHMALLE DOĞALGAZI GÜVENLİ YAKIT OLMAKTAN ÇIKARIYOR”

    “Doğalgaz, teknolojisi gelişmiş, dağıtım şebekesinin nasıl döşeneceği, bina içi tesisatlarının nasıl ve kimler tarafından yapılacağı, doğal gaz hattı geçen bölgelerde kazıların nasıl yapılacağı uluslararası standartlarda tarif edilmiş, bu şartlar ülkemizdeki teknik ve idari şartnamelere de yansıtılmıştır. Dolayısıyla, doğalgaz dağıtımını üstlenen firmalardan, dönüşüm tesisatlarını gerçekleştiren yetkili mühendislik firmalarının, bunların bünyesinde çalışan teknisyenlerin, doğal gaz kullanıcılarının, doğal gaz tesisatlarının bulunduğu sokaklarda kazı yapacak olan su, elektrik ve telefon dağıtım kurumlarının uyması gereken kurallar bellidir ve herhangi bir yanlış anlaşılmaya meydan vermeyecek kadar nettir. Bu kurallara uyulduğu sürece doğal gaz son derece güvenli bir yakıttır. Ancak yeterli ve kalifiye teknik eleman çalıştırmamak, yapılan her tür imalatı yeterli denetimlere tabi tutmamak gibi ihmaller doğalgazı güvenli bir yakıt olmaktan çıkarıp, kent içinde her an patlamaya hazır bombalar yığını haline getirebilir.

    İlimizdeki patlama mahallinde yapılan incelemelerde tahminen sızan doğalgazın evin salon, koridor ve mutfakta birikmesi sonucu patlama koşulları oluşmuş ve muhtemelen elektrik bağlantılarından meydana gelen ark sonucunda öncelikle salonda yangın meydana gelmiş ve kısa süre içerisinde mutfakta da patlamaya neden olmuştur. Bu patlama sonucunda mutfağın balkon dış mahalline açılan kapı ve duvarın dışa doğru yıkılması sonucunda gazın tahliye olduğu kanaatindeyiz. Bu olay sonucunda bir kişi hayatını kaybetmiş, üç kişide de yanıktan kaynaklanan yaralanma meydana gelmiştir.

    “DENETİMLER YETERLİ DEĞİL”

    Özellikle denetim ve eğitim konularında alınması gerekli önlemler olduğu görüşündeyiz. Bu önlemler direk ekonomi ile ilgili olmakla birlikte bu durumda insanların can ve mal güvenliği söz konusudur. Doğalgaz tesisatı, güvenlik açısından kontrollerin/denetimlerin her aşamada yapılmasını gerektirir. Ancak, tesisata gaz verilene kadar denetimlerin yapıldığı, gaz açıldıktan sonra yapılan denetimlerin yeterli olmadığı kanaatindeyiz.

    Doğalgaz kullanılan ortamlarda zehirlenmelerin asıl nedeni tam yanmanın sağlanamamasından dolayı ortaya çıkan karbon monoksit gazıdır. Doğalgaz kimyasal özellikleri bakımından zehirli değildir. Ancak havadan hafif bir gaz olduğundan tesisatta meydana gelen bir kaçak sonrası kapalı alanlarda üst kısımlarda birikir. Çok miktarda birikme yapması ortamdaki oksijeni azaltıp zehirlenmelere ve patlamalara sebep olabilmektedir. Bu sebeple doğalgaz kullanımında alınacak bazı basit tedbirlerle kazaların, can kayıplarının önüne geçmemiz mümkün olabilir.

    ALINACAK BAZI TEDBİRLER

    Doğalgaz tesisatlarına kesinlikle müdahale edilmemeli, yetkisiz kişi ve kuruluşlara tamir ve bakım gibi işlemler yaptırılmamalıdır.

    Gaz açma işlemi gerçekleştirildikten sonra tesisatlara yeni bir cihaz bağlanması halinde, kesinlikle gaz dağıtım firmasına haber verilmelidir.

    Pencere veya duvarlara monte edilen, ortama taze hava girmesini ve herhangi bir gaz kaçağı durumunda da gazın dışarıya tahliye edilmesini sağlayan menfezler asla iptal edilmemeli ve üzeri kapatılmamalıdır.

    Kombi, şofben gibi cihazların her yıl kış mevsimine girmeden yetkili servisler aracılığıyla bakımı yaptırılmalıdır.

    Gaz kaçağı riskini ortadan kaldırmak için ocak ve kombilerdeki eskimiş, paslanmış veya ömrünü tamamlamış bağlantı refleksler mutlaka yenilenmelidir.

    Lodoslu havalarda baca çekişi olumsuz yönde etkileneceğinden gaz sızıntısına karşı dikkatli olunmalı, bacalı cihazın bulunduğu odadaki menfezlerin açık olması sağlanmalıdır.

    Cihaz baca bağlantı fleksleri yıpranmamış, delinmemiş olmalı. Flekslerin baca girişleri ile arasındaki boşluk sıcaklığa dayanıklı malzeme ile sızdırmaz hale getirilmelidir.

    Bacanın çekmemesi durumunda cihazların çalışmasını engelleyen emniyet sistemi her bacalı cihazda mutlaka olmalı, cihazlarda bu sistem devre dışı bırakılmamalıdır.

    Bacalı cihazların olduğu mahal yatak odası ve banyo olmamalı, bu cihazların olduğu mahallerde yatılmamalıdır.

    Odamız bu vesileyle başta doğalgaz dağıtım şirketinin dağıtım ve servis hatlarını kontrol eden firmalar olmak üzere; doğalgaz konusunda çalışan tüm kesimleri, yerel yönetimleri ve kullanıcıları bir daha bu tür kazaların yaşanmaması için, doğal gazla ilgili güvenlik mevzuatlarına harfiyen uymaya, üzerlerine düşen sorumlulukları titizlikle yerine getirmeye davet etmektedir.

    MEHMET YALMAN/MALATYA

  • Erdal Yavaş: Krize karşı emeğimize, mesleğimize ve haklarımıza sahip çıkacağız

    Erdal Yavaş: Krize karşı emeğimize, mesleğimize ve haklarımıza sahip çıkacağız

    PİRHA- Ülkede devam eden ekonomik sıkıntılar nedeni ile TMMOB Malatya İl Koordinasyon kurulu basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan  İl Koordinasyon kurulu sekreteri Erdal Yavaş, “Bilimi ve tekniği emperyalizmin ve sömürgelerin değil, halkın hizmetine sunmak için çabalayan mühendis, mimar, şehir plancılarının örgütü TMMOB İl Koordinasyon Kurulu olarak kriz koşullarında haklarımıza, mesleğimize ve örgütümüze sahip çıkacağımızı bir kez daha dile getiriyoruz” dedi.

    Ülkede devam eden ekonomik sıkıntılar nedeni ile “Krize karşı emeğimize, mesleğimize ve haklarımıza sahip çıkacağız” şiarıyla TMMOB Malatya İl Koordinasyon kurulu basın toplantısı düzenledi. Düzenlenen basın toplantısında basın metnini TMMOB Malatya İl Koordinasyon kurulu sekreteri Erdal Yavaş okudu.

    “EKONOMİK KRİZ HER GEÇEN GÜN HAYATIMIZI DAHA FAZLA ETKİLİYOR”

    “Ülkemizde uzun süreden beri derin bir ekonomik kriz yaşanıyor. Halkın alım gücünü düşüren, iş yerlerinin kapanmasına neden olan, işsizliği ve yoksulluğu artıran ekonomik kriz her geçen gün hayatımızı daha fazla etkiliyor” ifadelerini kullanan Erdal Yavaş şunları ifade etti:

    “Yaşanan ekonomik krizden en fazla etkilenen kesimler arasında Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları da yer almaktadır. Gerek kamuda, gerek özel sektörde her türlü mühendislik, mimarlık ve şehir planlama hizmetlerini, planlama, projelendirme, uygulama ve denetleme işlerini yürüten tüm meslektaşlarımız krizden olumsuz biçimde etkilenmektedir. Meslektaşlarımız, ülkemizdeki kriz ortamının yarattığı pahalılık, geçim sıkıntısı ve borçlanma gibi ortak sorunlardan etkilendiği gibi, mesleğimize özgü sorunlarla da boğuşmak zorunda kalmaktadır.

    “İŞ RİSKİ GİDEREK BÜYÜMEKTEDİR”

    Kamuda çalışan arkadaşlarımız siyasi baskı ve sürgün tehdidi altında, düşük ücret, kadro sorunu, özlük haklarının ihlal edilmesi, düşük ek göstergeler gibi birçok sorun ile yüz yüzedir. Güvencesiz sözleşmeli istihdam modellerine yönelme, atamalarda liyakatin ortadan kalkması ve nihayet hukuksuz, keyfi ihraçlar gibi nedenlerle kamudaki teknik personelin iş yükü artarken, iş riski de giderek büyümektedir. Özel sektörde çalışan meslektaşlarımızın tamamına yakını yatırımların durması, projelerin iptal edilmesi, reel sektörün tıkanması gibi sorunlardan etkilenmiştir. İşsizlik, esnek çalışma, güvencesizlik, sağlıksız çalışma koşulları ve reel ücret kaybı gibi sorunlar özel sektörde çalışan tüm meslektaşlarımızı tehdit etmektedir.

    TMMOB, ülkemizde bulunan mühendis, mimar ve şehir plancılarının mesleki-demokratik kitle örgütüdür. Meslektaşlarımızın ortak ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki etkinliklerini kolaylaştırmak ve mesleki çıkarlarımızı ülke çıkarları doğrultusunda koruyup geliştirmek örgütümüzün kuruluş amaçları arasında yer almaktadır. TMMOB örgütlülüğü olarak bizler, Anayasa’nın bizlere verdiği özel sorumluluk ve yetkilerin bilinciyle, kriz karşısında emeğimize, mesleğimize ve haklarımıza sahip çıkacağız. Meslektaşlarımızın ekonomik kriz altında ezilmesine izin vermeyeceğiz.

    “MESLEĞİMİZE VE ÖRGÜTÜMÜZE SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Kamuda çalışan meslektaşlarımızın ücret, atama, özlük hakları ve düşük ek gösterge sorunlarının ortadan kaldırılarak insanca yaşanabilir bir ücret ve çalışma yaşamının sağlanmasını istiyoruz. Birliğimiz ve Sosyal Güvenlik Kurumu arasında 2012 yılında imzalanan ve SGK tarafından keyfi biçimde iptal edilen Asgari Ücret Protokolünün tekrar uygulamaya konularak, ücretli çalışan meslektaşlarımızın ücretlerinin yükseltilmesini ve sigorta primlerinin gerçek gelir üzerinden yatırılmasını istiyoruz. OHAL döneminde hukuksuz biçimde ihraç edilen meslektaşlarımızın bütün hakları ile birlikte işlerine iade edilmesini istiyoruz. TMMOB Örgütlülüğünü hedef alan baskıların ve yasal düzenleme girişimlerinin ortadan kaldırılmasını istiyoruz,Teknik emeği değersizleştiren ve işsizliğe mahkum eden neoliberal politikalar karşısında mesleki haklarımızın ve emeğin çıkarlarının korunmasını istiyoruz.

    Bilimi ve tekniği emperyalizmin ve sömürgelerin değil, halkın hizmetine sunmak için çabalayan mühendis, mimar, şehir plancılarının örgütü TMMOB İl Koordinasyon Kurulu olarak kriz koşullarında haklarımıza, mesleğimize ve örgütümüze sahip çıkacağımızı bir kez daha dile getiriyoruz.Yaşasın TMMOB Örgütlülüğü, Yaşasın Mücadelemiz” ifadelerine yer verildi.

    MALATYA – PİRHA

  • ‘Seçimde Alevilerin ve Kürtlerin oyu belirleyici olacak’-VİDEO

    ‘Seçimde Alevilerin ve Kürtlerin oyu belirleyici olacak’-VİDEO

    PİRHA- 24 Haziran seçimleri ile ilgili açıklamalarda bulunan TMMOB Malatya İl Koordinasyon Sekreteri Erdal Yavaş, “Bu seçimde Kürtler ve Alevilerin oyları belirleyici olacak” dedi. 

    OHAL’in devam ettiği bir süreçte 24 Haziran’da alınan erken genel seçim kararı ile ilgi bir çok sivil toplum kuruluşu ve sendika temsilcisi yaptığı açıklamalarla yapılacak olan seçimin demokratik ve eşit bir şekilde yapılamayacağını ifade ediyor. TMMOB Malatya İl Koordinasyon Sekreteri Erdal Yavaş, 24 Haziran’da yapılacak seçim ile ilgili PİRHA’ya konuştu.

    “OHAL KARARI ALARAK DEVLETİ DİZAYN ETME FIRSATI BULDULAR”

    Yavaş, “15 Temmuz darbe girişiminden sonra artık ülkede bir yeni dizaynın inşası için bu OHAL kararı alındı. 15 Temmuz’dan sonra o darbe girişimi bastırıldı, pekala buradan daha güçlü bir demokrasiye doğru gidiş sağlanabilirdi. Ama ülkedeki bu kutuplaşma, yüzde 50 meselesi. Onlar bu OHAL kararıyla devleti dizayn etmeye, toplumu dizayn etmeye doğru kendi ellerinde bir fırsat olarak buldular. Bunu da çok iyi kullandılar” diye konuştu.

    Yavaş, şunları ifade etti:

    “Mühendisi, öğretmeni, kamu çalışanını niyet okumalarla işten çıkarmaya kadar götürün de devlet içerisinde tırnak içinde FETÖCÜ olarak adlandırılan insanların işten çıkarılmasına, demokrat, sosyalist kesimlerin, Kürtlerin kamudan atılmasına kadar bunu OHAL adı altında KHK’larla gerçekleştirdiler. Tabi belki her şey kendi istedikleri gibi de gitmedi. Toplum buna ekonomik bir reaksiyon gösterdi. Bu reaksiyonlar karşısında biraz da iktidar panikledi. Biz acaba bir daha iktidara gelebilir miyiz? Erken seçim olmazsa süre uzadıkça normal gününde seçimi yapmamız bu ekonomik sıkıntılar, toplumdaki bu reaksiyondan dolayı bir daha seçilebilir miyiz?’ diye oturdular. Kendi aralarında görüşüp bir seçim kararı aldılar. Yani bunun adı aslında erken seçim de değil, baskın seçim. Çünkü eşit olmayan koşullarda bir durum var. Eşit olmayan koşullar da şu: Diyelim ki CHP’yi bir tarafa koyup MHP-AKP ittifakını bir tarafa koyup kolay bir seçim kazanmaktı. Ama tabi diğer siyasi partiler de bunu fark ettiler. Bu oyunu biraz da bozdular. Yani CHP de Saadet Partisi de İYİ Parti de HDP de. CHP’nin İYİ Parti’ye destek olması, onun seçime girmesinin sağlanması, Saadet Partisi ile ittifak kurmaları bu biraz iktidarın ya da erken seçim kararı alanların oyununu bozdu.  Tabi iki tane şu an ittifak var. CHP’nin içinde bulunduğu, bir de AKP’nin içinde bulunduğu. Ama şimdi ikisi de biraz daha sağ bir ittifak. Yani CHP’nin onların içinde yer alması kendi açılarından da biraz sorunlu görünüyor.

    “HDP’NİN İTTİFAK İÇİNE ALINMAMASI DEMOKRATİK SORUN”

    HDP’nin o ittifakların içine alınmaması da demokratik anlamda bir sorun oluşturuyor. Tabi cumhurbaşkanı adaylığı için herkes bir şekilde 100’er bin imza topladı aday da oldular. Tabi bu blok biraz güçlenince toplumdaki o psikolojik bariyer de aşıldı. İnsanlar şu anda biraz daha bir özgüvenle çabalıyorlar. Buradan da iktidar biraz panikledi. Acaba biz kazanamazsak ne olur, kazanırsak ne olur? gibi, onlar da bir hesap yapıyorlar. Benim fikrimce İYİ Parti, Saadet Partisi ve CHP’nin oluşturduğu blok birinci turda istenilen oyu alabilirse muhtemelen HDP de kendi oyunu alabilecektir. İkinci tura taşınacak gibi görünüyor. İkinci turu da CHP’nin, İYİ Parti’nin, Saadet Partisi’nin oluşturduğu blok belirleyecek. ‘Millet İttifakı’ dedikleri yapı eğer ikinci tur seçimlerinde birlikte hareket etmeyi başarırsa Alevilerin, Kürtlerin oyunu da almayı başarırsa buradan bir sonuç çıkabilir. Ama tersi durumda ittifakın olduğu taraf Kürtlerle ilgili ya da Alevilerin sorunlarıyla ilgili herhangi bir proje ortaya koymazsa mevcut iktidarın yüzde 50’nin üzerine çıkabileceğini düşünüyorum.”

    “SEÇİMDE KÜRTLERİN VE ALEVİLERİN OYLARI BELİRLEYİCİ OLACAK”

    Yavaş, “Bu seçimde Kürtler ve Alevilerin oyları belirleyici olacak. Aleviler de geçmişten bugüne sürekli ezilmişler, haklarından mahrum kalmışlar. Her gelen iktidar da bir şekilde demiş ki ‘Biz Alevi sorununu çözeceğiz, biz Kürt sorununu çözeceğiz’ dediler, ama iktidara geldikten sonra bu sorunların hepsini bir kenara itmişler. Geçmiş iktidarlar için de geçerli bugün ki iktidar için de geçerli. Dolayısıyla bu sorunların artık ertelenemez duruma geldiği aşikar. Yani ne Kürt meselesi sürdürülebilir bir şeydir ne de Alevilerin sorunları. Bu toplamdaki sorun yumağı Türkiye’deki ekonomik sorunları da gözönüne aldığında artık sürdürülemez durumda” ifadelerini kullandı.

    Yavaş şunları kaydetti:

    “Tabi insanlar da haliyle şöyle düşünüyor ’16 senedir bu iktidar var. Mevcut hükümet seçimi kazanmak için bize ne vaat ediyor?’ Bakıyorsunuz diyor ki ‘Biz daha fazla demokrasi, daha fazla adalet vaat ediyoruz. 16 yıldır demek ki siz bunları gerçekleştirememişsiniz. Siz eğer başarılı bir iktidarsanız 16 senedir bunun dışında bir vaatte bulunmanız gerekiyor. Bu vaatler ekonomik olabilir, daha fazla demokrasi olabilir, özgürlükler olabilir, toplumun iç sorunları olabilir. Bunlarla ilgili sorunları bugüne kadar çözmesi gerekiyordu çözemediler. İnsanlar da diyorlar ki ‘Eğer iyiyseniz bu sorunları bugüne kadar çözmüş olurdunuz seçim de zamanında olurdu. Eğer bu işi kötü yapmışsanız baskın seçim niye yapıyorsunuz ya da baskın seçim yaptınız bir sefer daha insanlar size niye oy versin?’ Haliyle toplum bu soruları soruyor. OHAL’in gelmesiyle birlikte Türkiye’de demokrasi, hukuk bir nevi askıya alındı. Çünkü başka türlü kendi istedikleri gibi yürütemeyeceklerdi. Gerçek anlamda bir adalet olursa bir gazetecinin, bir milletvekilinin içeride olmaması gerekiyor. Ya da suçu olmayan herhangi bir insanın işten gerekçesiz çıkarılmaması gerekiyor. Bunlar hukuk devletinde ya da demokrasinin olduğu ülkelerde yaşanacak şeyler değildir. OHAL geldi, demokrasi, hukuk, adalet hepsi askıya kaldırıldı. İktidar bloğu tek ağızdan şunu söylüyor ‘Ya bizdensin ya karşı taraftansın. Karşı tarafsan vatan hainisin.’ Bunun adı FETÖCÜ olur, bunun adı terörist olur, bunun adı başka bir şey olur. Yani ‘Benim değilsen toprağınsın’ hesabı bir yaklaşım söz konusu. Bu kutuplaşma toplumun kendisini çok rahatsız ediyor. Buna AKP’liler de dahil, AKP’nin kendi tabanı da bundan rahatsız.”

    “İNSANLAR BU İŞ ARTIK TAMAM DİYE REAKSİYON GÖSTERİYOR”

    “Ama bu mevcut haliyle Türkiye’de gazetecilerin içeride olması, milletvekillerinin tutuklu olması, şuanda cumhurbaşkanı adaylarından birinin hapiste olması eşit koşullarda bir seçim olmayacağını gösteriyor” diyen TMMOB Malatya il koordinasyon sekreteri Erdal Yavaş şöyle devam etti:

    “Ama bu şu demek değildir yani ‘Nasıl olsa eşit koşullarda bir seçim olmayacak biz bu işi bırakalım’ manasında değil yani. Toplum zaten bu reaksiyonu da veriyor. Twitter’da bakıyorsunuz iki milyona yakın ‘Bu iş tamam yeter artık’ gibi bir reaksiyon gösteriyor. 24 Haziran’da Millet bloku dediğimiz blok ikinci turda Kürtler ve Alevilerle ilgili bir taahhütte bulunursa onların da oyuyla bugün ki mevcut iktidar sonlandırılmış olacak. Belki Türkiye’de demokrasi yeniden şekillenecek. Geçmişte Medine Sözleşmesi dedikleri toplumsal bir sözleşme belki yeniden yazılacak, yeni bir anayasa yapılacak. Daha özgürlükçü daha demokratik bir anayasa yapılacak. Herkesi kucaklayan, belki birbiriyle şu anda seçmen olan biri A partisinden biri B partisinden olan insanlar birbiriyle daha fazla iletişim kuracak, birbirine saygı gösterecek. Biz böyle bir ülkede yaşamak istiyoruz zaten. Kutuplaştırılmış, insanların birbirinden uzaklaştırıldığı bir ülkede kimse yaşamak istemez.”

    Suay ABAK – Mustafa YÜKSEL/MALATYA