Etiket: erdal yıldırım

  • ‘Türkiye’de içselleştirilmiş bir eşitlik yok, Aleviler kendilerini güvende hissetmiyor’-VİDEO

    ‘Türkiye’de içselleştirilmiş bir eşitlik yok, Aleviler kendilerini güvende hissetmiyor’-VİDEO

    PİRHA-Hakkında 1 yıl 6 ay hapis cezası verilen Yazar Erdal Yıldırım’ın avukatı Aysemin Gülmez, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’in masumiyet karinesini’ ihlal ederek, Yıldırım hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme kararı vermediğini söyledi. Alevilerin kendilerini güvende hissetmediklerini belirten Av. Gülmez, “Türkiye’de içselleştirilmiş bir eşitlik yok” dedi. 

    Yazar Erdal Yıldırım, sosyal medya paylaşımları nedeniyle yargılandığı davanın ikinci duruşmasında 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılırken; mahkeme heyeti Yıldırım hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ile erteleme kararı vermemişti.

    Av. Aysemin Gülmez, PİRHA‘ya yaptığı açıklamada, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Yıldırım hakkındaki bir soruşturmayı gerekçe göstererek erteleme kararı vermediğini belirtti. Av. Gülmez, masumiyet karinesinin mahkeme tarafından çiğnendiğini söyledi.

    PİRHA’YA VERDİĞİ GÖRÜŞE SORUŞTURMA AÇILDI

    Yıldırım hakkındaki soruşturmanın ise “Alevi katliamı istiyoruz” diyen Mahmut Ekinci’ye dair ajansımız PİRHA‘ya 17 Eylül günü vermiş olduğu bir görüş nedeniyle açıldığı öğrenildi.

    Av. Gülmez, Yıldırım tarafından yapılan ve davaya konu olan sosyal medya paylaşımlarının “terör örgütü propagandası yapma” suçu ile ilişkilendirilemeyeceğini kaydederken; suç unsurlarının da oluşmadığını vurguladı. “İşin ilginç tarafı ise erteleme kararının verilmemesi oldu” diyen Gülmez, erteleme kararının verilmeme nedenini şöyle açıkladı:

    “SÖYLEMLER BAĞLAMINDAN KOPARILMIŞ”

    “Alt sınırdan ceza verildi fakat erteleme kararı verilmedi. Ertelemenin şartlarından bir tanesi ise daha evvel hakkınızda kasten işlenmiş suçun olmaması gerekiyor. Yıldırım’ın da böyle bir suçu yok. Ertelemenin verilmeme gerekçesi olarak da Yıldırım hakkındaki bir soruşturma gösterildi. “Alevi katliamı istiyoruz” diyen şahıs ile ilgili olarak müvekkilimin PİRHA‘ya verdiği insani bir görüş var. Yıldırım, Alevilerin örgütlü olarak hukuk yoluna başvurması gerektiğini ifade etmiş. Oradaki söyledikleri bağlamından koparılarak, cımbızla çekilmiş bir kelime nedeniyle hakkında soruşturma başlatılmış.”

    “MASUMİYET KARİNESİ, YARGIÇLAR TARAFINDAN İHLAL EDİLDİ”

    Gülmez, henüz sonuçlanmayan soruşturmanın, mahkeme tarafından erteleme kararında gerekçe gösterilmesini ise ‘masumiyet karinesinin’ ihlali olarak değerlendirdi. Gülmez şunları söyledi:

    “Burada acı olan bir durum var. Birincisi, müvekkilimiz hakkında bu nedenle soruşturma başlatılmış olması. Daha bile açılmamış. Belki takipsizlik kararı verilecek. Belki dava açılacak ve akabinde beraat kararı verilecek. Uluslararası evrensel bir ilke var. O da masumiyet karinesidir. Bir insan hakkında dava açılsa bile suçluluğu mahkeme kararıyla sabit olana kadar o kişi masumdur, suçsuzdur. Masumiyet karinesinin ihlal edildiği kanaatindeyiz.

    Müvekkilimiz hakkında açılmış bir soruşturma var ama açılmış bir dava, verilmiş bir hüküm yok. Bunu gerekçe yaparak, erteleme kararı verilmemiş olması masumiyet karinesinin çiğnenmiş olduğunu gösteriyor. Bugün baktığımız zaman Adalet Bakanlığı masumiyet karinesi ile ilgili sempozyum düzenliyor. Diğer taraftan bakıldığında ise yargıyı fiilen uygulayan yargıçlar tarafından masumiyet karinesinin ihlal edildiğini görüyoruz. Hukuki anlamda ülkemizi çok ciddi anlamda geriye götüren bir durum bu. Müvekkil açısından bakıldığında ise adalete olan güvenin sarsılmış olduğunu görüyoruz. Kaygı verici bir durum.”

    “‘ALEVİ KATLİAMI İSTİYORUZ’ DİYEN KİŞİ HAKKINDA ‘HAGB’ KARARI VERİLDİ”

    “Alevi katliamı istiyoruz” diyen Mahmut Ekinci hakkında verilen mahkeme kararına da değinen Gülmez, “O şahıs hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı veriliyor. Bir bakıma cezasızlıkla sonuçlanan bir durum söz konusu. Alevi kurumlarında temsilcilik görevi yapmış müvekkilim ise Alevilerin topyekun olarak dernekler ve hukuki bağlamda bir süreç yürütmesi, refleks göstermesi gerektiğini söylüyor. Fakat bu söyleminden dolayı bugünden itibaren bir soruşturma ile karşı karşıya. İki ayrı düzlemde hukukun çiğnenmiş olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLER KENDİLERİNİ GÜVENDE HİSSETMİYORLAR”

    Gülmez, Mahmut Ekinci’nin Alevilere yönelik nefret içerikli başka paylaşımlarının da olduğunu fakat mahkemenin durumu bilmesine rağmen HAGB kararı verdiğini hatırlattı. Gülmez şöyle konuştu:

    “‘Alevi katliamı istiyoruz’ diyen şahıs o paylaşımının ardından bir kadının yapmış olduğu “Sayılmayız parmak ile, tükenmeyiz kırmak ile” paylaşımının altına “Yakarak deneyelim istersen” yazmış. Mahkeme bunu da bildiği halde o şahıs hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı vermiş. Bu ülkede yaşayan Aleviler çok normal olarak kendilerini güvende hissetmek istiyorlar. Ancak bu tarz yazıların yazılması ve yazanların ceza almaması, yaptırımla karşı karşıya kalmaması durumunda Aleviler kendilerini ne yazık ki güvende hissetmiyorlar.

    Bu ülkede yürekli hakim ve savcıların olduğuna inanıyorum açıkçası. Fakat gelinen noktada fiilin değil de failin yargılandığı; fiilin değil failin suçsuz bırakıldığı bir döneme girdiğimizi düşünüyorum. Faile göre cezasızlık, faile göre yaptırımlar var. Oysa olması gereken ise fiillerin cezalandırılması gerekiyor. İşte o zaman eşitlik ilkesine göre davranmış olursunuz. Günümüz Türkiye’sinde yargının gelmiş olduğu nokta hepimizin yüreğini yaralıyor.”

    “SÜNNİLER İLE EŞİT HİSSETMİYORLAR; İÇSELLEŞTİRİLMİŞ BİR EŞİTLİK YOK”

    “Alevi arkadaşlarımıza, “Kendinizi Sünniler ile eşit hissediyor musunuz?” diye sorduğumuz zaman hepsinden aldığımız tek bir cevap var. Ekonomik ve eğitim durumu çok iyi dahi olsa hiç fark etmeden kendilerini eşit hissetmediklerini söylüyorlar” diyen Gülmez, Türkiye’de içselleştirilmiş bir eşitliğin olmadığını söyledi.

    Gülmez, “İnsanların bu hissiyata kapılmaları için uzun bir sürenin geçmesi gerekiyor. Sünni arkadaşlarımıza sorduğumuzda da onlar da kendilerini eşit hissetmiyorlar. Bunun aşılması gerekiyor. Bu aşıldığı zaman “Alevi katliamı istiyoruz” tarzında bir paylaşım yapmak herhangi bir kişinin aklından dahi geçmeyecek. Aleviler her zaman barıştan, sevgiden, dostluktan yanalar. Söylenen sözlerin bağlamından koparılmaması gerekiyor. O cümleyi okuyan herkesin yargıçlar da dahil aynı sonucu çıkarması gerekiyor. Cümleden aynı sonuç çıkarılmıyorsa, yargıcın burada yaptığı niyet okuma olur. Niyet okumayla yargılama yapılamaz; sonuca gidilemez. Hukuk ilkelerine de aykırı bir durum bu” dedi.

    “KARANLIK TABLO ORTADAN KALKACAK, UMUTLUYUM”

    Erdal Yıldırım ise şunları söyledi:

    “Bu karamsar tablonun ortadan kalkacağı umudu her zaman var. Geçmişte milyonlar bir araya gelerek antidemokratik uygulamalara karşı tepkilerini gösterdiler. Bütün ötekiler, ezilenler olarak yan yana geldiğimiz müddetçe bu kötü günlerin ortadan kalkacağına yönelik inancımı taşıyorum.”

    NE OLMUŞTU?

    Yazar Erdal Yıldırım, “Alevi katliamı istiyoruz” paylaşımında bulunan Mahmut Ekinci’ye ilişkin PİRHA‘ya 17 Eylül 2021 günü verdiği görüşte şu ifadeleri kullandı:

    “Alevi örgütleri ve toplumu, güçlü bir şekilde yan yana gelmeli ve sadece salonlara sıkıştırılmış basın açıklamalarıyla değil, mutlaka kamuya mal edecek şekilde bir refleks göstermeli. Hatta bununla ilgili hem bireysel hem de kurumsal olarak çeşitli karşı davalar açılması lazım. Alevi örgütleri çok hızlı harekete geçmeli. Çünkü genelde şöyle bir hata oluyor; süreç erteleniyor, birkaç gün konuşuluyor ve sonra iş artık kanıksanmaya başlanıyor ve sonuç alma odaklı da olmuyor. Derhal vakit geçirmeksizin Alevi temsilcileri bu konuda hukuki yollarla birlikte fiili olarak tepkiyi kamuoyu ile paylaşmalılar.”

    14. ACM: SUÇA MEYİLLİ YAPISI BULUNUYOR

    İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi ise 4 Kasım 2021 tarihinde görülen ikinci duruşmada Yıldırım hakkında 1 yıl 6 ay hapis cezası verdi. HAGB ve erteleme kararı ise vermedi. Mahkeme, kısa kararında duruma gerekçe olarak da, “Sanık hakkında devam eden soruşturma içeriği dikkate alındığından, suça meyilli yapısı bulunduğu ve tekrardan suç işlemeyeceğine ilişkin mahkememizce olumlu kanaatine oluşmadığı dikkate alınarak; sanık hakkında TCK’nın 51/1, CMK’nın 231/5 maddesinin ayrı ayrı uygulanmasına yer olmadığına hükmedilmiştir” ifadelerini kullandı.

    Barış KOP / İSTANBUL

     

    İLGİLİ HABERLER

    > ‘Alevi katliamı isteyen şahsın cezasız bırakılmasına karşı derhal refleks gösterilmeli’
    > Yazar Erdal Yıldırım’a hapis cezası verildi-VİDEO

  • Wuppertal AKM’de “Alevilik ve Güncel Siyasal Gelişmeler” başlıklı söyleşi!

    Wuppertal AKM’de “Alevilik ve Güncel Siyasal Gelişmeler” başlıklı söyleşi!

    PİRHA- Wuppertal AKM, 19 Ekim’de yapacağı “Alevilik ve Güncel Siyasal Gelişmeler” söyleşisinde Yazar Erdal Yıldırım’ı konuk edecek.

    Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletindeki Wuppertal AKM’de “Alevilik ve Güncel Siyasal Gelişmeler” başlığı altında söyleşi yapılacak. 19 Ekim saat 18:30’da yapılacak söyleşiye Yazar Erdal Yıldırım konuk olarak katılacak.
    Wuppertal AKM Yönetim Kurulu, yaptığı duyuruda Yazar Erdal Yıldırım’ın, kitaplarını da imzalayacağını belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Aleviler cemevlerini kendileri yapmadıkları sürece bu saldırılar yaşanır’-VİDEO

    ‘Aleviler cemevlerini kendileri yapmadıkları sürece bu saldırılar yaşanır’-VİDEO

    PİRHA-AKP’li Isparta Belediye Başkanı’nın PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan’a yönelik müdahalesini PİRHA’ya değerlendiren Aysel Demir Kılavuz, “Aleviler cemevlerine sahip çıkmayıp, kendileri yapmadıkları ve belediyelere muhtaç kaldıkları sürece onlar böyle yaparlar” dedi. Yazar Erdal Yıldırım ise “Alevi değerlerine yönelik saldırıyı gerçekleştiren belediye başkanının yanında yer alan Isparta Cemevi yönetimi ya da başkanının tavrı son derece endişe vericidir” ifadelerini kullandı.

    AKP’li Isparta Belediye Başkanı’nın, Isparta Cemevinin açılışında Diyanet İşleri Başkanlığı’nı eleştiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan’a müdahele ederek, kürsüden indirmek istemesine yönelik tepkiler sürüyor.

    Mersin Cemevi Üstkurul Delegesi Aysel Demir Kılavuz ile Yazar Erdal Yıldırım Isparta’da yaşananları PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “ALEVİLER CEMEVLERİNİ KENDİLERİ YAPMADIKLARI SÜRECE ONLAR BÖYLE YAPAR”

    Alevilerin da bu ülkede vergi verdiğini söyleyen  Kılavuz, “Aleviler cemevlerine sahip çıkmayıp, kendileri yapmadıkları ve belediyelere muhtaç kaldıkları sürece onlar böyle yaparlar. Alevilerin her şeyde emeği vardır. Onlar babalarının parasını vermiyorlar bize. Vergilerimizi veriyorlar. Almanya’da yaşadım. Orada 15 Euro kilise için para kesiliyordu. Alevi olduğumu söyledikten sonra cemevi için kesildi o para. Türkiye’de bu böyle değil. Isparta’daki olayı kınıyorum. Oradaki yönetici arkadaşlarımızın yaptıklarını doğru bulmuyorum. Cemevlerimize herkes gelebilir ama duruş sergilemek önemli. Bu ülkenin her kuruşunda emeğimiz var. Çocuklarımızı asimile ediyorlar. Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır. Gani Kaplan yalnız değildir. Hiçbir Alevi yalnız değildir” diye konuştu.

    “ISPARTA CEMEVİ YÖNETİMİNİN TAVRI ENDİŞE VERİCİDİR”

    Yazar Erdal Yıldırım ise olayın iki yönlü değerlendirilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Meseleyi iki noktadan irdelemek lazım. Yıllardır bu ülkeyi yöneten zihniyetin şimdiki devamı olan ve onun temsilcileri, Diyanet İşleri Başkanlığı, valileri, belediye başkanları yani bütün kamu kurumunu temsil edenler kendilerinden yana olmayanlara karşı sürdürdükleri bir düşmanca, yok sayan, inkar eden tutumları Isparta’da bir kez daha ortaya çıktı. Isparta Belediye Başkanı hem PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan’a hem Alevi değerlerine, toplumuna ve inanç merkezlerine saygısız tutum sergiledi. Bunun kabul edilebilir bir yanı yoktur. Şiddetle kınıyorum. Alevi toplumu örgütleriyle beraber karşı duruş göstermelidir.”

    “Meselenin ikinci yanı ise içimizi en çok inciten yanıdır” diyen Yıldırım, “Alevi değerlerine yönelik saldırıyı gerçekleştiren belediye başkanının yanında yer alan Isparta Cemevi yönetimi ya da başkanının tavrı son derece endişe vericidir. En kısa sürede bu saldırılara karşı topyekun birlikte dayanışma ve mücadeleyi yürütmeliyiz. Bu saldırı yalnızca Isparta özelinde değildir” ifadelerini kullandı.

    Barış KOP /  İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    Diyanet’i eleştiren Kaplan’a, AKP’li Belediye Başkanı’ndan hadsiz müdahale

  • ‘Alevi katliamı isteyen şahsın cezasız bırakılmasına karşı derhal refleks gösterilmeli’

    ‘Alevi katliamı isteyen şahsın cezasız bırakılmasına karşı derhal refleks gösterilmeli’

    PİRHA-Sanık Mahmut Ekinci’nin, Twitter hesabından “Alevi katliamı istiyoruz” yazısı mahkemece ciddi bir suç olarak görülmedi. Savunmasında “Şaka yapmıştım” diyen Ekinci’ye ve mahkemenin kararına sert tepki geldi. PİRHA’ya konuşan Yazar Erdal Yıldırım ve Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, iktidarların kullanmış olduğu dile işaret ederekHem bireysel hem de kurumsal olarak çeşitli karşı davalar açılması lazım” dediler. 

    Mahmut Ekinci adlı şahsın 21 Ekim 2019’da sosyal medya paylaşımında, “Alevi katliamı istiyoruz #Alevi” yazması mahkemece suç olarak görülmedi.

    Paylaşım üzerine Oktay Doğan, 31 Aralık 2019’da avukatı aracılığı ile Ekinci hakkında suç duyurusunda bulundu. İki yılın ardından sanık hakkında “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kararı verildi. Sanık Mahmut Ekinci’nin, savunmasında “şaka yapmıştım’ demesi ise tepkileri daha da büyüttü.

    “SKANDAL BİR KARARA İMZA ATILMIŞTIR”

    Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek hakkında dava açılan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin eski yöneticisi ve Yazar Erdal Yıldırım, mahkemenin kararı hakkında konuştu. Yaşananları çok olağanüstü bir durummuş gibi karşılamıyorum” diyen Yıldırım, mahkeme kararını “skandal” olarak yorumladı.

    Erdal Yıldırım, şunları söyledi:

    “Zira mevcut sistem, zaten halklar arasında bir kavganın yaşanmasından yana. Bunu yaparken de hukuksuzluğu üst boyutlara taşıyor. Hatta kendi koydukları yasalara dahi saygı göstermeyen bir davranış içerisindeler. Bu anlamıyla da bu tür ırkçı, bu tür katliamcı bir geleneğin ardılları olarak bu konuda ‘hukuk garabeti’ mi demek lazım bilemiyorum ama skandal bir karara imza atılmıştır.”

    Erdal Yıldırım, sanık Ekinci’nin “Alevi katliamı istiyoruz #Alevi” yazısının bir tür nefret suçu olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:

    “Alevi örgütleri ve toplumu, güçlü bir şekilde yan yana gelmeli ve sadece salonlara sıkıştırılmış basın açıklamalarıyla değil, mutlaka kamuya mal edecek şekilde bir refleks göstermeli. Hatta bununla ilgili hem bireysel hem de kurumsal olarak çeşitli karşı davalar açılması lazım. Alevi örgütleri çok hızlı harekete geçmeli. Çünkü genelde şöyle bir hata oluyor; süreç erteleniyor, birkaç gün konuşuluyor ve sonra iş artık kanıksanmaya başlanıyor ve sonuç alma odaklı da olmuyor. Derhal vakit geçirmeksizin Alevi temsilcileri bu konuda hukuki yollarla birlikte fiili olarak tepkiyi kamuoyu ile paylaşmalılar.”

    “İKTİDARIN DİLİ, İNSANLARI BU TÜR EYLEMLERE TEŞVİK EDİYOR”

    “Alevi katliamı istiyoruz” diyen şahsa ilişkin tepki gösteren bir diğer isim ise Alevi Kültür Dernekleri Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş oldu. İmara aykırı inşaat yapmak suçu ile 11 yıldır yargılandığını ifade eden Odabaş “Ancak sistematik olarak gerek Alevilerin evlerinin işaretlenmesi gerek linç girişimleri, hep yapanların yanına kar kalıyor” dedi.

    Odabaş, nefret suçlarına yol açan sebebi “iktidarın kullanmış olduğu dil” olarak işaret ederek şu yorumda bulundu:

    “İktidarın dili, insanları bu tür eylemlere teşvik ediyor. Geçmişte de ellerinde palayla insanları linç etmeye çalışanlar bu tür yazılar yazmış, ardından şaka niteliğinde yorumlayan yargıçlar olmuştu! Düşünün ki bir tehdit anlamında bir sanığın tutuklanması talep edilip yargılanıyor. Alevi toplumu bu kadar sürgün ve katliam ile karşı karşıya kalmış ve Twitter’da ‘katliam istiyorum’ yazıyorsun ama bunun karşılığında ceza almıyorsun! Bu tür insanlar meşrulaştırılıyor. Bunlar ceza almadıkları sürece bu tür girişimler, linç kültürleri çoğalıyor. Bunları teşvik edenler, aslında olanlara göz yumanlardır. Yapanların değil, aslında yaptıranların ortaya çıkartılması gerekiyor. Asla söylenenler şaka niteliğinde kabul edilemez. Ciddi bir yargılanma yapılması gerekiyor. Ve dava açan o arkadaşımızın yanında olduğumuzu da paylaşmamız gerekiyor.

    Bugün hem ‘laik ve demokratik bir Cumhuriyet’ diyorsunuz ama Anayasanızdaki laiklik ilkesine yakışır davranıyor musunuz? Yargıtay’ın açılışı Diyanet İşleri Başkanının dualarıyla yapılıyor. Dolayısıyla da bu tür durumlar gündeme geliyor.

    Artık hakim ve savcıların siyasi ahlakına inanmıyoruz çünkü kendi iradeleri ile hareket etmiyorlar. Ortadoğu’daki gibi ‘Allahuekber’ sesleri ile ‘Alevilerin katli vaciptir’ diyen zihniyetlerin bugün Türkiye’de baş gösterdiğini görüyoruz. Onun için bu yaşananlara tepki göstermek, çocuklarına güzel bir ülke bırakmak isteyen herkesin sorunudur.”

    Zeynal Odabaş, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının bu suça ortak olduklarını ve bunları aslında teşvik eden konuşmalarından da görebiliyoruz. Onun için varsa eğer vicdanlı hakim ve savcılar, bu tür olaylara asla meyil vermemeli” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Yazar Erdal Yıldırım hakim karşısına çıktı: Paylaşımlarım ifade özgürlüğüdür-VİDEO

    Yazar Erdal Yıldırım hakim karşısına çıktı: Paylaşımlarım ifade özgürlüğüdür-VİDEO

    PİRHA-Sosyal medya paylaşımları nedeniyle hakkında dava açılan PSAKD’nin eski yöneticisi ve Yazar Erdal Yıldırım bugün ilk görülen duruşmasında, “Aleviler, dünya görüşü olarak dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan zulme ve haksızlığa karşı tepki gösterirler. Yapılan paylaşımlar ifade özgürlüğüdür” dedi. 

    2015 ile 2018 yılları arasında yaptığı beş sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek hakkında dava açılan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) eski yöneticisi ve Yazar Erdal Yıldırım, bugün hakim karşısına çıktı.

    İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) yöneticileri, Koçgiri Kültür Derneği yöneticisi/Yazar Gültekin Uçar, Hubyar Alevi Kültür Derneği yöneticileri, DAD Yöneticisi İmam Balsever, PSAKD Beyoğlu Şubesi’nin eski Başkanı Erdal Baba, Almanya Hessen Eyaleti AABF İnanç Kurulu Başkanı Ali Ekber Erden, Ressam Mualla Coşkun, Yazar Temel Demirer, Yazar Mehmet Kabadayı ile çok sayıda kişi katıldı.

    “ALEVİLER, NEREDE OLURSA OLSUN HER ZULME TEPKİ GÖSTERİRLER”

    İddianamede yer alan beş paylaşım ile ilgili olarak konuşan Yıldırım; “‘Afrin yalnız değildir’ paylaşımı bana aittir. IŞİD’in katliamlarını protesto ettim. İnsani bir refleksti. Orada yaşanan zulme ses çıkardım. 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’ndan sonra İstanbul Kadıköy’deki PSAKD’nin kurucusuyum. Kendimi Alevi aktivisti olarak görüyorum. Düşüncelerimi ifade ediyorum.

    Çorum Katliamı’nda ölenleri anmak için Çorum’a gittik. Oraya gittiğimizde İbrahim Kaypakkaya’nın mezarını ziyarete giderek, fotoğraf çektirdik. Herhangi bir suç olduğunu düşünmüyorum. Kaypakkaya, Alevi kökenlidir. Onun kurduğu iddia edilen herhangi bir örgüt ile bağım yoktur. Yalnızca kurucusu olduğum PSAKD ile irtibatım vardır. Örgüt propagandası yapmadım. Kobane günü dolayısıyla IŞİD zulmüne karşı çıkış refleksiyle paylaşım yaptım. Muş Varto’da öldürülen kadının cesedinin sokakta ifşa edildiğini gördüm. Bunun bir insanlık suçu olarak gördüm ve ona dair paylaşım yaptım” şeklinde konuştu.

    “Aleviler, dünya görüşü olarak dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan zulme ve haksızlığa karşı tepki gösterirler” diyen Yıldırım, “Herhangi bir örgütün propagandasını yapma amacım olmamıştır. Yapılan paylaşımlar ifade özgürlüğüdür” ifadelerini kullandı.

    AVUKAT KAYA: DAVALAR, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ENGELLEMEK AMACIYLA AÇILMIŞTIR

    Avukat Onur Şahin Kaya ise usule uygun açılmış bir iddianame ve davanın olmadığını söyleyerek, “Yargılama yapılabilmesi için iddianame ile önünüze usulüne uygun dava getirilmeli. Beş paylaşım yazılmış. İddianamede bize sanığın hangi fiiliyle kanundaki suçu işlediği anlatılmamış. Biz şu anda davasız yargılama yapıyoruz. Usule uygun açılmış bir iddianame ve dava yoktur. Beraat kararının verilmesini istiyoruz. Bu davalar özü itibarıyla ifade özgürlüğünü engellemek amacıyla açılmıştır. Delil toplama usulü de kanuna aykırıdır” diye konuştu.

    Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, esas hakkında mütalaasını açıklamak üzere dosyayı savcılığa gönderirken; bir sonraki celseyi 4 Kasım 2021 günü saat 11.15’e erteledi.

    “SAVUNDUĞUMUZ DEĞERLERDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Duruşmanın ardından adliye önünde açıklama yapan Erdal Yıldırım, “Düşünce özgürlüğünü ifade etmek isteyen kişilere karşı bir baskı, sindirme davasıydı bu. Aleviler, daima mazlumdan, ezilenden yana olmuştur. Bizlerin susturulması bugüne kadar gerçekleşmedi. Bundan sonra da gerçekleşmeyecek. Savunduğumuz değerlerden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de, “Bugünkü davanın hangi mantıkla açıldığı belli. Muhalif olan herkesi susturmak istiyorlar. IŞİD’in katliamlarına ses çıkarmamak insanlık suçudur. Erdal Yıldırım, örgüt propagandası yapmamıştır. Talimatla davalar açılıyor. Turgut Öker’in de sayısız duruşması görüldü. Yapılan zulümlere sessiz kalmak Alevi inancına sığmaz. Aleviler mazlumun yanındadır. Katilleri savunmak mahkemelerin görevi olmamalı” diye konuştu.

    “ELİNDE İNSAN KANI OLANLAR YARGILANMAZKEN, BARIŞ İSTEYENLER YARGILANIYOR”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker ise şunları söyledi:

    “Elinde insan kanı olanlar yargılanmazken, barış ve kardeşlik için mücadele edenler yargılanıyorsa; yargılanan zihniyetin neye hizmet ettiğini açık şekilde görüyoruz. Korkan bir toplum yok. Bizi yargılayanlar yargı karşısında hesabını verecekler.”

    Yazar Temel Demirer de, Yıldırım’ın, iddiası olmayan bir iddianame ile yargılandığını belirterek, “Boş bir kağıt ile yargılanıyor. Böyle hukuk olmaz. Fikirle, inançla, iradeyle uğraşmayın. Katiller, yolsuzlar, hırsızlarla uğraşın. Hukuku komediye çevirmeyin” ifadelerini kullandı.

    Demokratik Alevi Derneği’nden (DAD) İmam Balsever de davayı, “Amaçları düşünce özgürlüğünü yargılamaktır” şeklinde değerlendirdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Yazar Erdal Yıldırım, sosyal medya paylaşımları nedeniyle yargılanacak

    Yazar Erdal Yıldırım, sosyal medya paylaşımları nedeniyle yargılanacak

    PİRHA-PSAKD’nin eski yöneticisi/ Yazar Erdal Yıldırım 2015-2018 yılları arasında yaptığı sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle yargılanıyor. Yıldırım’ın duruşması 9 Eylül Perşembe günü saat 10.40’da Çağlayan Adliyesi’nde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Yıldırım’ın, IŞİD’in Suriye’de gerçekleştirdiği katliamları protesto eden paylaşımları dava dosyasında suç olarak nitelendiriliyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) eski yöneticisi Erdal Yıldırım hakkında 2015 ile 2018 yılları arasında yaptığı sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek dava açıldı.

    Yıldırım’ın, IŞİD’in Suriye Afrin’de gerçekleştirdiği katliamları “Afrin yalnız değildir” yazısını paylaşarak, protesto etmesi; Kobani’de yine IŞİD tarafından yapılan katliamlara dair paylaşım yapması, Muş Varto’da öldürülen bir kadının bedeninin sokakta teşhir edilmesi; İbrahim Kaypakkaya’yı Çorum’daki mezarı başında anması, yine Kaypakkaya’nın fotoğrafını paylaşması dosyada suç olarak gösterildi.

    “KİMLİĞİMİZE SAHİP ÇIKTIĞIM İÇİN YARGILANIYORUM”

    9 Eylül günü saat 10.40’da Çağlayan Adliyesi’nde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak olan Erdal Yıldırım, duruşma öncesi PİRHA’ya yaptığı açıklamada, “Alevilik ve devrimci değerleri savunmaya devam ettiğim, kimliğimize sahip çıktığım için yargılıyorlar. Ben her şeyden önce yıllar yılı Alevi örgütlülüğünün çeşitli kademelerinde (PSAKD Kadıköy Şube ve Ankara Genel Merkezde) yöneticilik yaptım. Alevi değerleri ve benimsediğim evrensel, insani değerler sonucu olarak dünyanın neresinde olursa olsun, mazlumdan, mağdurdan yana olmayı, eşitsizliklere, haksızlıklara karşı çıkmayı bir aydın ve sol sosyalist değerleri de benimsemiş bir birey olarak görev ve sorumluluk kabul ediyorum. Bu değerleri savunmaktan vazgeçmeyeceğimi bir kez daha beyan ediyorum” diye konuştu.

    PİRHA / İSTANBUL

     

  • Ataşehir’de 1 Mayıs Meclisi halk toplantısında, 2019 yerel seçimleri konuşuldu-VİDEO

    Ataşehir’de 1 Mayıs Meclisi halk toplantısında, 2019 yerel seçimleri konuşuldu-VİDEO

    PİRHA – İstanbul’da Ataşehir HDK’nin çağrısı ile kurulan “1 Mayıs Meclisi’ni oluşturan kurumlar Erdal Eren Kültür Merkezi’nde bir etkinlik yaptı. Etkinlikte “Nasıl bir yerel yönetim ve yöneticiler istiyoruz” konularında düşünceler aktarıldı.

    1 Mayıs Meclisi’ni oluşturan kurumlar, 2019 yerel seçimleri öncesinde halk toplantısında buluştu. Ataşehir Erdal Eren Kültür Merkezi salonunda yapılan toplantıya Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak, Yenişehir gibi mahallelerinin muhtar adayları, Ataşehir Belediye Başkan Aday Adayı Aysemin Gülmez ile Ataşehir’deki demokratik kitle örgütleri, yöre dernekleri ve siyasi kurumlarla Ataşehir mahallelerinde yaşayan 150’den fazla kişi katıldı.
    Söz alan konuşmacılar “Nasıl bir yerel yönetim ve yöneticiler istiyoruz” konularında düşüncelerini ifade ettiler.

    1 MAYIS MECLİSİ

    Bir konuşma yapan HDK Ataşehir Eş Sözcüsü Erdal Yıldırım, “Bizler bir kısmımız Ümraniye’ye bağlansa da, kendimizi 1 Mayıs halkı olarak adlandırdığımız sevgili Ataşehirliler, mahallemizdeki demokratik kitle örgütleri, kent konseyi, siyasi yapılar ve yöre derneklerimizle birlikte, 2 ayı aşkın bir zamandan beri ilçemizde bir dizi toplantılar yapıp görüş alışverişinde bulunduk. Ve ”1 Mayıs Meclisi” adlı yapılanmayı birlikte gerçekleştirmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “HALK İÇİN ÇALIŞACAKLARI TESPİT ETMEK DURUMUNDAYIZ”

    “Bu süreçte, özelde ilçemiz Ataşehir’de, genelde de ülkemizde tespit edilmiş olan, demokrasi, insan hakları, emek, adalet, toplumsal barış, eşitlik, kadın, eğitim, kent ve çevre sorunlarıyla ilgili çalışmaları sadece 2019 Mart yerel seçimleri için değil, seçimden sonraki süreçte de birlikte sürdürme kararındayız. Bugün yerel yönetimlerle ilgili ilk kitlesel etkinliğimizi gerçekleştiriyoruz. Sonraki süreçte de 22 Aralıkta kentsel dönüşümle ilgili etkinliğimizi gerçekleştireceğiz ve ileride başlıca sorunlarımızla ilgili çalışmaları yine hep birlikte yapacağız” diye konuşan Yıldırım, şunları kaydetti:

    “Sevgili 1 Mayıs halkı, çoğunuz 70’li yıllarda ailelerinize ve çocuklarınıza daha insanca yaşam koşulları için yurdun dört bir yanından kentlere geldiniz. Buralarda gecekondu mahalleleri kurdunuz. Zor koşullarda başınızı koyacak evler yapıp yıllarca vergilerinizi, elektrik, su, alt yapı masraflarını ödeyip tapularınızı da aldınız. Ancak kentlerdeki rantçı sistem nedeniyle, başta mahallemiz olmak üzere yoksul halklarımızın evleri kentsel dönüşüm projeleri gerekçeleriyle ellerinden alınmak isteniyor. Sizleri, acılar, gözyaşı ve bedeller ödeyerek edindiğiniz evlerinizden atmak ve yüksek rantlar elde etmek istiyorlar.”

    Yıldırım, “İşte bu uygulamaları engelleyebilmek için de Mahalle Muhtarlığı, Belediye Meclis ve İl Genel Meclis üyeliğiyle Belediye Başkanlığı seçimleri geldi çattı. Bizler adına çeşitli yönetim kademelerine aday olanları, seçilecekleri iyi seçmemiz lazım. Bireysel çıkarları için değil, halk için, toplum için çalışacak bilgi, birikim ve karakterde olanları iyi tespit etmek durumundayız” diyerek şöyle devam etti:

    – “Ülkedeki kötü gidişata dur demek,
    – Adaletsizliğe, politik çürümeye, yozlaşmaya karşı dayanışmak,
    – Demokrasi, özgürlük, eşitlik ve toplumsal barış için,
    – Tek adam rejimine karşı mücadele biçimleri yaratmak, muhalefeti güçlü kılmak için,
    – Daha insanca yaşanılabilir bir kenti, bir ülkeyi yaratabilmek,
    – Yerellerde irademizi yansıtan yönetimleri oluşturmak ve katılımcı bir demokrasi için önümüzdeki seçimler ve sonrasında dayanışmayı güçlendirmemiz, birlikte hareket etmemiz şarttır. Bunun gerçekleşmesi için 2019 yerel seçimleri önümüzde bir fırsat olacaktır.

    -Halkın iradesinin sandıklara yansımadığı,
    -Demokrasi, özgürlük, eşitlik ve toplumsal barış için,
    -Tek adam rejimine karşı mücadele biçimleri yaratmak, muhalefeti güçlü kılmak için,
    – Yaşam standartlarıyla daha yaşanılabilir bir ülke yaratmak için
    -Yerellerde irademizi yansıtan yönetimleri oluşturmak ve katılımcı demokrasi için önümüzdeki seçimler ve sonrasında dayanışmayı güçlendirmek, birlikte hareket etmemiz şarttır. Bunun gerçekleşmesi için 2019 yerel seçimleri önümüzde bir ilk fırsat olacaktır.

    – Seçilenlere kayyum atanmadığı,
    – Seçilenlerin zorla istifa ettirilmediği,
    -Parti başkanlarının, milletvekillerin hukuksuzca hapislere atılmadığı,
    -Emekçilerin keyfi şekilde işlerinden uzaklaştırılmadığı,
    -Evlerimizin rantiyecilere peşkeş çekilmediği,
    -Halkın söz sahibi olduğu bir yönetim tarzı oluşturmak için bir araya gelmeliyiz.”

    “MAHALLE MELİSLERİ, YEREL YÖNETİMLER OLUŞTURMALIYIZ”

    “Birlikte umudu yerellerde kurmak için, 1 Mayıs Mahallesi gibi yerlerde yöre dernekleri çok önemli bir işleve sahiptir. Başta yöre derneklerimiz, demokrasi cephesindeki dostlarımızla birlikte, farklılıkları değil, ortak yanlarımızı öne çıkartarak kaynaşmalı, dayanışmalı ve daha güçlü mahalle meclisleri, yerel yönetimler ve merkezi yönetimler oluşturmalıyız” diyen Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Sözlerimi, Nazi Almanya’sının uygulamalarında 7 yıl zindana atılmış rahip Martin Niemöller’in sözleriyle bitirmek istiyorum. ‘Naziler, önce Komünistleri topladılar, sesimi çıkartmadım; çünkü komünist değildim / Sonra, Yahudileri götürdüler, sesimi çıkarmadım. Çünkü Yahudi değildim. Sonra sosyal demokratları götürdüler, sesimi çıkarmadım. Çünkü sosyal demokrat da değildim. Bir gün sıra bana geldi, beni götürmeye geldiler. Bağırdım, çağırdım.. Ama sesimi duyacak kimse kalmamıştı.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • “Bizi Madımak’ta yakmalarının gerçek nedeni Kızılbaş duruşa tahammülsüzlüktür’

    “Bizi Madımak’ta yakmalarının gerçek nedeni Kızılbaş duruşa tahammülsüzlüktür’

    PİRHA- Yazar Erdal Yıldırım, “Ateşin yobaz elinde sınanışı” başlığı kaleme aldığı Sivas Katliamı yazısında, “Bizi Madımak’ta yakmalarının gerçek nedeni Kızılbaş duruşa tahammülsüzlüktür” dedi. “Madımak Katliamı bir insanlık suçudur. İnsanlık suçlarında ise zamanaşımı olmaz” diyen yıldırım, herkesi katliamın gerçek suçlu ve sorumlularının ortaya çıkartılması, yargı önüne getirilmesi için sürdürülen mücadeleye omuz vermeye çağırdı. 

    Yazar Erdal Yıldırım, “Ateşin yobaz elinde sınanışı” başlığı altında 2 Temmuz 1993 yılında gerçekleştirilen Sivas Katliamı’na ilişkin bir yazı kaleme aldı.

    “25 yıl önce insanlık dışı gerici, şeriatçı, faşist güruhlarca tutuşturulan insanlık ve Madımak Oteli halen yanmaya devam ediyor” diyen Yıldırım, şunları hatırlattı.

    “2 Temmuz 1993’te 33 can, 33 fidan, 33 aydın, yazar, şair ve genci yitirdi bu ülke toprakları. Madımak’tan yükselen çığlıklar ve dumanlar ülkenin dört bir yanından duyulur ve görülür oldu. Ancak gerçekleşmeyen adalet sebebiyledir ki, sadece Madımak’tan değil, bu ülke coğrafyasının her karışından dumanlar tütmeye, çığlıklar gelmeye devam ediyor.
    2 Temmuz 1993 Sivas Osmanlının gerici, feodal ve baskıcı düzenine şiirleri, bağlaması ve devrimci, direnişçi düşünceleriyle başkaldıran Pirim Pir Sultan’ı darağacına gönderen zihniyet, aradan geçen yüzlerce yıl sonra bile, O’nun fikirlerinin yaşamaya devam ettiğini görünce tahammülsüzlüğü arttı. Ve Pir Sultan Abdal’ı şiirlerle, türkülerle, tiyatroyla anmak için Sivas’a giden sanatçı, aydın, yazara ve Alevi semahçıya da tahammül edemedi. Sivas Madımak Oteli devletin askeri, polisi, valisinin gözleri önünde ateşe verildi.”

    “EGEMENLERİ KORKUTAN İNANÇ, BİLİNÇ VE DİRENÇTİR”  

    “Selçuklunun Baba İshak ve Baba İlyas, Osmanlının da Abdal Musa, Şahkulu Sultan, Kalender Çelebi, Şeyh Bedreddin ve Pir Sultan gibi düzene baş kaldıran, haksızlıklara karşı halkın öncülüğüne savunan önderlerimize tahammül göstermesini zaten beklemiyoruz” vurgusunu yapan Yıldırım, şöyle devam etti:

    “Bu gerici düzenlere karşı halkları örgütlemiş bu büyük önderler, ya binlerce Kızılbaş Alevi ile kılıçtan geçirilmiş, ya da darağacına gönderilmişlerdir.

    Pir Sultan Abdal da, inancın, bilincin ve direncin sembolü olarak darağacına kendisi yürümüş, inancı, düşünceleri ve toplumu için serini vermiştir. Hınzır’ın sadece bir dörtlükte bile “şah” sözcüğünü kullanmaması halinde kendisini affedeceği şeklindeki biatçı istemine, “Hızır Paşa bizi berdar etmeden / Açılın kapılar Şah’a gidelim / Siyaset günleri gelip çatmadan / Açılın kapılar Şah’a gidelim” diye yanıt verir ve darağacını yürür. İşte egemenleri korkutan tam da bu inanç, bilinç ve dirençtir. İşte bizleri Malya Ovası’nda, Tokat, Antalya, Ege, Koçgiri, Dersim, Maraş, Gazi ve Madımak’ta yakmalarının, katletmelerinin, bombalamalarının altında yatan gerçek de bu Kızılbaş duruşa tahammülsüzlüktür.

    “ÖYLE BİR TAHAMMÜLSÜZLÜK Kİ BAĞLAMALAR BİLE YASAKLANDI”

    Öyle bir düşmanlık, öyle bir tahammülsüzlüktür ki, Şeyhülislamlar Kızılbaşlarla ilgili “Kızılbaşların malı da, canı da, namusu da helaldir” şeklinde fetvalar vermiş, sadece katletmekle kalmamışlar, aynı zamanda inanç ritüellerimiz, dergahlarımız, pirlerimiz, hatta Alevi ozanların türküleri, deyişleri, hatta bağlamaları bile yasaklanmıştır. Ancak egemenlerin unuttuğu çok önemli şeyler var. O da tarihin akışının hiçbir tiran, diktatör tarafından kesilemeyeceği gerçeğidir. Tüm baskılara, yasaklara, katliamlara rağmen 400 yıldan sonra bile Pir Sultan’ın deyişlerini, türkülerini, şiirlerini söylemeye ve bu büyük önderlerimizi sahiplenmeye devam ediyoruz.”

    Yazar Erdal Yıldırım, “Gerçek suçlular ve sorumlular, ki asıl suçlular dönemin Cumhurbaşkanından Başbakana, İçişleri Bakanından Sivas Valisine, Genelkurmay Başkanından Garnizon komutanına, Belediye Başkanından Emniyet Müdürüne, İtfaiye müdürüne kadar tümü ve daha sonra katliama bizzat karışmış, oteli ateşe vermiş olan katilleri kollayan, savunan, korunan, iş sahibi yapan, saklayan AKP zihniyetindekiler yakalanıp yargı önüne çıkartılıncaya, suçlular gerekli cezaları alana kadar mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

    “KATLİAM TÜM DEMOKRASİ GÜÇLERİNE KARŞI YAPILMIŞTIR”

    “Madımak Katliamı, tüm Alevi ve Kızılbaşlarla birlikte ülkemizdeki aydın, sanatçı, yazarları da içine alan ve ülkedeki tüm demokrasi güçlerine karşı yapılmış bir katliamdır” diyen Erdal Yıldırım şunları dile getirdi:

    “Katliamları unutturmak için örtbas edip suçluları koruyan, suçluların avukatlığını yapan, kimi suçluları da ödüllendirip Belediye Başkanı, Milletvekili yapan ve de Roboski’de, Gezi’de yeni katliamlar gerçekleştirmeye devam eden bu tekçi, ırkçı, gerici zihniyetler iktidardan uzaklaştırılmadıkça, gerçek suçlular yargı önüne çıkarılıp adalet sağlanmadıkça, Madımak yanmaya, Madımak’tan çığlıklar gelmeye devam ediyor.

    “MADIMAK KATLİAMI BİR İNSANLIK SUÇUDUR”

    Madımak katliamı bir insanlık suçudur. İnsanlık suçlarında ise zamanaşımı olmaz. Bu sebeple, kendisine insanım, adaletten, eşitlikten, insan haklarından, özgürlüklerden yana ve demokratım, yurtseverim, devrimci ve sosyalistim diyen herkesi Madımak katliamının gerçek suçlu ve sorumlularının ortaya çıkartılması, yargı önüne getirilmesi için sürdürülen mücadeleye omuz vermeye davet ediyorum. Madımak’ı unutmadık, unutmayacağız. Unutmak ihanettir.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Erdoğan’ın ‘Cemevlerine hukuki statü’ açıklamasına Alevilerden tepki

    Erdoğan’ın ‘Cemevlerine hukuki statü’ açıklamasına Alevilerden tepki

    PİRHA- AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın AKP’nin milletvekili aday tanıtım toplantısında “Cemevlerine hukuki statü sağlayacağız” sözlerine Aleviler sosyal medyada sert tepki gösterdi. 

    AKP’nin seçim beyannamesi ve milletvekili aday tanıtım toplantısında konuşan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “24 Haziran seçimlerinden sonra demokrasimizi geliştirmeye devam edeceğiz, demokrasiyi bir üst lige çıkaracağız. Cemevlerine hukuki statü sağlayacağız” sözlerine Alevi toplumundan sosyal medyada tepki yağdı.

    “DAHA NELER DUYACAĞIZ”

    Can TV Genel Yayın Yönetmeni Zeynel Gül, sosyal medyadan ‘Şaka gibi’ başlığıyla yayınladığı yazıda tepkilerini şöyle dile getirdi:

    “Tayyip Erdoğan: ’25 Haziran sabahı gazeteciler tutuklanmayacak’ diyor. Sen 24 Haziran seçimlerini kazanmak için mi yüzlerce gazeteciyi hapse attırdın? ‘Cemevlerine yasal statü vereceğim’ diye eklemiş; AİHM’in Cemevleri İbadethane’dir raporuna, ‘AİHM kararları bizi bağlamaz’ diyen ben miydim? Daha neler duyacağız….”

    “DİN İLE SİYASETİ BİRBİRİNE KARIŞTIRAN İLK KİŞİ MUAVİYE’DİR”

    Baba Mansur Ocağı pirlerinden Eren Yıldırım da “Birisi yine her seçim öncesi olduğu gibi din ile siyaseti birbirine karıştırarak vaatlerde bulunmaya başlamış. Hatırlatmak da yarar var: Din ile siyaseti birbirine karıştıran ilk kişi Muaviye’dir.” dedi.

    “CEMEVLERİ, ERDOĞAN VE İNCE”

    Yazar Necdet Saraç ise ‘Cemevleri, Erdoğan ve İnce’ başlıklı yazısında şunlara değindi:

    “Sanki 16 yıldır ülkeyi başkası yönetiyordu, sanki ‘İslamda cami dışında başka bir ibadethane (yani Cemevi) yok’ diyen başkasıydı.
    Anlaşılan o ki, 16 yıldır ülkeyi yöneten ve meydanlarda Kılıçdaroğlu’nu Alevi kimliğinden dolayı yuhalattıran Recep Tayyip Erdoğan, anlaşılan oldukça zorda ki, açıkladığı seçim beyannamesinde yeniden Alevileri hatırladı ve ‘Cemevlerine hukuki statü tanıyacağız’ dedi. Böyle diyen Erdoğan’a Muharrem İnce CNN Türk’te ‘Sayın Erdoğan’ın elini kolunu tutan yok, kaldı ki bu karar için seçimi beklemeye de gerek yok, KHK ile hemen bu kararı uygulasın’ dedi ve ekledi: ‘Biz iktidar olduğumuzda bunu (Cemevlerine yasal statüyü) hemen yapacağız!’”

    “BU SANA DERT OLACAK”

    Yazar Erdal Yıldırım da “Alevi düşmanı statü verecekmiş. Aleviler bu kez hile ve yalanlarınla baş edecek. Seni iktidardan indirecekler. Bu sana dert olacak” ifadelerini kullandı. (HABER MERKEZİ)

    Gazeteci İsmail Pehlivan ise “İnanmıyorum. ‘Cemevlerine yasal statü tanıyacağım’ diyorsun. Soruyorum 16 yıldır neredeydin” diye sordu.

  • Yazar Erdal Yıldırım Dersim Tertelesi’ni yazdı: Unutma sözkonusu olamaz

    Yazar Erdal Yıldırım Dersim Tertelesi’ni yazdı: Unutma sözkonusu olamaz

    PİRHA- Yazar Erdal Yıldırım, ‘Dersim Soykırımı Unutulamaz!’ başlığıyla kaleme aldığı yazıda, “Dersim’deki imha operasyonu sadece insanlarla sınırlı kalmadı. Dersim coğrafyasının yaşam kaynakları, inanç yerleri, dergâhları da bombalanarak ya da ateşe verilerek imha edildi” dedi. Yıldırım, kefensiz toprağa düşenlerimizi de, diğer tüm katliamlarda yitirdiklerimizi de, yaşanan acıları da asla unutmayacağız, unutturmayacağız” ifadelerini kullandı. 

    Yazar Erdal Yıldırım, ‘Dersim Soykırımı Unutulamaz!’ başlığıyla bir yazı kaleme aldı.

    Yıldırım, “İnsanlık tarihi boyunca günümüze değin yazılı, belgeli olarak tespit edilmiş onlarca soykırımın en çarpıcı olanlarından biri Dersim 38 Soykırımıdır. Aynen Dersimli Cemal Süreya’nın “Tarih Öncesi Köpekler Havlıyordu” şiirinde anlattığı gibi ‘ölümler, yıkımlar, sürgünlerle akıllardan hiçbir zaman çıkmayacak’  bir soykırımdır 37-38 Dersim” dedi.

    Yıldırım, tarihte soykırım  halklardan şu örnekleri verdi:

    “Tarihe bakıldığında ilk büyük soykırımı 1492 yılında Kristof Kolomb’un Amerika topraklarına ayak basmasıyla görürüz ki, Amerika topraklarına ayak basan ve soykırım uygulayan barbar Avrupalılar 20 yılda nüfüsu 8 milyon olan Arawaks yerlilerinin nüfusunu 28 bine kadar inmesine sebep olurlar. 1788 den 1938’e kadar olan yıllarda Avustralya topraklarını sömürgeleştirmek üzere giden İngilizler, yerli halk Aborjinleri sistematik bir şekilde, aralarına salgın hastalık yayarak, ya da yemeklerine zehir katarak soykırıma tabi tutar ve bu sürede nüfusu 750 bin olan Aborjinlerin sayısı 30 binlere kadar düşer.

    “NAMİBYA’DA 130 BİN YERLİDEN 15 BİNİ SAĞ KALDI”

    1891 yılında Afrika’da Namibya topraklarını işgal eden Almanlar, ülkenin altın ve zümrüt madenlerini ele geçirmek için ülkenin yerli halkları olan Herero ve Nama yerlilerinden yaşlı, kadın, erkek, çocuk farkı gözetmeksizin binlercesini yok eder, soykırım sonucu 130 bin yerliden sadece 15 bin kadarı sağ kalır.

    “YAKLAŞIK 1,5 MİLYON ERMENİ KATLEDİLDİ”

    Balkan Savaşlarının sonunda parçalanmaya başlayan Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında, 1915 yılında ırkçı, milliyetçi “tek dil, tek din, tek millet” düsturuyla hareket eden Jöntürkler Anadolu topraklarının kadim halklarından olan Ermenilere karşı çok büyük bir soykırım gerçekleştirdiler. Tarihi verilere göre yaklaşık 1,5 milyon Ermeni katledildi. Yüzbinlercesi ülke topraklarını terk etti.

    “21 MİLYON İNSAN ÖLDÜRÜLDÜ”

    Yine Almanlar 2. Emperyalist Paylaşım Savaşının öncesi ve savaş süreci olan 1933 – 1945 yıllarında Büyük Alman İmparatorluğunu kurmak ve üstün Alman ırkını yaratmak amacıyla, Alman olmayan uluslardan yaklaşık 21 milyon kişiyi topluca kurşuna dizerek, toplama kamplarında fırınlarda yakarak ya da gaz odalarında zehirleyerek soykırıma tabi tuttular. Almanlar, Çingenelerin yüzde 94’ünü kısırlaştırıp, Yahudileri ise gaz odalarında yakarak sitemli bir şekilde öldürürler. 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında Sovyet ordusundan kaçan, neredeyse üçte biri 15 yaşından daha küçüklerin oluşturduğu 250 bin kadar Alman, Danimarkalılarca toplama kamplarına alındı ve binlercesi bu kamplarda yaşamını yitirdi.

    “1,5 MİLYON CEZAYİRLİ YAŞAMINI YİTİRDİ”

    1830’lu yıllarda zengin petrol ve maden yataklarına sahip olan Cezayir’i işgal eden Fransızlar onlarca yıl süren ve yüz binlerce insanın soykırıma tabi tutulduğu bir insanlık suçunun sorumlusu oldu. 1945’te Sedif Ayaklanmasında 45 bin Cezayirli, 1954-1962 yılları arasında ise tarihin en büyük soykırımı sonucu yaklaşık olarak 1,5 milyon Cezayirli yaşamını yitirdi ve 3 milyona yakın Cezayirli de esir düştü.

    Daha sonra Dersim 38’e değinen Yazar Erdal Yıldırım, şunları yazdı:

    Selçuklu ve Osmanlılar tarihi boyunca onlarca etnik ve inançsal kimliğe karşı katliamlar gerçekleştiren “tek tipçi, ırkçı” zihniyet, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da 1920-21 de Koçgiri Katliamı’nı, ardından da Ağrı ve Zilan katliamlarını gerçekleştirdi.

    Yüzlerce yıl, boyun eğmeyen, özgürce ve nispeten bağımsız olarak Dersim coğrafyasında yaşam süren; gerici, feodal zihniyet tarafından da “çıbanbaşı” olarak nitelendirilen Kızılbaş-Alevi, Kürt kimlikli Dersim’e karşı düşmanlık sürdü gitti.

    Dersim’i isyan etmekle suçlayıp soykırıma kılıf arayanların, bu iddialarının doğru olmadığını soykırımdan 70-75 sene önceki Dersim’le ilgili raporlardan, Dersim’e yaptıkları sayısız seferlerden anlıyoruz. Bu raporlar: 1866 yılında Cebel-i Dersim (Dersim Dağ Islahat), 1875 Dersim Blok Havuzlar, 1896 Şakir Paşa ve Müşir Mehmet Zeki Bey, 1903 Arif Mardini Bey, 1906 Mutasarrıf Celal Bey ve 1908 Kazım Karabekir raporlarıdır.

    Bu raporlar Cumhuriyet döneminde de, 1925 Vali Cemal Bey, 1925 Şark Islahat Planı, 1926 Müfettiş Hamdi Bey, 1930 İbrahim Tali Bey, 1931 Jandarma Umum Komutanlık, 1931 Fevzi Çakmak, 1932 Şükrü Kaya, 1935 İsmet İnönü raporları, 1934 İskan Kanunu, 1935 Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkındaki Kanun, 4 Ocak 1936 da Dersim isminin Tunceli’ye çevrildiği “Tunç-eli Kanunu ile devam etti.”

    4 Mayıs 1937 tarihinde devletin tarihte ilk kez görülen bir uygulamaya imza atıp parlamentoyu topladığını belirten Yıldırım, “Sadece Dersim için bir kararname (kanun hükmünde) çıkarttı. Adına “4 Mayıs Dersim Tertelesi Kararnamesi” dedi. TBMM’de Bakanlar Kurulunun çıkarttığı bu “Dersim Tenkil Kararları” kararnamesi, özünde Dersimlilere karşı ‘Tedip ve Tenkil Harekâtı”adıyla toplu bir etnik temizleme ve imha kararının alınmasından başka bir şey değildir. Bu kararın ardından Dersim coğrafyası savaş uçaklarınca bombalanan binlerce kadın, erkek, yaşlı çocuk katledildi. 1937 ve 1938 yıllarında devam eden soykırım saldırıları sonucu on binlerce Dersimli katledildi, binlercesi sürgünlere gönderildi. Yüzlerce Dersimli kız ve erkek çocuk ya hizmetçi veya evlatlık olarak subaylara ve zengin ailelere verildi. İsimleri değiştirildi ve “birer Türk, birer Sünni” olarak büyütüldüler. Yıllar sonra Kürt ve Kızılbaş Alevi olduğunu öğrenen çok sayıda insan belgesellere, kitaplara, filmlere ve gazete, televizyon haberlerine konu oldu.” diye yazdı.

    “MUNZUR SUYU GÜNLERCE KIZIL RENKTE AKTI”

    Yıldırım, “Dersim’deki imha operasyonu sadece insanlarla sınırlı kalmadı. Dersim coğrafyasının yaşam kaynakları, inanç yerleri, dergâhları da bombalanarak ya da ateşe verilerek imha edildi. Sayısız kadına, genç kıza tecavüz edildi. Tecavüzden kaçan yüzlerce kadın ve genç kız Munzur suyuna atlayarak ölümü seçti. Mağaralarda, koyaklarda kurtulmak için saklanan analar, “sesleri çıkmasın, daha çok kişi öldürülmesin” diye çocuklarının yaşamına kendi elleriyle son verdi. Kızların saçları kazıtıldı, geçmişleri unutturulmak istendi.  Kutsal Munzur suyu günlerce kızıl renkte aktı durdu” dedi.

    “UNUTMA SÖZKONUSU OLAMAZ”

    Yazar Erdal Yıldırım, “Aradan geçen 80 yıla karşın halen Dersim soykırımı arşivlerinin tam olarak açılmaması, Dersim isminin iade edilmemesi, sürgünler, kayıplar ve evlatlık verilenlerin listesinin açıklanmaması, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin gösterilmemesi, bir yüzleşme ve hesaplaşmanın yapılmamış olması nedeniyle kimilerinin dediği gibi bir “unutma” söz konusu olamaz” ifadelerini kullanarak, şunları kaydetti:

    “Dersimli Dünya Ana, soykırımıyla ilgili olarak “Unutmayın bu derdi, bunu unutmayın” diyordu. Bizler de Dersim soykırımında kefensiz toprağa düşenlerimizi de, diğer tüm katliamlarda yitirdiklerimizi de, yaşanan acıları da asla unutmayacağız, unutturmayacağız.”

    (HABER MERKEZİ)