PİRHA- Gazeteciler Erdoğan Alayumat, Tuğçe Yılmaz, Suzan Demir, Gülcan Dereli, Kemal Taylan Abatan ile çevirmen Serap Güneş ve sosyolog Berfin Atlı’nın yargılandığı davanıın ilk duruşması görüldü. Mahkeme imza verme adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına, el konulan dijital materyallerin iadesine, yurtdışı çıkış yasağının adli kontrol tedbirinin devamına karar vererek, bir sonraki duruşma tarihini 19 Şubat 2026 olarak belirledi.
Gazeteciler Erdoğan Alayumat, Tuğçe Yılmaz, Suzan Demir, Gülcan Dereli, Kemal Taylan Abatan ile çevirmen Serap Güneş ve sosyolog Berfin Atlı’nın haberlerinden aldıkları telif ücreti nedeniyle “örgüte bilerek isteyerek yardım etmek” iddiasıyla yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü. İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya gazeteciler ve avukatları katıldı. Duruşmayı gazeteci meslek örgütlerinin yanı sıra çok sayıda gazeteci izledi.
Duruşmada savunma yapan gazeteciler suçlamaları reddederek, beraatlerini istedi. Savunmaların ardından mahkeme heyeti, imza verme adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına, el konulan dijital materyallerin iadesine, yurtdışı çıkış yasağının adli kontrol tedbirinin devamına karar verdi. Mahkeme, dosyadaki eksik hususların giderilmesi için duruşmayı 17 Şubat 2026’ya erteledi.
PİRHA – ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ başlıklı panelde “hakikatle yüzleşme” vurgusu yapıldı. Hak savunucusu Eren Keskin, konuşmasında “Coğrafyamız mezarsız ölümler coğrafyası. Kendilerine en devrimciyim diyenler dahi bu yönlü suçu işleyenleri konuşmamış. Biz, inkarın, soykırımın devamı olduğunu ifade ediyoruz” diye belirtti. ABF yöneticisi Aydın Deniz ise “yeni barış sürecinde hakikatlerle yüzleşilmeli” vurgusunu yaptı.
Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi, barış arayışlarının sürdüğü yeni sürece dair ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ başlıklı panel yaptı.
Yas hakkının sistematik olarak inkâr edildiğine ve ‘ötekinin ölüsü’ olma kavramlarının üzerinde durulduğu panel, Kadıköy Moda Sahnesi’nde yapıldı.
“İNKAR VE SOYKIRIM DEVAM EDİYOR”
Panelin açılış konuşması İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin yaptı. Konuşmasına Emine Ocak’ı anarak başlayan Keskin, şunları söyledi:
“Aile olarak Hasan Ocak’ı bulmak adına çok büyük çaba sarf ettiler. O nedenle Emine annenin coğrafyamızda, özellikle gözaltında kayıplar mücadelesinde önemli bir payı var.
Ölüye Saygı İnsiyatifi olarak 2019’da çalışmalara başladık. Garzan mezarlığına yapılan saldırı ardından bir araya geldik. 2015’te bu mezarlık havadan bombalandı ve zarar verildi. 2017 yılında bir babanın çığlığıyla bu zalimliği gördük. Bu büyük acıyı görüp yakından hissedenler olarak toplantılara başladık. Coğrafyamız mezarsız ölümler coğrafyası. Kendilerine en devrimciyim diyenler dahi bu yönlü suçu işleyenleri konuşmamış. Biz, inkarın, soykırımın devamı olduğunu ifade ediyoruz.
Aslında 1990’lı yıllar bu politikanın en şahlandığı bir dönemdi. Vedat Aydın derisi yüzülerek katledildi, bunu kimse konuşmadı. İşte biz bunları konuşup unutturmamak istiyoruz. Biz soru sormadığımız için kötülükler devam ediyor. İşte bugün bu inisiyatif bunun için var. Merak edin, araştırın ‘bizim ölümüze ne oldu?’ diye sorun. En başından beri ölüye saygısızlık üzerinden oluşturulmuş bir hukuk sistemi var.
Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruluşundan itibaren ölülere, kimliklere, inançlara saygısızlık üzerine kurulmuş bir cumhuriyettir. Bunun değişmesi için de 1915’ten itibaren tartışmaya başlamamız gerekiyor. Umarım bu çalışmamız derinleşir.”
“TOPLUMLARA AYRILAN MEZAR BOYUTLARI DAHİ FARKLI!”
İki oturum şeklinde yapılan panelin ilk bölümünün moderatörlüğünü Murad Mıhçı, yaptı. “Önemli bir dönemde böyle bir çalışmayı yapıyoruz” diyen Mıhçı, farklı kesimlerin acısını birleştirmek istediklerini ifade etti. Mıhçı, şu konuşmayı yaptı:
“Alevi bir arkadaşın acılarını dinlediğimizde aslında bir Ermeninin acısına yakın olduğunu gördük. Garzan’daki mezarlığın kaldırarak İstanbul Kilyos’ta kaldırıma gömüldüğünü gördük. Yas hakkının olması lazım. Bir Hristiyan ile Müslümana ayrılan mezar ölçülerinin dahi farklı olduğunu biliyor muydunuz?” diye konuştu.
“SUÇA ORTAK OLMAYIP, SES ÇIKARMAMIZ LAZIM”
Panelistlerden Besna Tosun da Cumartesi Annesi Emine Ocak’ı anarak konuşmasına başladı. Babası Fehmi Tosun’un 30 yıl önce sivil polisler tarafından gözaltına alınıp kaybedildiğini belirten Tosun şu konuşmayı yaptı:
“Bu ülkede kaç insan, nasıl kaybedildi bilmiyoruz. Topluma bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu ülkede yakınlarını arayan insanlar dahi kaybedildi. Hukuki olarak bu suçtan ceza alan tek bir kişi dahi olmadı. Devlet, hem cezasızlıkla korudu hem de sanıkları beraat kararlarıyla ödüllendirdi. İnsanlığa karşı bir suçu görmezden gelmek, de suçtur. Bugünkü iktidar da bu suçu işlemekte, failler korunup, ödüllendiriyor. Bitmeyen bir yasa devam ediyoruz. Bu devlet için öldürmek yetmedi, toplu mezarları tahrip edip kemikleri mavi torbalara koydular. Travmalarımızı sürekli tetikliyorlar. Devlet, bu ülkede kimin yas hakkının olduğuna kendisi karar veriyor. Devlet, mezar hakkını dahi elimizden aldı. Devlet, bu suçu işlerken bireyi değil, toplumu hedef alıyor. Bu suçu görmezden gelmek, ortak olmak demektir. Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’na çıktığında ilk talepleri çocukların cenazelerinin alınması değildi, ‘göz altında kaybetmeler dursun ve sonrasında çocuklarımız bize verilsin’ deniliyordu. Ne yapabiliriz sorusunu boşluğa değil, kendimize sormalıyız. Bizler 30 yıldır hakikati bilme hakkına sahip çıkıyoruz.”
“AİLELER, ÖFKELERİYLE YAŞIYOR”
Konuşmasına “40 yıldır bu ülkede bir savaş hali var. Terörle mücadeleyi cenazeler üzerinden de yaptılar” diyerek başlayan gazeteci Erdoğan Alayamut, hafızayı kaybetme üzerine bir politika yürütüldüğünü söyledi. Alayamut, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“En trajik katliamlardan birisi Zilan’dır. Binlerce cenaze ortada yok mesela. 90’lı yıllarda öldürülen gerillaların bir çoğunun da dini vecibeleri yerine getirilmedi, aileleriyle vedalaşmalarına izin verilmedi. Ancak devlet politikası 2000’li yıllardan sonra mezarlıklara da yöneldi. Bu yıllardan sonra mezarlıklara da dokunmaya başladılar. Mesela Mersin’de bir gerilla cenazesini takip etmeye gittiğimizde bizi almamışlardı. Bir devlet, cenazenin yasının tutulmasına engel oldu, camiye dahi götürülmesine izin verilmemişti. Aile, kendi olanakları ile evinde cenazesini yıkamıştı.
2015-2020 yılları arasında ağır bir mezarlık tahribatı var. Garzan mezarlığına bir savaş harekatı gerçekleşti. Dini değerler dahi akıllarına gelmedi, camiyi dahi bombaladılar. Kalan kemikler de kaçırıldı. Kilyos’ta bir kaldırıma üst üste gömdüklerini gördük. Burada sadece cenazelere eziyet edilmedi, ailelere de eziyet edildi. Aileler yas yaşayamayıp, öfkeleriyle yaşıyor. Hakikatlerle yüzleşilmeden barışın gerçekleşemeyeceğini düşünüyorum. Topyekun ses çıkarmamız gerekiyor. Aksi halde Garzan’dan daha büyük bir felaketle karşılaşabiliriz diye düşünüyorum.”
“YÜZLEŞME OLACAKSA MASADA VARIZ”
Alevi Bektaşi Federasyonu Başkan Yardımcısı Aydın Deniz de Alevilerin de ‘öteki’ toplumlar gibi yok sayıldığını vurguladı. Toplumun önde gelen şahsiyetlerin mezar yerlerinin halen bilinmediğini söyleyen Aydın, konuşmasında şu başlıklara değindi:
“Bir zihniyetin devamlılığı esas oluyor. Devletler değişiyor ancak zihniyet hep aynı devam ediyor. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşıyoruz ve devlet her zaman kendisine bir öteki yaratıyor. Kendisine biat etmeyen kim varsa düşman hukuku üzerinden ötekileştiriyor. O örneklerde en çok mağdur olan bir toplum da biz Alevileriz. İnancı yok sayılan bir toplumumuz. Ermenilerin, Kürtlerin acısını hissedebilen; empati yapmaya bile gerek duymayan bir yerde duruyoruz. Çünkü biz de dönem dönem bunlara maruz kalan bir toplumuz.
Dersim Katliamı’nda, Maraş Katliamı’nda Aleviler katledildi ve birçok cenazeye halen ulaşamıyoruz. Yanlış hatırlamıyorsam 2015 yılıydı, Gazi Mahallesi’nde bir devrimci arkadaşın cenazesinde devlet zorluk çıkardı ve o canımızın cenazesi üç gün boyunca Hakk’a uğurlanamadı. Saldırılar yapıldı. ‘Bize bir can teslim edilmişse ve toprak da emanetini bizden istiyorsa buna engel olamazsınız’ deyip ancak valilikten izin alabilmiştik.
Bu sorunları ortaklaştırma konusunda eksiklerimizin olduğu doğru. Bu inisiyatif içerisinde ABF’nin de olması önemlidir. Özellikle bu son barış sürecinde, inşa edilecek barışın kalıcılaştırılması için hepimize düşen birçok sorumluluk var. Bu süreçte biz, izleyen değil masada olmak istiyoruz. ‘Eğer demokratikleşme olacak, bir şeylerle yüzleşilecekse biz bu masada olmak istiyoruz’ dedik.
Gezi’de ölenlerin hepsinin Alevi olması bir tesadüf değil. Dolayısıyla bu toplumda direnç gösteren bir toplum Aleviler. Hepimiz aynı acıları yaşıyor ve yan yana duruyoruz. Kardeşçe yaşama fırsatını birlikte sağlamalıyız.”
İlk bölümde panelistlerin sunumları ardından Etnomüzikolog Maral Civanyan, Ermeni sanatçı Gomidas’a ait bir ezgiyi seslendirdi.
PİRHA – İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında, polisin evlerine yaptığı baskında gözaltına alınan İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu, 10 gazeteci ve çok sayıda kişinin serbest bırakılması istendi. İnsanlara düşman muamelesi yapıldığı belirtilirken, haksızlıklara karşı mücadele vurgusu yapıldı.
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Diyarbakır, Batman ve İstanbul’da yapılan ev baskınlarında İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu ve Gazeteci Erdoğan Alayumat’ın da aralarında olduğu 10 gazeteci ile birlikte çok sayıda kişi dün gözaltına alındı.
Gözaltına alınan gazeteciler ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Kurucu Üyesi Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yapıldı.
Çok sayıda siyasi parti ve demokratik kitle örgütünün katıldığı açıklamada, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Nimet Tanrıkulu’nun eşi ve 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, Sosyalist Dayanışma Platformu(SODAP) adına Fatma İnce, Türkiye İnsan Hakları Vakfı(TİHV) İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, Emek Partisi(EMEP) adına Levent Tüzel, Hak İnisiyatifi adına Fatma Bostan Ünsal ve Yazar Erdoğan Aydın konuşma yaptı.
İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri bu olaylara aşina olduklarını belirterek, “Gözaltına alınan herkes çağırsalardı giderlerdi ama ev baskınıyla alındılar. Bunu kabul etmiyoruz” dedi.
“BİRBİRİMİZE SARILMAKTAN BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”
İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin de Türkiye’de 1990’lı yıllardan beri iktidar fark etmeksizin devlet şiddetinin devam ettiğini belirtti. Eren Keskin, “Bu devlet barış istemiyor. Gözaltına alınan tüm arkadaşlarımızın hepsi sivil insanlar. Ellerinde silah yok. Diyorlar ki biz sivil siyaset istemiyoruz. Hiçbirimizin can güvenliğimiz yok. Türkiye altına imza attığı uluslararası sözleşmenin hiçbirini uygulamıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) altında imzası var. Bizim protesto hakkımız, örgütlenme haklarımız var. Devlet bu hakların hepsini ihlal ediyor. Hiç kimse ses çıkarmıyor. Zaten iktidardan farklı olmayan bir ana muhalefet var. Bizim birbirimizden sarılmaktan başka çaremiz yok. Sonuna kadar bu arkadaşlarımızın takipçisiyiz” dedi.
CELALETTİN CAN: PALDIR KÜLTÜR EVDE ARAMA YAPTILAR, DÜŞMAN MUAMELESİ YAPIYORLAR
78’liler Hareketi Kurucusu Celalettin Can da gözaltına alınan eşi Nimet Tanrıkulu’nun nasıl gözaltına alındığını anlattı. Can,“Sabah kapıyı çaldılar. Paldır küldür aramalar yaptılar. Nimet’i almaya geldiklerini söylediler. Elinizde bir belge var mı diye sorduğumuzda KCK üyeliği dediler. Bilgisayar, belge, doküman ne almamız gerekiyor, dediler. Nimet için KCK üyesi, DEM Parti üyesi gibi birçok üyelik yazıyordu. Karakolda saatlerce beklettiler. Avukat görüşü yasaktı. Saat 13.00’te alıp götürdüler. Cuma mahkemeye çıkaracaklar. Hayatlarını bozmayalım diye bir dertleri yok. Düşman muamelesi yapıyorlar” şeklinde konuştu.
“GÖZALTILARI KINIYORUZ”
SODAP üyesi Fatma İnce ise gözaltına alınan Sevtap Akdağ’ın DEM Parti’nin başlattığı Ekmek ve Adalet Kampanyasının kurucusu ve yürütücüsü olduğunu vurgulayarak, “Sevtap DEM Parti’nin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesiydi. Sevtap hem sınıfsal mücadele alanında hem Kürt Özgürlük Mücadelesinde çalışma yürütüyordu. Sevtap Akdağ nezdinde emek özgürlüğü mücadelesini yürütenler bugün gözaltında. Onun şahsında herkesin bırakılmasını istiyoruz ve gözaltıları kınıyoruz” diye konuştu.
“KARANLIK TABLONUN HESABINI SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, de “Kamuoyunun ve herkesin bildiği sabahlara uyandık. Hak savunucuları, gözaltına alındı. Biz arkadaşlarımızı tanıyoruz ve biliyoruz. İnsan hakları konusunda yıllardır emek veren ulaşılabilen bir kişidir Nimet. Uzun yıllar boyunca bu bedelleri birçok kez ödemiştir. Bir kez daha öder. Bu hukuksuzluğu bu karanlık tabloyu ve bu gidişatın hesabını sormaya biz insan hakları savunucuları olarak devam edeceğiz” dedi.
TÜZEL’DEN MÜCADELE VURGUSU
Ardından söz alan EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel kara bir düzenin devam ettiğini vurguladı. Tüzel, mücadele vurgusunda bulunarak şunları ifade etti:
“Bir psikolojik propaganda devam ediyor. Devlet şiddeti almış başını gidiyor. Toplum bu şekilde sindirilmek isteniyor. Bunun karşısında insan hakları emek demokrasi ve barış savunucuları olarak bunun son bulunmasını istiyoruz. Bunun karşısında direneceğiz, mücadele edeceğiz.”
“İKTİDAR ÇÖZÜMDEN UZAK OLDUĞUNU GÖSTERDİ”
Yazar Erdoğan Aydın ise şunları kaydetti:
“Çözümden ve barıştan söz eden iktidar kullanabildiği biricik aracın baskı olması nedeniyle çözümden ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Nimet arkadaşımız çağrılsaydı gidecek biriydi. Ama ev baskınları üzerinden bu süreç yürütüldü. Barışın kimse tarafından konuşulmayacağı bir atmosfer yaratılmaya çalışılıyor. Türkiye kamuoyunun bu manipülasyona itiraz etmesi büyük bir önem taşımaktadır.”
PİRHA – Gazeteci Erdoğan Alayumat’a İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde çıplak arama yapıldığı iddia edildi.
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) avukatları sabah saatlerinde ev baskını ile gözaltına alınan gazeteci Erdoğan Alayumat’ı Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ziyaret etti.
Avukatlar gazeteci Alayumat’a gözaltında çıplak arama yapıldığı bilgisini paylaştı.
Avukatlar ayrıca, Alayumat’ın bugün soruşturmanın merkezi olan Eskişehir’e gönderileceği bilgisini verdi.
PİRHA – Eskişehir merkezli “PKK/KCK üyeliği” soruşturması kapsamında İstanbul ve Diyarbakır’da polis operasyon yaptı. 4 gazetecinin yanı sıra İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu da gözaltına alındı.
Eskişehir merkezli “PKK/KCK üyeliği” soruşturması kapsamında İstanbul’da yapılan ev baskını ile gazeteci Erdoğan Alayumat ve Bilge Aksu gözaltına alındı.
Gazetecilerin, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü bilgisi paylaşıldı.
Diyarbakır’da yapılan operasyonlarda ise gazeteciler Ahmet Sümbül ve Roza Metina gözaltına alındı.
Ayrıca Diyarbakır’da yönetmen Ardin Diren, İstanbul’da İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu gözaltına alındı. Media and Law Studies Association (MLSA) tarafından yapılan açıklamada gözaltı gerekçelerinin henüz bilinmediği ifade edildi.
MLSA Hukuk Birimi, sabah saatlerinde gözaltına alınan gazeteci Erdoğan Alayumat’ın, Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü belirtti.
Diyarbakır’da ise Kayapınar Belediye Eş Başkanı Cengiz Dündar, Gazeteci Roza Metina, Gazeteci Ahmet Sümbül, Gazeteci-yönetmen Ardin Diren’in gözaltına alındığı ifade edildi.
Bu arada İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi bir mesaj yayınlayarak, derneğin kurucularından ve yönetici Nimet Tanrıkulu’nun dosyasında gizlilik olduğunun söylendiğini kaydetti.
İHD’nin mesajı şöyle:
“Derneğimizin kurucularından ve yöneticimiz Nimet Tanrıkulu, bu sabah evine baskın düzenlenerek yapılan aramanın ardından gözaltına alındı.
Dosyada gizlilik olduğu söyleniyor. Avukatlarımızla birlikte süreci takip ediyoruz.”
PİRHA- 26 Nisan’da tutuklanan gazeteciler Esra Solin Dal, Mehmet Aslan ve Erdoğan Alayumat, tahliye edildi.
İstanbul merkezli yürütülen bir soruşturma kapsamında 26 Nisan’da çıkarıldıkları mahkemece tutuklanan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Esra Solin Dal ve Mehmet Aslan ile gazeteci Erdoğan Alayumat, tahliye edildi.
Tensiple birlikte mahkeme 3 gazetecinin de tahliyesine karar verdi.
PİRHA- Mersin Tarsus Cezaevi’nde bulunan Gazeteci Erdoğan Alayumat’a infaz koruma memurları tarafından yapılan saldırıya tepki gösteren gazeteci arkadaşları mektup göndererek sahip çıktı.
Yaptığı haberlerden dolayı geçtiğimiz aylarda tutuklanan gazeteci Erdoğan Alayumat’ı infaz koruma memurları darp etti. Darp sırasında ‘Gazeteci bunları da yaz’ diyen infaz koruma memurlarına gazeteciler “Her tutuklu meslektaşımızın dışarıdaki kalemi olmaya ve işkenceyi, kötü muameleyi, hukuksuzluğu her mecrada yazmaya talibiz” diyerek Erdoğan Alayumat’a dayanışma mektubu yolladı.
Gazeteciler tarafından gönderilen mektupta şunlara yer verildi:
“Geçtiğimiz hafta Tarsus Cezaevi’nde senin ve gazete çalışanı Serkan Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu tutukluların, infaz koruma memurları tarafından darp edildiğini, gazeteci olman nedeniyle hınçlarının daha çok sana yöneldiğini, senin yerlerde sürüklendiğini, ardından çırılçıplak soyularak süngerli odaya atıldığını Avukat Tugay Bek’ten öğrendik. İnfaz koruma memurları, sana işkence ederken ‘Gazeteci bunu da yaz’ diye dalga geçiyorlarmış. Aslında gazeteci olmandan dolayı senden nefret ettiklerini ilan ediyorlarmış. Sen içerdeki gazeteci olarak gördüğün o işkenceyi yazamadın ama biz dışarıdaki gazeteci olarak yazdık!
Şöyle yazdık: Gazeteci Erdoğan Alayumat’a işkence yapılıyor!
Bu olayın alışagelmiş bir olay olarak sürüp gitmesine izin vermeyeceğiz. Bilinmelidir ki: ‘Basın özgürlüğü insan onuru ile eşdeğerdir’ ve yine unutulmamalıdır ki işkenceye, sansüre, baskıya, oto-sansüre, tehdide, emek sömürüsüne, yasağa, işten atılmaya ve güvencesiz çalışmayla ödediğimiz bedelin tek nedeni adalet için verdiğimiz mücadeledir.
Bu satırları yazdığımız dakikalarda cezaevlerinde onlarca gazeteci vardı. Muhtemeldir ki tüm tutuklu gazetecilerin yaşadıkları sorunlar, sizin yaşadıklarınızdan farklı değil. ‘Gazeteci bunu da yaz’ diye dalga geçilen her tutuklu meslektaşımızın dışarıdaki kalemi olmaya ve işkenceyi, kötü muameleyi, hukuksuzluğu her mecrada yazmaya talibiz.”
14 günlük gözaltının ardından mahkemeye çıkarılan Alayumat tutuklanırken, Akman adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
14 gündür gözaltında bulunan dihaber muhabirleri Erdoğan Alayumat ve Nuri Akman savcılık ifadesi ardından tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.
Mahkeme Alayumat hakkında tutuklama kararı verirken, Nuri Akman ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Antep’de haber takibi yaparken “şüphe” üzerine gözaltına alınan dihaber muhabirleri Erdoğan Alayumat ve Nuri Akman’ın 14 gün sonra Hatay Adliyesi’ne sevk edildi.
Savcılık ifadelerinin ardından Alayumat ve Akman’ın, “örgüt üyesi olmak”, “örgüte yardım ve yataklık etmek”, “örgüt adına milis ve işbirlikçilik faaliyetinde bulunmak” ve “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gizli kalması gereken sırlarını ifşa etmek” iddialarıyla tutuklanma talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi.
Mahkeme heyeti Erdoğan Alayumat hakkında tutuklama kararı verirken Nuri Akman’ın da adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi.
Gazeteciler Alamyut ve Akman’nın gözaltına alınmasını Anadolu Ajansı, “Aranan PKK üyeleri” tutuklandı şeklinde duyurmuş, dihaber AA’nın açıklamasını kınayarak gazetecilerin haberleri ile AA’ya yanıt vermişti.
PİRHA- Halkların Demokratik Partisi Antep Milletvekili Mahmut Toğrul 13 Temmuz 2017 tarihinde DİHABER muhabirleri Erdoğan Alayumat ve Nuri Akman’ın haber takibi için gittikleri Hatay-Antep sınır hattında gözaltına alınmalarını meclis gündemine taşıdı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevaplaması için soru önergesi veren Toğrul, Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde belirtildiği gibi tarafsız haber alma ve haber verme özgürlüğü bireyin ve gazetecinin en temel anayasal hakkı olduğunu ifade etti.
Anayasa’nın 26. Maddesine göre, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğunu belirten HDP Antep Milletvekili Toğrul şunları ifade etti:
Toğrul, “Türkiye cezaevlerinde çok sayıda gazeteci, gazetecilik faaliyetlerinden dolayı gözaltına alınıp tutuklanmaktadır. 13 Temmuz 2017 tarihinde DİHABER muhabirleri Erdoğan Alayumat ve Nuri Akman haber takibi için gittikleri Hatay-Antep sınır hattında gözaltına alındılar. “Makul şüphe” gerekçesi ile gözaltına alınan DİHABER muhabirleri 8 gündür hiçbir gerekçe gösterilmeden gözaltında tutulmaktadır. Alınan bilgilere göre; gazetecilerin dosyalarında gizlilik kararı olduğu ve iki gazeteci hakkında “örgüt üyeliği” iddiasıyla suçlandıkları iddia edilmektedir. Öte yandan, gazetecilerle ilgili ailelere ve ilgili kişilere herhangi bir bilgi verilmezken, devletin resmi ajansı olan Anadolu Ajansı (AA) ve Doğan Haber Ajansı (DHA) iki gazeteciyi “Hatay’da aranan PKK üyeleri Gaziantep’te yakalandı” şeklindeki haberlerle gazetecileri hedef göstermiştir” şeklinde konuştu.
BU GAZETECİLER İÇİN HERHANGİ BİR TUTUKLAMA KARARI VAR MIYDI?
HDP Antep Milletekili Mahmut Toğrul tutuklu ve gözaltında olan gazeteciler için meclise İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması için şu soru önergesini verdi:
-Haber takibi sırasında “makul şüphe”yle gözaltına alınan DİHABER muhabirleri Erdoğan Alayumat ve Nuri Akman 8 gündür gözaltında tutulmasının gerekçesi nedir? Neden hala savcılığa çıkarılmamaktadır?
-Gazetecilik mesleğinin en temel ilkesi olan halkın doğru ve objektif haber alma hakkı, gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla engellenmiş olmuyor mu?
-Bu gazeteciler hakkında çıkarılmış herhangi bir yakalama kararı var mıdır? Gazeteciler, ifade vermek için Emniyet’e çağrılmış mıdır?
-Habercilik dışında başka hiçbir faaliyeti olmadığı gayet iyi bilinen DİHABER muhabirleri Erdoğan Alayumat ve Nuri Akman’ın dava dosyasına gizlilik kararı konmasının nedeni nedir? Türkiye’de bugün itibariyle kaç gazeteci tutukludur? Bu gazetecilerin içeride tutulmalarının gerekçesi nedir?