Etiket: erhan aslaner

  • ‘Etkisi zayıf Ayasofya kararını uygulayanlar, güçlü cemevleri kararını uygulamıyor; bu haksızlık!’

    ‘Etkisi zayıf Ayasofya kararını uygulayanlar, güçlü cemevleri kararını uygulamıyor; bu haksızlık!’

    PİRHA- Danıştay 10. Dairesi’nin kararıyla Ayasofya’nın müze vasfının kaldırılıp cami niteliği ile ibadete açılmasının ardından dergahlar ve cemevleriyle ilgili mahkeme kararları gündeme geldi. Avukat Erhan Aslaner, “Danıştay’ın Ayasofya ile ilgili kararının hukuksal gerekçesi, etkisi daha zayıf olmasına rağmen daha güçlü mahkeme kararlarının olduğu cemevleri ile ilgili kararlar hala uygulanmıyor. Bu açıkça bir haksızlık” dedi. 

    “Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesinin ardından, Ayasofya’nın müze vasfının kaldırılıp cami niteliği ile ibadet edilebilmesinin önü açıldı.

    Hâlihazırda müze statüsündeyken de, belirli yerlerinde namaz ibadeti yapılabilen Ayasofya böylece hukuken bir (cami) ibadethanesi olarak kabul edildi. Danıştay 10. Dairesinin 86 yıllık bir kararı iptal etmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan hemen bir karaname ile Ayasofya’nın yönetimini Diyanet İşleri Başkanlığı’na devretti ve yetkililer bu yargı kararını uygulamaya geçirmek için gerekli hazırlıklara başladıklarını duyurdu.

    Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Aralık 2014’te cemevlerinin ibadet yeri olduğuna ve diğer ibadethaneler gibi elektrik bedellerinin devlet tarafından ödenmesine karar verdi. Daha sonra Nisan 2016’da, AİHM ‘Türkiye’de Alevilerin din özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine ve kendilerine dini planda ayrımcılık yapıldığına’ hükmetti. Böylece uluslararası hukuk açısından cemevlerinin ibadethane statüsü tescillenmiş oldu. Ardından 2015 yılında Yargıtay 3. Hukuk Dairesi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararına dayanarak, “Cemevi ibadethanedir. Aydınlatma giderleri ödenmelidir” kararı verdi. Uluslararası mahkemeler gibi ulusal mahkemeler de cemevlerinin ibadethane olduğuna dair karar verdi.”

    Ancak hükümet hala mahkeme kararlarını tanımıyor.

    Cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi konusunda Alevilerin avukatı olan Erhan Aslaner, Danıştay’ın Ayasofya kararını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Avukat Aslaner, Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na ait ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde kayıtlı olduğunu belirterek, Danıştay’ın kararını ve Diyanet’e yönetiminin verilmesini şöyle anlattı:

    “Ayasofya tapuda nitelik itibariyle cami olarak tescillidir. Mülkiyeti Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na aittir. Fatih Sultan Mehmet Vakfı da vakıf olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne kayıtlıdır. Kararda böyle anlaşılıyor. Kararda Ayasofya’nın cami niteliğinde olduğu, tapuda vakıf adına kayıtlı olduğu tespit edilmiş. O Vakıf da halen var. 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla burası cami olmaktan çıkarılıp müze olarak değiştiriliyor. Yani fonksiyonu müze olarak değiştiriliyor. Cami yerine müze olarak fonksiyonuna devam ediyor. Ancak vakıf mülkiyetinde olmaya devam ediyor.  Mahkeme(Danıştay) buranın müze olma fonksiyonunu değiştiriyor. Orada mülkiyetle ilgili bir değişiklik yok sadece fonksiyonuyla ilgili değişiklik var. 1926 yılında Medeni Kanun kabul edildiği zaman vakıflarla ilgili ayrı bir düzenleme, geçici bir hüküm var. Diyor ki vakıflarla ilgili düzenlemelerin hukuki statüsü eski mevzuata göre tespit edilecek. Yani Osmanlı zamanındaki statüleri neyse o şekilde muhafaza edilecek. 1934 yılındaki o fonksiyonu değiştirdikten sonra bununla ilgili birkaç dava açılmıştır. Aynı kararı veren Danıştay 10. Dairesi bu davaları ret ediyor. En son Vakıflar, Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği adında bir dernek dava açıyor.”

    “CUMHURBAŞKANLIĞI DAVANIN DAVALISI”

    “Davanın davacısı dernek, davalısı da o zamanki başbakanlık, daha sonra da cumhurbaşkanlığı. Aslında o mahkemede Cumhurbaşkanlığı ve onu temsilen Tayyip Erdoğan davalı bu mahkemede. Daire bu davayı kabul ediyor. Orada hukuki olarak iki ciddi sorun var.

    Birincisi, bizim kesin karar dediğimiz bir şey var. Bir ihtilaf yargılama konusu yapılmış ise o konuda bir daha dava açılmıyor, aşılsa bile kesin hüküm nedeniyle dava ret edilir. Daha önceden iptal için bir dava açılmışsa bir daha dava açılmaz. Bir de süre konusu var. İdari işlemlerde 60 günlük süre içerisinde dava açılması lazım. 1934 yılındaki karar, resmi gazetede yayınlandığı zaman, o tarihten itibaren 60 gün içerisinde dava açılması lazımdı. Ancak 1934 yılındaki Bakanlar Kurulu kararıyla idari işlem olduğu için ondan sonraki bakanlar kurulu ve en son Anayasa değişikliği ile Bakanlar Kurulu’nun yerine Cumhurbaşkanlığı  hükümet sisteminde Cumhurbaşkanının bu işlemi idari yolla her zaman geri alma, düzeltme yetkisi var. Mahkeme kararını beklemesi gerekmiyordu. Bir idari işlem yapıldığı zamandan sonra koşullar değişirse o konuda değişik bir idari işlem de yapılabilir. Burada kanuni düzenlemeye veya herhangi başka bir şeye bir ihtiyaç yoktur. Şimdiye kadar yapılmamış, bu işi mahkemeye bıraktılar. Bence sürecin idaresi bakımından böyle olmasını istediler. Bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan değil de mahkeme yapılması siyaseten uygun görüldü. Şimdi mahkeme yaptı oldu ve aynı gün jet hızıyla Diyanet’e verildi yönetimi. Cami olarak fonksiyon görülmesi için bir kararname yayınladı Cumhurbaşkanı. Diyanet’e verdi.”

    İkincisi, aynı konuda dava açılamaz ve 60 günlük süre içinde açılması gerekiyor. Onu da şöyle izah ediyor mahkeme kararında: Diyor ki, ‘daha önce açılan davalarda dairemizde (10. Dairede) değişik sebeplerle dava açılmıştı ama şimdi farklı bir sebep var. Yani oranın vakfiyede cami olma vasfını biz şimdi değerlendiriyoruz. Dolayısıyla iptal ediyoruz. Daha önce farklı konularda mahkeme kararları vardı ama farklı gerekçeler ile davalar ret edilmişti. Şimdi konu aynı ama gerekçe farklı. Onun için ben bunu inceliyorum. Bu son dava konusu sebeple ilgili bir inceleme olmadığı için ben bunu inceleme konusu yapıyorum.

    Süre konusunda da şöyle bir yol izlemiş: “O zamanki müze vasfı halen devam ediyor. O zamanki Bakanlar Kurulu’nun aldığı işlemin sonuçları halen devam ediyor. Karar çok eski olsa bile halen yürürlükte. Burada dernek önce Başbakanlığa başvuru yapıyor, Ayasofya camii olarak işlev görsün diye. Başbakanlık ve dolayısıyla Erdoğan bu talebi ret ediyor. Başvuru reddedildikten sonra dava 60 gün içinde açıldığı için biz bu davanın süresinde olduğunu düşünüyoruz, diyor mahkeme. Bunlar uzun hukuki gerekçeler. Uzun bir karar metni var. Orada Unesco’nun, AİHM’nin aldığı kararlarına atıfta bulunuyor.”

    “AYASOFYA’NIN İBADETE AÇILMASI GEREKLİ DEĞİLDİ”

    Ayasofya’nın ibadete açılmasının gerekli olmadığını belirten Av. Erhan Aslaner, “Sultan Ahmet camisi var. O bölgede cami ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki oranın müze olarak da ciddi bir geliri vardı. Sonuçta UNESCO’nun dünya kültür mirası listesinde. Buranın aynı şekilde devam etmesi doğruydu ama usul tartışmaları bir tarafa esasında hukuken doğru görünüyor. Benim hukuki kanaatim bu. Ama cami ihtiyacı var mıydı orada, bana göre yoktu. Sultan Ahmet Camii tam dolmuyor. Çamlıca Camisini yapmışlar ama kaç kişi gidiyor oraya?” diye konuştu.

    “HACI BEKTAŞ VELİ DERGAHININ DURUMU BENZİYOR, ANCAK…”

    Hacı Bektaş Veli Dergahının da Ayasofya’nın durumuna benze yanı olduğunu söyleyen Av. Erhan Aslaner, şunları kaydetti:

    “Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın durumu da buna benzer ama orada şöyle bir farklılık var: Hacı Bektaş Veli Dergahı Tekke ve Zaviyeler Kanunu’yla kapatılmış. Oranın mülkiyeti kime ait tam bilemediğim için yorum yapamıyorum. Hacı Bektaş Veli dergahı fonksiyon değişikliyle Kültür Bakanlığı’na devredilmiş ama Tekke ve Zaviyeler Kanunuyla. O bir devrim kanunu. Ayasofya da Bakanlar Kurulu kararıyla yani idari bir işlem ile devrediliyor. Ayasofya’nın devir işlemi daha zayıf bir işlem. İdari yoldan düzeltilmesi daha kolay. 5 dakikalık bir şey. Ama Hacı Bektaş Dergahı’nın statüsü kanun ile düzenlendiği için kanun yoluyla düzeltilmesi lazım. Ayasofya ile ilgili Mahkemeler şimdiye karar vermiş ve Atatürk’ün imzası olduğu için bunu şimdiye kadar mahkemeler düzeltmeye yanaşmamış. Ama şimdi siyasi irade değiştiği için bir karar verildi. Bu sıradan bir dava olsaydı bu hızla gitmezdi ve böyle bir karar esasta doğru olsa idi çıkmazdı. Tayyip Erdoğan davanın davalısı ama jet hızıyla idareyi Diyanet’e verdi. Bir anlamda hem davalı hem davacı.

    “CEMEVLERİYLE İLGİLİ MAHKEME KARARLARI DAHA GÜÇLÜ AMA UYGULANMIYOR, BU HAKSIZLIK”

    Aynı konuda bizim cemevleriyle ilgili kararlarımız var. Hem yerel, hem de uluslararası mahkemelerin verdiği kararlar. Maalesef bu konuda tık yok, ses seda yok ve orada alınan kararlar daha güçlü. Neden cemevleriyle ilgili kararlar daha güçlü? Yerel mahkemeden geçmiş, süreyle ilgili tartışma yok, bu konuyla ilgili daha önce açılmış ve verilmiş aykırı bir mahkeme kararı yok. Türkiye’deki tüm mahkemeler aynı konuda aynı kararı vermiş, süresinde karar vermiş. Üstelik AİHM(Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) de aynı kararı vermiş. Mesela Ayasofya konusunda farklı kararlar var, aynı dairenin farklı kararları var, AİHM’nin kararı yok. Daha zayıf bir karar, uygulanabilirliği, hukuksal gerekçesi, etkisi daha zayıf bir karar. Seri bir şekilde uygulanıyor ama cemevleriyle ilgili kararlar uygulanmadı. Burada açık bir haksızlık olduğu çok net bir şekilde görülebiliyor.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Temel haklar oylanmaz, yerel mecliste oylanması ise kara bir lekedir’-VİDEO

    ‘Temel haklar oylanmaz, yerel mecliste oylanması ise kara bir lekedir’-VİDEO

    PİRHA- Avukat Erhan Aslaner, belediye başkanlarının cemevleri konusunda önergeye gerek olmadan mahkeme kararlarını uygulayabileceklerini söyledi. Belediyenin uygulama konusunda önünde engel olmadığını belirten Aslaner, asıl eleştirilmesi gerekenin önerge verilmesine mecbur bırakan iktidar olduğunu hatırlattı. Enerji Piyasası Kanunu’na göre ibadethanelerin elektrik giderlerinin Diyanet bütçesinden karşılandığını kaydeden Aslaner, Diyanet ödemediği için cemevinin elektriğinin kesildiğini vurguladı. 

    Haberin videosu

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Yargıtay’ın ve Danıştay’ın kararlarıyla cemevlerine ibadethane statüsü verilmesinin tescil edilmesine rağmen hükümet mahkeme kararlarını uygulamıyor.
    İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ne de CHP grubu tarafından İyi Parti’nin de desteğiyle 13 Ocak günü cemevleri önergesi verilmişti.

    Önerge teklifinde, İstanbul’da 93 cemevinin Alevi vatandaşların ibadethane mekânları olmasına rağmen resmi olarak ibadethane statüsünde değerlendirilmediği için camii, kilise ve havra gibi ibadethanelerin faydalandığı elektrik ve su faturalarından muaf olmak gibi kamusal hizmetlerden mahrum kaldığı belirtilmişti. Bu durumun, Anayasa’nın 10. maddesiyle korunan eşitlik ilkesine aykırı olduğu, toplumsal yaşamda ayrımcılığa yol açtığı vurgulanmıştı. İç ve uluslararası hukukun tescil ettiği üzere cemevlerinin diğer ibadethanelere verilen hak ve hizmetleri eşit olarak alabilmeleri için “ibadethane” olarak kabul edilmesi teklif edilmişti.

    Önerge, AKP’li ve MHP’li meclis üyelerince 16 Ocak Perşembe günü reddedildi.

    Avukat Erhan Aslaner, Can TV’de Nilgün Mete’nin sunduğu Can’da Gündem programında soruları yanıtladı. Aslaner, ibadet yerinin bir belediye meclisinde oylanmasının ilkel olduğunu söyleyerek, “Temel hakların oylanmayacağı hele belediye meclisi gibi kamuya kanun yapma gücü olmayan yerel bir mecliste oylanmasının ve bunun reddedilmesinin Türk hukuk tarihinde veya Türkiye’deki kamu yönetimi tarihinde kara bir leke, utanç sayfası olarak kayıtlara geçtiğini düşünüyorum. Böyle bir oylama yapılamaz. Diyelim ki yapıldı. Bunun oy birliğine çıkması lazım. Bir inancın veya ibadethane için öyledir/böyledir demenin kimsenin haddi olmadığı gibi belediye meclislerinin de haddi olmadığını düşünüyorum” diye konuştu.

    “BELEDİYENİN UYGULAMA YAPMASI KONUSUNDA ENGEL YOK”

    Avukat Erhan Aslaner, “AİHM’nin ve yerel mahkemelerin kararları var. Cemevleri ibadethanedir, statü verin diyor. Peki bu önergeye gerek olmadan belediye başkanı önergesiz kabul edemez mi?” şeklindeki soruya ise şu yanıtı verdi:

    “Belediye kanunun bununla ilgili çeşitli hükümleri var. Mabetlerin yapımı ve bakımı konusunda. Belediyelere bu görev yükleniyor. Meclis kararıyla mabetlere indirimli bedelle ücretsiz içme suyu verilebilir diye bir düzenleme var. Bir de imar kanununa ilişkin bir düzenleme var. Ortaklık dediğimiz yerlerin tahsili okullara verilir, ibadethanelere verilir diye böyle bir düzenleme var. Burada ibadethane sayılıp sayılmamasıyla ilgili kanunda yoruma açık bir tanımlama yoktur. Yani nerenin ibadethane olup olmadığına ilişkin kanunda herhangi bir düzenleme yok. Burada nereye bakacağız. Uygulamaya bakacağız. Bu konudaki mahkeme kararlarının ne dediğine bakacağız. Türkiye’de 2014’ten sonra aslında bu süreç Hasan Zengin, Eylem Zengin kararlarıyla başlamıştı ama o kararlarda ibadethaneyle ilgili bir belirleme yoktu. O karar daha çok zorunlu din dersleriyle ilgili yine Alevileri ilgilendiren bir konu ama son çıkan kararlarda hiçbir tereddüte mahal vermeden bunların ibadethane olduğu kabul edildi, tespit edildi. Dolayısıyla bununla ilgili belediye başkanı değil de belediyenin uygulama yapması yönünde bir engel yok. Belediye başkanı bir yerin tahsili veya ibadethane sayılmasıyla ilgili meclis kararı alıyor ya burada. Eğer çoğunluk yok ise belediye başkanı zorlanabilir belki, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ama belediyenin imar uygulaması yaparken ve bununla ilgili indirim yaparken herhangi bir yasal düzenlemeye veya meclis kararına ihtiyaç olmadığını düşünüyorum ben.”

    “BELEDİYELER AİHM’NİN KARARLARINDAN HABERDARLAR”

    Belediye başkanlarının bunu bilmemesi mümkün değil” diyen Aslaner, “En azından İstanbul’un bildiğini düşünüyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 2014 ve 2019 yılları arasında belediye meclis üyeliği yapmıştım. 2014 yılının Aralık ayında AİHM’nin kararıyla Yargıtay’ın kararı geldikten sonra kamuoyunun ilgisini uyandırdı. Bunun doğrultusunda bütün CHP’li belediyeler ve CHP’nin iktidar olmadığı belediyelerde buraların cemevi sayılmasına ilişkin önergeler verildi. Bütün Türkiye’de bu, partinin aldığı bir karardı. Biz de o önergeyi vermiştik. Önergenin hazırlanmasında ben de vardım, o dönem hukuk komisyonu üyesiydim. Dolayısıyla bütün belediyelerin bu konuda hem yargı kararlarını iç hukukta hem de AİHM’nin verdiği kararlardan haberleri var. Çünkü belediyenin meclislerin oturumlarında gündeme geldi. Bu konular tartışılmıştı o zaman” şeklinde konuştu.

    “ESAS ELEŞTİRİLMESİ GEREKEN CEMEVLERİ ÖNERGESİ VERMEYE MECBUR BIRAKILMAK”

    “Herhangi bir ülkede bir kilisenin ibadethane olup olmadığı konusunda oylama yapılsa kıyamet kopar” diyen Aslaner, mahkeme kararlarına rağmen halen burada direniş sergilemek üzüntünün ötesinde. Temel haklar oylanmaz” dedi.

    Belediye’de önergenin verilmesini eleştirmediğini, önergenin meclis gündemine getirilmesinde bir yanlışlık olmadığını belirten Avukat Aslaner, “Önemli olan mevcut iktidar veya Türkiye’de kanuni düzenleme yapanların insanları böyle bir önerge vermye mecbur etmeleri. Esas eleştirilmesi gereken konu bu” diye konuştu.

    Türkiye’nin mahkeme kararlarını kabul etmek zorunda olduğuna işaret eden Aslaner, “Çünkü Türkiye Avrupa Konseyi anlaşmasını imzalamış, ona taraf bir ülkedir. Ona imza atmak demek o anlaşmanın yükümlülüklerini ve o anlaşmayı uygulayan İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını peşinen kabul etmek demektir ve bunun gereğini yerine getirmek zorundadır. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararının gereğini yapmak zorunda. Yargıtay’ın verdiği kararları yerine getirmek zorundadır” ifadelerini kullandı.

    “DIŞARIDAN HİÇ KİMSE BİR İNANCI, VE İBADETHANE YERİNİ TANIMLAYAMAZ”

    Diyanet’e de tepki gösteren Avukat Erhan Aslaner, “Diyanet’in üretime, ekonomiye ne katkıları var?” diyerek şunları kaydetti:

    “Toplumsal üretime bir katkıları var mı? Bir kurum olarak varlığını kabul edelim. Bu İnsan Hakları Mahkemesi veya Türkiye’deki yargı süreçleriyle ilgili ilk başlarda mahkemeler Diyanet İşleri Başkanlığı’na görüş sorardı. Yani cemevlerinin ibadethane olup olmadığıyla ilgili. Gelen cevaplar da çok ilginçti. Hukukta tevil etmek (sözünün ya da davranışının görünür anlamını başka bir anlama çevirmek) diye bir kavram var. En sonunda cemevi ibadethane değil deyip, Müslümanların ve müminlerin ibadethanesi olarak camiyi gösterirlerdi. Daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği karardan sonra ondan da vazgeçildi. Hem Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin hem Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Çankaya Cemevi yaşatma Derneğiyle ile ilgili verdiği bir karar vardı. O da ilginç bir karar. İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararında şu vurgu yapıldı. Bir yerin ibadethane olarak tespit edilmesi veya tanımlanması o inanç mensuplarına aittir. Dışardan kimsenin bir başkasının inancını tarif etme, tanımlama veya ibadethane yerini tanımlama yetkisi yoktur. O inanç mensupları tanımlar ve resmi organlara, insanlara düşen o tanımlamaya saygı göstermesi.
    Aleviler o anlamda mücadele etmeye zorlandılar. O anlamda köşeye sıkıştırıldığını kabul etmek lazım. Öyle bir tanımlama yapmak veya bir inancı tanımlamaya çalışmak, böyle çabalar, böyle tasarruflar insanlığın hem hukuk bakımından hem demokratik kültür bakımından hem de temel haklar bakımından geldiğin noktayı kavramamaktır. Geldiği noktayı idrar etmemektir. İnsanlığın geldiğin noktanın farkında olmamak diye algılıyorum.”

    “CEMEVLERİNDE ELEKTRİKLERİNİN KESİLMESİ TAMAMEN HUKUKSUZLUK”

    Cemevlerinde elektriklerin kesilmesinin tamamen hukuksuzluk olduğuna dikkat çeken Aslaner, “Enerji Piyasası Kanununa göre ibadethanelerin elektrik, aydınlatma giderleri Diyanet bütçesinden karşılanır. Öyle bir hüküm vardır. Dolaysıyla Diyanet’in bu elektrik borcunu ödememesi bir temel insan hakları ihlalidir” dedi.

    “Diyanet bütçesinden gelse bile o parayı Diyanet babasının kesesinden vermiyor ki. Sonuçta Alevilerin vergilerinden alınan paradır” diyen Aslaner, “Hakketmediğimiz bir parayı almıyoruz. Biz orada kendi verdiğimiz vergilerin karşılığını alıyoruz. Çünkü vatandaşlık haklarını sonuna kadar yerine getirdik ve bunun karşılığını istemek bir vatandaşlık hakkıdır” ifadelerini kullandı.

     “DEVLET BÜYÜK TAZMİNATLA KARŞI KARŞIYA KALABİLİR” 

    Alevilerin bu süreci takip etmeleri halinde ibadet özgürlüğünün ihlal edildiğine yönelik AİHM’de bir karar çıkartabileceklerini ve bu konuda devletin büyük tazminatlarla karşı karşıya kalabileceğini söyleyen Av. Aslaner, elektriği kesilen cemevlerinin yeniden yargıya başvurmak zorunda bırakılmalarını eleştirerek şöyle devam etti:

    “Türkiye de yargı kültüründe de bir sorun var. Bizim Anayasa’ya göre Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar herkesi bağlıyor. Hukuk Genel Kurulu’nun bir kararı var. O işin nereye gideceği çok açık. Alman hukuk geleneğinin şöyle bir hukuk kültürü var: Herhangi bir konuda bir mahkeme karar verdiği zaman artık onu tekrara düşürmez, onun gereği yapılır. Sonucu belli olduğuna göre vatandaşı yormanın, idarecileri yormanın hiçbir anlamı yok. Bu tamamen Türkiye’nin hukuk kültürüyle ilgili, hukuk kültürünün uygulamasındaki ilkellik olarak değerlendiriyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL