Etiket: erken seçim

  • Ankara’da ‘Haklarımızı alacağız’ mitingi: Milyonlar seçim istiyor! -VİDEO

    Ankara’da ‘Haklarımızı alacağız’ mitingi: Milyonlar seçim istiyor! -VİDEO

    PİRHA- Tandoğan’daki ‘Yurttaş Sesleniyor, Haklarımızı Alacağız’ mitinginde konuşan Özgür Özel, “En kötü örgütlenme örgütsüzlükten iyidir. Milyonlar seçim istiyor, sandık istiyor” dedi.

    Birçok sendika, sivil toplum örgütü ve meslek kuruluşu ile oluşturulan Yurttaş Birlikteliği, 67 katılımcı ve çağırıcı kuruluşun yer aldığı, “kadın, çocuk, engelli, emekli, işçi, hayvan hakları ve ekoloji” konulu mitingi Ankara’da Tandoğan Meydanı’nda  gerçekleşiyor.

    Atatürk Kültür Merkezi önünde toplanan sivil toplum örgütleri, sendikalar yürüyüşle mitingin yapılacağı Tandoğan Meydanı’na geçti.

    Birçok sendika, sivil toplum örgütü ve meslek kuruluşu ile oluşturulan Yurttaş Birlikteliği, “kadın, çocuk, engelli, emekli, işçi, hayvan hakları ve ekoloji” konulu miting gerçekleştirdi. Ankara’da Tandoğan Meydanı’nda düzenlenen mitinge birçok yurttaş katıldı. Miting türküler ile başlarken sık sık “hükümet istifa” sloganı atıldı.

    ÖZGÜR ÖZEL: MİLYONLAR SEÇİM İSTİYOR

    Mitingde konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Geçim yoksa seçim var” diyerek erken seçim çağrısını yineledi.  “Hakkımı alacağım diyenler hoşgeldiniz. Bugün ülkeyi yöneten iktidar sizin yaşadığınız sorunları yarattı ama sizi görmezden geliyor. Bunu için bir ses yükseltmek gerekiyordu. Meclisi çok önemsiyoruz. Biz sizin sesinizi meclise taşıyoruz. Ama o mecliste konuşulanlar yok sayılıyor. Bugün burası gerçek bir meclistir. Eğer iktidar milyonlarca insanın sesini duymakta ısrar ediyorsa, dünyanın en fedakar insanları olan emeklileri mağdur ediyorsa o zaman gerçek meclis burasıdır, alanlardır. Tayyip bey salon siyasetçisi olma alanlara gel. Bu meydan hakkını yediklerin ile dolu. Sana fetih diyenlere bakma burada sana binlerce insan istifa diye bağırıyor. Başkentte bu kadar insan istifa diye bağırıyorsa seçimden kaçamazsın. Milyonlar seçim istiyor, sandık istiyor. Biz bu asgari ücreti reddediyoruz. Asgari ücret elestirdigimiz 17 bin liranın çok altındadır. İlk defa bir iktidar asgari ücretli zam beklerken 2 bin lirasını cebinden çekip almıştır. Bu sene asgeri ücret çalışmaları başladığında net tavrımızı ortaya koyduk” diye konuştu.

    “GEÇİM YOKSA, SEÇİM VAR”

    ‘Geçim yoksa seçim var’ diyen Özel, örgütlenme çağrısı yaparak, “Artık kaçacak yerleri yoktur. Siyaset taraf olma sanatıdır. CHP’nin yeri Tandoğan Meydanı’dır. Recep Tayyip Erdoğan’ın yeri zenginlerin sofrasıdır. Bu bütçe ile geçim olmaz. Geçim olmazsa, seçim olur. En kötü örgütlenme, örgütsüzlükten iyidir. Örgütlenin, örgütlenin” dedi.

    “SANDIĞA GEL BU HALKA HESAP VER”

    Özgür Özel, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Dün bir kez daha sayın Erdoğan, ‘biz asgari ücretliye enflasyona ezdirmedik’ diyor. Erdoğan hangi enflasyona ezdirmediniz. İlan edilen asgari ücret Ocak aynın sonunda alınacak o zaman kim bilir altın ne kadar olacak. Sami fethettim diyor, Erdoğan yurda dön emekli ve emekçinin yurttaşın gönlünü hoş et ama sen o gönüllerden çoktan düştün. Bu emeklinin, bu asgarilinin hayatını karartıyorsun, sandığa gel bu halka hesap ver diyoruz. Çözüm meydanda, çözüm hak aramakta. Bu ülkenin senden bir umudu kalmamıştır. Biz bu sorunu çözmeye varız. Hep beraber hakkımızı almaya var mısınız? Hep birlikte başaracağız.”

    ŞENAL SARIHAN: GÜÇLERİMİZİ BİRLEŞTİRMEMİZ LAZIM

    Yurttaş Birlikteliği adına konuşan Şenal Sarıhan ise “Bugün milyonlara yaklaşmış bir sayıda bir aradayız. Çünkü bıçak kemikte, bıçak kemikte ve biz yurttaş olarak haklarımızı almak için ayağa kalkmak zorundayız. Hep birlikte olmak zorundayız. Kadınlar öldürülüyor, kadın örgütleri sokağa çıkıyorlar, isyanlarını ifade ediyorlar. Çocuklar öldürülüyor. Bizim güçlerimizi birleştirmeye ihtiyacımız var. Biz yurttaşız. Şöyle yazıyor anayasada; yurttaşın söz söyleme hakkı var, toplanma özgürlüğü var diyor. Kendi yönetimlerini kendi seçme hakkı var. Kayyum getirip belediye başkanlarımızı alıyorlar. Bizim seçme hakkımızı, siyasi hakkımızı elimizden alıyorlar. Biz bunları sadece kayyum atanmış olan belediyelerin önünde bekleyerek çözemeyiz. Işte bu gerekti, halkın birliği gerekti. Halkın hep birlikte ayağa kalkması gerekti, güçlerini birleştirmesi gerekti. 69 örgütüz burada. Alevi arkadaşlarımızın örgütleri de var, farklı grupların örgütleri de var.  Ama biz dedik ki ‘biz hepimiz aynı zamanda yurttaşız. Ve yurttaşlık birliği adı altında hep beraber alanlara çıkalım. O alanlarda sesimizi iktidara duyuralım. Gücümüzü iktidara duyuralım. Haklarımızın ihlal edildiğinin hepimiz bilincindeyiz. Ama en çok en çok açlığın hepimizi ezdiğini, maaşlarımızın giderek azaldığını, giderek artık barınma hakkımızın da elimizden alınma durumuna geldiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    ORTAK METİN OKUNDU

    Ortak metni kurumlar adına Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Ergün Kılıç ve Tertip Komitesi’den Övgü Erdoğan okudu. Ortak metin şöyle:

    “Kadınlar her alanda şiddetle karşı karşıya. Bu şiddet yalnızca fiziksel değil; ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutlarıyla kadının kimliğini hedef alıyor. İstanbul Sözleşmesi’ne derhâl geri dönülmeli; 6284 sayılı yasa tam anlamıyla uygulanmalıdır. Kadınların özgürce yaşayabileceği, ekonomik bağımsızlıklarını kazanabilecekleri bir toplum için mücadelede birleştik.

    Cemaat ve tarikatlar Çocuklarımızın bizlerin geleceğini çalıyor. Yoksul ailelerin çocukları, devletin yetersiz öğrenci yurtları nedeniyle cemaat yurtlarına mahkûm ediliyor ve burada şiddet ve tacizle karşılaşıyorlar.Bizler, çocuklarımızın laik ve bilimsel eğitim almasını, devletin hiçbir dini, hiçbir mezhebi veya tarikatı gözetmeden herkese eşit hizmet vermesini istiyoruz.

    “EMEKLİLER AÇLIK SINIRININ ALTINDA YAŞAMAYA MAHKUM EDİLDİ”

    Emekli yurttaşlarımız ekonomik yük değil bugüne kadar değer üreten emekçilerdir. Bugün 16 milyon emekli yurttaşımız açlık sınırının altında adeta ölüme mahkûm ediliyor. Emeklilerin, sendikal örgütlenme hakkı engelleniyor, hükümet yetililerince 2024 yılı emekli yılı ilan edilerek adeta emeklilerle dalga geçildi.

    Açlık sınırının çok altında yaşamaya mahkûm edilen emekliler insan onuruna yaraşır bir gelire kavuşmalı; örgütlenme haklarının önündeki engeller kaldırılmalıdır.

    “SEFALET DÜZENİNİ KAUL ETMİYORUZ”

    Eşitlik ve Onurlu Yaşam İçin Haykırıyoruz! Açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca yurttaş, yeterli ve dengeli beslenmeyen çocuklar, kışın ısınamayan aileler, sağlık, eğitim gibi temel haklardan ulaşamamaktadır. Bu çoğunluğunu sesine ses olacağız.

    Asgari ücretin açlık sınırının altında olduğu, milyonlarca insanın sefalet içinde yaşadığı bu düzeni kabul etmiyoruz! Her bireyin onurlu bir yaşam hakkı olduğuna inanıyoruz. Bugün, eşitlik ve adalet taleplerimizi yükseltiyoruz. Susmayacağız.

    Bizi bu düzene mahkûm edenlerin politikaları; Artan gelir eşitsizliği, adaletsiz vergiler, yüksek fiyatlar ve kontrolsüz piyasa düzeni, yoksulluğun ve açlığın temel nedenleridir. Bir avuç zengin karunlaşırken, milyonlarca insanın açlık sınırının altında yaşamasını kabul etmeyeceğiz Yoksulluğun sorumlusu biz değiliz.

    MARAŞ, MADIMAKİ ROBOSKİ..

    Maraş, Madımak ve Roboski katliamını unutmadık, unutmayacağız. Alevi ve Kürtlere karşı yapılan vahşet, iktidarın zihniyet ortakları tarafından bugün de kışkırtılıyor. Türkiye halkının eşit ve özgür yaşam hakkını savunmaya devam edeceğiz. Adalet, özgürlük ve eşitlik için buradayız! Birlikte kazanacağız

    Halkın iradesine yönelik baskı ve gasp politikalarına karşı sesimizi yükseltiyoruz. Kayyım atamaları, halkın demokratik seçim hakkına vurulan bir darbedir. Seçilmiş belediye başkanlarına yönelik bu hukuksuz uygulamaları reddediyoruz.

    SURİYE’DE ALEVİLERE YÖNELİK SALDIRILAR

    Bugün, Suriye’de Alevilere yönelik artan saldırılar ve AKP-MHP iktidarının bu saldırılara sessizliği bizleri yeniden bir araya getiriyor. Ülkemiz, yanı başımızdaki cihatçı bataklıktan yayılan tehlikelerle karşı karşıya. Savaşı ve mezhepçi gericiliği besleyen bu iktidar politikalarına karşı, dün olduğu gibi bugün de kararlılıkla mücadele edeceğiz!  Cihatçı gericiliğe karşı, Suriye’nin, toprak bütünlüğünün korunmasını; Demokratik ve laik Suriye Cumhuriyeti’nin inşa edilmesini istiyoruz.

    “HAKKIMIZI ALACAĞIZ”

    Bugün, yalnızca bir miting değil; yurttaşların örgütsüz olmadığının, haklarını savunmak için birleştiğinin ilanıdır. Mücadelemizi her yere taşıyacağız. Özgür, eşit adaletli refah içinde yaşayacağım bir gelecek inşa edeceğiz. Hakkımızı alacağız.

    Çocukların katledilmesine, savaşın ve yoksulluğun hayatımızı kuşatmasına karşı direnmeye, halkın taleplerini haykırmaya, geleceğimiz için amasız ve fakatsız güçlerimizi birleştirenlere. Bu daha başlangıç diyerek mücadelemize güç veren sizlere Teşekkür ediyoruz. Bu mücadele bitmeyecek. Biz kazancayız, biz kazanacağız”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Emek ve Özgürlük İttifakı 15 Ocak’ta Kartal Meydanı’nda: Gelin birlikte değiştirelim!

    Emek ve Özgürlük İttifakı 15 Ocak’ta Kartal Meydanı’nda: Gelin birlikte değiştirelim!

    PİRHA – Emek ve Özgürlük İttifakı bir açıklama yaparak, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayımızı belirleme sürecinde ilkelerimizle uygun, mutabakat ile belirlenmiş ortak aday seçeneğine daha yakın olduğumuzu ilan ediyoruz” dedi. 

    Emekçi Hareket Partisi, Emek Partisi, Halkların Demokratik Partisi, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Türkiye İşçi Partisi ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nin oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakı Genel Başkanları, Eş Genel Başkanları, Sözcüleri ve Eş Sözcüleri, siyasal ve ekonomik gelişmelere dair bir araya geldi.

    Yazılı yapılan açıklamada “Alınteriyle geçinmeye çalışan emekçilerin, baskı ve şiddete meydan okuyan kadınların, özgür bir gelecek düşleyen gençlerin, özgürlük mücadelesi yürüten tüm kimliklerin, eşit yurttaşlık isteyen Alevilerin, demokrasi ve eşitlik mücadelesi veren Kürtlerin; ezilen tüm halkların mücadelesi mücadelemiz, talepleri taleplerimizdir. Bu saldırılar, toplumun tamamına, demokrasiye, özgürlüklere ve bizlere yöneliktir” ifadelerine yer verildi.

    “TÜM SALDIRILARA KARŞI MEYDAN OKUYORUZ”

    “Ortak mücadele” vurgusu yapılan açıklamada “Türkiye’nin baskıcı bir tek adam rejiminden kurtuluşu için üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız ve değiştirme konusunda kararlıyız” denildi. Türkiye tarihinin en önemli seçimlerinden birine gidildiğinin altını çizen örgütler, şu açıklamayı yaptı:

    “Demokratik siyasete yönelik baskılar artarak devam ediyor. 6,5 milyondan fazla yurttaşın oyunu alan, Meclis’in 3’üncü büyük partisi olan HDP’ye yönelik iktidar ve ortaklarının yürüttüğü kapatma davası, dava öncesi, 15 üyesi bulunan Anayasa Mahkemesinin başkanı dâhil 7 üyesinin muhalefetine rağmen oy çokluğuyla hesaplarına geçici bloke kararı alındı ve siyasi hesaplarla seçim arifesinde karar aşamasına getirildi. Demokratik Bölgeler Partisi’nin Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır’ın yanı sıra üye ve yöneticileri hukuksuz şekilde tutuklandı. HDP ve DBP belediyelerine dönük kayyım gaspları sürüyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu siyasi yasaklı hale getirilerek, HDP belediyelerinden sonra İstanbul Belediyesinin de kayyım ile gasp edilmesinin hazırlıkları sürüyor. Gözaltı, tutuklama, saldırılar, sansür ve para cezaları ile özgür basın çalışamaz duruma getirilerek toplumun tüm itiraz mekanizmaları felç edilmeye çalışılıyor. Kobanê kumpas davası, Gezi davasında verilen cezalar, grev yasakları, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını onaylayan Danıştay kararı örneklerinde de görüldüğü üzere yargı, iktidar tarafından siyasi bir araç olarak kullanılıyor. Bir avuç sermayedar ve iktidar eliti kârlarına kâr katarken, ekmeğimiz her geçen gün daha da küçülüyor. İşçiler ve emekçilerden sonra emekliler de açlığa mahkûm edildi.

    Emek ve Özgürlük İttifakı olarak, bu süreci değiştirecek güç olma irademizi ortaya koyuyor ve dişimizle tırnağımızla, mücadelemizle kazandığımız haklarımıza yönelik tüm saldırılara karşı meydan okuyoruz.

    İktidarın, kendi koltuğunu korumak için hedef aldığı tüm kesimlerle omuz omuza mücadele içinde olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz. Toplumsal muhalefetin tüm güçlerini, ayrılıkları bir kenara bırakıp, iktidar baskısı ve şiddetine, yoksulluğa ve geleceksizliğe karşı tek ses olmaya davet ediyoruz. Umutsuzluğa yer yok. EYT’lilerin ısrarlı ve kitlesel mücadelesi sonuç verdi. Beakeart işçileri yasakları fiili grevle delerek mücadelenin yolunu açtı. Kadınlar yurdun dört bir yanında yürüttükleri ‘her çocuğa bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek’ kampanyası sınırlı kazanımla da olsa sonuç verdi. Yeni yıla Adana Saya işçileri ve Gaziantep döküm işçilerinin ücret artışı talepli yerli ve mülteci işçilerin ortak eylemleriyle girdik.”

    “SİYASİ YASAK VE KAYYIM UYGULAMALARI SONA ERDİRİLMELİ”

    Emek ve Özgürlük İttifakı olarak “Yoksulluğa, Savaşa, Baskılara Dur Diyelim” şiarıyla 15 Ocak Pazar günü İstanbul Kartal Meydanı’nda ilk ortak mitingin yapılacağı da duyuruldu. “Toplumsal muhalefetin tüm güçlerini bu sesi birlikte yükseltmeye, mitingi 2023 yılında yaşanacak siyasi değişimin şölenine dönüştürmeye çağırıyoruz” denilen açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Toplantımızda, bu yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunduk. Türkiye’nin tek adam rejiminden kurtulması, yeni dönemde emeği ve özgürlükleri savunan güçlerin en kuvvetli şekilde temsili için olası yol ve yöntemleri, hazırlıklarımızı, hamlelerimizi gözden geçirdik. Gelişmeler Türkiye’ye köklü bir demokratik dönüşüm dayatmaktadır. Bu konuda ittifak olarak tarihi sorumluluğumuzun farkındayız ve Türkiye’nin mevcut koşullardan kurtulması için üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye her zamankinden daha kararlıyız. Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayımızı belirleme sürecinde ilkelerimizle uygun, mutabakat ile belirlenmiş ortak aday seçeneğine daha yakın olduğumuzu ilan ediyoruz. Değişim isteyen ve topluma karşı sorumluluk duyan ve başta muhalefet olmak üzere bütün toplumsal güçleri de bu tarihi sorumluluğun gereği olarak hem cesur olmaya hem de açık ve şeffaf bir şekilde sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.

    Parti kapatma, siyasi yasaklama senaryoları, cumhurbaşkanı adaylığı konusunda anayasanın ihlal edilebileceğine ilişkin ortaya çıkan güçlü işaretler, imalar ve gelişmeler gösteriyor ki, Türkiye sadece baskı ve saldırılarla değil aynı zamanda büyük bir belirsizlik ortamında seçime götürülmek isteniyor. Bu vesileyle bir kez daha haykırıyoruz: Halk iradesine ve seçimlere müdahale anlamına gelecek olan HDP’ye dönük kapatma davası bir daha açılmamak üzere ortadan kaldırılmalı, her tür siyasi yasak ve kayyım uygulamaları derhal sona erdirilmelidir.

    Emek ve Özgürlük İttifakı, seçim güvenliği konusunda ise yalnız kendi bileşenleri değil tüm demokratik kurum ve kuruluşlarla ortak harekete hazırdır. Şu ana kadar bu yönde olumlu adımlar atıldığını ve halkın iradesinin sandığa tam yansıması için gerekli önlemlerin alınmaya çalışıldığını görüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz. Seçim güvenliği için tüm halkımız görev almalı, şimdiden seferber olmalıdır.

    Şimdiye kadar Ankara, İzmir, Adana, İstanbul, Dersim başta olmak üzere pek çok kentte düzenlediği ortak çalışmalar ve halk buluşmaları Emek ve Özgürlük İttifakı’nın potansiyelini, halkımızın güven ve beklentisini göstermektedir. En temel siyasi sorumluluklarımızın başında bu potansiyelin siyasi ve toplumsal karşılığını yaratmak gelmektedir. İttifak adına, emeğin değerleri ve özgürlüklerle örülü bir gelecek isteyen tüm yurttaşlarımıza bir kez daha çağrıda bulunuyoruz.

    Gelin, birlikte değiştirelim!”

    PİRHA/ANKARA

  • Seçim barajı yüzde 7’ye düşürülüyor!

    Seçim barajı yüzde 7’ye düşürülüyor!

    PİRHA- AKP ve MHP’nin 15 Maddelik Seçim Kanunu Teklifi Meclis’e sunuldu. Yeni düzenlemeyle birlikte yüzde 10 olan seçim barajının yüzde 7’ye çekilmesi planlanıyor. Ayrıca yeni düzenlemeyle birlikte partilere, seçimden altı ay önce en az 41 ilde örgütlenmelerini tamamlama şartı getirilecek.

    Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, seçim barajının düşürülmesini de içeren kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sundu.

    Meclise sunulan teklife göre baraj yüzde 7 olacak. 15 maddelik olan teklifle siyasi partilerin seçime girebilmeleri için Meclis’te grup kurma şartı kaldırılacak. Teklife göre, partilerin seçimden 6 ay önce en az 41 ilde örgütlenmeyi tamamlamaları gerekecek. Bu maddeyle milletvekili transferlerinin önüne geçilmesi planlanıyor.

    Seçimlere kısa bir süre kala seçmen kütüklerinin yer değiştirilmesi mümkün olmayacak. Bunun için de seçmenin son bir yıl içerisinde sürekli olarak bulunduğu adres dikkate alınacak. Tayin ve atama gibi zorunlu haller istisna tutulacak. Teklife göre il ve ilçe seçim kurulu başkan ve üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından kurayla belirlenecek ve İl Seçim Kurulu Başkanı bu kura sonucu belirlenecek. Sandık kurulu üyeliğine başka bir parti üyesi gösterilemeyecek.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Prof. Dr. Güney: Seçim retoriğinden kurtulup bir toplumsal mücadele örgütlenmeli-VİDEO

    Prof. Dr. Güney: Seçim retoriğinden kurtulup bir toplumsal mücadele örgütlenmeli-VİDEO

    PİRHA- Barış Akademisyeni Prof. Dr. Atilla Güney, OHAL İnceleme Komisyonu’nun verdiği ‘red’ kararını, ekonomide yaşanan çalkantıyı ve erken seçim tartışmalarına dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. OHAL İnceleme Komisyonu’nun hukuksal bir mekanizma olmadığının altını çizen Güney, “Verilen karar sürpriz olmadı. Haklarımızı almak için mücadelemizi sürdüreceğiz, hukuki mücadelemiz yanı sıra toplumsal mücadelemizi de sürdüreceğiz” dedi. Güney, ekonomik krizin yapısal bir kriz olduğunu ifade ederek, “Bir parlamenter demokrasi ya da seçim retoriğinden kurtulup bir toplumsal mücadele tabanda örgütlenmeli” diye konuştu.

    Türkiye’de bir taraftan ekonomik kriz derinleşirken, diğer yandan sokaklar ve meydanlar ısınıyor. Hayat pahalılığına, art arda gelen zamlara ve TL’nin dolar, euro ve sterlin başta olmak üzere bir çok ülkenin parası karşısında tarihi düşüşü toplumda büyük bir rahatsızlık yaratmış durumda.

    Aynı zamanda ekonomik krize paralel bir şekilde demokrasi, özgürlük ve hukuk alanında da ‘güven’ endeksi en alt seviyelerde.

    Mersin Üniversitesi’nde ‘Bu suça ortak olmayacağız’ bildirisine imza attıktan sonra ihraç edilen akademisyenlerden Prof. Dr. Atilla Güney‘le OHAL İnceleme Komisyonu’ndan gelen ‘red’ kararını, ekonomik krizi ve erken seçim tartışmaları gibi Türkiye’nin içinden geçtiği süreci konuştuk.

    “OHAL KOMİSYONU, AİHM ÖNÜNE GİDEN YIĞINCA DOSYAYI ENGELLEMEK İÇİN OLUŞTURULDU”

    PİRHA: Yakın zaman içinde sizin de içinde bulunduğunuz ‘Barış Akademisyenleri’ ne dönük OHAL İnceleme Komisyonu’ndan ‘red kararı geldi. Komisyonun böyle bir karar vereceğini bekliyor muydunuz? Bundan sonraki süreç nasıl işleyecek?

    PROF. DR. ATİLLA GÜNEY: OHAL İnceleme Komisyonu’nun kurulması yaklaşık 4,5 yıl oldu. Bu 4,5 yıl içerisinde geldiğimiz nokta itibariyle önlerinde 130 bine yakın dosya vardı. %95’e yakınını tamamladılar, çok az bir dosya kaldı. Muhtemelen bu yılın sonuna kadar tamamlayacaklar. İhraç edilen kamu emekçileri adına olumlu kararlar %7, %8 civarında, %92’ye yakında ise ret kararı var. Bu bir hukuk komisyonu değil, bir kere bunu netleştirmek gerekiyor. Bu bir idari organ. Bu sadece iktidar tarafından kurulmamış aslına bakarsanız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’yle de (AİHM) eşgüdümlü olarak karar verilmiş ve kurulmuş bir kurum. AİHM, bu kadar dosyanın bir anda kendilerinin önüne gelmesi olasılığına karşılık, T.C. hükümetine böyle bir öneride bulundular. Aslında bu komisyon kelimenin tam anlamıyla ihraçları sürece yaymak, AİHM önüne giden yığınca dosyayı engellemek için oluşturuldu.

    Tabi %8’e yakın bir kabul var geriye kalan %92’nin içerisinde yer alan kamu emekçileri ikinci aşamada idari mahkemelere gidecekler. Ankara’da bu işle görevlendirilmiş sanıyorsam 4 tane  İdari Mahkemesi var. İhraçların bir kısmı muhtemelen bu mahkemelerde, bir kısmı Danıştay’da, bir kısmı da son aşama olarak Anayasa Mahkemesi’nde geri dönecek. AİHM’in önüne çok daha az bir sayıda dosya gidecek. Bu işin bir boyutu. Bir diğer boyutu da ideolojik ve siyasal yanıdır.

    OHAL Komisyonu sadece bu hukuksuzluklara imza atmakla kalmadı aynı zamanda bu 130 bin emekçinin 4,5 yıl boyunca üzerinde bir Demokles’in kılıcı gibi durdu. Komisyon süreci uzatarak aynı zamanda ekonomik olarak zor durumda bırakmak istedi. Çünkü bizler sadece işlerimizden olmadık, aynı zamanda başka yerlerde çalışmamız, kendi işlerimizi kurmamız ya da başka özel üniversitede çalışmamız, akademik etkinliklerimizi yapmamızı da engellediler.

    Yani bazılarımızın deyimiyle ‘sivil ölüme’ mahkûm edildik. Dolayısıyla burada komisyonun ideolojik boyutuna bakacak olursak, zapturapt altına almak, yıldırmak, politik olarak pasifize etmenin de bir mekanizması olarak işlev gördü. Dolayısıyla bugün barış akademisyenlerinin ardı ardına gelen ret kararları devam ediyor ve edecek. Gelen ret kararlarındaki gerekçeye baktığınız zaman tek cümle yazıyor; barış metnine imza atmış olmak. Şimdi böyle bir karar vermek için 4,5 yıl   bekliyorlar. Bu korkunç bir şey. Bu yine komisyonun aslında bir hukuk komisyonu olmadığını tamamen politik ve ideolojik nedenlerle kurulan bir komisyon olduğunu teyit eden bir durum. Daha öncede söylediğim nedenlerle 4,5 yıl boyunca bizi biraz daha süründürmek, biraz daha yıldırmak, biraz daha zapturapt altına almak için yapıldığını çok net biçimde gösteren bir gerekçe.

    “HAKLARIMIZI ALMAK İÇİN MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    -Ret kararı sürpriz olmadı o zaman.

    Türkiye’de hukuk özellikle son on yıldır siyasi iktidarlara angaje bir biçimde gidiyor. Yani iddianameyi hazırlayan savcılar o kadar yok yere hukuksuza iddianameler hazırlıyorlar ki, hakimler o kadar inanılmaz kararlar veriyorlar ki bütün Türkiye ve dünya kamuoyu bunlara şahittir. Hukukun bu derece politize olduğu koşullarda ben bir çoğumuzun aslında OHAL Komisyonu sonrası yürüyecek olan idari ve hukuki, süreçlerde de çok bir sonuç elde edeceğini zannetmiyorum. Belki bir iktidar değişikliği olursa ancak o zaman belki. Ama süreç uzayacak.

    Bu anlamıyla kısa vadede bir dönüş ihtimali beklemiyorum. Dönüldüğünde ne olur! Türkiye’nin bir yandan hukuku konuştuk. Bir yandan da akademilere bakalım. Milli Eğitim Şurası’nda Cumhurbaşkanı profesörlere çağrı yapıyor ve ortaokullara müdür olmalarını istiyor. Bu söylem aslında akademinin geldiği noktayı da gösteriyor.

    Kendi adıma bunca yaşanandan sonra dönersem orada nasıl bir yer bulurum bilemiyorum açıkçası. Tabii bunun psikolojik boyutu da var. İhraç sürecinde meslektaşlarımızla kurduğumuz ilişkiler var, bize karşı takındıkları tavırlar var, bizim fakültelerimizden, odalarımızdan atılma sürecimizde gösterdikleri tepkiler asla benim benliğinden gitmeyecek. Yaşadığım sürece gitmeyecek. Dolayısıyla işin bir bilimsel boyutu var, bir mesleki boyutu var, bir iş ahlaki boyutu var, bir psikolojik boyutu var. Kendi adıma gidip uzunca bir süre ‘mesleğimi, pozisyonumu geri aldım, hadi geldim derslere’ gibi bir heyecanım yok.

    Çünkü geçen dört yıla baktığım zaman zaten bu işi yürütüyorum. Bu süreçte bir kitabım çıktı, çeviri  kitaplarım çıktı, uluslararası konferanslara katılıyorum, yurt dışı çıkış yasağım olmasına rağmen online panellere katılıyorum, bildiriler sunuyorum. Benim için bu imza sürecinde şunu gördüm ki aslında bir akademisyen için toplumsal yaşamın içerisinde olmak, kitlelerle birlikte olmak, ezilenlerle sömürülen ve emekçilerle birlikte olmak, çok daha eğitici ve öğretici. Ben belki de son 4 yılda üniversitede geçirdiğim akademik hayatımda olamadığım kadar verimli olduğumu ve daha anlamlı işler yaptığımı düşünüyorum.

    Bu anlamda da dönüp dönmemek artık çok da önemli değil. Tabi kazanılmış haklarımız var, verilmiş bir emek var, 20 küsur yıllık bir çalışma emeği var, bunun bir karşılığı var. Elbette haklarımızı almak için mücadelemizi sürdüreceğiz, hukuki mücadelemizin yanı sıra toplumsal mücadelemizi de sürdüreceğiz ve dönmek için elimizden geleni yapacağız. Ben OHAL Komisyonu’ndan ret kararını aldığım zaman ‘bizim mücadelemiz OHAL komisyonu ile başlamadı, OHAL komisyonu ile bitmeyecek’ diyerek bir mesaj yayınlamıştım.

    Ben ihraç edilmeden önce de toplumsal hayatın içerisindeydim. Kitle örgütlerinde, sendikamda, partimde, toplumsal ve siyasal mücadelem devam ediyordu. Dolayısıyla benim mücadele azmimin ya da mücadelede kendimi konumlandırdığım yer ya da süreç OHAL Komisyonu ile başlamadı ve onunla bitmeyecek.

    “İKTİSADİ KRİZ İLE OTORİTERLEŞME AT BAŞI GİDİYOR”

    -Türkiye’de yaşanan ekonomik ve siyasal krizin sebepleri ve topluma yansımalarını nasıl okuyorsunuz?

    Ben ekonomi tahsil görmedim o yüzden de cumhurbaşkanımız gibi bir ‘idea’ sahibi değilim. Sadece sıradan bir vatandaş olarak dışardan hayatın içerisinden bir vatandaş olarak belki yorumda bulunabilirim. Aslında şu anda yaşadığımız tipik bir iktisadi kriz. Bu faiz ve kur retoriği içerisine sıkıştırılmış tipik bir kriz. Yani 24 Ocak krizi gibi bir kriz. 5 Nisan 95 krizi gibi bir kriz. Şubat 2001 krizi gibi bir kriz aslında. Bugün yaşadığımızın bu krizlerden farkı ne? O zaman iktisadi krizler politik olaylar taçlandırılırdı. Cumhurbaşkanın anayasa kitabını fırlatması gibi ya da koalisyon hükümetinin iki ortağın 1995’ olduğu gibi belli noktalarda anlaşamaması gibi nedenlerle taçlandırılırdı ve arkasından bunun bir kriz olduğu teyit edilirdi. Bu krizin arkasından da birtakım kararlar çıkardı. 24 Ocak, 5 Nisan kararları gibi ya da 2001 Şubat krizinden sonra Kemal Derviş’in gelip ‘güçlü ekonomiye’ geçiş uygulaması gibi.

    Bugün farklı bir taktik izleniyor. Aslında en az 2001 krizi kadar büyük bir krizle karşı karşıyayız. Bu krizin tek farkı onun ifşa ediliş ve yönetiliş biçimi.

    Bir kere İslamcı bir retorikle ‘faize karşıyım faiz nedendir, enflasyon sonuçtur’ gibi tamamen politik bir jargon içerisine hapsedilmiş bir manipülasyon üzerinden yürüyor.

    Son üç ay içerisinde doların izlediğini seyre baktığımız zaman yaklaşık %40’ a yakın bir devalüasyon var bu ülkede. Dolayısıyla bu tipik bir 1980’den beri uygulanan iktisat politikalarının geldiği noktayı bize gösteren bir kriz. Bunu sadece İslami söylemle taçlandırılarak farklı bir mecraya çekilmeye çalışılıyor. Yoksa 19 yıldır iktidarda olan bir hükümetin durup dururken 19 yıldan sonra faize karşıyım demesi çok akıl alır bir şey değil, ya da inandırıcı gelmiyor.

    Yönetim krizi lanse edilir biçimi böyle. Tabii bir de eskide hükümetler devrilirdi ya da işte ekonomi yönetimi değiştirilirdi şimdi artık bir gece  hükümetin değimi ile vampir gibi gece kararları alıyorlar. Gece bakanlar görevden alınıyor, faiz kararları gece yarıları veriliyor, kur’da oynamalar yapılıyor. Dolayısıyla bu yönetim mekanizması ve bu krizin lanse ediliş biçimi tamamen manipüle edilmiş biçimde devam ediyor.

    Topluma yansıması da, yaşam standartlarının düşmesi, hayat pahalılığı, yükselen grevler, işten çıkarmalar oluyor. Aylar sonra göreceğiz ki faiz yerinde kalmış, dolar, euro Türk parası karşısında %40-%50 değer kazanmış, tersinden söylersek TL döviz kuruları karşısında uluslararası piyasalarda %50 değer kaybetmiş.

    Bu bir süre sonra sabitlenecek. Fakat asıl sorun bence şu; 30 yıldır uygulanan politikaların her neredeyse 10-15 yılda bir karşımıza çıkan bu krizin temel nedenlerinden bir tanesi bir açmazdan kaynaklanıyor.

    Bir sarmalın içerisine girmiş durumdayız. Sanayii kalmadı. Türkiye’de sanayi kapasitesine baktığımız zaman 1980’ düzeyinin bile çok çok altında şu an. Bu şu anlama geliyor; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’de sanayi anlamında bir çivi bile çakmamış. Kapasite kullanımına baktığımız zaman tamda 1980 düzeyindeyiz.

    Peki bu büyüme retoriği bu büyüme nereden geliyor tamamen sıcak paralardan geliyor, ranttan geliyor. İşte bu meşhur otoyollar, köprüler, meşhur tüneller, müteahhitlere akıtılan paralar ki 25 yıla yakın bir süredir sadece inşaat sektöründen geliyor. Buda aslında tam bir rant mekanizmasını getiriyor.

    Uluslararası borçlanmalar artık bir sarmala dönüşmeye başlıyor. Bu bir açmaz hükümet açısından. Devlet borçları gittikçe büyüyor. Borç hem neden hem de sonuç haline geliyor. Yani Cumhurbaşkanının sözünün tam tersi bir durum yaşanıyor. Bu açmazdan kurtulmanın beraber yürütülmesi gereken iki tane yolu var. Bir tanesi bugüne kadar bu borç sarmalından beslenen sermaye kesimlerinden bu akışı kesmek. İkincisi devletin yönetsel harcamalarını kısmak.

    Birincisi niye mümkün değil? Çünkü bu hükümet 19 yıldır zaten bu toplumsal sınıfa dayanarak iktidarda kalıyor, dolayısıyla kendi ipini kesmiş olur.
    İkincisini yapamaz. Devleti yönetsel olarakta küçültemez. Çünkü bu devletin yönetsel olarak bu kriz ve iktisadi kriz  kötüye gitmeye devam ettiği sürece hem üzerinde yükseldiği toplumsal sınıflarla ilişkilerini sürdürmek zorunda, hem de bu gidişe karşı sesini yükselten emekçi sınıflarla, ezilenlerle, yok sayılanlarla, hor görülenlerle de bunun üzerinde bir baskı uygulamak zorunda.

    Dolayısıyla polis gücünü artırması gerekiyor, asker gücünü artırması gerekiyor, gece bekçisi alması gerekiyor. Yani devletin bu kriz surecinde bozulan toplumsal yaşamın hücrelerinde yer alması ve iktisadi anlamda üzerine dayandığı, beraber hareket ettiği bu toplumsal sınıfların beklendiği kanallarına sermaye sınıflarına rantı akıtması gerekiyor.

    Sonuçta bir açmazla karşı karşıyayız. Kısaca şunu söylemeye çalışıyorum. İktisadi kriz ve bu iktidarın üzerinde yükseldiği toplumsal sınıflar ile otoriterleşme at başı gidiyor. Bunun da aslına bakarsanız tipik adı faşizmdir zaten.

    Yani kriz devam ettikçe bu krizi çözmek artık olanaksız hale geliyor. Çünkü bu krizi çözebilmek için oraya giden sermaye akışının kesilmesi gerekiyor. Bunu yapamaz, kendi doğası gereği yapamaz.

    Öbür taraftan da bu gidişata muhalefet eden toplumsal kesimleri zapturapt altına alması gerekiyor. Buda hem ekonomik olarak hem de siyasi olarak devasa bir devlet yapılanmasını gerektiriyor.

    “ERKEN SEÇİMLE ÇÖZÜM OLANAĞI OLSAYDI MUHALEFETTEN ÖNCE İKTİDAR PARTİSİ TALEP EDERDİ”

    -Krizden çıkışın yolu olarak Cumhurbaşkanı ‘bana güvenin’ derken, muhalefet partiler ve anketlere bakacak olursak yurttaş erken veya hemen seçim istiyor. Erken seçim bir çözüm mü? Değilse nasıl bir yol izlenmeli?

    Erken seçime zaten eğer çözüm olanağı olsaydı bence muhalefetten önce iktidar partisi erken seçime talep ederdi. Artık biraz önce yaptığımız teşhise bir şey daha ekleyeyim; parlamenter demokrasinin de krizi ile karşı karşıyayız. Bu kriz çok yönlü bir kriz.

    Aslında ana muhalefetten başlamak lazım. Dövizin ilk fırlamaya başladığı günlerde özellikle büyük kentlerde İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli gibi sanayi kentlerinde kıpırdanmalar başladı. Yurttaşlar sokağa dökülmeye başladılar, tencere çalmaları, ıslık söndürme eylemleri, kitlesel yürüyüşler yapıldı. Ana muhalefetin buna karşı tepkisi ‘evlerinize dönün’ oldu.

    Dolayısıyla siyaset mücadelesi ve demokrasi mücadelesi tamamen siyasi partilerarası ilişkiler ve parlamentomun içine sıkıştırılmış retorik eğlencesine ötesine geçmiyor. Ana muhalefetin içerisinde yer aldığı Millet İttifakı’nın durumu böyle. Toplumsal mücadeleye ya da tabandan gelen bir mücadeleye sıcak bakmıyorlar. Tamamen retoriksel olarak parlamenter demokrasi söylencesi içerine yerleşmiş bir muhalefet onlar için yeterli.

    “PARLAMENTER RETORİĞİN İÇERİSİNE SIKIŞIP HER ŞEYİ SEÇİME BAĞLAMAK ÇÖZÜM ÜRETMEZ”

    -Toplumsal mücadeleyi örgütlemesi beklenen solun durumu nedir? Bu sürece yeterli cevabı veriyor mu?

    Türkiye’de son 30 yıla baktığımız zaman Türkiye Sosyalist hareketinin kendilerini Kürt özgürlük hareketi üzerinden konumlandırma ve tanımlama gibi bir süreç işliyor.

    Burada iki nokta dikkat çekiyor. Bunlardan bir tanesi ulusalcılık ve bir tanesi de sınıf meselesi. Temel eleştirilerden bir tanesi Kürt özgürlük hareketinin bir sınıf hareketi olmadığı, sınıf mücadelesini ya da sosyalizm mücadelesini kimlik siyasetinin arkasına ötelediği ya da kimlik siyasetinin sınıf siyasetinin önüne geçirdiğine dair tipik bir eleştiri var.

    Bu tipik bir eleştiri aslında hem iktidarın hem de sosyalist hareketin dışındaki ana muhalefetin de Kürt özgürlük hareketine karşı yönelttiği ‘eleştirilerden’ bir tanesi. Bu noktada hem iktidarın hem de aslına bakarsanız ana muhalefet koalisyonuyla ittifakıyla da örtüşüyorlar.

    Sosyalizmi Marksist ya da tarihsel maddeci bir perspektiften okuyorsak; insanların yok sayıldığı, sömürüldüğü, ezildiği, ötelendiği, hor görüldüğü, aşağılandığı bütün toplumsal ilişkileri alaşağı etmeyi kendimize hedef aldığımız zaman diyor Marks, o zaman tarihsel maddeci eleştiriden yola çıkarak bir kapitalizm eleştirisi ve kapitalist siyasal mücadele örebiliriz diyor.

    Sınıf, kapıyı çalınca kapısından içeri girdiğimiz bir yer, bir mekân değil. Çok çetrefilli toplumsal ilişki bütünlüğü var. Kendi içerisinde işçi sınıfı da, burjuvazide, köylü sınıfı da, homojen değil, son derece heterojen alt katmanları, üst katmanları kendi içerisinde bile mücadele eden ilişki biçimleri bunlar. Dolayısıyla burada oturup bir sınıf analizi üzerinden sosyalizmin ya da Türk solunun nasıl bir sınıf tanımı yaptığını tartışmanın ne yeri ne zamanı.

    Fakat Marks’ın izinden gidecek olursak Marks’ın tam da söylediği gibi insanı hor gören, insanı sömüren, insanı aşağılayan, insanı yok sayan, insanı köleleştiren bütün toplumsal ilişkileri alaşağı etmeyi kendimize hedef aldığımız zaman aslında Türk solunun eleştirdiği o kimlik siyasetini de, sınıf dışında kalan ekolojik mücadeleyi de LGBTİ+Q  bireylerin mücadelesini de kapsayacak bir sosyalist anlayışı yerleştirebiliriz, diye düşünüyorum.

    Bence bu konuda ısrarla bu kapsamlı ve geniş tanımlamayı kabul etmeme noktasındalar. TKP Genel Sekreteri’nin yaptığı açıklamada belki biraz bu minvalde benim açımdan değerlendirilebilecek bir açıklama. Fakat bir yandan bu kendilerini Kürt özgürlük hareketi üzerinden konumlandırmanın ötesinde kimlik siyasetine bu kadar eleştirel yaklaşmalarının ya da kimlik siyasetine sınıf siyasetinin önüne geçildiği üzerine bir ‘eleştirinin’ arkasında şöyle bir şeyde yatıyor: Aslında yine Marks’ın özellikle Fransa’da Paris Komünü dönemindeki Sosyalist hareketlere getirdiği bir eleştiri var. Doktrinci Sosyalizm suçlaması yöneltiyor. Marks, kendi ideallerini toplumsal gerçekliği yok sayacak kadar hayata geçirme çabası içinde olanları doktrinci Sosyalist olmakla suçluyor. Ortada bir ideal var, kafada bir Sosyalizm ideali var, fakat birde toplumsal gerçeklik var. Bu ideali toplumsal gerçekliği yok sayacak ya da görmeyecek bir biçimde hayata geçmeye çalışmayı doktrinci Sosyalizm olarak adlandırıyor. Bence Türkiye solunun şu anda tam da Marks’ın bu tanımladığı kapsamda olduğunu düşünüyorum. Doktrinci bir Sosyalizm hakim.

    Şimdi Türkiye’de birçok sosyalist hareketin bu toplumsal gerçekliğe karşı kayıtsız kaldığını, sessiz kaldığını, hatta saldırdığını görüyorum. Yani doktrinci bir retoriksel bir sınıf mücadelesi söylencesinin arkasına sığınarak bu gerçeklik görmezlikten geldiklerini gözlemliyorum. Bu hareketleri bu yapıları bu oluşumlara LGBTİ+Q bireylere destek veren HDP olmak üzere sol-sosyalist partileri ahlaksızlıkla suçladıklarını da gördüm.

    “TOPLUMSAL MÜCADELE ŞART”

    Burada bir açmaz var. Bu anlamıyla buradan böyle kendi ifadeleriyle ‘tarihsel ittifakın’ çıkacağını, toplumsal temeli olan toplumda heyecan yaratabilecek bir ittifakın çıkacağını düşünmüyorum.

    Parlamenter retoriğin içerisine sıkışıp her şeyi seçime bağlamak çözüm üretmez. Altı ay sonra velev ki bir seçim oldu iktidar gitti, gelecek olan Millet İttifakı’nın kucağına bir bomba bırakacaklar. Amiyane bir tabirle bir bomba bırakacaklar. Dolayısıyla bu bombanın elimizde patlamasını istemiyorsak, sadece bir parlamenter demokrasi ya da seçim retoriğinden kurtulup bir toplumsal mücadele tabanda örgütlenmeli ve tabandan hareket kazanacak bir toplumsal mücadelenin şart olduğunu düşünüyorum.

    Diren KESER-Cebrail ARSLAN/PİRHA

  • Halkın ortak isyanı: Böyle rezillik görmedik; ekonomi bitti, her şey bitti!-VİDEO

    Halkın ortak isyanı: Böyle rezillik görmedik; ekonomi bitti, her şey bitti!-VİDEO

    PİRHA- Hayat pahalılığı karşısında halk, “geçinemiyoruz” dese de siyasi iktidarın savunması tam tersi yönde oluyor. Esnaf, bir bütün olarak satış yapamadığını dile getirirken halk ise “Bu pahalılıkta nasıl alalım?” diye soruyor. Ankaralı yurttaşlar, yaşanan ekonomik gidişata karşı çözümün, iktidar değişimi olduğunu söylüyor. Mikrofon uzattığımız yurttaşların çoğunluğu, AKP iktidarının ekonomi politikalarını eleştirerek, muhalefete daha çok ses çıkarması için öneride bulundu.  İşte Ankaralıların, “Ekonomik kriz var mı? Var ise muhalefet ne yapmalı?” sorumuza verdikleri yanıtlar…

    PİRHA/ANKARA

  • Olağanüstü toplanan Kılıçdaroğlu ve Akşener’den erken seçim çağrısı

    Olağanüstü toplanan Kılıçdaroğlu ve Akşener’den erken seçim çağrısı

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz açıklamalarının ardından ‘olağanüstü’ toplanarak görüşen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, erken seçim çağrısı yaptı.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faiz açıklamalarının ardından ‘olağanüstü’ toplanarak görüştü. Kurdaki yükseliş ve ekonomideki gidişata dikkat çeken iki isim erken seçim çağrısı yaptı.

    Kılıçdaroğlu’na, CHP Meclis Grup Başkanvekili Engin Altay, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın eşlik etti.

    Görüşmenin ardından açıklama yapan Kılıçdaroğlu, “Mutfaklarda yangın var, Türk Lirası olağanüstü değer kaybediyor fakat çözüm üretecek organ yok. Normalde Merkez Bankası’nın fiyat istikrarıyla uğraşması gerekirken, işlerini bırakmış TL’nin değer kaybetmesi, dövizin yükselmesine seyirci olarak bakan kurum. Yasal olarak fiyat istikrarıyla yetkilendirilen bir kurum nasıl olup da seyirci pozisyonunda kalabilir. 128 milyar doları buharlaştırdılar, nereye gittiği belli değil. Bütün bunlara karşı bizim sorumluluğumuz var. Bu gidişe seyirci kalmak doğru değil” dedi.

    Kılıçdaroğlu konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Çözüm üretsinler, ekonominin gidişi konusunda bir şeyler söylesinler, TL’nin erimesini nasıl eritecekler, birisi çıksın açıklama yapsın diyoruz, karşımızda duvar var. Bizler de sorumluluk hisseden genel başkanlar olarak bir araya geldik. Sonunda bütün fatura sokaktaki vatandaşa çıkıyor. Saraydakilerin keyfi yerinde. TL eriyor, döviz yükselince seyirci kalıyorlar, gidişat konusunda nasıl çözeceksiniz sorduğumuzda karşımızda duvar var. TL eridikçe Türkiye ekonomik standartların tamamen altında, yoksul bir ülke görünüme kavuşmuş olacak, daha doğrusu o görünüme sahip olan bir ülke karşımıza çıkıyor. Fabrikaları, kurumları ucuzlamış, çok daha düşük dolarla tamamının satın alınacağı algısı ortaya çıkmış.

    Böyle zırvalıklarla, saçmalıklarla ekonomi yönetilemez. Kendilerine çağrı yapıyoruz; yönetemediğinizi biliyoruz, Merkez Bankası’nın ya müdürü ol çık açıklama yap, ya da müdahale etmeyi doğru bulmuyorum diyorsan müdahale etme.

    “TÜRKİYE BİRAN ÖNCE SEÇİME GİTMELİ”

    Yönetemiyorsunuz. Merkez Bankası’nın müdürü ol açıklama yap ya da müdahale etme. Koskoca bir kurum dünyada bile itibarsızlaştırdı. Kendisine çağrıda bulunuyorum: Yönetemiyorsun. Milletin üzerine bu kadar yük yükleme. Türkiye’nin bir an önce seçime gitmeli. İyi Parti ile görüştük. Gidişattan duyduğumuz endişeleri paylaştık.

    Bir zam yağmurudur geliyor. Ülkemizi, insanını seven, sorunların kısa sürede çözülmesi için çaba harcamayı kendisine görev edinen bir siyasal anlayışla çağrımızı yapıyoruz; ülkeyi yönetemiyorsunuz, yazıktır, günahtır. Bir an önce seçime gidin, yeni bir hükümet gelsin, doğru dürüst bu ülke yönetilsin.Sayın genel başkanımızla ve arkadaşlarıyla görüştük. İyi Parti’nin iyi bir ekonomi kurmayı var bizim de iyi bir ekonomi kurmayımız var. Dolayısıyla gidişatı paylaştık.

    AKŞENER: SEÇİMDEN BAŞKA ÇARE YOK

    Kılıçdaroğlu’nun seçim çağrısına katıldığını belirten Akşener, “Türkiye’de tencerelerin kaynayamadığı, gençlerin umutlarının kalmadığı, üniversite mezunu gençlerimizin yurt dışına garsonluk yapmak için yol aradığını görüyoruz.  Bu şahsım devletinin ülkemizi uçuracak söylemlerinin dışında yere çaktığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. İyi Parti’nin yaptığı yoksulluk araştırmasında, yoksulluğun boyutunu çok arttığını gördük. Bunun karşısında ekonomi kitabını yazdığını söyleyen bir kişinin, bilgisine bağlı hükümet sisteminin Türkiye’yi getirdiği nokta ortada. Bugün itibari ile CHP ve İyi Parti’nin ekonomi, kurmayları birlikte çalışacak. Seçimden başka çare yok. Geçen sene Erdoğan’a memleket masasını topla demiştim. Bugün bu çağrıyı yapmam lazım ama o günden ağzım yandığı için artık yolun sonu görünmüştür. Daha fazla yıkıma, yoksulluğa; eğitime erişememe konusunda büyük bir problemle karşı karşıyayız. Bütün bunlardan çıkılmasını tek yolu seçimlerin yapılması, milletimiz kimi tercih ediyorsa ona saygı duyulması gerekiyor” dedi.

    Akşener konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Artık yolun sonu görünmüştür. Daha fazla yıkım, yoksulluk, yoksunluğa eğitim konusunda hocamızın, uzman arkadaşımızın Eğitim Politikaları Komisyonu’na gönderdiği bana verdiği raporu okudum. Yoksulluğun yanında yoksunluk. Gıda bulamamaya doğru giden, eğitime erişememe konusunda ağır problemle karşı karşıyayız. 1 yıl sonra hepimizin görüp eyvah diyeceğimiz konu bu.Seçimin hür ve bağımsız bir biçimde, tarafsız biçimde yapılmalı. Milletimiz kimi tercih ediyorsa ona saygı duymanın yolunu açmalıyız.”

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına ilişkin soruya Kılıçdaroğlu, “Bunların artık bu ülkeyi yönetecek kapasiteleri yok. Çekilsinler” yanıtını verirken Akşener de, “Merkez Bankası başkanları yazlık ve kışlık değiştiği için ömrü dolmuş gibi görünüyor. Bütün kurumları, yerle bir eden partili bir cumhurbaşkanı var. Yolsuzlukta marka olmuş bir ülke haline getirilmiştir. Dolayısıyla söylediklerini buradan okunulunca hiç şaşırtıcı bir tarafı yok.  Tayyip Erdoğan Nobel’e aday gösterilecek faiz sebep enflasyon sonuç tezi açıklamasında bulunmuştu. Şimdi de ‘bu ülke nasıl batırılır’ kitabıyla yeniden Nobel’e aday gösterilebilir” yanıtını verdi.

    50 +1 TARTIŞMASI

    “50 artı 1” tartışmalarına yönelik de Kılıçdaroğlu, “Hangi oranı getirirlerse getirsinler. Hangi oranı getirirlerse getirsinler, bu millet bunlardan bıktı! Bunlar artık gidici, görüyorlar. Gideceklerini görüyorlar. Ülkeyi yönetemediklerini herkes biliyor. Üzüldüğüm şu seçimlerle gelen milletvekili halkın içine giremiyor. Biz ona iyilik yapıyoruz aslında. Seçim yap diyerek iyilik yapıyoruz. Geçen her gün maliyet artıyor” ifadelerini kullanırken, Akşener ise  “Temelinde endişe var” dedi.

    Kılıçdaroğlu görüşme öncesi  Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Gündemdeki aciliyet üzerine saat 16.00’da Millet İttifakı ortağımız İYİ Parti Genel Başkanı Sn. Meral Akşener ile görüşmeye gidiyorum. Görüşmemizin ardından ortak basın açıklaması yapacağız” demişti. (MA)

  • Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı Sonuç Bildirgesi açıklandı!

    Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı Sonuç Bildirgesi açıklandı!

    PİRHA- Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı Sonuç Bildirgesi açıklandı. Kadına, topluma ve doğaya dayalı yerel yönetim mesajı verilen bildirgede “Kayyımların pratiğine bakıldığında, meselenin Kürt kimliğine ve değerlerine son derece planlı bir siyasi ve idari hamle olduğu görülecektir. Fakat Kürt kimliğine saldırıları ile sınırlı kalmayan bu yeni rejim, bugün tüm Türkiye’yi etkisi altına almış durumdadır” denildi.

    Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu tarafından 26 Eylül’de “Kayyım Rejimini Yıkma ve Demokratik Yerel Yönetimleri İnşa Zamanı” çağrısı ile yapılan Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı sonuç bildirgesi paylaşıldı.

    İzmir HDP İl Binasında katledilen Deniz Poyraz’a atfedilen konferansa dair “AKP-MHP iktidarı, toplumu nefessiz bırakan çoklu krizler yaratmaya devam ederken, bu yıkıntılar arasından demokrasiyi kurtarma ve toplumu savunma mücadelemiz aralıksız sürüyor” denildi.

    “BU BASKICI VE ZORBA ANLAYIŞTAN KURTULMAK İÇİN…”

    Yazılı yapılan açıklamada, yerel demokrasi vurgusu yapılarak şu ifadeler kullanıldı:

    “Türkiye’yi Demokratikleştiriyor, Kürt Halkının Özgürlüğünün Yolunu Açıyoruz!

    31 Mart seçimlerinde Türkiye’yi demokratikleştirme, Kürt halkının özgürlüğünü sağlama yaklaşımımız kapsamında kayyım atanan belediyeleri geri alarak amacımızı gerçekleştirdik. Aynı zamanda bu başarı ile Kürt halkının ulusal birlik çalışmalarına yerel demokrasiyi esas alan yeni bir boyut kazandırdık. Yaşanan birtakım sorunlara rağmen bu ittifaktan ulusal birlik ruhunu güçlendiren sonuçlar elde edildi.

    31 Mart’ta yürüttüğümüz çoklu stratejik hedeflerin başarısı neticesinde, seçimlerin üzerinden henüz 1 yıl dahi geçmemişken erken seçim talepleri daha sık dillendirilmeye başlandı. Seçim başarımız iktidarın baskıcı politikalardan sonuç alamayacağını bir kez daha açığa çıkardı. Demokratik ülke umudunu büyütmek için halkın, sivil toplumun, kadınların, ekoloji hareketlerinin hep birlikte hareket edebileceği bir örgütlülüğü yaratma mücadelesi yürütüyoruz.

    Türkiye halklarından aldığımız destek ve stratejik tutumumuzu büyük bir heyecan ve coşkuyla sürdürerek bu baskıcı ve zorba anlayıştan kurtulmak için demokratik mücadelemizi sonuca götürme amacı taşıyoruz.”

    “TOPLUMCU BELEDİYECİLİK MİRASINI SAHİPLENECEĞİZ!”

    “Yıllar boyunca demokratik belediyecilik uygulamaları devletin sistematik olarak hedefi olmuştur. Nerede bir demokratik uygulama veya yönetim var ise devlet güçleri tarafından ortadan kaldırılmak istenmiştir. Tüm bu saldırılara ve zorba uygulamalara karşın 1979 yılından bugüne kadar devredilen toplumcu belediyecilik anlayışını geliştirmek ve sahip çıkmak bizler için tarihsel bir anlam ve önem taşımaktadır.

    Halkların Demokratik Partisi’ne dek süren siyasal gelenek ve yerel yönetim pratiği ‘toplumsal inşayı’ sağlamayı hedefledi. HDP bu deneyimlerin zenginliğine yaslanarak demokratik yerel yönetimler çizgisini sahiplendi ve büyüttü. Toplumsal inşa mücadelemizin merkezinde eşitlikçi bir ilişkinin tesis edildiği, özgür kadın kültürünün hayat bulacağı inancı bulunuyor. Eşbaşkanlık başta olmak üzere kadın özgürlükçü kentleri, kadın belediyeciliği ve kadın kurumları varılan aşamanın önemli kazanımları oldu.”

    “KAYYIMLARA KARŞI HER ALANDA SON SÖZÜ BİZ SÖYLEYECEĞİZ!”

    “Kayyım atama kararı 2014 yılında yapılan MGK toplantısında planlanarak hayata geçmiştir.  Çöktürme planı çerçevesinde hayata geçirilen kayyım rejimi, uygulamaları açısından ikinci bir Şark Islahat Planı’dır. 2016-2019 arasındaki kayyımların pratiğine bakıldığında, meselenin Kürt kimliğine ve değerlerine son derece planlı bir siyasi ve idari hamle olduğu görülecektir. Fakat Kürt kimliğine saldırıları ile sınırlı kalmayan bu yeni rejim, bugün tüm Türkiye’yi etkisi altına almış durumdadır.

    Seçme ve seçilme hakkının gasp edilmesinin adı olan kayyımlar, Türkiye halklarının ve demokrasi güçlerinin kazanımlarını yok sayma çabasıdır. Kayyım uygulaması, demokratik toplumun iradesine karşı tahammülsüzlüğün ve anayasal tüm hakları askıya almanın tezahürüdür.

    Bizler, bu saldırılara karşı her şartta iradesine sahip çıkan bir siyasi geleneğin temsilcileriyiz. Kayyım uygulamalarını kanıksamaya mahal vermeden demokratik mücadelemizi devam ettirecek ve öz gücümüzden asla taviz vermeden kayyımlara karşı son sözü biz söyleyeceğiz.

    Kayyımlar gidecek, Biz’ler kalacağız!”

    “EŞBAŞKANLIK SİSTEMİNİ UYGULAMAYA DEVAM EDECEĞİZ!”

    “Eşbaşkanlık radikal demokrasi anlayışına dayanan ileri düzeyde demokratik bir sistemdir. Erkek siyaset karşısında eşbaşkanlık mor çizgimizdir demekten vazgeçmedik. Eşbaşkanlık sistemi toplumsal bir dönüşümün simgesidir, kadınların siyasette karar mekanizmalarında yer almalarını sağlayarak eril sistemin tahakkümcü yaklaşımını yerle bir eden bir sistem olacaktır. Bu sistem kadının da erkeğin de kendini demokratikleştirme, özgürleştirme mücadelesinin en yoğun verildiği zemindir. Bu yüzden otoriter ve kadın düşmanı sistemin ağır saldırısına uğrayarak, kriminalize edilmek istenerek, dava dosyalarında suç olarak gösterilmeye çalışılarak bizleri yargılamak isteyenleri mahkeme salonlarında yargıladık. Eşbaşkanlık sistemimizle kadın özgürlükçü belediye anlayışımızı, kadın kurumlarımızı hedef göstererek halkların, kadınların iradesine kayyım atayanlara en büyük cevabı yine kadınlarla yürüttüğümüz ortak mücadelemizle vereceğiz.

    Bizler şunu çok iyi biliyoruz ki, eşbaşkanlık sitemimiz tüm dünyaya örnek olacak bir model olmuştur.”

    “YEREL DEMOKRASİ ANLAYIŞINDA ISRARCIYIZ!”

    “Yerinden yönetim ve halkın yönetimi partimizin Yerel Yönetimler alanındaki anlayışının temelini oluşturur. Merkezi idarenin yerel yönetimler üzerinde kurmak istediği baskıcı ve kısıtlayıcı sisteme karşı Yerel Yönetimlerin demokratik özerkliğini savunmaya devam ediyoruz.

    Merkezi Devlet ve iktidar hastalığını aşarak doğa, toplum, sınıf ve cinsiyet hiyerarşisini yenmek ve demokratik toplumu inşa için yerel yönetimler belirleyici bir konumdadır. Köyler, sokaklar, caddeler, mahalleler, semtler, şehirler ve kentler demokratikleşmedikçe yeni yaşamı inşa edemeyiz.

    Halkın yönetimde söz sahibi olduğu ve katılımcılık esasına dayalı bir yerel yönetimler sistemi bizler açısından vazgeçilmezdir. Halk için olanı halkın hizmeti için kullanmak ve kullanım alanlarına da halkın karar vermesini sağlamalıyız.

    Bizler, köylerimizdeki ve şehirlerimizdeki suyun, kuşun, böceğin, taşın, havanın, alt yapının, tarımın, dilin, kültürün, sağlığın, eğitimin, toplumun demokratik yaşamını var etme gücüne sahibiz. Demokratik yerel yönetimleri inşa etmek için ağaç budamak gerekirse ağaç budayacağız, çöp toplamak gerekirse çöp toplayacağız, ders almak veya vermek gerekirse onu yapacağız, tartışmak gerekirse tartışacağız. Kısacası emek verecek, inanacak ve var edeceğiz.

    Bugüne kadar ki tüm eksiklik ve hatalarımızı göz önünde bulundurarak emek ve inançla mücadelesini yürüttüğümüz Üçüncü Yol’da iktidarcı ve devletçi anlayışın bir uzantısı olmak için değil; kadına, topluma ve doğaya dayalı bir belediyecilik ve yerel yönetim anlayışı için şimdi harekete geçme zamanı diyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Oluç: İktidar, kirli ilişkilerini örtmek için vatan-millet söylemine sarılıyor

    Oluç: İktidar, kirli ilişkilerini örtmek için vatan-millet söylemine sarılıyor

    PİRHA-HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te yaptığı konuşmada mafya-siyaset ilişkisine değinerek “1996 yılındaki Susurluk kazası döneminin mafya-bürokrasi ve siyaset ilişkileri içindeki aktörlerin neredeyse tamamı bugün iktidar ittifakının ortaklarıdır” dedi.

    HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te basın toplantısı düzenleyerek güncel gelişmeleri değerlendirdi. Mafya-siyaset ilişkilerini yorumlayan Oluç’un konuşmasından satır başları şöyle:

    “Birkaç gündür bu ülke ve toplum bir videolar dizisi ile uğraşıyor. Milyonlarca insanın konusu haline gelmiş bir durum var ortada.

    Önce şunu belirteyim. Bu iktidar ne zaman kendisine yönelik bir eleştiri ortaya çıksa, kendi yanlışlarına ve eksikliklerine yönelik, yanlış politikalarına, iç ve dış, ekonomi politikalarına yönelik eleştiriler ortaya çıksa ve bu eleştiriler güçlü bir şekilde dile getirilse, hemen bir konuya sarılıyor. Darbe tehdidi.

    Yani bu iktidar kendisini ayakta tutabilmek için, bu toplumda sürekli ‘bize karşı darbe tehdidi var’ söylemini ve gerekçesini kullanıyor.”

    “KONU TÜRKİYE DEĞİL BU İKTİDARDIR”

    “Şimdi iki gündür iktidar ortaklarının şu söylemini duyuyoruz: ‘Hedef Türkiye’. Değil.  Konu Türkiye değil, konu bu iktidar, konu bu iktidar ortaklığı, bu iktidar ortaklığının yanlışları, iktidar ortaklığının görünmeyen ittifak mensuplarıdır.

    Bu iktidar Türkiye değil. Bu iktidar Türkiye’nin bir parçası. Siz kendinizi bütün Türkiye zannetmeyin. Sürekli bu ülke ve toplum büyük tehdit altındaymış korkusu yaratarak yanlışlarınızın, kirlenmişliklerinizin ve hukuksuzluklarınızın üstünü örtmeye çalışıyorsunuz. Tehdit Türkiye’ye yönelik değil, tartışılan konu Türkiye değil, iktidarın yanlış politikaları ve kendisidir.”

    “MAFYA İLE CAN CİĞER OLAN, MİTİNGLER YAPAN KİMDİ?”

    “Konuşulan konu Türkiye’de yeni de değildir. Çok eskiden beri var olan bir yapının ve konunun bir kez daha açığa çıkmasıdır. 1996 Susurluk kazası dönemini hatırlayalım. O zaman da böyle olmuştu. Bir kaza sonucunda siyaset-mafya ve bürokrasinin kirli ilişkileri, bütün hukuk dışı derin devlet adı verilen çalışmalar, failli meçhuller, cinayetler, kara para aklamaları, uyuşturucu trafiği, off-shore vurgunları, banka hortumlamaları, hepsi o zaman teker teker ortaya saçılmıştı.

    Bugün videoları yayınlayan organize suç örgütü liderinden söz ediyoruz ya, can ciğer kuzu sarmasıydı bu iktidarla. 2015’te Rize’de Tayyip Erdoğan’a destek mitingini kim yaptı? O yaptı. 2017’de referandum için ‘evet’ mitinglerini düzenleyenlerden biri kimdi? Oydu. 2018’de Cumhur İttifakı’na destek veren kimdi? Oydu. Tam sayfa gazete ilanları verdi. Hangi gazetelerde çıktı bu ilanlar? İktidarın yandaş medyasında çıktı. Peki Suriye’de ÖSO’ya, iktidarın işbirliği yaptığı cihatçı gruplara yardım tırlarıyla kim destek gönderdi? En hayırsever iş insanı ödülünü hangi gazete ve medya grubu bu kişiye verdi? Bu kişinin iftar davetlerinin baş konuğu haline getirildiği organizasyonu hangi medya kuruluşları gerçekleştirdi? Bir tanesi Milliyet gazetesidir, öbürü Akit. İkisinin de arkasındaki gruplar bellidir. Peki, ‘akan kanlarınızla duş alacağız’ lafını iktidarı desteklemek için söylerken kim sesini çıkarmıyordu? Erdoğan’ı eleştirip, çeşitli ifadelerle hedef alanları ‘bayrak direklerine asacağız’ diyen kişi kimdi? Buydu. Öyle değil mi, bütün bunları yaparken can ciğer kuzu sarması olan kişi bugün başka bir duruma geldi.”

    “TAYYİP ABİ’ SÖYLEMİ SICAK İLİŞKİLERİNİ GÖSTERİYOR”

    “‘Tayyip Abi’ diye hitap ediyor. Bu hitap şekli sıcak ilişkinin seviyesini göstermek açısından önemlidir.

    Peki olması gereken neydi? Türkiye eğer bir hukuk devleti olsaydı, Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargı olsaydı, olması gereken iki gündür iktidar ittifakının yaptığı gibi tüm bu kirli iddiaların ve ilişkilerin arkasında durmak değil, yapılması gereken bunların soruşturulmasını ve araştırılmasını sağlamak olmalıydı. Ama Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargı olmadığı için, bu konuda bir adım atılamadı.”

    “KİRLİ İLİŞKİLERİ ÖRTMEK İÇİN VATAN-MİLLET SÖYLEMİNE SARILIYOR”

    “Bu iktidar bütün bunların üzerini örtmek için iki yola başvuruyor. Birincisi, vatan-millet söylemi ve ‘hedef Türkiye’ lafının arkasına gizlenmek; ikincisi, toplumsal ve siyasal muhalefeti, demokratik siyaseti hedefe koymak.

    İktidar partisinin genel başkanının, Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı konuşmada, Rize’deki linç girişimini savunması kabul edilebilir bir şey mi? ‘Bu daha iyi günleriniz’ diyerek toplumsal ve siyasal muhalefeti linçle, şiddetle tehdit etmesi demokratik siyaset açısından kabul edilebilir bir şey mi? Yani iktidar ortakları diyorlar ki, muhalefete; ‘sizi hiçbir yerde konuşturmayacağız, çalıştırmayacağız. Bu koşullarda seçime gideceğiz.’

    Şunu açıkça söyleyelim. Toplumsal ve siyasal muhalefete yönelik şiddet ve linç girişimlerinin tamamının, bundan sonra bir kişinin bile burnunun kanamasının müsebbibi bu iktidar ortaklığıdır, bu ittifaktır, Cumhur İttifakı’dır. Çok açık bir tehdit yapılmıştır.

    Bir siyasi partinin genel başkanı, Cumhurbaşkanı sıfatıyla demokratik siyaseti, toplumsal ve siyasal muhalefeti tehdit ederek, topluma linç girişimlerinde bulunma çağrısı yapmıştır. Siyasi rekabet yerine despotik ve mafyatik yöntemlerle iktidarı sürdürme anlayışını bir kez daha dile getirmiştir.”

    “KÜRT HALKINA YÖNELİK SAVAŞLA BESLENEN ÇETELER…”

    “1996 yılındaki Susurluk kazasından bahsettim. O dönemin mafya-bürokrasi ve siyaset ilişkileri içindeki aktörlerin neredeyse tamamı bugün iktidar ittifakının ortaklarıdır.

    Yani 1000 operasyonun, beyaz torosların, 17 bin faili meçhulün planlayıcısı ve yürütücüsü olanlar, bugünkü iktidarın da ortaklarıdır aynı zamanda. İşte bu ortaya çıkmıştır. Biz bunu biliyorduk. Bunu söylüyorduk, ilk defa da söylemiyoruz. Ama bir kez daha görüldü ki, o dönemin aktörleri bugünün de aktörleridir. O dönemin genelkurmay başkanının ‘düşük yoğunluklu savaş sürdürüyoruz’ lafını hatırlatıyorum. İşte bu düşük yoğunluklu savaştan, kirli savaştan, Kürt halkına yönelik çatışma ve savaş politikalarından beslenen çeteler, mafyatik örgütler ve o ortamda büyüyen ve gelişen yapılar, bugün yine savaş ve çatışma ortamından, Suriye’den Libya’ya kadar olan savaş ve çatışma ortamından beslenerek ilişkilerini sürdürmektedirler.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP: ‘Erken seçim’ diyoruz; bu bir meydan okumadır-VİDEO

    HDP: ‘Erken seçim’ diyoruz; bu bir meydan okumadır-VİDEO

    PİRHA- 31 Mart yerel seçimlerinin ardından 24 belediyesine kayyım atanan HDP Ankara’da toplandı. HDP, “AKP-MHP ittifakına çağrımızdır, ‘Erken seçim’ diyoruz. Bu bir meydan okumadır. Hodri meydan” açıklamasını yaptı.  

    Haberin videosu

    31 Mart yerel seçimlerinin ardından 24 belediyesine kayyım atanan HDP, tüm parti kurulları ve seçilmişlerle birlikte Ankara’da toplandı.

    Toplantının yapılacağı otel çevre ve içerisinde geniş güvenlik önlemi alındı. Otel içinde üst araması yapan polis, ‘sakıncalı’ olduğu gerekçesiyle bazı kitapları içeri almadı. Girişte konuklara HDP tarafından hazırlanan ‘Türkiye’de Kayyım Rejimi, Seçme ve Seçilme Hakkı’nın Gaspı’ başlıklı kitapçık dağıtıldı.

    Toplantıya Demokratik Alevi Derneği, Pir Sulan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Bektaşi Federasyonu temsilcileri de katıldı.

    Toplantıya muhalefet partilerinden de destek geldi. Saadet Partisi Milletvekili Cihangir İslam’ın yanı sıra CHP’li Mehmet Bekaroğlu ve Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş da salonda yerini aldı.

    TOPLANTIDAN ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI

    HDP’nin, yerel seçimler sonrası arka arkaya gelen kayyım atamalarına karşı izleyeceği yol haritasını belirlemek için yaptığı toplantıdan erken seçim çağrısı çıktı. Okunan deklarasyonda tüm muhalefetten de erken seçim talebinin etrafında birleşmesi istendi.

    İçişleri Bakanlığı tarafından 19 Ağustos’ta geçici tedbir kapsamında Mardin, Van ve Diyarbakır büyükşehir belediye eş başkanlarının yerlerine kayyım atanmasıyla başlayan süreç, gözaltı ve tutuklamalarla devam ediyor.

    KAYYIM RAPORU AÇIKLANDI   

    HDP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Salim Kaplan, hazırladıkları Türkiye’de kayyım raporunu açıkladı. KHK gerekçesi ile gasp edilen belediye (6) ile birlikte kayyım atanan belediye sayısının 30 olduğunu ifade eden Kaplan, kayyım rejimi iki döneme ayırdı. Kayyım birinci dönemde HDP’nin 102 belediye kazandığına dikkat çeken Kaplan, “Bu süreçte 95 belediyeye kayyım atandı. Halkın iradesi ile seçilmiş 93 eş başkanlarını tutukladılar. 15 belediye eş başkanına ceza verdiler. Kayyım atanan muhtar sayısı ise 300. Kayyım atamalarını Kürtlere karşı yüzlerce yıldır sürdürülen inkar politikasının bir devamı olarak kodluyor, bu dönemin adını ‘Kayyım Rejimi’ olarak ifade ediyoruz. 9 kayyım atanır atanmaz görevden alındı, 55’i Cemaat yapılmamasından açığa alındı” ifadelerine yer verdi.

    13 BELEDİYE EŞ BAŞKANI TUTUKLANDI

    31 Mart yerel seçimleri ile öncelikle sandığa kolluk darbesi yapıldığını belirten Kaplan, tüm bunlara rağmen 65 belediye kazandıklarını kaydetti. Kaplan, bu süreçte kayyım saldırılarının devam ettiğini söyledi. KHK gerekçesi ile gasp edilen belediye (6) ile birlikte kayyım atanan belediye sayısının 30 olduğunu ifade eden Kaplan, “Bu 30 belediyede İki buçuk milyon yurttaşa hizmet veriyorduk. AK Parti iki buçuk milyon yurttaşın iradesine yok saymış oluyor. Şu ana kadar 13 belediye eş başkanlarımız tutuklandı. Tatvan, Muş gibi belediyelerde çoğunluk cumhur ittifakına geçsin diye 30 meclis üyesi arkadaşlarımız da görevden uzaklaştırıldı. 9 meclis üyemiz tutuklandı, gözaltına alınan meclis üye sayımız ise 44.” dedi.

    12 MADDELİK DEKLARASYON

    Toplantının finalinde HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli tarafından 12 maddelik deklarasyon açıklandı. Deklarasyonda şu ifadeler yer aldı:

    “Kayyum, ortak yaşamın dibine konulmuş dinamittir. Kayyum, Kürtlere karşı düşman hukukudur. Bizler HDP olarak Demokratik Cumhuriyet paradigmamızı savunmaya devam edeceğiz. Saray rejimi, halksız bir yönetim istemektedir. İktidarın önündeki en büyük engel HDP olduğu için hedefine bizleri almıştır.

    HDP, başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halklarının büyük acılar çekerek, ağır bedeller ödeyerek elde etmiş olduğu kazanımlardan vazgeçmeyecektir. Yerel yönetimler dahil, yaşamın bütün alanlarında kapsamlı, sistemli ve çok yönlü bir saldırıyla karşı karşıya olan HDP, hiçbir mücadele alanından çekilmeyecek, demokratik ve meşru zeminlerde mücadelesini büyük bir kararlılıkla sürdürecektir. Hedef demokratik siyaseti büyütmektir, söndürmek değil.

    Siyasetten çekilmemizi en fazla bu zorba saray zihniyeti istedi. Ve bu kazanımları korumak boynumuzun borcudur. Kayyumlar belediye binalarını ele geçirebilir ama gönülleri, zihinleri asla.”

    AKP-MHP İttifakına Çağrımızdır: 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde de görüldüğü gibi çoğunluk desteğini kaybetmiş, toplumsal meşrutiyet zeminini yitirmiş bu iktidar, kayyımlar gibi siyasi darbe yöntemleriyle halkların iradesini gasp ederek, hukuk dışı ve gayri meşru yollarla toplumu daha fazla yönetemez. Türkiye halklarının AKP-MHP sultasından kurtulması için ‘erken seçim’ diyoruz. Bu bir meydan okuma çağrısıdır. Buradan hodri meydan diyoruz! Bütün muhalefeti bu erken seçim talebinin etrafında birleşmeye ve harekete geçmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Konak: 24 Haziran’daki sonuç baş eğmediklerimize dert olacak-VİDEO

    Konak: 24 Haziran’daki sonuç baş eğmediklerimize dert olacak-VİDEO

    PİRHA- 24 Haziran erken seçimlerine ilişkin konuşan HDP Elazığ Milletvekili Cevdet Konak, “Türkiye halkları AKP iktidarını sandığa gömecek” dedi. Konak, Doğu Perinçek’in Şeyh Sait ve Seyit Rıza heykeline yıkacağına ilişkin sözlerine de, “Dersim’de herkes bir Seyit Rıza’dır. Elazığ’da da eşitlik, demokrasi mücadelesi veren herkes bir Şeyh Sait’tir. 24 Haziran’da alacağımız sonuç ulusalcı, ırkçı kesimlere de bir Seyit Rıza’nın da dediği gibi dert olacaktır” diye cevap verdi. 

    HDP Elazığ 1. Sıra Milletvekili adayı Cevdet Konak, 24 Haziran seçimlerinin Türkiye halkların açısından bir kırılma noktası olacağını ifade etti.

    Konak, “16 yıldır ülkeyi ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel krizlerle yönetmeye çalışan saray rejimi açısından da bir kırılma dönümü olacak. Bu ülkede halkları birbirine düşman edene karşı Türkiye halkları bir halk ittifakı ile AKP iktidarını sandıklara gömecek” ifadelerini kullandı.

    HDP’nin millet ittifakının dışında da bir güç olarak durduğunu söyleyen Konak, halkın çalışmaları  birlikte tüm hızıyla devam ettirdiklerini belirtti.

    Temel amaçlarının halkların kendi eşitlik ve özgürlüklerini yaşaması olduğunu dile getiren Konak, 7 Haziran seçimlerinden bugüne yaşananların Türkiye haklarını nasıl etkilediğini anlattı.

    2 yıldır süren OHAL ile kendisine muhalif olan tüm kesimlerin mağdur edildiğinin altını çizen Konak, “Aslında AKP iktidarı erken seçim kararını aldığı zaman yine kendisine muhalefet olan ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ diyen HDP’dir. AKP’liler bıçak sırtında olduklarını belirterek, HDP meclise girer ise biz tek başımıza iktidar olamayız ifadelerini sarf ettiler. Bütün diktatörlerinin sonu bütün ülkelerde böyle yaşanmıştır ve çökmüştür. Türkiye halkları AKP iktidarını sandığa gömecek” dedi.

    “HALKLAR BOYUN EĞMEYECEK”

    Doğu Perinçek’in Şeyh Sait ve Seyit Rıza heykelini yıkacağına ilişkin açıklamasına da değinen Konak, “Dersim’de herkes bir Seyit Rıza’dır. Elazığ’da da eşitlik, demokrasi mücadelesi veren herkes de bir Şeyh Sait’tir. Bu coğrafya Şeyh Sait ve Seyit Rıza torunlarıdır. Halklar asla boyun eğmeyeceklerdir. 24 Haziran’da alacağımız sonuç ulusalcı, ırkçı kesimlere de, Seyit Rıza’nın da dediği gibi dert olacaktır” ifadelerini kullandı.

    “24 HAZİRAN’DAN 8 TEMMUZ’A  SARAY REJİMİNE FIRSAT VERMEYECEĞİZ”

    Konak sözlerine şöyle devam etti:

    “HDP’nin meclise girmesiyle birlikte parlamentoda çoğunluğu sağlamasıyla birlikte Türkiye halklarına bir nefes aldıracaktır. Yine AKP- MHP faşizmi o parlamentoda olacaktır. 24 Haziran’da alacağımız bu sonuç başkanlık sistemine ve saray diktatörlüğüne karşı olan toplumun tüm dinamiklerini de güçlü bir moral ve motivasyonla 8 Temmuz’daki sonuçlara götürecektir. 8 Temmuz’da da çok olumlu ve pozitif sonuçların alınacağını ve saray rejimine fırsat verilmeyeceğini düşünüyoruz.”

    ELAZIĞ/PİRHA

  • Avrupa’da Aleviler seçimleri değerlendirdi: Bu bir varoluş ve yok oluş mücadelesidir-VİDEO

    Avrupa’da Aleviler seçimleri değerlendirdi: Bu bir varoluş ve yok oluş mücadelesidir-VİDEO

    PİRHA- Yurtdışında oy verme işlemi öncesi PİRHA’ya değerlendirmede bulunan Aleviler, seçimde herkesin var gücüyle çalışması gerektiğini belirterek, “Çünkü karşımızda iktidarını pekiştirmek için herkesi susturmaya çalışan bir güç var. Aleviler üzerinde büyük bir oyun oynanıyor. Bu bir varoluş yok oluş meselesidir” dedi.

    Almanya’da 7 Haziran’dan itibaren oy kullanma işlemi başlıyor. Birlikte yapılacak milletvekili genel seçimi ve cumhurbaşkanı seçimi için yurt dışında oy kullanma süresi ise 19 Haziran Cuma günü sona erecek.

    Oy kullanma süresi yaklaşırken PİRHA mikrofonlarını Alevilere uzatarak yapılacak seçimler ile ilgili düşüncelerini sorduk.

    Fransa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA-Fransa) Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Demirdere, yapılacak seçimlerin Aleviler için çok önemli olduğunu düşünüyor. “Alevilerin bu seçimde sandık başına giderek hak ve hakikatten yana tavır koyacaklarına inanıyoruz” diyor. İktidarın tüm gücüyle seçim çalışmalarını yürüttüğünü hatırlatan Demirdere, “Daha çok çaba harcamamız gerekiyor. Çünkü karşımızda iktidarını pekiştirmek için herkesi susturmaya çalışan bir güç var. Aleviler üzerinde büyük bir oyun oynanıyor. Bu bir varoluş yok oluş meselesidir” şeklinde konuşuyor ve ekliyor: “Herkesin yoğun bir şekilde seçim çalışmalarına katılmalarını bekliyoruz.”

    “KADIN İRADESİNİ YOK SAYAN BİR İKTİDARA ALEVİ KADINLAR CEVAP VERMELİ”

    FEDA-Fransa Eşsözcüsü Hüsniye Küçükkeleş ise Alevilikte kadının önemine değinerek şunları belirtiyor:

    “Alevilikte yol kadında yürür, inanç kadında yürür. Bugün ülkemizde kadını yok sayan, iradesini görmeyen, kadını sadece bir alet olarak kullanan bu iktidara Alevi kadınının bir cevap vermesi gerektiğini düşünüyorum. Biz de kadınlar güneşten önce uyanır ve güneşi doğururlar.

    ‘Kadın sokağa çıkmaz, gülmez’ diyen bu faşist iktidara karşı, Alevi kadınları mutlaka bu seçimde sandığa gitmeli, herkesi sandığa götürmek için çalışmalı. İktidara Alevice bir tokat vurmalı bence.”

    Bir Sivaslı olarak CHP’nin de içinde bulunduğu ittifakı eleştiren Küçükkeleş, “Yıllarca katledilen Aleviler kendilerine sormalı. Sivas’ta canlarımızı canlı canlı yakan insanlara oy vermemeli. Aleviler, insan hakları savunucularına versinler oylarını” diyor.

    “EMEĞİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    FEDA-Hamburg Eşbaşkanı Şerife Köylüce de kadınların seçimlerde aktif bir şekilde çalışmasını öneriyor.

    Biz kadınlara çok iş düşüyor. Kadınların daha çok aktif olması gerekiyor. Emeğimize sahip çıkmalıyız. AKP’nin politikasında kadın yer almıyor, söz hakkı yok. Buna ne yazıkki kadınlar da destek veriyor. Kadının güçlenmediği , bilinçlenmediği örgütlenmediği bir yerde daha çok devam edecektir. Çocuklarımızın geleceği için, kadınların güçlenmesi ve birarada olması gerekiyor.

    Bize dokunmayan yılan bin yaşasın deniliyor. O yılan besleniyor ve bir gün gelip o zehrini bize akıtıyor. Kapımızın önünde ve biz göremiyoruz.

    “MARAŞ’TA YOK ETME POLİTİKALARINA KARŞI, HDP’YE SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Ezilen halklar açısında önemli bir süreç geçirdiklerine vurgu yapan FEDA-Freiburg Yönetim Kurulu Üyesi Turaç Samer , “Bu seçim ezilenler ya kendine bir umut edinecekler, ya da bu çevreler tamamen tasfiye ile karşı karşıya kalacaklar. Alevi coğrafyası olan Dersim ve Maraş üzerinde hem seçim çalışmaları üzerinden, hem de diğer argümanlarla seçimlere gölge düşürülmek isteniyor” diye belirtiyor. Bir Maraşlı olarak özellikle Maraşlılara seslendiğini söyleyen Samer, “Maraş bu seçimde kendisi ile yüzleşmeli. Maraş’ta Kürt Alevi coğrafyasında yapılan beyaz katliam ve benzeri  yok etme politikalarına karşı, Maraşlı Aleviler, Kürtler HDP’ye sahip çıkmalı” diyor.

    Bölgede CHP’ye oy verenlere de seslenen Samer şunları belirtiyor:

    “Maraş’ta CHP Alevi adaylar göstererek kendilerine oy istiyor. ‘Nasıl olsa HDP baraj altında kalacak’ propagandası yapılıyor. ‘HDP’nin baraj sorunu yok’ gibi bir şey düşünmüyoruz. Oylarımızı HDP’ye vereceğiz. Buradan herkes ailesini tanıdıklarını akrabalarını arayarak bilgi vermeli.”

    Elif SONZAMANCI/LEVERKUSEN

  • ÇEDF Başkanı Ali Turan: Kürtler mecliste olmalı-VİDEO

    ÇEDF Başkanı Ali Turan: Kürtler mecliste olmalı-VİDEO

    PİRHA- Çağdaş Erzurum Dernekler Federasyonu (ÇEDF) Başkanı Ali Turan, 24 Haziran seçimlerine ilişkin, “Demokratik bir ülkede yaşamak istiyorsak, tekçi yapıya direnebiliyorsak bunun tek yolu HDP’nin barajı geçmesidir” dedi.

    24 Haziran’da yapılacak olan genel ve cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin Çağdaş Erzurum Dernekler Federasyonu (ÇEDF) Başkanı Ali Turan PİRHA’ya konuştu.

    Turan, bunun baskın bir seçim olduğunu söyleyerek,”Ama bütün bunlara rağmen Türkiye’nin daha demokratik bir yönetime geçmesi için bir fırsat olmasını temenni ediyorum” dedi.

    Şu an yarışın eşit gitmediğini ifade eden Turan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sonuçta beş aday var ve adaylardan birisi ne yazık ki içeride. YSK’nın seçime girebilir dediği halde, madem seçime girebiliyorsa çıkıp rahat bir şekilde propagandasını da yapması gerekiyor. Adaylardan birisi devletin tüm olanaklarını kullanıyorken, bizim paramızla televizyonlarını, uçaklarını ve devletin her şeyini kullanabiliyorken bir diğer aday içeride, hiçbir şekilde kendi seçmenine bir mesaj bile veremiyor. Böyle bir ortamda seçime gidiyoruz. Türkiye kamuoyu ve Türk halkının şu mağduriyetleri görüyor olması lazım. Bunun bile seçim kaybetmesi için yeterli bir sebep olması gerekiyor. Bu kadar adaletsizliği olduğu bir yerde insanlar kendi vicdanlarıyla ve görüşleri ile bir tercih yapmalı, umarım bu tercihi yapar ve görür.”

    “DEMOKRASİ İÇİN HDP BARAJI AŞMALI”

    Seçimlerin kilit noktasının HDP olduğunun altını çizen Turan şöyle devam etti:

    “Demokratik bir ülkede yaşamak istiyorsak, tekçi yapıya direnebiliyorsak bunun tek yolu HDP’nin barajı aşması gerekir. Ben HDP’de bu algıyı görüyorum. Batıda bu desteği alabileceğini yani 7 Haziran’daki gibi bir desteği alabileceğini görüyorum fakat Doğuda ve Güney Doğuda silahların gölgesinde, tehditlerin olduğu bir OHAL’de seçime gidiyoruz. Dolayısıyla insanların refleksleri nasıl olur çok kestirmek mümkün değil. Ama HDP barajı aşmadığı bir ortamda birlikte yaşam projesini hayata geçiremeyiz. Türkiye’nin beka sorunu var deniliyor. Bir ülkede beka sonunu varsa, önce bütünlüğü sağlamak lazım. Bütünlüğü sağlamak için de bu ülkenin en büyük sorunu olan Kürt sorunu. Kürtlerin en azından kendilerini ötekileştirilmiş, uzaklaştırılmış, kutuplaştırılmış olarak görmemesi lazım. Bugün Cumhur ittifakı karşısında ise Millet ittifakı diye iki ittifak kuruldu. Şimdi bu iki ittifakın dışlananı Kürtler gibi görünüyor. O sebeple Kürtlerin mecliste olması önemli.”

    “MUHALETİN TAVRI ÖNEMLİ”

    Turan, muhalefet partilerinin tavrını ise şöyle değerlendirdi:

    “Partiler kendilerine göre karar verebilirler ama bizim değerlendirmemiz şu: CHP bu süreci demokratik bir şekilde güzel yönetti. CHP’nin seçmeninde ciddi bir bölümünde şöyle bir duyarlılık var: Eskiden MHP’yi meclise taşıma konusunda bir şeyler yaptılar, 7 Haziran’da HDP’ye bu gerçeği görerek destek oldular. Bu seçimde de buna benzer işlerin olacağını görüyorum. Batıda gerekli desteği alacak, doğu ve güneydoğudan da gerekli desteği alırsa HDP’nin barajı aşabileceğini görüyorum. Hatta Selahattin Demirtaş’ın eskiden aldığından daha fazla oy alabileceğini görüyorum. (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD’den Arif Arslan: Nefes almamızdan rahatsız oluyorlar; birlik olalım-VİDEO

    PSAKD’den Arif Arslan: Nefes almamızdan rahatsız oluyorlar; birlik olalım-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Mamak Şubesi’nin eski yönetim kurulu üyesi Arif Arslan, 24 Haziran baskın erken seçimle ilgili düşüncesini PİRHA’ya anlattı. Arslan, “Biz Aleviler bir araya gelip hiç de bir, iri, diri olamıyoruz” dedi.    

    24 Haziran seçimleriyle ilgili PİRHA’ya konuşan PSAKD Mamak Şube eski yönetim kurulu üyesi Arif Arslan, tüm ezilen insanlar olarak, emekçiler olarak kendi içimizde birlik ve bütünlüğü sağlayarak karşımızdaki bu güçlere karşı bir nitelik sağlamak mecburiyetindeyiz” ifadelerini kullandı.

    EZİLENLERE BİRLİK ÇAĞRISI     

    Arslan, “Karşımızda emperyal bir güç var. Tüm ezilen insanlar olarak emekçiler olarak kendi içimizde birlik ve bütünlüğü sağlayarak karşımızdaki bu güçlere karşı bir nitelik sağlamak mecburiyetindeyiz. Bu insanlar bizim gerçekten de rahat nefes almamızdan dahi rahatsız oluyorlar. Biz bu insanlara karşı direnme gücümüzü güçlendireceğimize biz bu örgütler içerisinde adeta kendi kendimizle uğraşıyoruz” diyerek birlik çağrısında bulundu.

    “MÜCADELE EDECEĞİMİZ EMPERYALİST BİR GÜÇ VAR” 

    Arslan, “Bir takım anti-demokratik uygulamalar oluyor. Bu uygulamalara ben şiddetle karşı çıkıyorum. Bazı insanlarımız iri olalım, diri olalım, bir olalım diyorlar. Ama olunmuyor. Benim izlenimlerim hiç de bir, hiçte iri, hiçte diri, olamıyoruz. Bu örgütler içerisinde sürekli birbirini ötelemeleri ve itelemeleri görüyorum. Bizim mücadele edeceğimiz emperyalist bir güç var. Biz bunlarla mücadele edelim. Bir olmayı, iri olmayı, diri olmayı önce kendi aramızda sağlayalım diyorum” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • CHP Ankara İl Yöneticisi Yıldırım: OHAL şartları altındaki seçim meşru değil-VİDEO

    CHP Ankara İl Yöneticisi Yıldırım: OHAL şartları altındaki seçim meşru değil-VİDEO

    PİRHA- 24 Haziran erken seçimi değerlendiren CHP Ankara İl Yöneticisi Fahri Yıldırım, “Bu seçim Türkiye’nin önünü açacak demokrasiyi getirecek bir seçim değil, demokrasiyi askıya alacak, insan hakları ihlallerini daha da ağırlaştıracak, özgürlükleri yok edeceğine inanıyor ve bu seçimi doğru bulmuyoruz” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi CHP Ankara İl Yöneticisi Fahri Yıldırım, 24 Haziran erken seçime ilişkin PİRHA’ya konuştu. 

    Yıldırım, “Cumhurbaşkanı’nın bir yıla yakın her türlü basın açıklamasında, meydanlarda il ve ilçe kongrelerinde seçimin zamanında yapılacağını ilan ederken bir ülkenin cumhurbaşkanı olarak yurttaşına verdiği sözünün arkasında durması gerekirken, gelişen şartlardan ve antidemokratik bir seçim hukuku üzerinden alt yapısı ve anayasada yeri belli olmayan bir başkanlık sisteminin üzerinden erken seçim kararı almasını doğru bulmuyorum” dedi. 

    Yıldırım, bu ülkenin demokratlarının, solcularının ve aydınlarının seçim sürecinde ve bundan sonraki süreçte de yan yana gelerek OHAL’e karşı çıkıp bu seçimi protesto etmeleri gerekirken zorunluluktan dolayı seçime katılacaklarını söyledi.

    “BU SEÇİM DEMOKRASİYİ GETİRMEZ”

    Seçimin sonucu ne olursa olsun bu seçimin meşru olmadığına inanan Yıldırım sözlerini şöyle sürdürdü:

    “OHAL’in uygulandığı bu ülkede demokrasinin askıya alındığı, insanların cezaevlerine tıkıldığı ve birçok siyasinin siyaset yapma hakkının elinden alındığı bu süreçte seçime gidilmesi ülkenin demokrasisine yakışmayacak, Türkiye’nin uluslararası alanda itibarını bitirecek, uluslararası itibarının bitmesine rağmen seçimin de meşru olarak ilan edilmesine karşı çıkacak bir süreç yaşıyoruz.

    O yüzden bütün ülkenin bileşenleri sol, sosyal demokrat, aydın ve bu ülkede yaşayan eşit yurttaşlık kimliğine, insan gibi yaşama hakkına sahip çıkmak isteyen herkesin, bir yerde birleşerek AKP iktidarına karşı geniş cephenin bir neferi olmalıdır. Ve bütün solcuları, aydınları, demokratları eşit yurttaşlık kimliği altında barışa kardeşliğe sahip çıkmalarını istiyorum. Ve bu süreç içinde mutlak ve mutlak AKP’nin OHAL şartları altındaki seçimin meşru olmadığını haykırmalarını ve bu sürecin peşini bırakmamalarını diliyorum. Seçimi doğru bulmuyorum. Bu erken seçim değil baskın seçimdir. Demokratik olmayan kurallar içerisinde yapılan bir seçimdir. Bu seçim Türkiye’nin önünü açacak demokrasiyi getirecek bir seçim değil, demokrasiyi askıya alacak, insan hakları ihlallerini daha da ağırlaştıracak, özgürlükleri yok edeceğine inanıyorum ve seçimi doğru bulmuyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Sosyalist Emekçiler Partisi Genel Başkanı: Sesimizi her yerde yükseltmeliyiz- VİDEO

    Sosyalist Emekçiler Partisi Genel Başkanı: Sesimizi her yerde yükseltmeliyiz- VİDEO

    PİRHA- SEP Genel Başkanı Güneş Gümüş erken ve baskın 24 Haziran seçimine ilişkin PİRHA’ya konuştu. Gümüş, “Birleşmek ve örgütlü bir mücadeleyi büyütmeye istekli ve inançlı olmak zorundayız. Her yerde sesimizi yükseltmek, mücadelenin parçası olmak gerekiyor” dedi. 

    Sosyalist Emekçiler Partisi (SEP) Genel Başkanı Güneş Gümüş, 24 Haziran erken seçimine ilişkin PİRHA’ya konuştu. OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile ihraç edilen bir akademisyen olan Gümüş, bu erken seçim kararı ile aslında tek adam rejimini kalıcılaştırmak istediklerini söyledi.

    Bunu da bir ekonomik kriz ortaya çıkmadan, muhalefet kendini toparlayamadan gerçekleştirmeyi planladıkları erken seçim tarihi belirlediklerini ifade eden Gümüş, “Bir kere buna karşı mücadeleyi yükseltmek lazım. Seçimde toplum oldukça politikleşti. Sorun geniş bir kitleye ulaştığı için burada politikayı yükseltmek gerekiyor. Emekçi temelli bir söylem yükseltmek gerekiyor. Biz sosyalistlerin bir ortak adayla seçime katılması gerektiğini düşünüyorduk. Bu konuda çalışmalardan çok istenilen sonuç alınamadı. Ve dolaysıyla tabii koşullar değişmez ise Selahattin Demirtaş en azından emekçi vurgusu ile bir söylem geliştirecek isim olarak öne çıkıyor bizim açımızdan” ifadelerini kullandı.

    Gümüş, yine de sosyalistlerin kendi kimliği ile ayrı bir siyasi hattı ortaya çıkarması gerektiğini düşündüklerini söyledi.

    “ÇOK ADALETSİZ BİR SEÇİME GİDİYORUZ”

    Gümüş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’nin gerçekliği olarak emekçilere hitap eden, ezilenlerin, Kürtlerin yanında tavır alma konusunda emekçileri kazanan söyleme ihtiyaç var ülkede. Çok adaletsiz, neredeyse sopa altında bir seçime gidiyoruz. OHAL koşullarında seçim yapılıyor. Her türlü manevrayla seçime katılmalar engelleniyor. 5 günde 100 bin imza toplanması isteniyor her türlü engelleme var.

    Dolayısıyla sonuçların değişmemesi üzerine bir baskı da var. Tabii ki bunun içinde mücadele yürütmek gerekiyor. Sonuçlara müdahale etmek, sosyalist söylemlerle kazanmak için mücadele etmek gerekiyor ama şunu unutmamalı:

    • Bu tarz iktidarlar seçimlerle gitmeyeceği, dolayısıyla seçim bitiğinde de mücadele bitmeyecek. Umutsuzluğa kapılmamak gerekiyor. Bu mücadeleyi an be an örmek ve mücadele ettiğimiz sürece bizim üzerimizdeki baskıları artıramayacaklarını istedikleri gibi bir toplum mülkiyeti kuramayacaklarını bilmek gerekiyor.
    • Onun için birleşmek ve örgütlü bir mücadeleyi büyütmeye istekli ve inançlı olmak zorundayız. Her yerde sesimizi yükseltmek bize giydirilmeye çalışılan deli gömleğini kabul etmiyoruz diye alanlarda olmak, mücadelenin parçası olmak gerekiyor.
    • İşte gördük kadınlar tecavüzden çekiyorlar, metal işçileri mücadeleyi, grevleri yasaklansa bile haklarını vermek zorunda kalıyorlar. Yani mücadele edenlerin önünde hiçbir güç duramaz  ve bu mücadele olmadan da bir geleceğimizin olmayacağını da bilmek gerekiyor.
    • Biz buradayız, milyonlarız, geleceğimizi size terk etmeyeceğiz söylemi ile geleceğe hazırlanmak gerekiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Maçoğlu: Toplumun temel ihtiyaçları üzerinden politika geliştirilmeli-VİDEO

    Maçoğlu: Toplumun temel ihtiyaçları üzerinden politika geliştirilmeli-VİDEO

    PİRHA – Dersim Ovacık Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu, OHAL koşullarında yapılacak olan 24 Haziran baskın seçimini Pir Haber Ajansı’na değerlendirdi. Maçoğlu, “Her şeyden önce eşit bir siyaset, eşit bir propaganda, eşit bir faaliyet yürütme ihtimali ortadan kalkıyor” dedi. 

    Dersim Ovacık Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu, OHAL koşullarında yapılacak olan erken ve baskın seçimi PİRHA’ya değerlendirdi.

    Yaşanan ekonomik sıkıntıdan iktidarın rahatsız olduğunu ve gündemi değiştirip kendini garanti altına almak için erken seçime gittiğini belirten Maçoğlu, “Yoksullar bu ülkede birçok şeyin farkına varmaya başladılar. Doğru bir karşı duruş örgütlenirse gerçekten de bu süreci sahiplenileceğini düşünüyorum” dedi.

    “DEVRİMCİ KURUMLAR, PARTİLER SEÇİMİ LEHİNE ÇEVİREBİLİRLER”

    Siyasi alanda politika yürütenlerin seçim bittikten hemen sonra seçime hazırlanmasının gerektiğini dile getiren Maçoğlu, “Bütün devrimci kurumların, bütün siyasi partilerin buna hazırlıklı olduğunu düşünüyorum. Aksi takdirde ileriyi görememe, geleceği örgütleyememe gibi zaafiyete düşerler ki bu doğru olmayacak. Bunlar kendilerini kurtarma adına böyle bir şey yürüttü ama burada rol hepimize, kurumlara, partilere düşüyor. Bunu iyi örgütlerlerse kendi lehine çevirebilirler” ifadelerini kullandı.

    “2015 HAZİRAN’DAKİ SİNERJİNİN OLUŞABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”

    “Her şeyden önce eşit bir siyaset, eşit bir propaganda, eşit bir faaliyet yürütme ihtimali kalkıyor ortadan. Toplum bunun farkında. Özellikle HDP’yle ilgili olabilecek sorunlar, olabilecek sıkıntılara şöyle cevap verebilirim; Türkiye’deki devrimciler, aydınlar, vicdanlılar, ilericiler, yurtseverler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler yani burada öteki olarak görülen bütün alternatif bütün muhalif olup da alternatif siyaset üretmek isteyenlerin buluşacağı alan artık bu süreçte. Çünkü iki bloklaşma söz konusu oldu. Bir; CHP öncülüğünde İyi Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti, diğer tarafta Büyük Birlik Partisi, MHP ve AKP öncülüğünde bir durum var” diye konuşan Maçoğlu şöyle devam etti:

    “Hesaba koymadıkları bir durum söz konusu. Türkiye’de sessiz çoğunluğun temsiliyetini kuşanan yoksullar var, devrimciler var, demokratik kitle örgütleri var, sendikalar, HDP, DBP, Haziran Hareketi, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Emeğin Partisi, TİP ve birçok devrimci kurum var. Bunların bir araya geldiğinde de hiç de azımsanamayacak bir gücü ortaya çıkaracağını düşünüyorum. Eğer önümüzdeki günlerde bu sinerji yaratılırsa, 15-20 gün beklememiz lazım galiba. 2015 Haziran’da yayılan bu sinerjinin burada da olacağını düşünüyorum.”

    TOPLUMUN TEMEL İHTİYAÇLARINA YÖNELİK POLİTİKA…

    Birey üzerine şekillendirilmiş bir siyasetin yürütüldüğünü ifade eden Maçoğlu, “Daha çok Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan üzerine bir siyaset ya da AKP karşıtlığı üzerine bir siyaset yapılıyor. Bu şekliyle mücadeleden ve alternatif çalışmadan çok toplumun temel ihtiyaçlarını belirlemek ve bu temel ihtiyaçlar üzerinden politika geliştirmenin doğru olduğunu düşünüyorum. Bu süreçte biz böyle düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

    Ovacık’ın vicdanı net diyen Maçoğlu, şunları kaydetti:

    “Ovacık’ta birinci partinin yine demokrasi güçlerinin olacağını düşünüyorum. CHP, AKP ve HDP ittifakının geliştiği alanları tartışabiliriz; bu süreçte AKP’nin Dersim’de çok fazla beklentisi olacağını düşünmüyorum. Bir beklentisi olsa bile bu beklentinin karşılanacağını düşünmüyorum. Ne zaman devreye girebilir AKP? HDP’nin barajı aşmaması durumunda, CHP’nin düşük oy alması durumunda belki bu risk olabilir ya da böyle bir durumun öne çıkma ihtimali olabilir. HDP’nin barajı aştığı süre içerisinde ben demokrasi kuvvetlerinin burada, tüm ilde alacağını düşünüyorum. Belki Cumhuriyet Halk Partisi küçük bir farkla ikinci milletvekilini çıkarma ihtimali olabilir. Şunu bilmeliyiz; Dersim kime nasıl oy veriyorsa bilinçli veriyordur. Bizim yaratmamız gereken sinerji, halkın talepleri doğrultusundaki adayların konulmasıdır.”

    “TOPLUM VİCDANINA DANIŞARAK OY ATACAKTIR”

    Geçmiş dönemlerde AKP’nin seçim süreçlerinde bazı illeri çok önemsemediğine dikkat çeken Komünist Başkan Maçoğlu, “Dersim de bu illerden biriydi. Mevcut yüzde elli artı bir meselesi üzerinde her bir oyun peşine düşecek gibi geliyor bana. Fakat geçen dönem 6 bin 500 oy aldıysa şimdi 7 bin olur. Dersim’de olağanüstü bir tartışma, baskı görülebilir. Ama esasen toplum sandığa gittiğinde Türkiye’nin birçok yerinde de aslında vicdanına danışarak oy atacağını düşünüyorum. Yani halk bugünden kime oy vereceğini biliyor diye düşünüyorum” diye konuştu.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN-İsmet SEFER / DERSİM

  • Gürsoy: Bu bir ölüm kalım seçimi; sandığa sahip çıkmak zorundayız-VİDEO

    Gürsoy: Bu bir ölüm kalım seçimi; sandığa sahip çıkmak zorundayız-VİDEO

    PİRHA-Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu önceki dönem başkanı Ayten Gürsoy, yaklaşan seçimlerin ölüm kalım seçimi olduğunu ifade ederek, herkesin sandığa sahip çıkmak zorunda olduğunu vurguladı. 

    Cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin seçileceği 24 Haziran erken seçimine iki aydan az bir zaman kaldı. Seçime OHAL koşullarında gidiliyor olmasına da tepkiler gelmeye devam ediyor. Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu önceki dönem başkanı Ayten Gürsoy da OHAL koşullarında seçimin yapılmasına tepki gösterenlerden.

    “GÖRDÜK Kİ OYLARIMIZA SAHİP ÇIKILMIYOR”

    Öncelikle seçimin erken olduğu gibi baskın olduğunu da söyleyen Gürsoy, herkesin demokratik kitle örgütlerinde örgütlü olmak zorunda olduğunu belirtti. Oylara sahip çıkmak gerektiğini ifade eden Gürsoy, “Gördük ki oylarımıza sahip çıkılmıyor, gördük ki sandığa sahip çıkılmıyor” dedi.

    “BÖLÜNÜNCE YOK OLUYORUZ”

    İktidarın muhalif kesimlere yönelik uyguladığı baskılara değinen Gürsoy, “70 bin öğrenci şu an hapishanelerde, gazeteciler, avukatlar. Bu insanların sorumluluğunu da hepimiz taşıyoruz.” ifadelerini kullandı. Seçimlerin kendine göre ölüm kalım seçimi olduğunu kaydeden Gürsoy, “Bir oyun olabilir ama biz bu oyunu bozarız. Biz sokaklara da ineriz, biz bu işi canımızı dişimize takarak da mücadelesini veririz. Evde kalanı da silahla öldürüyorlar, sokakta olanı da bombayla öldürüyorlar. Evde kalmak kurtuluş değil. Onun için herkes sokakta olmak zorunda. Herkes sandığına sahip çıkmak zorunda ve örgütlenmek zorundayız. Çünkü bölününce yok oluyoruz” şeklinde konuştu. (HABER MERKEZİ)

     

  • PSAKD üyeleri Bozyurt ve Karabulut’tan, 24 Haziran seçiminde birlik çağrısı-VİDEO

    PSAKD üyeleri Bozyurt ve Karabulut’tan, 24 Haziran seçiminde birlik çağrısı-VİDEO

    PİRHA – 24 Haziran günü gerçekleşecek erken seçimle ilgili Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) üyeleri Şadiye Şaroğlu Bozyurt ve Mustafa Karabulut düşüncelerini PİRHA’ya anlattı. Bozyurt ve Karabulut, “Yapılacak erken seçimde birlikte hareket edip, demokrasi bayramı yaşayalım” mesajı verdiler. 

    PSAKD üyeleri Şadiye Şaroğlu Bozyurt ve Mustafa Karabulut, 24 Haziran erken seçim kararına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Hiç kimsenin beklemediği bir şekilde bir erken seçim kararı verildiğini dile getiren Şadiye Şaroğlu Bozyurt, “Çok zor bir süreç; bu süreç içinde birlik beraberlik içerisinde birleşip hep birlikte hareket etmemiz lazım. Sosyal demokratların hayır bloku içerisinde olan arkadaşlarımıza çok iş düşüyor” ifadelerini kullandı.

    Özellikle sandıklara çok iyi sahip çıkılması gerektiğine vurgu yapan Bozyurt, “Lütfen tatillere gitmeyelim, tatillerimizi erteleyelim, birlik beraberlik içeresinde mücadelemize devam edelim” diyerek seçmenlere çağrıda bulundu.

    “HAZİRAN’DA ÇOK GÜZEL BİR DEMOKRASİ BAYRAMI YAŞAYALIM”

    “Biz Alevi toplumu olarak insan haklarından yana, hep insanı ön planda tutan, insanların rahat, mutlu olmasını, insanların bir arada yaşamasını arzu ediyoruz” diye konuşan Mustafa Karabulut ise şunları kaydetti:

    “O yüzden bu 24 Haziran seçimlerinde erken baskın adını ne koyarsak koyalım yine biz demokrasiden ve ulusun egemenliğinden yana ve cumhuriyeti koruyan kollayan ve bu zamana kadar gelmesini sağlayan bir toplum olarak gereken noktada nerede olacağımızı hepimizin bildiğini düşünüyorum. Ekstra benim bir kelime söylememe gerek yok.”

    Karabulut, “Biz hep demokrasiden yana olduk. Bize yakışmayacak bir şekilde, sen ben ayrımı yapmayacak bir şekilde cemal cemale, yüz yüze yine büyük başarılar elde edecek ve insanları seveceğiz ki 24 Haziranda, daha güzel bir demokrasi bayramı yaşayalım” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Altun: Erken seçim kararı; iktidarın kaybetme korkusunun açığa çıkmasıdır-VİDEO

    Altun: Erken seçim kararı; iktidarın kaybetme korkusunun açığa çıkmasıdır-VİDEO

    PİRHA – 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak erken seçime ilişkin Demokratik Alevi Derneği Mamak Şube Ana Fatma Cem Evi Eş Başkanı Hasan Altun düşüncelerini PİRHA’ya anlattı. Altun, “Erken seçim kararı iktidarın kaybetme korkusunun açığa çıkması ve ekonomik krizin yansımasıdır” ifadelerini kullandı.

    Demokratik Alevi Derneği Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun, erken seçim ve bu seçimde Alevilerin tavrının nasıl olması gerektiğine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “VAR OLAN GÜCÜMÜZÜ AÇIĞA ÇIKARALIM”

    “Erken seçim kararı iktidarın kaybetme korkusunun açığa çıkması ve ekonomik krizin yansımasıdır” diye konuşan Altun, “İktidar tüm gücünü OHAL’den alarak seçimi bir sıfır başlatmış olsa da biz Aleviler, sol, sosyalistler olarak bu maçı lehimize dönüştürebiliriz. Bunu lehimize dönüştürme gücümüz vardır. Yeter ki var olan gücümüzü açığa çıkaralım” ifadelerini kullandı.

    Altun, ülkede yaşanan olumsuzlukları şöyle sıraladı ve bu olumsuzluklarla birlikte Aleviler, sol sosyalistler açısından objektif şartların oluşturtuğunu aktardı:

    “*KHK ile işten ayılan 130 bin kamu emekçisi

    *Üniversitelerden atılan akademisyenler

    *Kadro verilmeyen taşeron işçiler,

    *Kadına yönelik şiddet ve cinayetler.

    *Çocuklara yönelik taciz ve tecavüzler,

    *Özelleştirilmeyle yüz binlerce işçinin mağduriyeti,

    *Şeker fabrikalarının üzerinde tarıma vurulan darbe,

    *Tarım ve hayvancılığın dışa bağımlı hale getirilmesi,

    *Emeklilerin dolar ve Euro karşısında alım gücünün erimesi,

    *Basın üzerindeki baskılar,

    *Yüzlerce gazetecinin tutuklanması,

    *Türkiye’nin 3. büyük siyasi partisinin eş başkanlarının ve milletvekilerinin düşürülerek cezaevlerine konması,

    *Anayasa mahkemesinin toplantı yürüyüş ve basın açıklamasının anayasal bir hak olmasına rağmen valiliklerin keyfi tutumlarıyla yasaklanması gibi bu ve buna benzer onlarca neden sayabiliriz.”

    “ÇALIŞACAĞIZ VE KAZANACAĞIZ”

    Altun, “Önemli olan bunun farkındalığından hareketle ülkedeki tüm toplumsal kesimlerle bir araya gelerek çalıştığımızda bu maçı lehimize çevireceğimiz açıktır. Bunun için çalışmak, çalışmak, çalışmak. Çalışacağız ve kazanacağız” diyerek sözlerini tamamladı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Hüsniye Kat: Artık yeter, herkesin birlikte hareket etmesi gerekiyor-VİDEO

    Hüsniye Kat: Artık yeter, herkesin birlikte hareket etmesi gerekiyor-VİDEO

    PİRHA – Seçim sürecine ilişkin PİRHA’ya konuşan DAD Ana Fatma Cemevi üyesi Hüsniye Kat, “Artık yeter Alevilerin, Kürtlerin, sol sosyalistlerin, bütün halkların kadınların, öğrencilerin, işçilerin, herkesin birleşmesi birlikte hareket etmesi gerekir” dedi.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ana Fatma Cemevi üyesi Hüsniye Kat, seçim süreci ve seçimde Alevilerin tutumuna ilişkin PİRHA’ya konuştu. Kat, “Seçim sürecine girdik. Fakat bu seçimin 1.5 yıl sonra olması gerekiyordu. Erkene alınmasındaki sebep iktidardakilerin kendi çıkarlarını düşünüp biran önce tekrar daha güçlü bir şekilde iktidarda kalmayı sürdürmek düşüncesinden kaynaklanmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “OHAL’İN KALDIRILMASI GEREKİYOR”

    “Şimdiye kadar başkanlık süreci devam ediyordu. Binlerce insan işinden atıldı, yargıda değişiklikler yapıldı, kendi kararları doğrultusunda hareket edecek yargıçlar ve hakimleri görevlendirdiler. Gazeteciler görevlerinden alındı, binlerce siyasetçi cezaevlerine dolduruldu, öğrenciler kadınlar yani toplum bir bütün olarak bir baskı bir cendereye sıkıştırılmış durumdadır” diye konuşan Kat, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu süreçte erken seçimin yapılması baskın bir seçimin yapılması halklarımızın çıkarına değildir. Çünkü seçimlerin özgür bir ortamda yapılması gerekir. Özgür bir ortamın olması için OHAL’in kaldırılması gerekir. OHAL kaldırılmadığı sürece seçimlerde her tür şaibeye rastlamak mümkündür.”

    “ARTIK YETER, HERKES BİRLEŞMELİ”

    İktidar tarafından oyların gasp edildiğini belirten Kat, ortak mücadele çağrısında bulundu:

    “Artık yeter; Alevilerin, Kürtlerin, sol sosyalistlerin bütün halkların kadınların, öğrencilerin, işçilerin, herkesin birleşmesi birlikte hareket etmesi gerekir. Muhalefetin güçlü bir karşı koyuşla bu diktatörlüğü devirebileceğine inanıyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA