PİRHA – DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, 24 Nisan 1915’te yapılan Ermeni Katliamı’nın yıldönümünde açıklama yaptı. İnsanlığa karşı işlenen suçlarla yüzleşmek gerektiğine vurgu yapılan açıklamada, “Yaşanmış olan büyük felaketi, bu insanlık trajedisini yüreğimizin derinliklerinde duyuyor, o süreçte yaşamını yitirenleri bir kez daha hüzün ve saygıyla anıyoruz” denildi.
DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, 24 Nisan 1915’te iki yüzü aşkın Ermeni aydınının, evlerinden zorla alınarak ölüme gönderilmesinin yıldönümünde açıklama yaptı.
Büyük Felaket (Metz Yeğern) olarak adlandırılan katliamın yıldönümünde yazılı yapılan açıklamada “109 yıllık acıları ve yası paylaşıyoruz” denildi.
“SUÇLARLA YÜZLEŞMEK ÖNEMLİ BİR ADIMDIR”
DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, yüz binlerce Ermeni’nin sürgünü ve ölümüne neden olan sürece dair şu açıklamayı paylaştı:
Tarihsel hakikatlerle yüzleşmek, mağdur halklar ve inançlardan özür dilemek ve onarıcı adalet yollarına başvurmak, hem birbirini ve geçmişi anlamak hem de tarihsel yaraları samimi bir yaklaşımla sarmak ve ortak bir geleceği inşa etmek için vazgeçilmez adımlardır. Bu aynı zamanda bir toplumda ve coğrafyada vicdan ve adalet duygularını geliştirmenin, acıları karşılıklı paylaşmanın ve demokratik, barışçı ve eşit bir geleceği birlikte kurabilmenin de yoludur.
24 Nisan 1915’te iki yüzü aşkın Ermeni aydının evlerinden alınarak ölüme yollanması ile başlayan bir etnik kimlik ve inanç kırımı olan Büyük Felaket’in (Metz Yeğern) üzerinden 109 yıl geçti. Bu süreç, yüz binlerce Ermeni’nin sürgünü ve katli ile devam etti. Bu toprakların diğer Hıristiyan halkları da bu politika ve uygulamalar sonucunda çok ağır insani bedeller ödediler ve katledildiler.
Şu çok açık ki Ortadoğu ve Kafkasya coğrafyasını, üzerinde yaşadığımız toprakları çoraklaştıran gerçeklerle ve utançlarla yüzleşmeyi ertelemek veya yapmamak toplumsal barışa ve hakikatlerin konuşulmasına hizmet etmemektedir. İnsanlığa karşı işlenen suçlarla yüzleşmek ortak ve eşit bir geleceği ve toplumsal barışı kurmanın da önemli bir adımıdır.
Bu topraklarda var olan farklı halkların ve inançların, kimliklerin ve kültürlerin yaşadıklarını unutturmak; başka bir deyişle farklılıkları silmek, yok saymak ve homojen bir toplum yaratmak, tek ırk-tek din-tek dil anlayışını egemen kılmak hedefi 20. yüzyılın başlarından bugüne dek süregeldi.
Ne yazık ki, bugün bile bu topraklar üzerindeki farklı etnik kimlik, dil, kültür ya da inancın bir diğerinden üstün olmadığı gerçeği toplumsal ve siyasal genel kabul görmemektedir. Toplumsal çoğulculuğa denk düşen yasal ve anayasal düzenlemeler ve gereklilikler yerine getirilmemektedir. Farklı siyasal aidiyetten de olsa tekçilik anlayışında birleşenlerin ve uzlaşanların hakimiyeti sürmektedir.
“YÜREĞİMİZİN DERİNLİKLERİNDE HİSSEDİYORUZ”
Bu toprakların ve coğrafyanın kadim halklarından olan Ermeni halkıyla ve Ermeni yurttaşlarımızla birlikte huzur içinde ve eşit koşullarda yaşamak son derece önemlidir. Aynı zamanda bölgemizin bir parçası olan Ermenistan devletiyle diplomatik, ticari, ekonomik ve kültürel ilişkileri geliştirmek hem halkların ihtiyacı ve çıkarıdır hem de Kafkasya bölgesinde barışın inşa edilmesinin yoludur.
Bu duygu ve düşüncelerle, Anadolu ve Mezopotamya’nın kadim halkları olarak 109 yıllık acıları ve yası bir kez daha paylaşıyor; yaşanmış olan büyük felaketi, bu insanlık trajedisini yüreğimizin derinliklerinde duyuyor, o süreçte yaşamını yitirenleri bir kez daha hüzün ve saygıyla anıyoruz.”
PİRHA- Rumlar ve Ermeniler ve Kürt Alevilerin katledilmesinde ve mallarının yağlamasında rol alan Topal Osman’ın, İttihat ve Terakki öncülüğünde çete, yağma, katliam gibi suçları işlediğini belirten Gazeteci-İktisat Tarihi Araştırmacısı Tufan Şişli, Topal Osman’ın bir kahraman değil aksine savaş kaçağı olarak cezalandırıldığını söyledi.
Topal Osman, Cumhuriyet kurulmadan kısa bir süre önce, Meclis tarafından ölüm cezasına çarptırılmış ve Meclis önünde asılmasına karar verilmişti. Topal Osman yaralı ele geçtiği ve öldürülerek kafası kesildiği için, Meclis önünde ayaklarından asılarak karar yerine getirildi. Devletin resmi arşivleri ve o dönemki anlatımlara göre katliam, yağmacılık ve suikastlar ile bilinen Topal Osman, Karadeniz bölgesinde Rumların ve Ermenilerin, Koçgiri’de ise Kürt Alevilerin katledilmesinde, malların yağmalanmasında rol aldı. İşlediği bu suçlardan dolayı 1919 yılında İstanbul Divan-ı Harbi tarafından hakkında arama kararı çıkarıldı.
Geçen hafta TBMM’de Topal Osman’a duyulan hayranlığın yeniden gündeme gelmesiyle ‘Topal Osman kimdir?’ sorusunu Gazeteci-İktisat Tarihi Araştırmacısı Tufan Şişli‘ye sorduk.
Topal Osman’ın kim olduğunu anlayabilmenin ancak ‘onun politik gelişimine bakmak’ ile mümkün olabileceğini vurgulayan Şişli, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne yakınlaşan Topal Osman’ın, kahramanlık efsanelerinin aksine bir savaş kaçağı olarak 50 sopa ile cezalandırıldığı bilgisini paylaştı. Dönemin iktidarının ‘maşa’ olarak kullandığı Topal Osman’ın Ermeni ve Rum katliamları sonrasında alabildiğince zenginleştiğini belirten Şişli, suikast gibi suçlarda kullanılan Topal Osman’ın yok edilmesi emrinin ise o dönem Meclis içerisindeki Kemalist grup tarafından verilmiş olabileceğine işaret etti.
1908 YILINDA İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ İLE İLİŞKİLENİYOR
‘Topal Osman’ın ne olduğuna anlayabilmek için onun politik gelişimine bakmak gerekir’ diyen Şişli, Topal Osman’ın 1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkilendiğini bilgisini paylaşarak, “20’li yaşlarda serseri, başı boş tavırlarından kaynaklı babası tarafından evlendirilmiştir. Kayınpederi zengin, bölgenin en gelişmiş makinelerine ve kereste fabrikasına, toprağa sahip biri. Fabrikayı 4 kişi işletiyor ve Topal Osman beşinci kişi olarak oraya ortak oluyor. Topal Osman’ın burjuvalaşması adımı böyledir. Kendisi hiçbir ticaret işi ile uğraşmaz. Bütün ticaret işlerine ağabeyi Hasan bakar ve Hasan Beyi İzmir İktisat Kongresi’nde tüccar delegesi olarak görmek mümkündür. Topal Osman 1908 meşruiyetinden etkilenerek İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne yaklaşmıştır. Çünkü tabanca ve kırbaç statü göstergesidir. İttihat ve Terakki onun gibi gençleri reji (27 Mayıs 1883 tarihli sözleşmeyle yabancı sermaye ile kurulan tütün ticareti tekel ayrıcalıkları olan bir özel kâr ortaklığı şirketidir) korucusu yapmıştır. Yani kendi elemanlarını maaşa bağlamak ve onlara adam öldürme yetkisi vermek için reji kolcusuyapılmıştır” dedi.
TOPAL OSMAN’IN İLK ÇETE İCRAATI: TÜTÜN KAÇAKÇILIĞI
Topal Osman’ın Mustafa Kemal’in İngilizce öğretmeni ve Giresun rejisine bakan isim olan Naküyiddin Bey ile ilişkide olduğunu söyleyen Tufan Şişli, Topal Osman’ın ilk çete işlerine tütün kaçakçılığı ile başladığını belirterek, “Reji, Fransızların egemenliğinde ve işbirlikçi. Hamaset edebiyatını tarih diye yazanlar Topal Osman’ın reji korucularıyla çarpıştığını bile söylerler. Buradan da anti emperyalist efsane yarattılar ama işin doğrusu Topal Osman’ın kendisi reji korucusu yapılmıştır. Reji korucusu olarak Topal Osman’ın öğrendiği şey tütün kaçakçılığı yapmaktır. Ellerinden yok pahasına tütünleri alınmaya kalkışılan köylüler kaçak yollardan tütünlerini satıp geçinme telaşına düşer ve reji korucuları onları yakalayarak öldürdükten sonra tütünleri rejiye teslim eder. Bu işin kârını köylüler değil katırcılar diye bilinen gruplar alırdı. Topal Osman onlarla ilişkilerinde türün kaçakçılığını öğrenmiş, sahibi olduğu Yalı Kahve üzerinde kurduğu çeteyle bu işi yapmaya başlamıştır. Daha o yıllardaki ilk çeteleşmesi zenginleşmek içindir” diye belirtti.
9 AY HASTANEDE KALIR AMA KAHRAMAN İLAN EDİLİR
Gazeteci-İktisat Tarihi Araştırmacısı Tufan Şişli, Topal Osman’ın ilk kahramanlığının anlatıldığı 1912 Balkan Savaşı’nda neredeyse hiç savaşmadan 9 ay boyunca hastanede kaldığı süreci şöyle anlattı:
“Topal Osman 5 yıl üstte muvazzaf askerlik kurasını çekemediği için redif birliklerine kalmıştır. Balkan Savaşı dolayısıyla redif birlikleri de askere alınınca onu da almışlardır. Ailesi bu sırada bedel yatırmıştır. Seferberlik ilanında bedelin hükmü yoktur. O dönemki yasalara göre bedeli ödenmiş dahi olsa seferlik halinde seni askere alabilir. Topal Osman savaşmak üzere gemiye bindirilmiştir. Ailesinin bedeli yatırdığını öğrenir ve İstanbul’da gemiden inmek istemez. Savaşa katılmak ister ve kahramanlık yapmak istemektedir. Savaşa katıldığı zaman Çatalca önlerine geldiğinde ilk Bulgar topu diz kapağını parçalar ve kendi deyimiyle, ‘biz buraya savaşmaya geldik şu işe bak’ der. Savaşamadan yaralı bir vaziyette İstanbul’a götürülür ve tedavisi 9 ay sürecektir. Resmi belgelerde 1912’nin Eylül ayında askere gitmiş, 1913 yılının Kasım ayında Giresun’a dönmüştür. O noktada kahramanlık yapabilecek bir durumu yoktur.”
TOPAL OSMAN SAVAŞ KAÇAĞI SAYILIYOR: 50 SOPA CEZASI
Topal Osman’ın 1. Dünya Savaşı sırasında cepheyi terk etmesi ile üstleri tarafından savaş kaçağı olarak yakalandığını ve 50 sopa cezasına çarptırıldığını sözlerine ekleyen Şişli şöyle devam etti:
“Yalı Kahve’ye döner ve arkadaşlarının vasıtasıyla tütün kaçakçılığına devam eder. Bu arada 1. Dünya Savaşı gelir. Topal Osman İttihat ve Terakki bağlantılarıyla Teşkilatı Mahsusa alaylarına dahil edilir. Buradaki alayların bir tanesinin başında Topal Osman konulmuştur. Topal Osman çetesiyle oraya gider ve karargahını bir kaza merkezinde kurar. Oradan savaşı idare etme sevdasına kapılır. Kulağından tuttukları gibi cepheye getirirler. Cephe savaşının başlaması anında Topal Osman 1912 yılını hatırlar ve ‘ben büyük komutanla görüşeceğim’ diyerek cephe gerisine gider. Oradaki komutan Topal Osman’ın bu kararını oradaki komutana bildirmediği için savaş kaçağı olarak cezalandırılır. Bu anılarında da vardır. Topal Osman arkadaşlarının gözü önünde 50 sopa atılarak dövülür ve kımıldayacak hali kalmamıştır. El etek öper, ‘zaten topaldım sopayı da yedim savaşacak halim kalmadı. Beni çürük olarak geri gönderin’ der ve geri gönderilir. Çetesi de dağıtılır.”
ÇOK YÜKSEK FİYATLA ORDUYA HAYALİ MAL SATIYOR
Topal Osman cepheden geldiğinde ilişkilendiği kişi olan Hacı Hamdi Bey ile orduya yüksek faturalarla hayali mal sattığına değinen Şişli, “Hacı Hamdi Bey ise Nemlizadelerin damadıdır. Nemlizade ailesinin itilafçıların, İttihat ve Terakkicilerin içerisinde ilişkisi vardır ve bölgenin en burjuva ailelerinden biridir. Reji adına bölgenin tütün alım yetkisi bu ailededir. Aynı zamanda orduya malzeme satmak bu ailenin işidir. Hacı Hamdi Bey ve Topal Osman dürüst bir ticaret yapmazlar. Çok yüksek faturalarla çok yüksek bir malı orduya satmış gibi gösterirler. Bunlar ortaya çıkınca Hacı Hamdi Bey ordudan atılır ve sonrasında ailesinin torpili ile rütbesi iade edilir” diye anlatıyor.
ÖZEL KORUMASI GENÇ AĞA ANLATIYOR: KÖTÜ İŞLER YAPTIK!
TufanŞişli, Topal Osman’ın özel korumalığını yapan Genç Ağa isimli çete elemanının çok sonraları torununa verdiği röportajda Rum, Ermeni ve Alevi Kürtlere yönelik katliamlar yaptıklarını itiraf ettiğine işaret ederek, “Hacı Hamdi Bey yeniden çeteleşmek isteyen ve işine de yarayacak olan Topal Osman ile yeniden ilişkilenir. Çünkü o dönem Rum ve Ermeni tehciri var. Onları köylerinden yerlerinden kovmak için bir çeteye ihtiyaç vardır. Hacı Hamdi Bey asker kaçaklarının yakalanması için Topal Osman’a bir görev verir ve bunu bir kağıda yazar. Görev verme yetkisi yoktur. Topal Osman bu kağıdı dolaştırarak kaçakların ailelerine ‘asker kaçağı çocuklarınızı yakalayarak öldürürüm, olmadı ise cepheye gönderirim. Ya da bana verirsiniz’ diyerek kendi çetesine adam toplar. Bunları nereden biliyoruz peki? Topal Osman’ın özel koruması olan Genç Ağa lakaplı bir çeteciden biliyoruz. Genç Ağa’nın torunu yıllar sonra kendisi ile röportaj yapar ve, ‘biz çok yaman ve kötü işler yaptık’ diyerek yaptıkları katliamları anlatır. Kendisinin bu çeteye katılmasını ise, ‘Osman ve birkaç adamı kapıya dayanarak beni ailemden istediler. Vermemezlik olmaz yoksa hepimizi öldürürlerdi’ der. Bu şahıs aynı zamanda Mustafa Kemal’in özel muhafız ekibinde de yer alır” ifadelerini kullandı.
ERMENİ VE RUMLARIN MALLARINI YAĞMALIYOR!
Şişli, Topal Osman’ın Mustafa Kemal’in desteğini alarak ikinci kez Giresun Belediye Başkanı olmasından sonra tapu düzenlemeleri ile Ermeni ve Rumlara ait tüm malları yağlamadığını söyleyerek o süreci şöyle paylaşıyor:
“Topal Osman çetesiyle önce deniz kenarından daha sonra daha içlere sevk edilen Rumların ve Ermenilerin mallarına el koyar. Nasıl el koyar? Zorla belediye başkanlığı koltuğuna oturmuştur. Daha sonra Mustafa Kemal Samsun’a geldikten sonra onun da desteğini alarak ikinci defa belediye başkanlığı koltuğuna oturmuştur. Bütün tapu düzenlemelerini istediği gibi yapmıştır. Kimini borçlu göstermiş, belediyeye olan borcun ödenmesi için mallarını satışa çıkmış göstermiştir. Topal Osman’ın ailesi ve diğer zengin aileler adına bu malları onlardan satın almış gibi evraklar düzenlenerek Ermeni ve Rumların fabrikaları, işyerleri, fındık bahçeleri, gemileri vs. malları yağmalanmıştır.”
MUSTAFA KEMAL VE TOPAL OSMAN ANLAŞIYOR
Mustafa Kemal’in, 29 Mayıs günü Topal Osman ile Pontus Rumlarının ve Ermenilerin durumuna dair gizlice Havza’da görüştüğünü ve çetelerden özel bir birlik yarattığını dile getiren Tufan Şişli, “Bu işbirliği Topal Osman’ın Ankara Çankaya’daki muhafız birliğinin komutanı olmasına kadar gidiyor. Koçgiri seferinden dönerken 10 kişilik bir birlik Mustafa Kemal’im muhafızı olarak tanıyor. Daha sonra bu birliğin sayısı bazı kaynaklara göre 200 hatta 300’e kadar çıkarılıyor. Bunun da nedeni şu: Mustafa Kemal Samsun’a indiğinde ona ilk yerel desteği veren yine Nemlizade ailesidir. Kendi hatıratlarında belirttikleri gibi 10 bin kırmızı lira (10 bin altın) Mustafa Kemal’e verilmiştir. Onlarında Topal Osman’la bağının nasıl geliştiğini gördüğümüz için bu ilişkinin oraya kadar gitmesini de doğa karşılamak gerekir. Mustafa Kemal, Topal Osman ile buluşmak için Havza’ya gelir ve anlaşarak kendine özel ilk birliğini yaratmıştır” diyerek bu süreci özetliyor.
TOPAL OSMAN VE ÇETESİ SİLAHLA MECLİSE GİRİYOR
Topal Osman ve çetesinin meclise silahla girdiğini ve Mustafa Kemal’i eleştirenleri hedef aldığının altını çizen Şişli, “Çete mensupları hatıratlarını anlattıklarında; Mecliste Mustafa Kemal aleyhine bir şey konuşulduğu zaman, ‘bize namluya mermiyi verip boşaltmamız emredilmişti. Şakırtların sesini duyan sesini keserdi’ demektedirler. Zaten Meclisteki muhalefetin başını çeken Ali Şükrü hedef halindedir. Neden hedef halindedir? Mustafa Kemal’e meclisin bütün yetkilerinin devredilmesi, başkomutan olarak adlandırılması 3 aylık bir süreç için yapılmıştır. Fakat o 3 aylık süreç bittiği halde yeni bir karar alınmadan Mustafa Kemal yetkilerini kullanmaya devam ettiği için Ali Şükrü tarafından sürekli eleştirilmektedir. Bu Mustafa Kemal cephesinden büyük rahatsızlık doğurmaktadır. O sıra İsmet İnönü Lozan görüşmelerini sürdürmektedir. Misak-ı Milli’nin hudutları değiştirilmektedir” diyerek Ali Şükrü’ye yönelik suikastın gelişmekte olduğuna işaret ediyor.
“MUSTAFA KEMAL, ALİ ŞÜKRÜ’NÜN ÜSTÜNE SİLAHLA YÜRÜYOR”
Şişli, sürecin devamını şöyle aktarıyor:
“Ali Şükrü, ‘Meclis Misak-ı Milli sınırlarını korumak için yemin etmiştir. Bunu Lozan’a gidip biri değiştiremez. Ancak meclis karar alırsa değiştirebilir” sözlerini kurar. Emperyalistler kendileri ile uyumlu çalışacak bir güç olarak gördükleri Kemalistlerle baştan beri birçok şeyde anlaşmış oldukları için bu konuda Meclisin Misak-ı Milli’yi savunur duruma gelmesi kabullenebilir bir şey değildir. Mustafa Kemal Mecliste ceketinin cebindeki silaha eline götürerek Ali Şükrü’nün üstüne, ‘sen ne yaptığının farkında mısın?’ diyerek yürümüştür.”
TOPAL OSMAN ALİ ŞÜKRÜ’YÜ ÖLDÜRÜYOR
Ali Şükrü’yü öldüren Topal Osman’ın yakalanmasına onay vermediği için Mustafa Kemal’e tepkilerin arttığını söyleyen Şişli, “Kısa bir süre sonra da Ali Şükrü, Topal Osman tarafından öldürülmüştür. Topal Osman kaçmış, saklanmış ama bulunamıyor. Herkes Ali Şükrü’nün cesedi bulunduktan sonra onun Topal Osman tarafından öldürüldüğünü bilir vaziyete gelmiş. Meclis ayaklanıyor fakat bütün yetkiler Mustafa Kemal’e devredilmiş. Bütün yetkiler onda ve Topal Osman’ın yakalanması için onay vermiyor. Bunun üzerine Rauf Orbay, Mustafa Kemal’e dönerek, ‘Ben bunu Meclise anlatmak zorundayım, onlar benden bunun hesabını soracaklar. Buna sizin izin vermediğinizi söyleyeceğim’ dediğinde Mustafa Kemal yakalanmasına onay veriyor” şeklinde konuşuyor.
“KONUŞMASINI ENGELLEMEK İÇİN ÖLDÜRÜYOR”
Gazeteci-İktisat Tarihi Araştırmacısı Tufan Şişli, Topal Osman’ın idam kararı olmasına rağmen yaralı yakalandıktan sonra öldürülmesini ise ‘yok edilmesi gereken’ olarak yorumladı.
Şişli, “Bu noktada Topal Osman’ın konuşmasının engellenmesi lazım. Mustafa Kemal’e Topal Osman’dan önce şahsi koruması olarak verilen İsmail Hakkı Tekçe Meclis müfreze komutanıdır. Yakalama görevi kendisine verilir. Büyük ihtimalle Topal Osman’ın yok edilmesi emri de bu arada verilmiş. Bütün çeteler ve o çatışmada görev alan jandarmaların da tanıklıkları Topal Osman’ın yaralı olarak yakalandığı ama yaralı iken öldürüldüğü şeklindedir. Cenazenin Topal Osman’a ait olduğundan emin olunması için kafası kesilmiştir ve hemen bir yere gömerler. Meclis ise asılması için hüküm vermiştir ama boynuna ilmik geçirilecek bir boyun kalmamıştır. Topal Osman meclisin kapısında ayaklarından asılır. Onun kahramanlık hikayesi bu kadardır” diyerek konuştu.
PİRHA-Şair/Yazar Selahattin Gider, üç dile çevrilen öykü türündeki “Ateşte Doğanlar” kitabının detaylarını anlattı. Gider, kaleme aldığı 10 öykünün de gerçek olaylardan esinlendiğini söyledi. Gider, “Aslında hepimizin hikayesi, yani kitabı okuyanlar kendinden bir parça bulabilecektir” dedi.
Şair/Yazar Selahattin Gider’in “Ateşte Doğanlar” isimli öykü kitabının 2. Baskısı Ange Yayınları’ndan okuyucuya ulaştı. Yazarın yedinci kitabı olan Ateşte Doğanlar, aynı zamanda üç dile; Türkçe, Kürtçe ve Ermenice olarak raflardaki yerini aldı.
İlk eserinin 1994 yılında “Köyüm Gurbet” adlı şiir kitabı olduğunu söyleyen Selahattin Gider, öykü türündeki çalışmasının içeriğini PİRHA’ya anlattı. Kitabın çerçevesini yaşanmış hayatlardan derlediğini belirten Gider, şunları kaydetti:
“Yaşanmış gerçekliklerin dokuları üzerinde çok fazla oynamadan çıkarmış olduğum bir kitap oldu. Öykülerde benim tanıklıklarım da var başkalarını dinleyip öyküleştirdiğim olaylar da… Ancak şunu söyleyeyim, bu kitap içerisinde 10 öykü var ve her öyküde hemen hemen ben de varım. İnsanın kendi gerçekliğinin yansımasının çok daha doğru olabileceğini düşünerek böyle bir şeye giriştim. Kitapta hem kentteki hem de kırsaldaki öykülerde ben de varım. Çünkü bizim yaşadığımız coğrafya bu iki yerde olmamızın koşulunu sağlayan bir coğrafya.
Beni en fazla etkileyen öykülerden bir tanesi ‘Kasım Dede’ isimli öykü oldu. Kasım Dede, 1915 olaylarının bizzat tanığı, hatta eğer gerçek anlamda bir adalet divanı kurulacaksa aynı zamanda da sanığı olabilecek bir isim. Kendisi 1915 yılında Ermenilere dönük katliamlar yapılırken bizzat olayların içerisinde yer almış bir şahıs. Geçmişine dönük duyduğu pişmanlığın bana anlatımı oldu. Kendisi ile görüşmelerinde ‘yazabilirsen benim yaşadıklarımı da yaz’ dediği bir öyküyü kaleme aldım. Bu hikayeden çok etkilenmiştim.
Onun dışında ‘Dicle’nin Öfkesi’ isimli bir öykü var. Buradaki öyküde Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde okuyan bir gencin, hendek çatışmalarının patlak verdiği dönemde kalkıp memleketine gitme serüvenini anlatıyorum. Ve orada bodrumlarda yakılana dek süreci kaleme aldım. Bu iki öykünün etkisinin bende fazla olduğunu söyleyebilirim.
Kaleme aldığım 10 öykü de gerçek olaylara dayanıyor. Anlatımlarda kurgu tabii ki var ama hikayelerin öznesi ve temeli hep gerçek.”
“KÜLLERİ SAVRULAN İKİ HALK VAR”
Yazar Selahattin Gider, kitabında Ermeni ve Kürt halkının acılarına odaklandığını belirtti. Gider, kitabın kapak resmindeki iki çiçeğin anlamına da vurgu yaparak şunları söyledi:
“Aslında Ermeniler ile Kürtler başta olmak üzere bu coğrafyadaki halkların acıları hep benzerdir. Kitabımda sadece Ermenilerin acılarını yazmadım. Kürtler ile Ermeniler şahsında yaşanmış gerçek olaylar yazıldı ama bu aynı zamanda Türk’ün de Arap’ın da bu coğrafyada yaşayan bütün halkların da gerçekliğini ortaya koyan bir öyküler dizisidir. Bu anlatımların içerisinde mizah da siyaset de görürsünüz. Ama ağırlıklı olarak Kürdistan Bölgesi’ndeki insanların yaşamından hikayeleri öyküleştirdim.
Kitabın kapak resmindeki anlatımda Ermeniler ile Kürtlerin kaderlerinin benzerliğine dikkat çektim. Yani bizim yaşadığımız coğrafya aynı zamanda Bir Ateş Çemberi. Bu Ateş Çemberi içerisinde en fazla bu yakıcılığı hisseden, en fazla yanan ve külleri savrulan iki halk var; Ermeniler ve Kürtler. 1915’te Ermenilerin yaşadığı katliamla bugün Kürtlerin yaşadıklarına baktığınızda aslında hiçbir fark olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla ben de bu kitap kapağında bu iki halk için özel olan iki çiçeği; Beni Unutma ve ters lale çiçeğini birbirine dolanmış halde öne çıkardım.”
“TOPLUMUN OKUMAMASI İÇİN ELİNDEN GELEN HER ŞEYİ YAPIYORLAR”
Yazar Selahattin Gider, kaleme aldığı öykülere dair “Aslında hepimizin hikayesi, yani kitabı okuyanlar kendinden bir parça bulabilecektir” diyerek okuyucuya da şu mesajı verdi:
“Şu andaki mevcut sistem, toplumun okumaması için elinden gelen her şeyi yapıyor. Toplumun düşünmesini de istemiyor. Onların temel politikası ‘Siz okumayın, yazmayın, düşünmeyin’ yönünde. ‘Biz sizin yerinize bunları yaparız’ mantıkları var. Bunu reddetmeliyiz.”
“İKİYÜZLÜLÜĞÜN BİR GÖSTERGESİDİR”
Selahattin Gider, son olarak toplumsal sorunlara dair yorumda bulunarak, cezaevleri başta olmak üzere insan hakkı ihlallerine ilişkin şu eleştiriyi yaptı:
“Huzurun olmadığı, umudun bulunmadığı, aydınlığın karanlığa mahkum olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Böylesi bir ülkede Kürt olmak, solcu, sosyalist, Alevi, öteki, yani muhalif olmak; hatta altını çizerek belirtiyorum Türk olmak dahi ciddi anlamda bir bedel ödemeyi gerektiriyor. İşte bugün bu bedelin ortaya çıkardığı bir resimdir aslında Aysel Tuğluk’un cezaevinde olması. Hastalığına rağmen serbest bırakılmıyor olması ve yine Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik yapılan saldırılar bu devletin ikiyüzlülüğünün bir göstergesidir. Bugün İsrail’in bir Filistinlinin cenazesine yaklaşımı sonucu Türkiye kamuoyunun eleştirisi yaklaşımı söz konusu ama bugün Aysel Doğan’ın cenaze törenine yapılan saldırıya dair bu duyarlılık gösterilmedi. İşte bu ikiyüzlülüğün bir göstergesidir. Bu durumu kınıyorum. Bu sadece Kürtlerin ya da Aysel yoldaşın düşüncesini taşıyan insanların kınaması gereken bir durum değildir. Çünkü bu durum hem ahlaki hem de vicdani bir sorumluluktur. Eğer burada böylesi bir tepki verilmiyorsa bu bir eksikliğin var olduğunun göstergesidir.”
PİRHA-Milletvekili Ümit Özdağ, HDP’li Garo Paylan’ı Ermeni Katliamı’nın yıldönümünde “Sen de zamanı gelince bir Talat Paşa deneyimi yaşayacaksın ve yaşamalısın” sözleriyle tehdit etti.
Bağımsız Milletvekili Ümit Özdağ, Ermeni Katliamı’nın yıldönümünde mesaj paylaşan HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ı hedef gösterdi.
Milletvekili Garo Paylan, 24 Nisan’da “106 yıl sonra, soykırımın mimarı Talat Paşa isimli caddelerde yürüyoruz. Talat Paşa isimli okullarda çocuklarımızı okutuyoruz. Almanya’da bugün Hitler isimli caddeler olsaydı, Hitler isimli okullarda çocuklar okusaydı nasıl bir Almanya olacaksa, öyle bir Türkiye’de yaşıyoruz” tweetini atmıştı.
Ümit Özdağ ise “Terbiyesiz tahrikçi adam. Çok memnun değilsen çek git cehennemin dibine” diyerek Garo Paylan’ı “Talat Paşa vatansever Ermenileri değil senin gibi arkadan vuranları sürdü. Sen de zamanı gelince bir Talat Paşa deneyimi yaşayacaksın ve yaşamalısın” tweeti ile tehditte bulundu.