Etiket: erzurum

  • Bülbül’den Erdoğan’a: Alevilerin bir talebini karşıla ve de ki ‘Cemevi ibadethanedir’-VİDEO

    Bülbül’den Erdoğan’a: Alevilerin bir talebini karşıla ve de ki ‘Cemevi ibadethanedir’-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Kemal Bülbül, Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı Kampanyası dahilinde Hınıslı yurttaşlarla bir araya geldi. Bülbül yaptığı konuşmada iktidarı eleştirerek, “Erdoğan, ‘Alevilerin 8700 talebini aldık’ diyor. 8700 talebe gerek yok. Bir tanesini karşıla ve de ki ‘cemevi ibadethanedir’. Hadi Hodri meydan” dedi.

    Erzurum’un Hınıs ilçesine bağlı Dikili (Kilisedere) ve Kosan köylerinde ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı Kampanyası’ nın detayları anlatıldı.

    Yapılan köy ziyaretlerine HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, DBP PM üyesi Abdurrahman Sever, DAD Genel Sekreteri Bülent Felekoğlu, Karaçoban Belediyesi Eşbaşkanları ile HDP il ve ilçe yöneticileri katıldı.

    “TAYYİP ERDOĞAN’IN POLİTİKASI SAHTEDİR”

    Milletvekili Kemal Bülbül, yurttaşlara yaptığı konuşmada Alevi köylerine hizmet götürülmediğini belirterek, “Hepimiz yaralıyız. Neyin yarası? Ötekileştirmenin yarası, hizmet alamamanın yarası, tehdit almanın yarası, yoksulluğun, Alevilik nedeniyle tehdit ve şantaja maruz kalmanın, köylü olmanın yarası” dedi.

    Kemal Bülbül, “Bunlar sahtekar, günahkardır” diyerek AKP-MHP iktidarını şu sözlerle eleştirdi:

    “Toz topraktan geçilmiyor, köye bir hizmet yok, ondan sonra çıkıp ‘cemevinde siyaset olmaz’ diyorlar. Cemevinde siyaset olur ama cemevinde siyaset hakikat üzerinden olur. Aleviler, Kürt halkı ile sosyal demokratlar, sosyalistler, kadınlar, emekçiler, gençler, işsizler, yoksullarla beraber olursa haklarını da, kazanır daha eşit bir yaşama da sahip olurlar.
    Köylüde hayvancılık, üretim tükenmiş. Köyün yolu yok, işsizlik var, sağlık sorunu var. Peki ne olacak bu? Bunun çözümü için şöyle denebilir; bir kereliğine demişseniz bundan vazgeçin. ‘Bize şu hizmet gelecekti, bundan dolayı falan…’ Devlet olmanın ciddiyeti hizmeti şarta, oya bağlamakla olmaz. ‘Sen cici vatandaş olursan ben sana hizmet ederim. Olmazsan etmem’ gibi bir şeyle değil.

    “BİZ MAZLUMUZ”

    Biz kimseye zarar vermedik, vermeyiz de. Kimseyi tehdit edip, yolunu, suyunu, tarlasını yağmalayıp, hırsızlık da yapmadık. Ama hırsızlığa maruz kaldık. Ama köyümüz tehdit edildi. Katliama tabi tutulduk. Biz mazlumuz. Mazlumun talebi ibadet gibidir. Onurlu bir devlet olsa mazlumun yolunu ne yapar eder yapar ama onur yok.
    Bütçe yapılırken Alevilerden, Sünnilerden, bütün herkesten vergi alınıyor, peki bu vergiyi alırken şöyle deniyor mu ‘Sen Alevisin. Sen vergi verme’ deniliyor mu? Hayır. Peki bu vergiler tekrar geri gelirken ‘Sizin cemevine ihtiyacınız var. Size vergiden yardım yapacağız, yolunuz toprak; yolunuzu yapacağız’ deniyor mu? Denilmiyor. Bu muaviye soylu sahtekar siyaset, şöyle yapar; gelir der ki ‘Bize oy verin, size şunu vereceğiz.’

    “BUNLAR, HAKİKATE, ADALETE KARŞI SUÇ İŞLEMİŞTİR”

    Tayyip Erdoğan’ın politikası sahtedir. Bunlar sahtekar, günahkardır. Hakikate, adalete karşı suç işlemiştir bunlar. Kürt halkına, Alevi toplumuna, kadına, gençliğe karşı suç işlemiştir bunlar. Biz gittiğimiz yerde ‘Gelin hepiniz HDP’ye oy verin’ demiyoruz. Biz hakikati, yani daha büyük bir şey anlatıyoruz. O hakikat içerisinden aklınıza uyanı seçer alırsınız.
    Yas-ı Kerbela orucu yeni bitti. Recep Tayyip Erdoğan Ankara’da Hüseyin Gazi Cemevine ve Hacıbektaş’a gitti. Hacıbektaş’tan tek bir kişi dahi katılmamış. Çevre illerden insanlar getirildi ve onlara hitap etti. Süleyman Soylu’nun adamları sizlere de gelmiştir. Sizler, cemevinin statüsünün kabul edilmesini istemişsinizdir ancak Tayyip Erdoğan, Hacıbektaş’ta diyor ki ‘Alevilerin bilmem kaç tane talebini aldık. Yedi bin bilmem kaç tanesini karşıladık. 8700 talebe gerek yok. Bir tanesini karşıla ve de ki ‘cemevi ibadethanedir.’ Hadi Hodri meydan. 8700’e gerek yok. İşte burada bir sahtekarlık var. Alevi fişlenmiştir. Ağzımızla kuş tutsak biz Aleviyiz ve suçluyuz!”

    PİRHA/ERZURUM

  • Hınıs’ta aşure lokmasına katılan Bülbül’den hükümete: Sen kiminle dans ediyorsun?’-VİDEO

    Hınıs’ta aşure lokmasına katılan Bülbül’den hükümete: Sen kiminle dans ediyorsun?’-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri ile Berlin Hınıslılar Derneği, Hınıs’ta aşure lokması dağıttı. Burada bir konuşma yapan HDP Milletvekili Kemal Bülbül, AKP’nin Alevi sorununa yaklaşımını eleştirerek, “Senin karşında Şah Hüseyin’in, Kerbela’nın torunları var. Senin karşında Seyit Rıza’nın, Pir Sultan’ın, Hallac-ı Mansur’un torunları var. Sen kiminle dans ediyorsun?” dedi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri ve Berlin Hınıslılar Derneği, Erzurum’un Hınıs ilçesinde Aşure lokması dağıttı. Cumhuriyet Meydanı’nda pay edilen aşure programına HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, DBP PM üyesi Abdurrahman Sever, DAD Genel Sekreteri Bülent Felekoğlu, Karaçoban Belediyesi Eşbaşkanları ile HDP il ve ilçe yöneticileri katıldı.

    “SEN KİMİNLE DANS EDİYORSUN?”

    Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, aşurelerin dağıtılmasının ardından konuşma yaparak, AKP’nin, Alevi sorununa yaklaşımını eleştirdi. Milletvekili Bülbül, “Bu hükümet bekliyor ki Aleviler ‘Cemevimizin kapısı kırık, bize aşure lazım’ desin. Senin karşında Şah Hüseyin’in, Kerbela’nın torunları var. Senin karşında Seyit Rıza’nın, Pir Sultan’ın, Hallac-ı Mansur’un torunları var. Sen kiminle dans ediyorsun?” diye konuştu.

    “ÇAĞDAŞ YEZİD’İN ÖNÜNDE DİZ ÇÖKMEYECEĞİZ”

    Kemal Bülbül, AKP iktidarında sona gelindiğini ifade ederek konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

    “Bu sahtekar politikalara inanmayın. AKP bitti. Ekonomik olarak, dış politika, kadın politikasında, gençlik politikasında bitti. Esnafları ekmeğe muhtaç etti. Siftah etmeden eve giden esnaf var. Şimdi hala gelip insanlara ‘kurtarırsa AKP kurtarır’ deniliyor. Batırırsa AKP batırır, kurtarırsa biz kurtarırız. Başka bir yolu yok bunun. 20 senedir bunlara uluslararası güçler destek verdi. Avrupa Birliği, Amerika, Rusya, İran destek verdi ama yapamadılar. Neden? Çünkü Kürt’e, Aleviye, kadına, gençliğe, esnafa, hak isteyene düşman. Böyle bir politika olmaz. Bunlar teşhir oldular.
    Burada Şeyh Said’in torunları da var biliyorum. Ben Seyit Rıza’nın torunu olarak diyorum ki gelin beraber eşitliği özgürlüğü sağlayalım. Tarihimize, dilimize, kültürümüze, coğrafyamıza, Türkiye’nin tamamına sahip çıkalım. Türkiye’yi bölmek parçalamak isteyen AKP-MHP politikasıdır. Dolayısıyla biz burada Yas-ı Kerbela lokması, aşure lokması dağıtmak için toplandık. Şahı Merdan Ali’ye dediler ki ‘Devletin dini var mıdır?’ O da ‘Vardır’ dedi. ‘Devletin dini adalettir’ dedi. Peki şimdi soruyoruz; AKP devletinin dini adalet midir? Sahtekar, dindarcılık, sahte dincilik… O zaman Şahı Merdan Ali’nin dediği tanıma uymuyor. Şahı Merdan Ali, ‘Zulmün önünde diz çökmeyin’ dedi. Hüseyin, Yezid’in önünde diz çökmedi. Biz Hüseyin-i’yiz. Biz Zeynep-i’yiz. Çağdaş Yezid’in önünde diz çökmeyeceğiz.”

    PİRHA/ERZURUM

  • Irkçı paylaşımda bulunan 4 öğretmen hakkında dava açıldı

    Irkçı paylaşımda bulunan 4 öğretmen hakkında dava açıldı

    PİRHA- Kürtçe ‘Hûn bi xêr hatin’ tabelası önünde ırkçı paylaşımda bulunan 4 öğretmen hakkında ‘Halkın bir kesimini yayın yoluyla alenen aşağılama’ suçlamasıyla dava açıldı. İlk duruşma 8 Kasım’da görülecek.

    Erzurum’un Karayazı ilçesinin girişindeki Kürtçe yazılı ‘Hûn bi xêr hatin’ tabelası önünde ırkçılık ve hakaret içeren paylaşım yapan 4 öğretmen hakkında ‘Halkın bir kesimini yayın yoluyla alenen aşağılama’ suçlamasıyla dava açıldı.

    Karayazı ilçesinde Karşıyaka İlkokulu’nda görevli öğretmenlerin, ilçenin girişinde Kürtçe ve Türkçe yazılı ‘Hûn bî xer hatin- Hoş geldiniz’ tabelası önünde verdikleri poz ile Kürtçeye dönük ırkçı söylemlerde bulunmuştu. Diyarbakır Barosu’nun şikayeti üzerine 4 öğretmen hakkında ‘Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama’ suçundan Karayazı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame, Karayazı Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.

    “AŞAĞILAMA KASTIYLA HALKIN BİR KESİMİNE HAREKET ETTİLER”

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, iddianamede fotoğrafın öğretmenler tarafından sosyal medya hesaplarından paylaşıldığı ve toplumun bir kesiminin alenen aşağılandığı hatırlatılarak, “…Şüphelilerin el ve ayaklarıyla kameraya doğru uygunsuz hareket halinde oldukları görüldüğü, fotoğrafın alt kısmında ‘Tabelanın diğer kısmında hoş geldiniz yazıyor ama o kısma olan hareketimiz belli’ ifadelerinin yazıldığının görüldüğü, Kürtçe ‘Hoş geldiniz’ yazan kısmın görünmediği, ancak Türkçe ‘hoş geldiniz’ fotoğrafta açık ve net bir şekilde görüldüğü, fotoğrafın alt kısmında yazan yazı ile de bağlaç olan ‘de’nin kullanılması suretiyle şüphelilerce fotoğrafta görünen ‘hoş geldiniz’ yazısının farkında ve bilincinde olduklarının açık gösterildiği, bu bağlamda şüphelilerin aşağılama kastı içerisinde olmadıklarına dair yaptıkları savunmalarına itibar edilemeyeceği, her ne kadar peş peşe yapılan diğer 3 paylaşımda şüphelilerin kasıtlarının halkın bir kesimini aşağılama kastının olmadığı açıkça belli olsa da bahse konu fotoğrafta şüphelilerin kasıtlarının halkın bir kesimini aşağılama olduğunun görüldüğü” ifadelerine yer verildi.

    CEZADA ARTIRIM DA İSTENDİ

    Şüpheliler her ne kadar hesaplarının gizli olduğunu beyan etmiş olsalar bile, yapılan paylaşımın çok sayıda insana hitaben yapıldığına vurgu yapılan iddianamede, “Ayrıca somut olayda yapılan paylaşımın sonuçları itibariyle de aleniyet unsuruna haiz bir paylaşım olduğunun kabul edilmesi gerektiği, yapılan paylaşımın şüphelilerce yayın yoluyla işlenmiş olması nedeniyle verilecek cezada artırım yapılması gerektiği, bu nedenle kişilerin fikir ve eylem birliği içerisinde halkın bir kesimini yayın yoluyla alenen aşağılama suçunu işledikleri anlaşılmıştır” denildi.

    Açılan davanın ilk duruşması ise 8 Kasım’da görülecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli-Der’den çağrı: Çocuklarınızı yatılı kuran kurslarına göndermeyin!

    Veli-Der’den çağrı: Çocuklarınızı yatılı kuran kurslarına göndermeyin!

    PİRHA-Öğrenci Veli Derneği, Diyanet’e bağlı Erzurum’daki kuran kursunda 7 çocuğun cinsel istismara maruz bırakılmasıyla ilgili olarak yaptığı açıklamada. velileri uyardı. Dernek, “Çocuklarınızı tarikat ve cemaatlerin hiçbir faaliyetine göndermeyin, eğer denetlenmiyorsa, Diyanetin bile olsa “Kur’an kursu” adı altında açılmış, ne olduğu belli olmayan etkinliklere, hele yatılı kurslara göndermeyin” dedi. 

    Erzurum’da, Diyanet’e bağlı Hacı Bahattin Evgi yatılı kuran kursunda 7 çocuğun, belletmen tarafından cinsel istismara maruz bırakılmasıyla açılan davada sanık ‘cinsel istismar’ ve ‘hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından indirimsiz toplam 119 yıl 6 ay ceza almıştı. Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) de konuya ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Velilere seslenilen açıklamada, “Çocuklarınızı tarikat ve cemaatlerin hiçbir faaliyetine göndermeyin, eğer denetlenmiyorsa, Diyanetin bile olsa “Kur’an kursu” adı altında açılmış, ne olduğu belli olmayan etkinliklere, hele yatılı kurslara göndermeyin” ifadelerine yer verildi.

    “DİYANET, CİNSEL İSTİSMAR FAİLLERİNİ SAHİPLENMİŞTİR”

    Veli-Der tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

    “Hepimizin hatırlayacağı gibi, 9 Aralık 2021 tarihinde Erzurum’da, Diyanet’e bağlı Hacı Bahattin Evgi Yatılı Kur’an Kursunda, yedi çocuğumuz, belletmen Uğur Güngör ve kurs müdürü Nuhi Karababa’nın cinsel istismarına ve fiziksel şiddetine maruz kalmışlardı. Olayın yargı süreci, ailelerin ısrarlı takibi ve kamuoyu baskısıyla sanıkların toplam 119 yıl indirimsiz ceza almalarıyla sonuçlandı. Faillerin bu cezayı almaları çok önemlidir ve emsal niteliğindedir.

    Bu süreçte, Diyanet İşleri Başkanlığı, konuyu haberleştiren basın kuruluşlarını, Diyanet İşleri Başkanlığının itibarını zedelediği ve yayın yasağını ihlal ettiği gerekçesiyle RTÜK’e şikâyet ederek cinsel istismar faillerini sahiplenmiştir. RTÜK de ilgili basın kuruluşlarına para cezası vererek bu olayı dolaylı olarak desteklemiştir. DİB eğer gerçekten itibarını korumak istiyorsa, istismarcıları korumak yerine onları ve onun gibileri kurumundan temizlemelidir.

    Ayrıca suçlarını kabul eden ve suçları yargı kararıyla tescillenmiş olan faillerin yakınlarının, yargı kararını kabullenemeyerek mağdur yakınlarına saldırmaları,  istismar olaylarının ve her türlü şiddetin toplumun geneli tarafından içselleştirildiğini göstermektedir. Bu durum ülke geleceği açısından çok vahimdir. Zira bu çocuklarımızın büyük bir çoğunluğunun aile desteğinden yoksun kalması ve psikolojik destek alamadığı düşünülürse gelecekte ruhen sağlıksız bir toplumun oluşması kaçınılmaz olacaktır.

    “KURAN KURSUNDAKİ İSTİSMARI ÖRT BAS EDEN DİYANET DE SUÇLUDUR”

    Peki bugünkü duruma nasıl gelindi?

    Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, istismar olaylarının suçlusu sadece istismarı gerçekleştirenler değildir. Bugünkü duruma gelinmesinden asıl sorumlu olanlar “bir defadan bir şey olmaz!” diyen yetkililerdir. “Yaşın hiçbir önemi yoktur, çocuk yaşta evlilik yapılır!” diyerek çocukları ve kadınları birer cinsel nesne olarak gören ve din alimi geçinen sözde hocalardır. “Babanın kızına şehvetle sarılması, karısıyla olan nikahı bozmaz” diye sapıkça fetva veren ve kendine bağlı Kuran kurslarında yaşanan çocuk istismarı olaylarını ört bas eden, görmezden gelen veya açıkça failleri sahiplenen Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Annesinin diz kapağından tahrik olan sapık anlayıştır. Çıkardıkları yasayla, tecavüze uğrayanı tecavüzcüsüyle evlendirerek küçük yaşta evliliği yasallaştıran, tecavüzcüyü koruyan, kısacası çocuk istismarlarını meşrulaştırmaya çalışan zihniyettir.

    İşte bu anlayış, bugün, çocuk istismarının ve şiddetinin sistematik hale gelmesini ve toplum tarafından içselleştirilmesini sağladı. Taciz ve tecavüz olayları, münferitmiş gibi gösterilerek suç bir kişinin üzerine yıkılmakta, bu kişilere de ödül gibi cezalar verilmektedir. Bu anlayış devam ettiği sürece ne yazık ki bu olaylar son olmayacaktır!

    “ÇOCUKLARINIZI TARİKAT VE CEMAATLERE GÖNDERMEYİN”

    Bu sapkın anlayıştan çocuklarımızı korumak için velilere sesleniyoruz:

    Öncelikle çocuklarınızı dinleyin ve ona güvenin. Eğer çocuğunuz istismara uğramışsa, size en çok ihtiyaç duyacağı bu dönemde onun yanında olun ve ona sahip çıkın. “Kimse duymasın, adımız çıkmasın” diyerek olayın üzerini kapatmayın, bundan utanç duymayın, bu olay sizin için utanç verici değil, asıl failler için utançtır. Mutlaka yasal yollara başvurun. Çocuğunuzun yaşadığı ağır travmayı atlatabilmesi için psikolojik destek almasını sağlayın (En azından okulun rehberlik servisiyle iletişime geçin), aksi takdirde çocuklarınız hayatı boyunca bu travmayla yaşayacaktır. Çocuklarınızı tarikat ve cemaatlerin hiçbir faaliyetine göndermeyin, Eğer denetlenmiyorsa, Diyanetin bile olsa “Kur’an kursu” adı altında açılmış, ne olduğu belli olmayan etkinliklere, hele yatılı kurslara göndermeyin.

    “TARİKAT VE CEMAATLERE AİT KURAN KURSLARINI KAPATIN”

    Bu olayların bir daha yaşanmaması için, buradan başta Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere tüm yetkililere sesleniyoruz :

    Öncelikle istismarı, tacizi ve her türlü şiddeti hoş gören, olumlayıcı, meşrulaştırıcı her türlü açıklamaları terk edin, yapanları cezalandırın. Tacize, tecavüze ve şiddete karşı çıkan öğrencileri değil, suçluları cezalandırın. Tarikat, cemaat ve dini vakıflarla imzalanan protokolleri iptal edin. Tarikat ve cemaatlere ait Kur’an kurslarını kapatın. Diyanete bağlı kursların denetimini gereği gibi yapın, şikâyetleri dikkate alın ve üzerine gidin.

    Kim olursa olsun maiyetinizde çalışanların ahlak dışı olaylara karışması, hele çocuklara yönelik istismar ve her türlü şiddet uygulaması durumunda onları korumayın, üstünü örtmeyin, görmezden gelmeyin. Bu olaylar karşısında sessiz kalmak suça ortak olmaktır. Kurslarda, eğitim formasyonu olmayan, çocuk psikolojisini bilmeyen kişileri belletmen olarak görevlendirmeyin. Veli Der olarak her fırsatta söylediğimiz ilkemizi bu vesileyle bir kez daha söylüyoruz: Aydınlık yarınlarımız olan çocuklarımızı; fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyler olarak yetiştirmek için; laik, bilimsel, parasız, kamusal eğitim mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz! Çocuklarımızı asla karanlığa teslim etmeyeceğiz!”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Ekonomik kriz, Erzurum’da Alevi köylerindeki göçü arttırdı!

    Ekonomik kriz, Erzurum’da Alevi köylerindeki göçü arttırdı!

    PİRHA – PSAKD Hınıs Şube Başkanı Yaşar Çelik, süregiden ekonomik kriz nedeniyle Alevi köylerinin hızla göç verdiğine işaret etti. Çelik, Hınıs ilçesindeki 38 Alevi köyünün yarısında  iki ya da üç ev kaldığını belirterek “Nüfus az olunca eskisi gibi inanç ritüellerimizi de gerçekleştiremiyoruz” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Hınıs Şube Başkanı Yaşar Çelik, ekonomik krizin köylülere olan yansımasına dikkat çekti.

    Yaşar Çelik, yöre insanının geçim kaynağı olan hayvancılığın bitme noktasına geldiğini belirterek “Örneğin bir torba yem, önceki yıllara kıyasla iki katı fiyatına yükseldi. Artık hayvanlar da para etmiyor. Durum öyle bir hale geldi ki köylüler süt hayvanlarını dahi kesime gönderiyor” dedi.

    KÖYLÜLER, MERALARI DA KULLANAMAZ HALE GELDİ!

    Artık köylerde süt üretiminin yapılmadığına işaret eden Yaşar Çelik, devletin çiftçi politikasını da eleştirdi. Çelik, “İnsanların büyük kısmı devletin üç ayda bir verdiği 350 liralık destek için kuyruklara giriyor” diyerek şu aktarımda bulundu:
    “Artık meralarımız da yetersiz kalıyor. Merası olan köylerdeki araziler devlet tarafından kiraya veriliyor. Urfa, Diyarbakır ya da başka illerden gelenler ihaleye çıkarılan bu meraları alıp kullanabiliyor. Yaklaşık 4 yıldır devlet, meraları bu şekilde kiralıyor. Bu sebeple köyümüz çok göç veriyor.”

    EKONOMİK KRİZ, KÖYLÜYÜ GÖÇE ZORLADI!

    Yaşar Çelik, ekonomik krizin derinleşmesi sebebiyle köylerin boşaldığına da vurgu yaptı. “Özellikle bu sene çok giden oldu” diyen Çelik, şunları söyledi:

    “Hınıs ilçesinden yaklaşık bin gencimizin dış ülkelere kaçak yollarla gitti. Göç durumu her zaman vardı ancak 2015 yılından sonra bu daha da hızlandı. Hınıs’ta 38 Alevi köyü var. Bunun yaklaşık 15 köyünde ancak 2-3 ev mevcut. Nüfus az olunca eskisi gibi inanç ritüellerimizi de gerçekleştiremiyoruz. Örneğin cem yapamıyoruz. Pirlerimiz de nadiren köye uğruyor.”

    Eren GÜVEN/ERZURUM

  • Okul müdüründen öğretmenin kıyafetine müdahale: Giyimin yöremize uygun değil

    Okul müdüründen öğretmenin kıyafetine müdahale: Giyimin yöremize uygun değil

    Erzurum’un Palandöken ilçesindeki Maksut Efendi İlkokulu’nda sınıf öğretmenliği yapan D.Y, giydiği kıyafet nedeniyle okul müdürü Muammer Bulut’tan uyarı aldı. Ayrıca okul müdürü D.Y.’nin eşine de hakaret etti. Hem D.Y. hem de eşi E.Y. müdür hakkında suç duyurusunda bulundu.

    BirGün’den Tolga Uğur’un haberine göre 25 Nisan 2022 tarihinde yaşanan olayda okul müdürü Muammer Bulut, öğretmen D.Y.’ye yaklaşarak, “Ben sizle çoktandır görüşecektim. Hatta kıştan beri görüşmek istiyordum fakat fırsat bulamadım. Sizin giyiminiz yöremize uygun değil. Bu şekilde eleştiri alırsın. Buradan çıktığında, yolda yürüdüğünde başına gelmedik kalmaz” diyerek öğretmeni uyardı.

    Öğretmen, eşi E.Y.’ye yaşananları anlattı. Ardından, E.Y., okul müdürü M.B’yi arayarak neden eşine mobbing uyguladığını sordu. E.Y, okula giderek müdüre “Benim eşimin kıyafetine karışamazsın” dediğinde ise müdür Bulut, “Eşin zaten iyi biri olsa bu kılıkta okula gelmezdi” şeklinde karşılık verdi. Sonrasında E.Y. ile Müdür Bulut arasında arbede yaşandı.

    ÖĞRETMEN MÜDÜR HAKKINDA ŞİKAYETÇİ OLDU

    Öğretmen D.Y., müdür Muammer Bulut’tan “tehdit, hakaret içeren sözler” ve “sürekli olarak mobbinge uğradığı” için şikayetçi oldu ve cezalandırılmasını istedi. Okul Müdürü Bulut’un da  şikayetçi olduğu belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • 70 Yaşındaki engelli hasta mahpus, ağır hastalıklarına rağmen serbest bırakılmıyor!

    70 Yaşındaki engelli hasta mahpus, ağır hastalıklarına rağmen serbest bırakılmıyor!

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 398. Hafta basın açıklamasında Erzurum H Tipi Kapalı hapishanesinde tutulan Abdulbaki Harmancı’nın durumuna dikkat çekti. Yapılan açıklamada “Harmancı, ilerlemiş yaşı ve ağır hastalıkları nedeni ile kendi yaşamını tek başına idame ettiremeyecek durumdadır ve özel bakım gerektirmektedir” denildi.

     

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 398. Hafta basın açıklaması için bir kez daha sorumlulara seslendi. Kızılay Adakale Sokakta yapılan basın açıklamasında, hasta mahpusların adeta ağır bir yaşam savaşı verdiğine vurgu yapıldı.

    Yapılan basın açıklamasında İnsan Hakları Derneği olarak tespit edilen 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpusun durumuna dikkat çekildi. 2022 yılı başından bugüne kadar 12 mahpusun ağır hastalıkları nedeniyle yaşamını kaybettiği bilgisi de verilirken, ölümlerin önlenebilir olduğu vurgusu yapıldı.

    TETKİK YAPILMADAN ‘CEZAEVİNDE KALABİLİR’ RAPORU VERİLDİ!

    398. Hafta basın açıklamasında, Erzurum H Tipi Kapalı hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Abdulbaki Harmancı’nın durumuna dikkat çekildi. İHD yönetiminden Nuray Çevirmen’in okuduğu açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “70 yaşındaki Abdulbaki Harmancı’ya, Bingöl’ün Karlıova ilçesinde 2014’te Bingöl 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmiştir. Daha sonra cezasının Yargıtay tarafından onanması üzerine 25 Nisan 2021’de tutuklanarak Muş E Tipi Kapalı Hapishanesine konulmuştur.

    Abdulbaki Harmancı 2018 yılında cezaevine girmeden önce kalp hastalığı nedeniyle Erzurum Eğitim ve Araştırma hastanesinde açık kalp ameliyatı geçirmiştir. Kalp kapakçığında çürüme olan mahpus, kalp hastalığı için sürekli olarak ilaç kullanıyor. Ayrıca bir diğer kendisini zorlayan hastalık olarak mide ülseridir ve midesinde yaralar bulunmaktadır. Dışarıda iken bu hastalığı nedeniyle kendisine özel yemekler hazırlanmaktaydı ancak hapishanede bu hastalığından kaynaklı olarak, verilen yemekleri hazmedemiyor ve sorun yaşıyor. Kullandığı ilaçlardan kaynaklı olarak nefes kesintileri yaşamakta ve bu ağır hastalığı nedeniyle sık sık düşüyor.

    Sağ gözü hiç görmüyor ve gözünden kaynaklı olarak engelli raporu bulunmaktadır. Ayrıca kulaklarındaki rahatsızlıklardan kaynaklı olarak duyma problemi de yaşamaktadır.

    Muş E Tipi Cezaevinde iken aniden yaşadığı baygınlıktan kaynaklı olarak hastaneye kaldırılmış ve Muş Devlet Hastanesi hekimleri tarafından hastalıkları nedeniyle 10 Mart 2022’de İstanbul Adli Tıp Kurumuna sevki yapılmıştır. Burada gerekli olan tetkikler yapılmadan hapishaneye geri gönderilmiş ve ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verilmiştir. Cezaevine getirildikten kısa bir süre sonra da 20 Mart 2022 tarihinde kendi isteği dışında Muş E Tipi Kapalı Hapishanesinden Erzurum H Tipi Kapalı Hapishanesine sevk edilmiştir.

    Abdulbaki Harmancı ilerlemiş yaşı ve ağır hastalıkları nedeni ile kendi yaşamını tek başına idame ettiremeyecek durumdadır ve özel bakım gerektirmektedir. Kalp hastalığı nedeniyle yaşamı risk altındadır ve diğer hastalıkları da yaşamını zorlamaktadır. Hapishanede kalamayacak durumda olan hastanın, tetkik ve kontrolleri tıp etiğine uygun olarak yapılmalı ve ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda tedavisinin devam ettirilmesi için serbest bırakılmalıdır.

    Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 398. Haftada, hapishanelerde bulunan hasta mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar ortadan kalkıncaya kadar bu sorunları kamuoyu ile paylaşmaya ve çözüm talep etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kürt-Alevi köyünün yolu açılmayınca cenaze 5 gün cemevinde kaldı; Meclis gündeminde

    Kürt-Alevi köyünün yolu açılmayınca cenaze 5 gün cemevinde kaldı; Meclis gündeminde

    PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Erzurum’da yaşamını yitiren Hakife Göl’ün naaşının kardan kapanan yollar sebebiyle 5 gün cemevinde bekletildiğini duyurdu. Konuya ilişkin Meclis’e soru önergesi veren Koçyiğit, Bakan Süleyman Soylu’ya “Bu ayrımcı uygulamaların nedeni yurttaşların Kürt ve Alevi kimliğine sahip olmaları mıdır?” diye sordu.

    Erzurum’un Karayazı ilçesine bağlı Yüceli Mahallesi’nin Tahtıravan Mezrası yolunun, kar nedeniyle uzun bir süredir kapalı olduğu öğrenildi.

    Kayyım yönetimindeki Karayazı Belediyesi’nin sorumluluğunda olan Tahtıravan sakinleri, yolun açılmamasından kaynaklı hastane başta olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılayamadıklarını aktardı. Yurttaşlar ayrıca, hayvanlarını beslemek için iki kilometre uzaklıktaki Gülünmece Mahallesi’nden aldıkları yemi, sırtlayarak mezraya ulaştırdıklarını ifade etti.

    Erzurum’un Tekman ilçesine bağlı Çatkale (Mergezer) Mahallesi’nde yaşayan Hakife Göl’ün 26 Mart’ta yaşamını yitirmesiyle birlikte büyük bir mağduriyet daha basına yansıdı. İstanbul’da yaşayan Hakife Göl’ün çocukları, annelerinin Hakk’a uğurlama erkanına katılmak için Tekman’a gitti ancak mahalle yolunun uzun süredir kardan kapalı olması sebebiyle erkana katılamadı.

    Hakk’a yürüyen Göl’ün, 5 gün süreyle cemevinde bekletildiği ve Tekman Belediyesi ile yolun açılması için defalarca kez görüşme sağlanmasına rağmen ancak 30 Mart’ta yolun açıldığı aktarıldı.

    “ALEVİ VE KÜRT OLDUKLARI GEREKÇESİYLE…”

    HDP Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, yaşanan mağduriyetleri Meclis gündemine taşıdı. Konuya ilişkin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya önerge sunan Koçyiğit, şu soruları yöneltti:

    “*Erzurum’da yaşayan halkların ciddi bir biçimde etkilendiği yoğun kar yağışlarının ve hava şartlarının yaşamın olağan akışını zorlaştırdığı biliniyorken, yolların açılmasına yönelik taleplere yetkililerin geç çözüm üretmesi hakkında Bakanlığınızca başlatılmış bir soruşturma var mıdır?

    *Hakife Göl adlı kadının cenazesi 5 gün boyunca cemevinde bekletilirken yetkililerin 5. günün sonunda yol çalışması için harekete geçmesinin nedeni nedir? Bakanlığınızca kişilerin maruz kaldıkları bu hak kayıplarının yaşanmasında sorumluluğu bulunan kişiler tespit edilmiş midir, bu kişiler hakkında soruşturma süreci başlatılmış mıdır?

    *Kayyım yönetimindeki Karayazı Belediyesi’nin sorumluluğunda bulunan Tahtıravan mezrasının yollarının açılmaması temel ihtiyaçların giderilmemesine sebep olmaktadır. Bölgede yaşayan yurttaşın, yaşamını kolaylaştıracak bir biçimde kış dönemi boyunca etkili planlama yapılmamasının ve desteklerin sağlanmamasının nedenleri nelerdir?

    *Bir yerleşim yerinde yaşayan yurttaşların siyasi görüşlerinin yöneticilerden farklı olması yapılan hizmetlerin niteliğini belirlemekte midir? Belirtilen yerlerde yaşayan yurttaşlar kendilerinin Alevi ve Kürt oldukları gerekçesiyle ayrımcılığa maruz bırakıldıklarını ifade etmişlerdir. Düşünüldüğü gibi bu ayrımcı uygulamaların nedeni yurttaşların Kürt ve Alevi kimliğine sahip olmaları mıdır?

    *Erzurum’da kış dönemi boyunca toplam kaç yerleşim yerine kar nedeniyle ulaşım sağlanamamıştır, yolların açıldığı ve çalışmaların devam ettiği yerleşim yerleri hangileridir?”

    PİRHA/ANKARA

  • CAN TV emekçisi İsmail Sivaslı’nın annesi Hakk’a yürüdü!-VİDEO

    CAN TV emekçisi İsmail Sivaslı’nın annesi Hakk’a yürüdü!-VİDEO

    PİRHA – CAN TV çalışanı İsmail Sivaslı’nın annesi Şahander Sivaslı, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle Hakk’a yürüdü. Sivaslı, Ankara’da toprağa sırlandı.

    CAN TV çalışanı İsmail Sivaslı’nın annesi Şahander Sivaslı (80) birçok hastalık sebebiyle Ankara’da tedavi görmekteydi. Şahander Sivaslı, yaşam mücadelesini yitirerek Hakk’a yürüdü.

    Şahander Sivaslı için Ankara Karşıyaka Mezarlığında Hakk’a yürüme erkanı düzenledi. Hubyar Ocağından Enver Cemal Şahin’in yürüttüğü erkan, hava koşulları sebebiyle kısa tutuldu.

    Yol hizmeti yürütücüsü Enver Cemal Şahin, “Şahander ana, yaşamı boyunca bizlerle birlikte yedi, içti, ağladı, güldü. Dertlerimize, kederlerimize, acılarımıza, sevinçlerimize ortak oldu. Ayrıca kendisi gönül kırmayan, herkese yardımcı olan bir anaydı. Bu hizmetlerinden dolayı kendisine minnettarız” diyerek rızalık istedi.
    Erkanın sonraki aşamasında Zakir Aydın Birkan, Şahander Sivaslı’nın mezarı başında bağlama çalıp deyiş okudu.

    Enver Cemal Şahin, “Şahander anayı, Toprak Ana’nın kucağına uğurladık. Bu nedenle yüzümüz yerde, özümüz dardadır. Elimiz bağlı, yüreğimiz dağlı, gözümüz yaşlı, bağrımız ateşli” diyerek şu gülbengi okudu:
    “Hakk’ın himmetiyle Hakk aşkına, Hızır aşkına…

    Hakk ve hakikat yolunda yakılan, yıkılan, asılan, kesilen, derisi yüzülen ve katledilen canlar aşkına. Şahander ana, devri daim ola. Seher yelleri estikçe alıp bir diyardan bir diyara tüm sevdiklerine götüre. Şahander ananın o sevgi dolu sözleri, hoş sohbetleri, güzel anıları daima gönlümüzde ola. Onun sevgisi gönlümüzden eksik olmaya. Geride kalan cümle canlarımızı birlikten, barıştan ve insan sevgisinden ayırmaya. Anısına toprakta binbir renkte çiçekler aça.
    Şahander ana önce can idin sonra beden oldun. Hak kapısında doğdun dil oldun, söz oldun, sese dönüşerek canlı-cansız her şeye sızdın. Hava, su ve ateş donuna büründün. Toprak donuna büründün, devriye oldun. Yolun açık ola, devri daim olasın. Bu meydan senden razı oldu, Hakk erenler de senden razı olsun.”

    Şahander Sivaslı, Karşıyaka Mezarlığında toprağa sırlandıktan sonra Erzurum-Ağzer Köy Derneğinde lokmalar dağıtılıp, deyişler seslendirildi.

    PİRHA-ANKARA

  • Milletvekili Koçyiğit, Kur’an kursunda çocuklara cinsel istismar skandalını Meclis gündemine taşıdı!

    Milletvekili Koçyiğit, Kur’an kursunda çocuklara cinsel istismar skandalını Meclis gündemine taşıdı!

    PİRHA- Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Erzurum’da yatılı erkek Kur’an kursunda en az yedi çocuğa cinsel istismarda bulunup şiddet uygulayan H.A hakkında soru önergesi hazırladı. Koçyiğit, Bakan Derya Yanık’a “Kuran Kursunda 2021’in Mayıs ve Ekim aylarında çalışan bu kişinin çocuklarla vakit geçirmesine kim/kimler izin vermektedir? Bu kişi hangi eğiticilik vasfına sahiptir?” diye sordu. 

    HDP Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Erzurum Hacı Bahattin Evgi Yatılı Erkek Kuran Kursu’nda yaşanan istismar skandalını Meclis gündemine taşıdı.

    Yaşları 10-11 olan en az yedi çocuğa altı ay boyunca cinsel istismarda bulunan 22 yaşındaki H.A’nın, çocuklara şiddet uyguladığını da belirten Milletvekili Koçyiğit, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık tarafından cevaplandırılması talebiyle önerge hazırladı.

    “SÖZ KONUSU KURAN KURSUNU EN SON NE ZAMAN DENETLEDİNİZ?”

    Gülüstan Kılıç Koçyiğit, cinsel istismara maruz kalan çocuklardan birinin babasının şikâyeti üzerine Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından H.A. hakkında dava açıldığını “Suç konusu olaylar hakkında açılan davaya müdahil misiniz?” diye sordu. Milletvekili Koçyiğit, hazırladığı önergede Bakan Derya Yanık’a şu soruları da yöneltti:

    “-Erzurum’da bulunan Kuran Kursunda yaşanan çocuğa yönelik cinsel istismar suçuna dair tarafınızca açılan bir soruşturma var mıdır? Varsa soruşturma süresince çocukları koruyacak ek tedbirler alınmış mıdır?

    -Yaklaşık 6 ay boyunca Hacı Bahattin Evgi Yatılı Erkek Kuran Kursunda yaşanan cinsel istismar ve kötü muamelelerden İl Müftülüğü haberdar değil midir?

    -Söz konusu Hacı Bahattin Evgi Yatılı Erkek Kuran Kursunun faaliyetleri devam etmekte midir?

    -Erzurum Hacı Bahattin Evgi Yatılı Erkek Kuran Kursu’nun idarecileri kimlerdir?

    -Erzurum Hacı Bahattin Evgi Yatılı Erkek Kuran Kursunda yedi çocuğa altı ay boyunca cinsel istismarda bulunan H.A hakkında açılan davada hangi güvenlik tedbirleri uygulanmıştır? Bu kişi 29 Ekim 2021 tarihinde neden Yozgat’a gönderilmiştir?

    -Kuran Kursunda 2021’in Mayıs ve Ekim aylarında çalışan bu kişinin çocuklarla vakit geçirmesine kim/kimler izin vermektedir? Bu kişi hangi eğiticilik vasfına sahiptir? Varsa bir eğitim geçmişi bu çocuklar alanında mıdır?

    -Erzurum’da bulunan erkek/kadın yatılı Kuran Kursları hangileridir? Bu kurslar kimlerin denetimindedir?

    -Çocukların eğitimlerinin; uzman, pedagojik eğitim almış, ruh ve beden sağlığı yerinde kişilerce verilmesi gerekirken Kuran kurslarında verilen eğitimlerde bu kriter gözetilmekte midir?

    -Sözü edilen bu kursların denetimlerinde aktif rol üstelenmekte misiniz? Söz konusu Kuran Kursunu en son ne zaman denetlediniz?

    -Cinsel istismara maruz kalan çocuklara psikososyal destek sunulmakta mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Diyanet’e bağlı Kur’an kursunda 7 çocuğa cinsel istismar

    Diyanet’e bağlı Kur’an kursunda 7 çocuğa cinsel istismar

    PİRHA- Erzurum’un Palandöken ilçesinde Diyanet’e bağlı bir Kur’an kursunda 7 çocuğu cinsel istismara maruz bırakan fail kaçmak isterken gözaltına alındı.

    Kur’an kurslarından ardı ardına cinsel istismar vakaları yaşanmaya devam ediyor. Yaşananların tamamı ya görmezden geliniyor yada aileler tehdit edilmek suretiyle şikayetlerinden vazgeçiriliyor.

    Kamuoyuna yansıyan son istismar olayı Erzurum’da yaşandı.

    Erzurum’un Palandöken ilçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Hacı Bahattin Evgi Yatılı Erkek Kur’an Kursu’nda 7 çocuk cinsel istismara maruz kaldı. İstismara ilişkin soruşturma başlatılırken, soruşturma sonucunda failin gözaltına alındığı belirtildi.

    Konuya dair açıklama yapan Erzurum Valisi Okay Memiş, kursta gönüllü murakıp (denetçi) olarak görev yapan failin kaçmak isterken Yozgat’ta yakalandığını ve güvenlik nedeniyle de Erzurum’a getirilmediğini kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • DAD ve Avrupa Hınıs Derneği, Erzurum’da aşure lokmalarını paylaştırdı-VİDEO

    DAD ve Avrupa Hınıs Derneği, Erzurum’da aşure lokmalarını paylaştırdı-VİDEO

    PİRHA-Erzurum’un Hınıs ilçesinin Kosan Köyü Seyit Nesemi Cemevinde, Demokratik Alevi Dernekleri ve Avrupa Hınıs Derneği aşure lokmalarını pay etti.

    Muharrem Orucunun sona ermesiyle birlikte Türkiye’nin pek çok yerinde cemevlerinde aşure yapılıyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri ve Avrupa Hınıs Derneği, Erzurum’un Hınıs ilçesinin Kosan Köyü Seyit Nesimi Cemevinde, Baba Mansur Ocağı’ndan Ana Fadime Sertkaya’nın verdiği gülbengden sonra aşure lokmaları paylaştırıldı.

    Aşure lokmasına DAD Genel Basın Sekreteri Bülent Felekoğlu, Hınıs HDP İlçe Eş Başkanı Yılmaz Gülçiçek ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    PİRHA/ERZURUM

  • Hınıs’ta tek kadın muhtar; ‘Artık zincirleri kıralım, kadın hakları her yerde olsun’-VİDEO

    Hınıs’ta tek kadın muhtar; ‘Artık zincirleri kıralım, kadın hakları her yerde olsun’-VİDEO

    PİRHA-Reyhan Akdeniz, Erzurum’un Hınıs ilçesinin tek kadın muhtarı. Güzeldere Köyü’nün muhtarı olan Akdeniz, “Kadınlar muhtarlığa istekli değil. Kadın muhtarların eksik olduğunu gördüm. Artık bu zincirleri kıralım, kadın hakları her yerde olsun, her yere el uzansın” dedi. Akdeniz köylerinde eksiklerin olduğunu, cemevi olmadığını da sözlerine ekledi. 

    Reyhan Akdeniz, Erzurum’un Hınıs ilçesinin tek kadın muhtarı. Muhtar olduktan sonra yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    Güzeldere Köyü’nde ikamet eden Akdeniz, kendisine yönelik herhangi bir tepkinin olmadığını ifade ederken, “Bir kadın için güzel ve gurur verici bir durum. Hiçbir yerden tepki almadım. Gereken yerlere rahatlıkla gidebiliyorum. Derdimi rahatlıkla ifade ediyorum. Yeni çevrelerle tanışıyorsunuz, kendinizi geliştiriyorsunuz” diye konuştu.

    “KADIN MUHTARLARIN EKSİK OLDUĞUNU GÖRDÜM, ZİNCİRLERİ KIRALIM”

    Erzurum’da kadın muhtarların eksik olduğunu söyleyen Akdeniz, şunları söyledi:

    “Kadınlar muhtarlığa istekli değil. Kadın muhtarların eksik olduğunu gördüm. Bazı yerlerde kadın muhtarların olduğunu görüyorduk; bizde de muhtar çıksın, Erzurum’da da gelişme olsun istedim. Artık bu zincirleri kıralım, kadın hakları her yerde olsun, her yere el uzansın. Her zaman kadınlar üstün gelecektir, kendilerini savunacaklar ve inşallah daha güzel günlere gidecekler.“

    “KÖYÜMÜZDE CEMEVİMİZ YOK”

    Güzeldere köyünün eksikliklerine dair ise Akdeniz, “Köyün eksiklikleri tabi ki var. Cemevimiz yok. Yollarımız eksik; altyapımız yapıldı. Köyün içi parke olacak bu sene. Bizim köyde de hayvancılık yapan bir tek ben varım. Köy boşaldığı için, göç olduğu için köyde hayvancılık olmuyor” ifadelerini kullandı.

    Ali ŞEKER-Murat DEMİR/ PİRHA

  • HDP heyeti, Üç Fidan’ı ziyaret etti-VİDEO

    HDP heyeti, Üç Fidan’ı ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA-HDP’li Milletvekilleri, idam edilişlerinin 49. yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın mezarını ziyaret etti.

    HDP Milletvekilleri Kemal Bülbül, Erol Katırcıoğlu ve Murat Çepni, Karşıyaka Mezarlığına giderek Üç Fidan’ı ziyaret etti.

    HDP heyeti adına konuşan Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, pandemi nedeniyle kitlesel bir anmanın söz konusu olamadığını belirtti. HDP’li Bülbül, “Onlar, Türkiye halklarının, emeğin, yoksulların, kimsesizlerin; özgürlüğü ve adaleti gerektiren tüm süreçlerin gerçekleşmesi için yaşamlarını feda ettiler” dedi.

    Kemal Bülbül, Üç Fidan’ın, Türkiye devrimci hareketine öncülük yapan isimler olduğunu ifade ederek şu konuşmayı yaptı:

    “6 Mayıs şafağında idama giderken Deniz Gezmiş’in söylediği çok önemli; ‘Türkiye halklarının kardeşliği, eşitliği için bu mücadeleyi yaptık’ diye söylemesi yine Nurhak dağlarına gitmeleri, Hakkari’de Gençlik Köprüsü’nü yapmış olmaları halklar arasındaki diyaloğu, eşitliği, ortak mücadeleyi ne kadar önemsediklerinin göstergesidir. Biz de HDP olarak bugün huzurlarında diyelim ki; biz, Deniz, Yusuf ve İnan’ın mirasına sahip çıktık.

    Üç Fidan diye adlandırılanlar, özgürlüğün, eşitliğin, adaletin filizlenen fidanlarıydı. Fidan yaşlarında inandıkları değerler uğruna candaş verdiler.

    Yusuf Yozgatlı, Hüseyin Sarızlı, Deniz Erzurumlu. Üçü üniversitede sosyalist, devrimci, Marksist değerlere inanarak; tabi bunu Türkiye gerçekliğiyle de buluşturarak halkların, emeğin, işçi sınıfının özgürleşmesi ve yaşanabilir bir Türkiye olması için candaş verdiler. Biz de bu yaşanabilir Türkiye mücadelesini sürdüreceğimizin sözünü verelim.”

    PİRHA/ANKARA 

  • Deniz Gezmiş, 74. doğum gününde anılıyor

    Deniz Gezmiş, 74. doğum gününde anılıyor

    PİRHA-Devrimci hareketin sembol isimlerinden Deniz Gezmiş, 74. doğum gününde anılıyor. Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 49 yıl önce idam edilen Deniz Gezmiş’in son sözleri ‘Yaşasın tam bağımsız Türkiye’ olmuştu.

    Henüz 25 yaşında iken idam edilen Deniz Gezmiş, doğum gününde anılıyor. Gezmiş, idam edilmeseydi bugün 74 yaşında olacaktı.

    Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun (THKO) kurucularından Deniz Gezmiş, 1971’de 12 Mart Muhtırasının ardından yakalanarak yargılandı ve idama mahkum edildi. Gezmiş, 6 Mayıs 1972’de Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’la birlikte Ankara Ulucanlar Cezaevi avlusunda idam edildi.

    DENİZ GEZMİŞ KİMDİR?

    Deniz Gezmiş, 28 Şubat 1947’de Ankara’nın Ayaş ilçesinde doğdu. Dedeleri Rize’nin İkizdere ilçesine bağlı Cimil köyündendi. Babası Ilıca (Aziziye), Erzurum nüfusuna kayıtlı ilköğretim müfettişi Cemil Gezmiş, annesi ise Erzurum’un Tortum ilçesinden ilkokul öğretmeni Mukaddes Gezmiş’ti.

    Ailenin üç çocuğundan biri olan Deniz Gezmiş, ilk ve orta öğrenimini Sivas’ta, liseyi ise İstanbul’da okudu.

    11 Ekim 1965’te Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Üsküdar ilçe başkanlığına üye oldu. İlk gözaltısını 15 Ağustos – 31 Ağustos 1966 tarihleri arasında Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin Taksim Anıtı’na çelenk koymaları sırasında işçileri destekleyen ve TÜRK-İŞ yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında yaşadı.

    7 Kasım 1966’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi.

    22 Kasım 1967’de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi’nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak 1968’de “Devrimci Hukukçular Örgütü”nü kurdu.

    7 Mart 1968’de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen toplantıda konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk’ü protesto ettiği için tutuklandı. 2 Mayıs’a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs’ta 6. Filo’yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti.

    Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968’de İstanbul Üniversitesinin işgal edilmesinde de öncü isim oldu. Öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu.

    İstanbul’a gelen 6. Filo’yu protesto eylemlerinde yer alan Deniz Gezmiş, 30 Temmuz 1968’de bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül 1968’de serbest bırakıldı. Yaşananlar ardından öğrenci hareketinin lideri haline geldi.

    TİP çizgisinin öğrenciler arasında yayılmasında etkili rol üstlendi. 28 Kasım 1968’de ABD büyükelçisinin gelişini protesto etmesi sebebiyle tutuklandı ve 17 Aralık 1968’de serbest bırakıldı.

    Gezmiş, 31 Mayıs 1969’da İ.Ü. Hukuk Fakültesi öğrencilerinin protestosuna liderlik yaptı. Yaşanan çatışmalar sonucu yaralandı. Hakkında gıyabî tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi’nin kampına; silahlı eğitim almak ve FDHKC üyeleri ile aynı safta savaşmak için gitti.

    Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte Ankara’da THKO’yu kurdu. 11 Ocak 1971’de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi’nin soygununu gerçekleştirenler arasında yer aldı. Bu olaydan sonra Yusuf Aslan’la beraber “vur emri” ile aranmaya başlandı.

    Deniz Gezmiş, 16 Mart 1971’de Sivas’ın Gemerek ilçesinde yakalanarak Ankara’ya zamanın İçişleri Bakanı Haldun Menteşeoğlu’nun makamına götürüldü.

    Yargılama 9 Ekim 1971’e kadar sürdü. Deniz ve arkadaşları, THKO-1 Davası’nda TCK’nin 146. maddesini ihlâl ettiği gerekçesiyle 146/1 maddesi uyarınca idam cezasına çarptırıldı.

    Deniz Gezmiş; Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972’de, gece 01.00-03.00 arası, Ulucanlar Cezaevi’nde asılarak idam edildi.

    Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 1969’da öldürülen Taylan Özgür’ün yanına gömülme isteği yerine getirilmedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Maraş Katliamı tanığı İpek: Amaçlarına ulaşamadılar çünkü Aleviler bugün daha güçlü!

    Maraş Katliamı tanığı İpek: Amaçlarına ulaşamadılar çünkü Aleviler bugün daha güçlü!

    PİRHA-Maraş Katliamı tanıklarından Sabiha İpek, saldırıların aylar öncesinden planlandığını belirterek, “Aleviler aydın ve ilericiydi. Maraş’ta ekonomik güç kazanıyorlardı. Yolumuzu kesmek için katliam yapıldı. Buna rağmen amaçlarına ulaşamadılar. Daha çok örgütlendik şimdi. Artık ağız dolusu ‘Aleviyiz’ diyebiliyoruz” yorumunu yaptı.

    Maraş’ta 19 Aralık 1978’de başlayan saldırılar tam bir hafta sürmüş 120’den fazla kişi hayatını kaybetmişti. Yaşananlar üzerinden 42 yıl geçmesine rağmen etkin bir soruşturma ise yapılmadı.

    Alevilerin hedef alındığı katliam sonrası binlerce Maraşlı, yaşadıkları toprakları terk etmek durumunda kaldı. Maruz kaldıkları katliama rağmen Maraş’ta yaşamaya devam edenler ise artık doğup büyüdüğü şehrin birer yabancısı haline geldi. ‘Maraşlıyım’ demeye dilleri varmayan ailelerin bir üyesi de Sabiha İpek oldu.

    Katliamın yaşandığı dönemde 17 yaşında, lise son sınıf öğrencisi olan Sabiha İpek, o günlere olan tanıklıklığını anlattı.

    1978 yılında Maraş’ın Yukarı Bayır Mahallesi’nde yaşadıklarını belirten İpek, evlerinin ise ilk saldırının yapıldığı yer olan kıraathanenin hemen bitişiğinde olduğunu söyledi. O saldırı sonucu bölge halkı tarafından çok değer verilen bir dedenin de yaşamını yitirdiğini aktaran Sabiha İpek, “Yörük Selim denilen bu bölge ülkücülerin ilk yöneldiği adreslerden biriydi. Saldırı anında kardeşimle birlikte sadece korku içinde evde bekliyorduk” dedi.

    Sabiha İpek, Maraş Katliamı’nın aylar öncesinden planlandığını ifade ederek, yaşadığı mahallede Erzurum’dan göç eden muhacir ve Elbistan’dan gelen Kirişan aşiretine bağlı ailelerin olduğu bilgisini verdi.

    İpek, kiracı olarak Muhacir bir ailenin evinde yaşadıklarını söylerken, “Oturduğumuz ev de işaretlenmişti. Acaba bizim için mi yoksa ev sahipleri için miydi bilemiyordum. Ama sonradan gördük ki yapılanlar Alevilere dönüktü” dedi.

    “ALLAH ALLAH NİDALARIYLA EVLERİMİZİ YAKTILAR”

    Kahvehane saldırısının ardından iki solcu öğretmenin öldürülmesiyle birlikte olayların büyüdüğünü anlatan Sabiha İpek, o günlere dair şu bilgileri verdi:

    “O zamanlar Kürtlük çok ön planda değildi. İki öğretmenin vurulması ardından solcular, hiç bir organize yapmadan, plansız bir şekilde harekete geçti. Ben de o günün sabahı okula gitmek için evden çıkmıştım. Yaşananlar sebebiyle ‘bugün okul yok, yürüyüşe katılmak isteyen varsa gelsin’ diye duyuru yaptılar. Bütün sol kesim bir araya gelmişti. Ben de o gün yürüyüşe dahil oldum.

    Yokuş aşağı yürürken Ulu Cami’nin önüne geldiğimizde, insanlar nereden çıktı bilmiyorum, bizi taşladılar. Adeta taş yağmuruna tuttular. Bu insanların hepsi şalvarlı kişilerdi. Bence bunlar Maraş’ın yerlileri değildi. Civar köylerden getirilmiş olduklarını düşünüyorum. İkinci günde bu faşistler, ‘Allah, Allah’ nidalarıyla evlerimizin pencerelerini kırıp içerisini ateşe vererek gittiler.”

    Sabiha İpek, 16 kişilik bir aile olduklarını belirterek, evlerin yakılmaya başladığı anları şu sözlerle anlattı:

    “Yağmalar başladığı esnada ev sahibimizin evine çıktık. Maraş’taki ev içlerinde yüklükler vardır. Önüne perde çekerler. Hepimiz onun arkasına saklandık. Karşı tarafımızda bir ev sahipleri beni çok severdi. İçlerinden biri, ‘oda bizdendir, oraya ateş atmayın’ dedi. Sonra bir şeyler daha konuşuldu ama duyamadım. Evimizin camını kırarak içeriyi ateşe vermişlerdi. Sokağın bir başından girip evlere ateş atarak gidiyorlardı.

    Ses seda kesilince biz de dışarı çıktık. Bizim bulunduğumuz Yörük Selim Mahallesi şehrin bir ucundaydı. Bir de Kara Maraş vardı. Orası da şehrin girişinde yer alıyordu. Bulunduğumuz yerden Kara Maraş’ın yakıldığını; dumanların yükseldiğini görüyorduk.”

    Saldırıların artmasıyla birlikte solcu Alevi gençlerin de savunmaya geçtiklerini anlatan İpek, şöyle devam etti:

    “O gece devrimciler bize ‘Ne kadar yemek varsa gönderin’ dediler. Çünkü gençlerin hepsi açtı. O günün sabahı yürüyüşe katılıp taşlananların hepsi Yörük Selim Mahallesi’ne girdiler. Bu mahallenin geneli Aleviydi. Herkes tanıyıp tanımadığı evlere girmişti. O ara annem, ‘gençler açtır’ diye mercimekli köfte yapmıştı. Bunlar olurken birkaç yerdeki kalabalığın da silahla tarandığını duymuştuk.

    Ben o ara ‘patpat motor’ denilen araçların içerisinde bir kaç ölmüş insan gördüm. Ölüleri yerde bırakmıyorlardı. Vurulanlardan birini tanıyordum. ‘Simsar’ lakaplı bir Aleviydi. Sevdiğimiz bir insandı. Alevileri sahiplenen biriydi. Öldürüldüğünü görünce çok kötü olmuştum.”

    MARAŞ KATLİAMI’NDAN ONRA HİZBULLAH BASKISI…

    Sabiha İpek, yıllar sonra evlenip ailesiyle Antep’e taşındı. Fakat bu defa da Hizbullah adlı örgütün baskısıyla karşılaştı. İpek yaşadıklarını şu cümlelerle aktardı:

    “Eşimin işi sebebiyle o dönem Antep’te oturuyorduk. O zamanlar Hizbullah denen örgüt ortaya çıkmıştı. Ailemden birisine bir şey olacak korkusuyla Antep’ten ayrılmak istedim. Çocuğum 12 yaşındaydı. Belki bize de bir şey olur düşüncesiyle 1992 yılında Kıbrıs’a taşındık.”

    “ÇOCUKLUĞUMUN MARAŞ’INI BULAMADIM”

    Sabiha İpek, yıllar sonra Maraş’a, yaşadığı mahalleye gittiğinde ise duygularını şu sözlerle anlattı:

    “Yıllar sonra ölen insanların olduğu yere gittim. Gazi okulunda okumuştum. Civarında gezindim. Ama yabancı bir ülke, yabancı bir yermiş gibi gittim. Çocukluğumdaki Maraş’ı bulamadım. İnsanların yüz şekli değişmiş, kadınlar kapanmıştı.

    O gün orada yaşadıklarım senelerdir hep aklımda. Aralık ayı geldiğinde hep o günü yaşayacak gibi oluyorum. Fakat bu katliamlar sonrasında Alevilerin sesi daha fazla arttı. Örgütlü bir hale gelindi.

    Aleviler aydın ve ilericiydi. Bu sebeple bizim yolumuzu kesmek için yapılan bir katliamdı. Örneğin Aleviler Maraş’ta ekonomik olarak çok ilerleme sağlamıştı. İş yerleri açıyorlar, ekonomik olarak iyiye gidiyorlardı. Bu sebeple Maraş’ta güçlenmemiz istenmiyordu. Buna rağmen yine de amaçlarına ulaşamadılar. Biz daha çok örgütlendik şimdi. Ağız dolusu ‘Aleviyiz’ diyoruz. Kıbrıs’a geldikten sonra ise kimlik olarak Aleviliği daha çok yaşar oldum.”

    Cebrail ARSLAN/PİRHA

  • Dünya mirası olan Narman Kanyonu’nda yaşanan tahribat Meclis gündeminde

    Dünya mirası olan Narman Kanyonu’nda yaşanan tahribat Meclis gündeminde

    PİRHA – UNESCO’ya jeopark olarak önerilen Narman Kanyonu’na iki katlı binanın yapılmasını HDP’li Kenanoğlu Meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu, “Yaklaşık 2.5-3 milyon yıllık bir jeolojik geçmişi olan Narman Kanyonu’na hançer vurularak doğa tahribatında geri dönüşü olmayan bir yola girilmektedir” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Erzurum’un Narman İlçesinde bulunan UNESCO Türkiye Milli Komitesi tarafından ülkemizde Jeopark adayı olarak kabul edilen 15 aday alandan biri olan ve içerdiği jeolojik oluşumlar ve kendine has ekosistemi nedeniyle bir dünya mirası sayılan Narman Kanyonu’na yapılan inşaatı Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a verdiği soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.

    Dünya mirası olan Narman Kanyonu’nun tehdit altında olduğuna dikkat çeken Kenanoğlu, bu alanın, özellikle karasal çökeller açısından bir jeoloji laboratuvarı ve eşsiz bir doğal anıt niteliğinde olup, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından da korunması gereken alan statüsüne alındığını söyledi.

    3 Aralık 2019’da Resmi Gazete’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı Bakanlık Olur’u ile ‘nitelikli doğa koruma alanı’na ait sınırlar yeniden belirlenerek yayınlandığını belirten Kenanoğlu, ancak son zamanlarda Dipsiz Göl ve Salda Göl’ünde yapılan tahribatın bir benzerinin Narman Kanyonu’nda da yaşandığını kaydetti.

    “BİR KEZ YOK EDİLDİĞİNDE GERİ DÖNÜŞÜ YOK”

    Narman Belediyesi inşaat yapılacak onca yer dururken alanın önemli sekiz vadisinden biri ve en önemlisi olan Göndere Vadisi’nin girişine iki katlı bir bina yapmaya başladığına vurgu yapan Kenanoğlu, önergede şu ifadelere yer verdi:

    “Dünyada ender görülen, bir kez yok edildiğinde bir daha yerine konulması imkansız nitelikteki doğal varlıkların koruma alanlarının içerisine, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmaması gerekirken, betonarme bir binanın yapılmasının kabul edilemez.

    Narman Kanyonu, içerdiği doğal varlık niteliğindeki jeositlerle dünya ölçeğinde jeopark olabilecek niteliklere haizdir. Yapılan çok sayıdaki bilimsel çalışmalar bunu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak yapılan bilimsel ve teknik çalışmalar görmezden gelinerek, böyle bir noktaya yapılacak beton bir bina, hem muhteşem bir peyzaja sahip vadinin görünümüne büyük bir zarar verecek, hem de kanyonun UNESCO dünya doğal miras alanı içerisine alınmasına da engel olacaktır. Yaklaşık 2.5-3 milyon yıllık bir jeolojik geçmişi olan Narman Kanyonu’na hançer vurularak doğa tahribatında geri dönüşü olmayan bir yola girilmektedir. UNESCO kriterlerine göre bir jeoparkta olması gereken özellikleri taşıyan Narman Kanyonu, ne yazık ki Göndere Vadisi içinde yapılmaya başlanan bu çirkinlik abidesi ile bu şansını tamamen kaybedecektir. UNESCO’nun en çok önem verdiği kriterlerden biri olan ‘Doğa Korumaya Hizmet Ediyor Olma’ şartı da bu binayla birlikte ortadan kalkacaktır.”

    Bu bağlamda Bakan Kurum’a şu sorular yöneltildi:

    • UNESCO Türkiye Milli Komitesi tarafından da Jeopark adayı olarak kabul edilen 15 aday alandan biri olan Narman Kanyonu’ndaki Göndere Vadisi’nin girişine Narman Belediyesi tarafından iki katlı bir bina yapılmasına kim izin vermiştir?
    • İçerdiği çok sayıdaki jeosit niteliğindeki doğal varlıkların yok edilmesinin engellenmesi amacıyla, sorumlular hakkında gerekli işlemler yapılacak mıdır?
    • Narman Kanyonu’nun Unesco’nun önem verdiği Kriterleri Kaybetmemesi için bu yapılaşma durdurulacak mıdır? (HABER MERKEZİ)
  • Çoban Murat, eşek sırtında söylediği türküyle yüreklere dokundu- VİDEO

    Çoban Murat, eşek sırtında söylediği türküyle yüreklere dokundu- VİDEO

    PİRHA – Erzurum’un Tekman İlçesine bağlı Çağlar Köyü’nde çobanlık yapan Murat, eşeğinin sırtında seslendirdiği içli türkü ile yüreklere dokunurken dikkatleri üzerine çekti.

    Erzurum’un Tekman İlçesine bağlı Çağlar Köyü’nde ailesiyle beraber çobanlık yapmaya gelen Murat, hayvanları otlatırken eşeğinin üstünde İbrahim Şiyar’ın ‘Dost Bulamadın’ eseriyle yüreklere dokundu.

    İlkbaharın gelmesiyle beraber köylüler tarlalarını sürmeye başladı.

    Bahar gelirken kendisini hissettirir. Doğaya ve doğadaki tüm canlılara yeni bir hareket katar. Bu canlılığı, eşeğinin sırtında neşeyle bakan ve türküsünü söyleyen Murat Çobanda da görüyoruz. Adeta bahara merhaba, diyor.

    Kuruca mevkinde tarlasını süren köylülerin kamerasına yansıyan görüntülerde Çoban Murat’ın sevimli halleri dikkat çekerken, seslendirdiği eserle de yüreklere dokunuyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Umreden döndükten sonra karantinadan kaçan 28 kişi Çorum’da yakalandı

    Umreden döndükten sonra karantinadan kaçan 28 kişi Çorum’da yakalandı

    PİRHA – Umreden gelen Erzurumlu yurttaşların karantinaya yakalanmamak için özel bir otobüs firmasını kiralayarak kaçak olarak Erzurum’a gitmeye çalıştığı öğrenildi. 

    Umreden döndükten sonra otobüs tutarak karantinadan kaçan 28 kişi, Erzurum’a gitmeye çalışırken, Çorum’da yakalandı.

    Erzurum Valisi Okay Memiş konuya ilişkin yaptığı açıklamada, umreden gelen Erzurumlu vatandaşların karantinaya yakalanmamak için özel bir otobüs firmasını kiralayarak kaçak olarak Erzurum’a gitmeye çalıştığını ancak Çorum’da yakaladıklarını söyledi.

    “MUTLAKA KARANTİNAYA ALINMALARI LAZIM”

    Umrecilerin Konya ve Ankara’ya yönlendirildikleri açıklayan Vali Memiş, umreden gelen vatandaşların mutlaka karantinaya alınmasının gerektiğini ifade ederek, “Kaçak göçek gelenler oluyor. Vatandaşlarımız lütfen bunları bize bildirsinler. Bu vatandaşlarımızın mutlaka karantinaya alınması lazım” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li 15 belediye meclis üyesi görevden alındı

    HDP’li 15 belediye meclis üyesi görevden alındı

    PİRHA – Karayazı, Tekman ve Karaçoban belediyelerinde HDP’li 15 meclis üyesi, İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırıldı.

    Erzurum’un Karayazı, Tekman ve Karaçoban belediyelerinde, Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) meclis üyesi olan 15 kişi, İçişleri Bakanlığı kararıyla görevden uzaklaştırıldı. Haklarında yürütülen soruşturma ve davalar gerekçe gösterilerek, görevden uzaklaştırılan meclis üyelerine tebliğ edilen bakanlık kararında, “Anayasa’nın 127. maddesinin 4. fıkrası ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47. maddesi uyarınca görevden uzaklaştırılmaları uygundur” denildi.

    KAYYIM ATANMIŞTI

    Karayazı Belediyesi Eşbaşkanı Burhanettin Şahin ile birlikte Erdal Bayram, Yakup Aras, Yüksel Kişi, Abdurrehim Göksu, Mahmut Çimendağ, Alaattin Kırtıl ve Emel Turan görevden uzaklaştırıldı. Böylece HDP’nin 13 olan meclis üye sayısı 8’e düştü. Hakkında kesinleşmiş cezası gerekçesiyle 18 Eylül 2019’da tutuklanan Karayazı Belediyesi Eşbaşkanı Melike Göksu’nun yerine İlçe Kaymakamı Mesut Tabakcıoğlu kayyım olarak atanmıştı.

    Tekman Belediyesi’nde de HDP’li meclis üyeleri Cemalettin Şengül, İsmet Karabulut ve Ali Sait Bingül görevden uzaklaştırıldı. HDP’nin 9 olan meclis üye sayısı 6’ya düştü. Tekman Belediyesi’ni, 31 Mart yerel seçimlerinde yüzde 48.53 oy oranıyla HDP’nin adayı Müzahit Karakuş kazanmıştı. Ancak Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Karakuş’un Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilmesi gerekçe gösterilerek, mazbatası AKP’nin adayı Mustafa Ergin’e verilmişti.

    EŞ BAŞKAN DA GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILDI

    Karaçoban Belediyesi Eşbaşkanı Remziye Sönmez’in aralarında olduğu 4 meclis üyesi de görevden uzaklaştırıldı. Remziye Sönmez, Kazım Erhan, Murat Yaprak ve Ekrem Çintimur’un görevden uzaklaştırılmasıyla HDP’li meclis üye sayısı 10’dan 6’ya düştü.

    (HABER MERKEZİ)