PİRHA- İHD İzmir Şubesi’nin mahpuslara atfettiği 20. Genel Kurulu’nda barış sürecinin en acil gündeminin hasta tutukluların bırakılması olduğunu vurgu yapıldı. Yeni dönemde derneğin eski eş başkanları Zilan Gümüş ile Ali Aydın yeniden seçildiler.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, 20’inci Olağan Genel Kurulu’nu Alsancak’ta bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdi.
Kongrede “Artık anneler ağlamasın. Barış İstiyoruz”, “Kadınların barışa ihtiyacı var”, “Hasta mahpuslara özgürlük, barış ve adalet için insan hakları”, “İnsan hakları ile insandır” pankartları asıldı. Kongrenin divan üyeleri İHD Eş Genel Başkanı Av. Eren Keskin, İHD İzmir Şube Üyesi Av. Nehir Bilece, Faraşin Gümüş ve Barış Annesi Medine Kaymaz’dan oluştu.
Kongreye Barış Anneleri, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Halkaların Demokratik Kongresi (HDK) İzmir Meclisi, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İzmir Şubesi, İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği’nin yanı sıra çok sayıda siyasi parti ve STK temsilcisi katıldı.
KONGRE HASTA MAHPUSLARA ADANDI
Kongrede ilk olarak Kürtçe konuşma yapan İHD İzmir Şubesi Eş Başkanı Zilan Gümüş, hasta mahpusların ölüme terk edildiğini ve toplumun farklı kesimlerinin hak ihlallerine uğradığını belirtti. Bu hak ihlallerine karşı mücadele verdiklerini belirten Gümüş, kongreyi hasta mahpuslara adadıklarını söyledi.
İHD İzmir Şube Eş Başkanı Ali Aydın ise İHD’nin kuruluş nedenlerini anımsatarak, sadece Türkiye’de değil uluslararası alanda çalışmalar yürüttüğünü ifade etti. Aydın, “Türkiye’yi yakından ilgilendiren ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını destekliyoruz. Türkiye’nin insan haklarını ilgilendiren her konuda İHD var. Dünya genelinde insan haklarının ön planda olmadığı, insan haklarını daraltma çalışmalarını görüyoruz. Bunu Türkiye’de de görüyoruz” dedi. Aydın, barışın herkese kazandıracağını vurguladı.
İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Eren Keskin ise İHD bu coğrafyada konuşulmayan birçok şeyi konuşan bir kurum olduğunu ifade ederek, “90’larda devletin Kürdistan’da uyguladığı vahşete en çok ses çıkaran kurum İHD oldu ve bunları duyurdu. İHD resmi ideolojinin etkileyemediği bir kurum” diye belirtti.
“FIRSATI YERİNE GETİRMEDE GECİKME VAR”
Kongrede söz alan İHD Onursal Başkanı Akın Birdal da, ölüm yıldönümü dolayısıyla Deniz Poyrazı andı. Birdal, “İnsan hakları açısından 39 yıl önce yola çıktık. İnsan hakları ihlalinin sebebi faşizmdir. Ve yine 12 Eylül darbesi ile yükseldi İHD. Yanı başımızda, Ortadoğu’da vahşet yaşanıyor. Emperyalist-kapitalist sistem şuan bir kriz yaşıyor. Bu krizi aşmak için bir silahlanma yarışına girecek. Biz barış yolunda çaba gösteriyoruz. Bu coğrafyada iki temel sorun üzerinde durduk. Birincisi Kürt sorununun demokratik çözümü, ikincisi emekçinin hakları. Her meclis döneminin açılışında sınır ötesi operasyon kararı verilirdi. Ama 2024 yılında farklı oldu ve Kürt sorununa dair bir el uzatıldı ve hepimiz heyecanlandık. Bu coğrafya açısından bu süreç çok büyük bir şans yarattı. Ama bu fırsatı yerine getirmekte gecikme var” diye kaydetti.
Birdal serbestçe bir tartışma ortamının olması için Terörle Mücadele Kanunun (TMK) derhal kaldırılması, hasta tutsaklar serbest bırakılması ve kayyımların son bulması gerektiğine işaret etti.
“EN ACİL GÜNDEM HASTA TUTSAKLAR”
Barış sürecinde kullanılan dile tepki gösteren Barış Annesi Behiye Yalçın, “Biz terörist değiliz. Yandaş basın bizden terörist diye bahsetmemeli. Barış için bu zehirli dil bırakılmalı. Biz barış, kardeşlik istiyoruz. Hasta tutsakların serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi.
ÖHD İzmir Şubesi Eşbaşkanı Özcan Sarıoğlu, insan hakları mücadelesinin ne kadar zor olduğunu belirtti. Sarıoğlu, “İnsan hakları savunucularının mirasını devraldık. İnsan hakları mücadelesini İHD ile birlikte ÖHD olarak sürdürüyoruz. Bugün Cumartesi bu vesileyle Cumartesi Annelerini anıyorum” dedi. Sarıoğlu, en acil gündemin hasta tutsaklar olduğunun altını çizerek, yeni dönemde hasta tutsakların koşulsuz serbest bırakılmasını talep etti.
Kongrede farklı konuşmacılar İHD’nin tarihine, insan haklarının önemine ve sürece dair değerlendirmelerde bulundu. Konuşmaların ardından İHD İzmir Şubesinin 2 yıllık faaliyet raporu okundu. İHD İzmir Şube Eş Başkanları değişmeyerek yeni dönemde de Zilan Gümüş ile Ali Aydın oldu.
PİRHA- Partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündemi değerlendiren HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Milletin aşına, ekmeğine, geçimine göz dikenlerden mutlaka hesap soracağız. Bunların kim olduğunu bu halk biliyor ve vicdansızlığın nereden geldiğini de biliyor. Zamanı gelince bir fatura olarak bu iktidarın karşısına çıkaracaklar” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.
5 Nisan Avukatlar Günü’nü kutlayarak konuşmasına başlayan Sancar, savunmanın adaletin temelini oluşturduğunu belirterek siyasi iktidarın savunmaya yönelik baskılarını artırdığını söyledi.
Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik duruma da değinen Sancar, iktidarın ranta ve sömürüye para harcayarak bir avuç azınlığı zengin ettiğini, buna karşın halkın yüksek enflasyon altında ezildiğini vurguladı.
“SEFALET KOL GEZİYOR, İNSANLAR PERİŞAN”
Konuşmasına ekonomik açıdan ülkenin yangın yerine döndüğünü ifade ederek başlayan Sancar; “Sefalet kol geziyor. Büyük bir krizin içine sürüklenmiş ve insanlarımızın büyük çoğunluğu yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşıyor. Bu iktidarın bilinçli politikalarının sonucudur. Çünkü bu iktidar halka değil sermayeye, ülkeye değil ranta sömürüye ayırıyor kaynakları. O nedenle ülkede yoksulluk açlık sefalet kol geziyor. En son hafta sonu Malatya’da gördük bunu ama gittiğimiz başka şehirlerde de tablo değişmiyor. Belki bazı bölgelerimizde ve şehirlerimizde çok daha ağır sorunlar yaşanıyor. Bunların hepsi bu ülkenin içine sürüklendiği bilinçli politikaların ve çöküşün ürünüdür. Bir çöküş yaşanıyor. Bu iktidarın onca yıldır sürdürdüğü politikalarla ülke yoksullaşıyor, insanlarımız perişan hale sokuluyor” şeklinde konuştu.
“ENFLASYONDA TÜRKİYE DÜNYA SIRALAMASINDA İKİNCİ SIRADA”
Açıklanan enflasyon rakamlarının son 20 yılın en yüksek rakamları olduğunu da vurgulayan Sancar; “Dünya sıralamasında Türkiye ikinci sırada yüksek enflasyonda. Enflasyon halkın ezilmesi demektir, zamların üst üste gelmesi demektir. Hangi ürünlere, hangi kalemlere ne zamlar geldi. Bu açıklanan rakamlar iktidarın kontrolünde ve manipüle ettiği bir kurumun rakamı yani TÜİK’in rakamları. Yüzde 61’in üzerinde gösteriyor TÜİK ama ENAG’ta çalışan değerli akademisyenler bu oranın yüzde 140’ların üzerinde olduğunu söylüyorlar. Yani 3 haneli rakamlara ulaşmış durumdayız, yani yoksulluk ve açlık 3 kat daha artmıştır. Üstelik bu iktidar yıl sonu enflasyonu öngörüsünü yüzde 22 civarında açıklamıştı. İlk 3 ayda bunu geride bırakmış oldu. Nereye gidiyor bu paralar? Bu ülkenin kaynakları var, bu ülkenin zenginlikleri var. Bu ülkede adil ve refah içinde yaşam sürmek için imkanlar var ama bunların nasıl kullanıldığı sonucu belirliyor” ifadelerini kullandı.
“ÜLKEDE KÜÇÜK BİR AZINLIK DURMADAN ZENGİNLEŞTİRİLİYOR”
İktidarın ülkenin kaynaklarını talana, ranta, sömürüye ve savaşa aktardığını kaydeden Sancar sözlerine şu şekilde devam etti:
“Ülkede büyük çoğunluk yoksullaştırılıyor, küçük bir azınlık durmadan zenginleştiriliyor. Ortada çetelere, bir avuç sermayedara peşkeş çekilen kaynaklar var. Bunun sonucunda ortaya çıkan acı bir gerçek var; zamların oranları. Doğalgaza yüzde 100’ün üzerinde zam geldi. Elektrik de aynı şekilde zamlandı. Akaryakıta, benzine, mazota yüzde 200’ün üzerinde zam yapıldı. Ayçiçek yağı, un, şeker ve diğer gıdalara en az yüzde 100 zam geldi. Emekliye yüzde 25, memura yüzde 30, asgari ücrete yüzde 50 zam yapıldı ama bunların hepsi ilk 3 ayda eridi gitti. Böylece böbürlene böbürlene ilan ettikleri zam rakamlarının tamamı emekçilerimizin, dar gelirlimizin, emeklimizin cebinden uçtu gitti; geriye kalan yoksulluk, yokluk ve sefalettir.”
“MİLLETİN AŞINA, EKMEĞİNE, GEÇİMİNE GÖZ DİKENLERDEN MUTLAKA HESAP SORACAĞIZ”
HDP olarak asgari ücretin yeniden düzenlenmesini talep ettiklerini ve bu konuyla ilgili kanun teklifi vereceklerini dile getiren Sancar, “Diyoruz ki 3 ayda bir yenilenmeli ve enflasyona göre yeniden ayarlanmalıdır. Sadece asgari ücret değil bütün ücretler için geçerli. Oysa iktidar asgari ücretin artırılması konusunda çelişkili açıklamalarla şaşkınlık içinde ne yapacağını, halka ne anlatacağını bilmeden hareket ediyor. Bir bakıyorsunuz yakında asgari ücrete zam yapılacak diye bir bakan çıkıyor sonra AKP genel başkanı Cumhurbaşkanı bunu yalanlıyor yani asgari ücrete ancak aralık ayında zam yapılacağını söylüyor. Milletin aşına, ekmeğine, geçimine göz dikenlerden mutlaka hesap soracağız. Bunların kim olduğunu bu halk biliyor ve vicdansızlığın nereden geldiğini de biliyor. Zamanı gelince bir fatura olarak bu iktidarın karşısına çıkaracaklar” dedi.
“BU DÜZENİ MUTLAKA DEĞİŞTİRECEĞİZ”
AKP iktidarının halka hayal satmaya çalıştığını belirten Sancar, iktidarın geldiğimiz noktada satabileceği bir hayalin bile kalmadığını söyledi.
İktidarın yalanlarla ayakta kalmaya çabaladığını da sözlerine ekleyen Sancar son olarak; “Hakikatleri sürekli çarpıtıyorlar. Bu yetmiyor, itiraz edenin sesini kısmaya çalışıyorlar. Kaç kere söylemiştim burada bir kez daha söyleyeyim. Yoksullukla mücadele derdi olmayan iktidarlar yoksullarla mücadele ederler. Çünkü yoksulların sesini yükseltmesi, itirazın büyütmesi bu düzenin sonunu getirecek biliyorlar. İşte biz de bu düzenin sonunu getirecek olanın ne olduğunu gayet iyi bildiğimiz için sürekli olarak bütün emekçilerin, ezilenlerin ötekileştirilenlerin, mağdurların ve mazlumların bir araya gelmesini savunuyoruz. Biz ekmek ve özgürlük mücadelesini birleştirdiğimizde hak ve adalet mücadelesiyle iş ve aş mücadelesini buluşturduğumuzda bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. İşte bunu görüyor ve bunu biliyorlar. Bundan korkuyorlar” ifadelerini kullandı.
PİRHA – SES, sağlık ve sosyal hizmet alanlarının ayrılması önerisine karşı genel merkez binasında basın açıklaması yaptı. Açıklamada, sağlık ve sosyal hizmet alanlarını ayrılması önerisinin “toplu sözleşmenin ilk kazanımı” olarak sunulmaya çalışıldığı, bunun kabul edilemez olduğu belirtildi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Genel Merkez binasında “Sağlık ve Sosyal Hizmet Bir Bütündür… İş Kollarına Ayrılamaz!” başlıklı basın açıklama gerçekleştirdi.
SES Genel Eş Başkanı İbrahim Kara’nın okuduğu açıklamada, sosyal hizmet ile sağlık alanlarının birbirinden ayrı iş kolu olarak görülmesinin yanlış olduğu vurgulanarak, “Sosyal hizmetler alanını ‘sağlık ve sosyal hizmetler’ bütününden kopartılarak ‘büro hizmetleri’ içerisine dahil edilmesi bilimsel bir yaklaşım asla değildir, kabul edilemez.” denildi.
Açıklama şu ifadeler yer aldı:
“Bilindiği üzere Temmuz 2018 tarihinde yayınlanan KHK ile Bakanlıkların yapılanmalarında değişiklikler yapılmış, Bakanlıkların sayısı azaltılmış, bu kapsamda bazı Bakanlıklar birleştirilmiştir. Sendikamızın örgütlü olduğu ve kamu sosyal hizmetler faaliyetlerinin yürütüldüğü Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile birleştirilmiş ve yeni bakanlık Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı haline getirilmiştir.
Bakanlıkların yeni oluşumları ile hizmet kollarının değişip değişmeyeceği ya da ne şekilde değişeceğine ilişkin 2019 yılında düzenleme yapılacağı belirtilmişti. Bu çerçevede hem ‘sağlık ve sosyal hizmetler’, hem de ‘büro bankacılık ve sigortacılık hizmetleri’ dahilinde hizmetler yürütülen yeni Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına yönelik hizmet kolu değişikliği de belirsiz olarak bırakılmıştı. Dünden bugüne sağlık ve sosyal hizmetlerin bir bütün olduğu fikrini savunan ve bu temelde örgütlenen Sendikamız, sosyal hizmetler iş kolunun sağlık alanından ayrılmaması gerektiğine yönelik görüşlerini her fırsatta paylaşmakta, bu doğrultuda mücadele etmektedir.
Bugün, hizmet kollarının değişmesi ile ilgili çeşitli çalışmalar gündemdedir. Hem bu değişiklikleri, hem de Sendikamızın değerlendirmelerini tekrar kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.
Öncelikle, kamu alanında toplu sözleşme görüşmeleri 1 Ağustos’ta başlamıştır. Bugüne kadar geçen sürede iş kollarına ilişkin sadece yetkili sendikaların katılımı ile oluşan komisyonlar, iş kolu taleplerine ilişkin çalışma yürütmüştür. 4688 sayılı kanundaki sınırlılıklar nedeniyle bu çalışmaya sadece yetkili sendikalar katılmakta, yani bugün açısından sadece Memur-Sen’e bağlı sendikalar komisyonda çalışmaktadır. Bu çalışmalar kamuoyuna, kamu emekçilerine ve diğer sendikalara kapalı şekilde gerçekleştirilmektedir. Büro-Memur-Sen’in hemen komisyon görüşmelerinin ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlardan öğreniyoruz ki, bu komisyonlarda sosyal hizmetler iş kolunun sağlık iş kolundan ayrılarak büro iş kolu ile birleştirilmesine yönelik bir görüş birliğine varılmıştır. Üstelik Büro-Memur-Sen, bunu ‘toplu sözleşmenin ilk kazanımı’ diye reklam etmeye, emekçileri yanıltmaya çalışmıştır.
Hemen komisyon çalışmalarının akabinde Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Konfederasyonumuza hizmet kollarında değişiklik yapılmasını içeren bir Yönetmelik Taslağı iletilmiştir. Bu taslakta yer alan değişiklik de, ne yazık ki Büro-Memur-Sen’in söylemiyle uyumlu olarak, sosyal hizmetlerin sağlık iş kolundan ayrılarak büro hizmetleri iş koluna geçirilmesini içermektedir.
Bakanlık ve bağlı kuruluşlarda sosyal hizmetler kapsamında verilen hizmetin niteliği ve sosyal hizmetlerin esas olarak koruyucu, önleyici, rehabilite edici yönünü göz önünde bulundurarak yapılmak istenen değişikliği SES olarak kesinlikle doğru bulmuyoruz.
1- İş kollarının belirlenmesi ve iş kolu örgütlerinin şekillenmesinde hizmetin içeriği ve birbiriyle ilişkileri oldukça önemlidir. Bu nedenle Sendikamız, kurulduğundan bu yana sağlık ve sosyal hizmetlerin de ayrılmaz bir bütün olarak değerlendirmiştir.
Sağlık, Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) de tanımladığı biçimiyle ‘fiziksel-ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali’ olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle sağlık hizmetleri, bireysel ve halk sağlığının korunması ve iyileştirilmesi temeline dayanan tıbbi hizmetlerle birlikte psikososyal anlamda iyiliğin sağlanması, geliştirilmesi ve korunmasına dayanan sosyal hizmetleri de içermektedir. Bu iki alan birbiriyle bağlantılı ve bütünlüklüdür. Bu nedenle, iş kolu belirlemesi yapılırken bu bütün göz önünde tutulmak zorundadır.
“SİYASİ İKTİDAR YANDAŞ SENDİKALARIN ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA HAREKET EDİYOR”
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde birleştirilmiş olsa da sosyal hizmetler kapsamında çocuklar, yaşlılar, engelliler, kadınlar, sosyal yardıma ihtiyaç duyanlar başta olmak üzere tüm çocuklar ve tüm toplumun kamu tarafından ve kamu olanakları ile korunmasına, gözetilmesine güçlendirilmesine; istismar-şiddet, ayrımcılık, yoksulluktan korunmasına; bunlara maruz kalanların ise her türlü desteklenmesine yönelik hizmetler sunulmaktadır. Bu hizmetler ağırlıklı olarak 24 saat hizmet veren yatılı ve gündüzlü sosyal hizmet kuruluşlarında disiplinlerarası yaklaşımla mesleki çalışmalar yapılarak verilmektedir. Diğer taraftan bu hizmetler ilgili kurum ve birimlerin teşkilatları ile alanda birebir yardıma ve bakıma gereksinim duyan dezavantajlı kişi ve gruplarla temas halinde çalışılarak, başta sağlık kurumları olmak üzere diğer kurumlarla işbirliği halinde sunulmaktadır.
Sosyal hizmet alanını kendisi her yönü ile her yerde toplum sağlığı ile ilişkilidir. Sağlık hizmeti de sosyal hizmet de elbette birçok kurum bünyesinde çeşitli birimler tarafından yürütülmektedir ve hepsi toplum sağlığı ile ilgilidir. Ancak sağlık hizmetlerinin organizasyonundan sorumlu ana kurum Sağlık Bakanlığı iken, sosyal hizmetlerin organizasyonundan ana sorumlu kurum da Aile Çalışma ve Sosyal hizmetler Bakanlığıdır. Sosyal hizmet ve sağlık alanları bu kadar iç içe ve bir bütünün ayrılmaz parçaları iken, kamu alanında sosyal hizmetlerin yürütülmesinin ana yükümlüsü olan, esasen kamudaki sosyal hizmetlerin temel omurgasını oluşturan, sosyal hizmetler ve toplum sağlığı bakımından en temel alanlardaki konularda, planlanma, uygulama ve koordinesi görevi bulunan Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki sosyal hizmetler alanını ‘sağlık ve sosyal hizmetler’ bütününden kopartılarak ‘büro hizmetleri’ içerisine dahil edilmesi bilimsel bir yaklaşım asla değildir, kabul edilemez.
Tüm bu hususlar değerlendirildiğinde tüm toplum sağlığının temini hususunda diğer sağlık ekipleri ile yan yana görev yapan sosyal hizmet alanının bir büro hizmeti gibi algılanarak düzenleme yapılması en başta bu topluma, bu alanda çalışanlara, sağlık ve sosyal hizmet alanlarının kendisine yapılacak en büyük kötülüktür. Canla başla toplum sağlığı için mücadele veren bu alanın farklı yerlerde değerlendirmesini istemek hem etik değil, hem de bilimden uzak bir yaklaşımdır.
Nitekim, 657 sayılı Devlet memurları kanununda belirlenen hizmet sınıflarına bakıldığında da sağlık ve sosyal hizmet alanlarının bütünlüğünün izlerini görmek mümkündür. (Mülga)Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde sunulurken Bakanlıkların birleşmesi ile Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında birleştirilen sosyal hizmetler alanının ana meslekleri olan Sosyal Hizmet Uzmanı/Sosyal Çalışmacı, psikolog, hekim, fizyoterapist, diyetisyen, hemşire gibi meslekler de sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına mensuptur. Bu sınıflandırmanın kendisi dahi, iki alanın birbirinden kopartılamayacağını ve verilen hizmetin niteliği itibariyle büro hizmetleri iş kolunda birleştirilemeyeceğini göstermektedir.
2- Hizmet kollarının ana şekillenişi 4688 Sayılı Kanun ile düzenlenmiştir ve burada iş kolu ‘sağlık ve sosyal hizmetler iş kolu’ olarak belirlenmiştir. Genel bir hukuk kuralı olarak Kanunla düzenlenen bir husus, Yönetmelik ile değiştirilemez; yönetmelik ile yapılacak bir değişiklik ilgili kanunlara aykırı olamaz. Ancak şu an yapılmak istenen değişiklik hem sağlık ve sosyal hizmetler hem de büro hizmet kollarını bütünüyle değiştirdiğinden 4688 Sayılı Kanuna da aykırıdır.
3- Yapılması gereken; birbirinden tümüyle farklı hizmet işlerinin yapıldığı Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığını bir bütün olarak aynı hizmet kolu kapsamında değerlendirmeye çalışmak değil; adı geçen Bakanlık bünyesinde sosyal hizmetler kapsamında yapılan işlerin bağlı bulunduğu birimlerin iş kollarının Sağlık ve Sosyal Hizmetler iş kolunda kalması; büro ve sigortacılık hizmetleri kapsamında yapılan işlerin bulunduğu birimlerin ‘büro, bankacılık ve sigortacılık hizmetleri’ iş kolunda kalmasıdır.
Siyasi iktidarı, yandaş sendikaların çıkarları doğrultusunda hareket ederek bilimsel olmayan ve herkese zarar verecek uygulamaları hayata geçirmekten vazgeçip, sağlık ve sosyal hizmet sunumunu bir bütün ele alan yaklaşımla hareket etmeye davet ediyoruz.”
PİRHA- HDP, kayyum atanarak elinden alınan birçok belediyeyi yapılan yerel seçimlerle geri aldı. Diyarbakır Kayapınar Belediyesi de bunlardan biri. Kayyımların seçim öncesi ve seçim sonrası durumlarını değerlendiren Kayapınar Belediyesi Eşbaşkanı Keziban Yılmaz, “Seçilmemize rağmen hala mazbatalarımızı alamadık ve mevcut kayyumun belediyede talancılık yaptığını görüyoruz. Gece vakti belediyenin önüne tırları getirip burayı yağmaladılar” dedi.
2014 yılında yapılan yerel seçimlerde Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) aldığı birçok belediyeye AKP hükümeti 2016 yılında kayyum atamıştı. 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde ise HDP kayyum atanan birçok belediyeyi yine kazandı. Kazanılan belediyeler arasında bulunan Diyarbakır’ın Kayapınar Belediye Eşbaşkanı Keziban Yılmaz, kayyumlarla ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Diyarbakır’ın ikinci büyük ilçesi olan Kayapınar’da bu seçimlerde en yüksek oyu HDP’nin aldığını belirten Yılmaz, Diyarbakır ve ilçelerine atanan kayyımların bölgenin insanı olmadığına merkezden ya da kaymakamlar tarafından atanan kişiler olduğuna dikkat çekti. Yılmaz, “Amed’in sosyoekonomisini ve halkın taleplerini bilmeyen kişiler tarafından yönetildi. Bürokratik kişiler tarafından yönetilmeye çalışılan belediyeler AKP’nin memur anlayışıyla yönetilmeye çalışıldı. Hizmet içermeyen, halkın sorunlarına inmeyen devlet anlayışı AKP’nin siyaset anlayışıyla hareket eden yaklaşımla yönetilmeye çalışıldı. Bu yöntem halkta ciddi oranda tepkiye yol açtı. Ortaya çıkan bu seçim sonuçları da bunu doğrular nitelikte oldu.” diye konuştu.
“GECE YARISI BELEDİYE ÖNÜNE TIRLARI GETİRİP YAĞMALADILAR”
Seçilmelerine rağmen hala mazbatalarını alamadıklarını ve mevcut kayyımın belediyede talancılık yaptığını gördüklerini ifade eden Yılmaz, “Gece vakti belediyenin önüne tırları getirip burayı yağmaladılar. Kayapınar’a bağlı 13 eğitim kurumu ve Cigerxwin Kültür Merkezi’ni aniden başka devlet kurumlarına peşkeş çektiler” dedi.
“ENKAZA DÖNEN BELEDİYEYİ TESLİM ALIYORUZ”
Öncelikli hedeflerinin kayyumun yarattığı ağır tahribatı düzeltmek olduğunu dile getiren Yılmaz, “Çünkü fütursuzca kullanılan kamu malları bu halkın malıydı. Bu anlamıyla en büyük projemiz 2 buçuk senedir talan edilen belediyeyi tekrar toparlamak olacak” diye belirtti.
Kayyumun yıktığı Roboski anıtını eskisinden daha büyük bir şekilde yapacaklarını söyleyen Yılmaz, halkın hafızası olan sosyal ve siyasal durumları tekrar canlandıracaklarını kaydetti.
“KADINLARI TEKRAR SÖZ SAHİBİ YAPACAĞIZ”
Kayyumun kazanılan tüm kadın kurumlarını kapattığını hatırlatan Yılmaz, “Bu durum bile AKP’nin ve onun bürokratlarının kadına olan yaklaşımını göstermektedir. Biz kapatılan bu kurumları tekrar hayata geçirip kadınların kendilerini ifade etme olanaklarını sağlayacağız. Kadın istihdam alanını geliştirip belediyemizi örnek bir belediye haline getireceğiz. Kadınları tekrar her alanda söz sahibi yapacağız.” dedi.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Yöneticisi Bülent Felekoğlu, cezaevinde 70 gündür açlık grevinde olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven’e herkesin destek vermesi gerektiğini söyledi. Felekoğlu, “Çözüme dair bir vicdan yaratmak Leyla Güven’e nasip olmuştur. Biz Aleviler de bu süreçte onun hakikatini anlamlandırarak gerekli gücü ve gayreti vermekle sorumluyuz” dedi.
DAD Yöneticisi Bülent Felekoğlu, Diyarbakır Cezaevi’nde 70 gündür açlık grevinde olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven’e ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.
Aleviler Ortadoğu ile dünyada barışın dilini kullanabilecek ve bu yönü ile toplumlara perspektif olabilecek bir duygu içerisinde olması gerektiğini vurgulayan Felekoğlu, “Tarihe baktınız andan itibaren onlarca savaşta katliamlara uğradık. Bu katliamlar içerisindeki yaklaşımımız cenk meydanında hep kendimizi savunmaktı. Bunun dışında her savaşın mutlaka bir barışla sonuçlanacağını tarih bize gösterdi. Şimdi Leyla Güven de bu yönüyle kendi bedenini bu kadar ölümün ve katliamın olduğu bir yerde çözüm için açlığa yatırdı” diye konuştu.
“LEYLA GÜVEN’E GEREKLİ GÜCÜ VERMELİYİZ”
Bir canın açlıkla kendini sınaması en temel nefsi ikrarlaşma olduğunu, bu nefsi ikrarlaşmanın da bütün topluma güç ve gayret vereceğine dikkat çeken Felekoğlu, “Akdeniz bir ölüm denizi olmuşken Ortadoğu’da çözüme dair bir yaklaşım yok. Çözüme dair bir vicdan yaratmak Leyla Güven’e nasip olmuştur. Biz Aleviler de bu süreçte onun hakikatini anlamlandırarak gerekli gücü ve gayreti vermekle sorumluyuz” şeklinde konuştu.
“BİR TOPLUM ANCAK BARIŞARAK YOL YÜRÜYEBİLİR”
Türkiye’de iktidar dinamiklerine çağrıda bulanan DAD Yöneticisi Bülent Felekoğlu şunları ifade etti:
“Bir toplum ancak barışarak ve birbiriyle ikrarlaşarak yol yürüyebilir. Yoksa savaş dili bize daha çok katliam getirecektir. Her ana evlat doğurur. Bugün Ortadoğu’da anaların çoğu evlatlarını sevemiyor. Bugün Kürt analar da evlatlarını sevemiyor Türk analar da evlatlarını sevemiyor. Haktan niyazım bu savaşı bitirebilecek gayreti bize versin. Ve bu gayreti gösterenlere gayret versin. Yaşam kolay yok edilmemeli. Çünkü Hakkın ilk kelamı ‘öldürmeyeceksin’dir.”
HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın, 2008 – 2015 yılları arasında yaptığı konuşmalardan dolayı yargılandığı davada ‘zorla getirilmesine’ karar verdi.
HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın, 2008, 2009, 2010, 2011 ve 2015 yıllarında katıldığı etkinliklerde yaptığı konuşmalardan dolayı ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ suçlamasıyla yargılanmasına devam edilen davada savunma yapmadığı için yargılamanın ‘sürüncemede kaldığını’ belirten mahkeme başkanı, Buldan’ın zorla getirilmesine karar verdi.
Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya Buldan’ın avukatı Bayram Arslan katıldı. Mahkemeye yazılı dilekçe sunan avukat Arslan, müvekkilinin milletvekili olduğunu belirterek, Anayasa’nın 83. maddesi gereğince yargılamada durma kararı verilmesini talep etti.
Cumhuriyet Savcısı Necati Kayaközü, Arslan’ın talebinin reddine karar verilmesini isterken, Mahkeme Başkanı Mehmet Yılmaz da, Buldan’ın üzerine atılı suçlamanın Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında kovuşturmaya istisna suçlardan olduğunu açıklayarak, talebin reddine karar verdi.
Buldan’ın savunma yapmadığı için yargılamanın sürüncemede kaldığını belirten Mahkeme Başkanı, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın zorla getirilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
PİRHA – HDP, 11 Şubat’ta 3. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirecek. HDP Eş Genel Başkanı Kemalbay, kongreye ilişkin yaptığı açıklamada, “Pervin Buldan ve Sezai Temelli kongremizde eş genel başkan adayları olarak oylanacaklar” dedi.
Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 11 Şubat’ta gerçekleştireceği 3. Olağan Kongresi’ne sayılı günler kala eş başkan adayları kesinleşti.
HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, Kongre Mutabakat Komisyonu’ndan çıkan iki eş başkan adayının İstanbul milletvekili ve TBMM Başkanvekili Pervin Buldan ile partide Ekonomiden ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcılığı görevinde olan Sezai Temelli olduğunu duyurdu.
Kemalbay, “İstanbul Milletvekilimiz Pervin Buldan ve 25. Dönem Milletvekilimiz Sezai Temelli, mutabakat komisyonundan çıkan isimler oldu. Kongremizde eş genel başkan adayları olarak oylanacaklar” diye konuştu.
“HALKIN UMUDU OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Kemalbay ayrıca kongreye ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
“Kongremizde yurt dışından da konuklarımız olacak. AP Sol Grup Başkanı, Fransa Komünist Partisi Genel Sekreteri, İspanya’dan Podemos, Yunanistan’dan Syriza bizlerle olacak. Kıbrıs’tan, Filistin’den katılımcılar olacak. Biz, engellemeler karşısında önlemlerimizi aldık. En güzel mesajlarımızla kongremizde bir arada olacağız. Halkın umudu olmaya devam ettiğimizi göstereceğiz.”