Etiket: eş genel başkan selma atabey

  • SES’ten bütçe açıklaması: Kronikleşmiş yoksulluk problemine çözüm üretilmeli-VİDEO

    SES’ten bütçe açıklaması: Kronikleşmiş yoksulluk problemine çözüm üretilmeli-VİDEO

    PİRHA- ‘2022 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’ne dair açıklama yapan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, “Bütçe hazırlanırken emekçilerin talepleri dikkate alınmadı. Kronikleşmiş yoksulluk problemine çözüm üretilmeli. İktidarın siyasi ihtiyaçlarından arınmış bir bütçe yapılmalı” dedi.

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2022 bütçesi yarın itibari ile görüşülmeye başlanıyor. Görüşülecek olan bütçe taslağı üzerinden Bakanlığın önümüzdeki yıl için nasıl bir hizmet hedeflediğine dair değerlendirmelerini ve taleplerini paylaşmak isteyen Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) basın açıklaması düzenledi. SES Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen açıklamanın yapıldığı salona ‘Bütçede sosyal hizmet emekçileri için insanca yaşanacak koşullar ve halk için sosyal hizmet yok!’ pankartı asıldı.

    Açıklamayı yapan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, bütçe görüşmelerine, ne taslak hazırlığı aşamasında ne de hazırlanan taslağın Meclis’e sunulması aşamasında sendikalarının ve iş kolunda örgütlü yapıların dâhil edilmediğini belirterek, iktidarın siyasi ihtiyaçlarından arındırılmış, emekçilerin sorunlarını çözecek bir bütçe yapılması gerektiğini aktardı.

    “KAYNAKLAR DOĞRU YERLERE AKTARILMALIDIR”

    Ekonomik kriz karşısında 2022-2023 toplu iş sözleşmesinin, sermayenin çıkarlarını korumanın yolu olarak emekçilere dönük sömürüyü artırdığını ve kamu emekçilerinin daha da yoksullaştığını ifade eden Atabey, “Gelirlerimizi azaltma yönünde politika güden iktidar, mevcut haklarımızı da ortadan kaldırmak, sermayeye ise her türlü kaynağı aktarmak tercihinde ısrar etmektedir. Salgının sonuçları nedeniyle ekonomik olarak etkilenen kesimler için; işsiz kalanlar, ücretsiz izne çıkartılanlar, gelirleri düşenler, işyeri kapananlar gibi salgın nedeniyle daha çok risk altında olan kesimler için gerçek tedbirler alınmamış, kaynaklar buralara aktarılmamıştır. Bakanlık bütçesi, zam üzerine zam yapılan, dolar ve Euro karşısında gelirlerimizin eridiği, alım gücünün düştüğü ve açlık sınırının bandında gezen gelirimizle, tüm emekçilerin geçinemiyoruz dediği ve ek zam talebinin yaygın bir talep haline geldiği bir zamanda yapılmaktadır” şeklinde konuştu.

    “BAKANLIK, KAMU HİZMETİNİ HAYIR İŞİ YAPMA MİSYONUNA ÇEVİRMİŞ DURUMDADIR”

    2022 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Yasa Tasarısı’nda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na aktarılması öngörülen ödeneğin 66 milyar 131 milyon 543 bin TL olduğu bilgisini veren Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:

    “2022 Bütçesinin %3.8’ini Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçesi oluşturmaktadır ve bakanlıklara bütçeden ayrılan pay bakımından 6. sırada gelmektedir. Bakanlıklar ayrılmadan önce %12.7 ile en büyük 3. paya sahip olan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (AÇSHB)‘lığına ayrılan bütçe göz önüne alındığında 2022 yılında aile ve sosyal hizmetler politikaları için ciddi bir bütçenin ayrılmadığı, ihtiyacı karşılama gibi bir niyetinin olmadığı açık bir şekilde görülmektedir.

    Nisan 2021’de bakanlıklar ayrılıncaya kadar AÇSHB’ye ayrılan toplam bütçede Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB)’ye ayrılan payın Aile ve Sosyal Hizmetlere ayrılandan iki kat fazla olduğu görülmektedir.  2021 Haziran sonu Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (ASHB) Bütçesinin %50.5’si harcanmıştır. ASHB; sosyal politikalar üretme konusuna sadece istatistiki yaklaşmaktadır ve kendisine başvurulmayı beklemekle yetinen bir yaklaşıma sahiptir.  ASHB sosyal politika üretme niye, ti olmayan birimleri hakkında nitelik arttırma yaklaşımından uzak; sanki sosyal yardım derneği gibi davranan ve zaten sağlaması gereken kamu hizmetini hayır işi yapma misyonuna çevirmiş durumdadır.”

    “KRONİKLEŞMİŞ YOKSULLUK PROBLEMİNE ÇÖZÜM ÜRETİLMELİ”

    2022 bütçesi hazırlanırken kur farkı, enflasyon, eşya ve hizmetlerin değerinin artmış olduğu kriterlerin dikkate alınmadığını da söyleyen Atabey, “Hedeflerin 2021 yılı gerçekleşen hedeflerine bakılarak belirlendiği ortaya çıkmıştır. Bu kriterlere göre incelendiğinde bile aslında ASHB’nin bir önceki yıla göre daha az harcama yapmayı planladığı ortadadır. Bu durumda ASHB’nin hedefinin kronikleşmiş yoksulluk problemine çözüm üretecek bir sosyal politika üretmek olmadığı ve sağlaması gereken kamusal hizmeti kendine başvuruda bulunanlara hayır işi olarak yaptığı açıktır” dedi.

    “KADINLARA YÖNELİK POLİTİKALARA DAHA FAZLA PAY AYRILMALI”

    Atabey Bakanlığın, Kadınlara yönelik hizmetlerin planlanması ve şiddetin önlenmesi konusunda ana sorumlu ve koordinatör birim olan KSGM için 2022 bütçesinde 22.020.000 TL pay ayırdığını ve bunun yetersiz olduğunu dile getirerek; “Ayrılan ödeneğin %75 ‘inin personel giderleri için kullanılması öngörülmektedir. Bu bütçe planı, yani yeterli ve etkili oranda bütçenin ayrılmaması KSGM’nin uzun süredir giderek daha çok etkisizleştirilmesinin bir parçası olarak görülmektedir. Kadın erkek eşitliğinin sağlanması hedefi ve buna uygun faaliyetler Genel Müdürlüğün hedeflerinden çıkartılarak revizeler yapılırken, kadınların varlıklarını ve haklarını aile içindeki ‘görevleri’ üzerinden tanımlayan muhafazakâr söylem ve pratikler KSGM’nin çalışmalarını da büyük ölçüde etkilemiştir” ifadelerini kullandı.

    “2 MİLYON ÇOCUK İŞÇİ OLDUĞU KAYDEDİLDİ”

    Türkiye nüfusunun %27,2’sinin çocuk olduğunu ve çocukların ihtiyaçları, çocuk koruma mekanizmasındaki eksiklikler, koruma ve önleme odaklı çalışmalardaki zayıflıkların sıkça dile getirildiğini aktaran Atabey,  “Türkiye ‘de 2018 TÜİK verilerine göre 720 bin, DİSK’in hazırladığı rapora göre de 2 milyon çocuk işçinin olduğu kaydedildi. Çocuk işçiliği ile mücadele kapsamında ulaşılan çocuk sayısının 9.000’den 10.000’e çıkma hedefi Türkiye’de kayıtlı ve kayıt dışı çocuk işçi sayısı dikkate alındığında bu yapısal sorunun çözümüne dair umut vermekten uzaktır. Ayrıca rakamlar yapılan çalışmaya dair niteliksel bir veri sağlamadığı için, ulaşılan çocukların yaşamlarında dönüştürücü bir etki yaratılamamakta, sorunun kronikliğini korumasına neden olunmaktadır” diye belirtti.

    “SOSYAL YARDIMLAR EMEKÇİLERİ İKTİDARA BAĞIMLI HALE GETİRMEK İÇİN KULLANILIYOR”

    AKP iktidarının uzun süredir sosyal yardımı hak olmaktan çıkardığını, yardımları lütuf ve bağımlılık ile oy ilişkisi bağlamına yerleştirdiğini vurgulayan Atabey şunları kaydetti:

    “Sosyal yardımlar yoksulluğu sürdürme, yoksullaştırılan emekçileri iktidara bağımlı hale getirme politikasının bir aracı olarak kullanılmaya devam edilmektedir. 2020 yılı bütçesinde sosyal yardımlara ayrılan kaynak 69 milyar lirayken, 2019’da ise bu rakam 55 milyardı. Bakanlığın 2020 Faaliyet Raporuna göre, sosyal yardımlardan faydalanan 6 milyon 630 bin hane oldu. Bu hanelerden 2 milyon 450 bin 80 hane düzenli yardım, 2 milyon 733 bin 741 hane ise süreli yardım almıştır. 1 milyon 436 bin 799 hane ise hem düzenli hem de süreli yardımlardan faydalanmıştır. 2019 yılına göre 2020 de sosyal yardıma muhtaç olan hane sayısı 2 kat artmış ve oran olarak % 102 hane sayı artışıyla sosyal yardıma muhtaç hale gelmiştir.  TÜİK’e göre ortalama hane halkı büyüklüğünün 3,35 kişi olduğu düşünüldüğünde Türkiye’de en az 20 milyon 200 bin kişinin Bakanlık bünyesindeki sosyal yardımlardan faydalandığı görülmektedir. Cumhurbaşkanlığı 2020 Yıllık Programı’na göre ise belediyeler dışındaki kamu kuruluşlarının sosyal yardım harcamalarından 17 milyona yakın kişi yararlanmıştır.”

    “İKTİDARIN SİYASİ İHTİYAÇLARINDAN ARINDIRILMIŞ BİR BÜTÇE YAPILMALI”

    ‘Bütçe halkın ve emekçilerin örgütleri aracılığı ve onların katılımı ile yapılmalıdır’ diyen Atabey herkes için ve iş kolu emekçileri için taleplerini dile getirdi.

    Ayrı bir Kadın Bakanlığı ve Çocuk Bakanlığı’nın kurulmasını, ayrı ve ihtiyacı karşılayacak bütçeleri olması gerektiğini belirten Atabey, sosyal hizmet alanlarındaki politikaların sorunları önlemeye odaklı, iktidarın siyasi ihtiyaçlarından arındırılmış, kapsamlı politikalar olması gerektiğini söyledi.

    ‘Bu alanda yapılacak planlarda ekonomik tasarruf ya da kesinti düşünülmemeli, ihtiyaç neyse gerekli bütçe ayrılmalı’ ifadesini de kullanan Atabey; “Yoksulluğu teşvik eden değil istihdamı önceleyen ve yoksulluğu bitirme hedefiyle bütçe planlamaları yapılmalıdır. Pandemi nedeni ile bakanlık personelinin iş yükü çok fazla artmıştır. Bütçede personel ödemelerinde personel açığı düşünülerek kadrolu ve güvenceli istihdamla personel açığının hızlı bir şekilde giderilmesi için ödenek arttırılmalıdır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • SES Eş Genel Başkanı Atabey: Aşı konusunda herkesin sürece dahil edildiği bir seferberlik başlatılmalı

    SES Eş Genel Başkanı Atabey: Aşı konusunda herkesin sürece dahil edildiği bir seferberlik başlatılmalı

    PİRHA-1 Temmuz itibariyle başlatılan normalleşme süreci ile birlikte vakaların tekrar artmasını değerlendiren SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey devletin alması gereken önlemleri almadığını vurgulayarak, “Bir ayda 5 kat artış yaşandı. Önlem alınmazsa önümüzde ki günlerde daha fazla canımız yanacak. Uygulanan politikalara güven duyulmadığı için insanlar aşı olmuyor. Emek meslek örgütleri olarak devletin yapması gereken aşıya teşvik işini biz yapıyoruz” dedi.

    Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre 1 Temmuz itibariyle başlatılan normalleşme sürecinden bu yana günlük vaka sayılarında yaklaşık 5 kat artış yaşanırken buna paralel olarak ölüm sayıları da artış göstermeye devam ediyor.

    Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) Eş Genel Başkanı Selma Atabey, devletin alması gereken önlemleri almadığı için bu artışların yaşandığını belirterek emek meslek örgütleri olarak devletin yapması gereken aşılama konusunda halkı bilinçlendirmek ve teşvik etmek için çeşitli çalışmalar yaptıklarını anlattı.

    “BİR AYDA 5 KAT ARTIŞ YAŞANDI”

    1 Temmuz’dan itibaren bir ay geçtiğini ve bu bir ay içerisinde salgının çok fazla artış gösterdiğini ifade eden Atabey şunları dile getirdi:

    “Bu yüzden 1 Temmuz’da her yerin açılmasını, tamamen bütün önlemlerin ortadan kaldırılmasını, normalleşme süreci içerisine girilmesini kesinlikle daha önce de ifade etmiştik doğru bulmuyoruz. Doğru bulunmamızın nedeni şu anki yaşananları öngörmemizdi. Delta varyantı ile birlikte bu süreçte tedbirlerin daha da artırılmasının gerekli olduğunu Hükümete ve Sağlık Bakanlığı’na bunu hem yazılı olarak ifade ettik hem de kamuoyuyla paylaşmıştık. Ama geldiğimiz noktada maalesef şu an 1 Temmuz’la 30 Temmuz’u kıyasladığımızda yaklaşık 5 katına varan bir artış söz konusu. Ölüm sayılarında da vaka sayılarında da artış var ve eğer bu şekilde devam ederse daha kötü sonuçlar ortaya çıkacaktır. 1 Temmuz’da açılmasının sebebinin altında turizm yatıyor. Turizmin açılması için yapıldı bu normalleşme süreci. İnsanlar şu anda tatilde dip dibe, plajlarda yan yana ve 3 gün sonra, 5 gün sonra bu insanlar memleketlerine dönecekler. Yani önümüzdeki 15-20 gün çok daha kritik. Çok daha krizli bir süreç bizi bekliyor.

    “ÖNÜMÜZDE Kİ GÜNLERDE DAHA FAZLA CANIMIZ YANACAK”

    Virüste ki yayılımın sadece ülkemizde değil tüm Avrupa ülkelerinde de benzeri bir durumda olduğunu belirten Atabey sözlerine şöyle devam etti:

    “Her yerde aslında covid-19 4. pikini yaşıyor diyebiliriz. Bu eylül, ekim ayında çok daha netleşecektir. Delta varyantının şöyle bir özelliği var, kuluçka süresinin daha az olmasından kaynaklı yayılması çok daha fazla oluyor. Bu noktada Mayıs ayında ve öncesi süreçte alınan tedbirlerin yanında yine bizlerin önerdiği tedbirlerin alınması gerekiyordu. Özellikle atölyelerin, fabrikaların bu noktada çok daha temkinli davranması gerekiyor. Sosyal mesafe ve maske ile alınabilecek bir tedbirin dışına çıkılması gerekiyor. Sadece bunlar yeterli olamaz. Açık havada bulaş riskinin daha az olduğunu düşünüyoruz. Çünkü belli veriler var. Ama delta virüsü çok daha tehlikeli. Yanından geçerken bile bulaşma riski var. Çünkü çok hızlı yayılan bir virüs koronavirüsün başka bir versiyonu bu. Deltası yani. Bunu göz önüne aldığımızda açık havada dahi maskenin takılmasına özen gösterilmesi gerekiyor.

    Türkiye gerçekten büyük bir ekonomik kriz yaşıyor. Salgından önce de bu ekonomik kriz net bir şekilde kendini hissettiriyordu. Ama bu açma kapama yöntemlerinden kaynaklı birçok esnaf mağdur durumda ve tekrar bir açma kapama sürecine girmemek adına bizim tedbirleri bugünden daha fazla yoğunlaştırmamız gerekiyor. Özellikle bu konuda da zaten iktidara iş düşüyor. Bu tedbirleri tekrardan gözden geçirmeleri gerekiyor. Toplu alanları kontrol etmeleri gerekiyor. Bu meseleyi halk sağlığı meselesi olarak ele almak gerekiyor ama şu an iktidara baktığımızda maalesef covid-19 gündemde yokmuş gibi davranıyorlar. Bu hastalığı önemsemeyen bir noktada durdukları için doğalında topluma verdikleri mesaj bu oluyor ve toplumda da aynı tepki ile aynı refleksle karşılaşıyorlar. Önümüzdeki günlerde maalesef daha fazla canımız yanacak. Bunun bir an önce ciddi bir şekilde ele alınıp tedbirlerin yoğunlaştırılmasını büyük bir ihtiyaç olarak görüyoruz.”

    “SALGINI BİTİREBİLMEMİZ İÇİN AŞI OLMAK ŞART”

    Salgının başından bu yana aşı olunması talebinde bulunan bir kurum olduklarını belirten Atabey; “Geçmiş yıllara baktığımızda tarihsel bir gerçeklik var aşı ile ilgili. Aşı ilk defa koronavirüsle gündemimize girmedi ve bu tür salgınlarda salgının önünü kesebilecek elimizdeki tek silah doğal olarak aşı. Biz aşıyı başından beri önemsiyoruz ve aşının Türkiye’ye getirilmesi ve herkesin aşılanması gerektiğini söylüyoruz. Koronavirüsün bu kadar yayılmasının sebeplerinden biri de aşının ülkemize geç girmesi. Bu kadar kayıp vermemizin sebebi ve bugün geldiğimiz noktada bulaşın bu kadar artmış olması aşının geç gelmesi ve hala yeterli orana ulaşamamış olmamızdan kaynaklıdır. İktidar bu konuyu da iyi yönetemedi. Çok ciddi eksiklikler yaşandı. Haziran ayından bu yana Sağlık Bakanlığı aşı konusunda sıkıntı yaşanmadığını söyledi. Bu noktada da 18 yaşına kadar indirildi aşı yaşı. Ama şu anda Temmuz ayı bitiyor Ağustos’a gireceğiz, yaklaşık 25 milyon insan ikinci aşısını tamamlamış durumda. Yani doğal olarak 80 milyon üzerinden hesaplarsak 55 milyon insan daha ikinci aşısını olmuş değil. Bu durumda hastalığın yayılmasına neden oluyor” diye konuştu.

    “İNSANLAR UYGULANAN POLİTİKALARA GÜVENMEDİĞİ İÇİN AŞI OLMUYOR”

    Aşı karşıtlığı üzerinden yürütülen propagandalara değinen Atabey Kürt illerinde aşılamanın az olmasına da değinerek şunları kaydetti:

    “Çok da bilimsel olmayan, doğru olmayan, hurafelerle dolu bilgiler mevcut. Belirli bir kesimi de maalesef ki etkiliyorlar. Bunun doğru olmadığını bir an önce bu salgından kurtulabilmemiz için tek çarenin aşı olduğunu söyleyebiliriz. Aylardır da TTB ile birlikte ortak yürüttüğümüz kampanyalar ve çalışmalar da devam ediyor. Özellikle kırsal bölgelerde, Kürt illerinde maalesef şu anda tablolara baktığımızda aşı oranının en düşük, hastalığın pik yaptığı iller olarak karşımıza çıkıyor. Böyle olmasının sebebi aşı tartışmalarından kaynaklanıyor. Biontech aşısı mı daha etkili Sinovac aşısı mı daha etkili gibi bu tür tartışmalar yaratıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından gündeme getirildi bizzat bu konular. Bunun yanı sıra sürecin şeffaf yürütülmemesi, bilgilerin toplumdan saklanması, hastalık süreci boyunca yaşamlarını yitiren ya da hastalık kapan insanların hangi yaş grubuna, hangi cinsiyette olduğuna, hangi meslek grubunda olduklarına ilişkin bu tür bilgilerin toplumdan saklanması etkili oldu. İnsanlar şu an var olan iktidara ve Sağlık Bakanlığı’nın izlediği politikalara güvenmiyor. Bilinçsiz oldukları için değil güven sorunu yaşadıkları için olmuyorlar aşı. Ciddi bir güven sorunu var diyebiliriz. Sağlık Bakanlığı koronavirüs ile ilgili yaptığı çalışmalarda maalesef sadece 6 dilde broşür çıkardı. Bunun içerisinde Kürtçe yok. Kürt illeri yok sayıldı yine. Biz bu noktada devreye girdik ve eksikliği tamamlamak için SES ve TTB olarak Türkçe, Kürtçe ve Arapça olarak bölgelere göre değişecek şekilde broşürler bastırdık. Ve o illere gönderdik. Topyekûn bununla savaşmaya çalışacağız. En azından algıları yıkmaya çalışacağız. Tabii bu sadece sağlık emekçileri ile birlikte yürütülecek bir konu değil. Sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, derneklerin, odaların, muhtarların, hatta imamların bile dahil olması gereken bir kampanya sürecinin olması gerekiyor.”

    “AŞI KONUSUNDA HERKESİN SÜRECE DAHİL EDİLDİĞİ SEFERBERLİK BAŞLATILMALI”

    Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Maalesef şöyle bir durum da var, iktidar hoşuna gitmeyen bir cümleyi duyduğunda bile insanları gözaltına alıyor, tutukluyor. Böyle bir anti-demokratik süreç var. Aşı karşıtları bas bas bağırıyor, toplumsal sağlığı büyük bir riske atıyorlar ama buna karşın iktidar hiçbir şey yapmıyor. Sizlerde biliyorsunuz ki İstanbul’da miting dahi yapıldı bununla ilgili. Bunların aslında görünmez kılınması gerekirken, bilimden uzak bu söylemlerin toplumda paylaşılmaması gerekirken maalesef öyle olmuyor. İktidar bu konuda gerekli önlemleri almıyor. Artı Sağlık Bakanlığı da son 2 aydır ciddi bir kampanya yürütmesi gerekirken, bu kadar aşı karşıtlığı varken, o güveni tekrardan tesis etmesi gerekirken yapmıyor. Toplumsal bağışıklığın istenilen düzeye varılması için hem iktidar tarafından tedbirlerin tartışılmasına dönük önerilerin olması gerekir hem de aşı kampanyasının güncellenmesi ve aşının en ücra köşelere bile ulaştırılması gerekir. Böyle bir çaba görmüyoruz tabi.  Bizler emek meslek örgütleri olarak bu açığı sivil toplum örgütleri ile birlikte kapatmaya çalışıyoruz. Birçok ilde Ticaret Odaları da dahil olmak üzere, iş insanları da artık bu olumsuzluğa bir dur demek için sorumluluk alıyorken Sağlık Bakanlığı’nın bu konuya mesafeli durması gerçekten bizim açımızdan da anlaşılır gibi değil. Çünkü yeteri kadar aşı var deniyor ve ulaşması gereken insanlar da var, doğal olarak o köprünün kurulması için ikna edici ekiplerin kurulması gerekiyor. Bu da ancak yerellerdeki örgütlerle mümkün.”

    “SAĞLIK BAKANLIĞI YAŞANILAN DURUMUN SORUMLUSU HALKMIŞ GİBİ DAVRANIYOR”

    Salgının başladığı günden bu güne İktidar ve Sağlık Bakanlığı tarafından sürecin dışında bırakıldıklarını ifade eden Atabey son olarak şunları aktardı:

    “Maalesef covid-19’un başından beri bizim gibi örgütleri bu alandan uzak tuttular. Bundan kaynaklı da şu anda aşı konusunda başarılı olamadılar. O süreçte hep birlikte hareket edilebilseydi bugün bu duruma gelinmezdi. Bu kadar can kaybı olmayacaktı ve hastalık bu kadar yayılmayacaktı. En azından bu noktaya evrilmezdi. İktidar ben bilirim, ben yaparım, ben yürütürüm dedi. Bu noktada insanlar sürecin içerisinde olamadılar. Şu an gelinen noktada maalesef Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarında da hep beraber görüyoruz ki bu işin sorumlusu halkmış gibi davranılıyor. Maskesini takmadığı için, mesafesini korumadığı için hastalık bu kadar yayıldı diyebiliyor. Oysa uygulamaya koyamadıkları ya da yapmadıkları politikalardan kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz. O yüzden kendilerini ve politikalarını gözden geçirmeliler, bunun başka çaresi yok.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA