Etiket: eş genel başkan

  • Tülay Hatimoğulları deprem bölgesindeki kadınlar ile buluştu

    Tülay Hatimoğulları deprem bölgesindeki kadınlar ile buluştu

    PİRHA-HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü kapsamında deprem bölgesi Hatay’da kadın buluşmalarına katıldı. Hatimoğlulları, Samandağ’da yaptığı konuşmada,”Çok az ifade ediliyor ama kadınların çadır ve konteyner kentlerde yaşadığı istismar çok ciddi” dedi.

    HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü kapsamında deprem bölgesi Hatay’da kadın buluşmalarına katıldı. Hatimoğulları; Defne, Serinyol, Samandağ, Dörtyol ve Hatay merkezde kadınlarla bir araya geldi.

    “DEPREMİN YIKINTILARI ARASINDA BİRBİRİMİZE ELLERİMİZİ ÇOK GÜZEL UZATTIK”

    Samandağ’daki buluşmada konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları deprem sürecini hatırlatarak, “Depremin ilk gününden itibaren buradaydım, hep birlikteydik, enkazları birlikte kaldırmaya çalıştık. Hep birlikte enkaz altında kalan insanların çığlıklarını duyduk. Geceleri sürekli rüyalarımızda o insanların çığlıkları vardı. Biz hala bu travmayı atlatamadık, atlatmamız da çok zor. Ama o depremin yıkıntıları arasında birbirimize ellerimizi çok güzel uzattık. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından toplumsal dayanışma ağlarıyla birbirimize çok güzel sahip çıktık. Devlet burada yoktu ama biz hepimiz buradaydık” dedi

    “SEFERBERLİK İLAN ETMEDİLER, OHAL İLAN ETTİLER”

    Deprem sürecinde hükümete düşen en temel görevin seferberlik ilan etmek olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, “Ama seferberlik ilan etmediler, OHAL ilan ettiler. Bizi daha sıkı bir şekilde faşistçe, otoriterce yönetmek için; mallarımıza, mülklerimize, evlerimize, küçücük bahçelerimize, gecekondularımıza el koyup kamulaştırmak için OHAL ilan ettiler. Seferberlik ilan etmiş olsalardı, iş makinaları Maraş’ta, Hatay’da, Adıyaman’da olurdu ve biz bu kadar canımızı kaybetmemiş olurduk. Deprem bir doğal afet ama bu doğal afetin yarattığı sonuçları ne yazık ki bu sistem derinleştirdi, AKP iktidarı daha çok derinleştirdi” diye konuştu.

    “KADINLARIN ÇADIR VE KONTEYNER KENTLERDE YAŞADIĞI İSTİSMAR ÇOK CİDDİ BOYUTTA”

    Tülay Hatimoğulları, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü kapsamındaki etkinliklerle deprem bölgesinde kadınlarla buluşmak istediklerini belitti.

    Hatimoğulları, şunları ekledi:

    “Sevgili kız kardeşlerim hepinizin yüzüne tek tek baktığımda görüyorum, 8 Martlarda, 25 Kasımlarda o çarşı meydanında birlikte olduğumuz kadınlar burada. Bizler kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda duyarlı bir topluluğuz. Elimizden geldiğince Samandağ’da güçlü bir mücadele yürüttük. Şimdi ne yazık ki deprem bizde başka bir travmayı geliştirdi. Depremde kadın olmanın ne kadar zor olduğunu bu salonda bulunan siz kadınlar en iyi biliyorsunuz. Depremden sonra bütün hayatlarımızı o küçücük konteynerlere, çadırlara sığdırdık. Ama hayatlarımızı tam olarak kuramadık, kuramayız da. Çok az ifade ediliyor ama kadınların çadır ve konteyner kentlerde yaşadığı istismar çok ciddi. Erkeklerin şiddetleriyle karşı karşıya kalıyorlar, erkeklerin cinsel tacizleriyle karşı karşıya kalıyorlar. Bu da depremin hiç konuşulmayan bir yüzü. Bu da ne yazık ki bizim realitemiz oldu. Dolasıyla burada 25 Kasım ile ilgili uzun bir tarihçe anlatmayacağım. Bunları buradaki bütün kadınlar benden daha iyi biliyor. Biz yaşamın her yerinde şiddete maruz kalıyoruz her şekilde. Şimdi en büyük şiddeti yaşadığımız çadırlarda, konteynerlerde, evsiz barksız yaşamlarımızı idame ettirmeye çalıştığımız mekanlarda yaşıyoruz.”

    “DEPREM BÖLGESİNDEKİ ARAP ALEVİLERİNİN GÖÇ ETMESİNİ İSTEDİLER”

    İktidarın deprem bölgesinde yaşayan Arap Alevilerinin göç etmesini istediğinin altını çizen Hatimoğulları, “Bu iktidar depremi Allah’ın lütfu olarak gördü” diye ekledi.

    Tülay Hatimoğulları sözlerine şu ifadeler ile devam etti:

    “Bizden kurtulmak istedi bu iktidar. Bizi toprağımızdan, çarşımızdan kovmak istedi bu iktidar. Ama biz gitmedik ve bunun öncülüğünü siz kadınlar yaptınız.
    Birçok Alevi köyünü, mahallesini acil kamulaştırmaya tabi tuttular. Dikmeceli kadınlar gitmiyoruz dediler tıpkı Akbalenli kadınlar gibi ve Akbelenli kadınlarla çok güzel bir buluşma gerçekleştirdiler. Ama esas direnişi kendi topraklarında yaptılar. Şimdi ne oldu? Kamulaştırmalar iptal edildi, tapular iade edildi. Böyle devam etmesini sağlamamız lazım. Bir başka yerde kamulaştırma olduğu zaman hep birlikte direnmemiz lazım. En son rezerv alanları ilgili bir kanun geçti Meclis’te. Esas hedefleri İstanbul ama bizim kentimiz de hedefte. O düzenleme ile Hatay rejimini bütün Türkiye’de uygulamak istiyorlar. Rezerv alan ilan etmek ne demek? ‘Ben şurayı rezerv alan ilan ediyorum’ dediğinde orada tasarruf hakkı iktidarda. İstedikleri müteahhitlere verecekler, istedikleri kuleleri dikecekler ve yandaşlarına bizim topraklarımızı peşkeş çekecekler. Biz büyük bir direnç gösterdik bu yasaya karşı ama ne yazık ki AKP ve MHP tarafından geçirildi. Umuyorum ki bunu AYM iptal eder. Biz kendi kentimizde depreme dayanıklı yapıların inşa edilmesini savunuyoruz. Kendi toprağımız sıvılaşmışsa, eğer orada bir inşaat yapılmayacaksa zaten yapılmamalıdır. Buradaki insanlar bunları anlamayacak insanlar değil. Bizler depreme dayanıklı konutlar istiyoruz ama gelişigüzel istimlak ve kamulaştırmaya asla evet demeyeceğiz, dememeliyiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • KESK Eş Genel Başkanı Kablan Yeşil: Kamu emekçileri açlığa, yoksulluğa mahkum edildi

    KESK Eş Genel Başkanı Kablan Yeşil: Kamu emekçileri açlığa, yoksulluğa mahkum edildi

    PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir gün arayla memur ve emekli maaşlarındaki artış oranını yüzde 30’a çıkardıklarını duyurmasını ve yapılan zam oranını değerlendirdi. Kablan Yeşil, “Bu koşullarda kamu emekçilerine yapılan bu zammın kendisi kamu emekçilerini açlığa, yoksulluğa mahkum etmektir” dedi.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Aralık ayı itibarıyla 2022 enflasyonunu yüzde 64,27 olarak hesapladı. Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise, 2022’de yıllık enflasyonun yüzde 137,55 olduğunu açıkladı.

    ‘Sözleşmeliye Kadro Şöleni’ töreninde konuşan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu hesaplamalara karşın memur ve emeklilerin maaşlarının yüzde 25 artırılacağını söyledi. Cumhurbaşkanı, yüzde 25’lik oranı ‘Müjde’ diyerek duyurdu.

    Yüzde 25’lik zam oranı birçok kesim tarafından yetersiz bulunarak eleştirildi. Gelen tepkilerin ardından bir gün sonra partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, yüzde 25 olarak açıkladığı memur ve emekli maaşlarına yapılan zammın yüzde 30’a yükseltildiğini açıkladı.

    Erdoğan’ın zam oranını önce yüzde 25, daha sonra da yüzde 30 olarak düzeltmesi yine birçok kesim tarafından tepkiyle karşılandı.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, yaşanan durumu ve yapılan zam oranını değerlendirdi.

    “YALAN MAKİNESİ OLAN TÜİK, ENFLASYON RAKAMLARINI AŞAĞI ÇEKİYOR”

    Kamu yararına hizmet vermesi gereken TÜİK’in son yıllarda siyasi iktidarın denetimi altına girdiğini ifade ederek sözlerine başlayan Kablan Yeşil, “TÜİK, hükümetin talimatları ile enflasyon rakamlarını açıklamaktadır. Son olarak % 64.27 olarak açıkladığı enflasyon oranını ENAG % 137 olarak açıkladı. Bizim açımızdan sürpriz olmayan bir durum söz konusuydu. Her yıl Aralık ayında memur ve emeklilerin zam oranının açıklandığı sıralarda yalan makinesine dönmüş olan TÜİK, enflasyon rakamlarını aşağıya doğru çekmektedir. Yine aynısını yaşadık” diye belirtti.

    “CUMHURBAŞKANI ZAM ORANINI YANDAŞ KONFEDERASYONLA BİRLİKTE AÇIKLADI”

    TÜİK’in gerçek olmayan enflasyonuna göre bile gıda enflasyonunun % 77’leri aştığını, konut kiralarının, satışlarının oranın % 80’leri aştığını söyleyen Kablan Yeşil, şöyle devam etti:

    “Böyle bir ortamda kamu emekçilerine ilk etapta % 25’lik bir zam yapıldı. Bu aslında bir zam değil, toplu sözleşme gereği % 8 artı enflasyon farkı ve iktidarın uygun gördüğü bir zam oranı. Cumhurbaşkanı bu zam oranını kendi iktidarları döneminde güvencesiz bir çalışma modeli olan sözleşmeli istihdamdan kadrolu duruma geçiş toplantısında açıkladı. Yanında da sözleşmede yetkili olan yandaş konfederasyon Memur – Sen vardı. Memur-Sen % 8 gibi sefalet zammına imza atmış bir sendikadır. Bu zam oranının orada açıklanmış olması manidar bir durumdur. Toplu sözleşme hukukuna uygun olmayan bir uygulamadır.”

    “EMEKÇİLER SES YÜKSELTİNCE ‘MÜJDE’ ÜZERİNE ‘MÜJDE’ EKLENDİ”

    Kaplan Yeşil, asgari ücrete % 54 oranında zam yapıldığını, açlık sınırının 10 Bin TL’yi geçtiğini, yoksulluk sınırının 26 Bin TL’yi geçtiğini kaydederek, “Bu koşullarda kamu emekçilerine yapılan bu zammın kendisi kamu emekçilerini açlığa, yoksulluğa mahkum etmektir. Bütün bu eleştiriler emekçiler cephesinden yüksek sesle dile getirilince bir gün sonra büyük bir müjdeye yeni bir müjde eklenmiştir. Cumhurbaşkanı dev bir müjde açıkladı ve % 25’in üzerine % 5’lik daha zam yaptıklarını söyledi. Şu çok açık ve net ki ücretlerdeki erime, alım gücündeki inanılmaz düşme, gıdaya, elektriğe, doğalgaza, akaryakıta sürekli yapılan zamlar ortadayken kamu emekçilerine ve emeklilere yapılan % 30’luk artışa alkış tutmak bir ihanettir. Kamu emekçilerini açlığa, yoksulluğa, sefalete razı gören, emek düşmanı politikaların yanında saf tutmaktır. Biz inanıyoruz ki kamu emekçileri bu durumu teşhir edecek ve bu durumun karşısında güçlü bir cevap verecektir” ifadelerini kullandı.

    “MEVCUT VERGİ SİSTEMİNDEN DOLAYI ZAM CÜZDANIMIZA GİRMEDEN GİDİYOR”

    KESK olarak tüm illerde yaptıkları eylemlerle itirazlarını dile getirdiklerini vurgulayan Kablan Yeşil, şunları kaydetti:

    “TÜİK önünde eylemdeydik. Taleplerimizi, eleştirilerimizi dile getirdik. Birkaç gün içerisinde de sendikalarla, emek örgütleri ile bir araya geleceğiz. Bu duruma dair tutumumuzu belirleyeceğiz. Devlet kendi alacakları konusunda, vergi yükü konusunda acımasızca davranıyor. Vergi harçlarının yeniden değerleme oranlarına % 100’ü aşkın zam yapıldı. Mevcut olan vergi sisteminin kendisi kamu emekçilerinin % 25’lik dilime çok çabuk girmelerine neden oluyor. Bu % 30’luk zam daha cüzdanımıza girmeden hızlı bir şekilde vergi dilimi oranıyla cüzdanımızdan çıkıyor. Siyasi iktidar maalesef bütçe döneminde de emekçileri, emeklileri, bu ülkedeki milyonları görmezden gelen bir bütçe oluşturdu. Bu zam oranını açıklarken de bir kez daha önümüzdeki sürecin ağır faturasını milyonlarca emekçinin sırtına yükleyeceğini gözler önüne koymuş oldu.”

    Melis CİDDOĞLU/ANKARA

  • Buldan: Faşizme kaybettireceğiz, 2023 kazanmanın ve zaferin yılı olacak -VİDEO

    Buldan: Faşizme kaybettireceğiz, 2023 kazanmanın ve zaferin yılı olacak -VİDEO

    PİRHA- Partisinin grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Faşizme kaybettirecek, halklara kazandıracak Üçüncü Yol siyasetimizle 2023’te bir dönemi kapatıp, yeni bir dönem başlatacağız. Bu toprakları yolsuzluğa, açlığa, savaşa mahkûm etmek isteyenlere karşı umudun siyasetini, adaletin politikasını esas kılacağız” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

    2022 yılının baskıyla, zorla ve savaş politikalarıyla geçtiğini ifade eden Buldan, 2023 yılının AKP-MHP ittifakına karşı olan tüm kesimlerin zafer yılı olacağını söyledi.

    “2022 AKP-MHP’NİN ÜLKEYİ UÇURUMA SÜRÜKLEDİĞİ YIL OLDU”

    2022 yılının zor olduğu kadar direnişlerle geçen bir yıl olduğunu belirten Buldan, “2022 yılı AKP-MHP ittifakının tüm ülkeyi topyekûn uçuruma sürüklediği bir yıl oldu. Savaş çığırtkanlığı tırmandırıldı, ekonomik kriz daha da ağırlaştırıldı, demokratik hak ve özgürlükler, farklı yaşam tarzı her gün saldırılarla karşı karşıya kaldı. Kadın kazanımları bir bir gasp edilmeye, demokratik siyaset sürekli olarak engellenmeye çalışıldı. Aslında, özelde HDP’ye, genelde tüm toplumsal muhalefete yönelik gözaltı ve tutuklamadan fiziki saldırıya, kumpas davalarından vekil düşürmeye varıncaya kadar sistematik bir darbe süreci işletildi. İmralı’da Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit derinleştirildi, çözüm ve diyalog kanalları kapatıldı. 2022 iktidar zihniyetinin, olanca gücüyle karanlığı, kötülüğü, hukuksuzluğu, ayrımcılığı ve eşitsizliği çoğaltmaya çalıştığı bir yıl oldu” dedi.

    “2022’DE MEYDANI FAŞİZME BIRAKMADIK, DİRENDİK”

    Buldan, tüm saldırılara rağmen yılı mücadeleyle geçirdiklerini vurgulayarak, şunları söyledi:

    “Bunun karşısında elbette ki bizlerin, demokrasi güçlerinin, emekçilerin, kadınların ve gençlerin ise örgütlü mücadelesinin daha da büyüdüğü, demokrasi umutlarının dimdik ayakta tutulduğu bir yıl oldu. Karanlığa karşı bizler aydınlığı çoğalttık. Umudu ve cesareti çoğalttık. İtirazlarımızı, dayanışmamızı çoğalttık. Mücadele ortaklığımızı, ittifaklarımızı çoğalttık. Türkiye’nin her yerinde adalet, özgürlük ve barış taleplerini haykırdık. Ülkenin her yerinde doğa talanından emek sömürüsüne, hak ve hukuk gaspından özgürlüklerin kısıtlanmasına ve demokratik siyasete yönelik engellemelere karşı her yeri mücadele alanına dönüştürdük, meydanı faşizme bırakmadık.

    “EMEKÇİLER SÖMÜRÜYE KARŞI HAKLARINI SAVUNDU”

    Emekçiler ağır sömürüye karşı örgütlenme hakkını savunmaya devam ettiler. Gençler, öğrenciler bugünlerinin ve umutlarının karartılmasına karşı ortak itirazda buluştular. EYT’liler, grevdeki işçiler alın terlerine sahip çıkarak kazandı. Kazanmaya da devam edecek. Özellikle kadınlar açısından 2022, erkek düzene karşı büyük bir mücadeleye sahne oldu. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadınlar hak, adalet ve özgürlük mücadelesinin en önünde yer aldı. Mücadeleden asla geri adım atmadı. Örgütlülükten asla vazgeçmedi. Kadınlar sokakları, meydanları, alanları asla terk etmedi. Kadınlar güvencesiz işlerde çalışmaya hayır dedi. Yoksulluğun kadınlaşmasına, kadın kazanımlarının gasp edilmesine her yerde karşı çıktı. Kadınlar ‘bir kadının daha katledilmesine tahammülümüz yok’ dedi. Kadın cinayetlerinin ve çocuk evliliğinin normalleştirilmesine karşı çıkan onurlu mücadelenin en önünde yine kadınlar yer aldı. Ege’den Karadeniz’e kadar ülkenin her yerinde, yandaşlara peşkeş çekilen doğanın katledilmesine karşı en görkemli ekoloji mücadelesini yine kadınlar gerçekleştirdi. Kadınlar sadece eşitlik ve adalet talep etmedi. Ölüm saçan savaş politikalarına ve sömürü düzenine karşı da mücadele hattını ördü. Kadınların mücadelesi sınırları aştı! İran’dan dünyanın her yerine yankılanan kadınların ‘Jin jiyan azadî’ sloganıyla birleştiğini hep birlikte gördük.”

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ GERİ KAZANACAĞIZ”

    Danıştay’ın İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını onayladığını anımsatarak sözlerine devam eden Buldan, “Dün biliyorsunuz bir karar alarak, tek adamın sözleşmeden çekilme kararını hukuka uygun buldu. Hukuksuz kararın uygun bulunduğu bu hukuku, daha doğrusu hukuksuzluğu biz kadınlar iyi biliyoruz. Bu hukuk kadınların değil, erkek düzenin hukukudur. Bu nedenle bu karar kadınlar nezdinde yok hükmündedir. İstanbul Sözleşmesi’nden asla vazgeçmeyeceğiz ve sözleşmenin yeniden uygulanması için mücadelemizden biran bile geri durmayacağız. İstanbul’u nasıl kazandıysak, İstanbul Sözleşmesi’ni de bir kez buraya yazıyoruz. Biliyorsunuz, AKP’nin dört korkusu var. HDP’den, kadınlardan, İstanbul ve Haziran’dan korkan bir AKP var. Korkmaya devam etsinler. Çünkü HDP geliyor, Haziran geliyor, kadınlar geliyor. İstanbul iradesine sahip çıkmaya başlayacak. Bir kadın partisi olan HDP biliyor ki Türkiye’yi faşizme dayanan tek adam rejiminin karanlığından çıkaracak güç, kadın gücüdür. Bu güce dayanıyoruz ve biz bu güce yürekten inanıyoruz. Bu muhteşem gücün kadınları buradan sevgiyle saygıyla selamlıyorum ve 2023 yılı biz kadınların olacak” diye konuştu.

    “HDP BU ÜLKENİN UMUDU”

    HDP’nin ülkenin umudu olduğunu ifade eden Buldan şunları kaydetti:

    “Partimiz HDP faşizmin tüm kurumsallaşma çabaları karşısında tıpkı bir dalgakıran gibi dimdik durmayı başardı. Bir adım bile geri atmadan, sistemin tüm saldırılarına cesurca ve cüret dolu cevaplar üreten bir partidir. Sokakta, meydanlarda, tarlalarda, fabrikalarda halkımızla birlikte yan yana omuz omuza mücadele ettik. Meclis’te, her kanun teklifinde, her komisyon görüşmesinde, her Genel Kurul sürecinde kıran kırana, iktidarı teşhir etmek ve bu ülkede barıştan demokrasiden yana olanların, emekçilerin, ezilenlerin haklarını korumak için gün be gün sözünü haykırdık. İşte Emek ve Özgürlük ittifakı tam da bu aralıkta bir kez daha yeniden halklara yeniden umut oldu, doğdu. Kürt ittifakını genişletme çalışmaları bu aralıkta hız kazandı. HDP, bu ülkenin iki egemen kutup arasında sıkışan tüm kesimlerine umut olmayı başardı.

    “İKİNCİ PARİS KATLİAMI YAŞANDI”

    Bu iktidarın giderayak Kürt düşmanlığını daha da büyüterek, bunu küresel bir siyaset haline dönüştürmeye çalıştığını biliyor ve görüyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun, Kürtler bir siyasal irade olmasın diye çırpınıp duran bir iktidar var karşımızda. En son Paris’te Ahmet Kaya Kültür Merkezi’ne yapılan saldırı da bu iklimin bir devamıdır. Tıpkı 9 Ocak Paris katliamı gibi. Yaşamını yitirenleri buradan bir kez daha saygıyla anıyorum. Dünyanın neresinde olursa olsun, Kürtlerin iradesini teslim alamayacaksınız. Kürtlerin iradesini engelleyemeyeceksiniz ve asla tasfiye edemeyeceksiniz. Kürtlerin iradesi, Paris’te de Ankara’da da İstanbul’da da Amed’te de Rojava’da da birdir. Ve buna artık inanacaksınız ve bunu artık kavrayacaksınız. Bir kez daha belirtiyoruz, bu katliamı bütün boyutlarıyla aydınlatmak, bağlantılarına açığa çıkartmak Fransız devletinin sorumluluğundadır. Biz de sonuna kadar takipçisi olacağız.

    “KARAR VERDİK BU DÜZENE KAYBETTİRECEĞİZ”

    Krizden krize koşan iktidarın yarattığı sömürü düzeni karşısında mücadeleden mücadeleye, grevden greve koşan işçiler, emekçiler, geçinemedikleri için itirazlarını büyüten milyonlar mutlaka ama mutlaka kazanacaktır. Ortak direnişimiz ve mücadelemiz, büyüyen umudumuzun da, yükselen cesaretimizin de temel kaynağıdır. 2023 hem mücadelemizin büyüyeceği hem de seçimlerde geleceği belirleyeceğimiz bir karar yılıdır. Karar verdik ve değiştireceğiz. Karar verdik, bu düzene kaybettireceğiz. Karar verdik, adaletli, onurlu, eşit bir yaşamı birlikte inşa edeceğiz. Evet, sayısız haksızlıklara, hukuksuzluklara, saldırılara rağmen biz hala buradayız ve burada olmaya da devam edeceğiz.

    “FAŞİZME KAYBETTİRECEK, HALKLARA KAZANDIRACAK”

    Faşizme kaybettirecek, halklara kazandıracak Üçüncü Yol siyasetimizle 2023’te bir dönemi kapatıp, yeni bir dönem başlatacağız. Bu toprakları yolsuzluğa, açlığa, savaşa mahkûm etmek isteyenlere karşı umudun siyasetini, adaletin politikasını esas kılacağız. Bu yıl bizim yılımız, Türkiye halklarının, kadınların ve gençlerin, aynı zamanda Kürtlerin ve HDP’nin yılı olsun.”

    PİRHA/ANKARA

  • Sancar: İktidar Alevilerin öz kurumlarına kayyım atamaya çalışıyor; kurnazca manevralar

    Sancar: İktidar Alevilerin öz kurumlarına kayyım atamaya çalışıyor; kurnazca manevralar

    PİRHA- Partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Bu iktidar Alevilerin eşit yurttaşlık talebini hiçbir şekilde dikkate almıyor. Sadaka, inayet politikasıyla bir yere varmaya çalıştı. Şimdi Alevilerin bin bir emekle ve bin bir çabayla oluşturdukları öz kurumlarına kayyım atamaya çalışıyorlar” dedi.

    Sancar’dan hükümete: Alevilerin tek bir talebi var ‘Eşit yurttaşlık’, bunu kabul et gerisi boş

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Ankara’da 10 Ekim 2015 tarihinde ‘Barış ve demokrasi’ mitingine yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği saldırıyı anımsatarak sözlerine başlayan Sancar, yaşamını yitiren 104 kişiyi andı.

    “FAŞİZAN REJİMLER KAN VE KATLİAMLA İNŞA EDİLİR”

    Katliamın ardından Türkiye’de rejim değişikliğine gidildiğini ifade eden Sancar, “10 Ekim Katliamı şimdi içinde bulunduğumuz rejimi kurma girişimlerinin en önemli köşe taşlarındandır. Faşizan rejimler kan ve katliamla inşa edilir. Şiddet ve savaş politikalarıyla ayakta kalmaya çalışır. İşte bu katliam tam da böyle bir hedefe göre planlanmış yol verilmiş ve gerçekleştirilmiştir. Sonrasını düşünürsek aşama aşama bu faşizan rejimin nasıl kan ve katliam üzerine kurulduğunu görebiliriz. Ardından başka katliamlar da yaşandı. Saldırılar devam etti. Toplumu esir alan bir korku iklimi yaratmaya çalıştılar” dedi.

    “BAZILARI BARIŞ KELİMESİNDEN HİÇ HOŞLANMIYOR”

    Katliam politikalarının amacının halkı korkutmak ve sindirmek olduğunu vurgulayan Sancar, barış politikalarını savunmaya her zaman devam edeceklerini söyledi.

    10 Ekim emek ve demokrasi şiarıyla gerçekleşmiş bir kitlesel buluşmanın en temel talebinin barış olduğunu kaydeden Sancar, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bazıları barış kelimesinden çok hoşlanmıyor. Bu iktidarın barış kelimesinden hiç hoşlanmadığını hatta büyük nefret duyduğunu biliyoruz. Sanki başka kesimler için söylüyorum barış talebi bir zayıflık, barış mücadelesi kolaycılık gibi algılanabiliyor. Aslında barış talebi ve mücadelesi, kan ve katliamla kurulmak istenen rejimlere karşı en etkili yoldur. Çünkü barış mücadelesi aynı zamanda katliam ve kan politikalarına karşı cesur bir ayağa kalkıştır, itirazdır, güçlü bir direniştir. O nedenle barış derken kastettiğimizin ne olduğunu herkes iyi anlamalı. Biz barış talebini dile getirirken, barış mücadelesi için buluşmayı büyütmeyi hedeflerken tam da bu kan ve katliam faşizan rejimine karşı mücadeleyi esas alıyoruz. Bu olmadan bu rejimle kitlesel bir buluşmayı gerçekleştirerek mücadele etmek de zordur, eksik kalır. Barış talebimiz, o nedenle kana katliama zulme zorbalığa faşizme karşı güçlü bir direnişin sembolüdür, adresidir.”

    “SAVAŞA KARŞI DİRENİŞ İRADESİ ÜRKÜTÜYOR, KORKUTUYOR”

    HDP Milletvekili Habip Eksik’in polisler tarafından uğradığı saldırıyı da değerlendiren Sancar, “Halka ve halkın temsilcilerine saldırdılar. Vekilleri darp ettiler. Habip Eksik arkadaşımızın ayağını 3 yerden kırdılar. Tanıklar ve az sayıdaki elimizdeki görüntü bunun planlı olduğunun kanıtıdır. Bilinçli bir saldırıdır. Düşmanlık politikaları ve savaşa karşı direniş iradesi ürkütüyor, korkutuyor, öfkelendiriyor hırçınlaştırıyor. Bu düşmanlıkların içinde bir tanesi var ki onların kendileri için ayakta durma sütunudur. Nedir o düşmanlık, Kürt düşmanlığı, Habip Eksik ve diğer arkadaşlarımıza hunharca saldırmanın temelinde Kürt halkının iradesine saygısızlık Kürt halkının mücadelesinden duyulan korku var” ifadelerini kullandı.

    “ŞİDDET UYGULAYANLAR CÜRETİ İKTİDARDAN ALIYORLAR”

    İktidarın bir şiddet toplumu yarattığını dile getiren Sancar, “Eğer sanatçılar sahnede, konserde saldırıya uğruyor, öldürülüyorsa bu kendine hak gören yandaşların ya da yandaş sananların cüretindendir. Bu cüreti de iktidardan alıyorlar. Onur Şener’in katledilmesi bir tesadüf, münferit bir olay değildir. Her gün onlarca kadının şiddete uğraması, yıllar içinde binlerce kadının kıyımı bu şiddet toplumunun en açık göstergesidir. Bizler böyle bir toplum içinde yaşamak istemeyen milyonların gerçek umuduyuz. Bizler gençleri şiddet dolu bir gelecek için bugünden rehin alan, aciz bırakmaya, umutsuz kılmaya uğraşan bu iktidara ve zihniyete karşı gerçek alternatifiz. Bizlerin hedefi sömürülen, dışlanan, ötekilerle birlikte büyük barışı kurmaktır” diye belirtti.

    “YOKSULLUK VE AÇLIK BU KADAR YAYGINLAŞMIŞSA SEBEBİ SAVAŞ POLİTİKALARIDIR”

    AKP iktidarının şiddet politikasını sınır içinde sınır dışında her türlü araçla, sürdürerek ayakta kalmayı hesapladığını söyleyen Sancar, son olarak şunları aktardı:

    “Bunu görmemiz gerekiyor. Toplumun bütün kesimlerinin görmesi gerekiyor. Sınır ötesinde suikastları kendine hak sayan ve bunu itiraf etmekten çekinmeyen anlayışı görelim. Nagihan Akarsel’in katledilmesi de Deniz Poyraz’ın vahşice öldürülmesi de aynı zihniyetin, aynı politikaların sonucudur. Bu ülkede bugün yoksulluk ve açlık bu kadar yaygınlaşmışsa tam da bu politikalarda ısrarın sonucudur. O yüzden diyoruz ki savaş ve sömürüye hayır, taviz yok, hiçbir şekilde geri adım atmak yok.”

    “BU İKTİDAR ALEVİLERİN EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİNİ HİÇBİR ŞEKİLDE DİKKATE ALMIYOR”

    Hükümetin Alevi programı açıklamasına da değinen Sancar, “Evet, bir proje hazırlıyorlar, bütün Alevi kurumlarını, Cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir birim tarafından yönetmeyi planlıyorlar. Bu iktidar Alevilerin eşit yurttaşlık talebini hiçbir şekilde dikkate almıyor. Sadaka, inayet politikasıyla bir yere varmaya çalıştı. Şimdi Alevilerin bin bir emekle ve bin bir çabayla oluşturdukları öz kurumlarına kayyım atamaya çalışıyorlar. Ama biz biliyoruz ki Alevi halkı da toplumu da bu oyunları görüyor. Bunları boşa çıkaracak, bir iradeye sahiptir. Alevilerin tek talebi var, bunu kabul et gerisi boş. Eşit yurttaşlık.

    “GELİN CANLAR BİR OLALIM, HİLEKARLIĞA, KURNAZLIĞA KARŞI DURALIM”

    Cemevlerini ibadethane olarak kabul edeceksin. Kayyımla yönetmek değil, kendi kendini yönetme hakkını tanıyacaksın. Kendi kurumlarını kendi iradeleriyle düzenleme tanıyacaksın. Bunun dışında başvuracağınız her yol bizzat kendi kontrolünüzde bir Alevilik yaratma hesabı olacaktır. Bu hesap da Alevi canlarımızın iradesinden birikiminden ve mücadelesinden dönecektir. Tek bir söz yeter, gelin canlar, bir olalım. Bu zulme karşı hileci, oyuncu bu çeşitli kumpaslarla hakları gasp etmeyi, kurnaz bir şekilde yapabilen iktidara karşı bir olalım. Gelin canlar bir olalım, hilekarlığa, kurnazlığa karşı duralım, diyoruz. Değerli arkadaşlar iktidar şimdi yeni manevralar peşinde dedik, seçime hazırlanıyor bir yandan baskı, şiddet politikaları öbür yanda kurnazca manevralar” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • SYKP Eş Genel Başkanı Yüce: Ras-el Seni Ortadoğu halklarına kutlu olsun-VİDEO

    SYKP Eş Genel Başkanı Yüce: Ras-el Seni Ortadoğu halklarına kutlu olsun-VİDEO

    PİRHA- Arap Aleviler, Ras-el Seni bayramını kutluyor. SYKP Eş Genel Başkanı Canan Yüce, “Savaşın yükseltildiği ve gözyaşının çok dökülmeye başlandığı bir ortamda bizim inançsal ve kültürel değerlerimize, her şeye rağmen dayanışma, kardeşlik ve birlikte yaşam demek için daha çok sahip çıkıldığını düşünüyorum” dedi.

    Haberin videosu

    Arap Alevilerin yoğunlukta yaşadığı kentlerde Ras-el Seni bayramı kutlanıyor. Ortadoğu’da yaşayan diğer halklar ve inançlarda da yansımasını bulduğu Ras-el Seni bayramına dair PİRHA’ya açıklamalarda bulunan SYKP Eş Genel Başkanı Canan Yüce, yeni bir yıla merhaba anlamını taşıyan Ras-el Seni bayramının Miladi takvime göre ayın 14’üne denk gelen günde kutlandığını söyledi.

    “BİRLİKTE YAŞAMA UMUDU DA İŞLETİLİYOR”

    Yüce Ras-el Seni bayramında neler yapıldığını şöyle anlattı:

    “Günler öncesinden yemekler yapılır, içli köfte ise olmazsa olmazımızdır. Zingo dediğimiz yağlı ekmek yapılır, sofralar kurulur. Aslında Ortadoğu’daki hakların bu kadar baskı ve asimilasyon politikasına karşı başka bir direnme yöntemi yani kültürünü dilini gelenek ve göreneklerini yaşattığı, tekrardan dayanışmayı büyüttüğü gün olarak görebilir. Yaşadığımız coğrafyada, gittikçe halkların kendi kültürlerini yaşayamadığı, baskı altına alındığı, savaşların yükseldiği bir ortamda böyle günler daha çok anlam kazanıyor. Çünkü her evde aynı yemekler pişiriliyor aynı yemekler yeniyor. Aynı zamanda başka kültürlerle de bu ortaklaşıyor. Mesela Samandağ’da Arap Alevileri ile Hristiyanlar aynı gün yapıyor bu bayramı. Birlikte yemeklerini yiyorlar. Bu başka şehirlerde başka kültürlerin de bunu birlikte yaptığını aslında görebiliyoruz. Kürt coğrafyasında Süryanilerin Kürtlerin aynı anda benzer bayramı yaptıklarını görebiliyoruz. Tam da bu kadar savaşın yükseltildiği ve gözyaşının çok dökülmeye başlandığı, gittikçe toplumun birbirinden ayrıldığı bir ortamda bizim bu dini değerlerimiz ve kültürümüzde her şeye rağmen dayanışma, her şeye rağmen kardeşlik, her şeye rağmen birlikte yaşam demek için daha çok sahip çıkıldığını düşünüyorum. Antakya coğrafyası aynı zamanda bütün kültürlerin bir arada olduğu bir yer. Mesela bu yılbaşından bir hafta sonra Kıddes dediğimiz bir bayramımız daha var.  Bunu da Hristiyanlarla birlikte kutluyoruz. Bu da bir hafta boyunca kutlanan bir bayram. Yine aynı yemekler yapılıyor, aynı şekilde paylaşılıyor, birbirlerine hediye alınıyor, gurbette olanlar o günlerde gelip aile ile birlikte olurlar. Bugünlerde genç kuşaklar yaşlı kuşaklarla buluşup hem hikayelerini paylaşıyor hem de tarihini kültürünü bir kez daha hatırlatmış oluyor. Bu yüzden de Ortadoğu’da yaşayan bütün halkların ve inançların aynı zamanda birlikte yaşama umudunun da bugünlerde işletildiğini görebiliriz.”

    Canan Yüce, bütün Ortadoğu halklarının Ras-el Seni bayramını kutlarken, “Barışın, kardeşliğin büyüdüğü özgürlüklerin tesis edildiği bir coğrafya olması ümidiyle nice senelere” dedi.

    RAS-EL SENİ BAYRAMI NEDİR?  

    Hz. Musa’nın halkını firavunun elinden kurtardığı gün olarak kabul edilir. Nusayrilerin, Ras-es Seni’den 6 gün sonra kutladığı Ğidil Kiddes bayramı ise Hz. İsa’nın vaftiz edildiği gün olarak sayılır. Geleneklere göre bu bayramda çocuğu olmayan karı-kocalar akarsuya dalıp çıkar. Bu gelenek uzun yıllar devam ettikten sonra günümüzde unutulmaya yüz tutmuştur.

    Diren KESER/MERSİN