Etiket: eş genel başkanı

  • DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Yardımlar kademeli yapılmalı, daha zor günler bizi bekliyor -VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Yardımlar kademeli yapılmalı, daha zor günler bizi bekliyor -VİDEO

    PİRHA- Depremin ardından bölgeye giden Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “İnsanların bir kıymeti yok. Varsa yoksa sistem ve bu sistemi ayakta tutma mantığı var. Tek adam rejimi çaresiz, ne yaptığını bilmeyecek duruma geldi. Hala her enkaza ulaşılamadı. Yüzbinleri aşan bir ölüm sayısıyla karşı karşıyayız. Bu sistemle bu yıkımı düzeltmek mümkün değil” dedi.

    Maraş merkezli yaşanan depremlerin üzerinden 8 gün geçti. Depremler 10 ilde etkili olurken bazılarında büyük yıkım gerçekleştirdi.

    Depremlerin ardından bölgeye yardım için giden Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu izlenimlerini aktardı.

    “BU SİSTEMDE İNSANLARIN BİR KIYMETİ YOK”

    Yaşananların çok büyük acı olduğunu söyleyen Kulu şunları dile getirdi:

    “1 hafta geçti hala devlet ortada yok, organize olamadılar. Ancak bir taraftan da devlet yardımları kontrol etmeye çalışıyor. Asrın felaketi tanımı aslında doğru. Büyük bir fay hattı kırıldı. 15 milyona yakın insan etkilendi. Ankara’da tek merkezden idare edildiği için sistem insanlara ulaşmak, müdahalelerde bulunmak zor. İnsanların bir kıymeti yok. Varsa yoksa sistem ve bu sistemi ayakta tutma mantığı var. Tek adam rejimi çaresiz, ne yaptığını bilmeyecek duruma geldi. Hala her enkaza ulaşılamadı. Yüzbinleri aşan bir ölüm sayısıyla karşı karşıyayız. Bu sistemle bu yıkımı düzeltmek mümkün değil.

    “YARDIMLAR KADEMELİ YAPILMALI, DAHA ZOR GÜNLER BİZİ BEKLİYOR”

    Bölgede bulunan tüm cemevleri kapılarını açtı. Avrupa’dan ve ülkenin birçok yerinden gelen yardımlar çok kıymetli. Yapılacak yardımlar kademeli olmalı. Çünkü bu yıkım bir iki ayda düzelmeyecek. Yıllara varabilir. O yüzden peyderpey yardımlar gönderilmeli. Buradan giden insanlar canlarını kurtarıp çevre illere gitti. Gittikleri yerlerde de yardımlara ihtiyaçları olacak. Bunlar iyi organize edilmeli. Devlet bu süreci de iyi yönetemeyecektir. Daha zor günler bizi bekliyor. Yıkılan illeri yeniden ayağa kaldırmak ayrı bir külfet olacak. Bunun içinde ayrıca bir planlama yapılmalı.”

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Son 3 yılda 14 bine yakın doktor istifa etti; ‘Bu duruma 20 yıllık politikalar sonucu gelindi’

    Son 3 yılda 14 bine yakın doktor istifa etti; ‘Bu duruma 20 yıllık politikalar sonucu gelindi’

    PİRHA- Son 3 yılda 14 bine yakın hekimin istifa etmesini ve bu durumun sağlık sistemine etkilerini değerlendiren SES Eş Genel Başkanı Hüsnü Yıldırım, “AKP iktidarının 20 yıldır yürüttüğü sağlık politikaları ve sağlıkta dönüşüm politikalarının bir sonucudur bu. Sağlık emekçileri mutsuz, buna bağlı olarak sağlıksız bir toplum oluştu. Geleceği belli olmayan, sağlığa ulaşamayan binlerce insan var. İnsanı ve sağlığını merkeze alan politikalar hayata geçirilmeli” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, haklarını aramak amacıyla alanlara çıkan doktorlar için, “Açık konuşuyorum, varsın gidiyorlarsa gitsinler” demişti.

    Sağlık emekçileri çalışma koşulları, özlük hakları, şiddet gibi yaşadıkları sorunlar nedeniyle istifa ediyor ya da daha iyi çalışma koşulları sunan ülkelere göç ediyorlar. Özellikle alanında uzman hekimlerin istifası sağlık sisteminde çöküşe neden oluyor.

    Devasa yapılardan oluşan şehir hastanelerinde sağlıklı ve nitelikli hizmet verilemiyor. Risk oranı yüksek kanser gibi hastalıklarda dahi en iyi ihtimalle 6 ay sonrasına randevu veriliyor. Randevu alabilen yurttaşlar, alanında uzman olan hekimlerin azlığı nedeniyle gerekli tedaviyi olamıyor. Bazı hastanelerde acil ameliyatlar dahi yapılamıyor.

    SON 3 YILDA 14 BİNE YAKIN HEKİM İSTİFA ETTİ

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin, yaşanan hekim istifalarının verilerini açıkladı. Şahin, son 3 yılda 14 bine yakın hekimin görevinden istifa ettiğini söyledi.

    Şahin, Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 1 Ocak 2020 – 9 Aralık 2022 tarihleri arasındaki verileri karşılaştırdığını belirterek, Türkiye’den ayrılanlara dair şunları ifade etti:

    “Son 3 yılda Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarından 6 bin 592’si uzman hekim ve 6 bin 965’i pratisyen hekim olmak üzere toplam 13 bin 557 hekim görevinden istifa etti. Son 10 yılda yurt dışına giden hekim sayısı 40 kat artmıştır. 2012 yılında yurt dışına hekim sayısı 59 iken, 2022 yılının ilk 11 ayında 2 bin 417 olmuştur. Son 10 yılda 7 bin 746 hekimimiz görevlerinden istifa ederek yurt dışına gitmiştir. Geçtiğimiz yıl yurt dışına giden hekim sayımız bin 405 iken, bu 2022 yılının ilk 11 ayında yüzde 97’lik artışla 2 bin 417’ye yükselmiştir.”

    “HEKİMLER YOKSULLUK SINIRINDA ÜCRET ALIYOR, ÇARKIN BİR DİŞLİSİ GİBİ ÇALIŞIYOR”

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Hüsnü Yıldırım, hekim istifalarını ve bu durumun sağlık sistemine etkilerini değerlendirdi.

    Sağlık sisteminde gelinen nokta açısından değerlendirildiğinde sadece hekimlerin değil, alanında tecrübeli diğer meslek mensuplarının da fırsat bulduğunda yurt dışına gittiğini ya da istifa ettiğini söyleyen Yıldırım, “Bunun sebebi de yıllardır uygulanan sağlık politikaları ve sağlık emekçilerinin ekonomik durumunun insanca yaşayabilecekleri bir ücrete sahip olmamasıdır. Sağlık emekçileri kamudan uzaklaşıyor. Son çıkarılan yönetmelikle birlikte bir kısım sağlık mensubu kamuya geri dönme talebinde bulundu ama bu yeterli değil. Sağlık Bakanlığı bu seçim sürecinde bakanlık bünyesine çok sayıda sağlık personelinin alacağını söylüyor ancak bu da yetersiz kalıyor. Çünkü 1 milyona yakın sağlık meslek mensubu hala açıkta, atanmayı bekliyor. Genç hekimlerin çoğu yoksulluk sınırında yaşıyor. Sağlık Bakanlığı kadrosunda olup yoksulluk sınırına erişemeyenler bile mevcut. Hekim, işinin tatmin eden yanını göremiyor. Sadece çarkın bir dişlisi gibi çalışıp, kaç dakikada hasta görmesi gerekiyorsa onu görüyor, ne yazması gerekiyorsa yazıyor ve bu durum tatminsizliği beraberinde getiriyor” diye konuştu.

    “BU DURUMA 20 YILDIR YÜRÜTÜLEN SAĞLIK POLİTİKALARININ SONUCUNDA GELİNDİ”

    Sağlık emekçilerinin bu duruma nasıl getirildiği üzerinden bir değerlendirme yapan Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

    “AKP iktidarının 20 yıldır yürüttüğü sağlık politikaları ve sağlıkta dönüşüm politikalarının bir sonucudur bu. Sağlık emekçileri mutsuz, buna bağlı olarak sağlıksız bir toplum oluştu. Geleceği belli olmayan, sağlığa ulaşamayan binlerce insan var. Yeterli personel olmaması nedeniyle yük geride kalan sağlık çalışanlarının omuzlarına yükleniyor ve bu da yeni istifaları beraberinde getiriyor. Bu bir kısır döngü gibi diğerlerini de tükenmişliğe ve istifaya itiyor. Birçok hastanede çeşitli branşlarda hekim sorunu yaşanıyor. Vatandaş uzman hekim bulmakta ve tedavi olmakta zorlanıyor.”

    “BAKANLIK ŞEFFAF DAVRANMIYOR”

    Ekonomik olarak ülkenin içinde bulunduğu durumun sağlık hizmetlerine de yansıdığını kaydeden SES Eş Genel Başkanı Hüsnü Yıldırım, “Sağlık hizmetleri bu durumdan olumsuz etkileniyor. Bakanlık, sağlık hizmetleri için alması gereken malzemeyi ya da hastanın ihtiyacı olacağını düşündüğü malzemeleri zamanında almıyor, yenilemiyor. Ekonominin kötü oluşundan kaynaklı kamuya bunu tedarik eden firmalar malzemeyi vermede tereddüt ediyor. Hem tıbbi malzemede hem de ilaçta hatta aşıda da bu durum yaşanıyor. Bakanlık şeffaf değil. Verilere ulaşamıyoruz. Herhangi bir konuda sağlıklı bilgi alamıyoruz. İthal edilen aşıların süresinin geçtiği konusunda birçok tartışma var. Ancak Sağlık Bakanlığı çıkıp bu konuda şeffaf bir şekilde bilgi paylaşımı yapmıyor. Bu sürecin üstünü kapatır şekilde davranıyor. Sağlık sisteminde ve sağlık emekçilerin hakları konusunda köklü değişiklikler yapılmalı. İnsanı ve sağlığını merkeze alan politikalar hayata geçirilmeli” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

     

  • ‘Hasta tutuklular genelgesi tek başına yeterli değil, infaz kanununda değişiklik yapılmalı’

    ‘Hasta tutuklular genelgesi tek başına yeterli değil, infaz kanununda değişiklik yapılmalı’

    PİRHA- Adalet Bakanlığı’nın, hasta tutuklulara dair yayınladığı genelgeyi değerlendiren, İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Sürekli hastalığı olan, yaşı ilerlemiş kişilerin tespit edilmesi amacıyla resen harekete geçilmesini istiyor. Bu bakımdan olumlu. Sorunun temel anlamda çözülmesi için İnfaz Kanunu’nda değişiklik yapılması gerekiyor. Bu genelge tek başına yeterli değil” dedi.

    Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 28 Şubat davasından ceza alan Vural Avar’ın cezaevinde yaşamını yitirmesinin ardından “Sürekli Hastalık, Sakatlık ve Kocama Sebebiyle Kişilerin Cezalarının Hafifletilmesi veya Kaldırılması Hakkında İşlemler” maddesine dair bir genelge yayımladı.

    Bakan Bozdağ, bu durumdaki kişilerin hastalıkları nedeniyle başvurularının tahliye işlemi mahiyetinde kabul edilmesini istedi. 8 maddelik genelge bütün Ceza İşleri Genel Müdürlüğü kurumlarına gönderildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, hasta tutuklulara dair yayınlanan genelgeyi PİRHA’ya değerlendirdi.

    “2006’DAKİ GENELGENİN GÜNCELLENMİŞ HALİ”

    Bu genelgenin Cumhurbaşkanlığının af yetkisi ile ilgili 2006’da yayınlanan genelgenin güncellenmiş hali olduğunu ifade eden Türkdoğan, “Dolayısıyla hasta mahpusların sadece bir kısmını ilgilendiren bir genelge. Hasta mahpuslarla ilgili meseleyi infaz kanunu çerçevesinde ele almak gerekiyor. Bizim 2006’da yayınlanan genelgeye ciddi eleştirilerimiz vardı. O genelge bütün yetkiyi Adli Tıp Kurumu’na veriyordu. Bu anayasaya aykırı bir durumdu. Yayınlanan yeni genelge başlangıç olarak aslında iyi bir genelge. Çünkü sürekli hastalığı olan, yaşı ilerlemiş kişilerin tespit edilmesi amacıyla resen harekete geçilmesini istiyor. Bu bakımdan olumlu. Daha önce başvuru şartı aranıyordu. Şimdi bu şart aranmaksızın sürekli hastalığı olan, yaşı ilerlemiş mahpusların tespit edilmesini sağlıyor” dedi.

    “SORUNUN TEMEL ÇÖZÜMÜ İÇİN İNFAZ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMALI”

    Hasta mahpusların yine son noktada Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi gerektiğini belirten Türkdoğan, şunalrı ifade etti:

    “Bu kişilerin kurumdan da sürekli ve ağır hastalığı olup olmadığının tespit edilmesi isteniyor. Sorunun temel anlamda çözülmesi için İnfaz Kanunu’nda değişiklik yapılması gerekir. Bu genelge tek başına yeterli değil. Ayrıca uygulamada nasıl olacağını da görmek gerekir. Teknik bir mesele, ayrıntılı ve uzun bir şekilde incelenmeli. Mesele geniş boyutuyla ele alınmalı.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Sancar’dan koronavirüs açıklaması: İktidar kutuplaştırıyor; bu gidişata dur demeliyiz

    Sancar’dan koronavirüs açıklaması: İktidar kutuplaştırıyor; bu gidişata dur demeliyiz

    PİRHA- Koronavirüs (Covid-19) salgınına değinerek, iktidarın dayanışma siyaseti yerine kutuplaştırma siyasetini tercih ettiğini dile getiren HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Bütün çevreleri bütün iyi insanları, bütün demokratları dayanışmaya çağırıyoruz. Bu zor günleri mutlaka aşacağız. Bu gidişata birlikte dur denmelidir” çağrısı yaptı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP)  Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Genel Merkezi’nde belediyelerine kayyım atanmasına ve koronavirüs salgınına ilişkin basın toplantısı düzenledi. Toplantı öncesi koronavirüs tedbirleri kapsamında gazetecilere maske, eldiven ve galoş dağıtıldı.

    MA’da yer alan habere göre, HDP’li belediyelere atanan kayyımlarla ilgili henüz resmi bir açıklamanın yapılmadığını söyleyen Sancar, “Bütün dünya insanlığı tehdit eden koronavirüs ile mücadele için yöntemler ararken Türkiye’de iktidar bambaşka hesaplar içinde. Bugün sabahın erken saatlerinde Batman, Silvan, Lice, Ergani ve Eğil belediyelerimiz ablukaya alındı. Ayrıca belediye başkanlarımıza da doğrudan tebligat gerçekleşmedi. Yani bu operasyonun bir kayyım operasyonu olduğu ortaya çıkıyor bu yönde pek çok veri var. Kayyım operasyonlarını dileriz iktidar bir kez daha ortaya koymuyordur. Eğer böyle ise ortaya çıkan gerçekleri de halkımızla paylaşmamız gerekiyor” dedi.

     “İKTİDAR FIRSATÇILIK PEŞİNDE”

    Koronavirüs (Covid-19) salgınına değinerek, iktidarın dayanışma siyaseti yerine kutuplaştırma siyasetini tercih ettiğini dile getiren Sancar, “Halkı değil kendi iktidarını tercih eden, iktidarını düşünen bir anlayışla karşı karşıyayız” diyerek şunları ifade etti:

    “Biz şeffaflık diyoruz iktidar karanlığı seçiyor, biz demokratik katılım diyoruz iktidar otoriterliği keyfiliği tercih ediyor. Biz halk sağlığı dedikçe iktidar halka saldırıyor halkın sağlığını tehdit ediyor. Bu bir fırsatçılıktır. Bunun siyaseten kabul edilebilir bir yanı olmadığı açıktır. Sadece siyaseten değil ahlaken de kabul edilebilir bir yönetim pratiği değil. Oysa beklenen şuydu halkı koruyacak etkili sosyal ekonomik tedbirler alınmalı, sağlık konusunda da her türlü imkan seferber edilmeliydi. Mesela sağlık emekçilerinin gerekli ekipmanlarla donatılması gerekiyordu ama iktidar bu konuda herhangi bir adım atmadı herhangi bir açıklama da yapmadı. Şimdiye kadar Türk Tabipler Birliği (TTB) gibi saygın meslek örgütlerinden yapılan açıklamalar da gösteriyor ki sağlık emekçileri kendi kaderine terk edilmiş durumda. Öte yandan sokağa çıkmama, evde kalma çağrıları da gerekli tedbirlerle desteklenmiyor. Evde kalanların ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı konusunda herhangi bir tedbir alınmış değil. Ayrıca ücretli izin uygulaması talep etmiştik sadece biz değil pek çok çevre bunun gerekli olduğunu söylüyordu ama iktidar buna da yanaşmadı. Dolayısıyla asıl önlem alınması gereken kesimleri, yoksulları, işsizleri, emekçileri korumaya yönelik tedbir alması gerekirken başka yöntemlerle kendi rant çevresine transfer yapmaya çalışıyor. Bu fırsatçılıktır ve halkımızın da bunun farkında olduğundan eminiz.”

    “BU GİDİŞATA BİRLİKTE DUR DENMELİDİR”

    Kayyım politikasının demokrasiye, halk iradesine, toplumun bütününe yönelik bir saldırı dile getiren Sancar, “burada yapılan şey sadece Kürt illerindeki belediyelerin gaspı değil, aynı zamanda ülkenin ve toplumun demokrasi inancının yok edilmesidir. Bizler bu tehdidi tıpkı salgına yönelik yöntemlerde olduğu gibi ancak bütün ülkede demokrasi isteyen özgürlük ve barış isteyen eşitlik isteyen dayanışmasıyla aşabiliriz. İrademize sahip çıkacağız, halkımıza sahip çıkacağız. Bu topluma bu ülkenin geleceğine sahip çıkacağız. Bu yüzden değerli halkımız salgınla mücadeleyi sağlamak için de bu iktidarın halkı toplumu yok sayan politikalarını da aynı şekilde boşa çıkarmak için hep birlikte değerlerimize, ilkelerimize sahip çıkmayı mutlaka başarmalıyız” dedi.

    “Bu ilkeler çok karmaşık değildir. Bunlardan birincisi halkın sağlığı, toplumun huzuru ikincisi demokrasi ve halk iradesi, üçüncü hepimizin eşitliği, özgürlüğü, dördüncü kaynaklarının en fazla ihtiyaç duyan kesimlere aktarılması ve beşinci hepimizin eşit onura sahip insanlar olarak görülmesi” diyen Sancar, “Bu çerçevede bütün çevreleri bütün iyi insanları bütün demokratları dayanışmaya çağırıyoruz. Bu zor günleri mutlaka aşacağız. Gerekli dersler mutlaka çıkarılmalı ve mutlaka bu gidişata birlikte dur denmelidir” çağrısı yaptı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Yerel seçimlerde emek ve meslek örgütleriyle ortak tutum alacağız’-VİDEO

    ‘Yerel seçimlerde emek ve meslek örgütleriyle ortak tutum alacağız’-VİDEO

    PİRHA- Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Bozgeyik yaptıkları bölge mitinglerine ve gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Bozgeyik, “Ülkedeki tüm antidemokratik uygulamalara karşı bölge mitingleri yaptıklarını ve önümüzdeki yerel seçimlerde de emek ve meslek örgütleri olarak ortak tutum alacaklarını kaydetti.

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, yaptıkları bölge mitinglerine ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bundu.

    Bozgeyik, Türkiye’nin beş bölgesinde emek ve meslek örgütleri birlikte, ‘Yoksulluğa hayır, anti-demokratik uygulamalara karşı birlikte mücadele yürüteceğiz’ sloganıyla mitingler düzenlediklerini söyledi.

    ANAYASAL HAKLARIN ASKIYA ALINDIĞI BİR SÜRECİ YAŞIYORUZ”

    Türkiye’de uygulanan OHAL sürecini değerlendiren Bozgeyik, “Toplumsal muhalif kesimler üzerinde artan otoriterleşme, baskı süreçleri, yine en temel insan haklarının askıya alındığı, anayasasızlık süreci diye ifade ettiğimiz bu süreçte sendikal hak ve özgürlüklerimizin önünde birçok engel oluşturuldu” dedi.

    Bozgeyik, KESK emek, meslek örgütlerinin AKP’nin uygulamış olduğu anti-demokratik uygulamalar  ve otoriterleşme sürecine ilişkin tüm toplumsal kesimlerle birlikte İzmir, Samsun, Adana, Diyarbakır ve İstanbul’da eylemlerini yaptıklarını dile getirdi.

    Mitinglerden sonra Türkiye’de emek ve meslek örgütleriyle birlikte ortak mücadele zemininde buluştuklarını söyleyen Bozgeyik, “Bu bize gösterdi ki önümüzdeki dönem gelişecek hem ekonomik haklarımıza yönelik hem de Türkiye’de giderek artan işsizleşme, yoksullaşma, özelleştirme uygulamalarına karşı ortak bir mücadele zemininde bir araya gelinebileceğinin ve birlikte mücadele yürütüleceğinin de adımları olarak değerlendirebiliriz” dedi.

    “YEREL SEÇİMLER İÇİN ZEMİN OLUŞTURULDU”

    Yaklaşan yerel seçimler açısından Türkiye’de bir zemin oluşturulduğunu kaydeden Bozgeyik, ülkedeki tüm antidemokratik gelişmelere karşı bölge mitingleri yaptıklarını ve önümüzdeki yerel seçimlerde de emek ve meslek örgütleri olarak ortak tutum alacaklarını kaydetti.

    OHAL döneminde birçok KESK üyesinin hukuksuz uygulamalarla karşı karşıya kaldıklarını söyleyen Bozgeyik, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Biz KESK olarak bu bölge mitinglerinde 51 ilde yapmış olduğumuz örgütlenme faaliyetleri, demokratik kitle örgütleri ile yapmış olduğumuz görüşmeler ve temaslardan da almış olduğumuz deneyimler ve birikimlerle birlikte önümüzdeki dönem işyerlerindeki kamu emekçilerinin taleplerini daha güçlü bir şekilde yerelden merkeze kadar ifade edebildiği, yine fiili demokratik mücadele zeminlerinin güçlendirildiği bir dönem olarak değerlendireceğimizi buradan ifade etmek istiyorum.

    “KAMU EMEKÇİLERİ SİVİL ÖLÜME TERKEDİLMEYLE KARŞI KARŞIYA”

    Bir sivil ölüme terk edilme durumuyla kamu emekçileri karşı karşıya kaldı. Seyahat özgürlükleri ortadan kaldırıldı. Yine üyemiz olan barış akademisyenlerine yönelik barıştan yana tutumları ile ilgili, güvenlikçi politikalara karşı tutumları ile ilgili işten çıkarmalar yaşandı. Birçok akademisyen arkadaşımız da üniversitelerden uzaklaştırıldı.

    Bu nedenle biz KESK olarak bu 2019 yılını öncelikle KHK’lı arkadaşların işlerine dönmesi mücadelesi olarak değerlendireceğimizi ve bu arkadaşlarımızın işlerine dönmesi noktasında da 2,5 yıldır sokaklarda, işyerlerinde sürdürmüş olduğumuz mücadelemizi daha da geliştireceğimizi buradan ifade etmek istiyorum.”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, bu baskı politikalarına, AKP’nin uzun süreden beri emek alanında izlemiş olduğu neo-liberal politikalarına karşı toplumsal kesimlerle birlikte mücadelenin genişletilerek yapılacağına dikkat çekti.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yüksekdağ: Barış, demokrasi, özgürlük mücadelesi tasfiye edilemez

    Yüksekdağ: Barış, demokrasi, özgürlük mücadelesi tasfiye edilemez

    PİRHA -HDP’nin tutuklu bulunan eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) faaliyetlerinin suç unsuru yapıldığı birinci fezlekeye dair savunmasını yaptı. Yüksekdağ, “DTK, bu ülkede her eve cenaze gitmesin, alanlarda savaş naraları değil barış talepleri yankılansın diye çalışmıştır. Çalışmalarında yer aldığım için de onur duyuruyorum” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın tutuklu yargılandığı davanın yedinci duruşması Ankara’da Sincan Ceza İnfaz Kurumu’nda görülmeye başlandı.

    HDP Milletvekilleri ve Avrupa Parlamentosu’ndan bir heyetin izlediği duruşmaya, sarı basın kartı olmayan gazeteciler alınmadı.

    Konuşmasına, yaşamını yitiren HDP eski milletvekili İbrahim Ayhan’ı anarak başlayan Yüksekdağ, “Ayhan’ın vefatı bu ülkenin Meclis’indeki, memleketteki siyaset durumunu çok açık özetliyor. Onun anısı ve mücadelesi önünde minnetle eğiliyorum. Ruhu şad olsun” dedi.

    “ÇÖZÜM SÜRECİ BİTİNCE DTK TERÖR ÖRGÜTÜ İLAN EDİLDİ”

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK) faaliyetlerinin suç unsuru yapıldığı birinci fezlekesine dair savunma yapan Yüksekdağ, şunları söyledi:

    “Bir ülkede doğrular öldürülüyorsa, birileri de bu doğrulara her şeye rağmen sahip çıkmaya devam edecektir. DTK, Kürt sorununa dair çözümde her zaman ilk muhatap olmuştur. DTK daimi meclisi, geçici birleşenleri, özerk komisyonları ile çalışan bir yapıdan fezlekeler ile terör örgütü uzantısı ilan etmek mantıksızdır.”

    Yüksekdağ, siyasi iktidarın çözüm sürecinden döndüğünde ise DTK’yi ‘terör örgütü’ ilan ettiğine dikkat çekerek, “İktidar partisi, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı DTK ile defalarca mesai yaptı. Bu siyasi iktidarın ikiyüzlü tavırlarından biridir” diye konuştu.

    ‘DTK’NİN KURULUŞUNDA AKP’Lİ VEKİLLER DE YER ALMIŞTI”

    DTK’nin kuruluş sürecinde bazı AKP’li vekillerin de delege olarak yer aldığını hatırlatan Yüksekdağ, şöyle devam etti:

    “DTK, bu ülkede her eve cenaze gitmesin, alanlarda savaş naraları değil barış talepleri yankılansın diye çalışmıştır, her çalışmasına saygı duyarak katılmışımdır. Çalışmalarında yer aldığım için de onur duyuruyorum. DTK ile ilişkili soruşturma yürütmek istiyorsanız bu mahkeme salonları yetmez. Yüzbinlerce insanı yargılayacak bir mahkeme salonu var mı?”

    “BERBEROĞLU BIRAKILDI AMA LEYLA GÜVEN HALA TUTUKLU, NEDEN?”

    Cezaevinde tutuklu bulunan iki milletvekilinden CHP’li Enis Berberoğlu’nun tahliye edildiğine ancak HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in hala tutuklu bulunduğuna dikkat çeken Yüksekdağ, şu ifadeleri kullandı:

    “Siyasi iktidar baştan beri bize rehine muamelesi yaptı. Berberoğlu bırakıldı ama Leyla Güven hala tutuklu, neden? Çünkü o HDP’li. Berberoğlu’nun tutuklanması münferit bir hadiseydi, dokunulmazlıkların kaldırılması HDP’ye yönelikti.”

    “İKTİDAR KENDİ SORUMLULUĞUNU PARTİMİZE ATTI”

    Mahkemeye verilen aranın ardından savunmasına devam eden Yüksekdağ, 6-8 Ekim Kobani protestoları hakkında hazırlanan fezlekeye ilişkin, “Siyasi iktidar, kendi sorumluluğunu partimizin, Selahattin Demirtaş’ın ve bizim üzerimize atmıştır. Siyasi iktidar sorumluluğu muhalefete atamaz. 6-8 Ekim sürecinin gelişini siyasi iktidar görememiş, görmezlikten gelmiştir. Yanı başında süren savaşa karşı kışkırtıcı bir tavır almıştır” değerlendirmesinde bulundu.

    “ADALET TALEP ETMİYORUM”

    Ben HDP Eş Başkanı olduğum için DTK’nin doğal delegesiymişim, eş genel başkan olduğum için de yöneticiymişim. İçler acısı bir iddia. Ben HDP’nin eş genel başkanlığını yapmış birisi olarak başka bir kurumun eş genel başkanı olacağım ve göğsümü gere gere onun arkasında durmayacağım! Her şeyden önce akla aykırı. Adalet talep etmiyorum, en azından gerçeğe biraz saygı duyulabilir. DTK benim yöneticisi olmaktan onur duyacağım bir şeydir ama bir hukuk insanı iddianamede yalan uyduramaz. Bizler yaptığımız çalışmaların sonuna kadar arkasında durduk ve durmaya devam edeceğiz. Türkiye’deki barış, demokrasi, özgürlük mücadelesi tasfiye edilemez.“

    Figen Yüksekdağ, “Örgüt yöneticiliği”, “Örgüt propagandası yapmak”, “Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet”, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “Suç işlemeye tahrik” iddialarıyla tutuklu yargılanıyor. Dosya kapsamında Yüksekdağ hakkında 30 yıldan 83 yıla kadar hapis cezası istenirken, 92 sayfalık iddianamede, Yüksekdağ’ın Demokratik Toplum Kongresi (DTK) içerisindeki faaliyetleri ve diğer eylemleri nedeniyle “örgüt yöneticisi” sıfatıyla cezalandırılması da talep ediliyor. (HABER MERKEZİ)