Etiket: Esat Korkmaz

  • Araştırmacı Yazar Esat Korkmaz Hakk’a yürüyüşünün 1. yılında anıldı

    Araştırmacı Yazar Esat Korkmaz Hakk’a yürüyüşünün 1. yılında anıldı

    PİRHA-Hakk’a yürüyen Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz, Hakk’a yürüyüşünün 1. yılında anıldı. Yapılan konuşmalarda, Korkmaz’ın aydın kimliği ve çalışmalarının önemine vurgu yapıldı.

    27 Temmuz 2023 tarihinde Hakk’a yürüyen Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz dostlarının düzenlediği bir etkinlikle anıldı. Şahkulu Sultan Dergahı’nda yapılan anmaya, “Yaşayanlar Hakk’a yürümüş olan bir canın sözcüsü olduğunda o can kültürel ölümsüzlüğüne kavuşur” diyen Korkmaz’ın dostları, öğrencileri ve okurlarının yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    Çerağ uyandırılarak başlayan anmada Araştırmacı Yazar Süleyman Zaman, Araştırmacı Yazar Hasan Harmancı, Yazar Esra Alkan, Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın ve Yayıncı Evren Atalay söz aldı.
    Yapılan konuşmalarda Alevi inanç sistemi, felsefesi ve öğretisi konusunda ürettiği sayısız kitap, inceleme ve makalenin yanı sıra, Alevilik-Bektaşilik kültürü zemininde düşünce atölyeleri kurarak burada da çok sayıda öğrenci yetiştirdiği aktarılan Korkmaz’ın aydın kimliği ve çalışmalarının önemine vurgu yapıldı.

    Hüseyin Fırtına’nın da deyiş ve nefesler seslendirdiği anma biraz hüzün, biraz gurur, bolca hasretle sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İstanbul’da  ‘Esat Korkmaz’a Saygı Sempozyumu’ yapılacak

    İstanbul’da ‘Esat Korkmaz’a Saygı Sempozyumu’ yapılacak

    PİRHA – Caddebostan Kültür Merkezi’nde 12 Kasım Pazar günü Esat Korkmaz’a Saygı Sempozyumu yapılacak.

    İstanbul’da 12 Kasım Pazar günü saat 13.30-18.30 arasında Caddebostan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan Esat Korkmaz’a Saygı Sempozyumu’nda “Yasaklı Kültürler ve Esat Korkmaz” konuşulacak.

    Hasan Harmancı, Leyla Aslan ve Ahmet Koçak’ın konuşmacı olarak katılacağı sempozyumda, Mazlum Çimen, Aysun Eldeniz, Haydar Selçuk, Hüseyin Fırtına ve Arda Harmancı ezgiler seslendirecekler.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Esat Korkmaz Hakk’a uğurlandı-VİDEO

    Esat Korkmaz Hakk’a uğurlandı-VİDEO

    PİRHA-Yazar Esat Korkmaz, Şahkulu Sultan Dergahı’nda yürütülen erkan ile Hakk’a uğurlandı. Korkmaz, Tekirdağ’da toprağa sırlanacak. 

    Yaptığı araştırmalar ile Alevi yoluna büyük katkılarda bulunan yazar Esat Korkmaz, geçtiğimiz günlerde Hakk’a yürümüştü. Korkmaz’ın naaşı, Hakk’a yürüme erkanı için Kadıköy İçerenköy Cemevi’nde yıkanarak, Şahkulu Sultan Dergahı’na getirildi.

    Hakk’a yürüme erkanı Haydar Boğa ve Cemal Şahin’in okuduğu gülbenglerle başladı, canlardan rızalık alındıktan sonra, Aysun Eldeniz, Nevzat Şahin Hüseyin Fırtına, Hakan Erol, Haydar Selçuk ve Gani Pekşen bir deyiş seslendirdiler.

    Hakk’a uğurlama erkanına Esat Korkmaz’ın ailesi, Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç ve çok sayıda kişi katıldı.

    Korkmaz, Şahkulu Sultan Dergahı’nda yürütülen Hakk’a uğurlama erkanın ardından toprağa sırlanmak üzere Tekirdağ’a yolculandı.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    >Yazar Esat Korkmaz Hakk’a yürüdü

    >Alevi yazarlar, Esat Korkmaz’ı anlattı: İlkeliydi, üretkendi, mücadeleciydi

    >Esat Korkmaz’ın Hakk’a yürümesi Alevi toplumunda büyük üzüntü yarattı

  • Kılıçkaya: Esat Korkmaz’ın Fransa Alevi hareketine emeği çoktur

    Kılıçkaya: Esat Korkmaz’ın Fransa Alevi hareketine emeği çoktur

    PİRHA- Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, Hakk’a yürüyen Esat Korkmaz için bir mesaj yayınladı. Kılıçkaya” Bizler için verdiğin emeklerden dolayı binlerce kez teşekkürler Esat Abi. Hizmetin kabul ola! Şimdi bizden ayrılıp Hakk ile Hak oldun. Devrin daim, toprağın bol olsun. Yattığın yer incitmesin.  Aşk olsun sana Esat Abi aşk olsun…” dedi. 

    Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, Hakk’a yürüyen Yazar Esat Korkmaz ile ilgili “Dinginlik Abidesi; Esat Korkmaz!” başlığıyla bir mesaj yayınladı.

    Kılıçkaya, “Hiçbir zaman onun üretkenliğine yetişemedik. Esat Korkmaz’ın özellikle Fransa Alevi hareketine emeği çoktur” dedi.

    Kılıçkaya’nın mesajı şöyle:

    “‘Devriye dediğimiz bu doğal akışa uymak durumunda olduğumuz için doğarız ve ölürüz. Doğa bizi, gövdemizin içinde taşır; yaşamımızla yönlendirir; ihtiyarladığımızda bize dinginlik verir; ölümle uykuya yatırır.’

    Esat Korkmaz’ın özellikle Fransa Alevi hareketine emeği çoktur. Federasyon başkanlığım döneminde, 2015’de FUAF’ın 15. kuruluş yıl dönümü nedeniyle Paris’in en önemli salonlarından biri olan Palais des Congrès’de «Doğa Aşkına» etkinliğini düzenlemiştik. Esat Korkmaz, “Hava, Su, Toprak ve Ateş’in Doğum Öyküsü”nü kaleme alıp, sahneden havaya, suya, toprağa, ateşe seslenmiş, onların cevabını da kendisi sese dönüştürmüştü. Yukardaki sözü de, adeta bugünün doğa talanını görürcesine o zaman yazmış ve sahneden okumuştu.

    Fransa’da başlattığımız Alevilikle ilgili eğitim seferberliğinde, ülkeyi bir baştan diğer başa sayısız kere dolaşarak Alevi kültür merkezlerimizde eğitim çalışmalarına katılmıştı. Gençlere, kurum yöneticilerine hep gülen cemaliyle ve bilgeliğiyle feyz olmuştu. Ana-Dede eğitim muhabbetlerinde sabırla dinleyip kendini de dinlettirmiştir.  Dev-Genç geleneğinden gelip, Alevilerin hak mücadelesine katılmasından dolayı az saldırıya uğramadı. Bu saldırılara karşı o, hep dik durdu ve hiç taviz vermedi.

    “SAYISIZ MAKALESİNİ YAYINLADIK”

    Alevilerin Sesi dergisinde sayısız makalelerini yayınladık, kitaplarını kurumlarda yaygınlaştırdık, onlarca panel, konferans, kitap tanıtım buluşmasında, kendisini saatlerce dinledik. Buna rağmen, hiçbir zaman onun üretkenliğine yetişemedik. Bazen bize kızdı, bazen bizi taktir etti, ama hep yanımızda oldu. Şimdi onsuz bir eksildik. Onun bizlere bıraktığı Alevi inanç sistemiyle ilgili kitapları, incelemeleri, makaleleri ve en önemlisi mücadele ruhuyla çoğalarak YOL’a devam ediyoruz. Bizler için verdiğin emeklerden dolayı binlerce kez teşekkürler Esat Abi. Hizmetin kabul ola! Şimdi bizden ayrılıp Hakk ile Hak oldun. Devrin daim, toprağın bol olsun. Yattığın yer incitmesin. Aşk olsun sana Esat Abi aşk olsun…”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi yazarlar, Esat Korkmaz’ı anlattı: İlkeliydi, üretkendi, mücadeleciydi- VİDEO

    Alevi yazarlar, Esat Korkmaz’ı anlattı: İlkeliydi, üretkendi, mücadeleciydi- VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz’ın Hakk’a yürümesinin ardından, Alevi yazarlar, gazeteciler, kurum temsilcileri PİRHA’ya konuştu. Alevi aydınlar, Esat Korkmaz’ın Alevi toplumunda emeğinin büyük olduğuna dikkat çekerek, yokluğunun toplum için büyük bir kayıp olduğunu ifade ettiler. 

    Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz’ın Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yarattı. 29 Temmuz Cumartesi günü saat 12.00’de Şahkulu Sultan Dergahı’ndan Hakk’a uğurlanacak olan Korkmaz için Alevi Yazar Ayhan Aydın, Alevi Bektaşi Federasyonu Eski Genel Başkanı ve Yazar Ali Balkız, Gazeteci ve Alev Yayınları Yöneticisi Ahmet Koçak, Yazar Erdoğan Aydın, Gazeteci Attila Taş ve Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Esat Korkmaz’ın Hakk’a yürümesine ve tanık oldukları yaşamına dair PİRHA’ya konuştular.

    “ESAT KORKMAZ GİBİLER BU ÜLKENİN ŞANSIDIR”

    Yazar Ayhan Aydın, “Esat Korkmaz bize çok şeyler vermiştir” diyerek şunları kaydetti:

    “Sosyalist devrimci bir geçmişi olduğunu biz biliyoruz, zorlu yıllardan geçtiğini, hapishanelerde kaldığını, işkencelerden geçtiğini de biliriz. Bunları dile getirmezdi ama yazılarıyla geçmişin tanıklıklarıyla, kafa tutan günleriyle sayısız eserlerinde biz bunların izini sürebiliyoruz. Aleviliğin- Bektaşiliğin temel değerlerini değer bildi, öğretilerini öğreti bildi. Yorumu, görüşleri farklıydı ama hiçbir zaman ahlaki değerler bakımından köklerinden koparmadan ruhunu zedelemeden Aleviliğin, Bektaşiliğin öz değerlerini bize taşımıştı bir düşünür edasıyla. Esat Korkmaz bize çok şeyler vermiştir. Vadilerimizde, ovalarımızda, dağlarımızda onun o güzel çalışmaları, Alevi Bektaşi varlığı yaşadıkça yaşayacaktır. Ormanlarımızı kesiyorlar, su kaynaklarımızı kurutuyorlar. Bizi Şii-Sünni otoriteler içerisinde eritmek istiyorlar. İşte Esat Korkmaz gibiler bu ülkenin şansıdır, ses bayrağıdır. Dolayısıyla onun yazdığı eserler geleceğe emanettir, selam olsun diyorum O’na. Doksanlı yıllardan bu yana bitmez tükenmez bir dostluğumuz vardı. Anısı anımız, yolu yolumuzdur. Her zaman içinde üretenden yanaydı, yaratandan yanaydı güzel bir insandı.”

    “DAHA ÇOK ÜRETECEĞİ ŞEYLER VARDI”

    Alev Yayınları Yöneticisi Ahmet Koçak da, Korkmaz’ın daha çok üreteceği şeyler vardı diyerek şunları söyledi:

    “Esat abi ile yaklaşık 30 küsür yıldır tanışıyorum. Doksanlı yılların başlarında tanışmıştım. O günden bugüne dostluğum ilişkim sürekli devam etti, son anına kadar devam etti. Benim nezdimde Esat Korkmaz ilkeli, savunduğu değerlerin arkasında duran, sonuna kadar eleştirilere açık ama doğrularından da elinden geldiğince taviz vermeyen bir kişilik bir kimlikte bir insandı. Yıllardır hep şunları söyledik, sanatçılarımız, ozanlarımız, aydınlarımız, gazeteciler üreten insanlara yaşarken değer verelim. Biz yaşarken değer vermesini bir türlü bilmiyoruz. Son bir ay içerisindeki durumu biraz daha ağırlaşmıştı. Özellikle son bir haftadaki aşamasında da ağrısız sancısız geçirdi ve aramızdan ayrıldı. Tabi çok üzgünüm. Yani daha çok üreteceği şeyler vardı.”

    “HEPİMİZ İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR KAYIP; HALK ADAMIYDI”

    Yazar Ali Balkız ise Korkmaz’ın alçak gönüllü olduğunu dile getirerek şunları kaydetti:

    “Öyle burnu havalarda olan aydın tiplerinden değildi. Halk adamı idi aynı zamanda. Hiç yorulmadı. Olanak bulduğu her yerde ve zamanda gençleri başına topladı. Onlarla felsefe konuştu, Alevi tarihini konuştu, zahirliği konuştu. Kimiz, nereden geliyoruz, nasıl geldik bugüne? Bugün neyiz, nereye gidiyoruz? Sorularını yanıtladı gençlerle birlikte. Böyle bir öğretmenlik yanı da vardı yazarlığının dışında. Hepimiz için çok büyük bir kayıp. Sadece Aleviler için değil. Gerçeği arayan her kesim için önemli bir kayıp. Ama bize bıraktığı eserler de tesellimiz olsun. Güle güle gitsin yolu açık olsun. Devri daim olsun, devri daim olmanın gereği olarak da geri dönsün. Fazla bekletmesin bizi. Saygıyla, sevgiyle anıyorum, Esat Korkmaz’ı.”

    “ALEVİ DÜNYASI İÇİN BÜYÜK BİR KAYIP”

    Yazar Erdoğan Aydın, “Biz arkadaşlarının hizmet ettiği kurumların, hayatlarına bir şekilde dokunduğu, işte ajansların, televizyon kurumlarının da bu sorumluluk üzerinden daha çok şey yapması gerekir” diyerek Korkmaz’ı şu sözlerle andı:

    “Esat benim çok sevdiğim, değer verdiğim, kendisinden çok şey öğrendiğim, hem insani anlamda, hem siyasi anlamda hem de Alevilik bilinci ve mücadelesi anlamında kendisinden gerçekten çok şey öğrendiğim, benim için çok özel yerde, çok kıymetli bir insandı. Hayatı ilk gençlik döneminden, üniversite yıllarından beri sosyalizm için mücadelede geçmiş, kararlı, inatçı, değer verdiği değerler adına hiçbir dönem çabayı, mücadeleyi kendi kendini onarmayı, aşmayı ihmal etmemiş bir insan. Böyle birden bire onu kaybetmiş olmamız hayatımda da, eminim ki son on yılları boyunca çok büyük katkı verdiği Alevi dünyası açısından da hissedilecek büyük bir kayıp olacaktır. Yani ben de yeni duydum ve her zaman çok sağlıklı, çok dinamik, yaşını göstermeyen, yaşına göre her zaman çok genç duran o hali aklıma geldikçe inanmakta da zorlanıyorum. Ama ne yazık ki kaybettik sevgili Esat Korkmaz’ı. Son otuz yıl boyunca ağırlıklı enerjisini Alevi kimliğinin hak mücadelesine, Aleviliğin ne olup ne olmadığına, Alevi tarihinin nasıl şekillendiğine yoğunlaştırmış bir insandı. Bu konuda gerçekten çok önemli katkılar çabalar sergiledi. İnanın ne diyeceğimi bilemiyorum. Kişisel olarak da çok çok üzgünüm, özellikle ölüm haberini duyunca son altı aydır niçin haberleşmedik? Niçin birbirimizi görmedik diye ayrıca vicdan azabı çekiyorum. Eminim ki varlığı, ruhu o anıları devri daim olacak ve aramızda yeniden güzel şeyler olarak, üretken şeyler olarak yaşamaya, kendini hissettirmeye devam edecek. Biz arkadaşlarının, hizmet ettiği kurumların, hayatlarına bir şekilde dokunduğu, işte ajansların, televizyon kurumlarının da bu sorumluluk üzerinden daha çok şey yapması gerekir diye düşünüyorum. Bu soruşturmayı yapıyor olmanız nedeniyle de Pir Haber’e de ayrıca kişisel olarak teşekkür ediyorum. Başımız sağ olsun. Devri daim olsun. Anısı eserleri, çabası, dostu aramızda daha çok yaşasın diliyorum.”

    “MÜCADELE AZMİ BENİ ÇOK ETKİLEMİŞTİ”

    Gazeteci Attila Taş ise, Nefes Dergisi’nde Alevilikle alakalı ilk yazısını Esat Korkmaz’ın yayınladığını söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Esat Hocamın benim için paha biçilmez önemi şuydu: O gerçek bir aydın ve gerçek bir entelektüel idi. Alevi dünyasına bol gelen bir gömleği vardı. Aleviliği doğru anlamak, doğru tanımlama noktasındaki ısrarı, bu ısrardaki tavizsizliği, mücadele azmi beni çok etkilemişti. Derin bir felsefi birikimi vardı Esat Hoca’nın, sadece Alevi Bektaşi araştırmaları üzerinde değil elbette. Araştırmalarındaki felsefi derinlik çok değerli. Şu anda piyasada Alevi Bektaşi kitapları yazarları, araştırmacıları dediklerimize baktığımızda bir çoğunun beş tane kitabı okuyup o kitaptan çıkardıkları özetle bir kitap yazdığını görüyoruz. Çok büyük bir kayıp oldu Esat Hoca. Yani gerçekten söyleyecek bir şey bulamıyorum, çok değerli bir insandı. Kısaca şunu söyleyeyim, Aleviler erenler kervanından bahsediyorsa, Yol’a hizmet edenler kervanından bahsediyorsa o yolun başına konulacak ilk isimlerden biridir Esat Korkmaz. Çok çok büyük bir kayıp. Bu kayıp aynı zamanda Alevi asimilasyonunun hızla ilerlemesine de maalesef bir katkı sunacak. Çünkü Esat Hoca gibi gerçekten mücadeleci, asimilasyona karşı mücadele eden, Yol’u rayından çıkaranlara karşı böyle mücadele eden bir başka aydın, bir başka entelektüel bulunabilir mi? Hiç sanmıyorum.”

    Pir Hasan Kılavuz ise, “Aramızdan ayrıldı, uğurlar olsun ama unutmayacağız. Çalışmalarını işledikçe unutmayacağız. Devri daim olsun. Yıldızlar, ışıklar içinde uyusun” dedi.

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > Yazar Esat Korkmaz Hakk’a yürüdü

  • Esat Korkmaz’ın Hakk’a yürümesi Alevi toplumunda büyük üzüntü yarattı

    Esat Korkmaz’ın Hakk’a yürümesi Alevi toplumunda büyük üzüntü yarattı

    PİRHA-Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz’ın Hakk’a yürümesinin ardından mesaj paylaşan Alevi kurum temsilcileri, yazarlar, gazeteciler, Korkmaz’ın Alevi toplumunda emeğinin büyük olduğuna dikkat çektiler.

    Alevi inanç sistemi, felsefesi ve öğretisi konusunda sayısız eser ve makalesi bulunan Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz, kanser sebebiyle kemoterapi tedavisi gördüğü Göztepe Hastanesi’nde Hakk’a dün yürüdü.

    29 Temmuz Cumartesi günü saat 12.00’de Şahkulu Sultan Dergahı’ndan Hakk’a uğurlanacak olan Korkmaz için sosyal medya üzerinden yüzlerce mesaj yayınladı.

    Alevi kurum temsilcileri, yazarlar, gazeteciler tarafından paylaşılan mesajların bazıları şöyle:

    Cuma Erçe: Devrin daim olsun Esat Korkmaz. Işığın sönmesin… Mekanın gönüller olsun…

    Celal Fırat: Alevilik için değerli çalışmaları olan Esat Korkmaz hocamızın Hakk’a yürüdüğü haberini üzülerek aldık. Değerli hocamızın ailesine, yakınlarına baş sağlığı diliyoruz. Devri daim, ışıklar yoldaşı olsun.

    Hüseyin Mat: Değerli araştırmacı yazar Esat Korkmaz canı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.

    Ali Kenanoğlu: Sevgili Esat hocamızı kaybetmişiz. Yolumuza, inancımıza ve demokrasi mücadelesine adanmış bir ömrün son yolculuğuna çıkıyor… Biz yaşadığımız sürece Esat hocamızı hep hatırlayacağız. Yolu ışık, mekanı gülistan olsun.

    İbrahim Karakaya: Devri daim olsun. Değerli bir canımızdı.

    Turgut Öker: Felsefi alanda Alevi dünyasına ciddi eserler bıraktı, devri daim, toprağı bol olsun.

    Ferhat Tunç: Araştırmacı yazar Esat Korkmaz’ın hayatını kaybettiğini öğrendim ve derin bir üzüntü duydum. Sevgili dostumuzun devr-i daim yıldızlar yoldaşı olsun. Ailesi başta olmak üzere tüm sevenlerinin başı sağolsun.

    Şükrü Yıldız: Alevi araştırmalarına bir ömür verdi, gitti… TV10’da “Hiçlik Meydanı” programı ile tanıdığımız Esat Korkmaz aramızdan ayrıldı… Terki de terk etti… Üzgünüm… Uğurlar ola hocam…

    Metin Karataş: Alevi öğretisinin ve yolunun koca çınarı, bilge insanı Esat Korkmaz ustamızı yitirdik. Devri daim olsun. Ailesi, yoldaşları ve sevenlerine sabır diliyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Esat Korkmaz Hakk’a yürüdü

    Yazar Esat Korkmaz Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Kanser hastalığı sebebiyle bir süre hastanede tedavisi süren Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz Hakk’a yürüdü.

    Alevi inanç sistemi, felsefesi ve öğretisi konusunda sayısız eser ve makalesi bulunan Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz, kanser hastalığı sebebiyle Göztepe Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nde tedaviye altına alınmıştı. Burada kemoterapi tedavisi gören Yazar Korkmaz, Hakk’a yürüdü.

    Korkmaz, 29 Temmuz Cumartesi günü saat 12.00’de Şahkulu Sultan Dergahı’ndan Hakk’a uğurlanacak.

    ESAT KORKMAZ KİMDİR?

    1946’da Manisa Demirci’de doğdu. Orman Fakültesi Fikir Kulübü Yönetim Kurulu ve son dönem Devrimci Gençlik Federasyonu (DEV-GENÇ) Genel Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulundu. 12 Mart sonrası Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKPC) ve DEV-GENÇ davalarından yargılandı. Devrimci İşçi Birliği ve Kazdağı Orman İşçileri Sendikası’nda yöneticilik yaptı.1974 siyasal affıyla cezaevinden çıktı. Bir süre Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin (TSİP) Zeytinburnu İlçe Başkanlığı’nda bulundu ve bu partinin yayın organları olan İlke/Kitle’nin yazı kurullarında görev aldı.

    1976’da Orman Fakültesi’ni bitirerek Orman Yüksek Mühendisi oldu; 1980’e değin Orman Bakanlığı’nın çeşitli birimlerinde çalıştı. 12 Eylül sonrası siyasal görüşleri nedeniyle görevine son verildi. Askerlik dönüşü yazar-araştırmacı olarak Bâbıâli’de çalışmaya başladı. Yurt Ansiklopedisi, Büyük Larousse vb. yayın çalışmalarında, yazarlık ve redaktörlük yaptı. Nefes Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğinde bulundu ve Nefes Yayınları’nı kurdu.

    ‘90’ların başında ’68 Kuşağı’nın güncesi sayılabilecek Kafa Tutan Günler-I ile Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü’nün ilk baskısı yayımlandı. İzleyen yıllarda Enel Hak (1995), Dört Kapı Kırk Makam (1995), Alevi Felsefesi (1997), İnsan Tanrı (1997), Alevilik ve Aydınlanma (1997), Alevilere Saldırılar (1997), Alevilik Eğitimi Ders Notları(Fransa-1999), Anadolu Aleviliği (Türkiye- 2000), Kafa Tutan Günler-II (2000), Şamanizm Terimleri Sözlüğü (2003), Zerdüştlük Terimleri Sözlüğü (2003), Kafa Tutan Günler-III (2004), Pir Sultan Abdal (2005), Şeytan Tasarımı Terimleri Sözlüğü (2006), Şeyh Bedreddin ve Vâridât (2006) başlıca kitapları oldu. Alevi-Bektaşi zeminde Düşünce Atölyeleri’ni kuran ve çok sayıda öğrenci yetiştiren; Varlık, Pir Sultan Abdal, Berfin Bahar, Yol, Nefes vb. dergilerde makaleleri yayımlanan, televizyon programcısı olarak çalışan ve Serçeşme Dergisi genel yayın yönetmenliğini yürüttü.

  • Yazar Korkmaz: Kurban, nefse karşı verilen mücadeledir, zalime başkaldırmadır

    Yazar Korkmaz: Kurban, nefse karşı verilen mücadeledir, zalime başkaldırmadır

    PİRHA- Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz, Alevilikte kurban miracını yazdı. Korkmaz, “Kurban, nefse karşı verilen mücadeledir, zalime başkaldırmadır. Bu bir kurban miracıdır” dedi.

    Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz, “Alevilikte kurban miracı (Kanlı Kurban-Kansız Kurban)” başlığıyla Alevi inancında kurbanın yerini ve önemini yazdı.

    Korkmaz, “Kurban algısının dayanılmaz hafifliğini yaşıyoruz: Bir sığlıktır gidiyor. Başlangıçta kansız kurban, kanlı kurbana göre daha yaygındı; daha çok takvimli günlere ve adağa bağlı olarak gerçekleştiriliyordu kanlı kurban. Kurban algısının yabancılaşmasına koşut, kansız kurban, anlamını önemli ölçüde yitirdi; ortaya çıkan boşluğu kanlı kurban doldurdu” dedi.

    “MÜSLÜMANLA FARKIMIZ SİLİNMİŞ DURUMDA”

    Kendini Doğa-tanrıcılık ve İnsan-tanrıcılık üzerine yapılandıran Alevilikte kurban algısının, özünde çok çarpıcı ve ufuk açıcı olduğunu söyleyen Korkmaz şunları dile getirdi:

    “Gel gör ki halde, kurban algısının dayanılmaz hafifliğini yaşıyoruz: Bir sığlıktır gidiyor. Kurbanı Allah-İbrahim-İsmail ve koç dörtlemesine bağlayıp geçip bir kenara oturuyoruz. Ehl-i Sünnet’i izleyen her Müslüman da böyle düşünüyor; ötesinde, İsmail’in yerine İshak’ı koyan her Yahudi de böyle açıklıyor. Özetle farkımız silinmiş durumda.”

    “ALEVİLİKTE KURBAN KANLI VE KANSIZ OLARAK AYRILIR”

    ‘Okuyan olur, katkı olur, paylaşan olur çoğalır umuduyla kurban algısının açılımını yapmaya çalışalım’ diyen Kormaz’ın yazısı şöyle:

    “1) Alevilikte kurban, yol erkânında gösterilen durumlarda, Bu-Dünyadan uğurlanmadan Tanrı’ya-Hakk’a kavuşmanın anısına, lokma edilip tüketilmek için tığlanan, belli özelliklere sahip hayvan (kanlı kurban) ya da aynı kutsal amacı gerçekleştireceğine inanılan ve ihtiyacı karşılayan yiyecek-içecek, yağ, şeker vb. gıda, ötesinde paradır (kansız kurban).

    Başlangıçta kansız kurban, kanlı kurbana göre daha yaygındı; daha çok takvimli günlere ve adağa bağlı olarak gerçekleştiriliyordu kanlı kurban. Kurban algısının yabancılaşmasına koşut, kansız kurban, anlamını önemli ölçüde yitirdi; ortaya çıkan boşluğu kanlı kurban doldurdu.

    Kanlı kurban geleneğinin yaygınlaşması, yaşamın ancak, canı alınan başka bir yaşamla başlayabileceği düşüncesini-inancını kafalara yerleştirdi. Bu türden düşünce-inanç geleneği, kurban sunmadan hiçbir yaratımın ya da üretimin gerçekleşemeyeceği algısına taşıdı insanları. Varlığa gelene can vermek gerektiğinde, ona yaşamını ya da ruhunu, kanını vermek gerekir algısı öne çıktı.

    Kanlı kurban geleneğindeki bu yabancılaşmayı, tersine dönüşüme uğratabilmek için, kansız kurban deneyimini canlandırmak, kanlı kurban deneyimini, takvimli günlere ve adağa indirgemek yani sönümlendirmek gerekir.

    “YOL KURBANLARI…”

    2) Hak yoluna kendi canından geçen, başını yola adayan yol ehli can ya da Yol’un gerçek kurbanları olarak algılanan, her Alevinin izinden gitmek durumunda olduğu, kavgasını kavga, aşkını aşk bildiği dâr pirlerinden her biri bir Yol kurbanıdır, yani Yol ehli can, Hallac-ı Mansur, Fazlullah Hurûfi, Seyit Nesimi ve direniş simgesi Hüseyin, bir Yol kurbanıdır.

    3) Yol’da bir engel olarak beliren ve feda edilmesi gereken nefis bir kurbandır. Her Alevi, kendini sorgulamaya yatırdığında nefsini feda eder; nefsini, zalimle özdeşleştirdiğinden, nefsini feda etme görüntüsü ardında zalimi boğar. Anlaşılacağı gibi nefsini boğmak da zalime başkaldırmak da bir kurbandır.

    4) Kaynağını devriye tasarımından alan, varlığa gelişin nedeni durumundaki her eylem, bir kurbandır; devriye kapsamında, başlangıçta karanlığın aydınlığı doğurması bir kurbandır. Bu nedenle varlığa gelişin, kurban etme eylemi ile başladığı genel kabul görür. Bu bağlamda evrensel hareketin başlangıcı olarak algıladığımız ve b’nın altındaki nokta olarak bilincimize-inancımıza taşıdığımız bâtınî Ali, bir kurbandır.

    5) Hacı Bektaş Veli’nin adına bağlanan Dört Kapı Kırk Makam’a, yani Aleviliğin öğretisine göre Yol’a ikrar verme, bir kurbandır; demek ki Yol’a girme kurbandır, demek ki kurban olmak, el almaktır.

    “KURBAN MİRAÇLARI…”

    Gelelim şimdi kurban olgusunun sır yanına: Kurban, kime-neye sunuluyorsa onun donuna bürünür: Birinci durumda kurban, doğanın canı durumundaki Tanrı’nın donuna/ doğanın bedeni durumundaki Hakk’ın donuna bürünür; bu can kendini somuta taşıdığında/ beden olarak dirildiğinde hayvansa hayvan-tanrıdır, insansa insan-tanrıdır. Son amaç insan olduğuna göre kurban, yani hayvan-tanrı insana, yani insan-tanrıya sunulur. Ölümsüzlük felsefesi gereği, ölmeden evvel kurban olarak, yani, bir hayvanı kendi adına tığlayarak ya da yaşarken dirilerek, yaşamın sonsuzluğa açılan kapısı aralanır: Bu bir kurban miracıdır.

    İkinci durumda kurban Hallac-ı Mansur, Fazlullah Hurûfi, Seyit Nesimi ve direniş simgesi Hüseyin donuna bürünür: Kurban onlara sunulur, onlar aramıza çağrılır; çağrıda süreklilik sağlanarak dâr pirlerimize can vererek ölümsüzleştirilir: Bu bir kurban miracıdır.

    Üçüncü durumda kurban, nefis ya da zalim donuna bürünür: Kurban, nefse karşı verilen mücadeledir, zalime başkaldırmadır. Bu bir kurban miracıdır.

    Dördüncü durumda kurban, eylem ya da bâtınî Ali donuna bürünür; kurban sunumunda süreklilik sağlayarak evrenin ve insanın öyküsü yazılır; devriye ve devriyenin başlangıç nedeni olan eylem ya da bâtınî Ali kutsanır. Kutsanma görüntüsü ardında, varlıkların önsüzden-sonsuza akışı kanıtlanmak istenir: Bu bir kurban miracıdır.

    Beşinci durumda, kurban, ikrar vererek yola giren ya da el alan canın donuna bürünür. Kurban olarak Yol yaşatılır; kurban sunumu ortadan kalkarsa eğer Yol söner, Yol’un kaynağı kurur: Bu bir kurban miracıdır.”

    (PİRHA HABER MERKEZİ)

  • Yazar Korkmaz: Hasan Saltık İslami törenle uğurlandı, çok yazık utandım

    Yazar Korkmaz: Hasan Saltık İslami törenle uğurlandı, çok yazık utandım

    PİRHA- Yazar Esat Korkmaz, Alevi inancının, insandan ve doğadan uzaklaşmış, tek-tanrıcı dinlerin inanç havuzuna aktığına ve Hasan Saltık için yapılan uğurlama erkânının bunun açık kanıtı olduğuna vurgu yaparak, “Yeter artık, örgütlü tavır alalım ve bu yabancılaşmaya dur diyelim” çağrısı yaptı.

    Sünni ve Şia geleneğin hakim olduğu cemevlerinde yürütülen Hakk’a uğurlama erkanları konusunda tartışma sürüyor.

    Yazar Esat Korkmaz, Kartal Cemevinde Hasan Saltık için yapılan Hakk’a yürüme erkanını eleştirerek, “Sünnilik kaynaklı olumsuz etkilenme özellikle açık törenleri yabancılaştırmış ve Alevi inanç uygulamasının özgün içeriğini tersine dönüşüme uğratmıştır. Uğurlama erkânı, tersine dönüşüme uğrayan törenlerin başında yer alır” dedi.

    “YABANCILAŞMIŞ OCAKLAR, İMAM KILIKLI OCAKZADELER TARAFINDAN EGEMENE ALTIN TEPSİDE SUNULUYOR”

    Korkmaz, sözel geleneğin üç taşınma yolu olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

    “Birincisi, dededen-toruna ya da babadan-oğula anlatmadır. Dedede ya da babada toruna-oğula aktaracak bilgi bulunmadığından, bu taşınma yolu kesintiye uğramış durumdadır. İkincisi, söylenceye ve söylence kahramanlarına yükleyerek bilgi-değer aktarımı yapmadır. Alevi-Bektaşi topluluğunun romanı diyebileceğimiz söylencelerin çağdaş karşılıklarını üretemediğimiz için bugün bu yol da tıkanmış durumdadır. Üçüncüsü ise erkânlardır. Üç taşınma yolundan her şeye karşın işlevli kalabilen yalnızca bu yoldur.

    Erkânları özgün özüne uygun biçimde yaşama geçirebilirsek, neredeyse tümüyle tıkanmış gibi gözüken diğer taşınma yollarını da işlevli duruma getirebilir; doğrudan demokrasinin canlanmasına, doğrudan demokrasi zemininde ve çağdaş toplumun karnında yol örgütlenmesinin yeşermesine; doğrudan demokrasi ile temsili demokrasinin terbiye edilmesine olanak sağlarız, diye düşünüyorduk ama yanılmışız. Hasan Saltık’a yapılan uğurlama töreni, yabancılaşmış kimi ocakların, bu ocakların yabancılaşmış inancını taşıyan kimi imam kılıklı Ocakzadeler tarafından egemene altın tepside sunulduğuna tanıklık etti.”

    “HASAN SALTIK’A YAPILAN UĞURLAMA TÖRENİ, ÜNİTER İNANCIN BAŞARILI OLDUĞUNU GÖSTERİYOR”

    Korkmaz, Hasan Saltık’ın uğurlama törenine ilişkin şu ifadelere yer verdi:

    “Üniter devlet, toprağımda seküler yaşamı, yatırım yaptığı Türk-İslam sentezinde tek-tipleştirmeye çalışırken, üniter inanç, inanç uygulamalarını Sünnilik temelinde tek-tipleştirme yoluna gitti. Hasan Saltık’a yapılan uğurlama töreni, üniter devletin ve üniter inancın, başarılı olduğunu gösteriyor. Başına 12 dilimli taç geçirmiş imam kılıklı bir dede, camideki töreni, Kartal Cemevi’ne taşıyor.”

    “ALEVİLİK AŞKIN BİR MİTOLOJİ DEĞİLDİR”

    Alevilerin bugün kendi felsefelerine-inançlarına ve yaşama anlayışlarına özgü biçimde kendi Hakk’a uğurlama erkanlarını yürütemediklerini söyleyen Korkmaz, “Açık söylemek gerekirse cemevlerinde yapılan cenaze törenleri kimi kez camilerde yapılan cenaze törenlerinden içerik olarak daha gerici. Çünkü Sünniliğin aşkın inanç uygulamasından ödünç alınan ritüeller, Alevilerce kendi geçmiş yapısının bir parçası olarak algılanıyor artık. Bu nedenle iyi niyetle de yapılsa camilerdeki cenaze töreni, taklit edilmek durumunda kalınıyor” dedi.

    “ALEVİLİĞİ, YAŞAMA OLANAĞI VERMEDEN BOĞACAĞIZ”

    “Alevilikte, bilincin-inancın taşınması belirleyici anlamda, törenlerle gerçekleştirilir; törenlerle Alevilik içselleştirilir, içselleştirilerek toplumsallaştırılır” diye konuşan Korkmaz, şunları dile getirdi:

    “Yakın zamana değin törenlerin bir kısmı gizli, bir kısmı da açık olarak yapılıyordu. Sünnilik kaynaklı olumsuz etkilenme özellikle açık törenleri yabancılaştırmış ve Alevi inanç uygulamasının özgün içeriğini tersine dönüşüme uğratmıştır. Uğurlama erkânı, tersine dönüşüme uğrayan törenlerin başında yer alır. Bu törenleri özgün içeriğine kavuşturamazsak çok değil yakın gelecekte Ortodoks İslamiyet karşısında Alevi felsefesini/inancını-öğretisini ve yaşama biçimini yalnız bırakmış olacağız. Köktendincilik lehine Aleviliği kurban edeceğiz. Ölmeden evvel ölmek ya da yaşarken dirilmek temel diyalektiğiyle yaşama geçecek olan Aleviliği, yaşama olanağı vermeden boğacağız.

    Böylesi bir duruma taşındığımızda, Aleviliğin anayasası olarak tanımlayabileceğimiz varoluş devriyesi, ortodoks inancın yaradılış tasarımına ve öldükten sonra dirilmek biçiminde kemikleştirilen mahşer tasarımına dönüşmüş olacaktır.”

    “ÖRGÜTLÜ TAVIR ALALIM VE BU YABANCILAŞMAYA DUR DİYELİM”

    Korkmaz, son olarak, “Günümüzde yaşanmakta olan Alevilik, bizi hakikate taşıyan teolojinin dışındaki inancı tümüyle silmiş, insani/doğasal olmayan, insan aklına/ doğanın aklına yer vermeyen, nesnesiz bir inanca kapılanmıştır: İnsandan ve doğadan uzaklaşmış, tek-tanrıcı dinlerin inanç havuzuna akmıştır. Hasan Saltık için yapılan uğurlama erkânı bunun açık kanıtıdır: Yeter artık, örgütlü tavır alalım ve bu yabancılaşmaya dur diyelim” çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Korkmaz: Hızır, metafizik bir hayalet değil, yaşama tanık bir bilinçtir

    Yazar Korkmaz: Hızır, metafizik bir hayalet değil, yaşama tanık bir bilinçtir

    PİRHA- Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz, Hızır’ı yazdı. Korkmaz, “Hızır metafizik bir hayalet değil, tam tersine yaşama tanık bir bilinçtir” dedi ve ekledi: Hızır Alevilerin bereket kimliğidir; uğursuzluklardan ve hastalıklardan arınmış, ömür boyu sürecek bir bolluğu simgeler.

    Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz, “Hızır metafizik bir hayalet değil, tam tersine yaşama tanık bir bilinçtir” başlığıyla Alevi inancında önemli bir yere sahip olan Hızır’ı yazdı.

    Korkmaz, “Hızır her şeyden önce, özlem-beklenti ve ihtiyaç açlığını gidermek amacıyla tasarımlanmış bir kimliktir. Her birimiz özlem, beklenti ve ihtiyaçlarımıza ilişkin olasılıkların, deneyimlenebileceği bir gelecek için yaşarız. Bu olasılıkların bize yararlı biçimde gerçekleşmesini sağlamak için, yardım kimliği donunda biz yarattık Hızır’ı” dedi.

    “HIZIR DENEYÜSTÜ BOZULMAMIŞ BİR FARKINDALIKTIR”

    “Demek ki Hızır, deneyüstü bozulmamış bir farkındalıktır” diyen Yazar Esat korkmaz, şöyle devam etti.

    “Biz onu, düşüncede algılama yoluyla evrenimizde gezdiririz ve deney konusu yapabildiğimiz görüntüler âlemiyle ilişki içine sokarız: Deneyüstü Hızır’ı, deneyle bağlantı içine alırız; alır almaz, kıpırdayan bir ete dönüşür ve yaşama yaşam vermeye başlar.
    İlişki yaşamın bir parçası durumuna taşındığında, Hızır metafizik bir hayalet olmaktan çıkar, tam tersine parça anlamında bedenin bilgeliğine, bütün anlamında doğanın bilgeliğine, güncellenmiş Tanrı-Hak donunda tanıklık etmeye başlar; tanık bilinçtir artık O.”

    “HIZIR BİR HALK BİLGELİĞİ ÜRÜNÜDÜR”

    Yazar Esat Korkmaz şunları kaydetti.

    “Unutmayalım yaşam, olasılığa ve gerçeklenişe dayalı bir serüvendir; kendimizi olasılıktan gerçeklenişe yolculuğa çıkardığımızda Hızır, bu yolculuğun esenlik rehberidir. Bu nedenle Hızır, Anadolu halkının kendisini temsil eden bir kimliğe yüklediği ve özlemini-dileğini yaşama geçirmek üzere, soyut olarak tasarımladığı bir kurgu kimliktir, yani bir halk bilgeliği ürünüdür.
    Doğayı döller ve onu doğuma hazırlar; doğum berekettir, Hızır bu nedenle Alevilerin bereket kimliğidir; uğursuzluklardan ve hastalıklardan arınmış, ömür boyu sürecek bir bolluğu simgeler.

    “HIZIR BİR DÜŞ VARLIĞIDIR, KURTARICIDIR”

    Hızır, bir türlü gerçekleştirilemeyen isteklerin, dileklerin nesnelleşmesine, toplumsallaşmasına duyulan özlemlerin beslediği, giydirip kuşattığı; doğaüstü yetilerle belirgin bir düş varlığıdır, bir kurtarıcıdır. Söylence dünyasında oynanan kumarda, talih oyununda, bireyden yana tavır koyan, kimi kez onu kazandıran, onun dileğinin, özleminin gerçekleşmesini sağlayan kutlu kişidir.

    “İNANÇ KİŞİSİDİR HIZR”

    Bireyin-halkın inanç kanalında gönül coşkusunu dışa vurabilmek, bunu yaparken önündeki aşılamaz engelleri aşabilmek için yarattığı, zaman zaman kendi dünyasına soktuğu, eliyle saçıyla ya da bir sözüyle kutsadığı bir inanç kişisidir Hızır. Bu bağlamda, insan için olanaksız olan zemine, özlem denen ata binilerek yapılan gezintinin baş kişisidir Hızır; rüyalarda muştulayıcıdır.

    “HIZIR BOZ ATIYLA BİZE EŞLİK EDEN DEVRİYE YOLCUSUDUR”

    Dondan dona girerek yeri geldiğinde insanı sorgulayan, yeri geldiğinde onurlandıran, ödüllendiren, kimi kez ipuçları vererek araştırmaya özendirendir. Kısaca insanoğlunun özlemle yarattığı, özlemle devindirdiği, iyilikle, saflıkla donattığı; kendi isteğiyle güdümüne girdiği, yönlendiriciliğinden hoşlandığı, zaman zaman birlikte eğlenip birlikte güldüğü, ağladığı, tümüyle kendi yaratısı olan düşsel varlığın adıdır Hızır; boz atıyla, bize eşlik eden bir devriye yolcusudur.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Enel Aşk’ tiyatro oyununa yoğun ilgi-VİDEO

    ‘Enel Aşk’ tiyatro oyununa yoğun ilgi-VİDEO

    PİRHA- Mersin Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşen ‘Enel Aşk’ adlı tiyatro oyununa halk yoğun ilgi gösterdi.

    Mersin Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşen ‘Enel Aşk’  adlı tiyatro oyununda Menderes Samancılar, Ayfer Vardar, Mazlum Çimen  sahne aldı.

    Esat Korkmaz’ın metnini oluşturduğu ve Hülya Aksular’ın kareografisini yaptığı ‘Enel Aşk’ tiyatro oyunu deyişler ve yol kültüründe doğanın ve aşkın yerini, önemini geçmişten günümüze taşıyan hikayesiyle dinleyiciyi uzun bir yolculuğa çıkardı.

    ‘Enel Aşk’ adlı müzikal oyunda Alevi önderleri ve Türk Halk Müziğinin usta isimleri deyişler eşliğinde anıldı.

    PİRHA/MERSİN

  • Alevi Pirleri ve aydınlarından Hacıbektaş’ta ‘Alevi yol ve erkan’ bildirisi – Video

    Alevi Pirleri ve aydınlarından Hacıbektaş’ta ‘Alevi yol ve erkan’ bildirisi – Video

     PİRHA -Her yıl olduğu gibi bu yıl da Aleviler Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a gitti. Burada bulunan Garip Dede Cemevinde gerçekleşen toplantıda altında birçok dede ve aydının imzasının bulunduğu Alevi yolu ve Erkanı üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bir bildiri okundu. Alevilik yaşayan bir inançtır, Alevilik semavi dinlerden farklıdır, Alevilik tek bir millete ait değildir, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı ekolojik yaşamı önemser ve savunur, Barış talebimiz inancımız gereğidir gibi başlıkların olduğu bildiri metnini Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.

    Haberin Videosu

    Toplantı Mehmet Tural Dede’nin verdiği gulbang ile başladı.

    Açıklama öncesi divan başkanı Hatice Çevik kısa bir konuşma yaptı. Alevi yolu ve Erkanı üzerine bir çalışma yürüttüklerini ve 6 çalıştay sonrası burada sonucu paylaştıklarını belirten Çevik “Bu sunum cümle cana yazılmış. Tüm canlara ışık olsun” dedi.

    Açıklamaya İnanç Kurulu Başkanları ve üyeleri, ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa Alevi Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.

    Abbas Tan, Ali Köylüce, Ali İnan, Aysel Kılavuz, Bekir Özgür, Bese Aslan, Cemal Şahin, Efe Engin, Erdoğan Sevim, Esat Korkmaz, Gani Pekşen, Hamza Takmaz, Hasan Kılavuz, Hasan Harmancı, Hatice Çevik, Haydar Arkovan, Haydar Selçuk, Hıdır Çam, Hüseyin Gazi Metin, Hüseyin Serdar Tanal, Mehmet Turan, Mehmet Tural, Nurettin Aksoy, Piri Er, Seval Şahin, Sevim Savunmaz, Süleyman Zaman, Süleyman Deprem, Tacım Taşdan, Yaşar Yılmaz, Yüksel Özdemir ve Zihni Çabuk’un altında imzasının bulunduğu bildiyi Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.

    Metnin tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.

    Değerli Canlar,

    Davetimizi kabul edip gelen tüm canlara aşkı niyaz olsun. Çağrımıza karşılık ses verenlere aşkı niyaz olsun..

    Alevilere yıllardır yapılan baskı ve yok etme politikaları karşısında suskun kalmanın, suç ortağı sayılacağı düşüncesi ile duyarlılık gösterme ihtiyacımız doğmuştur. Bu nedenle Alevilerin günümüzde yaşadığı ve gittikçe derinleşen sıkıntılara kayıtsız kalmayı reddeden pirler(ana-dede), araştırmacı, yazar, sanatçı ve aydınlar olarak bir araya geldik. Statü ve unvanlarımızdan bağımsız Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler olarak ‘gönül kalsın yol kalmasın şiarıyla bir çalışma yürüttük. Birçok nedene bağlı olan asimilasyonun kaygı verici bir noktaya gelmesine ve sonucunda Alevilerin hızla özlerinden uzaklaşıyor olmasına dikkat çekmek ve özüne bağlanmaları için çözüm önerileri üzerine tartışmaların yapıldığı ve 3 yıla yakın bir zaman alan çalıştaylar gerçekleştirdik.

    Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik (“inanç, yol ve erkân”ı), son dönemlerde sadece dışarıdan değil, içeriden de başlatılan asimilasyon politikaları ile var olduğundan bu yana en tehlikeli süreci yaşamaktadır.

    Alevilik inancının; önce içini boşaltmaya, sonra başka bir inancın içinde eritip yok etmeye yönelik bu sinsi planın her gün biraz daha acımasızca hayata geçirildiğini ve bunun sonucu olarak da Alevilere her türlü baskı-zülüm -ayırımcılık yapıldığını görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.

    Bu nedenle dünden bugüne, gelmiş geçmiş tüm Analarımızın, Pirlerimizin, Ulu ozanlarımızın, Doğudan batıya tüm ocaklarımızın manevi ikliminde yaptığımız çalıştaylar sonucunda, mevcut büyük tehlike karşısında, susmak-seyretmek-kabullenmek yerine; haykırmak-direnmek-mücadele etmek yolunu seçiyoruz.

    Takiye yapmanın değil, gerçeği haykırmanın zamanı gelmiştir.

    Üç yılı aşkın bir sürede yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda vardığımız sonuçları ve acil uygulanması gereken çözüm önerilerimizi tüm canlara sunuyoruz.

    ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İNANÇTIR!

    Alevilik bir din değil inançtır, yaşam biçimidir.

    Bu yaşama biçimi Zahirde sır Batında ayandır. Ulu ozanlarımızdan geçmişten bugüne aktarılan nefes ve deyişlere bakıldığında  birlemenin nasıl olduğu açıkça görülmektedir.

    Alevilik Hakk ve hakikat yoludur.

    Aleviliğin inançsal, toplumsal ve kültürel boyutu vardır.

    Doğanın dilini çözen ve insan yaşamını bu bütünün içinde ele alan felsefeye sahip bir inançtır.

    Alevilik: Hak-Evren-İnsan birliğini, varlığın birliği temelinde bir bütün olarak gören, toplumsal yaşamı insan hakkı, eşitlik ve etno-kültürel çeşitlilik içinde birlik temelinde düzenleyen; tarihini, kültürel ve inançsal varlığını insanlık tarihi ve kadim uygarlıklardan alan, ekolojik sistemin sürdürülmesini öncelikli gören bir ekonomik ve felsefi düşüncesi ırklar üstü  nitelikli evrensel bir yaşama biçimidir.

    Bu nedenle Alevilik binlerce yıldır var olarak bugüne gelmiştir. Alevilik ve Aleviler geçmişten günümüze kadar semavi (ibrahimi) dinlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Birçok din ve inançla yolu kesişmesine rağmen özünü korumuştur. Özellikle incelendiğinde birçok dine de katkı sağlamıştır.

    ALEVİLİK, SEMAVİ ( İBRAHİMİ ) DİNLERDEN FARKLIDIR!

    Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.

    Semavi (İbrahimi) dinlerin 4 temel kitabına baktığımızda vahiye dayalıdır peygamberler aracılığı ile toplum üzerinde kendini buna göre tamamlar. Semavi (İbrahimi) dinlerin şartları ve cezaları vardır.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi yaşam felsefesine, öğretilerine baktığımızda insana, akla ve doğaya dayalı olduğunu görüyoruz. Kamil insanı kendi içinde çıkaran bir inançtır. Okunulacak kitap olarak insanı görmüştür. Bu saz ve deyişlerle gelecek kuşaklara sözlü olarak aktarılmıştır. Alevi inancında insanı fiziki ve manevi anlamda yok edici, aşağılayıcı ve korkuya dayalı cezalar yoktur. Düşkünlük olduğunda toplumdan uzaklaştırılır ancak can’ın tekrar topluma geri kazanılması esastır.

    Tanrı, Evren ve İnsan tasarımı diğer inançlardan tamamen farklıdır. Bir varoluş felsefesi ile olayları değerlendirir.

    İSLAM ALEVİLİĞİN İÇİNE GİRMİŞTİR!

    Özellikle tarihsel süreçte Aleviliğin İslamiyet’le ilişkisi yoğun olarak gözlenmiştir. Aleviliğin İslam’la karşılaşması ile Alevi inancı ve Aleviler İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. İslam’ın cihad, korku ile dayatmacı, yayılmacı politikası Aleviler için geçmişte de bugün de tehdit niteliğindedir. İslami unsurlar bugün Aleviliğin içine girmiş ve özünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm geçmişte korku vb. nedenlerle takiye olsa da bugün artık Alevliği kendi özünden uzaklaştırarak yok etme noktasına getirmiştir. İslami asimilasyon politikalarının bir ürünüdür. Bu İslami yayma süreciyle başlamış kimi zaman zorlama ve katliamlarla devam etmiştir. Aleviliğin tasavvuf üzerinden İslamiyet’e bağlanması bir zorlamadır. Bu zorlama bugün artarak devam etmektedir.

    Alevi inancını yok etmek için birçok söylence ve mit yaratılmıştır. Bu asimilasyon sadece devlet eliyle değil kimi Alevi dedeleri tarafından da yapılmaktadır. Alevilik İslam içinde gösterilerek dinsel bir unsur yaratılmaya çalışılmaktadır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI

    Alevilik Hak ve Hakikat Yoludur.

    Bütün yönleri ile Aleviliğin (Yol ve Erkân’ı, felsefesi, kültürü, geleneği / yaşama biçimi, ile) kendine özgü temel ilkeleri ve kuralları vardır.

    Aleviliğin Tanrı tasarımı, Evren Tasarımı, İnsan tasarımı tamamen kendine özgüdür ve semavi dinlerden tamamen farklıdır.

    Evrendeki her şeyin (inançlar dahil) kemale ermesi için; değişimini, ilerleyişini, döngüsünü kabul eder. Aklidir, doğmayı ret eder.

    Alevilikte Devriye inancı vardır. Yani Ahiret (Cennet-Cehennem) olgusunu kabul etmez. Ölüm yoktur don değiştirme, devr-i daim vardır.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancının temelinde; Cem, Semah, Bağlama, İkrar, Sorgu-Görgü, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşit ilişkisini belirleyen Erkân’lar vardır. Bağlama, semah ve deyişlerle erkanlar yapılır.

    4 kapı 40 makamdan geçip Kamil insan olmayı ve Rıza Şehrini kurmayı hedefler.

    Alevilikteki inanç ritüelleri, oruç günleri ve sayıları, toplantı mekânları ve adları, Kutsal kabul edilen mekân ve yerleri (ziyaret, türbe, dergâh, ocak vs) kendine hastır.

    Alevilikte kadın ve erkek eşittir, her insan bir CANdır.

    Cem, Semah, Bağlama, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşid ilişkileri, Hızır Kültü, 4 Kapı 40 Makam, Rıza Şehri, Kamil İnsan anlayışı gibi değerlere sahiptir.

    ‘’Dört Kapı Kırk Makamı’’n anlaşılır, öğretilebilinir ve yaşama taşınabilir olması konusunda Dergah ve Ocaklarımızda çalışma yapılarak, öncelikle Şeriat kapısındaki anlayışın yaşama taşınabilir bir şekilde anlatılması ve uygulanması sağlanmalıdır.

    Kadimden gelen ve kadim uygarlıklardan beslenerek yolculuğuna devam eden Aleviliği kendisinin dışında herhangi bir inancın ya da dinin şemsiyesi altına koyma çabaları, Aleviliğin asimilasyonuna ve yok edilme çabalarına hizmet eder. Bu kabul edilemez. Alevilik diğer din ve inançlarla çatışmadan yol öğretisi ile bugüne kadar var olmuştur, sonsuza kadar da var olacaktır.

    İnancımızın adı; Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşiliktir. Yaşadığımız topraklarda adımız; Alevi, Kızılbaş, Işık insanı, Ehli Hak, Şabak, Kakai, Yaresan, Aliilahi, Arap Alevisi, Torlak, Kalenderi, Haydari, Abdal, Tahtacı, Çepni, Bektaşi, Çelebi olarak anılmaktadır. İbadet yerimiz; Cemevidir. İbadetimiz şeklimiz; Cem ve Semahtır. Yaşam felsefemiz; cümle cana muhabbet, saygı ve sevgidir.

    ALEVİLİK TEK BİR MİLLETE AİT DEĞİLDİR!

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olup Balkanlardan, Hindistan’a, Ortadoğu’da ve Alevilerin göç-göçertme sonucu gittiği dünyanın her yerinde hala yaşamaktadır. Hak Yolu olan Aleviliğin yürütülmesinde tarihi ve coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı ritüeller farklılık gösterebilmektedir. Alevilikte yol bir, sürek bin birdir, bu nedenle Alevilik yüzyıllardır vardır. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakmaktadır. Alevilik her türlü milliyetçiliği reddeder.  Hiç bir inancın ulus kimliği yoktur. Kadim inanç tek millete özgü değildir, Milli bir dili yoktur. Her halk Erkanlarını kendi anadilinde yapmaktadır ve yapmalıdır. Ortak dilimiz Alevi dilidir. Alevilik Osmanlı’da ittihat ve terakki ile başlayan ve cumhuriyet dönemi ile devam eden milliyetçi bir kimlikle anılmaya çalışılmıştır. Halklar ve inançlar arasında bir çatışma yaratılmak istenmiştir.

    Alevilik; Halkların birlikte yaşamasını esas alır, hiç birinin inancını, dinini ve dilini reddetmez. Diğer halklara ve inançlara baskı, dayatma uygulamaz. Bulunduğu coğrafyada halkların var olma ve yaşama hakkını tanır, birbirlerine üstün olarak görmez eşitliğini savunur.

    Uluslar arası düşünce ve etki kuruluşları ile iktidardaki hükümetlerin çok yönlü çalışmaları sonucunda Aleviler aleyhine oyunlar oynanmakta, bizler için karanlık projeler üretilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Aleviler tüm bu etki ve belirleyiciliğin yarattığı oyunların farkındadır.

    Alevilerin örgütlü kurum ve kuruluşlarının yanı sıra ülkenin tüm sisteme karşı muhalifleri bu karanlık oyunlar karşısında direniş ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı sadece ütopik bir dünya tezahürü ile hareket etmeyip dün olduğu gibi bugün de var olan hayatın sorunları ve çözüm yolları konusunda mücadele ederek kendini tarih sahnesinde göstermiştir. Bundan kaynaklı olarak coğrafyamızda dayatılan tek tipçi anlayışlara karşı bütün ezilenlerle ortak hareket etmeyi hedefleyerek hangi din, dil, etnik kimlik ve inanca sahip olursa olsun ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, ezilenlerle ortak zeminde buluşarak, kendi ilkelerinden ödün vermeden dayanışma içerisinde yer alır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI EKOLOJİK YAŞAMI ÖNEMSER VE SAVUNUR!

    Aleviler; dünyamızda yaşanan sağlık, çevre ve doğa sorunları konusunda Alevi öğretisinin sunduğu yaşama biçimine hızla adapte olmalıdır. Dünyamızın yaşanabilir olması için Alevi inancının öngördüğü biçimde insana, doğaya, bütün tabiat varlıklarına sahip çıkmak, koruyup kollamak inanç ve öğretimizin gereğidir.  Aleviler bu düşünceyi savunan, eylem ve söylemlerinde sahiplenen her kesimle dayanışma ve ittifak içinde olmalıdır. Biz Aleviler bu düşünceyi ibadetimizin bir parçası olarak kabul ederiz.

    Baraj ve Hes projeleri inancımızca kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve yaşam alanlarını yok etmektedir. Bu ziyaret yerlerimizin yok edilmesine ve kıyımına karşı birlikte ses çıkartmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. İnanç alanlarımızı sahiplenmek yolumuzun devamlılığı için önemlidir.

    HIZIR

    Hızır’la ilgili Cem ve ritüeller, doğayı ve insanı birbirinden ayırmadan güçlendiren ve insanlık için bereket yaratan düşüncemizdir. Hızır; hayat takvimimizde canlılığı başlatan, yoksulların carına yetişen ve “her an her yerde hazır ve nazır” olan yoldaşımızdır. Aleviler Tanrı misyonunu Hızır’a yüklemişlerdir.

    Hızır’la ilgili erkân ve uygulamalara dikkat çekilmesi, geliştirilmesi, hatırlanması ve yabancı inanç unsurlarından ayıklanması için çaba gösterilmelidir.

    RIZALIK

    Rıza Şehri, Alevilere göre toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretim ve bölüşümün öne çıktığı bir dünya tasarımıdır.  Rıza Şehri ütopyamızın anlaşılması ve insanlığa örnek rol model olarak sunulması için çaba harcanmalıdır.

    Rızalık düşüncemizin, gelenek, ritüel, felsefe ve ahlaki değerlerimizin başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm canların eğitimi ve yetiştirilmesi amacıyla anlatılması ve canlandırılması için projeler hazırlanmalıdır.

    ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR VE YOLUN NASIL YÜRÜTÜLECEĞİ ERKÂNLARLA BELİRLENMİŞTİR.

    Yol ve Erkân, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının belirleyicisidir.

    Alevi inancı her zaman çağdaş ve kendini yenileyen bir inançtır, devamlılığı esastır. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiştir.

    Erkânname bir anlamda Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler’in anayasasıdır.

    Doğumdan Hakka yürüyene kadar bir canın içinde bulunduğu toplum düzenini sağlayan Erkânlar, yol yürütücüsü pirlerin (ana-dede) ve taliplerin rehberi niteliğindedir.

    Bugüne kadar sözlü gelenek şeklinde uygulana gelmiştir, aktarımı da bu şekilde yapılmıştır. Bu nedenle Erkânname çağın gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmeli, güncellenmelidir. Geçmişteki bazı ritüelleri bugün artık yürütmek mümkün değildir. Bazı Pirlerin kendini güncelleyememesi ve asimile edilmeleri nedeni ile Erkân konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Ayrıca İslami içerikli Erkânname Alevi inancında karşılık bulamaz, bulmamalıdır. Alevilik, evreni varoluşsal yapısı ve işleyiş düzeniyle toplumsal bir yaşam biçimi olarak kavratan inanç, öğreti ve ritüeller bütünüdür.

    Bugüne kadar yapılan; H.B.V.A.K.Vakfı, Hünkar Vakfı, ABF(Türkiye), AABF(Avrupa) ve Bağımsız Erkânname çalışmalarının olduğunu biliyor, bu Erkânnameleri önemsiyor ve değerli buluyoruz.

    Yürütülen tartışmalar sonucunda Alevi toplumunun elinde bulunan ve Alevilerin inancına ve yaşama tarzlarına yön veren “Erkânname”lerin, yaşadığımız zaman diliminin ihtiyaçlarını karşılamakta ve sorunlarını çözmekte bazılarının eksik kaldığı ve ya yetersiz olduğu görülmüştür. Bu tespitin gereği olarak; Erkânname’lerin ‘derlenmesi ve güncellenmesi’ ile ilgili çalışma ve yöntemlerinin belirlenmesi uygun görülmüştür.

    Erkânnamenin; Alevi inancına, felsefesine uygun ve Alevi dili esas alınarak güncellenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Musahiplik, Kirvelik, Cem, Gulbanglar, Doğum ve Ad verilmesi, Evlenme, Görgü, Hakka yürüme vb konularda çağa uygun Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancıyla çelişmeyecek düzenlemeler gerekmektedir. Alevi inancının insana, doğaya, dünyaya bakışı ve sevgi anlayışı belirleyici olmalıdır.

    Erkânnameler; Pirler (ana-dede) ve Alevi araştırmacıları, aydınları, kuruluşlarından oluşacak komisyon ile bir araya gelerek ortak bir şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışma yapan ve yapmak isteyen kurum ve komisyonlar var ise bunlar ile de temas kurularak çalışmaların ortaklaştırılması kararı alınmıştır.

    ERKÂNLARIN DİLİ ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ FELSEFESİNE UYGUN OLMALIDIR!

    Erkânların dili kesinlikle ALEVİCE olmalıdır. Erkânların Alevi dili, terminolojisi ve felsefesi temelinde aslına uygun olarak asimilasyonun etkilerinden arındırılarak yeniden yapılandırılması gerekliliği vardır.

    Bu çalışma toplumumuzda karşılığını bulacaktır. Gülbanglarda; Bismişah, Gerçeğe Hü, Gerçeğin Demine Hü terimlerinin başlangıç ve bitimde kullanılmasına özen gösterilmelidir.

    Alevi topluluklarının etnik farklılığı gözetilerek Hakk’a Yürüme Erkânı başta olmak üzere, Erkânların Alevi diline sadık kalarak farklı dil ve lehçelerde yazılması desteklenmelidir.

    KİRVELİK ERKÂNI

    Kirvelik, Alevilerin kutsallık yükledikleri en büyük sosyal kurumdur. Bu kurumun özü sulandırılmadan korunmalı ve yaşatılmalıdır. Toplum bireylerinin aralarındaki sevgi ve dayanışma bağı ikrar ile pekiştirilmeli, tıpkı yüzyıllardan beri geldiği özüne uygun korunmalıdır.

    Ancak sosyal bir kurum olarak sünnete bağlı bir İkrar erkânı olarak Kirveliğin özendirilmesi ve uygulanır olması sağlanmalıdır.

    NİKÂH ERKANI

    Nikâh Erkânı Alevi diline uygun bir şekilde gerçekleştirilmeli ikrar, rızalık olmalıdır.

    MUSAHİPLİK ERKÂNI

    Musahiplik, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edep-erkânının vazgeçilmez kurumudur. Alevilik inancı gereği canlar arasında öğretimize uygun yaşamı düzenleyen, toplumda barış, maddi ve manevi dayanışma, sevgi ve rızalık ilişkilerini denetleyerek farklı inanç ve modern yapılar karşısında özgünlüğümüzü sağlar. Bu nedenle Musahipliğin özendirilmesi, bu amaçla Cemlerde buna özen gösterilmesi, duyarlılığın arttırılması için çaba harcanması gerekmektedir.

    Musahiplik uygulamalarının günümüz gerçeği göz önüne alınarak, çiftler üzerinden yürütülmesi yanında, tek tek canların karşılıklı rızalıklarıyla Musahip olmaları yükümlülüğünün desteklenmelidir.

    Musahiplik kurumunun çağımızın toplumsal yapılanması içinde yaşatılmasını sağlayabilmek için, bu kurumun ‘yol kardeşliği’ temelinde geliştirilmesi, farklı inanç, etnik yapı ve kültürlerin bir arada yaşamasına katkı sağlaması özendirilmelidir. Alevi yaşamının önemli kurumsal geçişi olan “ikrar alma” ve “yol kardeşliği” geleneklerinin özendirilmeli, topluluğumuz bu konuda bilgilendirilmelidir.

    HAKK’A YÜRÜME ERKÂNI

    Bu konuda yapılan çalışmaların, diğer inançların etki alanından kurtarılarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının özgünlüğüne ve diline yaraşır nitelikte birleştirilmesi, geliştirilip ortaklaştırılması için çaba harcanması ve erkân uygulamalarının hayat bulması gerekmektedir.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında ölüm yoktur Hakk’a Yürüme vardır. Gömmek yoktur toprakla sırlamak vardır.

    Hakk’a Yürüme Erkânında öncelikle yıkama ve ritüel işlemlerine katılanlara hijyen ve bulaşıcı hastalıklar konusunda tıbbi bilgi ve destek sağlanmalıdır.

    Alevi Hakk’a Yürüme Erkânlarında yer almayan ve toplumumuzu yaşam tarzından uzaklaştıran erkân sırasında ve mezarlıkta ifade edilen dualar ve gulbanglar Alevi inanç ve ibadetin özüne uygun olmalı, konuşulan dil herkesçe anlaşılmalıdır.

    Alevi geleneklerinin bölgesel uygulamalarına bağlı olarak Hakk’a Yürüme Erkânlarında bağlama eşliğinde duruma uygun nefes, mersiye ve duazlar okunması konusunda, ailelerin de rızası alınarak, öncü olmak konusunda uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.

    Yine bölgesel uygulamalar da dikkate alınarak, Hakk’a Yürüyen can’ın tabutla taşınmasına, tabutun başının batıya gelmesine, tabutla sırlanmasına, tabutlar üzerinde yer alacak örtülerde Yol’a uygun olmayan yazı ve simgelere fırsat verilmemelidir.  Bu amaçla hazırlanacak olan örtülerin üzerine Yol ulularımızın nefes, hikmet ve duruma uygun sözlerine yer verilmelidir. Bu halde sırlanmasına ya da döşek, sevdiği giysilerle uğurlanmasına özen gösterilmesine ve sırlama sırasında bölgesel uygulamalara bağlı olarak mezarlarda baş bölümlerinin kapatılması sırasında tahta ile kapatılmasına özen gösterilmelidir.

    Kapalı alanlarda Hakk’a Yürüme Erkânı düzenlenmesi sırasında erkân gereği çerağ/delil uyandırılmasına, açık alanda erkân yapılması sırasında koşula bağlı olarak çerağ uyandırılması uygulamasına sadık kalınmasına dikkat edilmeli, koşulun uygun olmaması durumunda zorlamaya gidilmemelidir.

    Türkiye’de uygulama sorunları yaşanması nedeniyle, dileyen canlarımızın bulundukları ülkelerde cesetlerinin yakılmasını isteyebilmesinin önü açılmalıdır.

    ORGAN BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİDİR !

    Hakk’a Yürüyen Can’ın yaşarken organ bağışında bulunabilmesi, vasiyette bulunamaması durumunda ailesi tarafından organ bağışının gerçekleştirilmesi önemsenmelidir. Hakka yürüdükten sonra sırlama ile toprağa, havaya, suya karışmak nedir bilimsel olarak anlatılmalıdır. Canların yaşarken edindikleri bu bilinç organ bağışının önemsenmesini sağlayacaktır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCINDA MEZAR

    Alevi mezar geleneğinin geçmişte olduğu gibi Alevi kültür ve inançlarını yansıtan ortak simge ve tasarımlarla yapılmasının özendirilmelidir.

    Aleviliğin varlık alanına karşıt olan ve felsefemizle zıt bir anlam içeren mezar taşlarına Fatiha sözü yerine Alevi Ulularının beyitleri ve dörtlükleri deyişleri yazılmalıdır.

    Mezar taşlarında ayak taşı ve baş taşına ayrı ayrı uygulamaya gidilmelidir. Ayak taşına genellikle servi ağacı (Can’ın Hakk’a kavuştuğunu simgeler) kabartması yapılmasına: Gerek görülmesi durumunda, uygun düşen bir şiir dörtlüğü veya hikmet anlamlı sözlere yer verilmesi; geleneklerimizde simge konumunda olan güneş, ay, yıldız, şamdan, nilüfer, lotus çiçeği, lale, çeşitli bitki dal ve yaprakları (akantus vb), buket çiçekler, kandil, açılmış gül (özellikle kadın mezar taşlarında), aslan, sarmaşık hayat ağacı, asa, kozmik diyagram, ibrik, kaz ayağı (Tahtacı, Çepni vb.), asma, üzüm salkımı, teslim taşı, çeşitli taçlar (Bektaşi mezar taşlarında), bağlama simgelerine yer verilmesi; yapılacak lahitlerde de benzer bezeme, işleme ve kabartmalara yer verilmesi, Taşlarda Hakk’a Yürüyen can’ın, doğum-ölüm tarihlerine, mesleğine, hayat gayesine, mizacına vs. yer verilmesi, mezar taşlarının çoğunlukla nefeslerle bezenmiş bir kitabe tarzında hazırlanması,  öte yandan bu tür simgesel ya da nesnel süslemelerin çağımıza göre yenilenebilme özelliği göz önüne alınarak genişletilmesi uygun olacaktır. Koşulları uygun olan ülke ve bölgelerde ALEVİ MEZARLIĞI oluşturulması teşvik edilmelidir.

    CEM ERKÂNI

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının temelinde Cem olmak vardır. Canların bir araya gelmesi ile yapılan cemler, erkanların uygulanması olmakla beraber eğitim öğretimin gerçekleştiği ve inancın yaşatılmasında en önemli erkandır. Cem Erkanı kullanılan dil, uygulamalarda Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inanç ve yaşam felsefesine göre gerçekleştirilmelidir. İslami dua vb ritüeller uygulamamalıdır. Cemi yürüten Pir ve Analar uygulamalar hakkında açıklayıcı bilgiler vererek canların bilinçlenmesini sağlamalıdır. Yürütülen hizmetlerde rızalık esasına uygun davranılmalıdır. Cemde ve Cemevlerinde hizmet yürütenlere rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.

    CEM EVLERİ NASIL OLMALIDIR ?

    Alevilerin Ocak ve Dergah, (Tekke, Zaviye, Hangah), Cemevi, modern dernek ve vakıfları kendilerini yenileyememeleri nedeniyle Alevilerin inançsal ve sosyal ihtiyacını karşılamaktan ne yazık ki uzaklaşmıştır. Bu nedenle ihtiyaç ve beklentilerimiz doğrultusunda yeniden yapılanarak  Alevice özgünlüğünden taviz vermeden günün koşullarına uygun hale getirilmelidirler. Aynı zamanda Ocak, Dergah, Dernek ve Vakıflarımızda hizmet yürüten canlarımızın kişisel beklenti, kariyer, statü kaygılarını bir kenara bırakarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancımızın özünü İslami dil ifade ve uygulamalardan korkusuzca arındırılmış, ilkeli bir şekilde savunmalı ve yaşatmalıdır.

    Dergâh, hangâh, tekke, cemevi, ziyaretgâh, kültür merkezi, dernek ve vakıflarımızda Alevi felsefesine uygun kitap, doküman, sancak, simge, hikmet ve söylemler dışında bulunan görsel ya da yazılı herhangi bir simge ve bilgiye yer verilmemesi için çaba harcanmalıdır.

    Bağımsız Cemevlerimizin yerel geleneklerin uygulanması konusunda özgünlük ve hassasiyet içinde olmalarının özendirilmesine ve desteklenmesine ancak, örgütlü Alevi dernek ya da vakıflarına bağlanmaları konusunda çaba gösterilmelidir.

    Cemevi mimari ve tasarımları açısından gözden geçirilerek Alevi geleneklerine uygun sanatsal ve simgesel düzenlenmesine destek olunmalıdır. Cami tarzı cemevi yapılmasının önüne geçilmelidir.

    Hiçbir semavi dinin ibadet yeri ile birlikte tasarlanıp inşa edilmemelidir.

    Cemevlerinin resmi olarak tanınması için; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı elde edilen hakların ihlalinin devam ettirilmesi nedeniyle Demokratik mücadelenin daha ileri bir noktaya taşınması gerekmektedir.

    ÂŞIKLIK,  ZAKİRLİK ve SÖZLÜ GELENEK

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edebiyatının yarattığı düşünce ve sanatlar üzerinde durulması, farklı dil, yöresel lehçeler ve kültürler temelinde âşıklık ve ozanlık geleneklerinin sürdürülmesi, tarihsel boyutuyla ele alınarak kayıt altına alınması sağlanmalıdır.

    Zakirlik hizmetinin cemlerimizdeki yerinin ve öneminin güçlendirilerek, ihtiyacımız olan zakir yetiştirme programlarının projelendirilmesi teşvik edilmelidir.

    Zakirlik hizmetinin icrasına yönelik çalışmalar yapılmasına, bu yönde gelişmeye açık canlarımızın dernek, vakıf ve Yol ehillerine yönlendirilmesi ve desteklenmesine özen gösterilmelidir.

    Sözlü gelenek unsurlarının somut olmayan kültürel unsurlar çerçevesinde derlenmesi amacıyla tüm dernek, vakıf ve uluslararası projelerle acil olarak desteklenmeli, bu yönlü dernek ya da vakıf çalışmalarına destek verilmelidir.

    ALEVİLİK VE GENÇLİK

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında insan hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun candır. İnancımızın ve varlık mücadelemizin sürdürülebilmesi için çocuklara ve gençlere özen gösterilmelidir. İnancımızı ve yaşam felsefemizi öğrenebilmeleri için dernek ve kurumlarımızda, çocuklara ve gençlere yönelik eğitim ve öğretim programları yapılmalı, özendirici projelerle desteklenmelidir. Özellikle gençlerin dernek ve kurumlarda temsiliyetine olanak verilmeli çalışmalara aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.

    ALEVİLİK VE KADIN

    Alevilikte kadının konumu kentleşme ile birlikte farklı inançların baskısı, inançsal etkisi altında kalmaya başlamıştır.  Erkek egemen yaşamın bu dinsel ilişki ve yaptırımlarla birlikte Alevi yaşamına da taşınmıştır.  Alevi yaşam biçimine uymayan bu toplumsal konumundan kaynaklı sorunların aşılabilmesi, Alevice hayata katılımı konusundaki çalışmaların cinsiyet ayrımı olmaksızın ancak kadınlar açısından pozitif ayrımcılık gözetilerek çalışmalar yapılması sağlanmalıdır. Alevi kadınının Ocaklardaki ve erkân hizmetlerindeki konumunun cinsiyet ayrımcılığına son verilerek,  Ocaklardaki Pir Ana/Dede statüsünün bir ve eşit olduğu, hizmetlerde cinsiyetlere göre hizmet düzenlenmesinin yapılamayacağına önemle dikkat çekilmelidir.

    Alevi inancının yürütüldüğü Cemevleri, kurumlar ve çeşitli alanlarda erkek dili ve hakimiyetinin cinsiyetçi, erkek egemen bir dilden eşitlikçi bir sınıra çekilerek kadınlarla hayatın her alanında öğretisel ilkeler gözetilerek Aleviliğin “Can” düsturuna uyulmalıdır.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KONUMU ve YÖNETİCİLER

    Değerlerimizin yaşayabilmesi, mücadelemizin amacına ulaşabilmesi ile gerçekleşebilir. Bu amaçla insanlığa yaraşır, evrensel değerleri kabul eden, farklılıkları zenginlik sayan, adaletli ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanabilmesi kurumlarımızın ortak hareket etmesi ile mümkündür. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla örgütlerimizin organize olarak harekete geçirilmesi ve ortak öneriler ile güç birliğinin önünü açacak çabalarda bulunulmalıdır.

    Bu amaçla evrensel güç birliğinin daha da yükseltilebilmesi amacıyla Avrupa ve Türkiye’deki Demokratik Alevi örgütlülüğünün içindeki dağınıklığın bir an önce giderilmesi, birlikte hareket etme potansiyelinin güçlendirilmesi, ilişkilerin belli bir protokole bağlanması gerekmektedir.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşilerin kendi tarih, kültür ve doğa mirasına sahip çıkmaları, sosyal ve siyasal değerlerin korunabilmesi ve kimlik mücadelesinden vazgeçilmemesi için örgütsel sorunlarımızın öncelikle Alevi kurumları arasında tartışılması, ortak bir akıl ve irade oluşturulması sağlanmalıdır. Dergahlar ve Alevi mirası restorasyon adı altında inançtan uzaklaştırılmaya çalışılıyor buna karşı mirasımıza sahip çıkmalıyız.

    Alevi kurumlarına yönelik sözlü ve şiddet içerikli saldırılar son yıllarda bilinçli olarak örgütlenerek pratiğe dökülmekte ve Ortadoğu’da yaşanan vahşi din savaşlarının kurbanı olmamız için çaba harcanmaktadır. Bu şiddeti engelleyecek ya da tasfiye edecek herhangi bir caydırıcı etki görülmemektedir ve bulunmamaktadır. Yasaların bu tür şiddet ve baskı içinde bulunanları engelleyecek güçte olmadığı zaman zaman resmi devlet yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle örgütlerimizde bu tür durumlarda neler yapılabileceğinin üzerinde acilen durulmalıdır.

    Alevi kurumsallığında, eşitlik ilkesi değerlerimize uygun olarak başta Alevilikte varolan kadın-erkek ve genel olarak bütün insanların eşitliğinin güncel hayatımızda ve kurumlarımızda etkin hale getirilmesi, örgütlerimizde kadın temsiliyetinin genişletilerek özendirilmesi gerekmektedir.

    Farklı toplumsal kesimlerin şekillenmesinde, yaşam kalitelerinin belirlenmesinde, hak ve hukuklarının verilmesi ya da gasp edilmesinde temel işleve sahip olan şey, siyaset kurumudur. Bu sebeple Alevilerin siyasi mücadele alanında söz sahibi olmaları gerekli ve zorunludur. Fakat siyasette söz sahibi olmak – yer almak; siyasi alana malzeme olmak değil, siyaseti ve kurumlarını genelde; bütün ezilmişler, ötekileştirilmişler, yoksullar ve ezilenler lehine kullanmak, özelde de Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendirebilmektir.

    Alevilerin kendileri dışında, kendi düşünce ve inançları ile örtüşen siyasi kurumlar ile Demokratik kitle örgütleri ile Emek örgütleri ile, ötekileştirilmiş farklı toplumsal kesim ve inanç kurumları ile ilkeli işbirliklerini güçlendirmesi zorunlu görülmektedir.

    Alevi kurumları, partilerin içinde mücadele eden bireylerin peşine düşmek yerine, toplumun genel gelişimi üzerine siyasetler üretip, kendilerine uygun toplumsal gelişmelere hizmet edecek bir yol izlemelidirler. Demokratik kitle örgütlerinin bu anlamda milliyetçi politikalar izleyip buna göre bölünmesi yanlıştır, Aleviler bu oyuna gelmemelidirler.

    Dernek ve kurumlarda görev alan tüm canların Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancına göre İkrarlı olması gerekmektedir. Bu inancın felsefe öğretisini biliyor ve uyguluyor olmasına önem verilmelidir. Ayrıca dernek ve kurum seçimleri de Aleviliğe uygun şekilde yapılmalıdır.

    DEMOKRATİK ANAYASA TALEBİMİZ

    Demokratik anayasanın en kısa sürede oluşturularak toplumun tüm kesimlerinin hak arayışlarının karşılanmasına; etnik ve dini ayrımların son bularak, ülkemizde laikliğin geliştirilmesine ve insan haklarının evrensel seviyeye taşınmasına, parlamenter rejimin yoksulluk politikaları izleyerek insanımızın yaşam koşulunun yükseltilmesi için çaba harcanması sağlanmalıdır.

    Eşit bir yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılması, devletin en temel yükümlülüklerindendir. Örgün eğitimden başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din ve inanç özelliklerinin farklılığı yok sayılarak  İslam eğitimi esas alınmaktadır. Din dersi saatinin arttırılması ve imam hatiplerin arttırılmasına odaklanan eğitim politikalarının sorunları gidermek bir yana daha da derinleştirdiği açıktır.

    Gerek ana dilde eğitimin önündeki engeller, gerekse eğitimin dini bir yapı kazanmaya zorlanmasının bir uzantısı olarak, zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilerin eşit ve demokratik eğitim hakkı önündeki en temel engeller arasındadır.

    Öte yandan eğitimde, hükümetin “Müslüman muhafazakar bir nesil yetiştireceğiz” söylemiyle başlattığı uygulamalar ise farklı inançlardaki yurttaşların eğitim hakkı önünde dışlayıcı biçimler kazanmaktadır. Yapılan eşitsiz yatırımların sonucunda, İmam Hatip Liseleri var olan talebin çok ötesinde bir sayıya yükselirken, bilimsel-laik eğitim veren liselerin sayısı bilinçli olarak talebin altında tutulmaktadır. Bunun sonucunda Alevi vatandaşlarımız lise eğitimi almak üzere İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Zorunlu din derslerinin devam ediyor olması; zorunlu-seçmeli “peygamber sevgisi” ve “Kuran-ı Kerim eğitimi” gibi derslerin müfredata sokulması gibi uygulamalar ise örgün eğitim içinde diğer inanç gruplarının tanınmadıklarının ve eşit yurttaşlar olarak algılanmadıklarının açık göstergeleridir.

    Bugün uygulanması gereken en temel politika zorunlu din derslerinin kaldırılması ve laik eğitim anlayışının tam olarak uygulamaya başlanması olacaktır.

    Bu nedenle tüm Alevi dernek ve kurumları, siyasetçileri, sanatçıları,  aydınları ortak mücadele yürütmelidirler.

    BARIŞ TALEBİMİZ İNANCIMIZ GEREĞİDİR!

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancı ve felsefesi 72 millete bir nazarda bakar, toplumsal barış ve her cana duyulan sevgi yolumuzun belirleyicisidir.

    Bu nedenle biz Aleviler; coğrafyamızda yaşanan her türlü baskı, şiddet, katliam, adaletsizlik, sömürü ve ötekileştirmeye karşı toplumsal muhalefetin içinde etkin bir şekilde örgütlenmesinde yer alarak halklar arasındaki barış ve huzurun sağlanması için gerekli çaba ve çalışma içerisinde olduk ve daima olmak zorundayız.

    Sessiz ve örgütsüz kesimlerin yığınlaştırılarak sömürülmesine, kent, ilçe, köy ve mahalleler arasında politik ve ekonomik ayrımlar yapılarak sindirilmesinin önüne geçilmesine, halkımıza yönelik provokasyon ve katliam çabalarına karşı uyanık olunmasına, çok yönlü korunma yöntemlerinin ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, yaşanan en küçük bir provokasyon ya da tehdit karşısında dahi güçlü ve örgütlü irade gösterilmesine çaba sarf etmeliyiz.

    Aşk İle