Etiket: eskişehir

  • Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden 7 kentte eş zamanlı çağrı: Barış ertelenemez-VİDEO

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden 7 kentte eş zamanlı çağrı: Barış ertelenemez-VİDEO

    PİRHA- İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Mersin, Urfa ve Eskişehir’de okunan ortak açıklamada, Meclis Komisyonu raporunun üzerinden üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen somut hiçbir adım atılmadığı belirtildi. Kalıcı ve onurlu bir barış için ısrarcı olduklarını vurgulayan kadınlar, siyasi tutsakların serbest bırakılmasından kayyımların geri çekilmesine kadar 5 acil talebini tüm ayrıntılarıyla kamuoyuyla paylaştı.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, erkek egemenliğine, savaşa, militarizme ve erkek-devlet şiddetine karşı barışın toplumsallaşmasının acil bir ihtiyaç olduğunu vurgulamak üzere Türkiye’nin yedi büyük kentinde (İstanbul, Mersin, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Urfa ve Eskişehir) eş zamanlı eylemlerle bir araya geldi. Coğrafyamızda yaklaşık elli yıldır süren çatışmaların ardından silahların bırakılması kararıyla ölümlerin durmasını çok önemli bir kazanım olarak gördüklerini belirten kadınlar, bu sürecin demokratik, adil ve onurlu bir barışla tamamlanması gerektiğini ifade etti. 7 ilde ortak açıklamayı okuyanlar:

    İstanbul-Nimet Tanrıkulu

    Mersin- Canan Yüce-Sara Kaya

    Diyarbakır-Zeynep Sipçik

    İSTANBUL

    Barışın inşası için TBMM bünyesinde kurulan Komisyona katılarak 5 acil taleplerini ilettiklerini hatırlatan inisiyatif, yayınlanan Komisyon raporunda kadınların taleplerine yer verilmediğini, raporun dili ve bağlamının kadınların beklentilerinden uzak olduğunu vurguladı. Meclis’in siyasi sorumluluk üstlenmesini değerli bulmakla birlikte, 18 Şubat 2026’da açıklanan raporun üzerinden üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen ne yasal düzenlemelerin yapıldığını ne de mevcut hukuki çerçevenin uygulandığını belirtti.

    Kadın hareketinden ve feminist hareketten temsilcilerle bir araya gelen inisiyatif, Meclis komisyonunun dikkatine sundukları ve güncel örneklerle genişlettikleri 5 acil talebi şu şekilde sıraladı:

    “SİYASET SUÇ OLMAKTAN ÇIKSIN, TERÖRLE MÜCADELE KANUNU KALDIRILSIN”

    Siyasetin suç olmaktan çıkarılması, Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin kaldırılması istenirken, süreç boyunca gözaltı, tutuklama ve cezaların artarak sürdüğü vurgulandı.

    “Örgüt üyeliği”, “örgüt propagandası”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “yanıltıcı bilgiyi yayma” gibi suçlamalarla halkın, basının ve muhaliflerin susturulmaya çalışıldığı; Şırnak’ta barış talebini dile getiren sendika emekçilerine soruşturma açıldığı, toprağını ve doğasını savunan kadınlar ile LGBTİ+’ların gözaltına alındığı belirtildi. Jineoloji çalışmaları ve kadın örgütlenmelerinin suç sayıldığı, feminist gece yürüyüşleri ile Newroz etkinliklerinin engellendiği ifade edildi.

     En acil taleplerden biri olan hasta mahpusların serbest bırakılması konusunda hiçbir ilerleme sağlanmadığı, cezaevlerinde sağlık hakkı ihlallerinin sürdüğü aktarıldı. Ciddi sağlık sorunları olan Pınar Tikit’in tahliyesinin hukuksuzca engellendiği, 34 yıldır Sincan Cezaevinde bulunan Nedime Yaklav’ın tahliyesinin ise gözlem kurulu kararıyla bir yıl daha uzatıldığı hatırlatılarak, yargının kadınları ve barış talep edenleri korumak yerine baskı politikalarını sürdürdüğü dile getirildi.

    MERSİN 

    “TÜM KAYYIMLAR GERİ ÇEKİLSİN, KARARNAMELER İPTAL EDİLSİN”

    Kayyım atamalarının zemini olan ve OHAL bahanesiyle yasalaştırılan Cumhurbaşkanı Kararnamesinin iptal edilmesi talep edildi. Bugün itibariyle DEM Parti’li Hakkari, Mardin, Batman, Halfeti, Siirt, Dersim, Bahçesaray, Akdeniz, Van ve Kağızman Belediyelerinin hala kayyımlarla yönetildiği, seçilmiş belediye eşbaşkanlarının görevlerine dönemediği gibi hukuksuz davalarla uğraştığı belirtildi.

    Kayyımların ilk icraat olarak kadın danışma merkezlerini ve yaşam evlerini kapattığı ya da işlevsizleştirdiği somut örneklerle açıklandı. Batman’da çok dilli kreşin müftülüğe devredilerek Kur’an kursuna dönüştürüldüğü, 34 kadın çalışanın işten çıkarıldığı; 8 Mart ve 25 Kasım idari izinleri, HPV aşısı ve doğum izni gibi kazanılmış hakların kayyım tarafından iptal edildiği bildirildi. Ayrıca CHP’li belediyelere yönelik operasyonların, tutuklamaların ve irade gaspının devam ettiği hatırlatılarak, seçilmişlerin derhal görevlerine iade edilmesi istendi.

    DİYARBAKIR

    “EŞİTLİK VE KAPSAYICILIK TEMEL ALINSIN, ANADİLDE EĞİTİM VE HİZMET SAĞLANSIN”

    Sürecin altyapısı oluşturulurken tüm kimlik ve aidiyetlerin eşit kabul edilmesi, anadilde eğitim ve kamusal hizmetlere ulaşım önündeki engellerin kaldırılması gerektiği ifade edildi.

    Özellikle Kürt illerinde kadınların jinekolojik muayeneden doğuma kadar en temel sağlık hizmetlerine dil bariyeri nedeniyle erişemediği vurgulandı. Batman Belediyesi’ndeki çok dilli çalışmaların kayyım tarafından yok edildiği, kadınları erkek şiddetinden korumak için tasarlanan KADES iletişim başvuru sisteminde hala Kürtçe seçeneğinin yer almamasının kadınların can güvenliği önünde büyük bir engel oluşturduğu belirtilerek anadilde eğitim için acil düzenleme çağrısı yapıldı.

    “ABDULLAH ÖCALAN DAHİL SÜRECİN TÜM TARAFLARIYLA GÖRÜŞMENİN ÖNÜ AÇILSIN”

    Çatışma çözümü ve müzakerelerin ilerleyebilmesi için kadınların, sivil toplum temsilcilerinin ve bağımsız heyetlerin sürecin tüm taraflarıyla doğrudan temas kurabilmesinin güvence altına alınması istendi.

     Suriye’de cihatçı HTŞ rejiminin Rojava’ya saldırısı ve ABD-İsrail’in İran’a yönelik hamleleri başladığında Abdullah Öcalan ile görüşmelerin ve barış söyleminin askıya alınmasının, yasal güvence olmadığında sürecin dar siyasi çıkarlara feda edilebileceğini gösterdiği ifade edildi. Gerçek bir barış için tarafların birbirini yok saymaması gerektiği belirtilerek, Abdullah Öcalan’ın eşit müzakereci olarak tanınmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması ve Meclis Komisyonu’nun kadınların, akademisyenlerin ve sivil toplumun görüşlerini dikkate alması talep edildi.

    “HAKİKAT VE YÜZLEŞME KOMİSYONU KURULSUN, SAVAŞ SUÇLARI İNCELENSİN”

    Savaştan doğrudan etkilenen, yakınlarını kaybeden, zorla göç ettirilen, gözaltında taciz ve tecavüze uğrayan kadınların barış sürecinde eşit temsil edilmediği vurgulandı. Kadın hareketinin sürecin aktif bir bileşeni olarak kabul edilmesi gerektiği ifade edilerek şu talepler sıralandı:

    Kamu personelinin ve kolluk güçlerinin cinsiyetçi uygulamaları ile üniformalı şiddetin açığa çıkarılması ve cezalandırılması için yasal altyapısı olan tam yetkili kadın hakikat komisyonlarının kurulması istendi. İpek Er, Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş gibi henüz aydınlatılmamış olayların, Kürt kadınlarına dönük erkek-devlet politikalarının özel ve sistematik olarak işletildiğini gösterdiği savunuldu. Zorunlu göçle boşaltılan ve güvenlik bölgesi ilan edilen köylerin sahiplerine iade edilmesi ve zararların tazmin edilmesi talep edildi.

    11 Temmuz 2025’te Bese Hozat’ın okuduğu açıklama ile başlayan silah bırakma sürecine karşılık devlet kanadından herhangi bir adım atılmadığı hatırlatıldı. Silah bırakan kadınların toplumsal hayata katılımını destekleyecek, siyasal mücadelede yer almalarını sağlayacak toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı pozitif ayrımcı mekanizmaların ve yasal düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesi gerektiği altı çizilerek çağrı sonlandırıldı.

    HABER MERKEZİ

  • Celal Fırat: Yanan orman alanlarının yapılaşmaya açılması söz konusu mudur?

    Celal Fırat: Yanan orman alanlarının yapılaşmaya açılması söz konusu mudur?

    PİRHA – DEM Partili Celal Fırat, Eskişehir’deki orman yangınında 10 kişinin ölmesiyle sonuçlanan facianın tüm yönleriyle araştırılması için Meclis’e çağrıda bulundu. Fırat, Bakan İbrahim Yumaklı’ya “Yanan orman alanlarının imar planlarında değişiklik yapılması, yapılaşmaya açılması veya özel sektör projelerine tahsis edilmesi söz konusu mudur?” sorusunu da yöneltti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde başlayan ve Afyonkarahisar İhsaniye’ye kadar ilerleyen orman yangınlarıyla ilgili Meclis’e çağrı yaptı. Fırat, 10 orman emekçisinin hayatını kaybetmesinin tüm yönleriyle araştırılması için Meclise soru önergesi sundu.

    “AÇIK BİR İDARİ İHMAL VE KURUMSAL SORUMSUZLUK”

    Milletvekili Fırat, yılbaşından bu yana 47 farklı ilde 1.351 orman yangını çıktığını, yaklaşık 80.000 hektarlık orman alanının kül olduğunu belirtti.

    Orman yangınları sebebiyle bu yıl içerisinde toplam 13 yurttaşın hayatını kaybettiğine değinen Fırat, şu açıklamayı paylaştı:

    “Sayısı bilinmeyen hayvanlar can vermiş, evler, köyler, tarım alanları maddi hasarlara maruz kalmıştır. Bu yangınların çıkmasında çoğunda erken müdahale eksikliği, yetersiz hava desteği, elektrik altyapılarının eski ve bakımsız olmasının getirdiği ihmalkarlık ve sistematik hazırlıksızlık belirleyici olmuştur.

    Son olarak, 23 Temmuz 2025 tarihinde Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde başlayan ve Afyonkarahisar İhsaniye’ye kadar ilerleyen orman yangını ise facia ile sonuçlanmıştır. Tarım ve Orman Bakanı’nın açıklamasına göre, yangına müdahale edenlerden 5 orman çalışanı ve 5 AKUT gönüllüsü olmak üzere toplam 10 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu trajik kayıplar, orman yangınlarına karşı yürütülen mücadelenin ne denli yetersiz olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

    Her yaz yaşanan bu yangınlar bir ‘doğal afet’ değil, açık bir idari ihmal ve kurumsal sorumsuzluk sonucudur. Kamusal yatırımların ve hazırlığın olmayışı sadece doğayı değil, insan hayatını da hedef almaktadır.

    Her yıl artarak devam eden orman yangınları bir kader değil, kötü yönetimin ve kamusal görevlerin özelleştirme politikalarıyla işlevsizleştirilmesinin doğrudan sonucudur.”

    “YANAN ORMAN ALANLARININ YAPILAŞMAYA AÇILMASI SÖZ KONUSU MUDUR?”

    İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması talebiyle ilettiği önergede şu sorulara yer verdi:

    “Eskişehir-Seyitgazi yangınına dair ilk uyarı saat kaçta alınmıştır ve müdahale ne zaman başlatılmıştır?

    Hayatını kaybeden 10 kişi tam olarak hangi saat aralığında yangının içinde mahsur kalmıştır? Tahliye veya koordinasyon eksikliği neden yaşanmıştır?

    Yangının ilerleyeceği öngörülmesine rağmen neden hava desteği (helikopter, uçak) zamanında sevk edilmemiştir?

    Hayatını kaybeden orman işçileri ve AKUT mensupları için alınan iş güvenliği tedbirleri nelerdir? Bu kişiler yangına müdahale için gerekli eğitimleri almış mıdır?

    Bu yangında görev yapan personelin sayısı, ekipman durumu ve eğitim seviyesi nedir?

    Yangın söndürme sistemlerinin modernizasyonu, personel eğitimi ve erken uyarı sistemleri için Bakanlık tarafından 2025 yılı içerisinde ne kadar bütçe ayrılmıştır?

    Orman yangınlarında etkin hava filosu kullanımı için THK uçakları neden hizmet dışı bırakılmıştır? Bu uçakların yeniden kullanıma sokulması için herhangi bir planlamanız var mıdır?

    2025 yılı içinde orman yangınlarına müdahale için kullanılan uçak, helikopter ve insansız hava aracı (İHA) sayısı kaçtır? Bunların illere göre dağılımı nasıldır?

    Yanan orman alanlarının imar planlarında değişiklik yapılması, yapılaşmaya açılması veya özel sektör projelerine tahsis edilmesi söz konusu mudur?

    Eskişehir yangını özelinde olmak üzere, yaşanan can kayıplarının sorumluları hakkında etkin soruşturma yapılacak mıdır? Bunlar kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Eskişehir’de yeni yıl pazarına saldırı: ‘Burası şeriat ülkesi’

    Eskişehir’de yeni yıl pazarına saldırı: ‘Burası şeriat ülkesi’

    PİRHA-Odunpazarı Belediyesi’nin düzenlediği yeni yıl pazarı saldırıya uğradı. Saldırı görüntülerini paylaşan Belediye Başkanı Kazım Kurt, saldırıyı gerçekleştiren şahsın ‘Burası şeriat ülkesi’ ifadelerini kullandığını belirtti. Kurt, saldırganın gözaltına alındığı bilgisini paylaştı.

    Odunpazarı Belediyesi’nin düzenlediği yeni yıl pazarı saldırıya uğradı. Saldırganın gözaltına alındığı bilgisine ulaşıldı.

    “YENİ YIL PAZARI KABUL EDİLEMEZ BİR SALDIRIYA MARUZ KALMIŞTIR”

    Belediye Başkanı Kazım Kurt, X hesabından yaptığı paylaşımda şunları söyledi:

    “Odunpazarı Belediyesi olarak, ilçemizdeki birlik ve beraberlik duygusunu pekiştirmek, vatandaşlarımıza yeni yıl coşkusunu yaşatmak amacıyla düzenlediğimiz Yeni Yıl Pazarı, 29 Aralık 2024 tarihinde sabah saat 05:40’da, kabul edilemez bir saldırıya maruz kalmıştır. Saldırıyı gerçekleştiren şahıs, ‘Burası şeriat ülkesi’ diyerek stantlara, ışıklandırmalara, çadırlara ve masalara zarar vermiş; ayrıca Atatürk ve İsmet İnönü anıtları için ‘Bunların hepsini yıkacağız bir gün’ ifadelerini kullanarak anıtın ışıklandırmasına zarar vermiştir. Şahıs, olayın hemen ardından güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmıştır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Eskişehir’de erkek şiddeti: Evli olduğu kadın ve kızını katletti

    Eskişehir’de erkek şiddeti: Evli olduğu kadın ve kızını katletti

    PİRHA- Eskişehir’de yaşayan Gürkan Çifçi, evli olduğu Sibel Çifçi ve kızını katletti.

    Eskişehir’in Tepebaşı ilçesi Batıkent Mahallesi Hıdırbey sokakta Gürkan Çifçi, evli olduğu Sibel Çifçi’yi ateşli silahla katletti. Ardından ikinci kattaki evlerine çıkan Gürkan Çifçi, Sibel Çifçi’nin 16 yaşındaki kızı Cemre G.’yi de katletti. Gürkan Çifçi, daha sonra aynı silahla intihar etti.

    Silah seslerini duyan komşuların ihbarı üzerine olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Polis ekipleri, olayla ilgili inceleme başlattı.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul ve Eskişehir’de çok sayıda gözaltı

    İstanbul ve Eskişehir’de çok sayıda gözaltı

    İstanbul ve Eskişehir’de sabah saatlerinde yapılan ev baskınlarında aralarında SGDF Eş Başkanı Okan Danacı ve Limter-İş Genel Başkanı Kanber Saygılı’nın da olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) yönetici ve üyelerine yönelik İstanbul ve Eskişehir’de operasyon yapıldı.

    Sabah saatlerinde yapılan ev baskınlarında aralarında SGDF Eş Başkanı Okan Danacı, SGDF MYK üyeleri Senem Pektaş, Hivda Selen, Berfin Polat, Adnan Özcan, Emrah Topaloğlu, Hüseyin İldan ile DİSK’e bağlı Limter-İş Genel Başkanı Kanber Saygılı gözaltına alında

    Operasyonda Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul İl Yöneticisi Ömer Akgün de gözaltına alındı.

    GAZETECİLERİN EVİ BASILDI

    Etkin Haber Ajansı (ETHA) çalışanlarının kaldığı ev de kapısı kırılarak basıldı. İkameti evde bulunmayan bir kişi için yapılan ev baskınında gözaltına alınan olmadı.

    LİMTER-İŞ GENEL BAŞKANI VE OĞLUNA İŞKENCE

    Limter-İş Genel Başkanı Kanber Saygılı’nın evine yönelik basında ise hem Saygılı’ya hem de oğluna işkence yapıldığı belirtildi. Polislerin açmalarını beklemeden evlerinin kapısını kırmasına tepki gösteren Saygılı’nın oğlu Ekin Saygılı, saldırıları maruz kaldığı polislerce yere yatırarak darp edildi. Oğluna yönelik işkenceyi önlemek isteyen Saygılı, polisler tarafından yerde sürüklenerek mutfağa götürüldü.

    ETHA’nın geçtiği habere göre, gördüğü işkence sonucu Saygılı’nın bacağı kırıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Koçgiri’den Halepçe’ye, Madımak’dan ve Şengal’e göçler ve acıları resmetti-VİDEO

    Koçgiri’den Halepçe’ye, Madımak’dan ve Şengal’e göçler ve acıları resmetti-VİDEO

    PİRHA- 1921’de zorunlu göçe tabi tutulan Koçgirili bir ailenin çocuğu olan ve kendini ‘itirazları olan muhalif sanatçı’ olarak tanımlayan Ressam Gülizar Kılıç, savaşın ilk olarak kadın ve çocukları vurduğunu söyleyerek, “Biz bir hafızayı, derin acıları diri tutuyoruz. Çizerken dahi yüreğim ağrıyor, sıkıntı yaşıyorum. Sanatın bir yüzleşme, bir de iyileştirme gücü var. Yüzleşince iyileşiyorsun” diye konuştu.

    İzmir’de Halkların Köprüsü tarafından düzenlenen 3’üncü Mülteci Film Festivali başladı. Film festivali, 8 Ekim’e kadar sürecek. Festival kapsamında İzmir Sanat’ta düzenlenen “Bir acıdan bin acıya” adlı resim sergisinde Ressam Gülizar Kılıç’ın resimleri 15 Ekim gününe kadar sergilenecek.

    Gülizar Kılıç, 1921 Koçgiri İsyanı’nda Erzincan Refahiye’den Eskişehir’e ‘ölüm göçüne’ gönderilen ve büyük acılar yaşatılan bir ailenin mensubu olarak zorunlu göçten 27 yıl sonra dünyaya gelir. Alevi ve Kürt kimliklerinden kaynaklı büyük acılar yaşatılan ailenin en büyüğü ‘Koca Mustafa’ isimli dedesi köylülerce linç edilerek katledilir.

    Kolluk güçlerinin ‘cezasızlık politikası’ ile tek bir kişi dahi ceza almaz iken, Gülizar Kılıç‘ın dedesinin cenazesine el koyan devlet aileye bir ‘mezar taşını’ dahi çok görür. Dedesinin hala bir mezarı yoktur!

    Savaşlardan, çatışmalardan, katliamlardan kaçan ve trajediye dönüşen bu hikayenin kendisindeki etkisi üzerinden atamayan Gülizar Kılıç ile ailesinin göç hikayesi, Alevi Kürt bir ailenin travmalarını, kamu çalışanından ressamlığa uzanan yaşam öyküsünü, resim yaparken beslendiği-etkilendiği argümanları, muhalif sanatçı kimliğinin itiraz ve isteklerini konuştuk.

    SÜRGÜN, ZULÜM VE MEZARI DAHİ OLMAYANLAR..

    Koçgiri’den Eskişehir’e kadarki hüzünlü göçlerini büyüklerinden duyduğunu kaydeden Kılıç, “Ben Eskişehir’de doğdum. 1921’de genel bir Koçgiri sürgünü söz konusu olunca benim ailemi de Eskişehir’e göndermişler. Eskişehir’e gelen bir Kürt aile ancak tek bir mekana yerleştirilmişler. 2 ailenin yerleşmesine izin verilmemiş. Orada büyük acılar yaşamışlar. Dedemi linç ederek öldürmüşler. Devlet dedemin cenazesine el koyarak ailesine teslim etmemiş. Mezar yeri dahi bilinmiyor. Babam burada evlenmiş ve annem ise oranın yerlisi Türkmen Alevi bir yörük. İşte tüm hikayemiz kaba hali ile böyle” diye anlattı.

    “GECELERİ DERS ALDIM”

    Öğrencilik yıllarında resme ilgi duyan ve çalıştığı dönemlerde de dahi çocuklarının ihtiyaçlarını görerek resim dersleri aldığını aktaran Kılıç, “Ortaokul ve lise yıllarında merakım vardı ve resim yapıyordum. Kamuda yıllarca çalıştım. Resmi profesyonel olarak yapmıyordum. Çalışıyordum ve 2 çocuğum vardı. Onları doyurduktan sonra geceleri ders alıyordum. Halepçe Katliamı’ndan sonra çok yoğunlaştım ve bu katliam beni profesyonel resim yapmaya tetikledi” dedi.

    “SAVAŞ EN ÇOK KADINLARI VURUYOR”

    Kılıç, ‘erkek devletlerin’ savaşlarının en çok kadın ve çocuklarını vurduğunu kaydederek, “Savaş korkunç bir şey. Savaşlar en çok kadınları ve çocukları vuruyor. Kadınlar göçte açı çekiyor. Çocuğunu barındırmak, yıkamak, beslemek zorunda. Köyler boşaltıldı ve kadınlar elbise yıkayabilecek bir sabun dahi bulamadılar. Özgür bir dünyasında tarlası, koyunları var. Her türlü gereksinimini topraktan elde ediyor. Kente geliyor ve bir odaya sıkışık kalıyor. Erkek işe giderek para kazanıyor ama kadın bütün yükü çekiyor. Çok büyük bir travma. Kadınların emeği görülmüyor ve savaş ilk kadınları vuruyor. Eylül ayı içerisinde 38 kadın öldürüldü ve bu benim canımı acıtıyor. Çizerken dahi yüreğim ağrıyor, sıkıntı yaşıyorum. Sanatın bir yüzleşme, bir de iyileştirme gücü var. Yüzleşince iyileşiyorsun” şeklinde konuştu.

    “MADIMAK BÜYÜK BİR ACI, HİSSETMEK BANA AĞIR GELDİ”

    Sivas Katliamı gibi birçok toplumsal olaya sanatıyla eleştirel bakabilmenin örneklerini sergileyen ve bunu, “Çalışırken çok acı çektim, hissettim” diyerek tarif eden Kılıç şöyle devam etti:

    “Çalışırken çok acı çekiyorum, sanki yaşıyormuşum gibi. Madımak Katliamı döneminde ben çalışıyordum. Eşim Sivaslı ve akrabaları olan Menekşe ve Koray orada öldüler. Sanatçıları, düşünürleri kaybettik. Devletin gözü önünde o insanlar yakıldı. Sivas’ı yakınların davaları zaman aşımına uğratıldı. Orada büyük bir katliam ve canım acıyor. Devletin tercihi ve cumhuriyetin problemi. Bu sergiyi çoktan yapmak istiyordum. 6 aylık süreç vardı ve elimde az bir malzeme vardı. O acıları yaşadım ve hastalandım. Çok duygusal bir insanım ve bunun fiziken yansımaları oluyor.”

    “EN İYİ İTİRAZ VE İFADE ARACIM RESİM”

    Duyarlılığının yükseldiği ve itirazının kesiştiği noktada kendisini ifade edebilmesinin en iyi aracının resim olduğuna vurgu yapan Kılıç, “Bizler bu ülkede adil, özgür, eşit yurttaş olmak istiyoruz. Kürt, Türk, Çerkez, Ermeni, Sünni veya Alevi vs. ne olursak olalım tek bir istediğimiz var eşit yurttaş olmak. Devlet ve cumhuriyet bu fırsatı bize vermiyor. Aradan 100 yıl geçti ve halen aynı problemleri konuşuyor ve aynı şeyleri yaşıyoruz. Birazcık altını oyuyorsunuz ki altından tekçilik çıkıyor. Devlet, Anadolu’nun gerçeğini kabul etse biz birlikte barış içerisinde yaşayacağız. Politikacı değilim, kendimi kimseye ifade edemiyorum. Bunu nasıl yansıtabilirim; resimle yansıtabilirim. Sesim de iyi olmadığı için müzikle yansıtamam. Resme yoğunlaşmam da buradan oldu. Halepçe Katliamı, isyanımın en çok yükseldiği nokta oldu” diye belirtti.

    “MUHALİFİM, ÇÜNKÜ İTİRAZ VE İSTEKLERİM VAR”

    Muhalif sanatçı kimliği ile itirazlar geliştirdiğini sözlerine ekleyen Kılıç, Maraş merkezli deprem sonrasında göç yollarına düşen kadınları işleyeceğini bir çalışma alanı düşündüğünü belirterek, “Ben Türkiye koşullarında muhalif bir sanatçıyım. Çünkü itirazlarım ve isteklerim var. Dünya milletleri içerisinde ülkem bir yere gelsin, yurttaşlarım eşit ve adil yaşasın istiyorum. Ülkede her dakika bir olumsuzlukla karşılaşıyoruz. Bu ay içerisinde 38 kadın öldürülmüş ve ben kadınların katledilmesini istemiyorum. Adı cumhuriyet, laiklik, demokrasi ama ülke olarak başka bir ülkedeyiz. İfade özgürlüğünü kullananlar ise ya cezaevinde ya da susturuluyor. Ben yine de göç ve kadınları çalışacağım. Yakın zamanda deprem ve kadınları işleyen bir çalışma içerisinde olacağım” ifadelerini kullandı.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • ‘ÇEDES ile kindar ve dindar nesillerin adımları atılıyor’-VİDEO

    ‘ÇEDES ile kindar ve dindar nesillerin adımları atılıyor’-VİDEO

    PİRHA-“Laik eğitim, laik yaşam ve eşit yurttaşlık” talebi ile İzmir’de yapılacak miting öncesi Eskişehir’de basın açıklaması düzenlendi. Okullara imam atama projesinin tehlikelerine dikkat çekilerek, “Gülen Cemaati gibi bir örgütlenme söz konusu” denildi.

    Eğitim Sen, Veli Der ve Alevi örgütlerinin öncülüğünde 16 Eylül’de İzmir’de, “ÇEDES’e hayır. Laik eğitim, laik yaşam ve eşit yurttaşlık” talebi ile miting düzenlenecek. Gündoğdu Meydanı’nda yapılacak mitinge çağrı amacıyla birçok ilde basın açıklamaları yapılmakta.

    Mitinge çağrı için Ankara’dan İzmir’e yola çıkan yürüyüş ekibinin ilk durağı Eskişehir oldu.

    Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan “Çevremi seviyorum değerlerimiz sahip çıkıyorum” (ÇEDES) projesinin iptal edilmesi için çok sayıda yurttaş bir araya geldi.

    Atatürk Lisesi önünde toplanan yurttaşlar Yediler Parkı’na yürüyüş gerçekleştirdi. Yapılan eylemde “AKP’den hesabı emekçiler soracak”, “Parasız, laik, bilimsel eğitim”, “Diyanet, elini okullardan çek” sloganları atılırken ÇEDES’in iptal edilmesi mesajlarını içeren pankartlar da taşındı.

    “İZMİR’DEKİ SESE HERKESİN DESTEK VERMESİ GEREKİR”

    Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Faik Alkan, yaptığı konuşmada, dinci eğitim anlayışını eleştirerek şunları söyledi:

    “AKP İktidarı, ülkenin öz kaynaklarını sermayeye peşkeş etmekte. Okullarımızda bizler, Eskişehir’de bir tebeşir parası dahi toplanmasına izin vermiyorduk. Bugün 40 bin TL’ye varan paralar alıyorlar. Okullarımızda görmek istemediğimiz imamlar, çocuklarımızı teslim almakta. Ama öyle yağma yok. Bizler kamu emekçileri, KESK’liler, Eğitim-Sen’liler olarak bu mücadelede göğüs göğüse geleceğiz. İzmir, ulusal miting alanıdır. İzmir’deki sese herkesin destek vermesi gerekir. Bu tüm ülkenin sorunudur.”

    “İZMİR’DE 842 OKULA DİN GÖREVLİLERİ GİTMEYE BAŞLADI”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul ise yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

    “12 Eylül askeri darbesi zorunlu din dersini getirdi. Önceki dönemde bu ders seçmeliydi. Şimdi yeni bir zorunlu din dersi ile karşılaştık. Seçmeli derslerden biri zorunlu hale geldi. Her darbe ile yoksulluğu unutturmak için dini istismar ediyorlar. Oysa milyonlarca yoksul var. Bir perde çekerek yoksulluğu örtmek istiyorlar. ÇEDES’in adı çok masum görünüyor ancak arkasında dinci vakıf, dernek, tarikat ve cemaatler var. MEB’in asıl işlevi anayasaya uygun laik eğitim vermektir ancak Diyanet İşleri ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile yetkilerini dağıtmakta.

    İzmir’de 842 okula din görevlileri gitmeye başladı. Bu protokol illere yayılıp kindar ve dindar nesillerin adımları atılıyor. Okul yönetimleri bu işi organize ediyor. ‘Değerler Kulübü’ adı altında bu işi yürütüyorlar. Gülen Cemaati gibi bir örgütlenme söz konusu. Çocuklarımızın okullarda din görevlileri ile karşılaşıp okul dışına, dini mekânlara götürülmeleri söz konusu. Aladağ’da o cemaat yurdunda yanan çocukları, 6 yaşında evlendirilen çocukları, 11 yaşında intihar eden çocukları görüyoruz. O yüzden okullarımızı güvenli hale getirmek için mücadele etmek zorundayız. Demokratik, kamusal, laik, parasız, anadilinde ve ekolojik eğitim için her alanda mücadelemizi yürüteceğiz. Artık canlanma zamanı.”

    PİRHA/ESKİŞEHİR

  • Okullara imam atanmasını protesto eden 8 kişi gözaltına alındı

    Okullara imam atanmasını protesto eden 8 kişi gözaltına alındı

    PİRHA- Eskişehir’de okullara imam atanması sebebiyle eylem yapan 8 TİP üyesi gözaltına alındı.

    Eskişehir’de İl Milli Eğitim Bakanlığı ile müftülük arasında imzalanan protokolle okulların tüm kademelerinde “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imamların görevlendirilmesini protesto etmek için Kanatlı Avm önünde bir araya gelen Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi 8 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan TİP üyeleri Yunus Emre Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kontrolünün ardından ifadeleri alınmak üzere Eskişehir Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesi’ne götürüldü.

    (HABER MERKEZİ)

  • Eğitim Sen Başkanı Kurul: Laiklik çok tahribata uğradı, örgütlü mücadele verilmeli -VİDEO

    Eğitim Sen Başkanı Kurul: Laiklik çok tahribata uğradı, örgütlü mücadele verilmeli -VİDEO

    PİRHA – Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, yeni oluşan parlamentonun, daha ataerkil ve dinci politikalardan yana olacağını vurgulayarak, “Kadınların gelişmesi ve güçlendirilmesi için zorunlu din kültürü derslerine ‘hayır’ deyip, daha örgütlü daha eylemci bir tarzda laiklik mücadelesine sahip çıkılması gerekiyor” dedi. 

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını değerlendirdi.

    Nejla Kurul, genel anlamda sağ politikaların, eğitim alanına daha çok dayatılacağını ifade ederek, yeni döneme dair söylemlerinin ne yönde olacağını da PİRHA’ya anlattı.

    “ÖZGÜRLÜKÇÜ FİKİRLERE DAHA YATKIN GENİŞ BİR TABAN VAR”

    Prof. Dr. Nejla Kurul, Eğitim Sen olarak daha farklı ve yeni örgütlenme stratejileri ile çalışmalarının süreceğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Genel olarak bizim yaklaşımımız; bir bardak var ve Türkiye’deki kutuplaşma nedeniyle bardağın yarısı dolu, yarısı da boş. Ya da yarısı aydınlık, yarısı da karanlık diyebiliriz. Önümüzdeki dönem, karanlık yönü açısından önceki yıllardan daha zorlu geçeceğinin işaretlerini veriyor. Çünkü parlamento aritmetiğine baktığımızda daha sağ, daha otoriter, daha popülist, daha ataerkil bir meclis yapısıyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla da mücadelemizi Eğitim Sen ve konfederasyonumuz KESK olarak daha farklı ve yeni örgütlenme strateji ile çalışmalarımızı sürdüreceğiz. 100 yılı aşkın zamandır bizler hep bu mücadelenin içerisindeyiz. Çok rahat ettiğimiz dönemler pek fazla olmadı. Bununla birlikte hiçbir zaman da mücadeleden, onurlu davranışlardan vazgeçmedik ve yine mücadelemizi sürdüreceğiz.
    Ama bir de bardağın dolu kısmı var. Türkiye toplumunun içerisinde bütün hilelere, seçim yasasındaki iktidardan yana değişikliklere rağmen ancak %52 oranında bir oya ulaştıklarını görüyoruz. Bu sonuç aynı zamanda şu anlama geliyor; bir dönemler %65’lere karşın muhalefet %35 oranında görülüyordu. Türkiye’de demokrat insanların sayısı daha sınırlı diyorduk, bu rakam şimdi yarıya ulaşmış durumda. Yani demokrat, özgürlükçü fikirlere daha yatkın geniş bir taban var. Bu dönem, söz konusu tabanın artık geniş ittifakları oluştu. Dolayısıyla bu olumlu bir taraf. Hiçbir zaman da yılgınlığa, teslimiyete düşmedik. Türkiye’deki tüm insanların, hiç ayrım gözetmeden, kendisini öteki hissetmeden, yaşamını sürdüreceği bir ülke için gücümüz var, bunu hazırız.”

    OKULLARDA İMAMLARIN ‘SOHBET’ FAALİYETİ VAR!

    Nejla Kurul, Eğitim Sen olarak yeni hükümete önerilerini de sundu. Yeni Milli Eğitim Bakanı ile görüşmek için randevu talep edeceklerini belirten Kurul, “Siyasal iktidarın, eğitim alanında kamusal, bilim, laik ve demokratik eğitimden yana bir tavır sergilemeyeceğini tahmin ediyoruz” diye de ekledi.

    Prof. Dr. Nejla Kurul, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Öncelikle eğitim emekçilerinin sorunlarını anlatacağız. Yüksek enflasyon nedeniyle her gün cebimizdeki paralar eriyor. Öğretmenlik Meslek Kanunu’ndan vazgeçilmesini isteyeceğiz. Çünkü okullardaki çalışma barışını etkiliyor. Birincil olarak her zaman öğrencilerin haklarını ön plana alan bir sendikayız. Eğitim hakkı mücadelesi bizim temel mücadele alanlarımızdan biri. Dolayısıyla öğrenciler, öğretmenler ve velilerin hayatları eğitim alanında bir anlamda ortaklaşmış durumdadır. Eğitim alanında çok ciddi bir çoraklaşmanın olduğunu hep söyledik. Bilimden, sanattan hızlı bir şekilde uzaklaşma söz konusu. Okullarda genel bir otoriterleşme var. Laiklik en çok tahribata uğramış ilkelerden biri.
    Yakın zamanda Eskişehir’deydim. Diyanet ile Eskişehir Valiliği arasında yapılmış bir protokol gereği ortaokul ve liselerde “temel dini değerler” adı altında imamların ders verebildiklerini gördüm. ‘Sohbet’ adı altında etkinliklerde bulunuyorlar. Anlattıkları konular ise dünyevi meseleler, bugünkü hayatın sorunlarına dair değil. Bugünkü zorluklar, kötülükler karşısında dini araçsallaştırarak insanları hayattan çekilme noktasına getirip ‘Bırakın her şeyi egemenler halletsin. Bırakın temsilciler, sorunlarınızı çözsün. Sizin düşünmeye bile ihtiyacınız yok’ diyen bir yaklaşımla çocuklara yönelme var. Bu da içimizi acıtıyor ve bu konudan dolayı çok rahatsızız.

    “LAİKLİK MÜCADELESİ BİR SINIF MÜCADELESİDİR”

    O yüzden İlçe Milli Eğitim Müdürü’ne de giderek bu konuyu anlattık. Çünkü eğitim kamuoyu bu konularda daha diri olursa laiklik mücadelemizi çok daha ileri noktalara taşıyabiliriz. Laiklik mücadelesi bir sınıf mücadelesidir. Aynı zamanda laiklik mücadelesi eşit yurttaşlık mücadelesidir. Sünni, Müslüman olmayan çocuklarımızın da okullarda haklarının olduğu, inanç özgürlüğünün olduğu okulları inşa etmek, ana dili farklı olan çocukların kendi dillerini öğrenebilecekleri olanaklar da yaratmak bunun bir parçasıdır. Dolayısıyla taleplerimizi eğitim hakkı bağlamında da demokratik, emekten yana, aynı zamanda kamusal, bilimsel, cinsiyet eşitlikçi, parasız ve ekolojik bir eğitimin artık Türkiye müfredatına yaraşır olduğunu anlatacağız. Hükümetten taleplerimiz bu bağlamda olacak.”

    “DAHA ÖRGÜTLÜ BİR TARZDA LAİKLİK MÜCADELESİ VERİLMLİ!”

    Necla Kurul, 2007 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınan Eylem Zengin davasının ve Cem Vakfı’nın açmış olduğu davanın Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde gelecek haftalarda yeniden gündeme gelecek olması nedeniyle de görüş belirtti.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, konuyla ilgili gelişmenin ne yönde olduğunu bir kez daha AKP Hükümetine soracak.

    Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, konu dahilinde hiçbir adımın atılmadığını belirterek, Alevi örgütleri ile muhalefetin, birlikte daha güçlü mücadele yürütmesi gerektiğini söyledi. Kurul, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Alevi sivil toplum örgütleri bu konuda ciddi bir mücadele yürütüyorlar. Bu mücadelede ortaklaştığımız pek çok eylem ve etkinlik var. Ancak Eylem Zengin davası henüz hayatta karşılığını bulmuş değil. Türkiye bu konuda ciddi bir adım atmış değil. Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri mevcut içeriği ile insan haklarına aykırı bir derstir. Buradan baktığımızda Türkiye, kararı uygulamıyor ya da uygulamak istermiş gibi gözüküp ufak tefek program değişiklikleri yapıyor. Ama yüzlerce sayfalık bir ders kitabında 2-3 cümle değiştirerek ‘ben bu değişikliği yaptım’ demek, genel niteliği değiştirmiyor. Hala önümüzde insan haklarına aykırı zorunlu bir din kültürü dersi var. İnsanlar, ‘ileride çocuğumun başına bir iş gelmesin. Aş, iş bulamaz’ kaygısı ile üzerlerindeki bu dayatmacı dersi dava etme konusunda da geri çekiliyorlar. Her şekilde siyasal iktidar, toplumun bu konudaki taleplerini görmezden geliyor ve baskılıyor. Bundan dolayı insanlarımızın önemli bir kısmı acı çekiyor. Alevi yurttaşların, ‘Ben Hristiyanım, ateistim, deistim’ diyen insanların karşı karşıya kaldığı bir sorun…

    “DAHA CANLI MUHALEFETİ HAYATA GEÇİRMELİYİZ”

    Bu mücadeleyi hayata geçirmeliyiz. Bakın, bugün Yeniden Refah Partisi, Hüda Par, kadınlara hayat tanımayan siyasal partiler. ‘Kadının yeri evidir’ deyip sınırlar çiziyor ve kadını hapsediyor. Bu hapis şeklinin benimsemesi için de okullarda verilen dini dersler ‘cici kadınlar, cici gençler’ nasıl olunabileceğinin bilgisi aktarılıyor. Her birimiz, sahip olduğumuz insani yetilerimizi özgürce ifade edebilmeliyiz. Bu bakımdan kız çocuklarına dayatılan bu hayatı reddettiğimizi ifade etmemiz gerekiyor. O yüzden kız çocuğu, kardeşleri olan arkadaşlarımızın tamamının, kadınların gelişmesi ve güçlendirilmesi için zorunlu din kültürü derslerine ‘Hayır’ demesi, daha örgütlü daha eylemci bir tarzda laiklik mücadelesine sahip çıkması gerekiyor. Bu dönem tehdidin farkına vararak daha canlı bir muhalefeti hayata geçirmemiz gerekiyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Veli-Der’den sert tepki: İmamların okullara gönderilmesine karşı yasal işlem başlatacağız!-VİDEO

    Veli-Der’den sert tepki: İmamların okullara gönderilmesine karşı yasal işlem başlatacağız!-VİDEO

    PİRHA- Veli-Der Başkanı Ömer Yılmaz okullara imam gönderilmesine tepki göstererek, “Protokolün iptal edilmesini talep ediyoruz, tüm yasal işlemeleri başlatacağız” dedi. 

    23 Mayıs 2023 tarihinde yürürlüğe giren Eskişehir İl Milli Eğitim ve müftülük arasındaki protokolle okullara “ders vermek” için imam gönderilmesine  tepkiler yükseliyor.

    “BU KİŞİLERİN ÇOCUKLARIMIZLA YÜZLEŞTİRİLMESİNİ İSTEMİYORUZ”

    Öğrenci-Veli Derneği( Veli-Der) Başkanı Ömer Yılmaz, okullara imam gönderilmesini PİRHA’ya değerlendirdi. Yılmaz,

    Pedagojik eğitim olmayan imamların öğrenciler ile bir araya getirilmemesi gerektiğini ifade eden Yılmaz, “23 Mayıs itibariyle Eskişehir il Milli Eğitim Müdürlüğü ve müftülük arasında yapılan protokol dahilinde eğitimin tüm kademelerinde faaliyet gösteren okullarımızdaki tüm öğrencilerimize milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerin benimsetilmesi maksadıyla müftülük bünyesinde imamların ders vereceği bilgisini almış bulunmaktayız. Öğrenci-Veli Derneği olarak tüm bu protokollerin iptal edilmesini talep ediyoruz. Çünkü pedagoji biliminden uzak bu kişilerin çocuklarımızla yüzleştirilmesini istemiyoruz” dedi.

    “YASAL İŞLEMLERİ BAŞLATACAĞIZ”

    Yılmaz şöyle devam etti:

    “Diğer taraftan okulun dışından gelecek kişi ve kurumlar öğrenci velilerinden izin alınmadan asla çocuklarımızla yüzleştirilmemelidir. Onların anlatıları ve dersleri ile yüzleşmemelidir. Bu konuda Öğrenci-Veli Derneği olarak tüm yasal işlemleri başlatacağımızı ve konunun arkasında olacağımızı paylaşmak istiyorum.”

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL

     

  • Eskişehir Valiliği onayladı: Okullara imam gönderiliyor!

    Eskişehir Valiliği onayladı: Okullara imam gönderiliyor!

    PİRHA- Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü ie Müftülük arasında imzalanan protokol sonrasında okullara imamlar gönderilmeye başlandı. Uygulama tepki çekiyor. 

    Eskişehir’de Milli Eğitim Müdürlüğü ile Müftülük arasında ‘Eğitimde İşbirliği’ protokolü imzalandı. Protokol kapsamında imamlar okullara gitmeye başladı.

    Öğrencilere “milli, manevi, ahlaki ve insani kültürel değerlerimizin benimsetilmesi” iddiasıyla okullara imam gönderilmesinin inanç özgürlüğünü zedelediğine dikkat çeken Eğitim Sen Şube Başkanı Faik Alkan, söz konusu işbirliğine tepki gösterdi.

    Alkan, “İnanç özgürlüğünü zedeleyen söylemler ile kutuplaşma okullara inmektedir. Bu protokole imza atan İl Milli Eğitim Müdürlüğü, pedagojiden anlamayan kişileri nasıl okullara göndermektedir? Öğrencilerimizi kutuplaşmaya alet etmeyelim” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP’den hükümete gözaltı tepkisi: Sandıklara ve halk iradesine darbe girişimidir

    HDP’den hükümete gözaltı tepkisi: Sandıklara ve halk iradesine darbe girişimidir

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu, ESP’lilere yönelik gözaltı operasyonuna ilişkin, “Bu saldırılar iktidarın seçim operasyonlarıdır, seçmen tercihini darbe olarak nitelendirenlerin halk iradesine darbe girişimidir” sözleriyle kınadı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu, ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü’nün de aralarında olduğu gözaltı operasyonlarına ilişkin açıklama yaptı.

    “SANDIKLARI ÇALMAYA YÖNELİK ORGANİZE BİR HAZIRLIK”

    Eskişehir merkezli 8 ilde yapılan ev baskınlarına ilişkin “Seçim operasyonları ve sandığa darbe, iktidarı kurtaramayacak” diyen HDP, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Halk desteğini ve toplumsal meşruiyetini yitiren AKP-MHP iktidarı, seçime sayılı günler kala siyasi operasyonlara hız verdi. Diyarbakır’da partimize, gazetecilere, sanatçılara ve avukatlara yönelik başlatılan operasyon dün Ankara’da bu sabah da İstanbul’da genişletilerek sürdürülüyor. Gözaltına alınanlara bileşen partimiz ESP’nin Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, Yeşil Sol Parti milletvekili adayları, ESP üyeleri ve muhalif gazeteciler de eklendi.

    Daha önce ifade etmiştik, bir kez daha vurgulayalım: Bu gözaltı dalgaları Türkiye seçmeninin iradesine karşı kurulan bir kumpastır. Bu saldırılar iktidarın seçim operasyonlarıdır, seçmen tercihini darbe olarak nitelendirenlerin halk iradesine darbe girişimidir, sandıkları çalmaya yönelik organize bir hazırlıktır. Bu siyasi darbenin hedefinde iktidarı koltuğundan edecek olan partimiz ve bileşenlerimiz ile iktidarın topluma karşı işlediği suçları deşifre eden muhalif gazeteciler ve demokratik kamuoyu bulunmaktadır. Kolluğu ve yargıyı partimize ve muhaliflere karşı seçim kampanyasına dahil eden, her türlü kumpas ve hileyle bu operasyonları sürdüren iktidar partisi ve onun Suç İşleri Bakanı, Türkiye için bir seçim güvenliği sorunu haline gelmiştir. Yargı ve kolluk, seçimlere müdahale ederek suç işlemektedir.

    “PARTİMİZ, BİLEŞENLERİMİZ BU DARBEYE KARŞI DİRENECEK”

    Partimiz, bileşenlerimiz ve Türkiye’deki mücadele güçleri bu darbeye karşı sonuna kadar direnecektir. Ne kayyım darbesine boyun eğdik ne de bugün geliştirilen seçim darbesine boyun eğeriz. Halk iradesini ve tercihlerini “darbe” olarak nitelendiren iktidar ve Suç İşleri Bakanı’nın yürüttüğü bu ahlaksız operasyonları durduracak gücümüz de kararlılığımız da var. İktidar seçim operasyonları ve sandık darbesiyle kendisi için yaklaşan tarihi yenilgiden kurtulamayacaktır. Çünkü halk iradesi, darbecilerin ve kumpasçıların ayak oyunlarından her zaman daha büyüktür.

    “HERKESİ BASKI REJİMİ KARŞISINDA BİRLİKTE HAREKET ETMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Tüm siyasi partilere, muhalefete ve demokratik kamuoyuna çağrımızdır:

    Bu seçim kumpasının önünde durun! Bu, hepimizle ilgilidir. Bu operasyon ve kumpas siyaseti, sandıkları ve halk iradesini çalma operasyonudur. Gözdağı operasyonlarına karşı sessiz kalındıkça da bu faşizan sarmal genişleyerek bütün kesimleri hedef alacaktır. 31 Mart Yerel Seçimlerinden sonra başlatılan kayyım darbesi nasıl ki sadece bizim belediyelerimizle sınırlı kalmayıp bir yöntem ve yönetim biçimine dönüştüyse, seçim darbesi de aynı şekilde başladığı yerde kalmaz. Bu nedenle herkesi bu zulüm ve baskı rejimi karşısında birlikte durmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hükümetin seçim öncesi operasyonları sürüyor: ESP’liler gözaltında

    Hükümetin seçim öncesi operasyonları sürüyor: ESP’liler gözaltında

    PİRHA – Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) yönelik sabah saatlerinde Eskişehir merkezli operasyon yapıldı. Aralarında ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü ve ETHA Editörü Nadiye Gürbüz de olmak üzere çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Gazeteci, siyasetçi, avukat ve sanatçılara yönelik operasyonların son adresi Eskişehir oldu. Aralarında ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü ve Yeşil Sol Parti milletvekili adaylarının da olduğu çok sayıda kişi sabah saatlerinde gözaltına alındı.

    8 ilde yapılan ev baskınlarında gözaltına alınanlar arasında ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, ETHA editörü Nadiye Gürbüz, ESP üyeleri Leyla Can, Uğur Ok, Serdal Işık, Meryem Yıldırım, Muhammed Bedran Çoğaltay, Selvinaz Göçmez, Sedrettin Polat, Hasan Polat, Sinem Çelebi, Kalender Polat ve Burcu Ayyıldız’ın olduğu öğrenildi.

    PİRHA/ANKARA

  • İlaç krizi sürüyor; Eczacılar yeni eylem planı üzerinde duruyor-VİDEO

    İlaç krizi sürüyor; Eczacılar yeni eylem planı üzerinde duruyor-VİDEO

    PİRHA – Ülke genelinde yaşanan ilaç yokluğuna dair konuşan Mersin Eczacı Odası Başkanı Özgün Sağır ve Türk Tabipleri Birliği 2. Başkanı Ali İhsan Ökten, “Şu an sağlık anlamında her alanda krizle karşı karşıyayız. 500’den fazla ilaç piyasada yok. Kuduz, tetanoz gibi aşılar dahi geç tedarik ediliyor. Mevcut sağlık politikaları bu sonuçlara yol açmaktadır” dedi. 

    Ülke genelinde hemen hemen her gün birkaç ilaç ‘mevcut olmayan ilaçlar’ listesine ekleniyor. Çocuk antibiyotiğinden ağrı kesicilere, ateş düşürücülerden kanser ilaçlarına dek uzunca ilaç listesine ulaşmak artık mümkün değil. Durumun ciddiyeti her gün artarken Sağlık Bakanlığı ise “Kriz var” demekten imtina ediyor.

    “ECZACILARLA HALK KARŞI KARŞIYA GELDİ”

    Eczanelerdeki raflarda her dört ilaçtan birinin olmadığı belirtilirken Mersin Eczacı Odası Başkanı Özgün Sağır da yetkililere “Sahadaki eczaneleri gezin bakalım ilaç var mı yok mu görün” çağrısında bulundu. Özgün Sağır, günümüzde eczacıların yaşadığı sorunlara dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Birincisi ilaç yokluğundan dolayı biz kendimizi ifade ederken yukarıdan sağlık otoritesi, ‘ilaç var’ dediğinde haliyle halkta bir güvensizlik oluşmaya başlıyor. Ama sahada yaşayan biziz ve gerçekler şu: o yetkililere şunu ifade etmek istiyorum, gerçekten gidip sahadaki eczaneleri gezin bakalım, ilaç var mı yok mu görün. Diğer taraftan vatandaşın her geçen gün ödediği fiyat farkları artmaya başladı. Özellikle alım gücünün düştüğü bu ortamda vatandaş ile eczacı, para konusunda karşı karşıya geliyor. Geçtiğimiz haftalarda Eskişehir’de ilaç yokluğunu ifade ettiği için eczacı meslektaşımız, hasta yakını tarafından darp edildi. Bizimle hiç alakası olmayan sorunlardan dolayı eczacılarla maalesef halk karşı karşıya gelmiş durumda.”

    “ÖYLE BİRİLERİNİ YOK SAYARAK SORUNU ÇÖZMEK MÜMKÜN DEĞİL”

    Sorunun nasıl çözülmesi konusunda fikirlerini de paylaşan Özgün Sağır, öncelikle yetkililerin mevcut sorunu kabul etmesi gerektiğini belirtti. Döviz kurundaki artış nedeniyle ilaç fiyatlarında yükseliş yaşandığını belirten Sağır, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Biz ilaç yokluğu var dediğimiz müddetçe aralık ayının ilk haftalarında Sağlık Bakanlığı çıkıp açıklama yaptı herhangi bir ilaç problemimiz yoktur gerekli tedbirleri alıyoruz demişti. 15 Aralık’taki zamdan sonra Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ‘bulunamayan ilaçlar 3-4 gün içerisinde bulunacak’ dedi. Hani ilaçlar vardı? Şimdi neden ‘bulunamayan ilaçlar’ diyorsunuz? 3-4 gün içerisinde o ilaçlar ortaya çıkmadığı için ifadesini değiştirdi ve ‘3-4 hafta içerisinde ilaçlar bulunacak’ denildi. Aradan haftalar geçti o ilaçlar halen yok. Ayrıca Sağlık Bakanlığı İstanbul’da ilaç firmaları ile bir toplantı yaptı ve ‘ilaçla ilgili tüm sektörlerle sorunu çözmek için masaya oturduk’ denildi. Ama o masada her gün sahada sorunu yaşayan hastalarla karşı karşıya gelen eczacılar yoktu. Bu kesimi görmezden gelerek sorunu çözebilmeniz mümkün mü?
    İlaçlardaki fiyatlandırma Euro kuruna sabitlenmiş durumda. Bugün ise Euro 20’leri aştı. Bu kadar makasın açıldığı bir yerde bu hizmeti doğru şekilde sunma şansımız yok. Aralık ayında ayrıca ilaçların ihracatını da yasakladılar. ‘İlk önce iç piyasaya ilaç vereceksiniz, iç pazarda sıkıntı yaşanıyor’ denildi. 13 Ocak’ta aynı bakanlık tekrar firmalara ve ecza depolarına ilaç ihracatını açtı. Biz daha ilacı burada bulamazken hangi ilacı yurt dışına göndereceğiz? O nedenle sorunu çözmek istiyorlarsa bunun birinci koşulu bu sorunu kabullenmek ve sorunu yaşayan herkesle oturup çözüm üretmek gerek. Öyle birilerini yok sayarak sorunu çözmek mümkün değil.”

    GÜNDEMDE İŞ BIRAKMA EYLEMİ VAR!

    Özgün Sağır, topluma da çağrıda bulunarak, “Bizler asla ve asla ilaca zam gelmesini istemeyiz. İlaç fiyatları uygun ve bulunabilir olmalı. İlaç keyfi bir ürün değil. Devlet de zaruri bir üründe kar amacı gütmemelidir. Vatandaş ilaç bulamadığında bizimle tartışmak yerine ilgili kurumlara sorunlarını dile getirmelidir” dedi. Özgün Sağır, sorunun çözümü için iş bırakma eyleminin konuşulduğuna da dikkat çekerek “Kasım ayında bir miting yaptık ancak görmezden gelindi. O yüzden başka eylem modelini hayata geçirmek zorundayız. Ama vatandaşlarımızın durumunu gözeterek kimseyi mağdur etmeyeceğiz. Bizim de kendimizi ifade edebilmek, ses çıkarabilmemiz adına bu tepkiye ihtiyacımız var. Vatandaşlar, eylem tarihlerinde yapacağımız açıklamaları takip edip eczane kapatacağımız tarih ve saatlere dikkat ederse mağduriyetlerini azaltmış olurlar” ifadelerini kullandı.

    “VATANDAŞ BİZİ ANLASIN”

    Mersin Eczacı Odası Başkanı Özgün Sağır, son olarak eczacıların hak ettikleri değeri göremediklerini ifade ederek şunları söyledi:

    “2002 yılında ilaca ayrılan pay yüzde 1,9. 2021 yılında ise ilaca ayrılan pay yüzde 1. Kısacası yüzde yüzlük bir düşüş var. Biz işte o aradaki yüzde birimizi istiyoruz. Bakın ciddi bir tedavi gördüğünüz ilaca ulaşamadığınız zaman maalesef bu iş kaçakçılığı da başlatacak. İnsanlar ilaca ulaşabilmek adına kaçakçıların elini düşecekler. O yüzden rica ediyoruz, halk sağlığı çok önemlidir. Bunu görmezden gelmeyi bırakınız. Gelin hep beraber masanın etrafına oturalım, bu işi çözelim. Eğer sabit Euro kuru doğru bir uygulama ise bu uygulamayı elektrikte de yakıtta da vatandaşların tüm giderlerinde de yapalım. Tamamen ilacı yok sayarak bu sistemi çözmeniz mümkün değil. Vatandaşlarımızdan ricamız, lütfen bizi anlasınlar, onların yanlarında olduğumuzu bilsinler.”

    “KRİZ DERİNLEŞECEKTİR, SAĞLIK SEKTÖRÜ ÇÖKMÜŞ DURUMDA”

    İlaç krizine dair PİRHA‘ya görüş belirten bir diğer isim ise Türk Tabipleri Birliği 2. Başkanı Ali İhsan Ökten oldu. Krizin nedenlerine değinen Ökten şunları söyledi:

    “Şu an sağlık sektörü tüm anlamıyla çökmüş durumda. Bunun gerekçesi Aslında 2002 yılından itibaren oluşturulan Sağlıkta Dönüşüm Projesi. Şimdi ise onun adını değiştirdiler ve ‘Beyaz Reform’ koydular. Bizler, sağlık sisteminin çökeceğini yıllar öncesinden söyledik. Şu an ilaç, aşı bulunmuyor. Bu halkın sağlığını direk olumsuz etkileyen bir durum.

    Küresel anlamda bir ilaç krizi mümkün. Çünkü dünya, bir ekonomik kriz içerisinde ve ülkemiz bunun çok daha sıkıntılarını yaşamakta. Ama ülkemiz özeline döndüğümüz zaman şu an biz her anlamda krizle karşı karşıyayız. Şu an 500’den fazla ilaç piyasada yok. Kuduz, tetanoz gibi aşıların bazen bulunmaması veya geç tedarik edilmesi vatandaşlarımızın çok ciddi zarar görmelerine neden olacaktır. Şu an bu krizlerin giderilmesi ancak ülkenin ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel olarak bu krizi aşmasıyla mümkündür. Bunu aşmadığımız sürece kriz derinleşecektir. Önümüzdeki sürece baktığımız zaman açıkçası bir seçim süreci var ve iyiye doğru gidecek bir süreç gibi de gözükmüyor. Ekonomik kriz arttığı zaman bu direkt halkın sağlığını da olumsuz etkileyecektir Çünkü vatandaşın alacağı temel gıda ihtiyaçları eksilecektir. Hastalandığı zaman sağlığa erişemeyecek veya tedaviyi tam zamanında alamayacaktır.”

    “YETKİLİLER, BİZİMLE GÖRÜŞMEYİ KABUL ETMİYOR”

    Türk Tabipleri Birliği’nin ilaç krizinde alabileceği rollere de değinen Ali İhsan Ökten, “Uzun süredir bu konuyla ilgili açıklamalarımızı yapıyoruz. Sürecin bu yöne gittiğini, ileride çok daha ciddi sıkıntılar yaşayacağımızı, iktidarın en kısa zamanda ilgili önlemler alması gerektiğini, uyarılarımızı her zaman yapıyoruz. Ancak iktidar, Sağlık Bakanlığı, bizimle herhangi bir şekilde görüşme kabul etmiyor. Aslında biz onlarla bu sorunları görüşmek istiyoruz hem mesleki anlamda yaşadığımız sorunları hem de toplumun içinde bulunduğu sağlık alanındaki sağlık sorunlarını birlikte paylaşmak istiyoruz ancak hiçbir zaman karşılık bulamıyoruz” dedi.

    Eren GÜVEN-Diren KESER

  • Eskişehir’de SGDF üyeleri gözaltına alındı

    Eskişehir’de SGDF üyeleri gözaltına alındı

    PİRHA-Eskişehir’de SGDF MYK üyesi Müslüm Koyun ve Ali Okmak, sabah saatlerinde yapılan ev baskınıyla gözaltına alındı.

    Eskişehir’de Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyeleri evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı. SGDF MYK üyesi Müslüm Koyun ile Ali Okmak, sabah saatlerinde gözaltına alındı. Sosyalist gençlerin gözaltı gerekçesi ve nereye götürüldüğü henüz öğrenilemedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • El ailesinin 13 yıllık zorunlu din dersi mücadelesi sürüyor: Korkmayın, boykot edin-VİDEO

    El ailesinin 13 yıllık zorunlu din dersi mücadelesi sürüyor: Korkmayın, boykot edin-VİDEO

    PİRHA- Zorunlu din dersine karşı 13 yıllık mücadele sürecinde uğradıkları fiziki saldırı, hakaret ve baskılara rağmen El ailesi açtıkları davayı kazandı. Anayasa Mahkemesi El ailesine 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Bu kararı kabul etmeyen El ailesinin avukatı davayı AİHM’ye taşıdı. Baba Hüseyin El, “İnsanlar korkmasınlar, yılmasınlar, dava açmaktan çekinmesinler. Bizler gibi zorunlu din dersini boykot etsinler. Korkarak bir yere varamayız” dedi.

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret diline ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütün olarak dinselleştiğini belirten eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.

    Diyanet İşleri Başkanlığı da (DİB), hem kendi programı dahilinde hem de Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içerisinde, okuldan eve, sokaktan üniversitelere kadar bir çok alanda faaliyet yürütmeye devam ediyor.

    ZORUNLU DİN DERSİNE KARŞI DİLEKÇE VERİLİYOR

    El ailesi, 1938 Dersim Soykırımı’nda aile bireylerinden bazıları katledilen ve Eskişehir’e sürgün edilen ailelerden sadece biri. Eskişehir’e sürgün edilen El ailesi ne kadar geri dönmek istemişse de bu istekleri sürekli ret kararı ile karşılaşmış.

    Eskişehir’de evlenen Hüseyin El’in kızının 4. sınıfa geçmesi ile zorunlu din dersi her Alevi ailenin olduğu gibi bu ailenin de gündemine girmiş. El ailesi, tek bir inanca hitap eden ve diğer inançları yok saymanın bir diğer aracı olan zorunlu din derslerini kesin boykot kararı almış. Uzun ve sancılı bir mücadele içerisine giren El ailesi 2009 yılında çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulması için ilk elden İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçe vermiş.

    TACİZ, HAKARET, KÜFÜR

    Zorunlu din dersine karşı başlattıkları mücadelede bir karşı duruşla karşılaşan El ailesinin ilk sancılı süreçleri başlamış. Çocuğunun okuldaki arkadaşları artık kızı üzerinde psikolojik baskı kurmuş, okul idaresi ise zorunlu din dersine karşı dilekçe veren El ailesini ‘kötü örnek’ aile ilan ederek hedef haline getirmiş.

    Okuldan caddelere, sokaktan markete kadar kendilerini gören bir çok kişinin sözlü tacizine, hakaretine maruz kalan El ailesi, artık tehdit edilmeye başlamış.

    EVİ İŞARETLENEREK ATEŞE VERİLMİŞ

    Hedef haline getirilen El ailesinin yaşadığı mahalledeki evin duvarına, ‘Ateistlere ölüm’ yazıları yazılmış. Bu gelecek tehlikelerin devam edeceğinin bir mesajı olmuş. Bu tehditten kısa bir süre sonra El ailesinin evi bir gece yarısı ateşe verilerek, katledilmek istenmişler. Birkaç dakikalık zaman içerisinde katledilmekten kendi imkanları ile kurtulan El ailesi için artık Eskişehir’de kalmanın imkanları ortadan kalkmış. Aile kısa bir süre sonra İzmir’e taşınmış.

    “OKUL İDARESİ ÜZERİMİZDE BASKI KURMAK İSTEDİ”

    Hüseyin El, diğer inançları ret eden bir noktada olan zorunlu din derslerinden muaf olmaya dair dilekçe verdiklerini ve 13 yıllık sürecin böylece başladığını belirterek, “Okullarda verilen zorunlu din dersi kabul etmediğim bir şeydi. Çocuğumun baskıcı, diğer inançları ret eden bir zorunlu din dersi almasını istemiyordum. Bu yüzden bir mücadele başlattım. Önce Milli Eğitim Müdürlüğü’ne çocuğumun zorunlu din dersinden muaf tutulması için dilekçe verdim. ‘Siz Müslüman değil misiniz? Neden din dersi istemiyorsunuz’ cevabı üzerine nüfus müdürlüğüne başvurarak çocuğumun kimlik hanesine Kızılbaş Alevi yazılması için dilekçe verdim. Kabul etmediler. Mücadeleye başladıktan sonra okuldaki arkadaşları ve okul idaresi çocuğumun üzerinde baskı kurmaya başladılar. Bütün notları pekiyi olduğu halde çocuğumu sınıfta bıraktılar. 2009 yılında Eskişehir yerel mahkemesinde zorunlu din dersine karşı dava açtık ve dava Ankara’ya taşındı. Önce haklı bulunduk, sonradan ise dava ret edildi. 2014 yılında dava Anayasa Mahkemesi’ne taşındı” diye konuştu.

    “BOYKOT ETTİK, GERİ ADIM ATMADIK”

    Kızının dersleri not ortalamasının en yüksek olanı pekiyi olduğunu ve buna rağmen okul idaresi tarafından sınıfta bırakıldığını söyleyen El şöyle konuştu:

    “Bu baskı farklı şekillerde önümüze geldi. Çocuğumun müfredattaki bir dersten notunun oluşmadığını söylediler. Not oluşmadığı gerekçesiyle çocuğumu sınıfta bıraktılar. Çocuğumun dersleri pekiyi ve takdir alan bir çocuk. Ailemizin korkmadan sürekli zorunlu din dersini boykot etmesi onları sürekli rahatsız etti. İlk sınıftan üniversite son sınıfa kadar zorunlu din dersini boykot ettik ve çocuğumuza bu dersi aldırmadık. Dönemin İl Milli Eğitim Müdürü beni çağırarak, ‘Hangi cesaretle dava açıyorsun’ dedi ve yıldırmak istedi. Geri adım atmadık.”

    “KIZIMI DÖVMÜŞLERDİ”

    Çocuğu fiziki saldırılara kadar maruz kalan El, “Okul idaresi çocuğumu ‘kötü örnek oluşturduğu’ gerekçesiyle başka bir okula göndermek istiyordu. Kızım görme engelliydi ve bu engeli ile alay ediliyordu. Yanımda bile çocuğuma küfür ettikleri bile oldu. Hatta okul idaresinin bu saldırılarda payı olduğunu biliyorduk. Bir gün okulda kızımı dövmüşler ve geldiğinde gözü ve yüzü morarmıştı. Alevi toplumu için kızımı ateşe attım. Hiç korkmadık, korkmuyoruz.” ifadelerini kullandı.

    “EVİMİZ İŞARETLENEREK YAKILDI”

    Hedef haline getirilmelerinden sonra evlerinin duvarının işaretlendiğini ve evlerinin yakıldığını ifade eden El, “Yereldeki bir gazeteye bu durumu taşıdık. Alevi bir aileden geldiğimi ve zorunlu din dersi istemediğimiz için üzerimizde baskı yaratıldığını dile getirdik. Yerel gazete ise aksine bizi hedef alarak, provokatif bir başlıkla bizi haber yaptı. Bu haberden sonra küfür, hakaret ve fiziki saldırılara maruz kaldık. Bununla da yetinilmedi evimizin duvarına ‘Ateistlere ölüm’ tehditleri yazılmıştı. Bir gece ise evimiz yakıldı ve ölmekten son anda kendi imkanlarımız ile kurtulduk. Artık Eskişehir’i terk etmek zorunda kaldık. Ne Alevi kurumları ne de sol gruplar bize destek oldu. Karşımızda durdular. Ailemin daha fazla yıpranmaması için İzmir’e taşınma kararı aldım. Bu süreçte depresyon ilaçları kullanmaya başladık. Psikolojik tedavi görüyorduk” diye kaydetti.

    “ANAYASA MAHKEMESİ HAK İHLALİ KARARI VERDİ; AİHM’YE BAŞVURDUK”

    El, 13 yıllık mücadeleleri sonunda 2022 yılında Anayasa Mahkemesi’nin eğitim-öğretimde dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlal edildiğine hükmederek  kendilerine 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiğini aktardı.

    Bu kararı kabul etmediklerini ve davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdıklarını kaydeden El şunları söyledi:

    “2012 yılında İzmir’e taşınmak zorunda kaldık. Narlıdere’de bir okula kaydını yaptırdık. Çocuğumuzun zorunlu din dersine girmeyeceğini, kabul etmeyeceğimizi söyledik. Okul müdürü kararımıza karşı durmadı ve zorunlu din dersi aldırmadık. Dava 2012 yılında Anayasa Mahkemesi’ne gitti. Sonuç için sanki kızımın okulu bitirmesini beklediler. 2022 Anayasa Mahkemesi’nden arayıp kızımın okulunu bitirip bitirmediğini sordular. Okul bittikten kısa bir süre sonra tazminata hükmedildi. Avukatımız bunu kabul etmedi ve AİHM’e başvuruldu. Dava halen devam ediyor.”

    “KORKMAYIN, DAVA AÇIN, BOYKOT EDİN”

    Hüseyin El, ailelere zorunlu din dersini boykot etme ve dava açma çağrısında bulunarak, “Zorunlu din dersi yaşam tarzına bir müdahaledir. İnsanlar korkmasınlar, yılmasınlar, dava açmaktan çekinmesinler. Bizler gibi zorunlu din dersini boykot etsinler. Korkarak bir yere varamayız. Bu, bizi bekleyen tehlikeleri daha da büyütür. Alevi kültürü tehlike altında. Bunların önüne geçmenin, inancımızı koruyabilmenin tek yolu örgütlenmek ve birbirimize sahip çıkmaktır. Korku bizi hiçbir yere vardırmaz. Alevileri tehlikeli bir süreç bekliyor. Aleviler bir yol ayrımında. İçimizdeki çelişkileri çözüp, güçlü bir örgütlülük sağlamalıyız” şeklinde konuştu.

    Hüseyin El son olarak görme engelli kızına manevi olarak sahip çıkılması çağrısında da bulundu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Anadolu Üniversitesi’nin, kılık kıyafet dayatmasına Eğitim Sen’den tepki!

    Anadolu Üniversitesi’nin, kılık kıyafet dayatmasına Eğitim Sen’den tepki!

    PİRHA – Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreterliği, Anadolu Üniversitesinin, üniversite personeline, ‘Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık Kıyafetine Dair Yönetmelik’ dayatmasına tepki gösterdi.

    Akademiyi cinsiyet ayrımcı, muhafazakâr politikalarına göre yeniden dizayn etme uygulamalarının son örneği Anadolu Üniversitesi’nde yaşandı. Anadolu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Süleyman Sözen tarafından üniversite personeline, “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık Kıyafetine Dair Yönetmelik” hükümlerine titizlikle uymaları ve gereken hassasiyeti göstermeleri istenen yazı gönderildi.

    “AKADEMİYİ BASKI ALTINA ALMAYI AMAÇLAMAKTADIR”

    Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreterliği, söz konusu yönetmeliğe dair yazılı açıklama yaparak “Tek tipçi, cinsiyetçi zihniyetinize karşı bilimsel ve demokratik üniversiteleri savunuyoruz” dedi. Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Yazıda yer alan yönetmeliğe göre kadınlardan ‘kolsuz ve çok açık yakalı gömlek, bluz veya elbise ile strech, kot ve benzeri pantolonlar, terlik tipi (sandalet) ayakkabı giymemeleri, etek boyunun dizden yukarı ve eteğin yırtmaçlı olmaması’ istendi. Erkek personelin kılık kıyafeti konusunda ise ‘Elbiseler temiz, düzgün, ütülü ve sade; ayakkabılar kapalı, temiz ve boyalı giyilir. Sandalet veya atkılı ayakkabı giyilmez. Bina içinde ve görev mahallinde baş daima açık bulundurulur.’ denildi.

    Daha önce de örneklerini gördüğümüz, üniversitelere dayatılan kılık kıyafet yönetmelikleri akademiyi disiplin soruşturmaları ve cezalarla yıldırmayı ve bu şekilde baskı altına almayı amaçlamaktadır. Özellikle kadın bilim emekçilerine yönelik uygulanan cinsiyetçi yönetmelik, iktidarın muhafazakâr zihniyetinin bir tezahürü ve kadını sadece muhafazakâr, cinsiyetçi kodlarla algılamasının bir ürünüdür. Totaliter rejimlere has tek tipleştirici bu politikalar, kişilerin nasıl yaşayacaklarına, ne giyip ne giymeyeceklerine müdahale ederek, bireyin özgür iradesini yok saymaktadır. Oysaki bireyin kendi bedeni, kendi kıyafeti üzerinde söz hakkına sahip olması özgürlüğün en temel yasasıdır. İnsan onuru ve kişilik haklarını ihlal eden bu tarz uygulamaların sadece özgür düşüncenin üretildiği yer olması gereken üniversitelerde değil, hiç bir eğitim kurumunda yeri yoktur.

    Üniversite yönetimlerinin cinsiyetçi, ayrımcı ve muhafazakâr politikalarının bir baskı aracı olarak kullandığı cinsiyetçi yönetmelikler akademik özgürlüğe, özgür fikre yönelik bir başka saldırıdır. Eğitim Sen olarak özgür, özerk ve demokratik üniversite mücadelemizi sürdüreceğimizi vurguluyor, eğitim ve bilim emekçilerinin temel hak ve özgürlüklerine yönelik her türlü saldırının karşısında duracağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ali İsmail Korkmaz’ın katledilmesinin üzerinden 9 yıl geçti

    Ali İsmail Korkmaz’ın katledilmesinin üzerinden 9 yıl geçti

    PİRHA-Anadolu Üniversitesi öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’deki Gezi eylemleri sırasında sivil faşistler ve polisler tarafından dövülerek katledilmişti. Ali İsmail Korkmaz, ölümünün yıl dönümünde birçok yerde eylem ve etkinliklerle anılacak. Korkmaz, hayatta olsaydı bugün 28 yaşında olacaktı.

    19 yaşındaki Anadolu Üniversitesi öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’deki Gezi eylemleri sırasında sivil faşistler ve polisler tarafından girdiği sokakta sıkıştırılmış ve dövülmüştü. Polis tarafından darp edildikten sonra eli sopalı faşistler tarafından iki defa daha darp edilmişti.

    Darp edildikten sonra gittiği hastanede tedavi görememiş, ilk tıbbi müdahaleyi ancak 20 saat sonra alabilmişti. Beyin kanaması geçirdiği anlaşılan 19 yaşındaki Korkmaz 38 gün komada kaldıktan sonra 10 Temmuz 2013’te hayatını kaybetti. Ali İsmail Korkmaz, yaşasaydı bugün 28 yaşında olacaktı.

    KATİLLERİ CEZASIZ KALDI

    Ali İsmail Korkmaz’ın ölümü ile ilgili olarak 5’i tutuklu 8 sanık hakkında ‘suç kastıyla kasten adam öldürmek’ suçundan ömür boyu hapis cezası istendi. 21 Ocak 2015 tarihinde görülen davada; polis memuru Mevlüt Saldoğan ‘kasten ölüme sebebiyet vermek’ suçundan 13 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezası ‘sanığın geleceğine etkisi’ göz önüne alınarak 10 yıl 10 aya indirilerek tutukluluk halinin devamına karar verildi. Tutuksuz sanık polis Yalçın Akbulut 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı, aynı gerekçeyle 10 yıl hapisle birlikte tutuklamasına karar verilerek ceza evine gönderildi.

    O sokakta fırıncılık yapan sivil faşistler İsmail, Ramazan Koyuncu ve Muhammet Vatansever ise yaralama suçundan 8’er yıl hapis cezasına çarptırıldılar. Cezaları suça yardım düzeyinde kaldığı için 3 yıl 4 aya indirildi. Diğer polis memurları Şaban Gökpınar ve Hüseyin Engin delil yetersizliğinden beraat ettiler.

    Eskişehir 2. İdare Mahkemesi, İçişleri Bakanlığı’nı Ali İsmail Korkmaz’ın ailesine 57 bin 180 lirası maddi, 650 bin lirası da manevi olmak üzere toplam 707 bin 180 lira tazminat ödemeye mahkûm etti.

    Dava sürecinde duruşmalar ‘güvenlik’ gerekçesiyle Eskişehir’den Kayseri’ye alındı. Her duruşmaya Korkmaz’ın ailesi başta olmak üzere onlarca kişi katılarak sahiplendi. Dava sonucunda sanıkların bir kısmının beraat etmesi bir kısmının ise çok az cezalar alması tepkilere neden oldu. Korkmaz’ın ailesi ‘Bu ülkede adalet yok’ diyerek verilen karara isyan etti.

    ALİ İSMAİL’İN ADI BİRÇOK YERDE YAŞATILIYOR

    Korkmaz’ın ölümü sonrasında Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun (FKF) katkılarıyla Eskişehir’de bir meydana Ali İsmail Korkmaz’ın heykeli dikildi. Fenerbahçe taraftarları ‘Ali İsmail Korkmaz’ marşını besteleyerek çeşitli maçlarda bu marşı söylediler.

    Kadıköy Belediyesi tarafından Rasimpaşa Mahallesi, İskele Sokak’ta bulunan eski bir otopark alanı, parka dönüştürülerek Ali İsmail Korkmaz’ın adı verildi.

    1907 ÜNİFEB Çukurova Üniversitesi örgütlenmesi tarafından Niğde Kemerhisar’da Ali İsmail Korkmaz Hatıra Ormanı yapıldı.

    Hatay Samandağ Belediyesi tarafından ilçe girişinde bulunan bir köprüye Ali İsmail Korkmaz adı verildi.

    Korkmaz ailesi, kurdukları Ali İsmail Korkmaz Vakfı ile öğrencilere, yaşlılara, doğaya, hayvanlara, sanatçılara, esnaflara ulaşan etkinlikler yapıyor ve öğrencilere burs sağlıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Doğan: AYM’nin kararı önemli ama AİHM kararları ile sorunun çözülmesi gerekiyordu

    Doğan: AYM’nin kararı önemli ama AİHM kararları ile sorunun çözülmesi gerekiyordu

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi’nin zorunlu din dersleri ile ilgili olarak hak ihlali kararını değerlendiren Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, AİHM’in geçmişte verdiği kararları hatırlattı. Doğan, “Önemli bir karar tabi. Fakat AİHM kararından sonra bütün yasa ve mevzuatların buna uygun hale getirilmesi gerekiyordu. Ama yapılmıyor. Biz hala iki AİHM kararına rağmen Türkiye içerisinde idare mahkemesi, AYM kararlarıyla uğraşıyoruz” dedi. 

    Anayasa Mahkemesi (AYM) zorunlu din dersiyle ilgili olarak 2014 yılında yapılan bireysel başvuruyu 8 Nisan günü karara bağladı. Eskişehir’de yaşayan Hasan El isimli yurttaş 2009 yılında dördüncü sınıf öğrencisi olan kızının zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf tutulması talebiyle başlattığı hukuk mücadelesini 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. 8 yılın ardından dosya hakkında karar veren yüksek mahkeme hak ihlaline hükmetti. Gerekçeli kararın henüz açıklanmadığı dosyada AYM, “Anayasa’nın 24. Maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan ebeveynlerin eğitim ve öğretimin kendi dinî ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama hakkının ihlal edildiği” yönünde karar verdi.

    “BİZ HALA İDARE MAHKEMESİ VE AYM KARARLARI İLE UĞRAŞIYORUZ”

    Karar sonrası AKP’li bazı milletvekilleri ile gerici medya organları Anayasa Mahkemesi’ni hedef aldı.

    Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan Anayasa Mahkemesi kararını PİRHA‘ya değerlendirdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) geçmiş dönemde verdiği kararları hatırlatan Doğan, “AİHM kararından sonra bütün yasa ve mevzuatların buna uygun hale getirilmesi gerekiyordu. Ama yapılmıyor. Biz hala iki AİHM kararına rağmen Türkiye içerisinde idare mahkemesi, AYM kararlarıyla uğraşıyoruz” dedi.

    “AİHM KARARLARI DOĞRULTUSUNDA ÇÖZÜLMESİ GEREKİYORDU”

    AYM’nin 8 Nisan günü verdiği karar için “Önemli bir karar tabi” yorumunda bulunan Doğan, şunları söyledi:

    “Daha önce 2007 ile 2014’te bununla ilgili AİHM’in vermiş olduğu kararlar vardı. Anayasanın 90. maddesine göre AİHM, AYM’nin de Türkiye yasalarının da üzerinde. AİHM’in hem Eylem Zengin hem de Mansur Yalçın kararlarından sonra zaten Türkiye bunları uygulamak zorundaydı. Biz hala iki AİHM kararına rağmen Türkiye içerisinde idare mahkemesi, AYM kararlarıyla uğraşıyoruz. Bu tabi önemli ama AİHM kararından sonra bütün yasa ve mevzuatların buna uygun hale getirilmesi gerekiyordu. Ama yapılmıyor.

    Hükümetin yapması gereken Alevi toplumunun ihtiyaçları ve yasalar üzerindeki haklarının bu kadar çok zorlanmaması, ülkenin, siyasetin, yargının, toplumun bu kadar gerilmemesidir. Artık davalar ile elektrik paraları olsun, din dersleri olsun, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi olsun bunların hepsinin artık yasalarda Cumhurbaşkanlığının vereceği bir kararname ile kökünden çözülmesi gerekiyor. Yoksa bütün cemevleri tek tek dava açacak. Neden Türkiye toplumuna, devletine, yargısına bunlar reva görülüyor? AİHM’in vermiş olduğu kararlar doğrultusunda bunların hepsi çözülmesi gerekiyor.”

    Barış KOP / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >AYM zorunlu din dersi ile ilgili ‘hak ihlali’ kararı verdi

  • Birleşik İşçi Zemini, ‘İşçi-Emekçi Hükümeti’ programını Eskişehir’de açıkladı

    Birleşik İşçi Zemini, ‘İşçi-Emekçi Hükümeti’ programını Eskişehir’de açıkladı

    PİRHA-Birleşik İşçi Zemini, Eskişehir’de “İşsizlik, yoksulluk, kriz yaratan ekonomik düzene karşı tek çare: İşçi-Emekçi Hükümeti” kampanya programını açıkladı.

    Birleşik İşçi Zemini’nin (BİZ), “İşsizlik, yoksulluk, kriz yaratan ekonomik düzene karşı tek çare: İşçi-Emekçi Hükümeti” başlıklı kampanya programı devam ediyor. İstanbul’un ardından Eskişehir’de de programı açıklayan Birleşik İşçi Zemini, tüm işçi ve emekçilere sınıf mücadelesi çağrısı yaptı.

    Emekçi Hareket Partisi (EHP), Kırmızı Gazete, İşçinin Kendi Partisi (İKEP) ve Emek ve Adalet Platformu’ndan oluşan Birleşik İşçi Zemini, ekonomik krize karşı hazırladığı kampanya programını ilk olarak 12 Ocak’ta İstanbul Şişli’de yapılan basın toplantısında açıklamıştı. Toplantının ardından “İşçi-Emekçi Hükümeti” çalışmaları, pek çok ilde hız kazanmaya başladı. İstanbul, Ankara, Eskişehir ve İzmir’de afişleme ve bildiri çalışmalarıyla işçi ve emekçilere mücadele çağrısı yapıldı.

    Bugün ise “İşsizlik, yoksulluk, kriz yaratan ekonomik düzene karşı tek çare: İşçi-Emekçi Hükümeti” başlıklı kampanya programı Eskişehir’de yapılan basın toplantısında açıklandı. Yapılan açıklamada; dünyada ve ülkemizde sürekli olarak derinleşen ekonomik krize vurgu yapıldı. “Mevcut ekonomik işleyişi halkın yararı yönünde ancak işçi sınıfı hareketi ve meclislerin denetiminde bir işçi-emekçi hükümeti değiştirebilir. Demokrasi ve emekçi düşmanı tek adam rejimine son verebilir ve farklı biçimler altında da olsa anti-demokratik rejimin devam etmesine engel olabilir” denildi. 

    “İŞSİZLİK, YOKSULLUK, KRİZ YARATAN DÜZENE KARŞI İŞÇİ-EMEKÇİ HÜKÜMETİ”

    12 madde altında açıklanan kampanya programı ise şu şekilde:

    1- Ancak işçi sınıfı hareketi ve meclislerinin denetimindeki bir işçi-emekçi hükümeti, işsizlik, yoksulluk ve krizler yaratan mevcut ekonomik işleyişi halkın yararı yönünde değiştirebilir, demokrasi ve işçi sınıfı düşmanı tek adam rejimine son verebilir ve farklı biçimler altında da olsa anti-demokratik rejimlerin devamına engel olabilir.

    2- İşçi emekçi hükümetinde işten çıkarmalar durdurulacak, geniş kamu yatırımları ve iş süresinin 6 saate indirilmesiyle tam istihdam sağlanacak.

    3- Halkın kullanmadığı dış borçlar ödenmeyecek ve IMF ile görüşülmeyecek.

    4- Büyük ölçekteki kar, rant, döviz mevduatı ve servetten artan oranlı vergi alınacak. Döviz mevduatı edinimi sınırlandırılacak.

    5- Asgari ücret, daha sonrasında arttırılmak üzere belirli bir dönemle sınırlı işe başlama ücreti olacak, yoksulluk sınırının üstünde belirlenecek; güvencesiz, sigortasız, taşeron koşullarında çalışılmayacak.

    6- Halka ısınma, ulaşım, iletişim, enerji, su gibi ihtiyaçların temel asgari düzeyi ücretsiz sağlanacak. Halkın temel ihtiyaçlar için kullandığı kredi ve kredi kartı borçları silinecek.

    7- AKP’nin haksız ve usulsüz olarak verdiği müşteri garantili bütün ihaleler iptal edilecek.

    8- Kritik sektörlerdeki kuruluşlar tazminatsız kamulaştırılacak ve dış ticaret bankasının bulunmasıyla birlikte, tek banka sistemine geçilecek.

    9- Ücretlere halkın gözetiminde belirlenen enflasyon oranında her ay zam yapılacak ve toplu sözleşmelerle elde edilen zam bu seviyeye eklenecek.

    10- Ucuzluğu sağlamak için temel ihtiyaçlara yönelik zamlar durdurulacak, bunlardaki vergiler kaldırılacak ve bunların üretimi demokratik-merkezi olarak planlanacak.

    11- Kıtlık tehlikesine karşı, üretimi arttırmak üzere köylülerimiz desteklenecek ve tarımsal ürünlerin arz edilmesinde aracılar devreden çıkarılacak.

    12- Büyümenin yarattığı kaynak, toplumsal ihtiyaçlara göre ve emek gelirlerini arttıracak yönde dağıtılacak.

    (HABER MERKEZİ)