Etiket: esp dersim

  • Erzincan’a sokulmayan ESP heyetinden açıklama: Gerçekleri açıklayın! -VİDEO

    Erzincan’a sokulmayan ESP heyetinden açıklama: Gerçekleri açıklayın! -VİDEO

    PİRHA- Dersim’den Erzincan’a gitmek isteyen ESP heyetinin Erzincan’a girişine izin verilmemesi üzerine, heyet bir açıklama yaptı. ESP Eş Genel Başkanı Beycan Taşkıran, “Burada yaşanan gerçekliğin halkımıza açıklanmasını istiyoruz. Çünkü orada çalışan işçilerden aldığımız bilgilere göre açıklananla gerçeklik arasında çok ciddi farklılıklar var” dedi.

    Mazgirt, Peri (Akpazar) eski Belediye Eş Başkanı Orhan Çelebi ve ESP Eş Genel Başkanı Beycan Taşkıran’ın da aralarında olduğu ESP heyeti, Dersim’den İliç maden faciasının olduğu bölgeye giderken Mutu köprüsünden Erzincan’a geçişlerine izin verilmedi. Daha sonra Erzincan’a geçişine izin verilen heyet Erzincan girişinde tekrar izin verilmeyerek geri çevrildi.

    Mazgirt, Peri (Akpazar) eski Belediye Eşbaşkanı Orhan Çelebi ve ESP Eş Genel Başkanı Beycan Taşkıran burada bir açıklama yaptılar.

    “GİDEN HEYETLER SAKINCALI DENİLEREK ERZİNCAN’A SOKULMUYOR”

    Dün Erzincan’ın İliç ilçesinde yıllardır sürdürülen altın madenciliğinin yapıldığı maden yatağında büyük bir yıkım ve büyük bir katliam gerçekleştiğini vurgulayan Mazgirt, Peri eski Belediye Eş Başkanı Orhan Çelebi, “Erzincan’ın tüm giriş çıkışlarına yasak getirilmiş durumda. Giden heyetler ve insanlar ‘sakıncalı’ denilerek Erzincan’a sokulmuyor” dedi.

    Çelebi şunları kaydetti:

    Bir yıl önce İliç’e gidip orada bu katliamın gelebileceğine dikkat çekmiştik. Bir yıl önce oradaki havuzundaki sızmanın çevreye, nehre ve doğaya verdiği zarardan kaynaklı böylesi büyük bir katliamın yaşanabileceğini, bundan dolayı da derhal maden şirketine verilen ruhsatın iptal edilmesi ve bu katliamın önlenmesini istemiştik. Ama tüm yetkililer buna rağmen buna sessiz kaldılar. Tam tersi maden yatağının genişletilmesi için yeni izinler verildi. Ve bu yeni izinlerle birlikte maden sahası genişletildi. Yapılan bu genişletme sonucunda dün yaşanan büyük katliam ve yaşanan insanlık dramı bizim ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha göstermiştir. Topraklarımızın doğamızın yabancı şirketlere rant ve kar uğruna peşkeş çekilmesini istemiyoruz. Tüm yabancı şirketlerin madenciliğine son verilmesini ve doğamızın korunmasını istiyoruz. Yetkilileri de bu konuda yeni katliamların olmaması için uyarıyoruz.”

    “AÇIKLANANLA GERÇEKLİK ARASINDA ÇOK CİDDİ FARKLILIKLAR VAR”

    ESP Eş Genel Başkanı Beycan Taşkıran ise Dersim’den Erzincan İliç’te yaşanan eko kırımı görmek için yola çıktıklarını ancak geçemediklerini belirterek, “Doğamıza bu kadar zarar vermiş bir şirket sakıncalı değil ama bizler sakıncalı ilan edildik. Bu nedenle kente girişimiz engellendi. ‘Biz 100 milyon dolarlık yatırım yapıp 4 milyar dolarlık kar elde ettik’ diyen firmanın CEO’su sakıncalı değil ama biz sakıncalıyız” diyerek tepki gösterdi.

    Taşkıran şunları ifade etti:

    “Uluslararası tekeller ve işbirlikçileri şu an koruma altına alınmış durumda. Bunu kabul etmiyoruz. Anagold firmasının madeninin hızla kapatılmasını talep ediyoruz. Burada yaşanan gerçekliğin halkımıza açıklanmasını istiyoruz. Çünkü bize gelen bilgiler de durumun çok daha korkunç ve vahim olduğunu söylüyor. Orada çalışan işçilerden aldığımız bilgilere göre açıklananla gerçeklik arasında çok ciddi farklılıklar var. Bizler bu katliamın sonuçlarıyla açıklanmasına ve tabii ki bu sonuçların engellenmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Adalet nöbeti ikinci gününde; Dersim’de 100’den fazla tutuklu ailesi var -VİDEO

    Adalet nöbeti ikinci gününde; Dersim’de 100’den fazla tutuklu ailesi var -VİDEO

    PİRHA- ESP Dersim İl Örgütü ve tutuklu ailelerinin başlattığı adalet nöbeti ve açlık grevi ikinci gününde. ‘Hapishaneler ve görevlerimiz” konulu söyleşide konuşan İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, “Sürgünler var cezaevlerinde. Mesela Dersim’de tutuklu olan bir insanın Dersim’de ya da Elazığ’da değil de Edirne’ye, Ankara’ya ya da Hakkari’ye sürgünü aslında bir tecrittir” dedi. 

    ESP Dersim İl Örgütü ve tutuklu aileleri, hapishanelerde mahpuslara yönelik saldırılara, tecride ve baskılara karşı dayanışmayı yükseltmek ve tutsaklara sahip çıkmak için, dün Dersim ESP il binasında iki günlük adalet nöbeti ve açlık grevi başlatmıştı. Adalet nöbeti kapsamında, bugün de ‘Hapishaneler ve görevlerimiz” konulu bir söyleşi düzenlendi.

    “DERSİM’DE 100’Ü AŞKIN TUTUKLU AİLESİ VAR”

    İki günlük adalet nöbeti ve açlık grevinin temel amacının cezaevlerinde devam eden tecrit, tutsakların karşı karşıya olduğu baskılar ile sorunların çözümüne dair başlatmış oldukları açlık grevlerine ses olmak ve dışarıdaki sesi büyütmek olduğunu belirten Mazgirt Peri (Akpazar) eski belediye başkanı ve tutuklu yakını Orhan Çelebi, söyleşinin açılışında şunları ifade etti:

    “Bugün burada daha çok hapishanelerdeki tutsaklarımızın sorunları ve bu sorunlara karşı bizim dışarıda ne tür görevlerimiz var, bu görevlerimizi hangi koşullarda, nasıl hayata geçirebiliriz üzerine bir söyleşi yapmak istiyoruz. Dersim’de de yaklaşık yüzü aşkın tutsak ailesi olduğunu biliyoruz. Belki daha fazladır Ve bu ailelerimiz aslında kendi içinde çok güçlü, örgütlü bir bağ kurmuş değiller. Bunları da tartışarak onları nasıl bir araya getirebiliriz, hangi koşulları yaratırsak iç dayanışmamızı güçlendirebiliriz. Sorun şu siyasette ya da başka siyasette olması meselesi değil. Sorun hepimizin ortak sorunu olduğu için de en azından bu ailelerimizin ortak sorunlarını bir araya getirip birleştirmek ve bu çalışmayı güçlü bir mevziye dönüştürmek gibi bir amacımızın da olduğunu söyleyebiliriz.”

    “CEZAEVLERİNDE 500’DEN FAZLA AĞIR HASTA TUTUKLU VAR”

    Bugün yüzlerce cezaevinde, onbinlerce insanın katıldığı bir açlık grevi yapıldığını ve bunun cezaevlerinde yaşanan sıkıntıları da dile getirmek için bütünlük içerisinde yürütülen bir açlık grevi olduğunu vurgulayan İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, “Cezaevlerinde yaşanan haksız, hukuksuz uygulamalar çoktur. Sürgünler var cezaevlerinde. Mesela Dersim’de tutuklu olan bir insanın Dersim’de ya da Elazığ’da değil de Edirne’ye, Ankara’ya ya da Hakkari’ye, Van’a sürgünü aslında bir tecrittir. Tecridin boyutları değişiktir. Bu tecritte amaç ailelerinden kopuk olmalarını sağlamaktır. Aileler üzerinde baskı kurmaktır” dedi.

    Cezaevlerinde şu anda 500’ün üzerinde ağır hasta ve 1000’in üzerinde de hasta tutuklu olduğunun altını çizen Solmaz, şunları dile getirdi:

    “Hukukun, adaletin, insan haklarının, doğanın, çevrenin yani bir bütün olarak yaşam hakkının askıya alındığı bir süreçten geçiyoruz. Bu süreci biz dışarıda eğer örgütleyemezsek, baskı unsuru haline getiremezsek ne yazık ki sonuçta ölüm orucuna dönebilecek bir süreç var. Biz bunu dışarıdan baskılarsak, gündeme getirirsek, kamuoyu oluşturursak, aileleri bir araya getirirsek, sivil toplum örgütleriyle bir bütün olarak davranırsak belki bunu o süreçlere evrilmeden ya da o süreçleri yaşamadan, görmeden sonuca erdirmiş olabileceğiz.”

    “SORUN SADECE İÇERDEKİLERİN DEĞİL BÜTÜN TOPLUMUN SORUNU”

    Tutuklulara giderek daha fazla tek tek hücre ve disiplin cezaları verildiğini, politik tutsakların arasına adli tutsaklar konarak hani seslerini birbirlerine ulaştırmalarının engellendiğini belirten ESP Eş Genel Başkan Yardımcısı Beycan Taşkıran, şunları kaydetti:

    “Sorun nasıl çözülür? Sorun dışarıdaki politik mücadelemizin büyümesiyle çözülür. Sorun halkların ve işçi sınıfının birleşik mücadelesiyle çözülür. Sorun tutuklu ailelerimizin ve politik kurumlarımızın etrafında kenetlenerek çözülür. Sorun insan hakları örgütlerimizin bütün demokratik örgütlerimizin tabii ki işçi sınıfının, sendikaların bu sorunda taraf olmasıyla çözülebilir. Bu sorun bütün toplumun Türkiye işçi sınıfı ve halklarımızın sorunu. Sadece içerideki tutsakların sorunu değil.

    “TUTUKLU AİLELERİNİN ÇOK CİDDİ SORUNLARI VAR”

    Bir diğeri tutuklu ailelerimizin çok ciddi ekonomik sorunları var. Sosyal sorunları var. Tutuklu ailelerimizi dönem dönem yan yana getirmek, ihtiyaçlarını ve sorunlarını dinlemek, içerideki sorunların daha geniş bir kamuoyuna yansıması için mekanizmalar kurmak zorundayız. Gerçekten burada hem birbirlerine dokunmaları, yalnız olmadıklarını hissetmeleri hem içerideki sorunları bize daha kapsamlı anlatmaları, bunun kamuoyuna duyurulması sağlanabilir.

    Bir diğeri bir dayanışma fonu oluşturmamız lazım. Çoğu insan kendi başına kalmış durumda. Gerçekten çok ağır ekonomik sorunlar var. Bir diğeri dışarıdan içeriye mektup, faks her türlü biçimde sesimizi tutsaklara ulaştırmamız lazım. Şimdi en çok ifade edilen bu. Bir tane selam, bir tane şiir, bir tane merhaba, gerçekten hayati ve kritik.”

    “İNANCIMIZDA ZULME KARŞI DURMAK VARDIR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya ise şunları belirtti:

    “Çok söze gerek yok. Gerçekten içerisi çok açık ki dışarısından bir daha örgütlü, daha devrimci. İçerisi dışarısından daha sorumlu, daha görevlerinin bilincinde. Bunu içeride kaldığımız süreçte de çok net yaşadık gördük. Bu mücadeleyi desteklemek için herhangi bir siyasal görüşe sahip olmaya gerek yok. İnsan olmak yeterlidir. Demokrat olmak yeterlidir. Ben bir inanç kurum temsilcisi olarak, bir bütün olarak bizim inancımızda zulme karşı durmak vardır. Zulme uğrayanın yanında olmak vardır. Bu nedenle bu vesileyle de insan olan herkesi, insanım diyen herkesi, yani insanlığını yitirmemiş olan herkesi ve özellikle Alevi toplumunu, çünkü bu bir zulümdür. Bu mücadelenin, bu direnişi yanında olmaya çağırıyorum.”

    PİRHA/DERSİM

  • “Topraklarımızda kadına yönelik şiddet düşkünlüktür”-VİDEO

    “Topraklarımızda kadına yönelik şiddet düşkünlüktür”-VİDEO

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Dersim’de, “Erkek devlet şiddeti, haklarımız ve mücadele” konulu panel yapıldı. Panele konuşmacılarından HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 21 yılllık AKP-MHP iktidarı döneminde kadına şiddetin daha da arttığını ve bu sisteme karşı mücadele yürüttüklerini vurguladı.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Dersim’de, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şubesi ile Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Sosyalist Kadın Meclisleri’nin organize ettiği “Erkek devlet şiddeti, haklarımız ve mücadele” konulu panel yapıldı.

    Panele konuşmacı olarak Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu ile Demokratik Alevi Derneği (DAD) yöneticisi Fethiye Yıldırım katıldı. Panelin diğer iki konuşmacısından Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Beycan Taşkıran, Diyarbakır’da gözaltına alındığı ve hala gözaltında tutulduğu için katılamazken, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Bölge Temsilcisi Latife Ulutaş ise Malatya’da dün meydana gelen depremden dolayı katılamadı.

    Panelin açılışında kadın mücadelesinde yaşamını yitiren tüm kadınlar için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    “İNANÇ SİSTEMİMİZDE KADINA VERİLEN DEĞER YÜCEDİR”

    Panelde ilk sözü alan Demokratik Alevi Derneği (DAD) yöneticisi Fethiye Yıldırım, kadına yapılan şiddetin sadece kadına değil, doğa ile başlayan bir şiddet olduğunu ve bu şiddet sarmalının her yönden devam ettiğini, normalde bunun yasalarla önlenmesi gerektiğini ama yasaların yetmediğini, esas olarak zihniyetin değişmesi gerektiğini belirtti.

    Yaşamın en başta evde kadınla başladığını, doğanın da, doğumun da kadınla başladığını ifade eden Yıldırım, “Bir inanç sistemimiz var ki onun içinde kadına verilen değer çok yücedir. Çünkü kadının doğum yoluyla gelen bir Hakk ispatı vardır. Biz böyle bir toplum içinde büyürken nasıl olur da kadın bu kadar zulümle baş başa kalabilir. Raa Haq dediğimiz kendi inancımızda insana dokunmak, öldürmek yasaktır ama maalesef bu vahşi sistem inancımız içindeki bazı erkeklerin de düşkünlüğe düşmesine, eline silah almasına sebep olmuştur” dedi.

    “KADİM TOPLUMLARDA KADIN-ERKEK EŞİTTİR”

    Dersim’e bugün herkesin modern ve kültürel bir kent olarak baktığını ama Dersim’in kendi inancından uzaklaştıkça her şeyin dejenere olduğu gibi cinsiyetler arasındaki eşitliğin de bozulduğunu söyleyen DAD yöneticisi Fethiye Yıldırım ise, “Bizler kadim toplumların devamıyız ve kadim toplumlar içinde kadın erkek eşittir. Doğaya gösterdiğimiz saygının birazı da kadına gösterilse her şey daha iyi olacaktır. Ekolojik denge diyoruz ya ekoloji ile kadın birdir. Siz bir köye giden suyu kestiğinizde oradaki börtü böceğin, karıncanın, ağacın da suyunu kesiyorsunuz. Aynen kadına yapılan saldırı da birdir. Kadınla doğa birdir, nurdur, rahimdir” dedi.

    “KADINLARI KATLEDENLER YASALARLA KORUNUYOR”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu da, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun, 1999 yılında 25 Kasım gününü, toplumda farkındalık yaratmak amacıyla Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak ilan ettiğini hatırlatarak, “Biz bugünü Mirabal kardeşlerle anıyoruz. Onların mücadelesi sonucu bugün kutlanıyor. Onların şahsında bizi bugünlere getiren, bize yol gösteren, güç veren bütün kadın arkadaşları saygıyla anıyoruz” dedi.

    Mücadeleyi sadece bir güne sığdırmadıklarını, bu topraklarda Kürt kadınları başta olmak üzere, sosyalist muhalif kadınların bu mücadeleyi her gün yürüttüğünü, 21 yılllık AKP-MHP iktidarı döneminde kadına şiddetin daha da arttığını ve bu iktidar sistemine karşı da mücadele yürüttüklerini vurgulayan Kordu, şunları kaydetti:

    “Her gün kadınların katledildiğini, yasaların katledenleri koruduğunu, aflar çıkararak cezaevlerinden çıkardığını, haksız tahrik indirimi yaptığını biliyoruz. Oluşturulmuş erkek devlet kodları üzerinden haksız tahrik indirimi hukuki olarak da uygulanıyor.”

    “GÜLİSTAN DOKU NEREDE? ISRARLA SORUYORUZ”

    Şiddetin sosyal, siyasal, ekonomik her alanda yürütüldüğünü, erkek ve devlet şiddetinin beraber, yanyana yürüyen süreçler olduğunu ifade eden Kordu, “Gözaltına alındığımızda çıplak aramadan geçiriliyoruz. Erkek egemen bir kuşatmanın altındayız. Erkeğin kadın üzerinde tahakkümü var. Sokağa hak mücadelesi için çıktığımızda, karşımıza devlet ve onun polisi çıkıyor. Sonra içeri atılıyoruz bu defa da gardiyanlar çıkıyor karşımıza” ifadelerini kullandı.

    “Bizim topraklarımızda şiddet, özel savaş politikalarıyla derinleştiriliyor” diyen Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Gülistan Doku’yu hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Gülistan Doku nerede? Israrla sormaya devam ediyoruz, çünkü bu özel savaş politikasının bir sonucudur. Güvende değilsiniz demek istiyorlar. Doku’nun faillerini koruyorlar. Bu özel savaş politikalarıyla Munzur Üniversitesi’nde birçok kadın öğrenciye ajanlık dayatılıyor, düşürülme politikası izleniyor. Bu kentte uyuşturucu politikası var. Bu kentte insanların evlerine kadar izlendiği bir tecrit politikası uygulanıyor. Bu tecrit politikası en çok kadına karşı uygulanıyor.”

    “TOPRAKLARIMIZDA KADINA YÖNELİK ŞİDDET DÜŞKÜNLÜKTÜR”

    Dersim’de de kadına şiddete karşı mücadeleyi geliştirmek gerektiğinin altını çizen Kordu, “Topraklarımızda hem kimliğimiz, hem inancımıza karşı çok yönlü saldırılar var, özel savaş stratejisinin bir parçası olarak. Buna ilişkin çözüm yollarını daha güçlü oluşturmamız, daha fazla tartışmamız gerekiyor. Kendi itikadımız ve hakikatimizden yola çıkarsak şöyle diyebiliriz. Kadına yönelik şiddet düşkünlüktür topraklarımızda. Kendi inancımızın özü can üzerinde, birlik, eşitlik üzerine kurulmuştur ama bu çok tahrip edilmiştir. Kadın olduğumuz için zaten ayrımcılığa maruz kalıyoruz ama bir de Alevi ve Kürt olduğumuz için de ayrıca bir ayrımcılığa maruz kalıyoruz” dedi.

    “EŞ BAŞKANLIK SİSTEMİNİ GELİŞTİRECEĞİZ”

    HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu, toplumu özgürleştirme politikalarını kadın üzerinden inşa eden bir anlayışa sahip olduklarını belirterek “Burada bir özgürleşme gelişmediği sürece eşitlik de mümkün değildir. Eş başkanlık politikasını bu amaçla geliştiriyoruz ama buna karşı da büyük bir saldırı var. Eş başkanlık sistemi politikada, yaşamın her alanında, kadının kendisini kadın bakış açısıyla inşa edeceği bir sistemdir. Sadece sembolik bir şey değildir. Eş başkanlık sistemimizi her alanda ısrarla geliştirmeye çalışacağız ve mücadelesini sürdüreceğiz” dedi.

    Konuşmacılardan sonra salonda bulunan kadınlara söz hakkı verildi. Panel, Hıdır Taş ve Sinan Taş’ın verdiği müzik dinletisiyle son buldu.

    PİRHA/DERSİM