PİRHA- Kırklareli’nin Kofçaz ilçesine bağlı Topçular Köyü’nde düzenlenen Topçu Baba Anma Programı, bu yıl da yoğun katılımla gerçekleştirildi. Yaklaşık bin kişinin katıldığı etkinlikte Alevi-Bektaşi ve Bedreddini geleneğinin ortak hafızası, birlik ve dayanışma mesajlarıyla yaşatıldı.
Kırklareli’nin Kofçaz ilçesine bağlı Topçular Köyü’nde bulunan Topçu Baba Türbesi’nde geleneksel olarak düzenlenen Topçu Baba Anma Programı bu yıl da geniş katılımla gerçekleştirildi. Trakya’nın farklı kentlerinden gelen canların buluştuğu etkinlikte, Topçu Baba şahsında Alevi-Bektaşi ve Bedreddini geleneğinin tarihsel mirası anıldı. Yaklaşık bin kişinin katıldığı program boyunca birlik, dayanışma ve ortak hafızanın korunması mesajları öne çıktı.
TOPÇU BABA’NIN MİRASI YAŞATILIYOR
Topçu Baba’yı Anma Kültür ve Sanat Derneği ile Alevi Bektaşi Federasyonu’nun katkılarıyla gerçekleştirilen etkinlikte konuşan kurum temsilcileri, Topçu Baba’nın Trakya ve Balkanlar’daki Alevi-Bektaşi ve Bedreddini geleneğinin önemli yol önderlerinden biri olduğunu vurguladı.
Topçu Baba’yı Anma Kültür ve Sanat Derneği adına yapılan konuşmada, Alevilerin birlik içerisinde hareket etmesinin önemine dikkat çekildi. Topçu Baba’nın yalnızca bir ziyaretgahın adı olmadığı, aynı zamanda bölgedeki inanç ve kültür mirasının önemli taşıyıcılarından biri olduğu ifade edildi. Dernek yöneticileri, Topçu Baba’nın bıraktığı mirası gelecek kuşaklara aktarmak için çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti.
ALEVİ KURUMLARINDAN BİRLİK ÇAĞRISI
Programda söz alan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Çakır ve ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan da anmaların toplumsal hafızanın korunması açısından önemli olduğuna işaret etti. Yapılan konuşmalarda, Bedreddini ve Bektaşi geleneğinin Trakya’nın kültürel dokusunun ayrılmaz parçalarından biri olduğu belirtilerek, bu zenginliğin yaşatılmasının önemine vurgu yapıldı.
Mustafa Aslan konuşmasında, her yıl büyüyen katılımın memnuniyet verici olduğunu ifade ederek, türbeye ulaşımı sağlayan yolların iyileştirilmesi ve etkinlik alanının daha uygun koşullara kavuşturulması yönündeki taleplerini de dile getirdi.
SEMAHLAR VE DEYİŞLERLE ANILDI
Gün boyu süren etkinliklerde halk ozanları ve semah ekipleri sahne aldı. Halk ozanı Ali Bali’nin seslendirdiği deyişler katılımcılar tarafından ilgiyle dinlenirken, Topçu Baba Cem Evi bağlama kursu öğrencileri Sare İnan ve Tuana Mercan da sahne aldı.
Edirne Cem Evi Semah Ekibi, Silivri Cem Evi Semah Ekibi, Hubyar Semah Ekibi ve Topçu Baba Cem Evi Semah Ekibi’nin gösterileri etkinliğin en dikkat çekici bölümleri arasında yer aldı. Semahlar sırasında alanda duygusal ve coşkulu anlar yaşandı.
Sanatçı Şenol Akdağ’ın seslendirdiği deyişler de katılımcılardan büyük ilgi gördü. Akdağ’ın Kırmancki seslendirdiği bir deyişin alanda coşkuyla karşılanması, etkinliğin dikkat çeken anlarından biri oldu.
TRAKYA’NIN ORTAK HAFIZASI
Katılımcılar, Topçu Baba’nın Trakya’daki Alevi-Bektaşi ve Bedreddini geleneğinin önemli simgelerinden biri olduğunu belirterek, bu tür buluşmaların yalnızca bir anma değil aynı zamanda kültürel hafızanın ve toplumsal dayanışmanın yeniden üretildiği alanlar olduğuna dikkat çekti.
Program, lokma ve kurban paylaşımının ardından sona erdi. Yaklaşık bin kişinin katıldığı etkinlik boyunca birlik, kardeşlik ve dayanışma mesajları öne çıkarken, Topçu Baba Türbesi bir kez daha farklı kuşaklardan canları aynı meydanda buluşturdu. Katılımcılar, bu yılki anmanın önceki yıllara göre daha yoğun bir katılımla gerçekleştiğini belirterek, Topçu Baba geleneğinin gelecek yıllarda da aynı coşkuyla yaşatılacağını ifade etti.
PİRHA- Dersim, anlamlı bir kültürel buluşmaya ev sahipliği yaptı. 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı vesilesiyle Gola Çeto Parkı’nda bir araya gelen çocuklar, ana dillerinin zenginliğini sanat ve oyunla harmanlayarak kutladı. Zarok Ma Çocuk Atölyesi ve KESK Bileşenleri tarafından organize edilen etkinlikte, çocukların ana dilleriyle kurdukları bağın güçlendirilmesi hedeflendi.
BOYAMA VE RİTİMLE DİLLENEN ÇOCUKLUK
Etkinlik alanı, çocukların hayal güçlerini yansıttıkları renkli bir atölyeye dönüştü. Kurmancî ve Kirmanckî dillerinde söylenen ezgiler eşliğinde gerçekleştirilen boyama etkinliği, çocuklara dillerini müziğin ve görsel sanatın içinde deneyimleme fırsatı sundu. Boyama atölyesinin ardından düzenlenen ritim çalışması ise parkta coşkulu anlar yaşattı; çocuklar öğrendikleri ritimlerle oyunlarını sergilerken keyifli vakit geçirdi.
“DİL EĞİTİM ALANLARINDA DA YAŞAMALI”
Programın sonunda velilerin de katılımıyla çekilen halaylar, kutlamayı toplumsal bir dayanışma şölenine dönüştürdü. Etkinlikte söz alan Zarok Ma Çocuk Atölyesi’nden Helin Kılıçaslan ve Dersim KESK adına Şahin Karabulut, ortak bir mesajın altını çizdi: Ana dilin sadece kültürel etkinliklerle sınırlı kalmaması, eğitim süreçlerine ve okul sıralarına da dahil edilmesi gerekliliği.
Kılıçaslan yaptığı konuşmada, “Çocukların kendi ana dillerini öğrenmesi, dille buluşması ve bu dille sanat üretmesi bizim için çok kıymetli. Bizler kendi mecralarımızda bu çalışmayı yürütüyoruz ancak bu tür pratiklerin eğitim alanlarında da olması şart,” ifadelerini kullanarak ana dilinde eğitimin önemine dikkat çekti.
Dersim’in doğasıyla bütünleşen Gola Çeto Parkı’ndaki bu etkinlik, çocukların ana dillerine sahip çıkma bilinciyle ve çekilen büyük halayla sona erdi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kumluca Şubesi, “Sözün, Sazın ve Yolun Buluştuğu Gece” başlığıyla hafızalarda iz bırakan bir konser düzenledi. Pir Sultan Abdal’dan Aşık Mahzuni Şerif’e uzanan deyişlerin yankılandığı gecede, birlik ve dayanışma mesajları öne çıktı.
Kumluca Mehmet Akif Ersoy Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinliğe; PSAKD Altınova Şube Başkanı ve Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, şube yöneticileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAK İÇİN HER ŞARTI ZORLUYORUZ”
Gecenin açılış konuşmasını yapan PSAKD Kumluca Şube Başkanı Aysun Aracı Özüdoğru, şubenin 1,5 yıllık kısa geçmişine rağmen önemli çalışmalara imza attığını belirtti. Özüdoğru, ilçedeki ikinci konserlerini düzenlediklerini hatırlatarak şunları söyledi:
“Bu kısa sürede öğretiden cemlere, bağlama kurslarından anma gecelerine kadar her alanda var olmaya çalıştık. Kumluca’da bir Cemevi ve Kültür Merkezi artık zaruri bir ihtiyaçtır. Belediye nezdinde sürecin takipçisiyiz. Bizim yolumuz haksızlığa karşı durmanın, zalime boyun eğmemenin yoludur.”
Özüdoğru ayrıca, PSAKD’nin öz gücüyle Hacıbektaş’ta büyük bir dergâh edindiğini müjdeleyerek, “Emek olmadan yaşam, dayanışma olmadan umut büyümez,” dedi.
“KUMLUCA’DA PİR SULTAN BAYRAĞININ DALGALANMASI ÇOK KIYMETLİ”
PSAKD Genel Yönetim Kurulu adına söz alan Adnan Arslan ise konuşmasına Anneler Günü’nü kutlayarak başladı. Kumluca şubesinin çalışmalarını takdirle karşıladıklarını belirten Arslan, “Kumluca gibi bir yerde Pir Sultan Abdal’ın bayrağının dalgalanması bizler için çok kıymetli. Bu mücadeleyi daha da büyüteceğiz,” ifadelerini kullandı.
USTA İSİMLER VE GENÇ YETENEKLER AYNI SAHNEDE
Konuşmaların ardından sahne, müziğin ve deyişlerin gücüne bırakıldı. Gecede ilk olarak şube bünyesinde yetişen kursiyerler performans sergiledi. Ardından, aralarında akademisyen ve ustaların da bulunduğu zengin bir sanatçı kadrosu dinleyicilerle buluştu.
Konserde sahne alan isimler: Dr. Ali Özden (Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi), Ozan Dertli Divani, Mehmet Güleç. Yusuf Özüdoğru, Adem Kepez, Seçki Işıldak, Kulcan İlyas Şimşek, Baba Süleyman Demir
PİRHA- Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, düzenlediği özel etkinlikle üyeleri ve anneleri bir araya getirdi. Paylaşılan lokmalar ve söylenen deyişlerle gönül köprülerinin kurulduğu günde, anneliğin kutsiyeti ve kadının toplumdaki yeri vurgulandı.
LOKMALAR PAYLAŞILDI GÖNÜLLER BİR OLDU
Etkinlik, canların getirdiği lokmaların hep birlikte paylaşıldığı samimi bir sohbet sofrasıyla başladı. Paylaşım kültürünün ön planda olduğu buluşmada, Anneler Günü’nün anlam ve önemi üzerine derinlikli sohbetler gerçekleştirildi.
Günün anlam ve önemine dair konuşma yapan Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Murat Yıldırım, anneliğin sadece biyolojik bir süreç olmadığını vurguladı. Yıldırım, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Annelerimiz; doğuran, üreten ve büyüten yanıyla toplumumuzun en sağlam temelidir. Türk toplumunda kadının yeri ve önemi kadimden beri sarsılmaz bir gerçektir. Şunu unutmamalıyız ki; doğuran ya da doğuramayan, yüreğinde annelik sevgisi taşıyan herkes annedir. Annelik yalnızca biyolojik değil, yürekten gelen bir bağdır.”
Etkinlikte sahne alan ozan Yusuf Taştelen, anneler için seslendirdiği türküler ve deyişlerle katılımcılara duygu dolu anlar yaşattı. Ozanın ezgileriyle renklenen programda, annelere vakıf tarafından hazırlanan küçük hediyeler takdim edildi.
“HAKKA YÜRÜYEN ANNELERİMİZİN DEVRİ DAİM OLSUN”
Vakıf yönetimi, yayınladığı kutlama mesajında tüm kadınların Anneler Günü’nü kutlarken; aramızdan ayrılan anneleri de unutmadı:
“Başta annelerimiz olmak üzere; yüreğinde annelik sevgisi taşıyan, kalpten anne olan herkesin Anneler Günü kutlu olsun. Hakka yürüyen annelerimizin devri daim olsun.
PİRHA- SEVDER’in 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlediği etkinlikte konuşan gazeteci Esra Çiftçi, kadınların tarih boyunca yalnızca kendi hakları için değil toplumun hafızasını, adalet duygusunu ve yaşam iradesini korumak için mücadele ettiğini söyledi. Çiftçi, kadınların direnişinin toplumsal vicdanı uyandıran bir güç olduğunu vurguladı.
Sevdilli ve Çevre Köyleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (SEVDER), 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir etkinlik düzenledi. Etkinlikte konuşmacı olarak gazeteci Esra Çiftçi yer alırken, program sanatçı Gülten Benek’in dinletisiyle sona erdi. Konuşmasında kadınların tarihsel direnişine dikkat çeken Çiftçi, kadınların mücadelesinin yalnızca hak arayışı değil aynı zamanda toplumsal hafızayı ve özgürlük iradesini koruma mücadelesi olduğunu ifade etti.
Kadınların tarih boyunca sadece kendi hakları için değil, toplumun, kültürün ve yaşamın kendisi için mücadele ettiğini ifade eden Çiftçi, bu mücadelenin geçmişte kalmış bir hikâye olmadığını söyledi.
“Dersim’den Maraş’a, Çorum’dan Sivas’a kadar bu coğrafyada kadınlar yalnızca varlıklarını korumadı aynı zamanda adaleti, özgürlüğü ve yaşam hakkını savundu” diyen Çiftçi, kadınların direnişinin toplumsal vicdanı harekete geçiren bir güç olduğunu dile getirdi.
“ÖRGÜLER SESSİZ BİR HAYKIRIŞA DÖNÜŞÜYOR”
Konuşmasında Kürt kadınlarının son dönemde gerçekleştirdiği saç örme eylemine de değinen Çiftçi, bu eylemin güçlü bir sembolik anlam taşıdığını belirterek, “Sadece saçlarını örüyorlar ama o örgüler sessiz bir haykırışa dönüşüyor. Bu küçük gibi görünen eylem dünyanın dört bir yanında yankı buldu ve kadınların bedenleriyle verdikleri direnişin sembollerinden biri haline geldi” ifadelerini kullandı.
“KADIN YALNIZCA AİLE İÇİNDE DEĞİL, TOPLULUK İÇİNDE DE HAFIZANIN TAŞIYICISIYDI”
Çiftçi, kadınların saçlarının kesilmesinin tarih boyunca bir aşağılama ve kontrol yöntemi olarak kullanıldığını hatırlatarak, özellikle 1938 Dersim sürecinden sonra kadınların saçlarının kesilmesinin kimliği ve hafızayı hedef alan bir politika olduğunu söyledi.
“Dersim’de kadın yalnızca aile içinde değil, topluluk içinde de hafızanın taşıyıcısıydı. Saçına dokunmak aslında belleğe dokunmaktı” diyen Çiftçi, bu uygulamaların sonraki dönemlerde de farklı biçimlerde devam ettiğini belirtti.
12 Eylül askeri darbesi sırasında cezaevlerinde kadınların saçlarının zorla kesildiğini hatırlatan Çiftçi, bunun resmî olarak disiplin gerekçesiyle açıklansa da gerçekte itaat üretmeyi amaçladığını ifade etti. Çiftçi, 1990’lı yıllarda gözaltı merkezlerinde ve cezaevlerinde saç kesme tehdidinin kadınlara yönelik sistematik bir sindirme yöntemi olarak kullanıldığını da söyledi.
IŞİD’in özellikle Kürt kadınlarını hedef alan saldırılarına da değinen Çiftçi, bu saldırıların kadınların özne olma iradesini hedef aldığını belirterek şöyle konuştu:
“Kadına yönelik saldırı bedene yönelmiş gibi görünse de aslında kolektif bir varlığa yöneliktir. Bu nedenle kadınların saçlarını örmesi kesintiye uğratılmak istenen şeyi yeniden kurma iradesidir. Koparılmak istenene bağ ekler, yalnızlaştırmaya karşı temas üretir.”
İran’da Mahsa Amini’nin öldürülmesinin ardından kadınların başlattığı protestolara da değinen Çiftçi, “Jin, Jiyan, Azadî” sloganının yalnızca bir slogan değil, bir yaşam iradesi olduğunu söyledi.
“DAYANIŞMAYI BÜYÜTTÜ!”
Çiftçi, İran’da kadınların saçlarını kamusal alanda kesmesinin rejimin beden üzerindeki mutlakiyet iddiasına karşı bir reddiye olduğunu belirterek, Rakka sonrasında ortaya çıkan saç örme eylemlerinin ise şiddetin mantığını bozarak dayanışmayı büyüttüğünü dile getirdi.
Konuşmasında Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara da değinen Çiftçi, 7 Mart’ın Suriye’de Alevi kadınların, çocukların ve yaşlıların hedef alındığı katliamın yıldönümü olduğunu hatırlattı. Çiftçi, 2025 yılında yaşanan saldırılarda kadınların kaçırıldığını, tehdit edildiğini ve cinsel şiddete maruz bırakıldığını ifade etti.
Şengal’de Ezidi kadınlara yönelik saldırıları da hatırlatan Çiftçi, tarih boyunca kadınların zulme boyun eğmediğini vurguladı.
“KADINLARIN MÜCADELESİ ÖZGÜRLÜĞÜN, ADALETİN VE HAYATIN MÜCADELESİDİR”
Kadınların yalnızca kendi kimliklerini değil aynı zamanda toplumu, kültürü ve yaşamı savunduğunu belirten Çiftçi, “Kadınların mücadelesi sadece kadınların mücadelesi değildir. Bu, özgürlüğün, adaletin ve hayatın mücadelesidir” dedi.
Kadınların dayanışmasının toplumsal değişimin en güçlü kaynaklarından biri olduğunu söyleyen Çiftçi, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Kadınları korumak bir toplumu modern göstermez. Kadınlarla eşit bir hayat kurmak o toplumu gerçekten insan yapar. 8 Mart, kadınların korkuyla değil özgürlükle, sessizlik değil sözle var olduğu bir geleceğe tutulan ısrarın adıdır.”
Konuşmasının sonunda kadın direnişinin tarihsel sembollerini anan Çiftçi, “Ana Fatma’dan Zarife Hatun’a, Mahsa Amini’ye kadar direnen tüm kadınların mirasıyla bugün buradayız. Onlar bize direnmeyi öğretti. Bugün biz de onların yolundan gidiyoruz” dedi.
PİRHA-Bornova Cemevi Pir Sultan Abdal Derneği Kadın Meclisi, düzenlediği etkinlikte “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz. Kadınların yaşam hakkından vazgeçmiyoruz” dedi.
Bornova Cemevi Pir Sultan Abdal Derneği Kadın Meclisi, İzmir’de kadın mücadelesine adanmış anlamlı bir program düzenledi. Etkinlikte açılış konuşmasını Kadın Meclisi üyesi Fidan Hardal gerçekleştirdi.
Hardal, konuşmasına tüm katılımcıları sevgi ve saygıyla selamlayarak başladı. “Bugün burada çok güçlü ve anlamlı bir başlıkla bir aradayız: ‘İzmir Kadın Mücadelesinde İz Bırakan Kadınlar’” diyen Hardal, etkinliğin sadece geçmişin emeğine saygı değil, bugün süren adaletsizliklere karşı yükseltilmiş bir itiraz olduğunu vurguladı.
“GÜLİSTAN DOKU NEREDE?”
Konuşmasında kadınların hala evde, işte, sokakta ve okulda güvensiz bir ortamda yaşadığını belirten Hardal, her gün bir kadının erkek şiddetiyle yaşamını yitirdiğini dile getirdi. Kadın cinayetlerinin önlenebilir olduğunu ancak önlenmediğini söyleyen Hardal, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının kadınların değil, şiddetin korunması anlamına geldiğini vurguladı.
Hardal, “Bizler buradan bir kez daha söylüyoruz: İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz. Kadınların yaşam hakkından vazgeçmiyoruz” dedi ve Gülistan Doku’nun akıbetinin açıklanmasını talep etti. “Gülistan Doku nerede?” sorusunun cevabı bulunana kadar mücadelenin süreceğini belirtti.
“ALEVİ KADINLAR ÇİFTE AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYOR”
Alevi kadınlarının hem kadın oldukları hem de inançları nedeniyle çifte ayrımcılığa maruz kaldığını hatırlatan Hardal, Alevi kadın mücadelesinin hem inanç özgürlüğü hem de kadın özgürlüğü mücadelesi olduğunu ifade etti.
Etkinlikte İzmir kadın hareketine emek vermiş, bedel ödemiş kadınlar bir araya geldi. Hardal, Türkan Miçoğulları, Nazik Işık, Ebru Dinçel ve moderatör Sevim Korkmaz Dinç’e teşekkürlerini iletti. Ayrıca programın gerçekleşmesinde emeği geçen NA Yayınları’na da özel bir teşekkür sundu.
Konuşmasını, “Kadınların özgür olmadığı bir toplumda kimse özgür değildir. Kadınların susturulduğu bir yerde adalet olmaz. Biz bu yolun yanında değil, tam ortasında durmaya devam edeceğiz” sözleriyle tamamlayan Hardal, buluşmanın hafızayı diri tutmasını ve mücadeleyi güçlendirmesini diledi.
PİRHA – Dersim’in direniş önderi Seyit Rıza ve yoldaşları, idamlarının 88. yılında Avrupa’nın farklı kentlerinde düzenlenecek etkinliklerle anılacak. Anmalar, Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) öncülüğünde, Alevi kurumlarının işbirliğiyle “Barışın Öznesi, Demokratik Toplumun Güvencesiyiz” şiarıyla gerçekleştirilecek.
Anma etkinlikleri 13–16 Kasım tarihleri arasında Zürih, Cenevre, Stuttgart, Paris, Viyana ve Almanya’nın çeşitli kentlerinde eş zamanlı olarak yapılacak.
13 Kasım, Zürih: St. Jacob Kilisesi önü, 18.00 – Seyit Rıza ve yoldaşları anısına deyişler ve ağıtlar.
13 Kasım, Cenevre (FEDA Dersim İnşa Kongresi): Birleşmiş Milletler önü, 16.30 – “Dersim için adalet, hafıza için direniş” temalı anma.
14 Kasım, Stuttgart: 17.00–19.00 – Gülbeng, sinevizyon gösterimi ve “Tertele Ağıtları”. Öne çıkan konu: “Seyit Rıza ve Yoldaşlarının Mezarları Nerede?”
15 Kasım, Paris: Pir Sultan Abdal Dergâhı, 14.00 – Dersim direniş geleneği ve Alevi hafızasında adalet temalı etkinlikler.
15 Kasım, Viyana (AAKM): 14.00 – Panelistler İmam Canpolat ve Cuma Tak, ağıtlar ve söyleşiler.
16 Kasım, Almanya’da eşzamanlı anmalar: Leverkusen, Dortmund, Mannheim ve Freiburg’ta sinevizyonlar, paneller ve müzik performanslarıyla anmalar gerçekleştirilecek.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), anmaların yalnızca geçmişi hatırlamak için değil, hakikatle yüzleşme ve adalet talebini sürdürmek amacıyla gerçekleştirildiğini vurguladı. Açıklamada,
“Dersim’in sesini susturamazsınız; bugün o ses Avrupa’nın dört bir yanında yeniden yankılanıyor. Hakikat, adalet ve onurlu barış için mücadelemiz sürüyor. Seyit Rıza’nın mirası, halkların eşitliği ve onurlu barış talebidir” ifadelerine yer verildi.
PİRHA-Dersim’in Geyiksuyu köyünde, madencilik projelerine karşı tiyatro, sinevizyon ve müzik etkinliği düzenlendi. Siyasi iktidarın izniyle maden şirketlerinin Dersim doğasına saldırı için dört koldan saldırı girişimleri içerisinde olduğunu belirten Geyiksuyu Çevre Köyleri Sosyal Yardımlaşma ve Doğayı Koruma Derneği Başkanı Alişan Çelik, “Geyiksuyu’nda verilecek mücadele aynı zamanda Cevizlidere, Tağar Çayı, Sekasur’daki mücadeleyi de pekiştirecektir. Bu mücadelenin başarısı ve olmazsa olmazı örgütlü birlik ve beraberliktir” dedi.
Dersim’in Geyiksuyu köyünde, Geyiksuyu ve Çevre Köyleri Doğayı Koruma Platformu tarafından, madencilik projelerine karşı Geyiksuyu Kültür Merkezi ve Cem Evi Derneği’nde ‘Geyiksuyu’nda doğa, yaşam ve tiyatro buluşması’ şiarıyla etkinlik düzenlendi.
Etkinlikten önce davul, zurna eşliğinde halaylar çekildi.
“BİZLER DOĞAYI KUTSAL, YAŞAMI HAK BİLİRİZ”
Düzenlenen etkinliğin temasının yaşam ve doğa olduğunu belirten Geyiksuyu Kültür Merkezi ve Cem Evi Derneği Yöneticisi Sevgi Aydın, “Bizler doğayı kutsal, yaşamı hak biliriz. Yaşam alanlarımızı korurken, kutsal ziyaretlerimizi de korumaktayız. Bu da ibadetlerimizle ters değildir, Yol’umuzun özüne uygundur. İbadetlerimiz her daim hak ettiği saygıyla sürecek ve kültürümüz de muhabbetle yaşamaya devam edecek” dedi.
“MÜCADELENİN BAŞARISI ÖRGÜTLÜ BİRLİK VE BERABERLİKTİR”
Siyasi iktidarın izniyle maden şirketlerinin Dersim doğasına saldırı için dört koldan saldırı girişimleri içerisinde olduğunu belirten Geyiksuyu Çevre Köyleri Sosyal Yardımlaşma ve Doğayı Koruma Derneği Başkanı Alişan Çelik, “Geyiksuyu, Sin, Cevizlidere, Tağar Çayı, Sekasur ve birçok alan ruhsatlandırılmıştır. Devlet bürokrasinin duygularımızı okşamalarına asla kanmayalım, temkinli yaklaşalım. Çünkü onlar iktidarın yereldeki uygulayıcısıdır. İhanet edenler toplumumuzda dışlanacaklardır. Elbette onurlu halkımızın bir tas çorbaya tevazu edeceğine inanmıyoruz. Aç ve açıkta kaldığımız dönemlerde de diz çökmedik, diz çökmeyeceğiz. Katil maden şirketlerinin haram lokmaları halkımız tarafından kabul görmeyecektir. Biz Dersim’de doğamızı savunurken yalnızca kendimizi değil bir bütün olarak tabiatı ve yaşam alanlarımızı bizden sonraki kuşakların haklarını da savunuyoruz. Geyiksuyu’nda verilecek mücadele aynı zamanda Cevizlidere, Tağar Çayı, Sekasur’daki mücadeleyi de pekiştirecektir. Bu mücadelenin başarısı ve olmazsa olmazı örgütlü birlik ve beraberliktir” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Arêyê Kay tiyatro grubunun oyunu, sinevizyon gösterimi ve müzik dinletisi yapıldı.
PİRHA- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Diyarbakır’da organize edilen ‘Türkmenhacı Anma Etkinliği’ programına tepki gösteren Dede Kargın Ocağı Dedelerinden Musa Kargın, “Yolumuzu asimile edecek tür etkinlikler bizim inancımızın dışında olduğundan dolayı ben bir Alevi dedesi olarak onaylamıyorum ve tasdik etmiyorum” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı 9-10 Mayıs tarihlerinde Dicle Üniversitesi ile Diyarbakır Altınakar köyünde ‘Türkmenhacı Anma Etkinliği’ düzenliyor. Alevi örgütlerinin ve Alevi kamuoyunun reddettiği Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın organize ettiği bu etkinliğe ayrıca Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) ve Tahtacı Dernekleri Federasyonu’da katılıyor.
Dede Kargın Ocağı Dedelerinden olan ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi’nde hizmet yürüten Musa Kargın, anma etkinliğini düzenleyen Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na tepki gösterdi.
“YOLUMUZU ASİMİLE EDİYOR, ONAYLAMIYORUM”
Musa Kargın Dede, anma etkinliğinin asimilasyonu hedeflediğine vurgu yaparak, “Bir Alevi dedesi olarak, elbette ki bizim yaşadığımız coğrafyalarda kendi çıkarları için bir Alevi köyünde yolumuzu asimile edecek davranışlar ve yahut da bu tür etkinlikler bizim inancımızın dışında olduğundan dolayı ben bir Alevi dedesi olarak onaylamıyorum ve tasdik etmiyorum” diye konuştu.
“DIŞARIDAN GELEN BİZİM İNANCIMIZA UYMUYOR”
Dışarıdan zorla Alevilik inancı içerisine sokulmak istenenin kabul görmeyeceğini ifade eden Musa Kargın Dede, “Çünkü bizim kültürümüz, bizim inancımız kendi içimizde mevcuttur. Dışarıdan gelen hiçbir şey bizim kültürümüze, inancımıza uymadığından dolayı ben tasvip etmiyorum, taraftar değilim yani. Ondan dolayı, “Gönül kalsın, yol kalmasın” diye bir tabir vardır. Bizim yolumuz elbette ki ulu bir yoldur. Bizim yolumuza karşı yapılan yanlışlıkların ben her zaman için önündeyim. Bir Alevi dedesi olarak da yolumuzun gerçekleri neyse ona uymak zorundayız. Kim olursa olsun, dede de olsa buna tabi olacaktır. Kendi çıkar ve kendi doğrultularından herhangi bir şeyi uygulamaya hakkı yoktur. Allah eyvallah can varlıktır” dedi.
PİRHA-PSAKD Esenler Şubesi, dernek binasında kahvaltı etkinliği düzenledi. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Bu ülkede adaletle yaşayamıyoruz, bu yüzden özlediğimiz barışa kavuşamıyoruz. Bizim demokrasiden, adaletten ve barıştan yoksun oluşumuz bütün yaşantımızı etkiliyor ve korkunç bir yoksulluk ile de boğuşmak zorunda kalıyoruz” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Esenler Şubesi, dernek binasında kahvaltı etkinliği düzenledi. Etkinliğe PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, PSAKD Esenler Şubesi yöneticileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
“ARTIK OKULLARDA İMAMLAR DERS ANLATIYOR”
Türkiye’de adaletin olmadığını söyleyen PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Bu yüzden özlediğimiz barışa kavuşamıyoruz. Bizim demokrasiden, adaletten ve barıştan yoksun oluşumuz bütün yaşantımızı etkiliyor ve korkunç bir yoksulluk ile de boğuşmak zorunda kalıyoruz. Demokrasinin olmadığı bir yerde örgütlenme hakkı da olmuyor. Emekliler ve asgari ücretle çalışanlar geçim sıkıntısı yaşıyor, gençler ise hangi ülkeye gitsem diye arayış içerisine giriyor. Çocuklarımız halen okullarda zorunlu din derslerine tabi tutuluyor. Bütün okullar imam hatipleşmiş durumda. Ne yazık ki artık okullarda imamlar ders anlatıyor” diye konuştu.
PİRHA – Sinema Yönetmeni Lisa Çalan, 37 kişiyle beraber İstanbul’da yaptıkları ilk toplantıda “Sanat için Özgürlük İnisiyatifi” adını verdikleri yeni bir örgütlenmeyi başlattıklarını söyledi. Çalan, Özgürlük için Sanat İnisiyatifi’nin 5-6 Ekim’de yapacağı etkinliğin temel hedefinin mevcut iktidarın politikaları olduğunu da ifade ederek, etkinliğin bir çalıştay ve konferans değil buluşma olacağını kaydetti.
Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, 5-6 Ekim’de Şişli Nâzım Hikmet Kültür Merkezinde “Mevcut İktidarın Kültür Politikaları: Sansür-Otosansür Baskısında Kültürel Kapan” başlıklı bir çalıştay düzenliyor.
Yazar, hukukçu, akademisyen, sanatçı ve gazetecilerin yer alacağı etkinliğin 5 Ekim’deki programında “Kültürel Üretimde Baskının Biçimleri”, 6 Ekim’de ise “Kültür Sanatta İhlal ve Direniş Biçimleri” konulu oturumlar gerçekleşecek. Her oturumun ardından tartışmak için bir zaman da tanınacak.
Sinema Yönetmeni Lisa Çalan, Özgürlük için Sanat İnisiyatifi’nin 5-6 Ekim tarihinde İstanbul’da gerçekleştireceği “Mevcut İktidarın Kültür Politikaları: Sansür-Otosansür Baskısında Kültürel Kapan” konulu buluşmanın hedeflerini PİRHA’ya anlattı.
“TEKRAR BİRARADA OLMANIN ÖNEMİNİ FARK ETTİK”
Lisa Çalan, “Barışa Ses Ol” deklarasyonunda 600 sanatçının imzasının olmasının kendilerinde büyük bir enerjiye neden olduğunu, bunun da umuda dönüştüğünü söyledi. belirterek,
Çalan, Özgürlük için Sanat İnisiyatifi’nin nasıl kurulduğuna ve hedeflerinin neler olduğuna dair şunları söyledi:
“Bundan birkaç ay önce “Barışa Ses Ol” deklarasyonu yayınlandı. Bu çerçevede 600 küsür sanatçının imzası alındı. Çok uzun zamandır böyle bir ses çıkmamıştı ve bu bizde de büyük bir enerjiye neden oldu. Açıkçası bu enerji umuda dönüştü ve tekrar bir arada olmanın önemini fark ettik. Bir arada olurken de bu örgütlenme ağının içinde hem ses çıkarmanın kolaylığı hem de özgüveni artmış oldu. Haliyle bu şekilde de yola çıktık. İnisiyatifi bu enerjiyle birlikte kurma kararı aldık. Bu çerçevede yüz yüze görüşmeler aldık buradaki sanatçılarla. Öncelikle sanatçıları dinledik. Çünkü çok uzun zamandır kimse kimseyi dinlememişti. Mevcut iktidar neredeyse herkesi susturmuş, bir kapana sıkıştırmış ve geri planda tutmuştu. Bunu aşmak için dertleşme ihtiyacı hissettik ve herkesle ayrı ayrı görüşerek kim neler yaşadı, bu son 10 yılda bu yaşadıkları şeyler neye dönüştü ve sanatını ne kadar etkiledi, bunu ne kadar konuşabiliyoruz gibi meseleler üstünde durduk. Biz de bunu başlatırken ne yapacağız, neye dönüştüreceğiz, inisiyatifin adı ne olmalıyı hiç düşünmedik. Önce bir arada olmanın gücünü tekrar ortaya koymak için çalışma yürüttük. 37 kişiyle beraber İstanbul’da ilk toplantımızı yaptık ve hep beraber bu inisiyatifin adını koyduk. Sanat özgür bir ortamda en iyi yapılan manifestodur, eylem biçimidir, topluma ulaşmanın bir yoludur. Hep beraber isim olarak da ‘Sanat İçin Özgürlük’ dedik.
“KORKU MEKANİZMASINI YOK ETMEK GEREKİYOR”
Türkiye’de örgütlenme olmadan nefes alınamayacağını belirten Lisa Çalan, “Toplumun öncüleri, sanatçıları olarak ne kadar konuşmakta özgürüz, bunu ne kadar tartışabiliyoruz, hep beraber bunu göreceğiz ve bu yüzden de çağrımız odur ki, bu alanda emek veren bu alanda mağdur edilen herkesle bunu konuşmak, tartışmak gerekiyor. Çünkü bir sorunu tespit etmek yeterli olmuyor. Bir soruna çözüm de getirmek gerekiyor. Önce tüm bu korku mekanizmasını yok etmek gerekiyor. Sözünü söyleyebilecek o alanı ve dayanışma ağını yaratmak gerekiyor. Bu ülkede artık örgütlenmeden nefes alamayacağımızı çok iyi biliyoruz. Bir kişinin sesiyle on kişinin sesinin aynı olmayacağını artık net şekilde biliyoruz. Örgütlü olmayan her alan çürümeye mahkumdur. Bu süreçte birçok inisiyatif kuruldu, birçok platformlar kuruldu ama eylem biçimine geçmediği için kendi kendine çürüdü. Bu inisiyatifin temel amacı sözünü söyleyebilecek alan yaratmak, tepki biçimini eyleme dönüştürmektir” dedi.
“SESİMİZ DE DURUŞUMUZ DA SÖZÜMÜZ DE ÇOK HAKLI”
İnisiyatifin 5-6 Ekim’de yapacağı buluşmaya katılım çağrısı yapan Lisa Çalan, aynı zamanda buluşma hedeflerini de şöyle anlattı:
“Mesela Altın Portakal Film Festivali’nde geçen yıl bir film sansürlenmişti, bugün biz bu sansürü dile getiriyoruz. Orada bir sansür vardı ve bir özeleştiri mekanizması geliştirilmedi, bunu haykırmak gerekiyor. Çünkü örgütlü alan ne olacağını bilir ve bunun için ne yapması gerektiğini de bilir. İnisiyatifin temel hedefi ses çıkarmaktır ama çiğ bir sesten bahsetmiyorum, daha tok bir ses. Çünkü haklıyız. Hepimiz bu sürecin çok büyük mağdurları olduk ve sesimiz de çok haklı, duruşumuz da çok haklı, bu yüzden sözümüz de çok haklı. Sahalarda, toplumun içinde ve üretim alanlarında ortaklaşmak, ortak bir hedefte bütün olmak gerekiyor. Bu etkinliğin en temel hedefi mevcut iktidarın politikalarıdır.
“SANSÜR VE OTOSANSÜRE KARŞI NET BİR TAVIR SERGİLEMEK GEREKİYOR”
Mesela Kürdistan’ı ele aldığımızda ve Türkiye cephesini ele aldığımızda iki farklı sansür ve otosansür biçimi var. Bunun ayrımını görmeliyiz. Çünkü bizde kültürel soykırım mevcut. Biz nasıl bakıyoruz, Kürt sanatçılar buna nasıl bakıyor, bunu ele almak, bir de Türkiye’deki sansür ve otosansür biçimlerini tartışmak gerekiyor. Temel hedefimiz budur.
Ancak bu sadece sinema alanında değil, müzik, tiyatro, edebiyat alanları için de geçerli. Çünkü en fazla sansürlenen alanlardır bunlar. Bu yıl haberlerde çokça gördüğümüz üzere birçok müzisyen intihar etti. En az bir yıl içinde birkaç müzisyen konserleri iptal edildiği için, işsiz kaldıkları için, üretim alanları olmadığı için intihar etti. Bunu konuşmak, bunun net tespitini ortaya koymak gerekiyor. Her alanda, farklı disiplinlerde bu örgütlenme biçiminin sansür ve otosansürün karşısında nasıl bir mücadele biçimi olacağına dair net bir tavır sergilemek gerekiyor. Bir ifşa kültüründen bahsetmiyoruz. Bu sorunları hangi gücün yarattığını ve neye dönüştürdüğünü çok iyi biliyoruz. Bugün bir sinemacıyla konuştuğumuzda kültür bakanlığını tartışır, müzisyenle konuştuğumuzda bambaşka bir şey söyler; bunu netleştirmek, bizler kimler tarafından sansürleniyoruz ve neye dönüşüyoruz sorularını yanıtlamak gerekiyor. Tüm alt başlıklarımız bu sorularla şekilleniyor. Mesela cezaevlerinde kitap yazan kişiye sansür uygulanıyor. Tutsak yazarlara kendi yazdıkları kitaplar verilmiyor. Absürd bir durum ama bunu tartışmak gerekiyor. Dolayısıyla “buluşma” dememizin nedeni de budur. Bir çalıştay, konferans olarak değil. Tüm sanat disiplinleri olarak buluşup önce sorunu tespit etmemiz ve sonra mücadele biçimlerini netleştirmemiz gerekiyor. Bu sorunları dile getirmek, tartışmak ve bunun oluşturacağı enerjiyle hareket etmek bu süreçte çok önemlidir.”
İKİ GÜNLÜK ETKİNLİKTE NELER VAR?
*İlk günün programında Süreyya Karacabey, Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi adına açılış konuşmasını yapacak ve ardından “Sansür-Otosansürün Görünme Biçimleri” başlıklı ilk oturum başlayacak.
Karacabey’in kolaylaştırıcılığını yapacağı oturumda, “2000 Sonrası Türkiye’de Film Sansürü: Değiş(k)en Mekanizmalar ve Aktörler” başlığıyla Akademisyen Sonay Ban; “Dijital Alanda Sansür – Otosansür: Ekonomik ve Yasal Zemin” başlığıyla Yapımcı Yamaç Okur ve “Kültür Sanat Alanında Sansürün Değişen Biçimleri ve Otosansüre Evrilişi” başlığıyla Gazeteci Özlem Altunok sunumlarını yapacak.
*Günün “Kültür Politikaları ve Sansür” başlıklı ikinci oturumunda ise kolaylaştırıcılığı Diren Yurtsever üstlenecek. Bu oturumda “Kültür Politikaları ve Sanatta Sansür: Süreklilikler ve Kesintiler” başlığıyla Akademisyen Banu Karaca, “Çağdaş Sanat ve Katılımcı Kültür Politikaları” başlığıyla Sanat Kuramcısı ve Küratör Ezgi Bakçay, “Kürt Sinemasında Sansür ve Otosansürün Etkileri” başlığıyla ise Yönetmen Kazım Öz yer alacak.
*“Kürt Sanatında Sansür ve Direniş” başlıklı günün son oturumunda ise kolaylaştırıcılığı Nezahat Doğan üstlenecek. “Kürt Tiyatrosu: Sansür Değil Kıyım” başlığıyla Oyuncu Ömer Şahin, “Kürt Müziğinin Sansür-Otosansür Karşısında Direnme Biçimleri” başlığıyla Müzisyen ve Aranjör Nurhak Kılagöz ve “Yayıncılıkta Sansür ve Mücadele Biçimleri” başlığıyla da Ventus Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Serkan Eker bu oturumda konuşacak.
İkinci gün Füsun Çataltaş Üstel’in “Kültür Politikaları” başlıklı konuşmasıyla başlayacak ve forum programı yapılacak. Reyhan Hacıoğlu ve Sevinç Koçak’ın kolaylaştırıcılığını üstleneceği forumda “Hapishanelerde Üretim Zorlukları ve Sansür” başlığı altında Yazar Fırat Can ve “Hukuk ve Sansür” başlığı altında Hukukçu Fikret İlkiz deneyim aktarımı yapacak. Ardından mahpus yazar ve sanatçılardan ses kayıtları ve notlar yer alacak.
Forum içi çerçeve sunumlar kısmında ise “Sanat ve Kültürde Temsil Dolayımıyla Uygulanan Sansür” başlığıyla Akademisyen Hülya Uğur Tanrıöver, “Bağımsız Sanat ve Popüler Kültürde Kadın Temsili” başlığıyla Kültür-Sanat Yazarı Ayşen Güven ve “Queer Yaratıcılıkta İktidarın Çoklu Sureti” başlığıyla ise Editör, Küratör Aylime Aslı Demir konuşmalarını gerçekleştirecek. Programın sonunda buluşmanın sonuç bildirgesi açıklanacak.
PİRHA-Dersim’in Pülümür ilçesinin Altunhüseyin köyünde köylülerin yapacağı etkinlik, yağmurun yağmasıyla birlikte yıllardır yapılmayan yollarının durumu nedeniyle iptal edildi. Köylüler yetkililere seslenerek, “Devletin köyümüzün sorunlarını çözmesini talep ediyoruz” dedi.
Dersim’de 90’lı yıllarda çok sayıda köy boşaltıldı. OHAL Valiliği’nin Kasım 1997 tarihli raporuna göre, Dersim’de 1994’te 183 köy, 823 mezra 8 bin 439 hane boşaltıldı, 41 bin 939 kişi yerinden edildi.
1986 yılında boşaltılan Dersim’in Pülümür ilçesinin Altunhüseyin köyünün yolları halen yapılmadı. Altunhüseyin Köyü Derneği öncülüğünde bugün Pülümür Altunhüseyin Köyü 1. Sevdin doğa, endemik bitkiler, ceviz, doğal bal, palamut ürünleri farkındalık etkinliği yapılacaktı ancak yağmurun yağmasıyla birlikte yıllardır yapılmayan yollarının durumu nedeniyle iptal edildi.
Altunhüseyin köylüleri, etkinliklerinin iptali ve köylerinin yollarının yapılmamasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“KÖYÜMÜZE GERİ DÖNMEK İSTİYORUZ ANCAK KÖYÜMÜZE HİZMET YAPILMIYOR”
Yapılacak etkinlik için İstanbul’dan geldiklerini söyleyen Altunhüseyin Köyü Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Hayri Akın, “Tüm hazırlıklarımızı yaptık dün köyümüze gitmek istedik ancak şiddetli yağış nedeniyle 7 saat orada mahsur kaldık. Yollarımızın bozuk olmasından dolayı etkinliğimizi yapamadık. Köylülerimizle beraber güzel bir hazırlık yapmıştık, köyümüzü, doğamızı ve bitkilerimizi tanıtacaktık. Fakat köylülerimizle beraber mağduriyet yaşadık. Köyümüz 1986 yılında boşaltıldı şu anda köyümüzde 2 tane ev var. Bizler de köyümüze geri dönmek istiyoruz, ancak köyümüze hizmet yapılmıyor. Devlet yolumuzu yaparsa biz de köyümüze yerleşip, evlerimizi yapmaya başlayacağız. Bugün köye ev yapmaya kalksak malzeme taşıyamıyoruz. Araçlar köyün yolu yapılmadığı için gidemiyor, biz ev taşısak malzemeleri nasıl taşıyacağız. Devletin bizim köyümüzün sorunlarını çözmesini talep ediyoruz” dedi.
“DEVLETTEN HİZMET BEKLİYORUZ”
Altunhüseyin köylülerinden Mehmet Aslantaş ise şunları ifade etti:
“Festival için geldik ancak yolda kaldık ve mecburen geri döndük. Devletten hizmet bekliyoruz ama maalesef bizim yüzümüze bakan kimse yok.”
“KÖYÜMÜZE DÖNMEK İSTİYORUZ ANCAK HİZMET YOK”
Kötü hava şartları ve köy yollarının yapılmamasından dolayı köylerine gidemediklerini dile getiren Altunhüseyin Köyü Derneği Yönetim Kurulu Üyesi İlyas Bahadır, “Köyümüze dönmek istiyoruz ancak yapılan bir hizmet yok. Köyümüzde su, elektrik ve yol yok mağduruz” diye konuştu.
PİRHA-Munzur Çevre Derneği, Çernobil Faciası’nın 38. Yılında ‘Çernobil’den İliç’e Doğayı ve Yaşam Alanlarımızı Savunuyoruz!’ şiarıyla etkinlik düzenledi. Munzur coğrafyasının yüzde 50’sinin maden şirketlerine tahsis edildiğini belirten Munzur Çevre Derneği Başkanı Ali Ekber Barmagiç, “Hükümet bu uygulamalara karşı çıkanı vatan haini, işbirlikçi olarak suçlamaktadır. Maden şirketlerinin önlerinde şu an hiçbir engel yok tek bir engel var o da örgütlü halkın gücü” dedi.
Munzur Çevre Derneği, Şişli Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde Çernobil Faciası’nın 38. Yılında ‘Çernobil’den İliç’e Doğayı ve Yaşam Alanlarımızı Savunuyoruz!’ şiarıyla etkinlik düzenledi.
Sinevizyon gösterimi ile başlayan etkinlikte Haluk Tolga İlhan, Grup İsyan Ateşi, Domane Dersim ve Muzaffer Acar türkülerini seslendirdi. Etkinliğe çok sayıda kişi katıldı.
“BİZ BU VATAN HAİNLİĞİNİ YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ!”
Türkiye coğrafyasının yüzde 60’ının maden şirketlerine tahsis edildiğini vurgulayan Munzur Çevre Derneği Başkanı Ali Ekber Barmagiç, konuşmasında şunları dile getirdi:
“Maden rezervi köy sınırları içerisinde yer alıyorsa o alanları yaşanmaz hale getirecektir. Munzur coğrafyasının yüzde 50’si maden şirketlerine tahsis edilmiş. Hükümet bu uygulamalara karşı çıkanı vatan haini, işbirlikçi olarak suçlamaktadır. Oysa onlara göre geçmediğiniz köprünün, uçmadığımız havaalanının, girmediğimiz tünelin şirketlere peşkeş çekilmesine itiraz etmek vatan hainliği, onlara göre iş cinayetlerine, kadın cinayetlerine, işkencelere, tutuklamalara, çocuk tecavüzlerine karşı çıkmak vatan hainliği ise biz bu vatan hainliğini yapmaya devam edeceğiz. Maden şirketlerinin önlerinde şu an hiçbir engel yok tek bir engel var o da örgütlü halkın gücü. Sorun sadece madenler de değil karşı karşıya bulunduğumuz en önemli sorun kültürel yozlaşma. Bu saldırılara karşı bütün kurumlarımızla omuz omuza verip sermayenin saldırılarını püskürteceğiz. Sadece Munzur’da da değil Kazdağları’nda, Akdeniz’de yerellerin dayanışmasını hep birlikte büyüteceğiz.”
“EZİLENLERİN ÖRGÜTLÜ MÜCADELESİNDEN BAŞKA YOLU YOK!”
Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Rıza Bilir ise devletin sopasını hep ezilenlere tuttuğunu, ezilenlerin ise örgütlü mücadelesinden başka yolu olmadığını vurguladı.
Etkinlik, Haluk Tolga İlhan, Grup İsyan Ateşi, Domane Dersim ve Muzaffer Acar’ın seslendirdiği türkülerle son buldu.
PİRHA – Munzur Çevre Derneği, Çernobil Faciası’nın 38. yılında, ‘Çernobil’den İliç’e Doğayı ve Yaşam Alanlarımızı Savunuyoruz!’ etkinliği düzenledi. Derneğin Yönetim Kurulu üyesi Hatun Esen, “Doğanın çektiği zulmü anlatmamız gerekiyor” dedi ve 27 Nisan günü herkesi bu etkinliğe davet ettiklerini söyledi.
Munzur Çevre Derneği, 27 Nisan saat 18.00’de Şişli Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde Çernobil Faciası’nın 38. Yılında ‘Çernobil’den İliç’e Doğayı ve Yaşam Alanlarımızı Savunuyoruz!’ Şiarıyla etkinlik düzenleyecek. Etkinliğin detaylarına dair Munzur Çevre Derneği Yönetim Kurulu üyesi Hatun Esen ile konuştuk. Esen, 27 Nisan’da düzenleyecekleri etkinliğe çağrı yaptı.
“ÖRGÜTLENİP CİDDİ BİR DURUŞ SERGİLEMEMİZ LAZIM”
27 Nisan’da yapacakları etkinliğin 8. etkinlikleri olacağını dile getiren Esen, etkinliği niçin düzenlediklerini şöyle anlattı:
“Çernobil’de çok korkunç bir facia yaşanmıştı. Bu facianın etkilerini insanlarımız yıllar sonra da yaşamaya devam ediyor. Ama o dönem çok basite alınmıştı. Belki o dönem önlemler alınsaydı insanlarımızda etkileri bu kadar fazla olmazdı ve insanlarımız ölmezdi. Çernobil’de yaşanan katliamın nükleer santrallerin bir bomba olduğunu, yaşama, çevreye çok büyük zarar verdiğini halka anlatmak için bu etkinliği düzenliyoruz. Herkes İliç Katliamı’nı göz önünde bulundurarak siyanürle altın madenciliğine karşı bir duruş sergilemeli. Çünkü orada madenler açıldığında halk ekmek kapısı olarak gördüğü için çok sevinmişti. Oysa orada cehenneme giden merdivenlerin taşları örülmüştü. İliç’te kuşlar bile ötmüyor. Sularımız kirlenecek. Bir halkı yok edecekseniz o halkın suyunu kirleterek göçe zorlayabilirsiniz. Nasıl ki Çernobil’de yaşanan o büyük faciadan sonra insanlar facianın büyüklüğünün farkında olmadıkları için köylerine geri döneceklerini zannetmişlerdi. Evlerinin kapılarına ‘evlerimize zarar vermeyin, biz geri döneceğiz’ diye notlar bırakmışlardı. Halk sonradan korkunç bir felaketle karşı karşıya olduğunu anladı. Gittikleri yerlerde ötekileştirildiler. O halk sonra ‘Çernobil halkı’ olarak anılmaya başlandı. Ülkemizde de maalesef Mersin’de bir Akkuyu var tamamlanmak üzere. En azından örgütlenip buralara karşı ciddi bir direniş sergilememiz lazım.”
İliç’in diğer tarafının Munzur olduğunu ifade eden Esen, “Oysa biz toprak kutsaldır diyoruz. O toprağın altında bizim ölülerimiz yatıyor. Bizim geçmişimiz, anılarımız var. Biz çok tedirginiz. Munzur’da birçok yer ruhsatlandırılmış durumda. Oraya bir kazma vurulduğu zaman bırakın insanlarımızı bütün canlılara mezar olacak. Birlikte örgütlenip mücadele etmemiz lazım. O iş makinelerinin önüne bedenlerimizi yatırmamız lazım. Direnişten başka bir şansımız yok. Biz 38’de oraları boşalttık geri döndük. Geri döndüğümüzde insanlarımız o toprakları öpe öpe gidip elleriyle kazarak yaşamlarını inşa ettiler. 93-94’te köylerimiz boşaltıldı biz yine geri döndük. Şimdi boşalttığımız zaman dönecek yerimiz yok. İliç’te yaşanan katliamın büyüklüğü yansımıyor. Orada doğanın çektiği zulmü insanlara anlatmamız gerekiyor” diye konuştu.
“BİZİM ÇAĞRIMIZ RENKLERİ VE COĞRAFYALARI BİRLEŞTİRMEKTİR”
Var olan ekoloji örgütlerini de etkinliklerine davet ettiklerini belirten Munzur Çevre Derneği Yönetim Kurulu üyesi Hatun Esen, “Bu mücadele sadece Munzur Çevre Derneği’nin mücadelesi değildir. Örgütlü, ilkeli, bütün ekoloji örgütlerinin yan yana olduğu bir mücadeledir. Bizim bütün halkımıza çağrımız, renkleri ve coğrafyaları birleştirmektir. Tüm halkımızı 27 Nisan günü Şişli Cemil Candaş’ta yapacağımız ‘Çernobil’den İliç’e Yaşam Alanlarımızı Savunuyoruz’ etkinliğimize davet ediyoruz” dedi.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, 21 Şubat Dünya Anadil Günü etkinliği gerçekleştirdi. Şiir dinletisinin ardından çocuklar ve kadın korosu Türkçe, Kurmanci ve Kırmancki klam ve deyişler seslendirdi.
21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi şiir ve klam dinletisi gerçekleştirdi.
Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şube binasında gerçekleşen etkinliğe konuşmacı olarak Yazar-Şair Ali Şeker ve yurttaşlar katıldı.
“ASİMİLASYONU YAŞIYORUZ, DİLİMİZ YOK OLUYOR”
Şair- Yazar Ali Şeker, “Bu dili konuşanlar oldukça azaldı. DAD gibi kurumlar iyi ki var. Yılda bir kere dilimizi bize hatırlatıyor. Aleviler asimilasyonu yaşıyor. Şimdi Varto’ya gittiğimde küçük çocuklar Türkçe konuşuyor. Önceden gittiğimde çocuklar Zazaca konuşuyordu. Bu dil üzerine yazan, çizen de azaldı. Herkes ana diliyle var. Şimdi ana dilimizde yokuz” diye konuştu.
Şeker, ulus devletlerin ana dillere olan asimilasyonuna karşı halkların direndiği belirtilerek ana dilde eğitim ve inancın sürdürülmesi çağrısında bulundu.
DAD İzmir Şube Başkanı Nebat Çelik ise, “Dilimiz kaybolursa kültürümüz yok olur. Dilimizi koruyalım, konuşalım ki kaybolmasın. Biz her yıl 21 Şubat’ta bir araya geliyoruz” diyerek, 21 Şubat’ın kutlama günü değil, aynı zamanda asimilasyona ve inkara karşı örgütlü mücadele günü olduğu belirtti.
ÇOCUKLAR VE KADINLARDAN 3 DİLLİ KLAMLAR
Anadilde masal (çirok-sanik) anlatımını Dünya Şanikan sunarken, etkinlikte çocuklar ve Koma Cenîyan (kadın korosu) Türkçe, Kurmanci, Kırmancki ve Ermenici kılamlar ve deyişler seslendirdi.
Anadil etkinliği karşılıklı muhabbet ve konuşmalar ile son buldu.
PİRHA -Tiyatro Sanatçısı Mehmet Esatoğlu’nun 55. Sanat Yılı dolayısıyla İstanbul’da Barış Manço Kültür Merkezi’nde 25 Ocak günü saat 19.30’da etkinlik yapılacak. Sanat Meclisi’nden Şair ve Söz Yazarı Muzaffer Gezer, “Mehmet Esatoğlu, sanatını halkın içinde halkla birlikte yapan devrimci bir sanatçı. Onu kutlamamız gerektiğini biliyorduk. 55. yılı da kaçıramazdık. Bütün halkımızı da bu etkinliğe bekliyoruz” dedi.
Sanat Meclisi, Tiyatro SanatçısıMehmet Esatoğlu’nun 55. Sanat Yılı Kutlaması için Avcılar Belediyesi’ne bağlı Barış Manço Kültür Merkezi’nde 25 Ocak günü saat 19.30’da etkinlik gerçekleştirecek.
Sanat Meclisi’nden Şair ve Söz Yazarı Muzaffer Gezer, hem Sanat Meclisi’ni ve yeni projelerini anlattı hem de düzenleyecekleri etkinliğe katılım çağrısı yaptı.
“SANAT MECLİSİ’NİN MÜCADELESİ 10 YILDIR DEVAM EDİYOR”
Gezi süreciyle beraber kurulan Sanat Meclisi’nin farklı disiplinlerden sanatçıları çatısı altında toplayan bir kurum olduğunu dile getiren Gezer, Sanat Meclisi’nin 10 yıldan beri mücadelesinin devam ettiğini ve 10 yıl içerisinde festivaller, sempozyumlar düzenlediklerini belirtti. Gezer, halkın içinde halkla birlikte halk için sanat üretmenin yollarını aradıklarını da ifade etti.
Düzenli olarak her ay Türkiye’de sanat alanındaki hak ihlallerini anlatan bir rapor yayınladıklarını da dile getiren Gezer, şöyle konuştu:
“Çünkü Türkiye’de her alanda olduğu gibi sanat alanında da hak ihlalleri almış başını yürüyor. Konser yasakları, salonların verilmemesi hatta konser vermeye gitmese bile sanatçıların kapıda gözaltına alınması gibi olaylar da yaşıyoruz. Mesela yine Sanat Meclisi üyelerinden Grup Yorum’un iki emekçisi konser yasaklarına karşı adli yargılanma talebiyle ölüm orucuna da yatmıştı ve onları kaybetmiştik. Bu ülkede maalesef bunlar yaşanıyor.”
ONURLU AYDINLAR EVİ AÇILDI
Sanat Meclisi’nin 10. yılında da yeni işler yaptıklarını belirten Gezer, “Onurlu Aydınlar Evi” açtıklarını söyledi.
Gezer, Onurlu Aydınlar Evi’ne dair şunları anlattı:
“10. yılın vermiş olduğu bir enerjiyle yeni şeyler de yapıyoruz. Bir ‘Onurlu Aydınlar Evi’ açtık. Yıllarca sanata emek vermiş, gönül vermiş ustalarımızın elinin ayağının çekildiği bir dönemde buna izin vermeyerek onları tekrar sanat sürecine katmak amacıyla oluşturduğumuz bir yer Onurlu Aydınlar Evi. Böylelikle usta sanatçılarımız hem sanat sürecine katılabilecek hem de genç sanatçılara deneyimlerini aktarabilecekler.”
“TÜM HALKIMIZI ETKİNLİĞE BEKLİYORUZ”
Gezer, Mehmet Esatoğlu’nun 55. Sanat Yılı dolayısıyla gece düzenleyeceklerini belirterek, “Sanat Meclisi’ni beraber kurduğumuz tiyatro sanatçısı Mehmet Esatoğlu’nun da bu yıl 55. sanat yılı. Normalde biz bunu 50. yılda yapacaktık. Fakat öyle bir döneme denk geldi ki pandemi belası, konser yasaklarından dolayı Grup Yorum emekçilerinin ölüm orucuna yatması gibi farklı gündemler olduğu için bunu yapamadık. Ama 55. yılı da kaçıramazdık. Çünkü Mehmet Esatoğlu, sanatını halkın içinde halkla birlikte yapan devrimci bir sanatçı. Onu kutlamamız gerektiğini biliyorduk. 25 Ocak’ta Avcılar Belediyesi’ne ait Barış Manço Kültür Merkezi’nde bir gece yapacağız. Orada konserlerle, danslarla, tiyatro gösterileriyle güzel bir gece geçmesini umuyoruz. Bütün halkımızı da bu etkinliğe bekliyoruz” dedi.
MEHMET ESATOĞLU KİMDİR?
Mehmet Esatoğlu 1954 İstanbul’da doğdu. 1986 yılında İstanbul Sahnesi Topluluğu’nu kurdu. 33 yılda, 14 oyun yazdı; 28 oyun sahneledi. Çocuklarla drama çalışmaları yaptı. Sinema ve televizyonda 20’ye yakın yapımda rol aldı.
Evrensel Kültür, İnsancıl ve Bizim Dergi’de yazılar yazdı. Denemelerini “Düşten Gerçeğe Perdeci” adlı kitapta topladı.
PİRHA-Ovacık’ta, eski belediye başkanlarını ve belediyeciliği konu edinen ‘Oyuna geldik’ filminin etkinliği yapıldı. Türkmen Alevi olarak dünyaya geldiğini söyleyen İlyas Salman, “Kardeşliği, barışı, aydınlığı, eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi, devrimi, sevmeyi ve sevilmeyi Anadolu Aleviliğinden öğrendim” dedi.
Ovacık’ta, eski belediye başkanları ve belediyeciliği konu edinen ‘Oyuna geldik’ filminin etkinliği yapıldı. Etkinlikte Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, filmin yönetmeni Kazım Öz ve oyuncu İlyas Salman konuşma yaptı.
“BİR COĞRAFYAYI EN İYİ KORUYACAK OLAN SANATTIR”
Yaşadıkları coğrafyanın kıymetli bir yer olduğunu söyleyen Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “Bir coğrafyayı en iyi koruyacak ve kurtaracak olan sanattır. Gelirinin önemli bir kısmının belediyemize aktarılacağı ve gelen paranın kültür-sanat ve Munzur’un korunmasında kullanılacağı bir film projesi şuanda çekiliyor. Herkesin de bu projeyi kendi projesi gibi sahiplenmesini istiyoruz” diye belirtti.
“UMARIM HERKES İYİ Kİ DESTEK VERDİK DİYECEK”
Zor bir iş yaptıklarını belirten yönetmen Kazım Öz, “İnsanları güldürmeyi amaçlıyoruz. Umarım bu filmin galasını bir yaz günü açık havada burada izlediğimizde herkes iyi ki destek verdik diyeceksiniz” dedi.
“ANADOLU ALEVİLİĞİNDEN ÇOK ŞEY KAZANDIM”
Türkmen Alevi olarak dünyaya geldiğini vurgulayan İlyas Salman, “Anadolu Aleviliğinden çok şey kazandım. Kardeşliği, barışı, aydınlığı, eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi, devrimi, sevmeyi ve sevilmeyi Anadolu Aleviliğinden öğrendim. Artık dünyamızda Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Ermeni ve Laz yok iki türlü insan var bir çalışan insan var bir de çalan insan var sen hangisindensin buna karar ver” diye konuştu.
Etkinlik yapılan konuşmaların ardından müzik ve şiir dinletisinin gerçekleşmesiyle sona erdi.
PİRHA- 7 Alevi çatı örgütü, Alevilerin Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın 13 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta alternatif etkinlik düzenlemesine tepki göstererek, Erdoğan’ın bir an önce bu kararından dönmesi çağrısında bulundu. Açıklamada, “Hüseyin Gazi Dergahı’nda Alevilerin değerlerini hiçe sayan sayın Cumhurbaşkanının, şimdi de Alevilerin geleneksel hale getirdiği anma etkinliklerine alternatif bir etkinlik koyması kabul edilemez bir durumdur” denildi.
Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ortak bir yazılı açıklama yaparak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Hacıbektaş’ta Alevilere alternatif bir etkinlik düzenlemesinin kabul edilemeyeceğini bildirdi.
Alevi örgütleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Alevilerin Hünkarı Hacı Bektaş Veli Dergahı’nı 13 Ağustos’ta ziyaret edeceğini hatırlatarak, “Alevilerin değerlerini hiçe sayan Cumhurbaşkanının Alevilerin geleneksel hale getirdiği ve tarihleri değişmeyen anma etkinliklerine alternatif bir etkinlik koyması kabul edilemez bir durumdur” dedi.
7 Alevi örgütün ortak yaptığı açıklama şöyle:
“30 Temmuz 2022 tarihinde Ankara’da Cemevlerimize yönelik saldırılar ile başlayan süreç, boyut değiştirerek devam etmektedir. Saldırının arka planı aydınlatılmadan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Dergahımıza yaptığı ziyaret Alevi kamuoyunda ve genel kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açmıştır.
Dergahlarımızı, Cemevlerimizi tanımayan ve anayasal güvence altına almamakta direnen, Alevilerin taleplerine kulaklarını kapatan, ayrımcı ve ayrıştırıcı politikalarını ısrarla sürdüren AKP hükümetinin başında bulunan Cumhurbaşkanının şimdi de Alevilerin Hünkarı Hacı Bektaş Veli Dergahımızı 13 Ağustos 2022 tarihinde ziyaret edeceği açıklanmıştır.
“ALTERNATİF ETKİNLİK KABUL EDİLEMEZ, YOL YAKINKEN KARARINDAN DÖNMESİNİ İSTİYORUZ”
Hüseyin Gazi Dergahı’nda Alevilerin değerlerini hiçe sayan, Hünkarın portresine bile tahammül edemeyen ve sadece pirlerimizin, analarımızın, babalarımızın oturabileceği posta oturan sayın Cumhurbaşkanı, şimdi de Alevilerin geleneksel hale getirdiği ve tarihleri değişmeyen anma etkinliklerine alternatif bir etkinlik koyması kabul edilemez bir durumdur.
Bu açıdan bu ziyareti de Hüseyin Gazi Dergahı ziyaretinde olduğu gibi samimi bulmuyoruz. Yol yakınken kararından dönmesini istiyoruz.
Çok istiyorlarsa her yıl 16-17 Ağustos tarihlerinde Hacı Bektaş Belediyesi ve Kültür Bakanlığı tarafından organize edilen ve bu yıl “59’ncu Ulusal ve 33’ncü Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri” kapsamında yapılacak resmi protokol törenine katılabilirler. Bu anmaya gelirken de başta dergahlarımızın Alevilere devrini içeren kararı ve dile getirdiğimiz taleplerimizin somut çözümleri ile gelmelerini talep ediyoruz.
TÜM ALEVİ ÖRGÜTLERİYLE HACIBEKTAŞ’TA OLAĞANÜSTÜ TOPLANTI
Değerli halkımız ve değerli basın.
Alevi kurumları olarak, son süreçte yaşanan gelişmelerle birlikte, bakanlığın gençlik ve Kerbela projelerini de görüşeceğimiz olağanüstü bir toplantı kararı aldık. Bu açıdan bütün Alevi kurumlarımızı 15 Ağustos 2022 tarihinde, saat 15.00″te Hacıbektaş”ta olağanüstü toplantıya çağırıyoruz.
16 Ağustos saat 11:00’de üç koldan “Dergahımızı İstiyoruz” şiarıyla yapacağımız yürüyüşümüze tüm canlarımızı bekliyoruz. Saygılarımızla.”
PİRHA-Nazımiye Cıvrak (Sarıyayla) Köyü Derneği, etkinlik düzenledi. HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, “38 Dersim Tertelesi’nde en büyük acıyı Cıvrak çekti. Bu köyde bir kıyım yaşandı ama sonrasında kendi değerlerini yarattı. Biz siyasetçilere bir görev düşüyor ülkenin başına bela olmuş, bütün sorunların kaynağı olan sarayı götürmek bütün muhalefetin görevidir” dedi.
Dersim’in Nazımiye ilçesinin Cıvrak (Sarıyayla) köyü 1938 Dersim Katliamı’ndan en çok etkilenen köylerden bir tanesi. Dersim Katliamı’ndan sonra da devletin asimilasyon politikalarının uygulandığı Cıvrak’a, köylüler dönmeye devam ediyor.
Nazımiye Cıvrak (Sarıyayla) Köyü Derneği, etkinlik düzenledi. Etkinliğe HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Etkinlikte, Sait Baksi, Mehmet Toptaş ve Şenol Akdağ klam okudu.
“38 DERSİM TERTELESİ’NDE EN BÜYÜK ACIYI CIVRAK ÇEKTİ”
Rus Harbi’nde topraklarını savunanların daha sonra kendi topraklarında katliama uğradığını vurgulayan HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, “38 Dersim Tertelesi’nde en büyük acıyı Cıvrak çekti. Bu köyde bir kıyım yaşandı ama sonrasında kendi değerlerini yarattı. Biz siyasetçilere bir görev düşüyor ülkenin başına bela olmuş, bütün sorunların kaynağı olan sarayı götürmek bütün muhalefetin görevidir. Bu köyün inancı Alevi inancıdır, Alevi inancının olduğu bir köyde karakoldan ezan okutmak en başta ezana karşı bir saygısızlıktır. Bir inancın ağırlıklı olduğu bir yerde başka bir inanç dayatılamaz. Türkiye’nin batısında hiçbir karakoldan ezan okunmaz ama bir Alevi köyünde ezan okutulması doğru bir tutum değildir” dedi.
“TOPRAKLARIMIZA SAHİP ÇIKMALIYIZ”
Topraklara sahip çıkmanın önemine dikkat çeken Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu da, “Geri dönüşlerde hala kaygıları olan birçok insan var ancak artık kendi topraklarımıza dönmekten başka bir çaremiz yok. Nereye gidersek gidelim bizim topraklarımızdaki değerlerimize karşı bir sorumluluğumuz var. Direngen düşüncenin çok yoğun olduğu bir bölge o yüzden hepimize bir sorumluluk düşüyor” diye belirtti.
Etkinlik kadınların ‘Elgajiye’ türküsünü söyledikten sonra sona erdi.
PİRHA- DAD İzmir Şubesi, Kürt siyasetçi ve Barış Grubu üyesi Aysel Doğan anısına adadığı Kürt Dil Bayramı etkinliğinde ulus devletin ana dillere olan asimilasyonuna karşı Kürt halkının direndiği belirtilerek ana dilde eğitim ve inancın sürdürülmesi çağrısında bulundu.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi ve DAD İzmir Gençlik Meclisinin Kürt Kadın Siyasetçi Aysel Doğan’ın anısına atfettiği Kürt Dil Bayramı etkinliği şube binasında gerçekleşti.
Bir dakikalık saygı duruşunun ardından Baba Mansur Ocağı Anası Elif Hurustan çerağ uyandırdı. İlk olarak Kürtçenin Kırmançki lehçesinde konuşan DAD İzmir Şube Eşbaşkanı Nebat Çelik ana dilin konuşulmasının öneminin altını çizerek “Dilimizi konuşmazsak yok olur, bu nedenle konuşmalıyız” dedi.
“AYSEL DOĞAN’IN DİRENİŞİ YAŞATACAĞIZ”
Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik müdahale ve engellemeye tepki gösteren Çelik, “O Seyit Rıza’nın torunuydu. Dersim’in sesi olan Aysel Doğan davası için baş kaldırdı, hapse atıldı. Nahak zihniyetine karşı onurlu bir direniş sergiledi. Aysel özgürlüğün rengiydi, kadınların sesiydi. Biz de onu unutmayacağız, her yerde her zaman her dilde sesimizi çıkaracağız. Aysel yanımızda olmasa da ruhu bizimledir, gülüşünü ve direnişini Dersim topraklarında, ocaklarda, ziyaretlerde yaşatacağız. Duyduk ki cenazesine saldırılmış. Biz bu saldırıyı kınıyoruz” şeklinde konuştu.
“ASİMİLASYON VE İNKARA KARŞI MÜCADELE SÜRÜYOR”
Ardından basın metni okundu. Metnin Türkçe olarak DAD İzmir Gençlik Meclisi adına Fırat Dikmen, Kırmançki olarak da şube üyesi Sedat Çelik okudu.
Devletli uygarlık tarihinin ortaya çıkardığı toplumsal sorunların, Kapitalist modernite çağında ulus devlet formunda toplum ve doğa-kırım karakterini derinleştirdiği belirtilen açıklamada ulus devlet modelinin Ortadoğu halklarına dil, coğrafya, kültürü hatta varlığını yok etme seviyesine geldiğini dile getirildi. 1923’de tekçi-milliyetçi ideoloji ekseninde kurulan ulus devletin birçok etnisite, inanç ve kültüre inkar ve asimilasyon politikalarını dayattığı belirtilen açıklamada, “Kürt halkı bu süreçte direnmenin fiziki ve kültürel yöntemlerini farklı boyutlarda sergileyerek toplumsal ve kültürel değerlerini koruyabilmiş ve yaşatabilmiş halkların başında gelmektedir. Bugün dahi asimilasyona ve inkara karşı bu mücadelesini sürdürmektedir” denildi.
“DİL VE İNANÇ İÇ İÇEDİR”
İktidar güçlerinin Alevi Kürtlerin Kürtçe ibadet dillerini asimile edip ulus devlet kimlikleri içerisinde eritmek üzere baskı ve inkar politikalarını Kürt Alevilerinin kutsallarına, anadillerine yöneldiğini ifade edilen açıklamada Rêya Haq/Hak Yol Alevi inancının anadili olan Kürtçe ile doğru orantılı geliştiği belirtildi. Açıklamada “Bu açıdan Kürtçeye yönelik asimilasyon politikaları genel olarak dil ve toplumsal kültür asimilasyonunu hedeflerken, Rêya Haq/Hak Yol sürekleri özelinde tüm bunlara ek olarak inancında asimilasyon kıskacına alan önemli bir hedef alanı yaratmaktadır. Tıpkı musahip inançlar olarak gördüğümüz Ezidilik, Yaresanlık, Kakailikte olduğu gibi. Bu musahip inançlarda inanç ve dil bağlamında doğru orantılı bir kültürel gerçekliğe sahiptir ve ibadet dilleri Kürtçedir” sözlerine yer verildi.
KÜRTÇE HUTBE OKUDUĞU İÇİN TUTUKLANAN MELELERE DESTEK
Kürtçe hutbe okuduğu için Melelerin tutuklanmasına da değinilen açıklamada, “İslam’ı iktidarları için araçsallaştırmakta bir beis görmeyen egemen güçler, Kürtçeye karşı olan tahammülsüzlüklerini bu alanda da göstermektedir. Kürtçeye olan bu tahammülsüzlüğü kabul etmediğimizi ve tutuklanan Kürt Mele’ler ile dayanışma içerisinde olduğumuz bilinmelidir” denildi.
ANADİLDE İBADET VE KIRMANCKİ DİL KURSU ÇAĞRISI
Kürt Dil Bayramının sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda asimilasyona ve inkara karşı örgütlü mücadele günü olduğu belirtilen açıklamada dernek bünyesinde devam eden Kirmanckî dil atölyesine davet edildi. Açıklamada “Bir çağrı olarak ta başta cem ve civatlarımızda Kürtçenin kullanılması gerektiğini ve yaşamın her alanında yeni nesillere anadillerini öğreterek dil asimilasyonuna karşı toplumsal sahipleniş içerisinde olunması gerektiğini dile getiriyoruz” diye belirtildi.
ANADİLDE EĞİTİM KABUL EDİLMELİDİR
Açıklamada son olarak anadillerin halklar için haftalık derslikler içerisinde birkaç saate sıkıştırılmış bir ‘öğrenim dili’ olamayacağı ve her halkın kendi anadilini eğitim dili olarak görmesinin, o halkın varoluşunu koruyabilmesi için kabul edilmesi gerektiği belirtildi.
Etkinlik sinevisyon gösterisi, Kürtçenin diğer lehçelerinde solo ve koro klam dinletileri ve şiirlerle devam etti.