Etiket: evrim kepenek

  • Kadınlar, ‘İstanbul Sözleşmesi ve Sonrası’ panelinde bir araya geldi-VİDEO

    Kadınlar, ‘İstanbul Sözleşmesi ve Sonrası’ panelinde bir araya geldi-VİDEO

    PİRHA- Cinsel Şiddete Karşı Hukuki Yardım Derneği, ‘İstanbul Sözleşmesi ve Sonrası’ konulu panel düzenledi. Panelin konuşmacılarından İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin “İstanbul Sözleşmesi, bizim coğrafyamızdan çıkan bir mücadelenin sonucu ortaya çıktı” dedi.

    Kadınlar ve LGBT+lar, İstanbul Sözleşmesi’ni ve sözleşmeden bir gecede çıkılmasının beraberinde gelen şiddeti ve sorunları konuşmak için Karşı Sanat’ta bir araya geldi. İnsan Hakları Derneği(İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Gazeteci Evrim Kepenek, Feminist Feride Eralp ve Diyarbakır Barosu’ndan avukat Aslı Pasinli’nin konuşmacı olduğu panelin moderatörlüğünü avukat Jiyan Tosun yaptı.

    “KADINA YÖNELİK ŞİDDET POLİTİKTİR”

    İlk konuşmayı yapan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin sıkça devlet şiddetine çekerek, “Şöyle bir belirleme vardı sözleşmede;  hiçbir örf, hiçbir adet, hiçbir ahlak anlayışı kadına yönelik şiddetin gerekçesi olamaz, devletlere bunu yüklüyordu. Sen toplumsal cinsiyetçi ahlak anlayışını değiştireceksin. Bunu ilk başta evet imzaladılar. 2011’de yürürlüğe girdi ama çok tartışılmadı. İşte kadına yönelik şiddet politiktir, o politik ortamın daha da gerileşmesi, daha sağcılaşması, ırkçı milliyetçiliğin yükselmesi, LGBT+lara  yönelik nefretin örgütlenmesi sonucunda sözleşmeden imza çekildi. Aslında bu bizim politik olarak yaşadığımız bir süreci de gösteriyor” dedi.

    “O SÖZLEŞMEYİ GERİ ALACAĞIMIZA İNANIYORUM”

    Keskin, kadın kurtuluş mücadelesinin biat etmez mücadelelerden olduğunu vurgulayarak, “Devletin dili de son derece sertleşmişti. Mesela 90’larda, 12 Eylül öncesinde devlet reddeder, yapmadık derdi hepimiz bilirdik yaptığını. Son 10 yıllık süreçte yaptık diyorlar, yaparız biz diyorlar. O nedenle zaten şiddet bu kadar gelişti. Devletin kullandığı dil topluma yayılıyor ve en çok kadını vuruyor. Bu kendi yarattıkları sistemin devamı için aileyi kutsuyorlar. Çünkü aileden başka hiçbir dayanakları yok. İstedikleri o resmi ideolojiyi Türk İslam sentezci ideolojiyi aile içinde örgütlüyorlar. Aileye bu yüzden ihtiyaçları var. Bu yüzden kadını aileye eve kapatmak istiyorlar. Ama ben kadın hakları mücadelesinin, kadın kurtuluş mücadelesinin bu coğrafyadaki gerçekten en biat etmez mücadelelerden biri olduğunu düşünüyorum. Kürt hareketi, kadın hareketi, LGBTI+ hareketi bu 3 hareket devletin bam teline basıyor. O nedenle de ben İstanbul Sözleşmesi tartışmalarının hiçbir zaman bitmeyeceğine ve bu sürecin devam edeceğine inanıyorum. O sözleşmeyi geri alacağımıza inanıyorum” şeklinde konuştu.

    “KADINLARIN HAYATLARI SAYILARA İNDİRGENEMEZ”

    Eren Keskin’in ardından konuşan Gazeteci Evrim Kepenek, sözleşmenin feshi ve sonrasında medyanın etkisini vurgulayarak, “İstanbul Sözleşmesi’den çekildikten sonra Türkiye’de şiddet nasıl arttı, arttı mı? En fazla sorulan soru bu. Bizim devlet yetkililerine sorduğumuz soru da bu. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek, sahaya vakalara erkeklere nasıl yansıdı diye sayı olarak baktığımız zaman, biz İstanbul Sözleşmesi’nden 21 mart 2020 birde çekilmişiz. Nisan’dan başlayarak 2021, 2022 ve 2023’ün Aralık ayına baktığımız aman cinayet sayının 863 olduğunu görüyoruz. Toplamda yaralı kadın sayısınınsa 2.108 olduğunu görüyoruz. Önce şunu söylemek gerekiyor, tabii ki bu sadece basına yansıyan veriler. Elbette bu sayının çok çok daha fazla olduğunu biliyoruz. Yine bu meseleye bakarken şunu da hatırlatmak gerekiyor, kadınların hayatları sayılara indirgenemez” diye konuştu.

    “GÜÇLÜ BİR KADIN HAREKETİ VAR”

    Ülkede güçlü bir kadın hareketinin olduğunu sözlerine ekleyen Kepenek, Bu sayının çok olması ya da az olması aslında bize bir şey söylemiyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çekildik diye erkek şiddeti arttı şeklinde bir somut bir veri ortaya koyamam. Bunun ne kadar etkilediğini bence biz önümüzdeki yıllarda çok daha fazla göreceğiz. Yani İstanbul Sözleşmesi tartışması bizlerin gündeminden düşerse eğer belki o zaman göreceğiz. Şu anda bunun değerlendirmesinin tespitini yapmak için çok erken. Ama şunu biliyoruz ki ben o dönem İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiği zaman avukat arkadaşlarımızı arayıp sorduğumda herkes çok öfkeliydi. Sahalar doldu, alanlara inildi, insanlar sürekli tepkilerini dile getirdi. Avukatların şöyle uyarısı oldu, iyi ki olmuş. Avukat arkadaşlar “Lütfen haberlerinde şu vurguyu yap, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi diye kadınlar korumasız değil” dedi. Yine de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var, yine de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi var. Aksine evet İstanbul Sözleşmesi yok ama bu ülkede çok güçlü bir kadın hareketi var. Feminist avukatlar var, kadın avukatlar var. Siz şiddet uyguladığınızda ceza alacaksınız” ifadelerini kullandı.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN BUGÜN ARKASINDA DURMUYORSANIZ, YARIN 6284’Ü KAYBEDERSİNİZ”

    Feminist Feride Eralp konuşmasında “Çoğunlukla uygulayıcıların yapması gerekeni yapmadığı için kadınların öldürüldüğü, yani süren bir şiddet sonucunda gerekli müdahaleler yapılmadığı için kadınların öldürüldüğü çocukların istismar edildiği bir ortamda bir de böylesi bir işte sırt sıvazlama gerçekleşmiş oluyor” diyerek karakolların, savcılardan, hakimlerin görevini yapmadığını İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin yol açtığı sorunlara değindi. Eralp, şöyle devam etti: “Yasayla uygulama arasındaki açığının iyice büyüdüğünü gördük ve bunun sonucunda 6284, Medeni Kanunu yani tüm yasal haklar bir nevi tartışmaya açılmış oldu. Yani İstanbul sözleşmesinden çekilirken işte AKP’li kadınların çok söylediği bir şey vardı,  “Merak etmeyin önemli değil 6284 var” diyorlardı. O zaman biz de bağıra bağıra anlatmaya çalışıyorduk. İstanbul Sözleşmesi’nin bugün arkasında durmuyorsanız, yarın 6284’ü kaybedersiniz. Onlar zannettiler ki böyle bir şey olmayacak ama İstanbul Sözleşmesi’nin hemen ardından 6284’ün bu özellikle uzaklaştırma kararlarında delil olması olmaması meselesi üzerinden nasıl tartışmaya açıldığını gördük. Halihazırda zaten etkili, uygulanmayan uzaklaştırma kararlarının bir de delil gerektirilmesi gibi bir yavaşlatılmayla kadınlar açısından nasıl iyice uygulanmaz, iyice şiddete açık hale getirir şey olacağını öngörmek zor değil” diye belirtti.

    YARGI TACİZİNİN YENİ ÇEŞİDİ: ÖRGÜT ÜYELİĞİ SORUŞTURMASI

    Paneldeki son konuşmayı Diyarbakır Barosu’ndan Avukat Aslı Pasinli yaptı. Pasinli, “8 Mart, 25 Kasım gibi etkinliklere Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de katılan arkadaşlarımıza 2911 yani gösteri kanunu muhalefetten soruşturmalar açılırken aynı eylemleri Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Van’da katılmak bizler açısından silahlı terör örgütüne üyelikten soruşturmaya yol açıyor. Bu da tam olarak anlatmaya çalıştığım çoklu temel ayrımcılık meselesinde belirleyici bir husus çünkü yargı tacizin aslında yeni bir çeşidi ortaya konmuş oluyor” dedi.

    Panel, konukların sorduğu soruların cevaplanması ile son buldu.

    Dilan ŞİMŞEK/ İSTANBUL

     

     

     

  • EHP’den ‘Özgür Basın Susmayacak, Merdan Yanardağ’a Özgürlük’ paneli

    EHP’den ‘Özgür Basın Susmayacak, Merdan Yanardağ’a Özgürlük’ paneli

    PİRHA- EHP tutuklu gazeteci Merdan Yanardağ için ‘Özgür basın susmayacak’ şiarıyla bir panel düzenledi. Panelde, Yanardağ mesajı da okundu. Konuşmacılar baskıların daha da artacağı bir döneme girildiğini vurguladılar. 

    Gazeteci Merdan Yanardağ, canlı yayında İmralı’da uygulanan tecrit üzerine kullandığı ifadeler nedeniyle AKP iktidarı tarafından hedef gösterilmiş ardından 27 Haziran tarihinde tutuklanmıştı. 

     Emekçi Hareket Partisi (EHP), Merdan Yanardağ ve tüm tutuklu gazeteciler için “Özgür Basın Susmayacak, Merdan Yanardağ’a Özgürlük” paneli düzenledi. EHP, 24 Eylül Pazar günü Merdan Yanardağ ve tüm tutuklu gazeteciler için “Özgür Basın Susmayacak, Merdan Yanardağ’a Özgürlük” paneli düzenledi. Saat 17.00’de başlayan panel, Şişli’deki Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

     Panelde gazeteci Barış Terkoğlu, Bianet Editörü Evrim Kepenek, Artı Gerçek Yazarı İrfan Aktan, TELE1 Genel Koordinatörü Murat Taylan ve Gazeteci-Yazar Mustafa Kemal Erdemol konuşmacı olarak yer aldı. Moderatörlüğünü Gazeteci Dilek Odabaş’ın yaptığı panelde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, Merdan Yanardağ’a Özgürlük Girişimi’nden Yusuf Süleyman Karadağ, EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk ve Sputnik Direnişçisi Ali Isıyel açılış konuşmaları yaptı.  

    “İSLAMCI FAŞİST İKTİDARA KARŞI ANCAK BİRLİKTE MÜCADELE EDİLEBİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”

    Paneli açan Dilek Odabaş tutuklu gazeteci Merdan Yanardağ’ın mesajını okudu.

    Yanardağ mesajında, “Öncelikle bu dayanışma için EHP’ye, Genel Başkan Hakan Öztürk’e ve tüm üyelere teşekkür ediyorum. Bana gösterilen dayanışma nedeniyle onur duydum. Güç ve eylem birliği ruhunun canlı olduğunu, islamcı faşist iktidara karşı ancak birlikte mücadele edilebileceğini düşünüyorum. Katılan, izleyen tüm dostlarımıza sevgi ve saygılarımı sunuyorum” dedi.

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEMOKRATİK TOPLUMUN EN TEMEL ÖZGÜRLÜKLERİNDEN BİR TANESİ”

    Açılış konuşmasını yapan TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, şöyle dedi:  

    “Basın ve haber alma ilkelerinin iktidar tarafından engellenmesi, düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığını gösterir. İfade özgürlüğü demokratik toplumun en temel özgürlüklerinden bir tanesi. Ancak ülkemizde gazeteciler düzenli olarak tehdit ediliyor, gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Ancak gazetecilik suç değildir. Meslektaşlarımızın konuşma, yazma, haber yapma özgürlüğünü sonuna kadar savunacağız. Türkiye’deki siyasetçilere gazeteciliğin siyasetçileri memnun etme sanatı olmadığını hatırlatmak istiyoruz.”

    “BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA”

    Merdan Yanardağ’a Özgürlük Girişimi adına Yusuf Süleyman Karadağ, şu an tutuklu olan gazetecilerin ismini sayarak konuşmasına başladı. Karadağ, “Merdan Yanardağ’ın bu şekilde uydurma gerekçelerle tutuklanması bardağı taşıran son damla oldu ve bir araya geldik. Amacımız Merdan Yanardağ’ın ve tüm gazetecilerin özgürlüğüne kavuşturmak için elimizden geldiğince bir birlik oluşturmak. Biz farklı görüşlerden insanlarız ancak aynı hedefe doğru birlikte yürüyoruz. Bu birlikteliğin demokrasi mücadelesinde kurulacak dayanışmaya da ilham vermesini dileriz” dedi. 

    “HAKİKAT ŞEHRİNE YOLCU OLANLARIN YANINDAYIZ”

    EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk ise, “Hükümetin bir var ve yok listesi var. Onlara göre ekonomik kriz yok, yoksulluk yok, Kürt sorunu yok, kadınların sorunları yok. Basın işte bu gerilimin içerisinde. Çünkü hükümetin yok dediği bu şeyleri görüyor. Örneğin Abdurrahman Gök, Kemal Kurkut’un öldürüldüğü anda, bulunduğu yerdeki olayı fotoğrafladığı için hapiste. Merdan Yanardağ mevcut yasaların herkes için uygulanması gerektiğini söylediği için hapiste. Kürt gazeteciler yaptıkları haberlerden, açığa çıkardıkları gerçeklerden dolayı hapiste. Her kesimden insanımız cezaevinde. Bunlar arasında ayrım gözetmeden tepki göstermeli, ses vermeliyiz. Biz EHP olarak hakikat şehrine yolcu olanların yanındayız” diye konuştu.

    “ÖRGÜTLÜ OLABİLDİĞİMİZ SÜRECE DAHA GÜÇLÜ OLUYORUZ”

    Sputnik direnişçisi Ali Isıyel de, “Merdan Yanardağ ile ilk tanışmamızda şunu fark etmiştim, beğenirsiniz beğenmezsiniz ama her zaman neye inanıyor neyi düşünüyorsa onu söyleyen biriydi. Ayrıca örgütlü mücadeleyi de vurgulardı. Basının en büyük eksikliği de bu, basınımızın bir türlü örgütlenememesi. Yıllardır işçiler üzerinde oynanan bir oyunun benzerini biz basında görüyoruz. 39 günlük grevimizde basına dair çok şey öğrendik. Şöyle bir durum ortaya çıktı: Biz örgütlü olabildiğimiz sürece daha güçlü oluyoruz ve özgür basın ancak öyle mümkün olabiliyor. Gazetecinin en büyük görevi doğru bildiğini, gördüğünü, araştırdığını, teyit ettiğini söylemektir. Bunu ilkesel bir duruş olarak ortaya koymaktansa pratiğe de dökmek gerekir” dedi. 

    “SALDIRILARIN ARTACAĞI BİR DÖNEME GİRİYORUZ”

    İlk konuşmayı yapan TELE1 Genel Koordinatörü Murat Taylan, “Bugün Merdan Yanardağ için buradayız ancak az önce adları anılan pek çok gazeteci cezaevinde. ‘Sarı Öküz’ hikayesinde olduğu gibi, şu kişi beni ilgilendirmez dediğimiz sürece baskılar hepimizi daha fazla kapsayacak. Bu tür saldırıların artacağı bir döneme de giriyoruz. İktidarın şu anki hedefi yerel seçimler, ancak yerel seçimler sonrasında çok daha hızlı bir takvimle ilerleyeceğine şüphe yok. Bizi bekleyen bu zor günlerde, yine de kimse korkmasın. Baskı bir etki tepki şeklinde karşısında bir mücadeleyi de oluşturuyor. Buradaki toplanmamız da aslında bunun ortaya konması” ifadelerini kullandı.

    “YENİ BİR TOPLUM OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Gazeteci-Yazar Mustafa Kemal Erdemol, “Medya açısından durum vahim. 2016’dan itibaren medyaya baskı her zamankinden çok daha fazla ve sistematik hale geldi. Bunun amacı belli; yeni bir toplum oluşturmaya çalışıyorlar ama beceremediler. Dünya kadar medyaları var ama ‘kültürel hegemonyayı sağlayamadık’ diyorlar. 2022’de de mecliste bir dezenformasyon yasası kabul ettiler. Artık bunlar ‘bu gazeteciler yalan söylüyor’ dedikleri anda bu iş bitiyor” dedi.

    “İKTİDAR KÜRT SORUNU KONUŞULACAKSA SADECE KENDİSİ KONUŞSUN İSTİYOR”

    bianet Editörü Evrim Kepenek, konuşmasında “Merdan Yanardağ neden tutuklandı? Bütün bir topluma dair şu mesajı veriyorlar: ‘Öcalan’a ilişkin söylediği cümleler’. O cümleleri defalarca okudum ve bu cümlelerin defalarca iktidarın temsilcileri tarafından söylendiğini de biliyoruz. Aslında hukuku anlatıyor ve bu durum Öcalan için neden uygulanmıyor diyor. Merdan Yanardağ tutuklandı, çünkü o İstanbul’da yayın yapan bir gazeteciydi ancak Kürt coğrafyasının sorunlarından birine dair bir şey söyledi. İktidar Kürt sorunu konuşulacaksa yalnızca kendisi konuşsun istiyor. İktidar kendisine uygun bir gazeteci türü istiyor. Buna uymayanları ise bir kalıba sokmaya çalışıyorlar. Merdan Yanardağ zaten daha önce de benzer nedenlerden tutuklanmıştı. Mesele Öcalan’mış gibi gösteriyorlar. Ancak mesele direnenlerin olması. İstedikleri gibi olmayan gazeteciler olduğu için diğerlerine de mesaj vermek, gözdağı vermek istiyorlar. Ancak biz, burada birçok konuda farklı düşünen bu kadar kişi bir araya böyle gelebiliyor. Burası öyle bir mücadele hattı olacak gibi görünüyor” ifadelerine yer verdi. 

    “BU CESARETİ GÖSTERMEK GEREKİYOR”

    Gazeteci Barış Terkoğlu, “Toplumsal muhalefetin yükünü taşıyabilecek şey gazetecilik değil. Toplumsal muhalefet örgütlenmekle, mücadele etmekle, tepki göstermekle başlar. Ancak Türkiye’de öyle bir tehlike altındayız ki, ülkemizi muhalefetsiz bir rejime mahkum etmek istiyorlar. Merdan Yanardağ üzerinden, TELE1 üzerinden karşı çıkmayı neredeyse suç haline getirmek istiyorlar. Bu operasyonun özeti budur. O açıdan buradan sonrasına karşı çıkmak gerekiyor. Bugün bu cesareti göstermek gerekiyor.” dedi.

    “BİR MUM IŞIĞI BİLE KARANLIĞI DELMEYE YETER”

    Artı Gerçek Yazarı İrfan Aktan da konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Bu tür dönemlerde gazeteciler savunulması gereken insanlar. Çünkü biz yazmazsak siz duyamazsınız. Biz kimiz? İktidarın hakikatleri gizlediği bir ortamda onları göstermeye, yaygınlaştırmaya çalışan insanlarız. İnsanlar hakikatleri edindikçe politik fikirler edinir. Kamuoyu, biz haber yapmadığımız sürece oluşmaz. Bir suç varsa, bu suçun işlendiğinin bilinmesi gerekir. Ancak bizler kahraman değiliz. Bir ülkede gazeteciler kahramandan sayılıyorsa o ülkede muhalefet yoktur. Kimse faşizmi ve bu kara perdeyi değiştirmeyi bizden beklemesin. Türkiye şu an gazeteciliğin fiilen yasaklandığı bir ülke. Demokrasinin zedelendiği falan yok. Türkiye giderek otoriterleşen bir hükümet tarafından faşist uygulamalarla yönetilen bir ülke. 10 yıl önce 100 kelimemiz varken şu an 50 kelimemiz var. Diğerlerini kullanmak cezaevi anlamına geliyor. Gazeteciler baskı altında tutuluyor çünkü ne kadar karanlık olursa olsun bir mum ışığı bile o karanlığı delmeye yeter.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Evrim Kepenek serbest bırakıldı-VİDEO

    Gazeteci Evrim Kepenek serbest bırakıldı-VİDEO

    PİRHA- Gazeteci Evrim Kepenek, savcılık ifadesinin ardından adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

    Diyarbakır merkezli soruşturma kapsamında dün İstanbul’da gözaltına alınan gazetecilerden Bianet editörü Evrim Kepenek, savcılığa ifade vermek üzere bu sabah İstanbul Adliyesi’ne getirildi. Kepenek, savcılık ifadesinin ardından adli kontrol şartı ve yurt dışı çıkış yasağıyla serbest bırakıldı.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında dün Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Delal Akyüz ve Fırat Can Arslan ile T24 editörü Sibel Yükler, Bianet editörü Evrim Kepenek ve gazeteci Evrim Deniz gözaltına alındı. Gazeteciler, Diyarbakır’da 18 gazetecinin iddianamesini hazırlayan savcı ile davaya bakan heyet üyesi eşinin görev yerlerinin değiştirilmesine dair haberi twitter hesapları üzerinden paylaştıkları için gözaltına alındı. Gazetecilere, “Kamu görevlisini hedef göstermek” suçlaması yöneltildi.

    Gazetecilerden Fırat Can Arslan, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Gazeteciler Sibel Yükler, Delal Akyüz ve Evrim Deniz ise, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    Serbest bırakılmasının ardında açıklama yapan Evrim Kepenek; Bir gazeteci açık molan bir bilgiyi paylaşmış ben de o davayı takip ettiğim için RT ettiğim için dikkatimi çekti haliyle Hakimler ve savcılarla ilgili gizli bir bilgiyi paylaşmamıştı. Haber değeri olan bir bilgiyi alıp paylaşmıştı. açıkçası suçlamaya çok şaşırdım. Bir RT etmenin suç olduğu ve bunun için insanların 24 saat gözaltında tutulduğu bir dönemde olduğumuzu bir kez daha hatırlamış oldum. Bunun bir başlangıç olduğunu öğrenmiş oldum” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Evrim Kepenek gözaltına alınıyor

    Gazeteci Evrim Kepenek gözaltına alınıyor

    PİRHA- Beyoğlu Polis Karakolu Güvenlik Şube’ye bağlı polisler, Bianet editörü Evrim Kepenek’in Çukurcuma’daki evini bastı. Aramanın ardından Kepenek emniyete götürülecek.

    Bianet Kadın ve LGBTİ+ hakları editörü Evrim Kepenek’in evine polis baskın düzenledi. Evde arama yapmak isteyen polis, Kepenek’in ve yanında bulunan arkadaşlarının itirazı üzerine arama yapmak için muhtar çağırdı.

    İtiraza rağmen avukatın gelmesini beklemeyen polisler, muhtarın gelmesiyle birlikte kameralar eşliğinde evde arama yapıyor.

    Polis, aramanın ardından ifadesini almak üzere Kepenek’i emniyete götüreceklerini belirttiler. Polis, Kepenek’in hangi konuda ifade vereceğine dair ise bilgi vermedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Erkekler, Ağustos’ta en az 34 kadın ve 6 çocuk öldürdü

    Erkekler, Ağustos’ta en az 34 kadın ve 6 çocuk öldürdü

    PİRHA- Kadına yönelik şiddet ve cinayetler her ay artmaya devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılması tutuklu fail sayısını ise düşürdü.    

    Bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden derlediği haberlere göre erkekler, Ağustos ayında en az 34 kadını ve altı çocuğu öldürdüler. Ayrıca Ağustos’ta en az 61 kadına şiddet uygulayan erkekler, aralarından erkek çocuklarının da bulunduğu 13 çocuğu da istismar etti.

    İncelenen haberlere göre erkekler en az 28 kadını taciz etti. En az 20 kadını da seks işçiliğine zorladı. Erkekler bir ayda 11 kadına tecavüz etti.

    2021 YILI BİTMEDEN 208 KADIN VE 21 ÇOCUK ÖLDÜRÜLDÜ  

    2021’in ilk sekiz ayında erkekler, 208 kadını öldürdü, 106 kadını taciz etti, 98 çocuğu istismar etti, 73 kadına tecavüz etti. Erkekler, en az 429 kadını seks işçiliğine zorladı. En az 552 kadına da şiddet uyguladı, yaraladı. 2021’in ilk sekiz ayında 153 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansırken, erkekler, en az 21 çocuğu öldürdü.

    TUTUKLU SAYISI NEREDEYSE YARI YARIYA

    Evrim Kepenek’in derlediği haberde, kadınları öldüren 32 fail erkek vardı. Sadece 20 erkek tutuklandı. Fail erkeklerden beşi intihar etti. Üç fail gözaltına alındı. Bir fail hakkında yasal işlem başlatıldı. Üç fail gözaltından serbest bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ) 

     

  • Can TV’de Açık Pencere’de Pomakça ve Hemşince konuşuldu-VİDEO

    Can TV’de Açık Pencere’de Pomakça ve Hemşince konuşuldu-VİDEO

    PİRHA- CAN TV’de yayınlanan Açık Pencere programında Medine Meral’in konuğu olan gazeteci Evrim Kepenek ve mühendis Duygu Doğan, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde anadilin önemini vurguladılar. 

    https://www.youtube.com/watch?v=-UQ0mXjOZpE

    Her Pazar saat 20.00’de Medine Meral’in sunumuyla Can Tv’de yayınlanan Açık Pencere, bu hafta programında Dünya Anadil Günü’nü konu edindi.

    Medine Meral’in konukları anadili Pomakça olan mühendis Duygu Doğan ve Hemşince olan Gazeteci Evrim Kepenek kendi anadillerinin önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundular.

    Programın açılışında kendi dilleriyle izleyicileri selamlayan Doğan ve Kepenek’in seçtiği şarkılar da program sırasında izleyicilere sunuldu.

    Programın tamamında Hemşince ve Pomakça dili ve kültürüne dair bilgilendirmeler yapıldı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • 24 Temmuz Basın Bayramı: Gazetecilik gözaltı ve davalarla baskı altında tutuluyor-VİDEO

    24 Temmuz Basın Bayramı: Gazetecilik gözaltı ve davalarla baskı altında tutuluyor-VİDEO

    PİRHA- Bugün Türkiye’de basına yönelik sansürün kaldırılışının 111. yıl dönümü. Muhalif gazetecilere gör Basın Bayramı olarak ilan edilen 24 Temmuz’dan gerçek bir bayrammış gibi bahsetmek oldukça güç. 

    Bugün 24 Temmuz Basın Bayramı. Türkiye’de basına yönelik sansürün kaldırılışının 111. yıl dönümü. Bundan 111 yıl önce 2. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte basına uygulanan sansür kaldırıldığı için her 24 Temmuz günü Basın Bayramı olarak kutlanıyor. Ancak basına yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamanın devam ettiği günümüz Türkiye’sinde buna bayram demek çok da mümkün değil.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) verilerine göre Türkiye’de 134 gazeteci cezaevinde, Türkiye, dünya basın özgürlüğü sıralamasında 157. sırada, 10 bini aşkın gazeteci işsiz ve medyanın yüzde 95’i iktidarın kontrolünde.

    Bianet’in hazırladığı Nisan-Mayıs-Haziran aylarının Medya Gözlem Raporuna göre ise son üç ayda 14 gazeteci gözaltına alındı, 213 gazeteci yargılandı, 70 gazeteci 493 yıl hapisle yargılandı, 6 gazeteci hakaretten yargılandı, 10 gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazeteci ise ölümden döndü.

    “Bu veriler göz önünde bulundurulduğu zaman 24 Temmuz’u Basın Bayramı olarak kutlamak mümkün mü?” diye sorduk.

    “TÜRKİYE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KONUSUNDA KARİKATÜRLÜK DURUMDA”

    Bugüne Türkiye’deki gazeteciler için bayram demenin komik olacağını söyleyen Bianet kadın haberleri editörlerinden Evrim Kepenek, “Cezaevindeki gazeteciler buna bayram demeye bence kahkaha atıyordur” dedi. Cezaevinde olan gazetecilerin cezaevlerinin kötü koşullarından dolayı hastalandıkları gerçeğine değinen Kepenek, cezaevinde olmayan gazetecilerin ise baskı, sansür, sarı basın kartı gibi sorunları olduğunu kaydetti.

    Türkiye’nin basın özgürlüğü konusunda karikatürlük bir durumda olduğuna dikkat çeken Kepenek, “Basın özgürlüğü yok, gazeteciler işsiz ya da işsiz bırakılmakla tehdit ediliyorlar, onlarca gazeteci cezaevinde. Böyle bir durumda ‘basın bayramınız kutlu olsun’ demek absürt geliyor insana.

    “KİMİN GAZETECİ OLDUĞUNA DEVLET KARAR VEREMEZ”

    Baskıların ve tutuklamaların bu kadar yoğun olmadığı dönemde 24 Temmuz Basın Bayramı gününde çeşitli yürüyüşler yapılarak basın özgürlüğüne dair mesajlar verildiğini belirten Kepenek, bugün bunu yapmanın mümkün olmadığı koşulları ise şöyle özetledi:

    “Bugün Türkiye’de gerçekten bir bayramdan söz etmek istiyorsak gazeteciler için öncelikle tutuklu gazeteci sorununu çözmek gerekiyor. Türkiye’de 100’ü aşkın gazeteci cezaevinde. Gazetecilerin bir an önce koşulsuz şartsız serbest bırakılması gerekiyor. Kapatılan basın kuruluşlarının ve engellenen sitelerin erişiminin yeniden sağlanması gerekiyor. Geçmiş yıllarda yaptığımız haberlerin hiç birini bulamıyorum çünkü hepsine erişim engellenmiş. Bunların ortadan kaldırılması gerekiyor. Onun dışında gazetecilerin özlük hakları, sendikalaşma gibi sorunları var. Bunların çözülmesi gerekiyor. Sarı basın kartı zaten başlı başına bir sorun. Maddi boyutunun dışında belli kurumlar alabiliyor belli kurumlar alamıyor, internet gazeteleri alamıyor gibi konular var. Kimin gazeteci olduğuna devlet karar veremez, meslek örgütlerinden oluşan bir kurulun bunu çözmesi gerekiyor. Gazetecilerin daha özgür haber yapabildikleri koşullar sağlanmalı. Bir tweet atarken bile gazeteciler düşünüyorlar. Gerçek anlamda bir düşünce ve ifade özgürlüğünün yaşandığı bir toplumun oluşması gerekiyor.”

    “TÜRKİYE’DE HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEDİ”

    Evrensel muhabiri Eylem Nazlıer ise basın tarihi açısından Türkiye’nin kapatmalar, yargılamalar ve katliamlarla dolu bir ülke olduğuna vurgu yaptı. Sansürün kaldırılışının 111. yıl dönümünde Türkiye’de hiçbir şeyin değişmediğine işaret eden Nazlıer, “Gerçekleri yazmanın suç olduğu bir dönem. Bugün hala gazetecilik mesleği davalar ve gözaltılarla baskı altında tutulmaya devam ediyor. Türkiye’de 134 gazeteci hapis, yüzlercesi yargı kıskacında. 10 bini aşkın işsiz gazeteci var, iş bulabilenlerin çoğu ise güvencesiz çalışmak zorunda. Şu an iktidar partisinin ve destekleyicilerin hoşuna gitmeyen her haber, her yazı soruşturma konusu oluyor. Neredeyse muhalif her gazeteci hakkında bir soruşturma açılmış durumda. Sokakta haber takibi yaparken devletin kolluk kuvvetleri tarafından darp ve tehdit ediliyor, işimizi yapmamız engelleniyor, görüntü almamıza izin verilmiyor.  Gazetecilerin ekipmanlarına hukuksuz bir şekilde el konuluyor. Ancak muhalif gazeteciler her dönemde olduğu gibi bu zorlu günlerde de gerçekleri yazmaktan asla vazgeçmedi, dik durdu ve bedel ödemeyi göze aldı. Bunların yaşandığı bir ülkede ‘basın bayramı’ demek çok absürt.” diye ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gazetecilerden, tutuklu meslektaşlarının duruşmasına katılım çağrısı-VİDEO

    Gazetecilerden, tutuklu meslektaşlarının duruşmasına katılım çağrısı-VİDEO

    PİRHA- İsminaz Temel, Pınar Gayıp, Semiha Şahin, Hicran Ürün, Reyhan Hacıoğlu… Liste uzayıp gidiyor. Tutuklu gazeteci sayısı her geçen gün artarken dışarıdaki gazeteciler de meslektaşları ile dayanışmaya devam ediyor. Tutuklu meslektaşlarının duruşmalarına katılım çağrısı yapan gazeteciler, “İktidarın tek sesli politikalarına boyun eğmeyeceğiz” dedi.

    ETHA muhabirleri İsminaz Temel, Pınar Gayıp, Semiha Şahin, Özgürlükçü Demokrasi gazetesi çalışanları Hicran Ürün, Reyhan Hacıoğlu, İhsan Yaşar, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi ile birlikte toplam 14 gazeteci bu hafta ikinci kez hakim karşısına çıkacak.

    İlki 29 Kasım Perşembe günü İsminaz Temel’in, 5 Aralık günü Pınar Gayıp ve Semiha Şahin’in ve 6 Aralık Perşembe günü Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanlarının duruşması görülecek. Duruşma öncesi Bakırköy Cezaevi önünde basın açıklaması yapan gazeteciler duruşmalara katılım çağrısı yaptı.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) üyesi Gülfem Karataş, yıllardır TGS olarak ‘Gazetecilik suç değildir’ dediklerini ve gazetecilerin serbest bırakılmasını istediklerini ifade ederek tutuklu gazetecilerin duruşmalarına katılım çağrısı yaptı.

    “GAZETECİLER ARTIK YARGILANMASIN” 

    Meslek örgütlerinin verilerine göre Türkiye’de 170’in üzerinde gazetecinin cezaevinde olduğunu hatırlatan gazeteci Evrim Kepenek de tutuklu bulunanların arasında çok sayıda kadın gazetecinin olduğunu belirtti. Bu haftadan itibaren görülmeye başlanacak olan gazetecilerin davalarına destek çağrısında bulunan Kepenek, “Gazeteciler artık yargılanmasın, hakim karşısına çıkmasın. Çünkü ‘gazetecilik suç değildir’ demek için bir kez daha Bakırköy Cezaevi önündeyiz” dedi.

    Tutuklu gazetecilerin görülecek olan duruşmalarına dikkat çekmek istediklerini söyleyen Gazete TAMAM muhabiri Emre Orman da tüm duyarlı kamuoyunu gazetecilerin duruşmalarına katılmaya davet etti.

    “ÇIKANA KADAR ONLARIN SESİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Tutuklu bulunan meslektaşlarına özgürlük talep ettiklerini belirten TGS üyesi Eda Narin ise eylem yaptıkları Bakırköy Cezaevi önündeki polis yığınağına ve ablukaya dikkat çekti. Özgür basının sesinin kısılamayacağına işaret eden Narin, arkadaşlarının özgürlüklerine kavuşacaklarına olan inancını dile getirerek arkadaşları çıkana kadar onların sesi olmaya devam etmek istediklerini söyledi.

    “İKTİDARIN TEK SESLİ POLİTİKALARINA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    İktidarın tek sesli politikasına karşı çok sesliliği ve halkın haber alma hakkını savunduklarını ifade eden ETHA muhabiri Havva Cuştan da içeride ve dışarıda iktidarın baskı ve zulüm politikalarının gazeteciler üzerindeki yansımalarını gördüklerini kaydetti. İktidarın gazetecileri sadece birbirlerinin haberlerini takip eder hale getirmek istediğine dikkat çeken Cuştan, halkın gerçeklere ulaşmasının engellenmek istendiğini belirterek iktidarın tek sesli politikalarına boyun eğmeyeceklerini ekledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İsyanı kadın gazeteciler yazacak

    İsyanı kadın gazeteciler yazacak

    8 Mart’ta kadınların isyanını duyuracak olan kadın gazeteciler, tutuklu arkadaşları için de alanlarda olacaklarını belirterek, “Hem isyanın bir parçası olacağız hem de o isyanı daha geniş kesimlere yaymak için elimizden geleni yapacağız” dedi.

    Türkiye’nin her yerinden 8 Mart için kadınlar kendilerine dayatılan şiddet ve cinsiyetçi politikalara karşı sokaklara çıkmaya hazırlanırken kadın gazeteciler de kalemleri, kameraları ve fotoğraf makineleriyle kadınların sesi olacak. Yazacakları haberler, çektikleri fotoğraf ve görüntülerle kadınların sesini, zılgıtını, rengini kamuoyuna duyuracak olan gazeteciler, herkesi 8 Mart’a çağırdı.

    KARVAR: İSYANIN PARÇASI OLACAĞIZ
    Türkiye’de gazeteci olmayın, “ateşten gömlek” sözleriyle tanımlayan Özgür Gelecek gazetesi muhabiri Rahime Karvar, haber takibi sırasında kadın gazetecilerin birçok hak ihlaliyle karşılaştığını belirtti. Kadın dilinden, kadın bakış açısından, kadın aklından haber yapan sitelerin çok sık kapandığı bir tabloyla 8 Mart’ı karşıladıklarını ifade eden Karvar, kadın bakış açısıyla gazetecilik yapmanın önemine dikkat çekti. Karvar, “Sur’da evine, yaşam alanına sahip çıkmaya çalışan kadınların sesini duyuran zaten çok nadir gazeteler var. Mersin’de hamile olduğu için bir kadın işten çıkarıldı. Bizim bu gerçekleri görüp anlatabilmemiz için sadece gazeteci olmamız da yeterli değil, aynı zamanda bir kadın aklına, bilincine de sahip olmamız lazım” dedi.
    Yaşamın her alanında erkek egemen zihniyetin olduğunu dile getiren Karvar, dolayısıyla kadın gazetecilerin varlığının önemli olduğuna vurgu yaptı. 8 Mart’ta da alanlarda olup kadınların özgürlük çığlıklarını, zılgıtlarını, sloganlarını aktarmaları gerektiğini ifade eden Karvar, “Bunu kameralarımızla yaparken, oraya bakan gözün bir kadın gözü olması da çok ciddi anlamda önemlidir. Biz de 8 Mart’ta alanda olacağız. Hem o isyanın parçası olacağız hem de o isyanı daha geniş kesimlere yaymak için elimizden geleni yapacağız” diye konuştu.

    METE: EMEK SÖMÜRÜSÜNE KARŞI KADINLAR ALANLARDA

    Ajansımızın editörü Nilgün Mete, 8 Mart’ın kadınların haksızlığa karşı başkaldırdığı, sesini yükselttiği bir gün olduğunu söyledi. Yapılan araştırmalara göre; Türkiye’de kadınların 3’te 2’sinin iş bulamadığını ifade eden Mete, şöyle devam etti: “İş bulsa da düşük ücretlerle ve saatlerce çalıştırılıyor. Özellikle tekstil işkolu ve basında da bu böyledir. İnanılmaz bir emek sömürüsü var. Dolayısıyla 8 Mart emek sömürüsüne karşı kadınların seslerini yükselteceği bir gündür. 8 Mart; kadınların, cinsiyetçi, erkek egemen, gerici, ayrıştırıcı sisteme karşı başkaldırdığı, biz varız dediği gündür. Evde, çalışan, işsiz, emekli tüm kadınlar emekçidir. Kadınlar, 8 Mart’ta alanlarda olmalı ve taleplerini bir kez daha haykırmalıdır.”

    KEPENEK: KADINLARIN SESİNİ DUYURACAĞIZ
    Tutuklu gazetecilerin arasında kadın gazetecilerin de olduğunu hatırlatan Jinnews muhabiri Evrim Kepenek, “8 Mart yaklaşırken kadın gazetecilerin bu şekilde baskı altına alınmasını, cezaevine konulmasını, haberlerinin suç unsuru olarak kabul edilmesini elbette kabul etmiyoruz. Kadın gazeteci arkadaşlarımız şu an her ne kadar da cezaevinde olsalar da bizlere haber gönderiyor. Bugün arkadaşlarımız cezaevinde olabilir; ama onlar yine kadın gazeteciliğinin, kelimeleriyle, sözleriyle, yaptıklarıyla bir neferi olmaya cezaevlerinden devam ediyorlar” dedi. “8 Mart’ta da elbette kalemlerimizle, kameralarımızla, fotoğraf makinelerimizle, gazeteci arkadaşlarımızla sokaklarda olacağız” diyen Kepenek, kadınların sesini, isyanını ve mücadelelerini her platformda duyuracaklarını ifade etti.
    DEMİR: GURBETELLİ ERSÖZ’LERDEN ALDIĞIMIZ MİRASLA…
    Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Necla Demir de, tutuklu kadın gazetecileri hatırlatarak, “Bu 8 Mart’ı da dört duvar arasında geçirecekler. Ama biz biliyoruz ki kadınlar güçlü ve nerede olurlarsa olsunlar umudu yeşertmeyi başarıyor. Emek ve kimlik mücadelesi de veren bu kadınlar bulundukları her yeri 8 Mart alanı haline getirmeyi de bilir” dedi. Kadınlara dönük saldırıların şiddetli ve can yakıcı bir hal almaya başladığını dile getiren Demir, 8 Mart’ı kadın kaleminden yansıtacak olanların yine kadın gazeteciler olacağını ifade etti. Demir, “Gazeteciliği kadın perspektifiyle yapan kadınlar var oldukça 8 Mart’ın anlam ve önemi de kendisini net olarak ortaya koyacaktır diye düşünüyorum. O yüzden de bu mesleği yapmamıza ışık olan Gurbetelli Ersöz’lerden aldığımız mirasla, tutuklu bulunan ve bu mesleği onur ve kimlik bilinciyle yapan tüm meslektaşlarımın 8 Mart’ını kutluyorum” diye konuştu.

    GÜNDÜZ: KAMERALARIMIZIN IŞIKLARINI KADINLAR İÇİN AÇACAĞIZ

    Sendika.org muhabirlerinden Gül Gündüz, yaşamın her alanında olduğu gibi haber takibi sırasında da birçok ayrımcılıkla karşılaştıklarını dile getirerek, “Ancak, kadınların sesini kadınların dilinden yazmaktan bir an olsun geri durmuyoruz. Makbul kadınlık sınırını aşarak sahada da bürolarımızda da kadınların sözünü büyütmeye çalışıyoruz. Bu anlamda kadın gazeteciler olarak bizler yalnızca haber takibi yapmakla kalmıyor, aslında haberin dilini de kendimizden kuruyoruz” dedi. Gündüz, bu 8 Mart’ta da kadınların, “Eşitlik, özgürlük, laiklik için susmayacağız” demeye devam edeceklerini belirterek, “Bizler de kameralarımızın ışıklarını onların sesini daha gür duyurabilmek için açacağız” dedi.

    ŞAHİN: COŞKUYU YANSITACAĞIZ

    Etkin Haber Ajansı (ETHA) muhabiri Semiha Şahin de, kadın gazetecilerin OHAL’den sonra birçok baskıyla karşı karşıya kaldığını ve hedef gösterildiğini söyledi. Kadın haberciliği yapan sitelerin ve gazetelerin kapatıldığını hatırlatan Şahin, “Devlet; artık bu gazetecidir, görevini yapıyor. Bu aktivistir sloganını haykırıyor diye bakmıyor. İtiraz eden her sesi kendisine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Çünkü yalan ve korkuyla idare etmeye çalışıyorlar. Biz hangi basın organında çalışırsak çalışalım muhalif sesini dile getiren herkes onlar bakımından bir tehdit unsuru haline geliyor. Biz bunlara rağmen yine alanlarda olacağız” dedi. 4 Mart’ta Bakırköy’de yapılacak mitinge çağrı yapan Şahin, “Biz kadınların mitingini takip edeceğiz. Mümkün oldukça kadınların coşkusunu, renklerini yansıtmaya çalışacağız” diye konuştu.

    URUN: VARDIK, VARIZ, VAR OLACAĞIZ

    Özgürlükçü Demokrasi gazetesi editörü Hicran Urun, Türkiye’de şiddetin özellikle OHAL’in ilanından sonra iktidarın milliyetçilik ve cinsiyetçilik söylemleri üzerinden beslendiğini belirterek, “Bugün özelikle Efrin savaşıyla birlikte ana akım medya neredeyse ‘tek ses’ halinde savaş çığırtkanlığını beslerken, buna karşı çıkan itiraz eden en ufak bir ses bile bastırılmaya çalışıyor. Gazetemizin internet sitesi BTK tarafından tam 69 kez engellendi. Hemen her gün bir çalışma arkadaşımız gözaltına alınıyor. Ancak biz biliyoruz ki, asla bir parçası olmayacağımız ve karşısında durmaya devam edeceğimiz bu milliyetçi ve cinsiyetçi politikalar toplumu yıkıma ve kutuplaşmaya götürür. Bunun olması şiddetin daha artması demektir ki bundan en fazla etkilenen kesimler de kadınlar ve çocuklar olur” diye konuştu.
    Kadınların bu politikalar karşında güçlü bir şekilde durduğunu dile getiren Urun, “Bu 8 Mart’ta da kadınlar sloganlarını artan şiddet, çocuk istismarı, emek sömürüsü ve savaşa karşı belirledi. ‘Biat etmeyen ve itirazlarını yükselten’ kadınların, mağduriyetinden öte mücadelesini, sözünü ve sesini görünür kılmak kadın gazeteciler olarak bizim temel aldığımız bir anlayıştı. Bu 8 Mart’ta da savaşa, şiddete ve emek sömürüsüne karşı ‘vardık, varız var olacağız’ diyen kadınların sesini yükseltmekle birlikte, kadın gazeteciler olarak biz de özgür basın üzerindeki baskı ve engellemelere karşı ‘vardık, varız, var olacağız’ diyeceğiz” dedi.

    ÜNAL: COŞKUYU HALKA ULAŞTIRACAĞIZ

    Mücadele Birliği muhabiri Serpil Ünal,  kadınların 8 Martı’nı kutlayarak, “Mücadele Birliği kadın muhabirleri olarak bu yılda ‘Mart İsyandır’ diyerek mücadeleyi yükselterek 8 Mart’ta sokaklardan, meydanlardan isyan, devrim, özgürlük çığlığını yükselten kadınlarla birlikte olacak ve bu mücadele coşkusunu emekçi halklara ulaştıracağız” dedi.

    KURAL: TUTUKLU ARKADAŞLARIMIZ İÇİN YÜRÜYECEĞİZ

    Bianet muhabiri Beyza Kural ise şunları söyledi: “Her sene, ne kadar mücadele etsem de, erkekliğin dört yanımı sarmış bir bulut gibi bastırdığını hissettiğim bir an oluyor. Kadınlar olarak birlikte olduğumuz anlar, yalnız olmadığımı hissettirip, bu bulutu başımdan atmak için mücadeleye devam etme gücü veriyor. Geçtiğimiz haftalarda senenin o zamanına geldim ve 8 Mart’ın geliyor olması bana güç verdi. İstiklal Caddesi’nin ara sokaklarından, bunca yasağın ortasında, nehirler gibi akıp birleştiğimiz o an çok güçlü hissediyorum. Bu yıl, cinsiyetçi söylemlerle yapılan ev baskınlarıyla gözaltına alınıp tutuklanan kadın arkadaşlarımız için de yürüyeceğiz. Biliyorum, yalnız değiliz.”
    Kaynak: Mezopotamya Ajansı