Etiket: eylem zengin

  • ‘ÇEDES gibi projeler ile bir nesil mahvediliyor’-VİDEO

    ‘ÇEDES gibi projeler ile bir nesil mahvediliyor’-VİDEO

    PİRHA-AKP hükümetinin okullara imam atamasına dair değerlendirmede bulunan Yazar Ali Balkız, “İmamlar, anayasasında laik yazan bir ülkenin okullarına  giriyor ve ders anlatıyor. Bir nesil mahvediliyor. Anlaşılıyor ki sınıfları boşaltmadıkça bunun üstesinden gelinemeyecek” dedi.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle, dini eğitimin ağırlığı katlanarak arttı.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor.

    Eski Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı/Yazar Ali Balkız, okullara imam atanmasına dair PİRHA‘ya konuştu.

    “BU İKTİDAR ÇEVREYE İLİŞKİN LAF EDEBİLECEK SON İKTİDAR”

    Balkız, AKP iktidarının kireçli bir suyun çevresindeki taşları, kayaları kaplayarak kendine benzettiği gibi, AKP’nin de Türkiye’yi kendi hükümet anlayışına adım adım benzettiğine vurgu yaptı.

    Balkız, ” Eğitim alanında 12 Eylül’den bu yana, 12 Eylül anayasasıyla zorunlu hale getirilmiş olan din dersinin bugün geldiği nokta imamların, müezzinlerin, Kur’an hocalarının çocuklarımızın sınıflarına girecek konuma kadar gelmiştir. ÇEDES, yani ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ Hangi çevre? Yani çevreye ilişkin laf edebilecek en son hükümet bu hükümettir. Hangi değerler? Kimin değerleri? İnsanlığa dair değerleri mi, ahlaka dair değerler mi? Evrenselliğe dair değerler mi? Büyüklere saygı mıdır? Emeğe saygı mıdır? Emeğin savunulmasına saygı mıdır? Hürriyet midir, yaşam mıdır? Hangi saygıdan bahsediyoruz?” dedi.

    “İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNE AYKIRI KARARI ÇIKMASINA RAĞMEN AKP AİHM KARARLARINI YİNE UYGULAMADI”

    Zorunlu din derslerine karşı açılmış Eylem Zengin davasını hatırlatan Balkız, iktidarın AİHM kararlarını birçok davada olduğu gibi uygulamadığının altını çizdi. Balkız, “Alevi örgütlerinin müracaatıyla Eylem Zengin davası, zorunlu din derslerine karşı açılmış olan davadır. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği takipçisi oldu. Benim başkanlığım zamanında da, sonrasında da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve bu inanç özgürlüğüne aykırıdır kararı çıkmış olmasına karşın AKP bu kararı uygulamadı. AİHM’in kararlarını birçok örneğinde olduğu gibi burada da boş geçti ve uygulamadı. Şimdi yetinmedi o zorlu din derslerinin yanına, seçmeli ders adı altında iki üç tane ders eklediler. Onlar da yetmedi.

    İmam okullarında fizik öğretilmiyor, matematik öğretilmiyor, felsefe öğretilmiyor, mantık öğretilmiyor. Tarih, coğrafya öğretilmiyor orada dine ilişkin, din temelli yan kollar eğitiliyor, öğretiliyor. Oradan mezun olanların da mesleki olarak yapabilecekleri şey camiye imam olmaktır. Ama öyle olmuyor, onun için veliler çocuklarını diğer fen eğitimli, bilim eğitimli okullara okullara yönlendirmeye çalışıyorlar. Ama bu keşke madem ki siz benim okullarıma gelmiyorsunuz, ben öğretmenlerimi, eğitimcilerimi size göndereceğim deyip çocuklarımızın sınıflarına bu kafada insanları gönderiyorlar” diye ekledi.

    “KENDİ İNANIYOR GİBİ GÖZÜKTÜKLERİ DİNİ ÇOCUKLARA ANLATIYORLAR”

    Okullarda verilen bu zorunlu din eğitimlerinin, çocukların hayatlarında nasıl sonuçlar doğuracağına değinen Balkız şunları söyledi:

    “Türkiye’nin bütün çocukları bu okullara geliyorlar. Hangi evden çıkarak geliyorlar? Her çocuğun büyüdüğü bir ev var. O evde bir inanç var, bir kültür var, bir yaşam var, bir algı var, bir anlayış var, bir geçmiş var. Her ailenin bir tarihi var. Bugünkü hali var ve yarına dair düşleri var her ailenin. Bunların içerisinde Aleviler var, Sünniler var, Hristiyanlar var, Yahudiler var, Laik olanlar var, devrimci olanlar var, sosyalist olanlar var, komünist olanlar var, ateist olanlar var. Herkesin çocuğunu alıyorsunuz, oturtuyorsunuz ve ona kendi anlayışınıza göre bu dünyayı, öbür dünyayı anlatıyorsunuz. Dini anlatıyorsunuz. Kendi anladıkları dini kendi inandıklarını ya da inanıyor gözüktükleri dini anlatıyor ve aktarıyorlar.

    “ÇOCUK HANGİSİNE İNANACAK?”

    Ne yapacak çocuk? Okulda öğrendiğini, imamın öğrettiği o din dersine gelen öğretmenin öğrettiklerini götürüp evde annesine, babasına, ablasına, abisine anlatıyor, aktarıyor. Çıkışıyor çocuk ablasına, annesine niye kısa kollu giydiniz diye. Şimdi okul öncesi çocuklar ya da on sekiz yaşına kadar gelmemiş olan genç insanlar, bu tür şeyleri bilimin yoluyla laik eğitimden öğrenirler. Çocuğun okulda öğrendiği ayrı, evde yaşadığı ayrı. Ne yapacak bu çocuk? Hangisine inanacak? Annesinin babasının anlattığına mı inanacak? Sınıfta din dersi öğretmeninin anlattığına mı inanacak? Camiden gelmiş imam efendi, vaiz efendi, Kur’an öğreticisi, müftü yardımcısı laik olduğunu sandığımız, anayasasında laik yazan ülkenin okullarına giriyor ve ders anlatıyor. Kendi dünyasını anlatıyor. Ama o dünya o çocuğun dünyası değil. Bu çocuk hangisine inanacak. Şöyle yapıyorlar hem ona inanıyorlar hem ona inanıyorlar. Okulda imamın anlattıklarına inanıyorlar, evde babasının anlattıklarına inanıyorlar. Yani var ya iki cami arasında kalmış beynamaz sözü, aynen buna kalıyorlar.”

    “SINIFLARI BOŞALTMADIKÇA BUNUN ÜSTESİNDEN GELİNEMEYECEK”

    Eğitimin dinselleşmesi önünde önlemler alınması gerektiğinin altını çizen Balkız, toplu şekilde bu projelere karşı çıkılması gerektiğini belirtti. Balkız, “Bunlar pedagoji bilmez, sosyoloji bilmez, çocuk dünyasını bilmez, ölçme değerlendirmeyi bilmez, yeteneğini, yeterliliğini bilmez. Çocuklar zor durumda kalıyor. Bir nesil mahvediliyor. Sadece Alevi çocukları değil herkesin çocuğunu bu akıl, bu kafa annesinden, babasından, evinden almaya çalışıyor. Başarabilirler mi? Başaramazlar. Ama başaramazlar diye buna nasıl olsa olmaz bu diye de kayıtsız kalamayız, kalmamalıyız. Alevi örgütleri, eğitim kurumları ve veliler buna itiraz ettiler, etmekteler. Mitingler yapıyorlar, yürüyüşler yapıyorlar, dilekçeler veriyorlar, davalar açıyorlar. Yetmez. Türkiye çapında bütün laik çevre, bilimci çevre toptan bir boykota gitmedikçe, sınıfları boşaltmadıkça anlaşılıyor ki bunun üstesinden gelinemeyecek. Geldiğimiz noktada yapılması gereken bu” diye konuştu.

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO
    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına, dini eğitime karşı birlikte mücadele edelim’-VİDEO
    > ‘Türk-islam sentezini hayata geçirmek için yapılmış bir asimilasyon politikasıdır’- VİDEO
    > ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO
    > ‘Türkiye’de eğitim yağmalanıyor, buna dur demek zorundayız’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesidir’-VİDEO
    > ‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’-VİDEO
    > ‘İktidar, dindar nesil yetiştirmek için laik, bilimsel, kamusal eğitimden uzaklaşıyor’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevilere yönelik asimilasyon ve inkar politikasıdır’- VİDEO
    >‘ÇEDES, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesi; insan haklarına aykırı’– VİDEO
    >‘AKP, ÇEDES projesiyle toplumsal cehaleti, biatı okullarda aşılamak istiyor’-VİDEO 

    > ‘ÇEDES’le toplum kandırılıyor, Siyasal İslamcılar tarihin en büyük ayıbını yapıyor’ -VİDEO 

  • Türmen: AİHM kararlarının nasıl uygulanacağı bellidir; ‘Aleviler canımız’ demekle olmaz!

    Türmen: AİHM kararlarının nasıl uygulanacağı bellidir; ‘Aleviler canımız’ demekle olmaz!

    PİRHA-Hukukçu Rıza Türmen, Aleviler hakkında AİHM tarafından alınan kararların Türkiye’de uygulanmamasının ardından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin yeniden toplamasını değerlendirdi. Türmen, “Alevilerin kim ve Aleviliğin ne olduğu hükümet tarafından tanımlanmaz. Aleviliğin ne olduğu Alevilerin kendisi tarafından karar verilir, tanımlanır” dedi. 

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım itibari ile Fransa‘nın Strazburg kentinde toplandı. Bakanlar Komitesi’nin gündemlerinden biri de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından Alevilere dönük alınan kararların Türkiye tarafınca uygulanıp uygulanmadığı oldu.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, geçmiş yıllarda zorunlu din dersi ve cemevleri ile ilgili Alevilerin lehine verilen kararları göz önünde bulundurarak, Türkiye’ye yeni bir yaptırım uygulaması bekleniyor.

    “BAKANLAR KOMİTESİ, ELİNDEKİ SİYASİ ARAÇLARINI KULLANACAKTIR”

    Uzun yıllar boyunca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlığı görevinde bulunan Rıza Türmen, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında Alevileri ilgilendiren bir grup davanın ele alınacağını işaret etti. Türmen, söz konusu toplantının önemine vurgu yaparak “Bu davaların hepsini topladığınız zaman ortaya şöyle bir şey çıkıyor: Bir kere din dersi ile ilgili kararlar din ve inanç özgürlüğünün ihlali anlamına gelir. Ayrıca eğitim hakkının ihlalleri de var. Öbür taraftan cemevlerinin ibadethane sayılmaması ile ilgili kararda ayrımcılık var.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Alevilerle ilgili bu kararları Türkiye’nin uygulamadığı kanaatine varmış. O sebeple bugün gündemine almış. Bu demektir ki bu kararların uygulanması için gerekli elindeki siyasi araçlarını kullanacaktır” ifadelerini kullandı.

    “SÜNNİ-İSLAM AÇISINDAN YAPILMIŞ DEĞİŞİKLİKLERDİ”

    Hukukçu Rıza Türmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İçişleri Bakanı Soylu’nun, yakın zamanda Alevilerle ilgili açıklamalarına karşılık “Bu işler öyle lafla, ‘Aleviler bizim canımız, kanımız demekle olmuyor” yorumunda bulundu. Türmen, AKP iktidarının, Alevi sorununa karşılık tüm hamlelerini “Tamamen Sünni-İslam açısından yapılmış değişiklikler” şeklinde yorumlayarak şunları söyledi:

    “Mesela din dersi kitapları ile ilgili olarak hükümet, birtakım değişiklikler yaptı. Ondan sonra döndü dedi ki ‘İşte bakın, ben kitapları değiştirdim. Artık bu Eylem Zengin ve Mansur Yalçın kararı uygulanmıştır.’ Halbuki Alevi penceresinden baktığımız zaman, yapılanlar hem yetersiz hem de tamamen Sünni-İslam açısından yapılmış değişikliklerdi. Ve Aleviler bakımından bu değişiklikler kabul görmedi. Şimdi bu konu tekrar bakanlar komitesinin gündemine geliyorsa demek ki komite de aynı kanaat ve görüşte. Demek ki Bakanlar Komitesi, yapılan bu değişiklikleri yeterli bulmadı. Yani burada kararın uygulanması demek, din dersi kararları ile ilgili olarak bunun zorunlu olmaktan çıkarılması lazım. Cemevleri ile ilgili kararların uygulanması demek; cemevinin açıkça ibadethane olarak tanınması lazım. Kararın uygulanması anlamı budur. Yoksa ‘sen benim canımsın, kanımsın’ demekle karar uygulanmıyor.”

    “ALEVİLERİN KİM, ALEVİLİĞİN NE OLDUĞU HÜKÜMET TARAFINDAN TANIMLANAMAZ!”

    Rıza Türmen, son olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısının ardından AİHM kararlarının yürürlüğe girip girmeyeceğine dair görüş belirtti. Türmen, Fransa’daki üç günlük toplantının ardından çıkan nihai sonuçların Türkiye hükümeti tarafından karşılık bulmayacağını ifade ederek şunları söyledi:

    “Tabii ki hükümet isterse kararları yürürlüğe sokar. Şimdi hükümetin başı da derde girecek, çünkü Osman Kavala, Selahattin Demirtaş davaları yanında bir de Alevi davaları problemi ortaya çıkacak. Uygulanmaları için Bakanlar Komitesi de bir takım önlemler alacak. Hükümet, eğer bunları önlemek istiyorsa tabii ki kararları uygular. Kararların nasıl uygulanacağı da bellidir. Temel mesele şudur: Alevilerin kim ve Aleviliğin ne olduğu hükümet tarafından tanımlanmaz. Aleviliğin ne olduğu Alevilerin kendisi tarafından karar verilir, tanımlanır. Geçmişte bir davada ‘Alevilik ayrı bir din midir değil midir’ diye Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan görüş alındı. Böyle bir şey olabilir mi? Diyanet İşleri’nden alınan görüş ile mahkeme karar verdi. Yani laik bir devlette öyle bir şey olabilir mi?”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • PSAKD Başkanı Kaplan: Hükümet mahkeme öncesi köylü kurnazlığı yapıyor-VİDEO

    PSAKD Başkanı Kaplan: Hükümet mahkeme öncesi köylü kurnazlığı yapıyor-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, 30 Kasım’da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’nin aleyhine bir karar vereceği öngörüsünde bulundu. Kaplan, iktidar yetkililerinin, cemevleri ziyaretlerine işaret ederek “Hükümet 30 Kasım’a giderken köylü kurnazlığı yapıyor” dedi. 

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım’da Türkiye’deki Alevilerin yaşadığı hak ihlallerinin giderilip giderilmediğini tespit etmek amacıyla toplanacak. Fransa’nın Strazburg kentinde yapılacak toplantıda AİHM’in, Alevi inancına dönük ihlallerle ilgili aldığı kararların yerine getirilip getirilmediği incelenecek.

    Söz konusu dosyaların başında “Hasan ve Eylem Zengin Türkiye/Davası” bulunuyor. Yine, “Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye Davası” da ele alınacak bir diğer başlık olacak.

    Bakanlar Komitesi, 2019 yılında yaptığı toplantıda her iki dosya için Türkiye’nin hukuka uygun hareket etmesi gerektiği yönünde karar almıştı. 30 Kasım’da yapılacak toplantıda, geride kalan süreç göz önünde tutularak Türkiye’nin ne yönde adım attığı gözlemlenecek.

    Öte yandan, Alevi toplumunun genelini ilgilendiren söz konusu dava dosyaları, mevcut örgütler tarafından ne derece dikkate alınıyor PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ile konuştuk. Zorunlu din dersleri konusunda AİHM’in hak ihlali gördüğü hususta Türkiye ne yönde adım attı; cevaplarını Kaplan’dan dinledik.

    Zorunlu din dersleri açısından hiçbir iyileştirme olmadığını söyleyen Gani Kaplan, “Tam tersine, din dersleri, dini figürler daha çok müfredata girmiş oldu” dedi. Kaplan, konu ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Birliği’nin temsilcilerine, Türkiye ile ilgili kapsamlı birçok rapor sunduklarını belirterek “Alevi örgütleri bu konuda üzerine düşen görevleri yaptı” dedi.

    “HÜKÜMET KÖYLÜ KURNAZLIĞI YAPIYOR”

    Kaplan, 30 Kasım Salı günü toplanacak mahkemede Türkiye’nin “oyalama taktiğine” başvuracağını belirterek şunları söyledi:

    “Hükümet bu konuda köylü kurnazlığı yapıyor. Köylüler, tarlasının yanından geçen boruya delik açıp damlama su tekniği yaparlardı. Hükümet de 30 Kasım’a giderken böylesi bir kurnazlık yapıyor. Muhtemelen hükümet görevleri de yapacakları savunmada ‘Biz Türkiye’de 58 ilde 1584 cemevini gezdik, sorunlarını tespit ettik, çözümleri için adım atıyoruz’ diyecektir. Zorunlu din dersleri ile ilgili de muhtemelen ‘Biz müfredata Alevilikle ilgili de konu başlığı koyduk’ diyeceklerdir. Müfredat incelendiğinde Alevilikle ilgili koyduğu kısımlar Alevilere hakaret içeriyor. Dolayısıyla mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti devleti aleyhine bir karar verecektir. Çünkü alınan kararlar sahada uygulanmadı. Hükümet, AİHM’in kararlarını uygulamak istemiyor.”

    “İKTİDAR, DÜŞERKEN ALEVİLERİN AYAĞINA MI SARILMAK İSTİYOR!”

    Gani Kaplan, hükümetin, 30 Kasım’daki görüşmeyi düşünerek Alevilere dönük politika yürüttüğünün de altını çizdi. Hükümet yetkililerinin, son bir yılda cemevlerine yönelik ziyaretlerine işaret eden Kaplan, “Samimi değiller” diyerek şunları söyledi:

    “Hükümetin ilk geldiği zamanlarda Avrupa uyum yasaları çerçevesinde Türkiye’de sendikal haklar ve derneklerin kazanımlarıyla ilgili çok ciddi iyileştirme geldi. Dini referanslardan bağımsız biraz iyileştirme görüldü ve ‘iyi gidiyor’ diye yorumladık ama geldiğimiz noktaya baktığımızda aslında bunun bir aldatmaca olduğunu, iktidarlarını pekiştirmek için halkı yanıltmaya yönelik bir eylem olduğunu gördük. Hükümet artık aldatmaya yönelik politikalar geliştirmekte. Dolayısıyla şu anda samimi değiller. Hükümet cemevleri ile ilgili bir adım atacak ancak atma gerekçesi de iyice açığa çıktı. Mahkemenin Türkiye’yi masaya yatıracak olmasından kaynaklı olduğunu görüyoruz. Zaten hükümet son zamanda ekonomik anlamda iflas etti. Ayrıca siyasette de dış politikada da iflas etti. Bunlar düşüyor ve gidiyorlar. Oyları %37’den %52’ye fırladığı süreçte ciddi anlamda Kürtlerin oyunu almışlardı. Yani Kürtlerin bedenine sarılarak açılım hamlesiyle tırmandılar. Şimdi düşerken de acaba Alevilerin ayağına mı sarılmak istiyorlar, o sebeple mi cemevleriyle ilgili böylesi bir açıklama yaptılar diye de düşünülebilir.”

    “EYLEMSİZLİK KARARI ALDIK!”

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, 30 Kasım’da yapılacak toplantı öncesinde Alevi örgüt temsilcileriyle konu hakkında değerlendirme yaptıklarını, henüz bu yönlü bir eylem planı hazırlamadıklarını da aktardı. Kaplan’ın aktarımları şöyle oldu:

    “Ankara’daki Alevi örgütleri ile kendi aramızda toplandık ve 30 Kasım’da görülecek olan davayı konuştuk. Aslında 30 Kasım’daki mahkeme öncesinde bizlerin burada yapacağı eylem ve etkinlikler ile ne Türkiye Cumhuriyeti’nin kararını değiştirebiliriz ne de mahkemenin kararına etki yapabiliriz. Avrupa’daki arkadaşlarımız tabii ki mahkeme önünde eylem etkinlik yapsınlar. Bizler aslında mahkemenin almış olduğu karara istinaden lehimize karar verirse hükümete çağrı yapacağız. ‘Israrla mahkemenin almış olduğu kararlara rağmen uygulamaya geçmiyorsunuz, derhal uygulayın’ diyerek bu yönlü eylem ve etkinlikler geliştirilebilir. Aleyhimize bir karar çıktığında da mahkemeyi hedef alan bir eylem etkinlik yapılabilir. Şu anda mahkeme öncesi Türkiye’de Alevi örgütleri, yaptığımız görüşme neticesinde eylemsizlik kararı aldı.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Öker’den 30 Kasım mesajı: Alevi kurumları ses çıkarmalı, elleri kolları bağlı olamazlar!-VİDEO

    Öker’den 30 Kasım mesajı: Alevi kurumları ses çıkarmalı, elleri kolları bağlı olamazlar!-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım’da AİHM’in, Alevilerin uğradığı hak ihlallerine ilişkin verdiği kararların akıbeti hakkında toplantı yapacak. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Turgut Öker, “Avrupa’da bu konu konuşulurken milyonları bulan Alevilerden ses çıkmaması garip karşılanır” diyerek Alevi örgütlerinin, bu konuda duyarlı olması gerektiğine vurgu yaptı.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’deki Alevilerin yaşadığı hak ihlalleriyle ilgili verilen kararları masaya yatıracak. AİHM kararlarının akıbeti ile ilgili yapılacak toplantıda, mahkemenin Alevilerin sorunları hakkında karara bağladığı, ancak Türkiye’nin uygulamadığı dosyalar tek tek sorgulanacak.

    Gündeme gelmesi beklenen ilk dosyanın “Hasan ve Eylem Zengin Türkiye/Davası” olması beklenirken, “Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye Davası” da muhtemel bir diğer dosya olarak irdelenecek. Bakanlar Komitesi, 2019 yılında yapılan toplantıda her iki dosya için yapılması gerekenlere işaret etmişti. 30 Kasım’da yapılacak toplantıda ise geçen zaman dilimi göz önünde tutularak Türkiye’nin ne gibi adımlar attığı irdelenecek.

    “AVRUPA’DA İNANDIRICILIĞIMIZ SORGULANIYORDU”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker, 30 Kasım’da yapılacak toplantıya ilişkin görüş verdi. Öker, Hasan ve Eylem Zengin davasını işaret ederekTürkiye’de Alevilere yönelik bunca eşitsizlik, ayrımcılık uygulanmış olmasına rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde hiç bir tane Alevilerle ilgili dosya söz konusu değildi” dedi.

    Turgut Öker, Hasan ve Eylem Zengin davasının, Alevi toplumu için neden önem arz ettiğini şu sözlerle anlattı:

    “Bir bütün olarak devletin Alevilere yönelik sistematik baskıları, katliamları, hak ihlalleri le ilgili bir dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yoktu. 1993 yılı sonrası bizler, Avrupa’da kitlesel şekilde örgütlendikten sonra Türkiye’de 15-20 milyon Alevi olduğunu söylediğimizde gülüyorlardı. ‘Almancaya çok hakim olmadığınız için milyon ile bini mi karıştırıyorsunuz?’ diyorlardı. Sonra biz, ısrarla Türkiye’de toplam nüfusun üçte birinin Alevi olduğunu iddia ettiğimizde ‘böyle anormal bir durum olamaz’ diyorlardı. ‘Bu bir gerçeklikse nasıl bu kadar saydığınız hak ihlallerine rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bugüne kadar bir şikayetiniz gelmedi?’ diyorlardı.

    2000’li yıllardan itibaren Türkiye’deki arkadaşlarla bir araya geldiğimizde bunu çok paylaştık. ‘bizi bu mahcubiyetten kurtarın, Avrupa’da inandırıcılığımız sorgulanıyor’ derdik. Ve o süreç içerisinde 2003 yılında Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Kazım Genç idi. Hukukçu kimliğiyle Avrupa’da bir panelde ilk defa ‘Sizi, sıkıntılı bir durumdan kurtaracak haberim var’ dedi. Türkiye’de Hasan Zengin isimli bir veli, kızı Eylem Zengin için zorunlu din derslerinden muaf olması sebebiyle dava açtığını söyledi.

    Avukat Kazım genç ‘Konfederasyon olarak bu konuya destek olursanız ben bu davayı takip edip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gelmesi için katkı sunacağım’ dedi. Bu bizler için çok önemliydi. Türkiye’de Alevilere yönelik eğitim alanındaki ayrımcı uygulamaları belgeleri ile birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne getirmek önemliydi.

    2004 yılı 2 Ocak tarihinde Kazım Genç ile birlikte dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürüp elimizle verdik. Bizler, bunu sadece Eylem Zengin’le sınırlı bir dava olmanın ötesine taşımak istedik. 2006 tarihinde duruşma günü verildi. Avrupa’dan bilim insanlarının yanı sıra Türkiye’den hukukçular da dahil oldular. O tarihten sonra başka oldu mu bilmiyorum ama salon ve dışarısı tıklım tıklım dolmuştu. Kitlesel bir duruşma oldu.”

    “TÜRKİYE’Yİ SAVUNAN AVUKATLAR KOMİK POZİSYONA DÜŞMÜŞLERDİ”

    Turgut Öker, 2006 yılında  görülen ilgili davaya ilişkin önemli gelişmeleri hatırlatarak, Türkiye’yi temsilen katılan 5 avukatın, o duruşmada yalan savunma yaptığını söyledi. Öker, AİHM tarafınca zorunlu din derslerinin neden hak ihlali olarak görüldüğünü şu sözlerle anlattı:

    “Duruşmada bir devletin nasıl bu kadar gülünç pozisyona düştüğüne şahit olduk. Türkiye’yi temsil eden avukatlar, hepimizin gözü önünde yalan söylediler. Türkiye’de güya zorunlu din dersleri yokmuş ve mevcut din dersleri bütün inançları anlatıyormuş! Hatta Aleviliği de anlatıyormuş! Kazım Genç, avukat olarak hazırlıklı gelmişti ve tek tek bütün sınıflarda okutulan ders kitaplarının örneklerini sunmuştu. Orada bir devletin hukuk anlamında bile bu kadar yalan söyleyebildiğini görebilmiştik. Gerçeklerden uzak, davayı kazanma uğruna komik pozisyona düşmüşlerdi.

    Sonrasında 9 Ekim 2007’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını kamuoyuna açıkladı. O kararda zorunlu din derslerinin hak ihlali olduğuna karar verildi. Bu kapsamda ‘zorunlu din dersleri kalkmalı, olacaksa da tercihli olmalı’ denildi. İkinci olarak mahkeme, ‘eğer din dersi veriyorsanız Aleviliği de dahil edeceksiniz’ dedi.”

    “DİKKAT ÇEKEN BİR ŞEY YAPMAMIZ LAZIM”

    Turgut Öker, hem Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun hem de Türkiye’deki örgütlerin zorunlu din derslerinin kalkması için büyük çaba sarf ettiğine vurgu yaptı. Öker, Türkiye’de Alevilere dönük ayrımcılığın bilinmesi açısından 30 Kasım’daki toplantının önemli olduğunu belirterek “Bu kapsamda Avrupa’daki Aleviler 30 Kasım’da konseyin önünde kitlesel bir basın açıklaması yapacaklar. Türkiye’deki Alevi kurumları olarak da mutlaka dikkat çeken bir şey yapmamız lazım” dedi.

    Turgut Öker, 30 Kasım’da Eylem Zengin davasının haricinde iki önemli dosyanın daha görüşülmeye alınacağına işaret ederek şöyle devam etti:

    “Cemevlerinin elektrik ve su parasından muaf tutulması ile ilgili Cem Vakfı’nın açmış olduğu ve kazandığı bir dava da ele alınacak. Üçüncü dava dosyası ise İzzettin Doğan’ın açmış olduğu ‘Türkiye’de hukuksal alanda devletin, Alevilere ayrımcı yaklaşımı ile ilgili’ dava olacak.”

    “KURUMLAR, ELLERİ KOLLARI BAĞLI OLAMAZLAR”

    AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker, söz konusu toplantı öncesinde Alevi kurumlarının ses çıkarması gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Oradaki komite üyeleri, bu konuyu konuşurken milyonları bulan Alevilerden ses çıkmaması garip karşılanır. O nedenle Alevi hareketinin bir adım öne çıkması lazım. Bu konuda bir şeyler yapılması lazım.

    Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni hem umursamıyor hem de kendi karanlık emelini eğitim alanında da bağırta bağırta hayata geçiriyor. 2004’lü yıllarda sadece zorunlu din dersleri vardı ancak bugün bütün eğitim dinselleşti.

    Şimdiden tüm Avrupa’daki federasyonlarımız, ülkelerindeki Avrupa parlamenterlerine mektup yollamalılar. ‘Kendi iradenizle oluşturduğunuz bir mahkeme kararı var. 2004’ten bu yana Türkiye kılını kıpırdatmıyor. Ya bir karar vermeyin ya da kararınızı takip edin, arkasında durun’ denilmesi lazım.

    Böylesi bir süreçte uluslararası alanda Alevilerin mağduriyetleri gündeme getirilirken kurumlar, elleri kolları bağlı olamazlar. Bundan sonra götürülecek davalar açısından da gayri ciddi bir durum olur. Kazanılmış davaları bile takip edemeyen Alevi kurumları başka neyi takip edecek ve neyin kazanımını halka sunacak? O nedenle de çatı kuruluşları bir araya gelmeli, kamuoyuna, siyaset dünyasına, Alevi toplumunun kitlesel duyarlılığına denk düşecek adımlar neler olabilirse bu noktada adım atılmalı.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ankara’da kadınlardan ortak mesaj: Kadın cinayetlerinin faili devlettir!-VİDEO

    Ankara’da kadınlardan ortak mesaj: Kadın cinayetlerinin faili devlettir!-VİDEO

    PİRHA-8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Ankara’da kadınlar bir araya geldi. Yapılan açıklamada artan erkek şiddetinin kaynağı olarak AKP politikaları işaret edilirken, “Fetvalarla kadınların hayatı kuşatılıyor. İşte bu yüzden diyoruz ki kadın cinayetlerinin ve kadınlara yönelik saldırıların faili devlettir” açıklaması yapıldı.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün coşkulu karşılandığı illerden birisi de Ankara oldu. Sakarya Caddesinde bir araya gelen kadınların ortak mesajı “Erkek şiddetine hayır” oldu.

    Kızılay Sakarya Caddesi’nde yapılan kutlamalar için polis, caddeye çıkan tüm sokakları bariyerlerle kapattı. Emniyet güçleri, kutlamalara katılmak isteyen bir trans yurttaşı ise alana almadı. Kadınlar, polislerin engelini ıslık ve alkışlarla protesto etti.

    Gruplar halinde yürüyüş yaparak alana giren kadınlar, “Korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz. Jin, jiyan, azadi. AKP, elini bedenimden çek” şeklinde sloganlar attı. Renkli dövizlerin de hazırlandığı Ankara’daki kutlamalarda erkek şiddeti zılgıt ve alkışlarla protesto edildi.

    Ankara Kadın Platformu’nun hazırladığı 8 Mart basın metninde öne çıkan konu “AKP’nin kadın düşmanı politikaları” oldu.

    Basın metnini okuyan Dilek Yıldız, “AKP iktidarı; kadın düşmanı politikalarıyla yüzyılları aşan mücadelemizle elde ettiğimiz kazanımlarımıza saldırıyor” diyerek ülkede her gün en az üç kadının katledildiğini ifade etti.

    Dilek Yıldız, “Peki kadınlar katledilirken, AKP ne yapıyor?” diye sorarak şunları dile getirdi:

    “Kadına yönelik her türlü şiddetin önlenebilmesi için bütün mekanizmalarıyla mücadele etmesi gerekirken erkek egemen yargı İpek Er’e tecavüz eden uzman çavuşu serbest bırakıyor, Nadira Kadirova cinayetinde birincil şüpheli olan AKP İstanbul Milletvekili Şirin Ünal milletvekilliğine devam ediyor; ancak Melek İpek gibi hayatını savunan, ölmemek için öldürmek zorunda kalan kadınlar haksız ve hukuksuzca cezalandırılıyor!”

    “KADIN CİNAYETLERİ FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLERE EVRİLDİ”

    “8 Mart’a günler kala Erdoğan 2023 hedefli İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıkladı. Tabii ki kadına yönelik şiddeti önlemek için yapılacakları da sıraladı. İnsan aklıyla dalga geçerek hazırlanan bir insan hakları eylem planı. Tam da kadın cinayetlerinin faili meçhul cinayetlere doğru evrildiği, gözaltında tacizin, çıplak arama tehdidinin arttığı, AKPli Özlem Zengin’in ‘Türkiye’de çıplak arama yok… Onurlu kadın, ahlaklı kadın bir sene beklemez. Bu, kurgusal bir harekettir’ diyerek beyanda bulunan kadınları suçladığı bir dönemde insan haklarından, kadın haklarından söz ediliyor.

    Kadın cinayetlerindeyse cezasızlık adeta bir kural haline getirildi. Devlet, bir yandan cezasızlık ile faillere cesaret verirken diğer yandan koruma kararlarını yerine getirmeyerek, kadına şiddet konusunda önlem almayarak, 6284 sayılı Kanun ve İstanbul Sözleşmesi’ne açıkça saldırarak kadınları savunmasız bırakmaya çalışıyor, bu da yetmez gibi fetvalarla kadınların hayatı kuşatılıyor. İşte bu yüzden diyoruz ki kadın cinayetlerinin ve kadınlara yönelik saldırıların faili devlettir!”

    “TÜM RENKLERİMİZLE YAN YANA OLACAĞIZ”

    İktidar, toplumu kendi istediği şekilde yeniden inşa etmeye çalışıyor. Türk-Sünnî, heteroseksüel, beyaz ve erkek kimlikleri dışında kalan herkesi kriminalize etmeye adeta ant içmiş halde, kadınları ve LGBTİ+ları nefret söylemleriyle hedef gösteriyor, saldırıya uğramalarına ve öldürülmelerine göz yumuyor. Ne yaparlarsa yapsınlar bizler tüm renklerimizle yan yana olmanın coşkusuyla tüm homofobik, bifobik, transfobik saldırılara karşı birlikte direneceğiz!”

    “ERKEK ŞİDDETİ HER YERDE”

    Kürt illerinde kadınlar, tecavüz politikalarıyla sindirilmeye çalışılıyor. Örgütlü mücadele veren kadınlar her alanda devlet şiddetinin hedefi oluyor. Ekin Wan’dan sonra Gökçe Kurban’ın da kadın bedenine yönelik cinsel ve fiziksel işkence sonucunda katledilmesi devletin kadın düşmanlığının somut örneğidir! Genç kadınlar; ‘Kadın üniversiteleri istemiyoruz’ diyerek eylem yaptıkları için polis taciziyle, çıplak arama işkencesiyle yıldırılmaya çalışılıyor! Boğaziçi direnişine katılan LGBTİ+’lar iktidar yetkilileri tarafından hedef gösterilerek nefret söylemlerine, saldırılara maruz kalıyor! Kadınların uzun mücadeleleri sonucu elde ettikleri eşbaşkanlık kazanımı iddianamelerde ‘suç’ olarak gösteriliyor! Belediyelere atanan kayyımlar, kadınların erkek ve devlet şiddetine karşı ulaşabilecekleri, dayanışabilecekleri merkezleri kapatarak, kadınları güçsüzleştirmeye ve yalnızlaştırmaya çalışıyor, kentleri erkekleştiriyor!

    Yaşamın her alanında; ayrımcılığa, yoksulluğa, erkek ve devlet şiddetine karşı direnmeye ve örgütlü mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz.”

    “BÜTÜN KADINLAR, BİRLİK OLALIM”

    Ankara’daki kutlamalara Alevi kadınlar da yoğun katılım gösterdi. Avrupa Alevi Kadınlar Birliği Türkiye Sorumlusu Serpil Özen de kutlamalara katılan isimlerden biriydi. Kadın birlikteliğinin önemine dikkat çeken Serpil Özen, “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, pandemi döneminde ilk kez Ankara’da kadın örgütleri ile bir araya geldik. Bütün kadınları birlik olmaya çağırıyorum” dedi.

    Ankara’daki 8 Mart kutlamaları kadınların seslendirdikleri şarkılar eşliğinde son buldu.

    PİRHA/ANKARA