PİRHA- Her 33 yılda bir görülen nadir bir olay gerçekleşti. Bugün Müslümanların Ramazan orucu, Êzidîlerin Xıdır İlyas’ı, Hıristiyanların Büyük Oruç’u ve Alevilerin Xızır ayı oruçları aynı döneme denk geldi.
Her 33 yılda bir nadir görülen küresel bir çakışma sonucu, bugün aynı anda Müslümanlar, Êzidîler, Hıristiyanlar ve Aleviler oruç tutuyor. Sabah ezanıyla birlikte Müslümanlar Ramazan ayının ilk gün orucuna başladı. Ramazan orucu bir ay sürecek ve üç günlük Ramazan Bayramı ile sona erecek.
XIDIR İLYAS ORUCU
Bu yıl Êzidî Kürtlerin orucu da aynı döneme denk geldi. Bugün (Çarşamba), Xıdır İlyas Orucu’nun üçüncü ve son günü. Êzidîler Pazartesi günü oruca başlamıştı. Oruç süresince tan yerinin ağarmasından gün batımına kadar yeme ve içmeden uzak duruyorlar.
Perşembe günü ise Xıdır İlyas Bayramı kutlanacak.
HRİSTİYANLAR HAYVANSAL ÜRÜNLER YEMİYOR
Hristiyanlar da bugün, 16 Şubat’ta başlayan Büyük Oruç döneminde bulunuyor. Hristiyanlar gece saat 00.00’dan öğlen 12.00’ye kadar hiçbir şey yiyip içmiyor. Öğlen 12.00’dan gece 00.00’ya kadar ise et ve hayvansal ürün tüketmemek şartıyla yemek yiyebiliyorlar.
Bu dönem, Diriliş Bayramı’na hazırlık amacıyla tutuluyor. Oruç süresi uzun olsa da pazar günleri kutsal kabul edildiği için ayrı bir önem taşıyor.
ALEVİLERİN XIZIR AYI ORUÇLARI
Alevilerin Xızır ayı oruçları da Şubat ayında tutuluyor. Xızır ayı oruçları bölgesel olarak farklılık gösterse de bir çok bölgede üç gün süren oruç boyunca lokmalar dağıtılıyor.
Xızır günlerinde pirler talipleriyle buluşuyor ve cem erkanları kuruluyor. Bu ay aynı zamanda zorlu kış günlerinin geride kalmasının simgesi olarak kabul ediliyor.
PİRHA-Şengal’de bir araya gelen Êzidî aşiretleri, savunma güçlerinin dağıtılmasına yönelik girişimlerin yeni bir zorunlu göçe yol açabileceği uyarısında bulundu
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarının ardından Şengal çevresinde artan askeri hareketlilik, Êzidî toplumunda kaygıları artırdı. Bu gelişmeler üzerine Şengal’de, kent merkezinde tüm aşiret liderleri ve kanaat önderlerinin katılımıyla kapsamlı bir toplantı düzenlendi.
Toplantının amacı, Şengal ve Êzidî toplumu üzerindeki güncel tehditleri değerlendirmek ve olası müdahalelere karşı ortak tutum belirlemekti. Demokratik Özerk Meclis Eşbaşkanı Nayîf Şemo, açılış konuşmasında Ortadoğu’daki gelişmelerle birlikte Şengal’de yeni planların devreye sokulduğunu ifade etti. Şemo, Haşdi Şabi bünyesindeki Êzidî gençlerin bölgeden uzaklaştırılması ve Şengal Savunma Birlikleri’nin (YBŞ) dağıtılmasına yönelik girişimlerin, Êzidîleri savunmasız bırakabileceği uyarısında bulundu.
Toplantı sonrası Şengal Dağı’ndaki aşiretler adına yapılan ortak açıklamada, bölgenin hassas ve kader belirleyici bir süreçten geçtiği vurgulandı. 2014’te İŞİD saldırıları sırasında yaşanan soykırım ve zorunlu göçün tekrarlanmaması gerektiği belirtildi. Açıklamada, dış müdahalelere ve zorla hakimiyet girişimlerine karşı net bir duruş sergilenirken, bu tür politikaların yeni bir zorunlu göçe yol açabileceği ifade edildi.
Êzidî temsilciler, Şengal Dağı’nın yalnızca coğrafi değil, kutsal ve tarihsel bir sembol olduğunun altını çizdi. Dağa yönelik her müdahalenin kimliğe ve toplumsal varlığa saldırı anlamına geleceği belirtilirken, diyalog, huzur ve güvenlik çağrısı yapıldı. Yeni bir askeri müdahale ve sivillerin yeniden göçe zorlanması ihtimali ise reddedildi.
PİRHA- IŞİD’in Şengal’e saldırması ardından gerçekleşen soykırımın üzerinden 11 yıl geçti. Siwena Ezidi Kadın Meclisi (SMJE) üyesi kadınlar, “Bu yara adalet, demokrasi ve insan hakları içerisinde bir mahkemenin kurulması ve vahşi düşmanların cezalandırılmaları ile ancak bir nebze iyileşir” diye belirtti.
Ortadoğu’nun kadim inançlarından biri olan Ezidi inancına mensup topluluk, tarih boyunca birçok katliama maruz kaldı.
IŞİD’in Ağustos 2014 başında, Musul’un batısındaki Şengal Dağları’na, Ezidxan’a (Ezidilerin topraklarına) düzenlediği saldırıların ardından binlerce Ezidi Ezdîxan’ı terk etmek zorunda kaldı. Arkalarında yalnızca evlerini, yurtlarını değil, IŞİD’in zorla alıkoyduğu yakınlarını da bırakmak zorunda kaldılar.
IŞİD’in Şengal ve çevresini işgalinden önce 550 bin civarında Ezidi’nin yaşadığı bölgede, IŞİD kadın, erkek ve çocukların da aralarında olduğu binlerce kişiyi kaçırdı, çok sayıda kişiyi öldürdü. Kaçırdığı Ezidileri, özellikle kız çocukları ve kadınları pazarlarda “savaş ganimeti” olarak sattı. Saldırı nedeniyle yüzbinlerce insan Irak Kürdistan Bölgesi (IKB), Suriye, Türkiye ve Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kaldı.
İlk olarak Avrupa Parlamentosu, Şubat 2016’da IŞİD’in Ezidilere saldırılarını soykırım olarak tanıdı. Parlamento kararında “Sözde İslam Devleti Hristiyanlara, Ezidilere, diğer dini ve etnik azınlıklara soykırım uygulamıştır” dedi.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi de Haziran 2016’da yayınladığı raporda IŞİD’in Ezidiler ve diğer azınlıklara karşı “soykırım suçu” işlediğini ifade etti ve 2014’te gerçekleştirilen IŞİD saldırısını soykırım olarak kabul ve ilan etti.
ABD, İrlanda, Kanada, Lüksemburg, Hollanda, Belçika, Almanya, İsviçre, Ermenistan, İngiltere, Portekiz’in de aralarında olduğu 20’ye yakın ülke Ezidi soykırımını tanımış durumdadır.
Yaşananların üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen, Şengal ve çevresine 150 bin civarında insan dönmüş olsa da hala yüz binlerce Ezidi kendi toprağından uzakta, kamplarda zor şartlarda hayatını sürdürüyor.
Ezidileri Kurtarma Ofisi’nin paylaştığı son verilere göre, IŞİD Ağustos 2014’te Şengal ve çevresinde 6 bin 417 Ezidi Kürdü kaçırdı. Bunlarda 3 bin 548’si kadın, 2 bin 869’u erkekti. Aynı verilere göre, İŞİD’in yenilgiye uğradığı 2019 yılından şu ana kadar kaçırılanların 3 bin 562’si kurtarıldı. Yaklaşık 2 bin 600 kişi ise halen kayıp.
Şengal soykırımında, Bosna ve Ruanda’da olduğu gibi, planlı ve sistematik olarak tecavüz, cinsel köleliğe zorlama, zorla evlilik gibi suçlar işlendi. Ayrıca, Şengal ve çevresinde İŞİD tarafından öldürülen Ezidilere ait 85’ten fazla toplu mezarın tespit edildiği ve 15 kadar toplu mezarın açıldığı ve yüzlerce cesedin çıkarıldığı bilinmektedir.
3 Ağustos 2014 yılında Şengal’de yaşanan ve “73’üncü Ferman” olarak nitelenen soykırımda binlerce Ezidi Kürt öldürülürken, katliam insanlık tarihine kara bir leke olarak geçti.
Şengal trajedisinin üzerinden 11 yıl geçti. Halen Şengal’in yarası halen kanamaya devam ediyor ve sık sık toplu mezarlar ortaya çıkarılıyor. Şengal, 13 Ekim 2015’te IŞİD’den geri alındı.
Siwena Ezidi Kadın Meclisi (SMJE) üyesi Hazni isimli kadın, IŞİD’in Ezidi kadınlara yönelik esir alma pratiğine vurgu yaparak, “30 yıldır Almanya’dayım ve Ezidi Kadın Meclisi üyesiyim. Her 3 Ağustos yaklaştığında inanın bir Ezidi ve kadın olarak duygularımızı dile getirmekte zorlanıyoruz. O anları dakika dakika izledik ve o acıyı bedenimizde hissettik. İster ülkede ister diasporada olsun Ezidilerin gözüne uyku girmedi. Ezidi toplumu Mezopotamya’da en eski inanca sahip bir toplum. Ezidi toplumunda kadının rolü çok kutsaldır. Ezidi toplumu Kürtlüğün kökü ve esasıdır. Sünni alemi ibadeti Arapça, Hristiyan kendi diliyle yapıyor ama Ezidi toplumu ibadetini Kürtçe yapıyor. Ezidi inancında kadın kutsaldır. Vahşi düşman ise Ezidi toplumunun içerisinde ananın bu kutsallığını ve rolünü iyi biliyordu. Ferman çıkardıklarında erkekleri katlettiler ve ne yazık kadınları kaçırıp kendileriyle götürdüler. Bugün hala o insanların akıbeti belli değil, belki köle olarak satıldılar belki de öldürüldüler. Hala düşmanın elindeler” dedi.
“EZİDİ KADINLAR KENDİ GÜÇLERİNİ OLUŞTURDU”
Fermandan önce Şengal’de kadınların durumunu, 73. fermanda yaşananları ve ferman sonrası Ezidi kadınlarının fermana cevap niteliğinde olan örgütlenmesine değinen Hazni, “Fermanın üzerinden 11 yıl geçti. Ezidiler üzerinde binlerce ferman vardı. Yalnız 3 Temmuz’daki fermanın bir farklılığı vardı. Sözde onları savunan güçler tarafından yalnız bırakıldılar. Fermandan bir sene sonra Şengal kendini örgütledi ve bu vahşi düşmana karşı büyük bir direnişin içine girdi. Elbette buda emeksiz olmadı. Buda kutsal bir direniş ile birlikte önderliğimizin ideolojisi, fikri ve felsefesi ile oldu. Ferman döneminde ne yapacaklarını, nasıl çıkıp özgürleşeceklerini bilmeyen kadınlar bir sene sonra Şengal’de kendi güçlerini oluşturdu” diye konuştu.
JENOSİTİN RESMİ OLARAK TANINMASI ÇAĞRISI
Hazni, katliamın resmi olarak tanınması çağrısında bulunarak şöyle devam etti:
“Şengal’in acıları beynimizde ve bedenimizde. Açık bir yara gibi iyileşmiyor. Bu yara Irak devleti tarafından adalet, demokrasi ve insan hakları içerisinde bir mahkemenin kurulması ve vahşi düşmanların cezalandırılmaları ile ancak bir nebze iyileşir. Ezidiler üzerindeki jenosit resmi olarak kabul edilmeli. Şu ana kadar 13 devlet bunu resmi olarak kabul etti. Irak ve Bölgesel Kürdistan bölgesinde gerçekleşen bu katliama rağmen ne Irak nede Federal Kürdistan Bölgesi Yönetimi bu katliamı resmi olarak tanımadılar. Şu ana kadar da hukuka, adaletin bulmasına dair hiçbir şey yapmadılar. Kendisini örgütleyen Şengalli kadınlarda durmadan adalet arayış arayışını devam ediyor ve diyorlar ki, ‘Biz savunmamızı artık kimsenin bizi ucuza satanların eline vermeyiz’ diyorlar. Ezidi kadınlar Musul pazarında domates satar gibi vahşice satıldılar. Bu yara iyileşmez.
“JENOSİT KABUL EDİLECEKSE EZDİLERİN SORUNLARI ÇÖZÜLMELİ”
Yine Siwena Ezidi Kadın Meclisi (SMJE) üyesi Zübeyde isimli kadın ise Şengalli Ezidilerin hala dönebilecekleri ve barınabilecekleri bir evleri dahi olmamasını hatırlatarak, “73 fermana rağmen Ezidiler ayakta. Bazı annelerin gidip başında olacağını bir mezarı var. Ama hala kemikleri toprak altında olan ve mezarı olmayanlar var. Bizi acıtan şey ise hala binlerce Ezidi kadın çetelerin elinde ve akıbetleri belli değil. Suriye Demokratik Güçleri, katliamın döneminde 10 yaşında olan ve bugün 22 yaşında olan bir kadını kurtardı, onları kutluyoruz. 13 devlet katliamı kabul etmiş durumda lakin şu ana kadar hiçbir şey yapmış değiller. Bunu kabul etmiyoruz. Ezidilerin çabası olmasa jenosit olarak dahi tanınmayacak. Jenosit kabul edilecekse bu Şengal’e sahip çıkmakla olur, çıkılmıyorsa da bir şey yapmanın anlamı yok. Dönebilecekleri evleri dahi çok, halen çadırlarda kalıyorlar. Uluslarası devletlere çağrı yapıyoruz; jenosit kabul edilecekse Ezidilerin sorunları çözülmeli” diye belirtti.
“DEVLETLET KÖR, SAĞIR VE DİLSİZ”
IŞİD’in elinde esir olan Ezidi kadınlarının durumuna işaret eden Vekahad isimli Siwena Ezidi Kadın Meclisi üyesi de, “Başımıza her gün yeni fermanlar çıkarılıyor ve sürekli peşimizde. Kadınlarımız hala DAİŞ’in elinde ve pazarlarda satılıyor. Bunlar bizleri incitiyor. Bütün devletler buna karşı kör, sağır ve dilsiz. Annelerin, çocukların sesine kulak vermiyorlar. Büyüklerimiz fermandan bahsediyordu ama bilmiyorduk. 74. Fermanı bizle gözlerimizle gördük. Ezidiler sağ olduğu sürece bu fermanı ve acıları unutmaz. Ferman, aslında bütün devletlerin fermanıdır. Çünkü seslerini çıkarmıyorlar” ifadelerini kullandı.
“KATLİAMIN BİZE DERSİ OLDU; ODA ÖRGÜTLENMEK”
Ve son olarak konuşan Siwena Ezidi Kadın Meclisi üyesi Binevş de, “Şengal’in yaraları iyileşmediği sürece bizler rahat etmeyiz. Bu katliam bizler için bir ders oldu; oda örgütlenmektir. Kendi kadın meclislerimiz oluştu. Şehirlere gittiğimizde bizler kendimizi saklıyorduk ve Ezidi olduğumuzu söylemiyorduk. Bu örgütlenmeyle birlikte eğitildik, dünyaca tanındık. Kültürünü, inancını savunan herkes devlet gözünde kabul görmüyor. Bu hareket sayesinde bir seviyeye ulaştık. Dünya bu jenosidi kabul etmese de biliyoruz ki Ezidiler ve onların örgütleri var. Katledilenleri saygıyla anıyorum” şeklinde konuştu.
Programın tamamı 3 Ağustos Pazar günü CANTVekranlarında.
PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, İçişleri Bakanlığı’nın önünde iktidara seslenerek, “Düğmeye basmışlar; bir taraftan muhalefeti bölmek istiyorlar, bir taraftan da Kürt halkının mücadelesini yok etmek istiyorlar” dedi. Koçyiğit, “Barış diyenlere soruyoruz; üst üste kayyım atayarak, Kuzey Doğu Suriye’de Kürt halkının, Hristiyanların, Dürzilerin, Êzidîlerin, Arap Alevilerinin katliamlarına yol vererek Türkiye’de barışı nasıl sağlayacaksınız?” diye sordu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli ile milletvekilleri, İçişleri Bakanlığı önünde belediyelere kayyım atanmasına dair açıklama yaptı.
DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, İçişleri Bakanlığı’nın halk iradesini ve halkın seçme seçilme hakkını gasp eden bir bakanlık olduğunu söyleyerek, “Bu kayyım siyaseti sürdüğü sürece, kayyım siyasetiyle AKP yol almaya devam ettiği sürece, bu kayyımcı anlayışı bütün ülkeye yaymaya devam ettikleri sürece bizler de demokratik mücadelemizde ısrar edeceğiz. Gerekirse her hafta, her gün İçişleri Bakanlığı’nın önüne geleceğiz. Bu bakanlığın yaptığı hukuksuzluğu ve demokrasi darbesini buradan teşhir edeceğiz” dedi.
“İKTİDARIN NE DEMOKRASİ, NE HUKUK, NE EMEKÇİLERDEN YANA DERTLERİ YOK”
Gülistan Kılıç Koçyiğit, iktidarın DEM Parti’ye gözaltı, tutuklama ve kayyımlarla rota çizmeye çalıştığını vurgulayarak, “Eşitlik ve özgürlük talebimizi boşa çıkarmak istiyorlar. Halkın demokratik direniş hattını yok etmek istiyorlar. İktidarın ne demokrasi, ne hukuk, ne emekçilerden yana dertleri yok. Çetelerin Suriye’de yaptığı katliamı protesto eden 7 arkadaşımız İstanbul’da tutukladı. Eş Genel Başkan Yardımcımız Sevtap Akdağ ve Kayapınar Belediye Eş Başkanımızın içinde olduğu onlarca arkadaşımızı tutukladılar. Düğmeye basmışlar; bir taraftan muhalefeti bölmek istiyorlar, bir taraftan da Kürt halkının mücadelesini yok etmek istiyorlar. Barış diyenlere soruyoruz; üst üste kayyım atayarak, Kuzey Doğu Suriye’de Kürt halkının, Hristiyanların, Dürzilerin, Êzidîlerin, Arap Alevilerinin katliamlarına yol vererek Türkiye’de barışı nasıl sağlayacaksınız?” diye sordu.
“KATLİAMCI ÇETELERİN ÖNÜNE NEDEN GEÇMİYORSUNUZ?”
Gülistan Kılıç Koçyiğit, Suriye’de yaşanan sürece dair konuşarak, şunları söyledi:
“Türkiye’nin terör örgütü listesinde olan HTŞ, medyada muhalif örgüt diye lanse ediliyor. Halep’e Türk bayrağı dikildi diye sevinenler var. Halep kimin toprağı? Kimin şehri? Türkiye Halep’i, Suriye’yi işgal mi etmek istiyor? Kürt halkının, orada yaşayan halkların iradesine neden saygı duymuyorsunuz? Neden Suriye halklarının barış içinde yaşaması için bir politika geliştirmiyorsunuz. Bu katliamcı çetelerin önüne niye geçmiyorsunuz?
Bugün barış için her zamankinden daha fazla fırsat var. Suriye’nin barışı için de Türkiye’nin barışı için de koşullar vardır. Ama sizin niyetiniz barış değil. Siz barış diyerek savaşı kışkırtıyor, ülkedeki gerginliği tırmandırıyorsunuz. Kayyım atayarak halkın iradesini yok sayıyorsunuz; böyle bir barış olabilir mi? Barış deyip tecridi derinleştirmek, barış deyip halka darbe yapmak, barış değildir. Böyle bir barış yolu olamaz. Barışın yolu açıktır, ülkede yaşayan herkesi, inancı halkı eşit görmekten geçer. Bu bir efendi köle ilişkisi değildir. Birileri buyuracak, birileri yapacak. Barış böyle birşey değildir. Ülkede şiddeti, gerilimi tırmandıran, demokrasiyi askıya alan anlayış Suriye’de çetelerin önünü açıyor.
“HÜKÜMET YANLIŞ HESAP YAPIYOR”
Türkiye, Kürtler başta olmak üzere orada yaşayan halkların yaşayacağı her türlü katliamın müsebbibidir. Haberimiz yok diyemezsiniz; İdlib’de kimin üsteleri var? Bu HTŞ nerede barınıyordu, HTŞ’yi kim korudu İdlib’de? Astana’da neyin garantörlüğünü verdiniz? Çıkın bunların yanıtını verin. Şimdi eğitilmiş, donatılmış, silahlandırılmış Kürt katliamına gidiyor, Kürtlerin yaşam alanlarına kastediyorlar ve bize diyorlar ki Suriye’deki Kürtler ayrı Türkiye’deki Kürtler ayrı. Öyle bir dünya yok. Suruç ile Kobani aynıdır, Qamişlo ile Nusaybin aynıdır. Biz Kürtler biriz, bütünüz. Halkımıza dönük katliama sessiz kalamayız. Suriye’deki Kürdün de, Arap Alevinin de, Dürzinin de, Ermeninin de, Çerkezin de, Ezidinin de, yaşam hakkı için mücadele ederiz. Hükümet yanlış hesap yapıyor.
“SURİYE’DE BARIŞIN İNŞA EDİLMESİ İÇİN SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ”
Bütün bu kayyım uygulamalarını kınıyoruz. Kayyım uygulamalarına karşı demokrasi güçleriyle beraber her yerde ses çıkarmaya devam edeceğiz. Bugün eş genel başkanlarımız Suruç’ta sınıra yürüyecekler. Çok açık ve net söylüyorum; Suriye bizim kırmızı çizgimizdir. Suriye’de halkların katliamına asla yol vermeyiz. Orada halkımızın katledilmesine göz yummayız. Suriye’nin toprak bütünlüğü, Suriye’de yaşayan halkların Suriye’nin geleceğini belirlemesi, Suriye’de barışın inşa edilmesi için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Hükümeti de çatışmayı durdurmaya, barışçıl bir rol oynamaya davet ediyoruz.”
1 SAATLİK OTURMA EYLEMİ
DEM Parti Grup Başkanvekilleri ve milletvekilleri açıklamanın ardından, kayyım darbesine karşı, TBMM şeref salonunda bir saatlik oturma eylemi yaptı.
PİRHA- 3 Ağustos 2014’de IŞİD çeteleri tarafından Ezidilere yönelik yapılan soykırımın 10. yılı. IŞİD’in Şengal’e yaptığı saldırılarda 2 bin 213 Ezidi katledildi, 7 bini kaçırıldı, 390 binden fazlası yerinden edildi.
Suriye iç savaşının başlamasıyla birlikte ortaya çıkan IŞİD çeteleri, Kürt coğrafyasında farklı etnik kimlik ve inançlara dönük soykırımlar gerçekleştirdi. Musul’u ele geçiren IŞİD, daha sonra kendisine biat etmeyen Ezidiler başta olmak üzere Şebek ve Kakaî Kürtlerini, Şiileri ve Türkmenleri hedef aldı.
IŞİD, 3 Ağustos 2014’te Ezidîlerin ana yurdu olan Şengal’e saldırdı. IŞİD’in saldırıları sonucu Ezidiler, 74’üncü kez soykırıma maruz kaldı. IŞİD, Şengal’in dört tarafındaki köylere saldırarak, soykırıma başladı.
IŞİD saldırılarında 2 bin 213 Ezidi katledildi. 390 binden fazla Ezidi yerinden edildi. 7 bin Ezidi kaçırıldı. 4 bini kurtarılırken, kadınlar köle pazarlarında satıldı. 3 bin kadın ve çocuğun akıbeti hala bilinmiyor. Belirli aralıklarla açılan 12 toplu mezarda, Ezidilerin cenazelerine ulaşıldı.
68 dini mekan yağmalandı. 150 bin insan açılan koridorda mahsur kaldı. Ezidi köylerinde ve Şengal dağlarında korkunç bir trajedi yaşandı.
Katliamla birlikte hızla örgütlenen Ezidiler, 2014’te Şengal Direniş Birlikleri’ni (YBŞ) kurdu. Yine Kuzey Suriye’den gelen YPG güçlerinin yardımıyla açılan koridorda binlerce Ezidi, Kuzey Suriye kentlerine geçirildi.
EZİDİLERE SOYKIRIM UYGULANDI
Ezidilerin bir kısmı ise Batman, Mardin, Diyarbakır ve Şırnak’a göç etmek zorunda bırakıldı. İşgalin ardından başlatılan operasyon 13 Kasım 2015’te sona erdi. İçinde Ezidilerin de bulunduğu Kürt güçleri, Şengal’i özgürlüğüne kavuşturdu.
Şengal savunma birliklerinin koruduğu bölgeye, katliamın yaşandığı tarihten bu yana 8 bin aile geri döndü. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından 15 Haziran 2016 tarihinde Ezidilere ilişkin bir rapor yayımlandı. Raporda, IŞİD’in Ezidilere yönelik soykırım suçunu işlediği vurgulandı. Raporda, 400 bin Ezidi’nin öldürüldüğü, köleleştirildiği veya diğer insanlık dışı suçlara maruz bırakılarak yok edilmeye çalışıldığı da kaydedildi.
PİRHA – Milletvekili Ömer Öcalan, IŞİD’liler tarafından kaçırılıp Ankara’ya getirilen Ezidi kız çocuğuna yönelik yürütülen davaya dikkat çekti. Milletvekili Öcalan, hazırladığı soru önergesinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a, “IŞİD üyesi olduklarını itiraf etmelerine rağmen bu kişiler hakkında ‘insanlığa karşı suça yönelik delillerin oluşmadığı’ kanısına nasıl varılmıştır?” diye sordu.
Ankara polisi, Şubat 2021’de IŞİD’in hücre evinde, daha önce IŞİD’liler tarafından internette ‘satışa’ çıkartılan Ezidi bir kız çocuğuna ulaşmıştı. Bu operasyonda Ezidi kız çocuğunu rehin alan Irak vatandaşları Anas Varda, Nasır Halef Reşed ve Sabbah Ali Oruç gözaltına alınmıştı. Zanlılardan Sabbah Ali Oruç tutuklanarak cezaevine konulmuş, diğer iki sanık ise adli kontrol şartı ile serbest bırakılmıştı. Ezidi kız çocuğu ise devlet tarafından koruma altına alınarak Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı görevlilerine teslim edilmişti.
Ezidi çocuğu Türkiye’ye getiren IŞİD’lilerin, çocuğa yönelik, özel bir kast unsurlarının bulunmadığı, insanlığa karşı suça yönelik delillerin oluşmadığı ifade edilmiş, insan ticareti suçlamasından yargılanmasına hükmedilmişti.
26 Ekim’de yapılan duruşmada davaya müdahil olmak isteyen sivil toplum kuruluşları ve derneklerin talepleri ise kabul edilmedi.
Urfa HEDEP Milletvekili Ömer Öcalan, konuyu Meclis gündemine getirerek sanıkların “IŞİD terör örgütü üyesi olmak” ve “örgüt yönetiminde yer almak” suçlamaları bulunmasına rağmen Ağustos 2021’de serbest bırakıldıklarına işaret etti. Milletvekili Öcalan, Ezidi kız çocuğunun 2014 yılında 2-2.5 yaşındayken kaçırıldığını da aktardı.
Milletvekili Ömer Öcalan, konuya ilişkin hazırladığı önergede Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından yazılı olarak cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:
“-İŞİD’in üyesi olduklarını kendileri belirten bu kişiler hangi yasal gerekçe ile serbest bırakılmıştır? İnsan ticareti suçundan dava açılan kişilere çocuğu teslim etmek doğru mudur?
-İŞİD üyesi olduklarını itiraf etmelerine rağmen bu kişiler hakkında ‘insanlığa karşı suça yönelik delillerin oluşmadığı’ kanısına nasıl varılmıştır?
-Ezidi kız çocuğunun kaçak yollarla getirildiği iddiaları mevcuttur. Türkiye’ye getirilmesi suç değil midir?
-İŞİD tarafından kaçırılarak Türkiye’ye getirilen Ezidi kadın ve çocuklarla ilgili bir çalışmanız var mıdır? Kaç Ezidi kadın ve çocuk kaçırılarak Türkiye’ye getirilmiştir?
-Türkiye’de koruyucu aile olmak için birçok kriter aranırken ve bu kriterler yerine getirilmeden talep karşılanmazken insan ticaretinden dava açılan bir ailenin talebi hangi yasal gerekçe ile karşılanmıştır?
-Davaya müdahil olmak isteyen kadın derneklerinin ve bu alanda çalışma yapan hukuk derneklerinin müdahillik talepleri neden reddedilmiştir?”
PİRHA- IŞİD tarafından 2017’de Türkiye’ye kaçırılan, ardından Ankara’da Şubat 2021’de örgütün hücre evine düzenlenen operasyonla kurtarılıp Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı korumasına verilen Ezidi kız çocuğunun, aynı IŞİD’li aileye tekrar teslim edildiği ortaya çıktı.
Artı Gerçek’ten Hale Gönültaş’ın haberine göre, IŞİD tarafından 2017’de Türkiye’ye kaçırılan, ardından derin internette (dark web) satışa çıkarılan ve Ankara’da Şubat 2021’de örgütün hücre evine düzenlenen operasyonla kurtarılıp Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı korumasına verilen Ezidi kız çocuğunu, bakanlığın aynı IŞİD’li aileye tekrar teslim ettiği ortaya çıktı.
‘ULUSLARARASI İNSAN TİCARETİ’ SUÇLAMASIYLA AÇILAN DAVA GÖRÜLÜYOR
Şengalli çocuğu Türkiye’ye kaçıran IŞİD’li Sabbah Ali Oruç hakkında, ilk örnek teşkil edecek şekilde ‘uluslararası insan ticareti’ suçlamasıyla dava açılmıştı. Bugün Ankara 15’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde davanın ilk duruşmasına başlandı.
Dava dosyasında yer alan bilgilere göre, 24 Şubat 2021’de Ankara Terörle Mücadele (TEM) ekiplerince Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı Pursaklar Sevgi Evi’ne teslim edilen Ezidi kız çocuğu, yaklaşık 3 ay sonra, soruşturma süreci devam ederken, hafta sonları şüpheli IŞİD’li aileye gönderilmeye başlanmıştı.
BAKANLIK KORUMASINDAKİ KIZ ÇOCUĞU, ONU KAÇIRAN İŞİD’Lİ AİLEYE TESLİM EDİLDİ
Ezidi çocuğa dair Artı Gerçek yeni bir bilgiye ulaştı. Buna göre, 21 Haziran 2022 tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın onayı ile hakkındaki ‘koruma kararı’ kaldırılan Ezidi çocuk, Pursaklar Sevgi Evi görevlileri tarafından “teslim tutanağı” ile IŞİD’li aileye teslim edildi.
NE OLMUŞTU?
Ankara’da Şubat 2021’de polis ve istihbarat ekiplerinin IŞİD’in hücre evine düzenlediği duyurulan operasyonla Ezidi bir kız çocuğu kurtarılmıştı.
Çocuğun, IŞİD’liler tarafından derin internette satışa çıkarıldığı ortaya çıkmış, baskın ve çocuğun kurtarılmasına dair bilgi, bir basın bildirisi ve video görüntüleri ile kamuoyuna duyurmuştu.
Ezidi kız çocuğunu kaçırıp evlerinde rehin tuttukları suçlamasıyla Irak vatandaşları Anas V., Nasır H.R. ve Sabbah Ali Oruç’un ifadeleri alınmıştı. Gözaltına alınanlardan Anas V. ve Nasır H.R., ifade ve savcılık sorgularının ardından 27 Şubat’ta adli kontrol şartı ile serbest bırakılmıştı. Sabbah Ali Oruç ise tutuklanarak Sincan F Tipi Kapalı Cezaevi’ne konulmuştu.
Söz konusu IŞİD’lilere ilişkin iddianame 8 Mart 2021 tarihinde kabul edildi. İddianamede her üç IŞİD’li için de “DAEŞ terör örgütü üyesi” ve “örgüt yönetiminde yer almak” suçlamasında bulunulmuştu.
İddianameye göre, IŞİD’li Sabbah Oruç, 2018 yılında ağabeyinin eşi ile Ankara İl Göç İdaresi’ne giderek Ezidi kız çocuğu için kimlik başvurusunda bulundu. Sabbah Oruç, çocuğa kimlik çıkartmakta geciktiklerini beyan etti. Çocuğa ağabeyinin ismi ve 990….6990 numarası ile “Aişe Sabbah. A.O.” ismiyle kimlik çıkartıldı.
Ezidi kız çocuğunun ailesine ulaşılamadı. Ailenin Şengal katliamında öldürüldüğü sanılıyor.
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Diyanetin, Kobani davasına müdahil olmasına ilişkin açıklama yaparak “IŞİD’le aynı zihniyeti taşıyor olmasındandır” ifadelerini kullandı.
HDP’li Kürt siyasetçilerin yargılandığı Kobani Davası’nda Diyanet İşleri Başkanlığının da müdahil olma isteği toplumun birçok kesiminde eleştiriyle karşılandı.
Diyanetin, davaya müdahil olma gerekçesi yazıya dökülen dilekçede ise somut şekilde ifade edilemedi. Diyanetin davaya katılma talebine bir eleştiri de DAD Genel Merkezi’nden geldi.
“ŞERİAT HUKUKUNA GEÇİŞİNİN AYAK SESLERİ”
Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan DAD, “Kobani davasına bugün müdahil olunması Türkiye Cumhuriyeti hukuk sisteminin, şeriat hukukuna geçişinin ayak sesleridir” dedi.
Tüm muhalif kesimin ortak mücadele yürütmesi gerektiğini belirten DAD, açıklamanın devamında şu cümlelere yer verdi:
“Padişah, Şeyhülislam, Kadı,
Padişah ferman buyurmuştu; Kobane düştü düşecek.
Şeyhülislam şimdi gecikmiş fermanı tamamlamak için mahkemeye müdahil oluyor, fetva buyuruyor.
Geriye kadının kararı kaldı.
Rojava, Kobani; selefi İslam barbarlığına karşı Kürt’ün varlık direnişidir. IŞİD’in Ortadoğu’yu kasıp kavurduğu, dünyaya dehşet saçtığı bir dönemde Suriye halklarının, Kürt, Arap, Türkmen, Ermeni, Müslüman, Ezidi, Alevi topluluklarının Kobani’de simgeleşen direnişinin adıdır.
Kobani, Şengal, biri Kürt’ün diğeri Ezidi inançlı Kürt’ün soykırımına tanıklık edecekken; orada yaşayan tüm halkların, IŞİD karanlığını boğup, kendilerini özgürleştirdikleri yerdir.
Diyanetin, Kobani davasına müdahil olması IŞİD’le aynı zihniyeti taşıyor olmasındandır. Hedeflenen Türk İslam sentezinin, Türk tipi İslam’ın ve şeriatın inşasıdır. Bugün iktidarı elinde tutanlarla onların halifesi Recep Tayyip Erdoğan, her konuşmasında ‘nass nass’ derken aslında şeriat şeriat demektedir. Yakın bir gelecekte bütün Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerindeki hakim ve savcıların, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan gelen fetvalara göre hüküm vereceği gün gibi ortadadır.
Bugün Kobani davasına müdahil olan Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumun refleksini ölçmektedir, bir deneme yapmaktadır. Gelecekte ise boşanma davaları dahil mal bölüşümüne kadar, mahkemeye intikal eden bütün davalarda DİB’in görüşü alınarak hüküm bağlanacaktır.
Karma eğitime itiraz, ÇEDES projesi, okullara psikolojik danışman olarak imam ataması ile eğitimin tümden dinselleştirilmesinin ardından, yedi yıldır süren Kobani davasına bugün müdahil olunması Türkiye Cumhuriyeti hukuk sisteminin, şeriat hukukuna geçişinin ayak sesleridir. Görmek gerek, Türkiye’nin şeriat devletine dönüştürülmesinin taşları döşeniyor. Şeriat ilanının uzak olmadığının göstergesidir.
“ŞERİAT TUZAĞINA KARŞI UYANIK OLUNMALI”
Bu ülkede yaşayan seküler, yurtsever, demokrat, kadın, gençlik, demokrasiyle yaşama arzusunda ve mücadelesinde olan tüm ötekilerin, ülkeyi adım adım karanlığa sürükleyen ve adım adım örülen şeriat tuzağına karşı uyanık olmaları ve seslerini yükseltmeleri gerekmektedir. Yoksa yarın çok geç olur.
Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”
PİRHA – Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Viranşehir ilçesinde yaşayan Ezidilerin evlerine korucuların el koymasını, Cumhurbaşkanı yardımcısı Cevdet Yılmaz’a sordu. Beştaş, “Zevra Köyü örneğinde yaşanan gelişme ve bunun benzerleri anayasal güvence altında olan mülkiyet hakkının ihlali değil midir?” dedi.
Urfa’nın Viranşehir ilçesinde yaşayan Ezidilerin evlerine korucuların el koymasına tepkiler yükseliyor.
Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, korucuların zorbalığını Meclis gündemine taşıdı. Beştaş, Türkiye’de yaşayan Ezidi yurttaşların ayrımcı uygulamalara dair sorunlarının önemli bir gündem olmasına rağmen çoğunlukla kamuoyuna yansımadığını dile getirdi.
Sayıları 10 binleri aşan Ezidilerin nüfuslarının da bir hayli azaldığını belirten Beştaş, “Bilindiği üzere 12 Eylül 1980 sonrası pek çoğu zorla yerinden edilmişlerdir. Ezidilerin sayılarının azalmasının birincil nedeni bu olsa da süreç hala devam etmektedir. Halihazırda yurtdışına gitmek durumunda kalan Ezidi yurttaşlarımız ülkeye dönmek ve köylerini yeniden inşa etmek istemektedir. Ancak pek çok yurttaşın tapulu ev ve mülklerine el konulmuş, tarla ve meraları başkalarının zilyedliğine geçmiş durumdadır” dedi.
“EZİDİ YURTTAŞLARIN SORUNLARINA İVEDİ BİR ÇÖZÜM ÜRETİLMELİ”
Meral Danış Beştaş, pek çok yurttaşlık hakkından yararlanamayan Ezidilerin sorunlarına ivedi bir çözüm üretilmesinin gerekli olduğunu vurguladı.
Beştaş, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a şu soruları yöneltti:
“1- Yurtdışında yaşayan Ezidi yurttaşlardan son on yılda Türkiye’ye dönüş gerçekleştiren kaç kişi olmuştur?
2- Halihazırda yurtdışında yaşayan ve Türkiye’ye dönüş talep eden kişi sayısı nedir?
3- Ezidi yurttaşların tapulu taşınmazlarının tespiti için bir çalışma yürütülmüş müdür?
4- Ezidi yurttaşlara ait tapulu taşınmazlarda yaşayan ve tarlaları kullanan kişi sayısı belli midir? Bu konuda bir tespit çalışması yürütülmüş müdür?
5- Ezidilerin evlerine tekrar döndüklerinde Zevra Köyü örneğinde yaşandığı üzere saldırılara uğramamaları ve güvenli bir şekilde köylerinde yaşamlarını devam ettirebilmeleri adına bir çalışma yürütülecek midir?
6- Zevra Köyü örneğinde yaşanan gelişme ve bunun benzerleri anayasal güvence altında olan mülkiyet hakkının ihlali değil midir? Bu hakkı ihlal edenler hakkında gerekli adli ve idari soruşturmalar başlatılacak mıdır? Ezidi yurttaşların mülkiyet haklarının ihlal edilmemesi adına hangi çalışmalar yürütülecektir?
7- Ezidilerin yaşam haklarının güvence altına alınması adına çalışmalar yürütülecek midir?
8- Ezidilerin sosyal ve kültürel haklarının korunması adına çalışmalar yürütülecek midir?
9- Ezidi topluluğunun karşılaştığı sorunların çözümü için, azınlık haklarına saygı çerçevesinde başkalarının zilyedliğinde bulunan tapulu evlerin iadesi, toprakların geri verilmesi ve köylerinin yeniden inşası için gereken destek ve koruma sağlanacak mıdır?”
PİRHA – Halkların Demokratik Partisi, Ezidi halkı tarafından “evrenin maya tuttuğu gün” olarak anılan Çarsema Sor Bayramı’nı kutladı.
Ezidi Kürtlerinin bayramı olan Çarşema Sor (Kızıl Çarşamba) her yıl Nisan ayının 13’ünden sonra gelen ilk çarşamba bayram olarak kutlanıyor.
Çarşema Sor Bayramı, yeniden yeşerme ve dirilme olarak görüyor. Bu günde yumurtalar rengarenk boyanarak, geleneksel yemekler de hazır hale getiriliyor.
Ezidiler, Çarşema Sor Bayramı’nda, Güney Kürdistan’daki Laleş Tapınağı’na giderek ibadetlerini yerine getiriyorlar.
Ezidi kadınlar, yeşile, kırmızıya, sarıya, kahverengiye ve mora boyadıkları yumurtaları, yoksul ailelere dağıtıyor. Ayrıca çiftçiler de renkli yumurtaları yiyerek kabuklarını bereket getirmesi dileği ile tarlalarına bırakıyor.
Çarşema Sor Bayramı’nda misafirlere geleneksel yemekler sunulurken, mezarlık ziyaretleri de önemli bir gelenek olarak biliniyor. Bu önemli günde, hayvancılıkla uğraşan Ezidiler ise 1 gün boyunca hayvanlarının sütünü sağmamaya özen gösteriyor.
Nisan ayını “yılın gelini” olarak adlandıran Ezidiler, bu ay içerisinde düğün töreni yapmamaya ise ayrı özen gösteriyorlar.
“ÇARŞEMA SOR BAYRAMI KUTLU OLSUN!”
Ezidi halkının bu önemli günü Halkların Demokratik Partisi tarafından da kutlandı.
Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüleri Tülay Hatimoğulları ve Turgut Öker, yazılı açıklama yaparak şu ifadelere yer verdi:
“Cejna Pîroz Çarşema Sor Ya Gelê Êzidiyan Pîroz Be!
Êzidî halkı tarafından ilkbaharın başlangıç günü ve aynı zamanda yeni yılın ilk günü olarak kutlanan Çarşema Serê Nîsanê yani Çarşema Sor Bayramı kutlu olsun.
Êzidîler, sonuncusu Şengal’de olmak üzere kültürü, inancı ve kimliği nedeni ile 73 defa katliama uğratılan bir halktır. Tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan 73. Ferman olarak anılan soykırımın gerçekleştiği 2014’ten bugüne IŞİD çetelerinin elinde esir tutulan binlerce Êzidî kadın ve çocuğun akıbetleri maalesef halen belirsiz.
Êzidî inancına göre hem evrenin hem de dünyanın maya tuttuğu gün olan Çarsema Sor Bayramı’nın, başta kadim Êzîdî halkının özgürlüğünün müjdeleyicisi olmasını umut ediyor; bütün insanlık için barışa, özgürlüğe ve eşitliğe vesile olmasını diliyoruz.”
PİRHA – Alman Federal Meclisi, Êzidîlere yönelik soykırımı kabul eden yasa tasarısını kabul etti.
IŞİD’in Ezidilere yönelik işlediği katliamların soykırım olarak tanınması için hükümet partileri Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP), ana muhalefet partisi Hıristiyan Birlik Partileri’nin (CDU/CSU) ortaklaşa hazırladığı karar tasarısı için Federal Meclis’te özel oturum gerçekleşti.
Êzidî temsilcileri ve dini önderlerinin katıldığı oturumu yöneten Federal Meclis Başkan Yardımcısı Katrin Göring-Eckardt, Meclisteki Êzidîleri selamladı. Daha sonra teker teker söz alan Federal Meclis’te grubu bulunan partilerin temsilcileri, tasarıya desteklerini belirterek, “Böyle bir karar için Meclis geç bile kaldı” görüşünü belirtti. Sol Parti Grubu ise Êzidîleri kurtaran YPG’ye tasarıda yer verilmemesini eleştirdi ve Türk devletinin Şengal’e yönelik saldırılarının son bulmasını istedi.
“ÊZİDÎLERLE EMPATİ KURACAĞIZ”
Yeşiller Partisi Parlamenteri Max Lucks, Şengal’in güvenliği olmadığı için Êzidîlerin topraklarına dönemediğini belirterek Türkiye ile İran’ın bölgeye yönelik saldırılarını işaret etti. Lucks, “Bu karar tasarımız Şengal’in güvenliğinin sağlanması açısından da önemli” diye konuştu. CDU/CSU Grubu adına konuşan Michael Brand “Bugünkü kararımızla soykırım tehdidi altında bulunan Êzidîlerle empati kuracağız” dedi.
IŞİD çetelerinin 2 Ağustos 2014’te Êzidîlere yönelik başlattığı soykırımın hâlâ hafızalarda olduğunu belirten SPD Grubu adına konuşan Derya Türk-Nachbaur ise geçtiğimiz günlerde bir heyetle Irak’a yaptığı ziyaretteki izlenimlerini aktardı. Soykırımın üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen Êzidîlerin kamplarda tutulduğuna ve topraklarına dönemediğine dikkat çeken Türk-Nachbaur, Irak hükümetinin, Êzidîlerin yaşadığı sorunlara acil çözüm bulmasını istedi.
İnsanlık suçlarının cezasız kalmaması gerektiğini ifade eden Türk-Nachbaur, “Az da olsa bugünkü kararımızla adaletin yerine gelmesini sağlayacağız. Gerçek bir adalet ise suçluların cezalandırılması, Êzidîlerin topraklarına dönerek özgürce yaşamasıyla gerçekleşecek. Bundan dolayı bugün alacağımız karar bir kilometre taşı olacak” dedi.
“DAİŞ ÇETELERİ CEZALANDIRILMALI”
AfD Grubu adına söz alan Martin Sichert ise Almanya’ya gelip iltica talebinde bulunan IŞİD çetelerine yönelik yeterince soruşturma ve takibin gerçekleşmediğini ifade etti. Yeşiller Partisi’nin 2014’te DAİŞ çetelerinin destekleyen Türk devletine destek verdiğini belirten AfD’li Sichert, “Êzidîler 74 kez soykırımdan geçirildi, bizim yapmamız gereken onları 75. soykırımdan kurtarmaktır” dedi.
FDP Grubu adına konuşan Peter Heidt ise Federal Meclis’in bugün gündemine aldığı kararla, Êzidîlere yönelik gerçekleşen soykırım karşısında yıllardır sergilenen sessizliğe son verildiğini ifade etti. Parlamenter Heidt, Almanya’ya sığınan Êzidîlerin dışlanıp ötekileştirilmemesi için çalışmalar yürütülmesi gerektiğini belirtti.
“FEDERAL MECLİS İÇİN TARİHİ BİR GÜN”
Sol Parti Grubu adına söz alan Sevim Dağdelen ise “Bugün Federal Meclis için tarihi bir gündür. Bizler Sol Parti grubu olarak yıllardır Êzidîlere yönelik soykırımın tanınması için mücadele ettik. Fakat ne yazık ki hükümet partileri bizi tasarının dışında tuttu” diye konuştu. Irak ve Suriye’de insanlık suçu işleyen DAİŞ’in Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye tarafından desteklendiğini hatırlatan Dağdelen, devamla “Bu ülkelerin DAİŞ’e verdiği silahlar Almanya’dan gitti. Bundan dolayı bu katliamda Almanya da suç ortağı” dedi.
Hükümet partilerinin hazırladığı taslakta Êzidîleri soykırımdan kurtaran ve Şengal dağına ulaştırarak korumaya alan YPG’nin adının anılmamasına tepki gösteren Sol Partili Dağdelen, “Peşmergeler Êzidîlerin silahlarını toplayıp Şengal’den kaçarken YPG Şengal’e ulaşarak Êzidîleri soykırımdan kurtardı. Ancak bu gerçeğe rağmen YPG’nin taslakta geçmemesi kabul edilemez. Sayın Baerbock, Şengal ve Êzidîlerin korunmasını istiyorsanız bir an önce Türk devletinin uluslararası hukuka aykırı olan saldırılarına dur demeniz gerekir” dedi.
Parti temsilcilerinin konuşmalarının ardından tasarı için oylamaya geçildi. Federal Meclis’te bulunan bütün parlamenterlerin destek verdiği tasarı oy birliğiyle kabul edildi.
Şengal’e yönelik saldırılara ilişkin açıklama yapan Irak Parlamentosundaki Êzidi grubu, Êzidilerle ilgili Êzidilerin katılımı olmadan yapılan tüm anlaşmaları reddettiklerini söyledi.
Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre, Irak Parlamentosundaki Êzidi Grubu Başkanı Nayıf Xelef Sido, Şengal’in durumuna ilişkin basın toplantısı düzenledi. Nayıf Xelef Sido, Êzidilerin şu anda karşılaştıkları durumu “soykırım” olarak tanımladığını belirtti.
Nayıf Xelef Sido konuşmasına şöyle devam etti:
“Êzidi bileşenlerinin Irak’taki varlığına son vermek için tüm taraflar arasında bir anlaşmaya varılmasından endişe ediyoruz. Merkezi hükümet ile Kürdistan Bölgesi Yönetimi arasında Êzidi bölgelerinin akıbetine ilişkin yapılan görüşmelerin sonlandırılmasını talep ediyoruz.”
Nayıf Xelef Sido, Êzidilerle ilgili Êzidilerin katılımı olmadan yapılan tüm anlaşmaları reddettiklerini belirterek, ortak bir Êzidi gücünün oluşturulması çağrısı yaptı.
PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) yazılı bir açıklama yaparak, sınır ötesi operasyonların ve Ezidi halkına yönelik saldırıların durdurulması için çağrı yaptı.
17 Nisan’dan bu yana Zap, Metîna ve Avaşîn bölgelerine yönelik sınır ötesi operasyonlar ve Irak ordusunun dün gece saatlerinde Şengal’e yönelik başlattığı saldırılar sürüyor. Dugur kasabasındaki çatışmalarda Irak ordusunun, bir okula tanklarla saldırı düzenlediği belirtildi.
Bu arada KDP’nin, Kuzey ve Doğu Suriye sınırında 8 olan karakol sayısını 66’ya çıkardığı kaydedildi.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) yazılı bir açıklama yaparak saldırıları kınadı, ve mazlum Ezidi halkına destek çağrısında bulundu.
FEDA, “Bir yandan Türk devleti, diğer yandan Irak devleti Sünni siyasal İslam nahak zihniyeti ile Kürdistan’ı ablukaya alarak halkımıza soykırım yaşatmak istiyorlar. Türk devleti ile Irak devleti, Barzani ailesinin ihanetinin suç ortaklığıyla Êzidî halkımızın tüm kazanımlarını yok etmek, ortadan kaldırmak istiyorlar. Mezopotamya’nın kadim inancını yaşayan Êzidî Kürtlere yaşattıkları 74 ferman yetmezmiş gibi Kürt ihanetçilerinin desteği ile yeni fermanlar yaşatılıyor” dedi.
Açıklamaya şöyle devam edildi:
“Başûr ve Rojava hava sahasını Türk devletine açan ABD ve NATO kadar bu işgal saldırılarına sessiz kalan BM ve Avrupa Konseyi de Türk devletinin her türlü hukuk ve insanlık dışı bu saldırılarına onay verdikleri için suçludurlar. Şengali her seferinde havadan bombalayan Türk devletinin saldırıları paralelinde şimdide Irak devleti Şengal’e saldırmaktadır. Şengal, kadim Êzidî Kürtlerin kutsal mekanıdır. Kutsal mekanlarında binlerce yıl 72 millete bir nazarda bakan Êzidîler, farklı inanç sahibi oldukları için iktidar İslam’ın hedefindeler. İktidar İslam’ın üç temsilcisi olan Türk devleti, Irak devleti ve Barzani ailesi el ele vermiş, dünyanın gözü önünde kadim Êzidî Kürtleri soykırımdan geçiriliyorlar.
“TÜM MAZLUM HALKLARI, EZİDİ HALKININ YANINDA OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
Emevi egemen nahak aklının Êzidî soykırım ve katliamlarına karşı tüm mazlum halkları toprağına, diline, kültürüne ve kutsal mekanlarına sahip çıkan Êzidî halkının haklı mücadelesinin yanında olmaya çağırıyoruz. Dün nasılki firavunlara karşı, yakın zamanda vahşi ve barbar DAİŞ’e karşı birlikte insanlık değerlerini savunduysak, bugün de zalimlere karşı mazlum Êzidî halkının yanında olmalıyız.
Başta biz FEDA Alevi toplumu olmak üzere bu nahak Yezid zihniyet sahibi dinci, inkârcı ve işgalci halklar ve inançlar düşmanı AKP- MHP faşist saldırı ve işgaline karşı tüm Alevileri tavır almaya ve ortak yaşam için birlik olmaya çağırıyoruz.
PİRHA- HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, Ezidi halkının Çarşema Sor bayramını kutlayarak, “Êzidîler için mutlak iyiliği temsil eden Çarsema Sor Bayramının, Ezîdî kadın ve çocukların kurtuluşunun ve Ezidi halkının özgürlüğünün müjdeleyicisi olmasını umut ediyoruz” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, Ezidi halkının, ilkbaharın başlangıç günü olarak kabul ettiği Çarşema Serê Nîsanê’ye (Çarşema Sor) ilişkin açıklama yayınladı.
Hatimoğulları, Ezidi halkı tarafından ilkbaharın başlangıç günü olarak kabul edilen ve yeni yılın ilk günü olarak kutlanan Çarşema Serê Nîsanê yani Çarşema Sor’u kutlayarak, Çarşema Sor bayramının esir alınan Ezidi kadınların-çocukların kurtuluşu ve Ezidi halkının özgürlüğünün müjdeleyicisi olmasını diledi.
HDP Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları imzası ile yayınlanan açıklama şöyle:
“BİNLERCE KADIN VE ÇOCUĞUN AKIBETLERİ HALEN BELİRSİZ”
Dili, kültürü, kimliği ve inancı sebebiyle Êzidîler; sonuncusu Şengal’de olmak üzere 73 defa katliama uğradı. 73’üncü ferman tüm dünyanın gözü önünde yaşanırken, soykırımın gerçekleştiği 2014’ten bugüne IŞİD çetelerinin elinde esir tutulan binlerce kadın ve çocuğun akıbetleri halen belirsiz. 18 Nisan’da, Çarşema Sor Bayramı arifesi sayılan günlerde Êzidîler bir kez daha saldırıya uğradı. Êzidî halkının yaşadığı acıları yürekten hissediyoruz. Onlarla dayanışarak bu şiddet sarmalından hep birlikte çıkacağız. Ve bayramları acılarla değil, bayram tadında kutlayacağımız günleri hep beraber göreceğiz.
Êzidîler için mutlak iyiliği temsil eden Çarsema Sor Bayramının, Ezîdî kadın ve çocukların kurtuluşunun ve Ezidi halkının özgürlüğünün müjdeleyicisi olmasını umut ediyoruz. Halkların ve inançların bir arada özgürce yaşayabileceğine olan inancımızla; yeni yaşamın simgesi olan Çarşema Sor Bayramının; bütün insanlık için barışa, özgürlüğe, adalete ve eşitliğe vesile olmasını diliyor, kadim Ezîdî halkının bayramını kutluyoruz. Cejna pîroz Çarşema Sor ya Gelê Êzidî pîroz be!”
PİRHA – Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Çarşema Sor bayramını kutlayarak, konuya ilişkin açıklama yaptı.
Ezîdî Kürtler, Çarşema Sor (Kızıl Çarşamba) bayramını kutluyor. Her yıl Nisan ayının 13’ünden sonraki ilk çarşamba gününü ‘Yaşamın başladığı gün, yılın başı’ olarak kabul eden Ezîdî halkı, Çarşema Sor bayramını kutluyor.
Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi de açıklama yaparak “Çarşema sor bayramı kutlu olsun” ifadelerini kullandı.
Yazılı yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Mezopotamya’nın kadim halklarından biri olan Ezidiler, tüm baskı, zulüm ve zulumata karşı inançlarını, kültürlerini koruyarak bugüne taşımışlardır.
Dünya toplumları içinde Aleviler gibi en çok katliama, soykırıma uğrayan ve tarifsiz acılar yaşayan, zulüm ve zorbalık karşısında dünyanın dört bir yanına sürülen canların bayramıdır Çarşema Sor Bayramı.
Bu bayram, Ezidi inancında yeni yılın başlangıcı, doğanın canlanışı, yaşamda devri daim anlamına gelir.
PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, IŞİD tarafından kaçırıp internet aracılığıyla pazarlığa sunulan Êzidî kadın ve kız çocukları hakkında Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için önerge verdi.
Halkların Demokratik Partisi Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, IŞİD’in kaçırdığı Êzidî kadın ve kız çocuklarını internet aracılığıyla para karşılığında satışa sunmasıyla ilgili Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için araştırma önergesi verdi.
Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde IŞİD’liler tarafından kaçırılarak alıkonulan Êzidî kadın ve kız çocuklarının, derin internet yoluyla ailelerine satıldığını ifade ederek, konunun Meclis tarafından araştırılması gerektiğini belirtti. Koçyiğit, yasama organı olarak tedbirler alınması amacıyla Anayasa’nın 98’inci TBMM İç Tüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için teklifte bulundu.
ÊZİDÎ KADIN VE KIZLAR İNTERNETTE PAZARLANIYOR!
Gülüstan Kılıç Koçyiğit, araştırma önergesi gerekçesinde ise şu ifadelere yer verdi:
“IŞİD’in Şengal katliamı sonrası esir alınan birçok kadın ve kız çocuğunun Irak-Suriye ve Ankara’ya uzanan hikayeleri çok defa haberlere konu edilmiştir. IŞİD’in 2014 yılında Şengal ve çevresindeki köylere saldırmasının ardından yüzlerce Êzidî katledilmiştir. Saldırının gerçekleştiği tarihte 14 yaşında bir kız çocuğu köyün diğer kadın ve çocukları ile IŞİD tarafından kaçırılmış, katliamdan tesadüf eseri kurtulan kadının ağabeyi, 2014’ten itibaren ailesinden kaçırılanların izini sürmeye başlamış ve kız kardeşinin izine ilk olarak Telafer’de ulaşmıştır. 2017 yılı sonunda ağabey, IŞİD’in kardeşini Türkiye’ye gönderdiği bilgisine ulaşmış ve çeşitli desteklerle Ankara’ya gelmiştir. Basında yer alan bilgilere göre ağabey karakola giderek şikayetçi olmuş, IŞİD’in Telafer emirinin Keçiören’de oturduğunu, kardeşini kaçırarak zorla evde tuttuğunu belirtmiştir. Daha sonraki süreçte ağabey kardeşini çeşitli uğraşlar sonucu beraberinde götürebilmiştir. Fakat bu olay sonrasında IŞİD emiri ve beraberinde kaldığı insanlar hakkında bir kamu davası açılmadığı gibi akıbetine ilişkin de bir bilgi edinilememiştir. Benzer biçimde 28 yaşındaki Êzidî Hadiya Hussein Zandinan, IŞİD’li bir aile tarafından Türkiye’ye kaçırılan ve kaçıran ailenin sokağa bırakmasıyla devlet korumasına alınan biri 11 diğeri 9 yaşındaki iki kardeşinin vasiliğini üstlenebilmek için hukuk mücadelesi vermesi de basına yansımıştır. IŞİD’in kaçırdığı kadınların ve çocukların fotoğraflarını derin internete koyup satışa sunması üzerine Hadiya’yı ailesi bulmuş ve o da kardeşlerini bulmaya koyulmuştur.
Yine geçtiğimiz yıl şubat ayında IŞİD’liler tarafından 2014 yılında para karşılığı satın alınıp daha sonra Türkiye’ye getirilen Êzidî kız çocuğunun polis operasyonunun ardından devlet koruması altına alındığı basında yer almaktadır. Son olarak ise 23 yaşında Êzidî bir kadının Ankara’nın Kazan ilçesine bağlı Saray Mahallesi’nde yaklaşık üç yıldır tutulduğu ve bir IŞİD’liye ait evden Kanada’da bulunan akrabalarının örgüt militanına derin internet aracılığıyla sekiz bin dolar ödemesiyle kurtarıldığı basında yer almıştır.
Kaçırılan kadınlar ve çocuklar, örgüt üyeleri ve yöneticilerinin cinsel istismar ve cinsel tacizine uğramış, ‘ganimet’ olarak ele geçirilmiş, Irak ve Suriye’de kurulan köle pazarlarında ve derin internette açık artırmayla satışa çıkarılmıştır. Konuya dair meclis çatısı altında bir araştırma komisyonu kurulması ve insanlığa karşı suç işleyen IŞİD örgütünün kadınlara ve kız çocuklarına yaşattığı bu suçların tespit edilmesi ve yaşanılanların ulusalüstü hukuk normları kapsamında ele alınarak cezasızlık politikasının sonlanması adına çalışmalar yürütülmesi önem arz etmektedir. Gereğinin yapılmasını arz ederim.”
“YARGISAL SÜREÇ NASIL İLERLEMİŞTİR?”
Koçyiğit ayrıca IŞİD’in insanlığa karşı suçlar işlediğine vurgu yaparak örgüt üyelerine yönelik cezasızlık politikası uygulandığını belirterek Adalet Bakanlığına soru önergesi iletti.
Koçyiğit, Bakan Bekir Bozdağ tarafından yanıtlanması talebiyle şu soruları sordu:
“*Bir süredir basında yer aldığı üzere, Êzidî kadın ve kız çocuklarının IŞİD’liler tarafından kaçırıldıkları ve Türkiye’de olduklarına yönelik iddialar doğru mudur? Bakanlığınızca bu iddialara ilişkin başlatılmış soruşturmalar var mıdır veya başlatılmış soruşturmalara müdahil olunmuş mudur?
*IŞİD tarafından derin internet aracılığıyla ailelerine para karşılığı teslim edilen Êzidî kadın ve kız çocuklarının maruz bırakıldığı hak ihlalleri hakkında Bakanlığınızca ne tür önlemler alınmaktadır?
*23 yaşında Êzidî bir kadını Ankara’nın Kazan ilçesine bağlı Saray Mahallesi’nde yaklaşık üç yıldır alıkoyan IŞİD’linin akıbeti nedir, hakkında mahkemelerce verilmiş bir karar var mıdır?
*IŞİD tarafından köle olarak satın alınan Êzidî kadınların ve çocukların sınır kapısından Türkiye’ye giriş yapmaları esnasında ve sonrasında bir denetim yapılmamasının nedenleri nelerdir?
*Gerçeğe aykırı bir şekilde beyanda bulunarak sınır kapılarından ülkeye alınan IŞİD’lilere göz yumanlar hakkında başlatılmış bir soruşturma var mıdır?
*Geçtiğimiz yıl şubat ayında 7 yaşındaki kız çocuğunun derin internet yoluyla satışa çıkarıldığı ve Emniyetin yaptığı operasyonla IŞİD üyelerinin yakalandığı olay hakkında yargısal süreç nasıl ilerlemiştir? Gözaltına alınan şüpheliler hakkında dava açılmışsa hangi suçlamayla dava açılmıştır?
*Şimdiye dek Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin diğer illerinde IŞİD üyelerinin Êzidî kadın ve kız çocuklarının kaçırılması olayı hakkında başlatılmış soruşturma sayısı kaçtır, soruşturmaların kaçı takipsizlikle sonuçlanmıştır, kaçı hakkında iddianame düzenlenmiştir?
*Bir IŞİD’linin Gaziantep İl Göç İdaresi’ne başvurarak geçici koruma başvurusunda bulunması ve ardından kabul edilmesi nasıl mümkün olmaktadır? Bu şekilde geçici koruma statüsü alan IŞİD’li sayısı kaçtır?
*Emniyet tutanaklarında yakalanan IŞİD’liler hakkında üst düzey yönetici olduğuna dair bilgi bulunmasına rağmen ‘yöneticilikle’ değil ‘üyelikle’ yargılandıkları iddiası doğru mudur?
*Yakalanarak gözaltına alınan IŞİD’lilerin dosyalarındaki suç vasfının insanlığa karşı suç ya da insan ticareti kapsamında ele alınmamasının gerekçeleri nelerdir?
*2014 yılından bu yana IŞİD’lilerin esiri olarak işkence gören çocuklardan kaçı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı yurtlara yerleştirilmişlerdir?”
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi, IŞİD tarafından yapılan Ezidî Katliamının 7. yılında açıklama yaparak “Ezidi’lere yönelik yapılan katliam, soykırım olarak tanınmalı ve 3 Ağustos, ‘Kadın Kırımı ve Soykırımı Uluslararası Eylem Günü’ olarak tanınmalıdır” çağrısında bulundu.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, 3 Ağustos 2014’te yapılan Ezidi Katliamı’nın yıldönümü sebebiyle yazılı açıklama yaptı.
“Güneşten önce uyanıp güneşi doğuran ezidi kadınlara…” başlığı ile paylaşılan basın açıklamasında, “21. Yüzyılın en büyük ve vahşi soykırımı, bundan 7 yıl önce Irak’ın Musul Kenti yakınlarındaki Şengal’de barbar IŞİD tarafından Ezidilere yapıldı” denildi.
“TAVUS KUŞUNUN ÇIĞLIKLARI YANKILANDI!”
DAD Kadın Meclisi, İŞİD’in aynı zamanda büyük bir kadın soykırımı yaptığının altını çizerek şu ifadeleri kullandı:
“3 Ağustos 2014 de gerçekleştirilen ve 73. Ferman olarak adlandırılan bu soykırımda, emperyalist güçlerin de katkısıyla IŞİD, binlerce Ezidi’yi katletti. Aradan 7 yıl geçmesine rağmen yaralar hala sarılmadı.
Kadınlar tecavüze uğradı, köle pazarlarında satıldı, işkence gördü ve hala şu gün olmuş İŞİD’in elinde esir bulunan kadın ve çocukların akıbeti bilinmiyor.
İŞİD, savaş ganimeti olarak köle pazarında satılmayı reddeden 19 Ezidi kadını, demir kafeslere koyup yaktı. 7000 Ezidi kaçırılıp köleleştirildi. 10.000 Ezidi, Müslüman olmayı reddettiği için öldürüldü, hala 3000 Ezidi kayıp.
Çölün ortasında tavus kuşunun çığlıkları yankılandı!
Dağ taş çatladı Ezidi kadın ve çocukların çığlığında ama gözler kör oldu, kulaklar duymadı bu çığlığı. Lakin İŞİD’in karanlığına, barbarlığına yenilmedi bu kadim halk. Ezidi Kürt kadınların büyük bir direniş sergilediği katliamda, saç örgüsünü yarinin mezarına bırakarak öz savunmayı seçti ve özgür yaşamdan yana dillere destan bir direniş sergiledi.
Tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşen katliamda, ne yazık ki birçok ülke bunun bir soykırım olduğunu kabul etmedi. Ezidi Kürt halkına yapılan katliamı 7. yılında bir kez daha lanetlerken katledilen canları saygıyla anıyoruz. Ezidi’lere yönelik yapılan katliam, soykırım olarak tanınmalı ve 3 Ağustos, Kadın Kırımı ve Soykırımı Uluslararası Eylem Günü olarak tanınmalıdır.
Şengal’de yaşanan katliamı asla unutmayacak ve unutturmayacağız. Şengal’i unutmak, Kürt halkının yaşadığı acıları unutmak, görmezden gelmektir. Şengal’in kadınlarını ve çocuklarını unutmak, tarihte yaşanan katliamları inkâr etmek demektir. Jin Jiyan Azadi”
PİRHA-IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de yaptığı Ezidi Katliamı’nın 7. yıl dönümü dolayısıyla yazılı açıklama yapan FEDA, “Mezopotamya’nın kadim halkları tarih boyunca devletçi ve iktidarca sistem tarafından katliam ve soykırımlarla ortadan kaldırılmak istenmişlerdir” dedi. Açıklamada, Ezidi ve Alevi inancının doğada bulunan canlı cansız tüm varlıkları bir ve eşit gören anlayışıyla hareket edilmiş olunsaydı, yeryüzünde savaşlar yerine barış egemen olurdu” denildi.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de yaşayan Ezidi halkına yönelik gerçekleştirdiği saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Ortadoğu’da ulus devletlerin inşa sürecinde coğrafyanın kadim halklarından Ermeni, Süryani Keldani, Ezidi, Alevi ve Kürtler tüm dünyanın gözü önünde soykırımdan geçirildiği vurgulanan açıklamada, “Kürt, Ezidi ve Aleviler üzerinde katliam ve soykırım kesintisizce sürdürülmüş, bugün de bu kadim inanç sahiplerine soykırım yaşatılıyor. En son 3 Ağustos 2014‘te IŞİD barbarları Sincar’da, Edizi halkına vahşice saldırmış çocuk, kadın, yaşlı ve genç ayrımı yapmaksızın binlerce Ezidi’yi katletmiş, on binlercesini kutsal mekânlarından göçertmiştir. IŞİD, beş bin kadını ve genç kızı, Irak ve Suriye’de denetimlerinde tuttukları bölgelerde oluşturdukları köle pazarlarında kadın tüccarlarına satmış, kutsal mekânlarını ve ibadethanelerini bombalayıp, yakıp yıkmıştır” denildi.
“EZİDİLERİN FARKLI İNANÇ SAHİBİ OLMALARI SOYKIRIMA UĞRAMALARINA NEDEN OLMUŞTUR”
Barbar, vahşi cihadistlerin fail olduğu, devletçi ve iktidarcı sistemin göz yumduğu Ezidi Soykırımı’nın lanetlendiği açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“3 Ağustos 2014 Ezidi toplumunun tarihine 73. Ferman(jenosid) olarak yazılır. Hâlbuki 73 kez jenoside uğrayan Ezidiler, ibadetleri gereğince her sabah Güneş’e dönerlerken 72 millete bir nazarda bakarak tüm insanlık için dua ederler. Tarih boyunca hiç kimseye zararı dokunmayan Ezidiler, kutsal topraklarında kendi inançlarını özgürce yaşamayı istemekle kalmazlar, cümle varlıklarla ortak yaşamı esas almışlardır. Ezidilerde, diğer kadim halklar gibi kutsal mekânlarında ibadetlerini, örf ve adetlerini özgürce yaşamanın meşru ve demokratik istekleri nedeni ile nasıl ki daha önceleri jenoside uğramışlarsa, son radikal cihadist-DEAS(IŞİD) saldırısının nedeni de onların tarihi inançlarını yaşamak ve yaşatmak istemeleridir. Ezidilerin farklı inanç sahibi olmaları ve kendi dinlerinde kalma ısrarları 73 kez soykırıma uğramalarına neden olmuştur. Ezidiler 21. Yüzyılda kendilerine dayatılan İslam dinini kabul etmedikleri için son fermanı yaşamışlardır.”
“EZİDİ VE ALEVİ İNANCIYLA HAREKET EDİLMİŞ OLSAYDI YERYÜZÜNDE BARIŞ EGEMEN OLURDU”
21. yüzyılda bilimsel ve teknolojik gelişmeler çağında, insanlık daha iyi ve daha güzel yaşam arayışı içinde olacağına, kendisine empoze edilen milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçilik nedeni ile öteki ve farklı olana savaş halinde olduğu vurgulanan açıklamada, “Ezidi ve Alevi inancının doğada bulunan canlı cansız tüm varlıkları bir ve eşit gören anlayışıyla hareket edilmiş olunsaydı, yeryüzünde savaşlar yerine barış egemen olurdu. Doğa inancının kendine has kimi farklılıklarına rağmen Ezidi ve Aleviler çokluk içinde birliği esas aldıklarından, farklılıkları bütüne ulaşmanın zorunlu parçaları gördüklerinden yok etmeyi, öldürmeyi değil yaşamayı ve yaşatmayı esas alırlar. Canlı cansız tüm varlıklarla ikrarlı olan Ezidiler, dünyanın gözleri önünde karanlıktan beslenen radikal cihadist barbarlar tarafından soykırıma uğramış, binlerce yıllık insanlık tarihinin hazinesi ve dünya kültür mirası olan kutsal mekânlarını bombalayıp yerle bir etmişlerdir. Barbar ve insanlık düşmanı IŞİD soykırımında kurtulan Ezidiler, hala o korkunç olayın etkisinde, derin siyasal ve sosyal travmalar yaşamaktadırlar. Hiçbir şekilde kendilerini güvende hissetmeyen Ezidiler, yeniden güven içinde kutsal topraklarında meşru statü sahibi olacakları özgür günlerin beklentisi içindedirler” ifadeleri kullanıldı.
PİRHA- Ezidi halkının, ilkbaharın başlangıç günü olarak kabul ettiği Çarşema Serê Nîsanê’yi (Çarşema Sor) kutlayan HDP, “Tüm insanlık ailesini Êzidîlere dayatılan fermanlar silsilesine karşı durmaya ve bu yaşanan insanlık suçlarına karşı dayanışmayı yükseltmeye çağırıyoruz” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, Êzidî halkının, ilkbaharın başlangıç günü olarak kabul ettiği Çarşema Serê Nîsanê’ye (Çarşema Sor) ilişkin açıklama yayınladı.
Tülay Hatimoğulları imzası ile yayınlanan açıklama ile Ezidi halkının Çarşema Sor’u kutlanarak, “Çarşema Serê Nîsanê yani Çarşema Sor; Êzidî halkının, ilkbaharın başlangıç günü olarak kabul ettiği, mutlak iyiliği temsil eden bayramıdır. Mezopotamya’da, Nisan ayının 13’ünden sonraki ilk çarşamba günü kutlanan evrenin ve dünyanın maya tuttuğuna inanılan gün, yeniden doğuşun ve güzel günlerin habercisidir aynı zamanda. Êzidî halkının Çarşema Sor’unu kutlar; bayramın kin ve nefretin yerine sağlık, barış ve kardeşliğin habercisi olmasını dileriz” denildi.
“73. FERMANA DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE İMZA ATILDI”
İnançları gereği, önce 72 millet için ve ardından kendileri için dua eden Ezidiler; Kürt dili, kültürü, kimliği ve Ezidilik inancı sebebiyle 73 defa katliama uğradı. Açıklamada, “Son olarak 73. fermana tüm dünyanın gözü önünde imza atılmış, Şengal’de IŞİD tarafından kıyımdan geçirilmişlerdir. Halen IŞİD çetelerinin elinde esir tutulan binlerce kadın ve çocuğun akıbetleri belirsizken, Türkiye’de bulunan/kurtarılan çocuk ve kadınların varlığı onlar için daha sistematik bir çalışmanın yürütülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca Türkiye’de kamplarda yaşam savaşı veren Êzidîler ayrımcı saldırılar yaşamakta, mezarları tahrip edilmekte, inançlarına yönelik saldırılar devam etmektedir” diye belirtildi.
“EZİDİ HALKININ BAYRAMINI KUTLUYORUZ”
HDP Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, “Tüm insanlık ailesini Êzidîlere dayatılan fermanlar silsilesine karşı durmaya ve bu yaşanan insanlık suçlarına karşı dayanışmayı yükseltmeye çağırıyoruz. Ortadoğu coğrafyasının Êzidî halkı başta olmak üzere tüm halkların özgürlük, eşitlik, adalet ve barış içerisinde yaşayacağı günlere kavuşmasını umut ediyor, kadim Êzidî halkının bayramını kutluyoruz” dedi.
Midyat’ta 40 yıl sonra köyüne dönen Êzidî Süleyman Özmen, korucuların saldırısına uğradı.
Mardin’in Midyat ilçesinde köyüne dönmek isteyen Ezidi Süleyman Özmen (63), korucular tarafından darp edildi. Midyat’a bağlı Kfernas (Çayırlı) köyünden 40 yılı aşkın bir süre önce ayrılmak zorunda kalan Ezidilerden biri olan Özmen, harabe haline gelmiş olan köyüne dönmek için iki yıl önce ailesinin evini onarmaya başladı. Sık sık tehditlerle karşı karşıya kalan Özmen’in geçtiğimiz hafta yeniden gittiği köyde ailesinin evini onardığı sırada aralarında korucuların da olduğu 6 kişilik bir grup yanlarına aldıkları kepçe ile birlikte köyü terk etmesini istedi.
Özmen, köye yerleşeceğini söylemesi üzerine ellerinde silah bulunan korucular tarafından hakaretlere maruz kaldı. Yaşananlar nedeniyle şikayetçi olacağını söyleyen Özmen, darp edilirken, inşa ettiği duvar da kepçe ile yıkıldı.
‘DEVLET BİZİZ’ DİYEREK SALDIRDILAR
Olayın ardından Midyat Devlet Hastanesi’ne giden Özmen, darp raporu alarak şikayetçi oldu. Yaşadıklarını anlatan Özmen, kendisini darp eden grubun hakaretler yağdırdığını dile getirerek, “Devlet biziz” diyerek, kafasına silah dayadıklarını söyledi.
Darp edildiğini belirten Özmen, “Yıllardır köyüme yerleşmek için mücadele ediyorum ancak kendilerinin ağa çocukları olduğunu söyleyen kişiler, korucuları da yanlarına alarak, köye girmeme izin vermiyor. Köyde yerimiz olmadığını söylüyorlar. Tapularımız var. Evlerimiz harabe durumda. Evlerimizi onarıp yerleşmek istiyoruz ama izin vermiyorlar” ifadelerini kullandı.
Maruz kaldığı saldırı üzerine köyden ayrılmak zorunda kaldığını belirten Özmen, kamuoyundan destek istediğini ifade etti. Özmen, yaşananlar nedeniyle tedirgin olduğunu belirtirken, elindeki tüm delilleri savcılığa teslim ettiğini kaydetti.