Etiket: ezilenlerin sosyalist partisi

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Kürtler ve Aleviler olarak özgür yaşamak istiyoruz-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Kürtler ve Aleviler olarak özgür yaşamak istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Antakya’da halk buluşmasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Suriye’de rejim değişti ama o rejim Kürtleri kapsamadan demokratik bir rejim olmaz, Alevileri tehdit ederek, katlederek orada demokratik rejim oluşturamazsınız. Bütün kimliklerin ve inançların beraber, eşit ve demokratik ortamda yaşamaları Suriye’yi huzurlu bir zemine kavuşturabilir. Aksi halde 100 yıllık çatışmalar devam edecektir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, DEM Parti Hatay İl binası önünde düzenlenen halk buluşmasa katıldı. Buluşmaya sivil toplum örgütü temsilcileri de dahil oldu.

    HALKLARIN KİMLİK MÜCADELESİ 

    MA‘da yer alan habere göre; buluşmada ilk olarak söz alan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Ortadoğu’da yaşanan sorunların tekçi anlayışlardan kaynaklandığını belirterek, ikinci Kerbela’nın Suriye’de yaşandığını belirtti. Kete, “Tekçi zihniyetin dışında kalan kimlikler kendi kimlikleri ile yaşama mücadelesi veriyor. Uluslararası güçler tarafından Suriye halkına uluslararası kayyımlar atanıyor. Tekçi zihniyet, hangi kimliğimize vuruyorsa o kimliği büyüterek mücadele etmek zorundayız. Eğer bugün Suriye’de Alevi kimliğimize vuruluyorsa bu kimliği savunmak zorundayız. Bir olalım, iri olalım, diri olalım. Eğer bugün bu süreç Suriye’de katliama, soykırıma uğratılırsa bölgedeki selefi anlayışlar buraya da gelecek. Bu ülkeye gelip nasıl katliam yaptıklarını biz gördük. Bu çerçevede Suriye yıllardır, binlerce yılıdır rıza ülkesi olarak yaşıyor. Tüm halklar ve etnik kimlikler beraber komünal, demokratik bir modelle bugüne kadar yaşadılar. Yaşadığımız bu sorun bir sonuçtur. Kendisinden önce yaşanan iki dünya savaşının sonucudur bu üçüncü dünya savaşı. DAD adına Dersim’den Seyid Rıza’nın Düzgün Baba’nın selamlarını getirdim size. Bu zulme karşı, bu kerbelalara, bu Emevi zihniyetine karşı direnmenin tek yolu bedensel olarak, toplumsal olarak ikrarlaşmaktır” dedi.

    ‘DEMOKRATİK MÜCADELENİN YANINDAYIZ’

    Emek Partisi MYK üyesi Halil İmrek, 10 yıl önce DAİŞ’in saldırılarını hatırlatarak, bu saldırılara karşı Kuzey ve Doğu Suriye’de demokratik, komünal bir sistemin kurulduğunu belirtti. Erdoğan’ın ‘Kobanê düştü düşecek” sözlerine atıfta bulunarak, “Kobanê’nin düşmemesinin öcünü siyasetçileri tutuklayarak, kayyımlar atayarak almaya çalıştı”  dedi. İmrek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Suriye’de yeni bir durum ortaya çıktı. Esad yıkıldı, yerine gelen Colani yönetiminin halklara umut olmadığını biliyoruz. Kürtlerin varlıklarına saldırıyorlar, aynı zamanda Arap Alevilerinin olduğu bölgeye saldırıyorlar, katliamlar yapılıyor. Bu bakımda biz EMEP olarak başından beri, Suriye’deki yapı ancak Suriye’deki halklar tarafından belirlenmeli. Herhangi bir ayrım yapmadan demokratik bir yönetimin inşa edilmesi lazım. Kürtler ve azınlıklar hesaba alınmadan demokratik yönetim oluşamaz. Suriye’de bütün halklar demokratik bir yönetimi kendilerine inşa edebilirler, bunu Rojava’da gördük. Suriye’deki halklara selam gönderiyoruz, demokratik mücadelelerinin yanında olduğumuzu belirtiyoruz.”

    ‘ÖZERK YÖNETİM BİZE YOL GÖSTERİYOR’

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Deniz Aktaş ise emperyalist güçler ve bölge sömürgecileri eliyle Ortadoğu’da halkların zulme uğradığını vurguladı. Deniz Aktaş, “Oradaki katillerin hamileri AKP-MHP iktidarıdır. Biz bunları çok iyi tanıyoruz. Maraş, Çorum, Sivas’tan, Gazi katliamlarından tanıyoruz. Bugün aynı faşist politikaları devreye sokmaya devam ediyorlar. Aleviler, Hristiyanlar ve kadim halklar, bu saldırganlık karşısında çaresiz değildir. Bugün yanı başımızda tüm halkların birlikte özgür ve eşit yaşadığı Kuzey ve Doğu Suriye Özek Yönetim’i bize yol gösteriyor. Aleviler, Keldaniler, Hristiyanlar bu politikalar karşısında öz savunmalarını örgütlemek zorundadır. Aleviler bir olarak, birlikte olarak, mücadele ederek kurtulabilirler. Bu sesi yükseltmek bir gereklilik değil hayati önemdedir.

    ‘DÜŞEN ESAD’DIR SURİYE HALKI DEĞİLDİR’

    Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) MYK üyesi Oya Nur, Suriye’de yaşanan çatışmaların hegemonik savaşların göstergesi olduğunu ifade etti. Oya Nur, “Bir yanda cihatçılar Alevileri katlederken diğer yandan emperyalistler Suriye’de hegemonya kurmaya devam ediyorlar. Bu savaştan nemalanmaya çalışan AKP bilsin ki, düşen Esad rejimidir, Suriye halkı değildir. Sanmasınlar ki bizim mücadelemiz buradan ibarettir. Bizim mücadelemiz Türkiye halklarının, Suriye halklarının, Ortadoğu halklarının mücadelesidir, bizim mücadelemiz dünya halklarının ortak mücadelesidir. Bütün Suriye halklarının mücadelesini haykırıyor ve sesleniyoruz, savaşları engelleyecek olan halkların devrimci iradesidir” diye belirtti.

    ‘İKTİDARI, YARALARI SARMAYA DAVET EDİYORUZ’

    Sözlerine Gezi direnişinde yaşamlarını yitiren Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Ahmet Atakan’ı anarak başlayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hatay halkının iradesi olan Can Atalay şahında da cezaevindeki bütün tutsakları selamlıyorum. Hatay’ı hep beraber gördük, Hatay ciddi bir deprem felaketi yaşadı ama hala inşa edilmemiş. Büyük ekonomik rakamlar ortaya koyarak Türkiye’nin geliştiğini söyleyenler buradaki yaraları sarmakla meşgul olsalar daha iyi olacak. İnsanlar hala konteynır kentlerde yaşıyorlar. İktidarı, buradaki yaraları sarmaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    HALKLARIN FARKLILIKLARI TANINMALI

    “100 yıl önce halkları suni sınırlarla ayıran ulus devletler, halkları, inançları bir arada tutamadı” açıklamasında bulunarak, Ortadoğu’daki halklara ulus devletler tarafından tekçi anlayışın dayatıldığını vurgulayan Bakırhan, tüm bu dayatmalara karşı mücadele edeceklerini belirtti. Bakırhan, “100 yıl önce Suriye’de kurmuş olduğunuz rejim tutmadı, yerine gelen yönetimin de bir önceki yönetim gibi tekçi olmaması gerekiyor. Alevilerin canına, malına kastetmemesi gerekiyor. 100 yıl önce de Kürtler Rojava’da kimliksizdi, bugün de onlara kimliksizliği dayatırsanız buna ‘hayır’ deriz. Suriye’de rejim değişti ama o rejim Kürtleri kapsamadan demokratik bir rejim olmaz, Alevileri tehdit ederek, katlederek orada demokratik rejim oluşturamazsınız. Bütün kimliklerin ve inançların beraber, eşit ve demokratik ortamda yaşamaları Suriye’yi huzurlu bir zemine kavuşturabilir. Kürtler Rojava’da DAİŞ barbarlığına karşı direnerek o topraklarda özgürce yaşıyor. Şimdi eğer yeni bir rejim gelecekse Rojava’nın, Kürtlerin statüsünü tanımak zorundandır. Halkların farklılıklarını tanımak zorundandır. Aksi halde 100 yıllık çatışmalar devam edecektir” şeklinde konuştu.

    GELİŞEN SÜREÇ ŞEFFAF OLACAK

    Savaşlara ve çatışmalara ihtiyaç olmadığını ifade eden Bakırhan, barışın bir ihtiyaç olduğunu, savaş politikalarına ve tekçi zihniyete geçit vermeyerek mücadeleyi sürdüreceklerini belirtti. İmralı’da PKK Lideri Abdullah Öcalan ile gerçekleşen görüşmeye değinen Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Heyetimiz Sayın Öcalan’la görüştü. Hemen peşinden heyetimiz siyasi partilerle kurumlarla görüşme yaptılar. Sayın Öcalan’ın söylemiş olduklarını partilerle paylaşmaya başladılar. Türkiye’de barış sağlarsak Suriye’de de sağlayabiliriz. Barışı önemsiyoruz, kent kent dolaşıyoruz. Türkiye’nin ekonomisi Kürdün hakkını almaması için harcandı. Emekçinin yoksul kalmasının sebebi bu savaşa harcanan trilyonlarca dolarlardır. Eğer Türkiye barışı sağlayabilirse savaş giden dolarlar emekliye, emekçiye, öğrenciye, yıllardır inşa edilmeyen bu deprem bölgesine harcanabilir. Güçlü bir mücadele, irade ortaya koyarak bu iktidarı barışa çekebiliriz. Bu barış tartışmalarının yürütüldüğü süreçte sessiz kalırsak devlet, istemiş olduğu politikaları bize dayatacaktır. Bizlere büyük görevler düşüyor, bu süreçte kamuoyunu bilgilendirmeye çalışacağız, şeffaf olacağız. Sizin bildiğiniz, katıldığınız bir süreç işletilecek.”

    ‘KÜRTLER, ALEVİLER OLARAK HAMİ İSTEMİYORUZ’

    Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara karşı iktidara seslenen Bakırhan, “Madem yeni Suriye yönetimi ile ilişkiniz var o zaman Alevilerin katledilmesini durdurun, Kürtlerin eşit yurttaş olmasını destekleyin. Aksi halde KürT’ü, Alevi’yi yok sayan bir iktidara ‘samimi değilsiniz’ deriz. Eğer samimi iseniz o yönetimle bir an önce görüşün ve halkların bir arada yaşaması için yönetime çağrıda bulunun. Madem azınlık halkların hamisisiniz, Suriye’deki yönetime bu politikaları bir kenara bırakmasını söyleyin. Kürtler, Aleviler olarak artık hami istemiyoruz, özgür yaşamak istiyoruz. Aleviler, Kürtler kendilerini güvende hissederse biz o zaman size inanırız. Suriye, Antakya gibi çok kimlikli bir ülke. Herhangi bir halkı yok sayarsanız o güzelliği yok edersiniz. 100 yıl önce suni bir şekilde oluşturulan bu anlayışa yok diyorsak bu sorumluluk hepimizin boyunun borcudur. Beraber olursak Rojava da statüye kavuşur, Aleviler de özgür yaşar, İmralı’nın kilidi açılır ve Sayın Öcalan Türkiye halkları ile bir araya gelir. Sayın Öcalan’la yapılan görüşmelerin bir çözüm sürecine evrilmesini istiyorsanız, Kürt gençleri yaşamını yitirmesin, trilyonlarca doların halka harcanmasını istiyorsanız biraz daha güçlü bir şekilde sesimizi haykırmak zorundayız. Bu mücadeleyi buraya getiren onurlu Kürt halkına, Türkiye halkına güveniyorum. Sizler bu süreci barışa evrilterek Kürtlerin, Alevilerin eşit yurttaş olduğu bir ülkeyi yaratacaksınız” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Adalet nöbeti ikinci gününde; Dersim’de 100’den fazla tutuklu ailesi var -VİDEO

    Adalet nöbeti ikinci gününde; Dersim’de 100’den fazla tutuklu ailesi var -VİDEO

    PİRHA- ESP Dersim İl Örgütü ve tutuklu ailelerinin başlattığı adalet nöbeti ve açlık grevi ikinci gününde. ‘Hapishaneler ve görevlerimiz” konulu söyleşide konuşan İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, “Sürgünler var cezaevlerinde. Mesela Dersim’de tutuklu olan bir insanın Dersim’de ya da Elazığ’da değil de Edirne’ye, Ankara’ya ya da Hakkari’ye sürgünü aslında bir tecrittir” dedi. 

    ESP Dersim İl Örgütü ve tutuklu aileleri, hapishanelerde mahpuslara yönelik saldırılara, tecride ve baskılara karşı dayanışmayı yükseltmek ve tutsaklara sahip çıkmak için, dün Dersim ESP il binasında iki günlük adalet nöbeti ve açlık grevi başlatmıştı. Adalet nöbeti kapsamında, bugün de ‘Hapishaneler ve görevlerimiz” konulu bir söyleşi düzenlendi.

    “DERSİM’DE 100’Ü AŞKIN TUTUKLU AİLESİ VAR”

    İki günlük adalet nöbeti ve açlık grevinin temel amacının cezaevlerinde devam eden tecrit, tutsakların karşı karşıya olduğu baskılar ile sorunların çözümüne dair başlatmış oldukları açlık grevlerine ses olmak ve dışarıdaki sesi büyütmek olduğunu belirten Mazgirt Peri (Akpazar) eski belediye başkanı ve tutuklu yakını Orhan Çelebi, söyleşinin açılışında şunları ifade etti:

    “Bugün burada daha çok hapishanelerdeki tutsaklarımızın sorunları ve bu sorunlara karşı bizim dışarıda ne tür görevlerimiz var, bu görevlerimizi hangi koşullarda, nasıl hayata geçirebiliriz üzerine bir söyleşi yapmak istiyoruz. Dersim’de de yaklaşık yüzü aşkın tutsak ailesi olduğunu biliyoruz. Belki daha fazladır Ve bu ailelerimiz aslında kendi içinde çok güçlü, örgütlü bir bağ kurmuş değiller. Bunları da tartışarak onları nasıl bir araya getirebiliriz, hangi koşulları yaratırsak iç dayanışmamızı güçlendirebiliriz. Sorun şu siyasette ya da başka siyasette olması meselesi değil. Sorun hepimizin ortak sorunu olduğu için de en azından bu ailelerimizin ortak sorunlarını bir araya getirip birleştirmek ve bu çalışmayı güçlü bir mevziye dönüştürmek gibi bir amacımızın da olduğunu söyleyebiliriz.”

    “CEZAEVLERİNDE 500’DEN FAZLA AĞIR HASTA TUTUKLU VAR”

    Bugün yüzlerce cezaevinde, onbinlerce insanın katıldığı bir açlık grevi yapıldığını ve bunun cezaevlerinde yaşanan sıkıntıları da dile getirmek için bütünlük içerisinde yürütülen bir açlık grevi olduğunu vurgulayan İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, “Cezaevlerinde yaşanan haksız, hukuksuz uygulamalar çoktur. Sürgünler var cezaevlerinde. Mesela Dersim’de tutuklu olan bir insanın Dersim’de ya da Elazığ’da değil de Edirne’ye, Ankara’ya ya da Hakkari’ye, Van’a sürgünü aslında bir tecrittir. Tecridin boyutları değişiktir. Bu tecritte amaç ailelerinden kopuk olmalarını sağlamaktır. Aileler üzerinde baskı kurmaktır” dedi.

    Cezaevlerinde şu anda 500’ün üzerinde ağır hasta ve 1000’in üzerinde de hasta tutuklu olduğunun altını çizen Solmaz, şunları dile getirdi:

    “Hukukun, adaletin, insan haklarının, doğanın, çevrenin yani bir bütün olarak yaşam hakkının askıya alındığı bir süreçten geçiyoruz. Bu süreci biz dışarıda eğer örgütleyemezsek, baskı unsuru haline getiremezsek ne yazık ki sonuçta ölüm orucuna dönebilecek bir süreç var. Biz bunu dışarıdan baskılarsak, gündeme getirirsek, kamuoyu oluşturursak, aileleri bir araya getirirsek, sivil toplum örgütleriyle bir bütün olarak davranırsak belki bunu o süreçlere evrilmeden ya da o süreçleri yaşamadan, görmeden sonuca erdirmiş olabileceğiz.”

    “SORUN SADECE İÇERDEKİLERİN DEĞİL BÜTÜN TOPLUMUN SORUNU”

    Tutuklulara giderek daha fazla tek tek hücre ve disiplin cezaları verildiğini, politik tutsakların arasına adli tutsaklar konarak hani seslerini birbirlerine ulaştırmalarının engellendiğini belirten ESP Eş Genel Başkan Yardımcısı Beycan Taşkıran, şunları kaydetti:

    “Sorun nasıl çözülür? Sorun dışarıdaki politik mücadelemizin büyümesiyle çözülür. Sorun halkların ve işçi sınıfının birleşik mücadelesiyle çözülür. Sorun tutuklu ailelerimizin ve politik kurumlarımızın etrafında kenetlenerek çözülür. Sorun insan hakları örgütlerimizin bütün demokratik örgütlerimizin tabii ki işçi sınıfının, sendikaların bu sorunda taraf olmasıyla çözülebilir. Bu sorun bütün toplumun Türkiye işçi sınıfı ve halklarımızın sorunu. Sadece içerideki tutsakların sorunu değil.

    “TUTUKLU AİLELERİNİN ÇOK CİDDİ SORUNLARI VAR”

    Bir diğeri tutuklu ailelerimizin çok ciddi ekonomik sorunları var. Sosyal sorunları var. Tutuklu ailelerimizi dönem dönem yan yana getirmek, ihtiyaçlarını ve sorunlarını dinlemek, içerideki sorunların daha geniş bir kamuoyuna yansıması için mekanizmalar kurmak zorundayız. Gerçekten burada hem birbirlerine dokunmaları, yalnız olmadıklarını hissetmeleri hem içerideki sorunları bize daha kapsamlı anlatmaları, bunun kamuoyuna duyurulması sağlanabilir.

    Bir diğeri bir dayanışma fonu oluşturmamız lazım. Çoğu insan kendi başına kalmış durumda. Gerçekten çok ağır ekonomik sorunlar var. Bir diğeri dışarıdan içeriye mektup, faks her türlü biçimde sesimizi tutsaklara ulaştırmamız lazım. Şimdi en çok ifade edilen bu. Bir tane selam, bir tane şiir, bir tane merhaba, gerçekten hayati ve kritik.”

    “İNANCIMIZDA ZULME KARŞI DURMAK VARDIR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya ise şunları belirtti:

    “Çok söze gerek yok. Gerçekten içerisi çok açık ki dışarısından bir daha örgütlü, daha devrimci. İçerisi dışarısından daha sorumlu, daha görevlerinin bilincinde. Bunu içeride kaldığımız süreçte de çok net yaşadık gördük. Bu mücadeleyi desteklemek için herhangi bir siyasal görüşe sahip olmaya gerek yok. İnsan olmak yeterlidir. Demokrat olmak yeterlidir. Ben bir inanç kurum temsilcisi olarak, bir bütün olarak bizim inancımızda zulme karşı durmak vardır. Zulme uğrayanın yanında olmak vardır. Bu nedenle bu vesileyle de insan olan herkesi, insanım diyen herkesi, yani insanlığını yitirmemiş olan herkesi ve özellikle Alevi toplumunu, çünkü bu bir zulümdür. Bu mücadelenin, bu direnişi yanında olmaya çağırıyorum.”

    PİRHA/DERSİM

  • ESP’den adalet nöbeti: Dersim’den açlık grevlerine ses veriyoruz -VİDEO

    ESP’den adalet nöbeti: Dersim’den açlık grevlerine ses veriyoruz -VİDEO

    PİRHA- ESP Dersim İl Örgütü ve tutuklu yakınları, hapishanelerde mahpuslara yönelik saldırılara, tecrite ve baskılara karşı iki günlük adalet nöbeti ve açlık grevi başlattı. Toplantıda konuşan tutuklu yakını Orhan Çelebi, “Adalet nöbeti ve açlık grevi yaparak sesimizi içerideki tutsaklara duyurmaya ve onların sesini de dışarıya duyurmaya çalışacağız” dedi.

    ESP Dersim İl Örgütü ve tutuklu yakınları, hapishanelerde mahpuslara yönelik saldırılara, tecrite ve baskılara karşı dayanışmayı yükseltmek ve tutsaklara sahip çıkmak için, Dersim ESP il binasında iki günlük adalet nöbeti ve açlık grevi başlattı ve bununla ilgili bir basın toplantısı yaptı.

    “SESİMİZİ TUTSAKLARA, ONLARIN SESİNİ DE DIŞARIYA DUYURMAYA ÇALIŞACAĞIZ”

    Toplantının açılışını yapan Mazgirt Peri (Akpazar) eski belediye başkanı ve tutuklu yakını Orhan Çelebi, Türkiye hapishanelerinde son 10 yılda çokça gündem olan tecridin, bütün hapishanelere ve toplumun birçok kesimine sirayet eden bir gerçeklik olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Yaklaşık iki ayı aşkındır cezaevlerinde, hapishanelerde tutsaklar tecridin kaldırılması, hapishanedeki koşulların iyileştirilmesi, baskıların son bulması, infazların yakılmasının son bulması için bedenlerini açlık grevine yatırdılar. Biz de sosyalist yurtseverler olarak, Ezilenlerin Sosyalist Partisi olarak bu sese kulak vermek, bu sesin dışarıda da daha güçlü bir şekilde yankılanmasını sağlamak amacıyla başta İstanbul, Adana, Samsun, Amed ve Dersim olmak üzere bu sürece dahil olduk. Bugün burada da iki günlük bir adalet nöbeti ve açlık grevi yaparak sesimizi içerideki tutsaklara duyurmaya ve onların sesini de dışarıya duyurmaya çalışacağız.”

    “TECRİDİN BİR AN ÖNCE KALKMASI İÇİN OMUZ OMUZA DURMALIYIZ”

    Tutukluların üzerinde büyük bir baskı olduğunu söyleyen, 18 yıldır Tekirdağ Cezaevi’nde mahpus olan Erkan Salduz’un babası Latif Salduz, “Tehdit var, gazeteler verilmiyor. Bu tecridin bir an önce kalkması için hepimizin beraber omuz omuza vermemiz gerekiyor. Onları yalnız bırakmamak gerekiyor. Kendilerini içeride yalnız hissetmemeleri gerekiyor” diyerek kendileriyle dayanışma içerisinde olunmasını istedi.

    “Zindanlardaki tutsakların yaşadığı tüm baskı ve zulmü aslında bizler dışarıda da yaşamaktayız” diyen DEM Parti Dersim İl Yöneticilerinden ve aynı zamanda tutsak yakını olan Nazlı Çelik Öz de yaşanan bu zulmün karşısında hep beraber mücadele edilmesi gerektiğini belirtti.

     “İÇERİSİ TAM BİR İŞKENCEHANEYE DÖNÜŞTÜ”

    Ülkede çok büyük bir özgürlük ve adalet sorunu olduğunu vurgulayan ve kendisi de iki günlük açlık grevine dahil olan ESP Eşgenel Başkan Yardımcısı Beycan Taşkıran, “30 yıldan fazladır tutuklu olan, ağır müebbetlik arkadaşlarımızın infazları yakılıyor. Zindan süresi dolmuş arkadaşlarımızın infazı yakalıyor. Devrimci tutsaklara pişmanlık dayatılıyor. Devrimci tutsaklara kitap, iletişim ve benzeri cezalar vererek, onları dışarıdaki politik yaşamdan yalıtmak, politik kimliklerinden sıyırmak ve bütün bu değerlerinden, kendilerini var eden ilkelerden vazgeçmeye zorlamak istiyorlar” dedi.

    “DERSİM’DEN AÇLIK GREVLERİNE SES VERİYORUZ”

    Çıplak arama, keyfi koğuş baskınları, kıyafet ve kitap sınırlaması gibi uygulamalarla aslında içerisinin tam bir işkencehaneye dönüştüğünün altını çizen Taşkıran, şunları kayda geçirdi:

    “Siz mahkemelerde ceza alıyorsunuz, içeride idare kurulları yeniden ikinci bir ceza veriyor. Şimdi buna karşı tutsaklar yıllardır açlık grevleri, ölüm oruçları, içerde direnişler, slogan atmalar birbirlerine sahip çıkma yöntemleriyle direniyor. Dışarıda da tabii ki halkımız, biz devrimci demokratik güçler olarak bu direnişin bir parçası olduk. Şimdi yeniden özellikle başta İmralı mutlak tecridin ortadan kaldırılması, Kürt Sorunu’nda onurlu bir barış, demokratik bir çözüm talebiyle yeniden açlık grevleri başladı ve yeniden adalet nöbetlerindeyiz. Dersim’den bu açlık grevine ve adalet nöbetlerine ses veriyoruz. İki gün burada olacağız.”

    “BU SADECE SİYASİ TUTSAKLARIN MÜCADELESİ DEĞİLDİR”

    Cezaevlerinde iki ayı geçkindir dönüşümlü olarak sürdürülen açlık grevlerine dikkat çeken DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise şunları belirtti:

    “Bu mücadele hepimizin mücadelesi. Sadece siyasi tutsakların bir mücadelesi değildir. Ve bu tecrit toplumda, bütün toplumsal kesimlere, bütün toplumsal dinamiklere uygulanan bir tecrit haline gelmiştir. Bu anlamda Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin bu adalet nöbetini gerçekleştirmeleri çok kıymetli. Başarılar diliyorum. Biz de beraberiz. Hep beraber olacağız.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • ESP: Tüm gücümüzle DEM Parti’yi destekleyeceğiz

    ESP: Tüm gücümüzle DEM Parti’yi destekleyeceğiz

    PİRHA- Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Parti Meclisi, 31 Mart Yerel Seçimlerinde izleyecekleri politika ile ilgili yazılı bir açıklama yaptı. DEM Parti’nin destekleneceği vurgulanan açıklamada, “Partimiz emekçi sol hareketten gelen çeşitli partilerin, sosyal şoven karakterli hiçbir aday önerisine ve ittifak oluşumuna destek vermeyecektir” denildi.

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Parti Meclisi, 31 Mart Yerel Seçimlerinde izleyecekleri politika ile ilgili yazılı bir açıklama yaptı.

    Hangi tarihsel kesitte yapılırsa yapılsın seçimlerin sonuçlarını, toplumsal ve siyasal güçlerin, kendi talepleri etrafında örgütlü bir irade açığa çıkartıp çıkartamamalarının belirleyeceği vurgulanan açıklamada, “Seçimler sınıf mücadelesinin bir anıdır; ancak esas olan geniş kitlelerin örgütlenmesi ve faşizme karşı cepheleştirilmesinin başarılmasıdır. Kazanımları korumanın ve geliştirmenin güvencesi de bu olacaktır” denildi.

    “DEM PARTİNİN ÇALIŞMALARINA TÜM GÜCÜMÜZLE KATILACAĞIZ”

    Yapılan açıklamada ESP’nin seçimlerde izleyeceği politika 5 maddede şöyle ifade edildi:

    1) Kurucu bileşeni olduğumuz DEM Parti, ezilenlerin en geniş demokratik-halkçı birleşik mücadele cephesidir. Bu gerçekten hareketle, örgütlü bulunduğumuz her yerde DEM Parti adaylarıyla seçime girmek, sürece en güçlü yanıt ve politik tutum olacaktır. Partimiz, DEM Parti’nin seçimlere girdiği her şehir-ilçede tüm gücüyle, aktif biçimde çalışmalara katılacaktır.

    2) Kürdistan’da gerçekleştirilen ön seçimler; örgütlü halk gerçeğinin somut göstergesi olmuştur. Adeta ‘demokrasi şöleni’ne dönüşen halk buluşmalarını kutluyor, seçilen adaylara başarılar diliyoruz. Partimiz, iki dönemdir kayyum saldırılarıyla el konulan belediyelerin yeniden kazanılması ve korunması mücadelesinde aktif bir özne olarak yerini alacaktır.

    “BURJUVA ADAYLARA OY VERME ÇAĞRISI YAPMAYACAĞIZ”

    3) DEM Parti’de somutlanan halk ittifakı dışında başkaca ittifak, güç birliği, iş birliği çalışmaları da mevcuttur. Bu girişimler partimiz tarafından ideolojik-politik temel ilke ve tutumlar çerçevesinden ele alınmaktadır. 2019 Yerel ve Mayıs 2023 Genel Seçimlerinde oluşmuş kimi örneklerde olduğu gibi, seçim mücadelesini sadece “Erdoğan veya AKP-MHP karşıtlığı” üzerinden ele almak, işçi sınıfı ve ezilenleri burjuvazinin adayları etrafında saflaştırmak, devrimci-demokratik mücadelenin zayıflığıdır.

    Emekçi sol güçlerin bu kadim gerçeği dikkate almadan kuracağı popülist, ilkesiz, parlamentarist birliktelikler sadece, ezilenlerin öfkesinin kapitalist düzene yedeklenmesine yarayacaktır. Partimiz, faşizme karşı mücadele stratejisini zayıflatacak her türden taktiğin karşısında olacaktır. ESP, geçmiş seçimlerde olduğu gibi bu yerel seçimlerde de burjuva adaylara oy verme çağrısı yapmayacaktır.

    “SOSYAL ŞOVEN KARAKTERLİ HİÇ BİR İTTİFAĞA DESTEK VERMEYECEĞİZ”

    4) Partimiz, işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin ve halkların faşizme karşı cepheleştirilmesini, birleşik mücadele iradesinin büyütülmesini temel görevlerinden sayar. Emekçi sol hareketten çeşitli partilerin ittifak arayışlarını da bu perspektifle takip edecek; sosyal şoven karakterli hiçbir aday önerisine ve ittifak oluşumuna destek vermeyecektir.

    5) Partimiz antifaşist, antikapitalist, antisömürgeci, cinsiyet özgürlükçü ilkeler ışığında yerel seçim çalışmalarını yürütecek, doğaya ve kentlere yönelik suçları teşhir edecektir. Kentlerimizin sermayenin rant ve kar kapısına dönüştürülmesine karşı, demokratik, katılımcı, ekolojik, engelsiz kentler perspektifiyle mücadele yürüteceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’den hükümete gözaltı tepkisi: Sandıklara ve halk iradesine darbe girişimidir

    HDP’den hükümete gözaltı tepkisi: Sandıklara ve halk iradesine darbe girişimidir

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu, ESP’lilere yönelik gözaltı operasyonuna ilişkin, “Bu saldırılar iktidarın seçim operasyonlarıdır, seçmen tercihini darbe olarak nitelendirenlerin halk iradesine darbe girişimidir” sözleriyle kınadı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu, ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü’nün de aralarında olduğu gözaltı operasyonlarına ilişkin açıklama yaptı.

    “SANDIKLARI ÇALMAYA YÖNELİK ORGANİZE BİR HAZIRLIK”

    Eskişehir merkezli 8 ilde yapılan ev baskınlarına ilişkin “Seçim operasyonları ve sandığa darbe, iktidarı kurtaramayacak” diyen HDP, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Halk desteğini ve toplumsal meşruiyetini yitiren AKP-MHP iktidarı, seçime sayılı günler kala siyasi operasyonlara hız verdi. Diyarbakır’da partimize, gazetecilere, sanatçılara ve avukatlara yönelik başlatılan operasyon dün Ankara’da bu sabah da İstanbul’da genişletilerek sürdürülüyor. Gözaltına alınanlara bileşen partimiz ESP’nin Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, Yeşil Sol Parti milletvekili adayları, ESP üyeleri ve muhalif gazeteciler de eklendi.

    Daha önce ifade etmiştik, bir kez daha vurgulayalım: Bu gözaltı dalgaları Türkiye seçmeninin iradesine karşı kurulan bir kumpastır. Bu saldırılar iktidarın seçim operasyonlarıdır, seçmen tercihini darbe olarak nitelendirenlerin halk iradesine darbe girişimidir, sandıkları çalmaya yönelik organize bir hazırlıktır. Bu siyasi darbenin hedefinde iktidarı koltuğundan edecek olan partimiz ve bileşenlerimiz ile iktidarın topluma karşı işlediği suçları deşifre eden muhalif gazeteciler ve demokratik kamuoyu bulunmaktadır. Kolluğu ve yargıyı partimize ve muhaliflere karşı seçim kampanyasına dahil eden, her türlü kumpas ve hileyle bu operasyonları sürdüren iktidar partisi ve onun Suç İşleri Bakanı, Türkiye için bir seçim güvenliği sorunu haline gelmiştir. Yargı ve kolluk, seçimlere müdahale ederek suç işlemektedir.

    “PARTİMİZ, BİLEŞENLERİMİZ BU DARBEYE KARŞI DİRENECEK”

    Partimiz, bileşenlerimiz ve Türkiye’deki mücadele güçleri bu darbeye karşı sonuna kadar direnecektir. Ne kayyım darbesine boyun eğdik ne de bugün geliştirilen seçim darbesine boyun eğeriz. Halk iradesini ve tercihlerini “darbe” olarak nitelendiren iktidar ve Suç İşleri Bakanı’nın yürüttüğü bu ahlaksız operasyonları durduracak gücümüz de kararlılığımız da var. İktidar seçim operasyonları ve sandık darbesiyle kendisi için yaklaşan tarihi yenilgiden kurtulamayacaktır. Çünkü halk iradesi, darbecilerin ve kumpasçıların ayak oyunlarından her zaman daha büyüktür.

    “HERKESİ BASKI REJİMİ KARŞISINDA BİRLİKTE HAREKET ETMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Tüm siyasi partilere, muhalefete ve demokratik kamuoyuna çağrımızdır:

    Bu seçim kumpasının önünde durun! Bu, hepimizle ilgilidir. Bu operasyon ve kumpas siyaseti, sandıkları ve halk iradesini çalma operasyonudur. Gözdağı operasyonlarına karşı sessiz kalındıkça da bu faşizan sarmal genişleyerek bütün kesimleri hedef alacaktır. 31 Mart Yerel Seçimlerinden sonra başlatılan kayyım darbesi nasıl ki sadece bizim belediyelerimizle sınırlı kalmayıp bir yöntem ve yönetim biçimine dönüştüyse, seçim darbesi de aynı şekilde başladığı yerde kalmaz. Bu nedenle herkesi bu zulüm ve baskı rejimi karşısında birlikte durmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gözaltına alınan 5 ESP’li tutuklandı, 5’i hakkında ev hapsi kararı

    Gözaltına alınan 5 ESP’li tutuklandı, 5’i hakkında ev hapsi kararı

    ESP’ye yönelik operasyonla gözaltına alınan 47 kişiden 5’i hakkında tutuklama kararı verildi. Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen ESP Eş Genel Başkanı Avukat Özlem Gümüştaş ve ETHA muhabiri Pınar Gayıp ise ev hapsi kararıyla bırakıldı.

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) yönelik operasyonda gözaltına alınan ve dün İzmir Adliyesi’ne çıkarılan 47 kişiden 20’si savcılık sorgularının ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Bugün sabaha kadar süren hakimlik sorgularının ardından 5 sosyalist tutuklandı.

    Etkin Haber Ajansı muhabiri Pınar Gayıp ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş’ın da aralarında bulunduğu 47 kişinin sorgusunu tamamlayan Savcı Bekir Küçük, bir saat ara verdikten sonra kararını açıklamaya başladı. Savcı 47 kişiyle ilgili kararını gruplar halinde 3 saati aşkın bir zaman içinde açıkladı. Savcı’nın karar açıklama sürecinde Terörle Mücadele Şubesi polisleri savcının odasından çıkmayarak, karar sürecine doğrudan etkide bulundu.

    BİPOLAR BOZUKLUK HASTASI İTİRAFÇI

    Bipolar bozukluk hastalığı bulunan bir itirafçının polisle birlikte yaptığı kurgusal ifadeler dayanak yapılarak tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilenlerden ESP İstanbul İl Eşbaşkanı Ezgi Bahçeci, HDP PM üyesi Sıtkı Güngör, ESP yöneticisi Kerim Altınmakas, Limter-İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Deniz Bakır ve Gülşah Polat tutuklandı.

    Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen sosyalistlerden muhabirimiz Pınar Gayıp, ESP Eş Genel Başkanı Avukat Özlem Gümüştaş, SKM MYK üyesi Satiye Ok, Alev Özkiraz ve Ceren Çoban ev hapsiyle, Limter-İş Sendikası Genel Başkanvekil Levent Akhan, HDP İstanbul İl Örgütlenme Eş Sözcüsü Pınar Türk, Hakan Kafadar, Rıdvan Coşkun, Burak Yılmaz, Seyit Cem Çakmak, Atilla Dalkılıç, Yener Aygün, Nihat Ünal ve Begüm Ateş ise adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

    27 KİŞİ ADLİ KONTROL KARARIYLA SAVCILIKTAN SERBEST BIRAKILDI

    Ezilenlerin Hukuk Bürosu Avukatlarından Kamil Ağaoğlu ve Yenikapı Tiyatrosu’ndan 5 tiyatrocunun da aralarında bulunduğu 27 kişi ise savcılık sorgularının ardından adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Ateşte semah duranları unutma unutturma’

    ‘Ateşte semah duranları unutma unutturma’

    PİRHA -Sivas Katliamı’nın 26. yıl dönümüne ilişkin yapılan yazılı açıklamalarda adalet mücadelesinin sürdüğü ve Sivas Katliamı’nın unutturulmayacağı vurgulandı. 

    2 Temmuz 1993 yılında Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’a giden 33 aydın, sanatçı, yazar, şair, karikatürist ve semah dönen canlar gerici güruhlar tarafından Madımak Oteli’nde diri diri yakılarak katledilmişti. Yangın sırasında 2 de otel çalışanı hayatını kaybetmişti. Bugün Sivas Katliamı’nın 26. yıl dönümü. Aleviler başta olmak üzere birçok siyasi parti, sivil toplum kuruluşu, çeşitli yöre dernekleri her 2 Temmuz’da Sivas’ta katledilenleri anıyor ve katliamı lanetliyor.

    Sosyalist Kadın Meclisleri ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi yaptıkları yazılı açıklamalarla katliamı kınayarak unutturmayacaklarını kaydetti.

    Katliamın üzerinden geçen 26 yıla rağmen toplumun vicdanının hala kanadığına vurgu yapan Sosyalist Kadın Meclisleri, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    SİVAS’TAN SURUÇ’A ADALET MÜCADELESİ

    Ateşte semah duranları unutma unutturma! Alevi toplumu kendi kültürüne inancına ve kimliğine sahip çıktığı için her dönem siyasi iktidarlar tarafından ayrımcılığa ve katliamlara maruz kaldı. Siva’tan Hollanda’ya kadar uzanan toplumsal hafızamızda bir yara olan bu katliamlar, hala adalet bekliyor. Eğer Sivas Katliamı’yla yüzleşilseydi ve adalet sağlansaydı Roboski, Suruç, Ankara katliamları cezasız bırakılmazdı.

    Bizler ne Sivas’ın, Çorum’un, Suruç’un, Roboski’nin, Ankara’nın katillerini unuttuk ne de hesap sormaktan vazgeçtik. Sivas’tan Suruç’a adalet mücadelemiz devam ediyor. Yitirdiğimiz her bir kadının mücadelesini sosyalist kadınlar olarak sahipleniyoruz.

    Sivas katliamı davasının zaman aşımına uğraması ve dönemin Başbakanı Erdoğan’ın ‘Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun’ sözü katliamcı erkek egemen devlet sisteminin devam ettiğini gösterdi. ‘Bu dava mahşere kalmayacak’ diyen Alevi halkımıza sözümüz olsun ki Asuman, Gülsüm, Menekşe ve diğer canlar gibi ateşe semah durup adalet talebimizi haykıracağız.

    HER ADIMDA BİR KATLİAM

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) de açıklamasında şunları belirtti:

    Bu toprakların en köklü inanç ve kültürlerinden biri olan Alevi halklarımıza dönük gerçekleştirilen bu katliam daha öncesinde yaşanan onlarcası gibi derin izler bıraktı. Farklı inanç, kültür ve uluslara dönük asimilasyoncu ve kıyıcı yönetim anlayışının ürünü olan Sivas Katliamı sadece devlet aklını temsil etmesi bakımından değil bugün halklarımızın başına musallat olan politik İslamcı faşizmin içinde şekillendiği toprağı görmek bakımından da ayırt edici örneklerden biriydi. Bugün saray rejimi şahsında somutlaşan AKP-MHP faşizmini geriye doğru sardığımızda her adımda bir katliamla karşılaşmak işten bile değildir. Katliamlar tarihinin her sayfasında bazen tetikçi, bazen kışkırtıcı ve bazen de organizatör olarak karşımıza çıkarlar.

    Ulusal ve mezhepsel ayrımları emekçileri birbirine kırdırmanın ve buna dayanarak kendi iktidarını üretmenin zemini olarak değerlendiren tekçi anlayıştan beslenen bu devlet sistemi yapısal olarak altüst edilmediği sürece bu yaranın kapanması ya da yenilerinin olmasının engellenmesi mümkün olmayacaktır. Saray rejimi farklı ulusal ve mezhepsel topluluklara nasıl baktığını ve bu katliam geleneğine bağlılığını Suriye-Rojava bölgesinde politik İslamcı katliam şebekeleriyle yaptığı işbirliğiyle her gün teyit etmektedir. Alevileri ayrı bir inanç ve kültür olarak tanımayan, cemevlerine statü meselesini kendine bağladığı yol düşkünü bir kısım dedeleri satın alıp diyanete bağlayarak, yani asimilasyon yoluyla çözmeye çalışan bu zihniyetin yarın bir gün bir başka katliama yol vermesi şaşırtıcı olmayacaktır.

    TEK SEÇENEK PİR SULTAN’IN İZİNDEN GİTMEK

    Dersim’in, Çorum’un, Maraş’ın, Sivas’ın hesabı sorulmadan, bu katliamcı zihniyet tarihsel adalet karşısında mahkum edilmeden, ne bugünümüz ne de geleceğimiz güvencede olamaz. Tarih boyunca sayısız katliama uğrayan ancak yolundan dönmeyen Alevi halklarımızın adalet için, eşitlik için, özgürlük için tek bir seçeneği vardır oda ‘bozuk düzende sağlam çark olmaz’ diyen Pir Sultan’ın izinden gitmektir. Zalime karşı Zülfikar’ı kuşanmak, AKP-MHP faşizmine karşı direniş bayrağını kaldırmaktır. (HABER MERKEZİ)