Etiket: f tipi

  • Barkın Timtik: Yeni model hapishaneler ülke gündeminin ilk sıralarında olması gerekiyor

    Barkın Timtik: Yeni model hapishaneler ülke gündeminin ilk sıralarında olması gerekiyor

    PİRHA-Türkiye’de 2000’li yıllarda F tipi hapishane olarak uygulanan tecrit uygulamaları bugün ise Y tipi hapishaneler olarak karşımıza çıkıyor. Yeni model hapishanelerin ülke gündeminin ilk sıralarında olması gerektiğini belirten Avukat Barkın Timtik, “Siyasi iktidarın yönetme araçlarından en önemlisi hapishaneler. Yeni tip hapishaneler, halk muhalefetinin mücadelesini parçalamanın devamıdır” dedi.

    Türkiye’de tutuklu ve hükümlü sayısı 315 bini geçti. Hapishanelerde tutuklulara infaz yakmalar, hak gaspları, hasta tutsakların tedavi haklarının engellenmesi, mektup, kitap, gazete-dergi engelleri gibi birçok alanda tecrit uygulanıyor. Türkiye’de 2000’li yıllarda F tipi hapishane olarak uygulanan tecrit uygulamaları bugün ise Y tipi hapishaneler olarak karşımıza çıkıyor.

    Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Avukat Barkın Timtik, hapishanelerde derinleşen tecride ve bunun hüküm sürdüğü Y tipi hapishanelere dair PİRHA’ya mektup yazdı.

    “SİYASİ İKTİDARIN YÖNETME ARAÇLARINDAN EN ÖNEMLİSİ HAPİSHANELER”

    Yeni model hapishanelerin ülke gündeminin ilk sıralarında olması gerektiğini belirten Barkın Timtik, “Toplumsal muhalefet, haklar ve özgürlükler mücadelesinin bir bütün olduğu gerçeği göz ardı ediliyor. Yeni model hapishaneler demokratik kitle örgütlerinin, insan hakları kuruluşlarının, hak ve adalet iddiası taşıyan herkesin mutlaka ilgi alanı içerisinde olması gerekiyor. Siyasi iktidarın yönetme araçlarından en önemlisi hapishaneler. Yeni tip hapishaneler, halk muhalefetinin mücadelesini parçalamanın devamıdır. O bütünün parçaları olan kişileri tek tek hücrelere kapatarak bu kez de bireylerin kişiliklerini parçalamak amaçlanıyor. İnsan varlığı zihinsel, duygusal, kültürel, siyasal, ideolojik bir bütündür. O bütünü diğer bütün insan ve doğa güçlerinden koparırsan bu o varlığın önce gelişimini durdurur, sonra yavaş yavaş duyguları, düşünceleri ve tepkileri yok olmaya başlar” dedi.

    “YENİ TİP HAPİSHANELERDE, İNSAN ONURUNA AYKIRI BİR TUTULMA REJİMİ VAR”

    19-22 Aralık Cezaevi Katliamı’ndan sonra egemenlerin istedikleri sonuçları elde edemediği için yeni tip cezaevlerini yapmaya başladığını vurgulayan Barkın Timtik, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Yeni tip hapishanelerin tekli hücrelerinin fazlalığı ‘havalandırma’ denilen hücre ile bitişik, gökyüzünün görülüp yürüyüş yapılabilen, çamaşır kurutulup çöp kutusunun konulduğu, açık hava ve güneşten yararlanabilen bir mekânın olmaması, gardiyanlarla doğrudan değil telefon ahizesi ile konuşulması, insanlardan yalıtmayı doğanın her türlü unsurundan yalıtmaya kadar genişletildiğini gösteriyor. Bunu hukuki olarak tutukluluk ya da hükümlülük gibi kavramlarla anlatamayız. Bu durum Anayasa’nın işkence yasağı ilkesine aykırıdır. Yeni tip hapishanelerle insan onuruna aykırı bir tutulma rejimi olan ağır hapis cezasının uygulama biçimini genelleştiriyor. Mücadele edilmesi ve ortadan kaldırılması gereken bu infaz rejimi katlanarak arttırılıyor.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • DEM Partili tüm vekiller, hasta mahpus Abdulalim Kaya için harekete geçti

    DEM Partili tüm vekiller, hasta mahpus Abdulalim Kaya için harekete geçti

    PİRHA – DEM Partili bütün milletvekilleri, hasta mahpus Abdulalim Kaya’nın infazının ertelenmesi ve Adli Tıp Kurumuna sevk edilirken gözleri bağlı ve elleri kelepçeli şekilde yolculuk yapmasına sebep olan tüm kamu görevlileriyle ilgili gerekli soruşturmanın yapılması için TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na başvuruda bulundu.

    Abdulalim Kaya, 2020 yılının Ekim ayında prostat hastalığı nedeniyle ameliyat olmuş ve taburcu olduktan sonra henüz dikişleri dahi alınmadan 14 Ekim 2020 tarihinde hakkındaki kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle Bursa H Tipi kapalı hapishanesine götürülmüştü. Hapishaneye götürüldüğünde kontrolleri süren ve idrarını tutamaz halde olan Kaya; burada tek kişilik odaya konulmuş ve 60 gün boyunca tek başına tutulmuştu.

    Kaya’nın, ağır hasta olması sebebiyle 4 Ocak 2021 tarihinde cezasının infazı 6 aylığına geri bırakılmış ve Siirt’e dönerek tedavisine devam etmişti. Kaya’ya ayrıca 28.10.2021 tarihli %91 engelli raporunu da verilmişti.

    Abdulalim Kaya’nın prostat hastalığının yanı sıra, bir kulakta yüzde seksen, sol gözünde yüzde elli görme kaybı ve katarakt bulunmakta. Bir böbreği iflas etmiş olan Kaya’ya ayrıca demans teşhisi de konulmuştu.

    12.10.2022 tarihinde Siirt Eğitim ve Araştırma hastanesi tarafından verilen rapora göre Kaya’nın hastalıklarının teşhisleri yapılarak %93 engellilik raporu düzenlenmiş. Bu raporda “hayatını yalnız devam ettiremeyeceği, cezasının infazı sırasında sürekli bakım ve tedaviye ihtiyaç duyacağı, infazına cezaevi koşullarında devam edemeyeceği, hükümlünün hastalığı kesin bir şekilde hayati tehlike arz etmekte olup, bu durumun düzelip düzelmediği ile ilgili kontrol muayenesinin 2 yıl sonra yapılması sağlık kurulumuzca uygun” yazıldığı öğrenildi.

    “GÖZ GÖRE GÖRE ÖLÜME SÜRÜKLEMEK”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekilleri de Abdulalim Kaya’nın infazının ertelenmesi için İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na yazılı açıklamayla birlikte başvuru yaptı. Kaya’nın şu anda yürüyemeyip kişisel ihtiyaçlarını dahi tek başına karşılayamadığına dikkat çeken DEM Partililer, şu detayları paylaştı:

    “Ailesini ve koğuş arkadaşlarını tanımayan ve hiç konuşamaz bir hale gelen Kaya ile ilgili Adli Tıp Kurumu 11 Mart 2024 tarihinde yeniden ‘cezaevinde kalabilir’ raporu vermiştir. Bu rapor için İstanbul ATK’ya sevki de mahpus için tam bir işkence halini almıştır. Oğlu İsmail Kaya 26 Nisan 2024 günü (bugün) basına verdiği bilgide ‘Bir ay önce de babamı İstanbul’a götürmüşler. Babam cezaevi çıkışından İstanbul’a kadar hem kelepçeli hem de gözleri bağlanmış şekilde götürülmüş. Babam bize dedi ki; ‘Bir saniye bile gözlerimi açmadılar. Nereye götürüldüğümü bilmiyordum. Bir askere ‘Biz neredeyiz şu an?’ dediğimde, ‘Amca sen İstanbul’dasın’ dedi. Artık hiçbir cezaevi babama bakmıyor. Konuştuğumuz cezaevi yetkilileri ‘Sizden daha sıkıntılı bir durumdayız. Siz gelip bir saat bakıp gidiyorsunuz ama biz günde on defa uğruyoruz. Ölmüş mü kalmış mı diye. Neden bu adama bunu yapıyorlar anlamış değiliz’ dediler.’ şeklinde durumu aktarmıştır.

    Abdulalim Kaya’nın kelepçeli ve gözleri bağlı bir şekilde sevklerinin yapılması işkencedir. Hasta mahpusların sağlık kuruluşlarına sevki, tedavi ve muayene usulleri ulusal mevzuatta ve uluslararası sözleşmelerde belirtilmiştir. Hastalığı nedeniyle hapishanede tutulması bile göz göre göre ölüme sürüklemek anlamına gelen ağır hasta ve yaşlı bir mahpusun ATK sevklerinin acı çekmesine yol açacak şekilde adeta zulmederek yapılması hiçbir surette kabul edilemez.

    Resmi kayıtlara göre 80, fakat gerçek yaşı 87 olan Abdulalim Kaya, kalp, böbrek, prostat, işitme ve görme kaybı, demans gibi ağır hastalıkları bulunan ve hayatını cezaevinde tek başına idame ettiremeyecek kadar hasta bir mahpustur ve cezaevinde kalması hayatı için ciddi tehlike arz etmektedir. Abdulalim Kaya’nın mahpusluğu tam bir zulüm halini almıştır.

    Kaya’nın hastalığının İnfaz Kanunu’nun 16/6. maddesi bağlamında ağır bir hastalık olduğu ortadadır. Hatta İnfaz Kanunu’nun 16/2. maddesi bağlamında artık hastalıkları mahpusun hayatı için tehlike teşkil etmektedir.

    Adli Tıp Kurumu raporlarının bu gerçeği ortaya koyduğunu söylemek mümkün değildir. Adli Tıp Kurumu’nun son zamanlarda verdiği kararlar herkesin malumudur. Pek çok ağır hastaya ancak terminal döneminde veya ölüm döşeğindeyken ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verdiği acı tecrübelerle öğrenilmiştir.

    Tüm bu sebeplerle, artık yürüyemeyen, banyo, tuvalet gibi kişisel ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan, ailesini ve koğuş arkadaşlarını tanımayan ve hiç konuşmaz bir hale gelen Kaya’nın infazının ertelenmesi ve mart ayı içerisinde ATK sevkinde gözleri bağlı ve elleri kelepçeli şekilde yolculuk yapmasına sebep olan tüm kamu görevlileriyle ilgili gerekli soruşturmanın yapılması için ivedilikle Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüşülmesini ve mahpusun infazının ertelenmesini, arz ve talep ederiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Devlet, 19 Aralık katliamıyla toplumun bütün kesimlerine korku salmak istedi’-VİDEO

    ‘Devlet, 19 Aralık katliamıyla toplumun bütün kesimlerine korku salmak istedi’-VİDEO

    PİRHA-19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 23 yıl geçti. Katliamın bir sonuç olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu Sözcüsü Mehmet Acettin, “19 Aralık, bugün yapılan S ve Y tipi hapishanelerin yapılmasının bir başlangıcıydı. Devlet, toplumu sindirme, korkutma ve yeni tip cezaevlerinin yapılmasının önünü açmak için bu katliamı yapmak zorundaydı” dedi.

    “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 23 yıl geçti. F Tipi cezaevlerine geçişi protesto etmek için açlık grevinde olan yüzlerce tutukluya karşı gerçekleştirilen operasyona 10 binin üzerinde asker ve polis katıldı.

    19-22 Aralık tarihleri arasında süren operasyonda gaz ve sinir bombaları kullanıldı. Operasyonlarda 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişi katledildi, 600’den fazla kişi ise yaralandı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu Sözcüsü Mehmet Acettin, 19 Aralık Katliamı’na dair PİRHA’ya konuştu.

    “19 ARALIK KATLİAMI BİR SONUÇTU”

    19 Aralık Katliamı’nın bir sonuç olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Mehmet Acettin, “Çünkü 19 Aralık’tan önceki süreçler var. 1984 yılında ölüm oruçlarının yapılmasının nedeni olan hem Diyarbakır hem de Metris hapishanelerinde uygulanan zulmün bir sonucu. 1996 yılından önce örgütlü bir mahpusluk yaşamı vardı, bireysel değil de komünal bir yaşam vardı ve devlet bu durumdan rahatsızdı. Devlet, ‘hangi tip hapishaneler oluşturarak bu birlikteliği engelleriz’ dedi. Devletin cezaevlerindeki politikası dışarıdaki toplumsal muhalefetle aynı çizgide giden bir politikadır. Toplumun en dinamik ve bilinçli kesimleri olan mahpuslara katliam yaparak toplumun bütün kesimine korku salmak istediler. İnsanları, dışarıda olmasına rağmen hücre içinde yaşayan insanlar haline getirip biat ettirdiler” dedi.

    “19-22 ARALIK’TA 20 HAPİSHANEDE EŞ ZAMANLI OLARAK KATLİAM YAPTILAR”

    Devletin cezaevine giren sempatizanın dışarı çıktığında militan olmasına karşı bir şeyler yapmak istediğini belirterek sözlerine devam eden Acettin şöyle devam etti:

    “Mahpusların birlikteliğini kırabilmek için Amerika ve Avrupalıların yaptıkları hapishaneleri gördüler, onların akılların aldılar. Devlet, hapishanelerde F tipi denilen bir kişilik ve üç kişilik odalardan oluşan bir sistem oluşturdu. F tipleri kabul edilmedi direnişler başladı ve ölüm oruçlarına girildi ama bu sefer devlet kararlıydı ve toplumu da ikna etmişti. O dönem içerideki mahpuslar bilinç olarak kazandı ama dışarıdaki kesimlerin hepsi sınıfta kaldı. 19 Aralık, bugün yapılan S ve Y tipi hapishanelerin yapılmasının bir başlangıcıydı. Devlet, toplumu sindirme, korkutma ve yeni tip cezaevlerinin yapılmasının önünü açmak için bu katliamı yapmak zorundaydı. 19-22 Aralık dönemi içinde dört günlük sürede 20 hapishanede eş zamanlı olarak katliam yaptılar.”

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Astım, hemoroid, prostat ve daha birçok hastalığı olan mahpus, serbest bırakılmıyor!-VİDEO

    Astım, hemoroid, prostat ve daha birçok hastalığı olan mahpus, serbest bırakılmıyor!-VİDEO

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 401. Hafta basın açıklamasında İzmir F Tipi Hapishanesinde tutulan ve astım, hemoroid, prostat başta olmak üzere bir çok kronik rahatsızlığı olan Fırat Yağmakan’ın durumuna dikkat çekti.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hapishanelerde sağlığa erişim hakkı önündeki engellere bir kez daha dikkat çekti. Ankara Yüksel Caddesinde yapılan basın açıklamasına birçok kurum temsilcisi de destek verdi.

    401. Hafta basın açıklamasını okuyan İnsan Hakları Derneği Ankara Şube Eşbaşkanı Sevil Turgut, mahpusların “adeta ağır bir yaşam savaşı verdiğini” söyledi. Turgut, İnsan Hakları Derneği olarak Nisan 2022 itibari ile hapishanelerde en az 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun olduğuna vurgu yaptı.

    ECE’NİN YAŞAM HAKKI GÖZ GÖRE GÖRE İHLAL EDİLMİŞTİR”

    Sevil Turgut, 14 Mayıs sabahı İzmir Buca/Kırıklar F Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan 73 yaşındaki Abdullah Ece’nin hastalık nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirterek “2 yıl 4 gün ceza kararı kesinleştikten sonra 9 Eylül 2020 tarihinde tutuklanarak Buca Kırıklar 2 Nolu Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na gönderilmiştir. İlerlemiş yaşına ve hakkı olmasına rağmen denetimli serbestlik hakkı kullandırılmayarak tahliye edilmemiştir. Covid-19 nedeniyle Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakımında entübe olarak yatan Ece, bu sabah 05.30’da yaşamını yitirmiştir. Abdullah Ece’nin yaşam hakkı göz göre göre ihlal edilmiştir” ifadelerini kullandı.

    “HASTA HAKLARINA UYGUN BİR TEDAVİ SÜRECİ YÜRÜTÜLMELİDİR”

    1. Hafta basın açıklamasında İzmir/Kırıklar 2 Nolu F Tipinde tutulan hasta mahpus Fırat Yağmakan’ın durumuna dikkat çekildi.

    İHD Ankara Şube Eşbaşkanı Sevil Turgut, mahpus Fırat Yağmakan’ın uzun yıllardır cezaevinde olduğuna vurgu yaparak, gönderdiği mektupla hastalıklarını aktardığını söyledi. Turgut, Yağmakan’ın yaşamını zorlayan pek çok kronik hastalıklarının olduğunu belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Sol kulakta kendini tekrarlayan işitme kaybı bulunmaktadır. Enfeksiyon hastalıkları, ileri derecede karaciğer yağlanması var. Hepatit B kronik hastası ve 13 yıldır tedavi görüyor, ilaç kullanıyor, bu süre zarfında iyileşme sağlanmadı. Kan değerleri zaman zaman 50 ve 60 üzerine çıkmakta, bazen testlerde kanda 1000’in üzerinde virüs veya mikrop tespit edilmektedir. Bel fıtığı ve boyun fıtığı hastasıdır.

    Prostat hastasıdır, ilaç kullanmasına rağmen iyileşme olmamıştır. Yumurtalıklarında varikosel teşhisi konulmuş, ağrıları devam ediyor. Yıllardır baş ağrısı çekiyor, özellikle nemli havalarda baş ağrıları gittikçe şiddetini artırıyor. Astım hastasıdır, nefes almada zorlanıyor, nemli havalarda göğsü sıkışıyor, nefes açıcı tüp kullanmasına rağmen iyileşme olmuyor. Uzun süredir yüksek tansiyon hastasıdır. Tansiyonu aşırı yükseldiğinde yarı felçli duruma gelmiş ve oda arkadaşı tarafından sırtına alınarak koşarak revire yetiştirilmiş ve müdahale yapılmıştır. Acil müdahale edilmese ölümcül olabilecek duruma gelmiştir. İlaç kullanmasına rağmen tansiyon yükseliyor, bu hastalığı raporludur. Mide reflüsü, gastrit, yanma ve bağırsaklarda tahriş rahatsızlıkları sürüyor.

    12 yıl önce Hemoroid teşhisi konuldu. Kabız, kanama, ağrılar, kaşıntılar vb. zorluyor ve ameliyat edilmiyor. Hemoroide bağlı anal fistül rahatsızlığı meydana geliyor ameliyat olması gerekmesine rağmen ‘tehlikeli’ denilerek yapılmıyor. Fistüller sık sık şişip patlamakta ve eziyet verici bir hal almaktadır. Cezaevinde iki kez burun ameliyatı oldu, şikayetleri devam ediyor. Sağ ve sol kasık fıtığı ameliyatı oldu ancak şikayetleri devam ediyor. Kalp damar tıkanıklığı nedeniyle anjiyo oldu, ağrılar ve sancıları devam ediyor. Sol omuz ve sol ayak bilekte ödemler mevcut, ağrıları devam ediyor.

    Fırat Yağmakan’ın tetkik ve tedavileri aksatılmamalı, hastane sevkleri hızlandırılmalı, ameliyatları geciktirilmeden yapılmalı ve insan onuruna, hasta haklarına uygun bir tedavi süreci yürütülmelidir. Hapishanelerde yaşam savaşı veren tüm ağır hasta mahpuslar, sağlıklı koşullarda tedavilerinin yapılması için infazları ertelenmelidir.

    Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 401. Haftada, hapishanelerde bulunan hasta mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar ortadan kalkıncaya kadar kamuoyu ile paylaşmaya ve çözüm talep etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Yazar Sibel Ünal, Tuğluk’un durumuna dikkat çekti: Her mahkûmun tedavi alma hakkı vardır!

    Yazar Sibel Ünal, Tuğluk’un durumuna dikkat çekti: Her mahkûmun tedavi alma hakkı vardır!

    PİRHA-Yazar Sibel Ünal, hasta mahpus Aysel Tuğluk’un durumuna dikkat çektiği yazısında “İnsan Hakları açısından bakıldığında ‘düşünce suçu’ diye tanımlanan bir suç yoktur. Oysa Aysel Tuğluk bu sebeple içeridedir. Bu politikacının acı çekmesinden ve tedavisinin yapılmamasından devletin yürütücüsü olan iktidar sorumludur” ifadelerini kullandı.

    Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde 2016 yılından beri tutuklu olan siyasetçi Aysel Tuğluk’un sağlık sorunları gün geçtikçe büyüyor.

    Kocaeli Tıp Fakültesi 12 Temmuz’da Aysel Tuğluk ile ilgili kararında ‘hastalığının kronik seyirde olduğu ve ilerici vasıf seyrettiği, tıbbi bakımı konusunda sorun yaşayacağı, cezaevi koşullarında hayatını tek başına yürütemeyeceği’ yönünde tespitini açıklamıştı. Ancak Adli Tıp Kurumu, 3 ay sonra Aysel Tuğluk’un cezaevinde kalabileceğine dair karar verdi.

    “DEVLETİN VARLIĞININ SEBEBİ ‘VATANDAŞ’ DEĞİLSE NEDİR?”

    Tuğluk’un serbest bırakılması için çağrılar da sürüyor. Yazar Sibel Ünal, Tuğluk’un durumuna dikkat çekmek için “Önlenebilir Ölümlere Karşı Çıkmak: Aysel Tuğluk ve Bütün Hasta Tutuklular İçin Bir Çağrı!” başlığı ile yazı kaleme aldı. Ünal, “Bu politikacının acı çekmesinden ve tedavisinin yapılmamasından devletin yürütücüsü olan iktidar sorumludur” vurgusunu yaptı.

    Sibel Ünal, yazısının devamında şunları aktardı:

    “İnsanın yapısında ‘iyilik’ ve ‘kötülük’ gibi ahlaki kavramlar birlikte bulunur. Kötülük yaptıkça daha kötü, iyilik yaptıkça daha iyi olunur. Firavun’un kötülük yaptıkça yüreğinin daha da katılaştığı görülür. Öyle ki artık geri dönülemez bir noktaya gelir; ne değişebilir ne de geriye dönüp günahlarından dolayı tövbe edebilir.

    Firavunlardan bu yana kötülüğün bu hali, iktidarlara ve yönetenlere bir biçimde bulaşmıştır. Bunların sebep olduğu günahlar öylesine büyüktür ki kişiliklerini bozmakla kalmaz, ondan sonra gelenleri de bozar. İçlerine yerleşen nefret, öfke, yıkıcılık, zalimlik iktidarların mayası haline gelir.

    Tarihin farklı zamanlarında farklı düşünce, tavır ve özgürlük talepleriyle böylesi iktidarlara karşı çıkan az sayıda dirençli kişi olmuştur. Bu bazen bir filozof, bazen bilim adamı ya da siyasetçi olarak çıkar karşımıza. Zamanın çok ötesindeydi bu kişiler ve ne yazık ki ‘kötü’, ‘zındık’ vb. şekilde damgalandılar. Ölümle yargılandılar, aforoz edildiler, özgürlükleri kısıtlandı, sürgün edildiler. Dönemin ruhu böyle kişilerin anlaşılmasını zorlaştırmıştır her zaman. Ancak üzerinden yıllar geçtikçe bu ayrıksı, inançlı kişilerin yapmak istedikleri; toplum yararına girişimleri, düşünceleri, eylem ve tavırları anlaşılabilir hale gelmiştir.

    Açıktır ki; her dönem düşünceleri, eylemleri iktidarlarca yerleşik kalıplara ters düşenler hep ‘kötü’ olarak etiketlenmiştir. Bunun tersi ise ‘iyi’ olarak tanımlanmıştır. ‘Kötü’ olarak tanımlanan kişiler, her daim iktidarların ve diktatörlerin karşısında duranlardır. Onların her türlü yıkıcılığına maruz kalmış ve ağır bedeller de ödemişlerdir.

    İleriye yönelen her adımda iktidarlara, diktatörlere karşı duran bu insanların kanı, azmi, dirençleri vardır. Onların iradelerini, özgürlük taleplerini kırmak için baştakilerin akla gelmedik yöntemler uyguladıkları, zorbalık yaptıkları; işkence, gözaltında kayıp, aşağılama, onur kırıcı eylemlerde bulundukları da aşikardır.

    Bugünkü iktidara düşünce ve eylemleriyle hoş görünmeyen, bu yüzden mimlenen bir siyasetçi, bir isim var; Aysel Tuğluk. Düşünceleri yerleşik politik perspektife ‘uygun’ görülmediği için ‘düşünce suçlusu’ olarak cezaevinde. 2016’dan bu yana içeride olan siyasetçinin sağlık sorunları giderek büyümekte ve kendi kendine bakımı zorlaşmaktadır. Ancak şurası apaçık ortadadır ki; ister cezaevinin sağlık koşullarının yetersizliği, isterse başka sebeplerden olsun, Uluslararası sözleşmelere ve İnsan Haklarına göre her mahkûmun gerekli tedaviyi alma hakkı vardır.

    Üzerinde durup düşündüğümüzde şu soruların çengeli akla takılmakta: Hasta mahkûma gerekli tedaviyi uygulamakla devlet yükümlü değil midir? Tedavi edilemiyorsa gerekli önlemleri almak devletin sorumluluğu değil midir? Bu durumda, devletin varlığının sebebi ‘vatandaş’ değilse nedir? Niçin vardır? Üstelik mahkûm böyle bir durumda iki defa cezalandırılmış olmuyor mu?

    İnsan Hakları açısından bakıldığında ‘düşünce suçu’ diye tanımlanan bir suç yoktur. Oysa Aysel Tuğluk bu sebeple içeridedir. Bu politikacının acı çekmesinden ve tedavisinin yapılmamasından devletin yürütücüsü olan iktidar sorumludur. İktidarların gelip geçici olduğu bir gerçektir. Bugünkü iktidar, yıllar sonra yapıp ettiği olumlu şeylerle mi anılacak; yoksa hafızalarda, halkın temsilcilerine acı çektirdiği için, en doğal insan hakkı olan yaşam hakkından onları mahrum bıraktığı için ‘zorba’, ‘yıkıcı’, ‘acımasız’ olarak mı kalacak?

    Devlet de iktidarlar da halkın yararını gözetmek için olan-olması gereken-yapılardır. Öyleyse halkın temsilcilerini korumak en başta onların görevi olmalıdır. İyi iktidarlar görevleri sona erdikten sonra da bu yönüyle ‘başarılı işler’ yapmalarıyla anılmayı hak ederler. Böylesi iktidarlar yeryüzünde azdır. Ne yazık ki, daha çok ‘iyilik’, ‘demokrasi’, ‘barış’ adına zulmedenler var! Bunlar iyilik adına kötülüğü, barış adına savaşı, demokrasi adına faşizmi getirmişlerdir!

    Rasyonel bir ahlak veya iktidar, kendisinden önceki iktidarların uygulamalarının yetersizliklerini farklı bir yaklaşımla ele alır. Getirdiği yeni bakış açısıyla meseleleri analiz eder ve sonuçlara ulaşır. Bu ise ancak güçlü iktidarların iradesiyle olabilen bir şeydir. Oysa zayıf iktidarlar daha çok korku salarak, suçları çeşitlendirerek ilerler. Farklı bir algı yaratarak toplumda kin, nefret, öfke duygularını körükler. Akla, ahlaka, insan vicdanına aykırı olsa da kolay olanı seçerler.

    Bizim seçimimiz ise; yıkıcılığa karşı barış, nefrete karşı insan sevgisi, ölüme karşı yaşamdan yana olmaktır. Gelecek kuşaklar nefret, düşmanlık ve haksızlığa dayalı kurum ve iktidarların halkları mutlu etmeyeceklerinin ayırdına varacaklardır. Gerekli olan sadece ve sadece; barış ve mutluluk içinde ayırım yapmadan, bütün halkı kucaklayan bir iktidarın varlığıdır!”

    PİRHA/ANKARA

  • 19 Aralık ‘Hayata dönüş’ katliamının 21. yılı!

    19 Aralık ‘Hayata dönüş’ katliamının 21. yılı!

    PİRHA-“Hayata Dönüş” adı verilerek yapılan, ölüm orucunda 122, operasyon sonucu ise 32 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan operasyonun üzerinden 21 yıl geçti.

    İnsanlık tarihi açısından kara bir gün olarak kayıtlara geçtiğinde tarih 19 Aralık 2000’di. Demokratik Sol Parti (DSP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Anavatan Partisi (ANAP) koalisyonu döneminde cezaevlerinde uygulamaya sokulmak istenen F tipi cezaevi sistemine karşı 19 yıl önce, 20 Ekim 2000 tarihinde yüzlerce mahkum 19 temel taleple açlık grevine girdi. Talepleri kabul edilemeyen mahkumların bir kısmı 20 cezaevinde açlık grevini ölüm orucuna çevirdi.

    İçeride kritik günlere girilirken, dışarıda insan hakları kuruluşlarından oluşan bir heyet hükümet yetkileriyle görüşmeler gerçekleştirip sorunun diyalog yoluyla çözülmesine çabalıyordu. Kapalı kapılar ardında ise cezaevlerine operasyonun planları yapılmıştı. Hükümetten “teröristlerle anlaşma yapmayacaklarını, ölüm oruçlarına müdahale edilebileceğini” açıklamaları gelirken, dönemin  başbakanı Bülent Ecevit, “teröristlerle pazarlık yapmayız” diyordu.

    Ölüm orucunun 61. günü, yani tarihler 19 Aralık’ı gösterdiğinde sabaha karşı 04.30 sıralarında eş zamanlı olarak operasyon başlatıldı. Yapılan operasyonlarda, 2’si asker -ki tutukluların öldürdüğü iddia edilmiş, hazırlanan adli tıp raporların G-3 tüfeği kurşunlarıyla arkadan vuruldukları ortaya çıktı- 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişinin ölümüyle sonuçlanacak olan operasyon ‘Hayata Dönüş’ adıyla başlatıldı ve tarihe 19 Aralık Katliamı olarak geçti.

    Operasyon sabahı çıkan gazeteler “Devlet girdi – Sahte oruç kanlı iftar” manşetleriyle çıkarken İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, “Biz bu operasyona bir yıldır hazırlanıyorduk. Jandarma, özel tim ekipleri operasyon yapılacak cezaevlerinin maketleri üzerinde uygulamalı eğitim alıyordu” açıklamasını yaparken, Saadet Partili Mehmet Bekaroğlu ise, “Bakan Türk hem arabuluculuk yapan bizleri, hem de halkı kandırdı” diyerek görüşmelerin nasıl oyalamaya dönüştüğünü söylüyordu. Hacer Arıkan adlı tutuklunun ambulanstan indirilirken “Bizi diri diri yaktılar” dediği dakikalarda Hikmet Sami Türk, “Ölüm oruçlarında insanların göz göre göre ölmesine seyirci kalamazdık” açıklaması hafızalardaki yerini aldı. Operasyondan sonra ise açıklanan Adli Tıp raporları sonrası gazeteler “Hayata Dönüş Katliamı” başlığı taşıyordu.

    Operasyon sonrasında F tiplerine konulan mahkumların ölüm orucu devam etti. Cezaevinde ve dışarıda ölüm orucuna katılan 122 kişi hayatını kaybetti, yüzlercesi de sürekli ya da geçici sakatlıklar yaşadı.

    Tarih yıllar öncesinde Maraş katliamını yazarken, 2000 yılına gelindiğinde toplumların hafızasında silinmeyecek bir katliam daha tarihe kazındı.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    >19 Aralık Katliamı tanığı: Üstümüzde dolanan kara bulutlar, hapis yattığımız ranzalara kadar inmişti!
    >’19 Aralık hayata dönüş değil, hayatı yok eden bir saldırıydı’
    >Cezaevi operasyonlarının 21. yılında Ümraniye Cezaevi önünde açıklama
    >HDP: 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nı ve siyasi tutsakların direnişini unutmuyoruz!
    >İHD Dersim Şubesi: 19 Aralık Katliamı’nın faillerini yargılayın!

  • ’19 Aralık Cezaevi Katliamının failleri yargılansın’

    ’19 Aralık Cezaevi Katliamının failleri yargılansın’

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği Merkezi Hapishaneler Komisyonu, 19 Aralık Katliamının 20. Yılında açıklama yaparak “Katliamın faillerini yargılayın, cezasızlığa son verin” çağrısı yaptı.

    Türkiye Cezaevlerinde F Tipine geçiş ve tecrit koşullarını protesto etmek amacıyla açlık grevi yapan tutuklu ve hükümlülere karşı 19 Aralık 2000’de 20 cezaevine eş zamanlı operasyon yapılmıştı. “Hayata Dönüş” adı verilen operasyonda 30 Mahpus ve 2 güvenlik görevlisi, yaşamını yitirirken, 300’e yakın tutuklu ise yaralanmıştı.

    Katliamın 20. yılında İnsan Hakları Derneği Merkezi Hapishaneler Komisyonu yazılı bir açıklama yaptı. Cezaevlerinin hak ihlallerinin en fazla yaşandığı kapalı mekanlar olduğu vurgulanan yazıda şunlar ifade edildi:

    “Mahpuslar bu kapalı mekanlarda sürekli olarak yeniden üretilen şiddet ve hak ihlalleri ile birlikte yaşamak zorunda bırakılmaktadırlar. Sağlığa erişim haklarının engellenmesi, insanlık onuruna aykırı olarak tek kişilik ring araçlarında kelepçeli olarak uzun saatler ve günler süren sevkler, çıplak arama, ayakta sayım, fiziksel ve psikolojik işkence, mahpusların başka mahpuslarca şiddet görmesine göz yumulması, ailelerinden çok uzakta yıllarca kalan mahpusların imkanlar olmasına rağmen ailelerine yakın cezaevlerine sevk taleplerinin kabul edilmemesi, sosyal hakların ortadan kaldırılması, iletişim, bilgi edinme ve kültürel hakların yok sayılması ve daha yüzlerce hak ihlali sayılabilir.

    Cezaevlerinde hastalıklardan ve intihar vakalarından kaynaklı her yıl onlarca ölümler meydana gelmektedir. Tüm bu ölümler önlenebilir ölümlerdir. Devlet tarafından ruhsal ve bedensel bütünlüklerinin korunması gereken mahpusların ölümleri araştırılmamakta, sorumlular hakkında hiçbir işlem yapılmamakta ve bu da yaşam hakkının ihlal edilmesini sürekli hale getirmektedir.”

    “2020’DE EN AZ 50 MAHPUS YAŞAMINI YİTİRDİ”

    “2020 yılı içerisinde yalnızca tespit edebildiğimiz kadarıyla 50 mahpus yaşamını yitirmiştir. Yine tespit edebildiğimiz kadarıyla hapishanelerde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunmaktadır.

    Dünden bugüne cezaevlerinde devam eden hak ihlalleri ve tecrit politikalarına karşı mahpuslar bugün de açlık grevi eylemi yapmaktadır. Mahpusların üzerindeki tecrit politikalarına son verilerek hak ihlalleri giderilerek sorun bir an önce çözülmelidir.

    19 Aralık Katliamının yaşanmasında sorumluluğu olan failler yargılanmalı ve Zamanaşımı usulü ile uygulanan cezasızlık politikalarına son verilmelidir.

    Mahpuslar üzerinde tüm sosyal haklarının ortadan kaldırılarak ‘özgürlüğünden mahrum bırakılması’ cezasının üstüne sürekli olarak eklenen cezalandırmalar kaldırılmalı ve insan onuruna saygılı davranılmalıdır. Cezaevleri sivil denetim mekanizmalarına açılmalıdır. Tutuklu ve hükümlülere kötü muamele uygulayan görevliler hakkında etkin soruşturmalar yürütülmelidir.

    İnsan Hakları Savunucuları olarak yaşanan katliamların peşini bırakmayacağımızı ve yaşanan tüm hak ihlaline karşı mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hasta mahpus Cemil İvrendi’nin serbest bırakılması talep edildi- VİDEO

    Hasta mahpus Cemil İvrendi’nin serbest bırakılması talep edildi- VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği Hapishane Komisyonu, Maraş Türkoğlu 1 No’lu L Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Cemi İvrendi’nin durumuna dikkat çekti.

    HABERİN VİDEOSU

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hasta mahpusların serbest bırakılması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda yapmak istediği “F Oturması”, 398’inci haftasında polis tarafından engellendi. Eylem, engelleme üzerine İHD İstanbul Şubesi binasında gerçekleştirildi. “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” ve “398. F oturması hasta mahpus Cemil İvrendi serbest bırakılsın” pankartları açıldı.

    İHD Hapishane Komisyonu üyesi Mehmet Acettin, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine değinerek, 10 Şubat tarihinde açılan Maraş Türkoğlu Ceza İnfaz Kurumu’nda yaşanan ihlalleri sıraldı.

    25 YILLIK SÜRGÜN HAPİSHANE HAYATI

    Maraş Türkoğlu 1 No’lu L Tipi Cezaevinde olan ağır hasta tutuklu Cemil İvrendi’nin durumuna dikkat çeken Acettin, “Cemil İvrendi, 25 yıllık hapis süresinde Türkiye’nin pek çok hapishanesine sürgün edilmiştir. Cemil İvrendi birçok hastalıkla başa çıkmaya çalışmaktadır. İvrendi 2002 yılında açık kalp ameliyatı olmuş ve bundan sonra kendisine sürekli kullanması için verilen kan sulandırıcı ilaçlar ve yüksek tansiyon ilaçları nedeniyle ciddi sağlık sorunları yaşamaya başlamıştır. Bu ilaçlardan sonra makat bölgesinde yumurta büyüklüğünde yara çıkmış, sık sık kanaması olmaya başlamıştır. Dayanılmaz acılar ve ağrılarla 2008 yılında Erzurum Devlet Hastanesi’nde ameliyat edilir. Ameliyat sonrası hem yarası kapanmaz hem de kanaması devam eder” ifadelerini kullandı.

    “AYAKTA DURMAKTA ZORLANIYOR”

    “İvrendi, kanamaların artması yüzünden kadın pedi kullanmaya başlamıştır” diyen Acettin, “2015 yılında götürüldüğü Eskişehir Devlet Hastanesi tarafından anal fistül takılır. Yaklaşık 10 gün hastanede kalır ailesinden hiç kimsenin refakatçi olarak kalmasına izin verilmez. Yine 2017 yılında çok şiddetli kanamalar nedeniyle önce Eskişehir Devlet Hastanesi’ne sonra da Gazi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne götürülür ancak tedavi edilmez” diye belirtti. 26 Şubat 2018’de durumu ağırlaşınca Mersin Devlet hastanesine yatırılan İvren’dinin ameliyat edilmediğini söyleyen Acettin, “Ailesinin refakat etmesine yine izin verilmemiştir. Cemil İvrendi’nin kalp ilaçları nedeniyle yaşadığı sorunları sadece makat bölgesi ile sınırlı kalmamış, çürük dişlerin çekilmesi için tam on yıl beklemek zorunda bırakılmıştır. Kalp, yüksek tansiyon ve kolesterol, sağ böbreğinde taş, sol gözünde sürekli artan görme kaybı ve yaklaşık on yıldır sürekli kanayan yaralarla artık ayakta durmakta bile zorlanmaktadır” diye konuştu.

    BAŞVURULAR REDDEDİLDİ

    İvrendi’nin kızıyla yaptıkları görüşmeye ilişkin de bilgi veren Acettin, “Türkoğlu’na getirildiğinden bu yana babasının hastaneye hiç götürülmediğini, 2 aydır ilaçlarının bittiğini, ciddi oranda kilo (7-8) kaybı olduğunu, babasının yazdığı dilekçe ve suç duyurularına el konulduğunu, Ekim ayında gerçekleşen saldırıda babasının ağzı kapatılarak yere yatırılıp elleri arkadan bağlanarak darp edildiğini aktarmıştır. Cemil İvrendi’nin 2003, 2010 ve 2014 yıllarında Adli Tıp Kurumuna yaptığı başvurular ise reddedilmiştir”  ifadesinde bulundu.

    Sabri MERAL/İSTANBUL

  • Hasta mahpus Tüzün’ün serbest bırakılması istendi- VİDEO

    Hasta mahpus Tüzün’ün serbest bırakılması istendi- VİDEO

    İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, F Oturması’nın 397’nci haftasında Antep H Tipi Cezaevi’nde kalan hasta mahpus İsmail Tüzün’ün serbest bırakılmasını istedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hasta tutukluların  serbest bırakılması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda yapmak istediği “F Oturması”nın 397’inci haftası da polis tarafından engellendi. Bunun üzerine açıklama İHD’nin Taksim’de bulunan binası önünde yapıldı. Hasta tutukluların fotoğraflarının taşındığı açıklamada, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” ve “Hasta mahpus İsmail Tüzün serbest bırakılsın” pankartları açıldı. Sık sık, “Susma suça ortak olma” ve “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganlarının atıldı. Açıklamaya HDP Milletvekili Oya Ersoy ve Sanatçı Nur Sürer katıldı.

    Bu hafta Antep H Tipi Kapalı Cezaevinde tutulan hasta tutuklu İsmail Tüzün’ün durumuna dikkat çekilerek serbest bırakılması istendi.

    İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu Üyesi Hatice Onaran basın açıklamasını okudu. Bu hafta Antep H Tipi Kapalı Cezaevinde tutulan hasta tutuklu İsmail Tüzün’ün serbest bırakılmasını istediklerini söyleyen Onaran, 1972 doğumlu olan Tüzün’ün 2003 yılında Hakkari’de yaralı olarak gözaltına alındığını belirtti. Fiziki ve psikolojik anlamda bir ay boyunca işkenceye maruz kaldıktan sonra tutuklanıp Hakkari Kapalı cezaevine gönderildiğini vurgulayan Onaran, sonrasında Bitlis, Malatya, Elbistan, Diyarbakır, Antep L Tipi ve Antep H Tipi Cezaevine götürüldüğünü anlattı.

    AMELİYAT EDİLMİYOR

    Tüzün’ün Malatya E Tipi Cezaevinde kaldığı 6 ay boyunca vücudunun çeşitli bölgelerine saplanmış şarapnel parçaları nedeniyle hayati risk altında olmasına rağmen bu parçaların alınması için herhangi bir tedavi veya ameliyat yapılmadığını dile getiren Onaran, “Elbistan E Tipi ve Malatya E Tipi hapishanesinde kaldığı zamanlar, ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanırken sürekli disiplin cezaları nedeniyle tek kişilik hücrede tutulmuş ve aylarca ileşitim ve aile ziyareti engellenmiştir. 2015 yılında, Diyarbakır D Tipi Hapishanesi’nde kaldığı süreçte Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi işkenceden kaynaklı yumurtalıklarında oluşan kist nedeniyle ameliyat eder. Yine işkence sonrası ortaya çıkan ve gün geçtikçe artan uyku apnesi rahatsızlığı için gerekli tedavi belirlenir. Gün verilir. Ancak hastane randevu gününden önce Antep L Tipi’ne sevk edilir” dedi.

    “KOŞULSUZ SERBEST BIRAKILSIN”

    Diyarbakır’da oturan ailesi ile yaptıkları görüşmeyi anlatan Onaran şöyle devam etti: “İsmail Tüzün’ün kafa ve ayaklarındaki şarapnel parçaları nedeniyle ayakta durmakta, yürümekte zorluk çektiğini belirtiyor. Uyku apnesinde çok sıkıntı çektiğini, midesinde tümör tanısı konduğunu ancak teşhis edilmesi için gerekli işlemlerin yapılmadığın; 12 yıl boyunca abisine hiçbir tıbbı destek sağlanmadığını, yıllar sonra başlanan tedavinin de çok kısa sürdüğünü vurguladıktan sonra sistematik olarak müdüründen gardiyanına kadar tüm hapishane idarelerinin kin ve nefretle yaklaştıkları için mahpusların hastalıklarının görmezden gelindiğini ifade ediyor. Hapishanelerde sağlığa erimişin önündeki tüm engeller kaldırılsın. Hapishane revirleri her gün ve sürekli açık kalsın. Ve gerekli sağlık hizmetini yerine getirsin. Kelepçeli ağır hasta mahpuslar koşulsuz serbest bırakılsın” diye konuştu.

    Açıklama sloganlar eşliğinde sona erdi.

    Sabri MERAL/İSTANBUL

     

  • ‘Hasta mahpuslar bürokrasinin çaresizlik çemberine bazen de ölüme itiliyor’- VİDEO

    ‘Hasta mahpuslar bürokrasinin çaresizlik çemberine bazen de ölüme itiliyor’- VİDEO

    PİRHA- Türkiye’de 402’si ağır 1154 hasta tutuklunun olduğunu söyleyen İnsan Hakları Derneği Hapishane Komisyonu ‘F Oturumu’un 314’üncü haftasında, kanser ve epilepsi hastası olan Hasan Kaymaz’ın serbest bırakılması istedi. 

    Hapishanelerdeki hak ihlallerine, hasta mahpusların sağlık durumuna ve F tipi hapishanelerdeki tecrit koşullarına dikkat çekmek üzere 314. kez Galatasaray Meydanı’nda buluşan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, Türkiye hapishanelerinde 402’si ağır olmak üzere bin 154 hasta mahpus bulunduğunu söyledi.

    İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri Galatasaray Meydanı’nda, gerçekleşen 314. hafta oturumunda, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” ve “Hasan Kaymaz serbest bırakılsın” pankartlarını açarak,  “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “Tedavi haktır engellenemez”, “Susma, suça ortak olma”, “Kelepçe işkencesine son”, “OHAL işkencesine son”, “İnsan haklarıyla insandır” sloganları attı. 314. hafta basın açıklamasını Tuncay Yiğit okudu. 

    “HASTA MAHPUSLAR ÖLÜMÜN KIYILARINA İTİLİYOR”

    Türkiye hapishanelerinde, İnsan Hakları Derneği’nin kamuoyuyla paylaşmış olduğu 402’si ağır olmak üzere bin 154 hasta mahpus bulunduğunu kaydeden Yiğit, “Hastaların tanı, ileri tanı, tedavi süreçleri; hapishane idaresinin, savcıların, baskı ve engellemeleri ile birbirinden koparılıyor ve hasta mahpuslar bürokrasinin çaresizlik çemberine, acıya ve bazen de ölümün kıyılarına itiliyor. Mahpusların hekime erişim ve tıbbi bakım süreçlerinde karşılaştıkları ağır zorlukları kaldırmak için; Dünya Tıp Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü düzenlemeleri gereklerinin acilen uygulanmasını talep ediyoruz” dedi. 

    ÜÇÜ KANSER BEŞ KİŞİ AYNI KOĞUŞTA

    Yiğit, 2012 yılında ikinci kez tutuklanıp Elazığ T Tipi Hapishanesi’nde tutulan 55 yaşındaki epilepsi ve kanser hastası Hasan Kaymaz’ın serbest bırakılmasını talep etti. Kalp çevresindeki tümörlerden iki kez, toplamda yedi kez ameliyat olan ve kanser nedeniyle kronik böbrek yetmezliği olan Kaymaz’ın epilepsi hastalığı sebebiyle yüzde 95 engelli raporu bununduğunu anlatan Yiğit, “Hasan Kaymaz ameliyatlıyken kaldığı 26 kişilik koğuşta ırkçı saldırıya uğradı ve hücre cezasına çarptırıldı. Kaymaz şu sıralarda hepsi de günlük hayatını sürdürebilmek için yardıma ihtiyacı olan üçü kanser hastası beş kişi ile ayni koğuşta bulunuyor. Bu vahim tabloya sessiz kalmayalım. Hasan Kaymaz tedavi hakkını kullansın. Hapishane koşullarında mümkün olmayan tedavisinin gerçekleşmesi için biran önce serbest bırakılarak ailesinin yanında sağlığına kavuşması sağlansın” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Epilepsi hastası tutuklu Tanış’ın durumuna dikkat çekildi-VİDEO

    Epilepsi hastası tutuklu Tanış’ın durumuna dikkat çekildi-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, düzenledikleri “F Oturumu”nun 298’incisinde durumuna dikkat çekmek istedikleri epilepsi hastası Rıdvan Tanış’ın serbest bırakılmasını istedi.

    Haberin Videosu

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek için her hafta düzenledikleri “F Oturumu”nun 298’inci için bu hafta yine Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. “Tecrit öldürür F Tipi hapishaneler kapatılsın”, “Tecrit öldürür, dayanışma yaşatır” ve “Tedavi haktır, engellenemez” pankartlarını açıldığı eylemde, yine hasta tutukluların fotoğrafları taşınıp, sık sık “OHAL işkencesine son”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” ve “Hasta mahpus Rıdvan Tanış serbest bırakılsın” sloganları atıldı.
    Bu haftaki eylemde Bolu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan epilepsi, kalp ve astım hastası Rıdvan Tanış’ın durumuna dikkat çekildi.
    “CEZAEVLERİNDEKİ UYGULAMALARA SON VERİLSİN”
    İnsan hakları savunucusu Emine Küçükbumin yaptığı açıklamada, öncelikle çıkarılan KHK’ler ve süren OHAL gerekçesiyle cezaevlerinde işkencelerin arttığına dikkat çekti. Anayasa’da belirlenen en temel hakların dahi OHAL ile yasaklandığını vurgulayan Küçükbumin, cezaevlerindeki uygulamalara bir an önce son verilmesini istedi.
    “KÜRDÜM DİYE MARAŞ MAHKEMESİ BANA 25 YIL CEZA VERDİ”
    Küçükbumin, ardından hasta tutuklu Rıdvan Tanış’ın kamuoyuna gönderdiği mektubu paylaştı. Tanış mektubunda durumuna dair şunları aktardı:
    “Şırnak’ta 22 Nisan 2012’de otogarın karşısındaki dayımın marketinin önünde oturmuş dondurma yiyorken, Özel TİM’lerce, ‘kırmızı ceketli ve beyaz pantolonlu yere yat’ denilerek gözaltına alındım. Sabah saatlerine kadar Murat Akançay Polis Şubesi’nde çırılçıplak soyuldum ve dövüldüm. Sonrasında hakaret ve tacize maruz kaldığımızı utanarak da olsa belirtiyorum. Memurların konuşmaları argo ve çirkinceydi. 18 yılımın ilk şokunu orada yaşadım. Daha sonra alındığım yere bırakıldım. Ardından 1 Mayıs 2012’de şafak baskınıyla evden gözaltına alındım ve Cizre Emniyeti’nde tanımadığım bir grup arkadaşın dosyasına eklendim. 4 günlük gözaltından sonra bizi Cizre’de mahkemeye çıkardılar ve bir arkadaş bırakıldı. Bizler tutuklanma talebi ile hakim karşısına çıkarıldık ve tutuklandık. Gerçekten de öyle bir kaosun içinde yaşıyoruz ki, hangi gün bize ne olacağı belirsizdir. Hem diş doktoruna hem revir doktoruna görünmek için dilekçe vermiştim. Hastane sevkimin yapılması için verdiğim dilekçe sonucunda hastaneye götürüldüm. Diş sorunumdan kaynaklı ameliyat olmam gerekiyordu. Yaşadığım sağlık sorunundan dolayı kelepçeli bir şekilde diş ameliyatı olmaktan başka çarem de yoktu. Kollarım kelepçeli olarak yatağa bağlı olduğum halde ameliyat edildim. Ameliyat sırasında epilepsi nöbeti geçirdiğim için, sol bileğim kırıldı. Çünkü elimde kelepçe vardı. Vücudum el, baş ve ayaklarım titriyor. Tam olarak emin değilim ama belirtiler Parkinson hastalığını gösteriyor. Bir de ben kurum psikologu, 1 ve 2. müdürle görüştüm, revire kas gevşemesi için lastik ve 2 kg kum torbası yazdırdım. Ama kendi paramla istememe rağmen tarafıma bilinçli verilmiyor. Sürekli erteleniyor. Heyet raporumu gönderiyorum. Dosyamda somut hiçbir delil olmamasına rağmen, sırf ben Kürdüm diye Maraş Mahkemesi bana 25 yıl ceza verdi.”
    Tutuklanma ve cezaevi sürecine dair bu bilgileri paylaşan Tanış, akabinde 17 arkadaşı ile birlikte tutuklu bulundukları Şırnak Cezaevi’nden ‘Sizi hasta mahpus olarak Van M Tipi Hastanesi’ne götürüp, heyet raporunu aldırıp, oradan da direkt ATK kurumuna götürüp bırakacağız’ denilerek 25 Haziran 2015’te Van’a götürüldüklerini kaydetti.
    “HİPOKRAT YEMİNİNE TERS DÜŞÜLDÜ”
    Tanış, “Van’da bize verilen raporlara baktığımızda Hipokrat yeminine nasıl ters düşüldüğü, Erzurum zindanından aldığımız heyet raporu ile ortaya konuldu” dedi.
    Mektubunu okuması sonrası Küçükbumin, Tanış başta olmak üzere tüm hasta tutukluların derhal serbest bırakılmasını ve OHAL’in kaldırılmasını talep etti. Açıklama atılan sloganlarla son buldu. (HABER MERKEZİ)
  • İHD: Hasta mahpus Kemal Özelmalı serbest bırakılsın- VİDEO

    İHD: Hasta mahpus Kemal Özelmalı serbest bırakılsın- VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, cezaevlerinde hasta mahpusların serbest bırakılması için her hafta olduğu gibi bu hafta da F oturumu gerçekleştirdi.

    Haberin Videosu

    Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirilen F oturmasının 296. haftasında hasta tutuklu Kemal Özelmalı’nın serbest bırakılması istendi. Özelmalı ve tüm hasta tutukluların tedavi koşullarının sağlanması ve serbest bırakılması talep edildi. Galatasaray Lisesi önünde “Kemal Özelmalı serbest bırakılsın”, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”,”Tecrit öldürüyor F tipi hapishaneler kapatılsın” pankartı açan tutuklu yakınları ve insan hakları savunucuları “Kemal Özelmalı serbest bırakılsın”, “Tedavi haktır engellenemez”, “Ölüm değil, çözüm istiyoruz”, “İnsan haklarıyla insandır”, “Susma suça ortak olma” sloganları attı.

    “HAPİSHANELER TOPLAMA KAMPLARINA DÖNÜŞTÜ”

    Basın açıklamasını İHD adına Nimet Tanrıkulu okudu. Tanrıkulu, OHAL ile birlikte hapishanelerin toplama kamplarına, çalışma kamplarına ve işkence merkezlerine dönüşmesinin hız kazandığını belirtti. Tanrıkulu, “200 bine yakın mahpusla ülke tarihinin en büyük hapishane nüfusu ile karşı karşıyayız. 50 bine yakın adli mahpus kölelik koşullarında iş yurtlarında acımasızca sömürülüyor. Gün geçmiyor ki hapishanelerden işkence, taciz, tehdit, tecrit, tecavüz, sürgün sevk haberleri gelmesin. Sayımlar sırasında askeri nizamda durmaya direnen mahpuslar darp ediliyor. Mahpuslar kimlik kartı taşımaya zorlanıyor. LGBTİ+ bireyler gardiyanların fiziki şiddetine, cinsel taciz ve tecavüzüne maruz kalıyor” dedi.

    “ÖZELMALI GÜNLÜK İHTİYAÇLARINI BİLE KARŞILAYACAK DURUMDA DEĞİL”

    Tanrıkulu, bu hafta hasta tutuklu Kemal Özelmalı’nın durumundan bahsetti. “80 darbesinde 7 yıl hapishanede kalan Özelmalı, 90’lı yıllarda yeniden tutuklandı” diyen Tanrıkulu sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hapishanelerdeki baskı politikalarına karşı 1999 yılında gerçekleştirilen ölüm orucu eylemlerine katılan Özelmalı, yaklaşık 300 gün sürdürdüğü ölüm orucu sırasında zorla müdahale ile Wernicke Korsakoff hastalığına yakalandı. Wernicke Korsakoff hastalığı nedeniyle hapishanede olduğunun bile farkında olmayan Özelmalı, söylediklerini unutmaya ve çevresindekileri tanımamaya başladı. Sol ayağı yaralanmadan kaynaklı sakat olan Özelmalı’nın ayrıca kol, boyun ve bacaklarında kramp oluşuyor, denge problemi yaşıyor. Günlük ihtiyaçlarını ise diğer siyasi mahpusların yardımıyla sağlayabiliyor. Halen Adana Kürkçüler F Tipi Hapishanesi’nde kalan Özelmalı’nın, son dönemlerde vücudunda titreme ve idrar tutamama gibi sorunlar baş göstermiş durumda.”
    Tanrıkulu, Kemal Özelmalı’nın derhal, koşulsuz serbest bırakılmasını ve acilen tedavi edilmesini gerektiğini belirtti. Eylem sloganlarla son buldu.(İstanbul/EVRENSEL)

  • ‘Tekman’ın daha fazla acı çekip zulüm görmesini istemiyoruz’-VİDEO

    ‘Tekman’ın daha fazla acı çekip zulüm görmesini istemiyoruz’-VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, iki bacağı kesilmek üzere olan ve mide rahatsızlıkları bulunan ağır hasta tutuklu İzzettin Tekman’ın serbest bırakılmasını istedi.

    HABERİN VİDEOSU

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta düzenlediği “F Oturumu”nun 294’üncüsü için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Doktoru tarafından iki bacağı kesilmesi gerektiği belirtilen ve mide rahatsızlıkları bulunan Bandırma F Tipi Cezaevi’nde tutuklu İzzettin Tekman’ın durumuna dikkat çekildi. Eylemde, “Tedavi haktır engellenemez”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” pankartları açılıp, hasta tutukluların fotoğrafları da taşındı. Eylemde sık sık, “OHAL işkencesine son”, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Kelepçe işkencesine son” ve “İzzettin Tekman serbest bırakılsın” sloganları atıldı.
    “UYGULAMALARDAN VAZGEÇİLSİN”
    İnsan hakları savunucuları adına basın metnini okuyan Tuncay Yiğit, cezaevlerinde yaşanan tek tip elbise dayatmalarının aşamalı ve zamana dayalı uygulanmaya çalışıldığını söyledi. Yiğit, “Sincan F Tipi hapishanesinde adli ve iç hizmetlerde çalışan mahpuslara tek tip elbise giydirilmiştir. Mahkeme ve idareye çıkarken giyilecek gibi kabul ettirmeye dönük bir meşruluk yaratılarak tüm hapishanelerde yaygınlaştırılmak istenmektedir” diye konuştu. İktidarların her kriz döneminde “önce hapishaneden başlamak” düşüncesinin yeni olmadığını belirten Yiğit, ezilen kitlelerin ve toplumsal dinamiklerin en bilinçli ve kararlı kesiminin cezaevlerine doldurulduğunun bilindiği için teslim alma politikalarının sürdüğünü söyledi. Yiğit, yaşanan bu uygulamalara derhal son verilmesini, bunların insan, hak ve özgürlüklerine aykırı olduğunu hatırlattı.
    “ACI ÇEKMESİNİ İSTEMİYORUZ”
    Yiğit, cezaevlerinde yaşanan baskılara dikkat çektikten sonra, Badırma F Tipi Cezaevinde bulunan mide rahatsızlıklarının yanı sıra doktoru tarafından iki bacağı kesilmesi gerektiği tespit edilen ağır hasta İzzettin Tekman’ın durumunu aktardı. Tekman’ın gözaltına alındığında iki bacağına sıkılan 6 kurşun nedeniyle diz kapaklarının işlevsiz hale geldiği ve doktorların “ayağı kesilmesi gerektiğini” belirten Yiğit, tecrit koşulları nedeni ile hastanede ayağının kesilmesinin imkanı olmadığını söyledi. Yiğit, şunları söyledi: “Yapılacak ameliyatın tam teşekküllü bir hastanede ve ailesinin refakatçiliği ile yapılmalıdır. Diz kapaklarındaki sorunun yanı sıra hemoroit ve yüksek tansiyon hastası ve mide hastasıdır. Tekman ağır hastadır ve daha fazla acı çekmesini, zülüm görmesini istemiyoruz. Tekman bir an önce serbest bırakılsın.” (HABER MERKEZİ)
  • ‘Hasta tutuklu Özgül Yaşa serbest bırakılsın’ – VİDEO

    ‘Hasta tutuklu Özgül Yaşa serbest bırakılsın’ – VİDEO

    PİRHA – İnsan hakları savunucuları, F Oturumunun 277. haftasında hasta tutuklu Özgül Yaşa’ya özgürlük talebiyle Galatasaray Meydanı’nda buluştu. Oturumda 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümüne ve yaşanan mağduriyetlere dikkat çekilerek hasta mahpus Özgül Yaşa’nın serbest bırakılması talep edildi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Hasta tutukluların durumuna ve cezaevi koşullarına dikkat çekmek amacıyla her hafta Cumartesi günleri Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapan insan hakları savunucuları 277. haftada Özgül Yaşa’nın durumuna dikkat çekti.

    “F tipi hapishaneler kapatılsın”, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “İnsan haklarıyla insandır” pankartlarının açıldığı eylemde “Özgür Yaşa serbest bırakılsın”, “Onursuz arama işkencesine son”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganları atıldı. Oturumda açlık grevlerinin 129. gününde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça da unutulmadı.

    15 Temmuz’da yapılan darbe girişimine karşı olduklarını belirten insan hakları savunucuları OHAL ve KHK’lar ile yaratılan mağduriyetlere de karşı olduklarını belirttiler.

    İnsan hakları savunucuları adına basın metnini okuyan Havva Leyla Kaya, hapishanelerdeki hak ihlallerinin her geçen gün daha da arttığını belirtti. 277. haftada Tarsus C Tipi Kapalı Kadın Cezaevi’nde bulunan Özgül Yaşa’nın durumuna dikkat çekeceklerini söyledi.

    Özgül Yaşa’nın gözaltına alındıktan sonra yaralı olmasına rağmen 3 gün boyunca hücrede tutulduğunu belirten Kaya, “Özgül Yaşa sağlık kontrolünden geçirilmeden sevk edildiği mahkemece tutuklandı. Cezaevinde de 3 gün boyunca hücrede tutuldu.”

    “TEDAVİSİ YAPILMADI”

    Bir hafta sonra Özgül Yaşa’nın talebi üzerine hastaneye götürüldüğünü söyleyen Kaya, hastanede bazı tetkiklerin yapıldığını, ancak tetkik ve muayene sonuçlarının Özgül Yaşa’ya verilmediğini belirtti. Muayeneden 3 ay sonra Özgül Yaşa’nın gittiği doktorun “Çenende çok fazla kırık var. Bu kırıkların toparlanması zor. Ameliyat yapamam, fizik tedavi gerekli.” dediğini ifade etti. Çene doktorunun Özgül Yaşa’yı fizik tedaviye sevk ettiğini kaydeden Kaya, fizik tedavi bölümünün çene cerrahından doktor istediğini ancak doktor gönderilmediği için tedavisinin yapılmadığına dikkat çekti.

    “BİREYSEL İHTİYAÇLARINI KARŞILAYAMIYOR”

    Özgül Yaşa’nın bu duruma ilişkin suç duyurusunda bulunulduğunu belirten Kaya, fizik tedavi bölümünün Özgül Yaşa’ya “Git 7 ay sonra gel. O zamana kadar kırıklarının bir bölümü kaynarsa biz yeniden duruma bakarız” dediklerini söyledi. Özgül Yaşa’nın tedavisinin son dönemlerdeki süreçle beraber değiştiğini kaydeden Kaya şunları belirtti: “Özgül Yaşa bir yıldan fazla süredir dilde uyuşukluk, çenede hareketsizlik olduğu için yemek yiyemiyor ve konuşamıyor. Hareket edemiyor. Uyuma, yürüme ve kendi bireysel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Çenesini kullanmadığı için dişlerinin yarısında bir parmak kadar tabakalaşma meydana geldi. Birkaç defa revire çıkan Özgül Yaşa diş doktoruna sevk edildi. Diş doktoru normal diş temizleme işlemini bile yapmadı. Yüzünün bir bölümü çene, dil, diş, kulak kısmı uyuşukluk içinde.” (HABER MERKEZİ)

  • Hapislikten firari yazarlığa: Hüseyin Edemir’in adalet mücadelesi-VİDEO

    Hapislikten firari yazarlığa: Hüseyin Edemir’in adalet mücadelesi-VİDEO

    PİRHA – ODTÜ Tarih Bölümü’nden mezun olan ve yüksek lisans yaparken DHKP/C üyesi olmakla suçlanarak tutuklanan, 23 Haziran 2011’de serbest bırakılan ve 10 Eylül 2012’de cezası Yargıtay’da onanan Hüseyin Edemir yeniden yargılanmak istiyor. Edemir, cezaevindeki izlenimlerini, çıktıktan sonra yaşadığı zorlukları ve yeniden yargılanma isteğini PİRHA’ya anlattı.

    Haberin Videosu

    ODTÜ Tarih Bölümünden mezun olan Hüseyin Edemir Almanya’da Humbolt Üniversitesi’nin ve ODTÜ’nün ortak bir yüksek lisans programına başlamış ilk yılını ODTÜ’de ikinci yılını ise Humboldt Üniversitesi’nde tamamlayacaktı. Yarıyıl tatilinde nişanlanmak için geldiği İstanbul’da nişanlanacağı gün gözaltına alınıp hemen ardından da tutuklanan Edemir DHKP/C üyesi olmakla suçlanıyordu.

    31 Ocak 2010 tarihinde gözaltına alınıp çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanan Edemir 23 Haziran 2011’de hem 6 yıl 3 ay ceza aldı hem de serbest bırakıldı. Edemir’in tutuklanmasına gerekçe gösterilen belgeler Edemir’in avukatlarına ve kendisine hiçbir zaman gösterilmedi. Tutukluluğu süresince 3 tane cezaevi değiştiren Edemir önce Metris, ardından Tekirdağ F Tipi Cezaevi ve son olarak da Edirne F Tipi Cezaevi’nde yattı.

    Edemir’in davasına bakan 12 hakimden 11’i 4 savcıdan da 3’ü FETÖ davasından tutuklu ve çoğu müebbetle yargılanıyor. Cezası Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde 10 Eylül 2012’de onanan Edemir hala firari. Firari halde “C-84” ve “Aşağıdan” olmak üzere iki tane kitap yazan Edemir şimdi tekrar yargılanmak istiyor. Bu yılki Kadıköy Kitap Fuarında imza günü düzenleyen Edemir’in ailesi tekrar yargılanma talebiyle “Adalet Yürüyüşü’ne” de destek verdi. Edemir PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    Tutuklanma sürecinden biraz bahseder misin?

    Biz nişan yapmak için İstanbul’a geldiğimizde apar topar bir şeyleri halledelim istedik. Arkadaşımla birlikte alış veriş yaparken caddenin başında polisler kimlik sordu. Biz de arkadaşla beraber çıkarttık, uzattık kimliklerimizi. Sonra dediler ki ‘Bizimle karakola gelmeniz gerekiyor.’ Gittim o gece karakolda kaldım. Pazar günü de erkenden işimizi halledelim diye polis arabası falan beklemedik. Ağabeyim geldi arabayla yanımıza da bir polis verdiler. Beraber Beşiktaş’a gittik. Orada bir şeyler yedik, içtik, sohbet ettik. Polis dahil hepimiz şunu bekliyoruz: Gideceğiz mahkemeye, ifade vereceğim ve çıkacağım. Sonra bizi çağırdılar. Küçücük bir odaya girdim. Üç tane hakim vardı. Ama bir mahkeme salonu gibi değildi. Bana birkaç tane basit soru sordular ad soyad falan. Sonra da böyle çok yaygın isimlerden bazılarını sordular. Mesela ‘Ahmet’i tanıyor musun?’ Ben de ‘Hangi Ahmet?’ yani doğal olarak böyle sorular sordum. Bir iki isim daha sordular. Dedim ‘Bu isimlerde tanıdığım insanlar var. Türkiye’deki insanların epey bir kısmı Ahmet.’ ‘Tamam, dışarı çıkıp bekle’ dediler. Dışarı çıktım. Polis geldi dedi ki ‘Tutuklusun. Kusura bakma kelepçe vurmak zorundayım.’ Ellerimi uzattım, kelepçeyi vurdu polis.

    Ama şimdi ben bunu nişanlanacağım kıza nasıl söyleyeceğim. Gelmemizi bekliyorlar. Cesaretimi topladım ve Sevgi’yi aradım. Çığlıklar, ne oldu falan filan, bir pat küt ses duydum. Anladım ki Sevgi bunu duyar duymaz bayılmış.

    Bir süre sonra tekrar aradım, konuştum ‘Çok kendini üzme, yıkma. Bana bir, iki tane kitap getir’ dedim. O da Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını getirmişti. İki cilt halinde. Ailemde bir çanta hazırlamıştı. Çantayı, kitapları falan aldım. Oradan da hapishaneye gittim. Sonra beni Metris Cezaevine teslim ettiler. Orada bir ay kaldıktan sonra Tekirdağ’a gittim.

    Tekirdağ’a sürgün mü edildin?

    Sürgün değil. Metris bir güzergah için oluşturulmuş bir terminal noktası. Yani insanlar oraya geliyorlar oradan çeşitli hapishanelere dağıtılıyorlar. Özellikle siyasi nedenlerle oraya gelenler F tiplerine gönderiliyorlar. Beni de Tekirdağ F Tipi’ne gönderdiler. Tabi ben Metris’teyken hala neyle suçlanıyorum tam olarak neyle yargılanıyorum onu anlayamadım. Metris’ten gitmeden birkaç gün önce iddianame geldi. İddianameyi aldım neyle suçlandığımı oradan öğrendim.

    Neyle suçlanıyordun?

    Örgüt üyeliğinden suçlanıyordum. İddianame zaten iki sayfaydı. Sonrasında biz mahkeme huzuruna çıktığımızda dedik ki ‘Nedir bu deliller bir öğrenelim.’ Dediler ki ‘Birinci delil yani 1999 tarihli delil bir bilgisayar çıktısıdır. Yani elimizde buna dair kayıtlar var. Yani bu hard disk midir, cd midir, disket midir? Her ne ise bu kayıtlarda senin örgüte özgeçmiş verdiğin gözüküyor.’ İkinci delil de bir bilgisayar çıktısıydı. Sadece adımın geçtiğinden bahsediyorlardı. Zaten iddianamede de suçlama birinci delil üstüne kuruluydu. Onda da ben yaş itibariyle reşit bile değilim. ‘Getirin bu delilleri bir görelim’ dedik mahkeme heyetine.

    Deliller gösterildi mi size?

    Deliller bize hiçbir zaman gösterilmedi. Dediler ki ‘Bu deliller Hollanda ve Belçika’da ele geçti. Bunları da falan emniyet müdürüyle falan savcı teslim aldı.’ Bahsedilen savcı ve emniyet müdürü şuan tutuklu ve onların hakkındaki iddialar arasında ‘suç uydurmak ve sahte delil üretmek’ var. Bunların hemen hemen hepsi de ağırlaştırılmış müebbetle falan yargılanıyor.

    FETÖ davasından mı?

    Evet. Benim davamın FETÖ ile ilgili olan kısmını özetleyecek olursak şöyle: 12 tane hakim baktı benim davama toplamda 5 celsede. 12 hakimden 11’i şuan tutuklu. Bu 11 hakimin hepsinin ortak özelliği FETÖ ile olan ilişkisi. 1 tane hakim dışarıda o da zaten benim tahliyemi istiyordu başından beri. O hakim de iki mahkeme sonra dönemin HSYK’sı tarafından görevden alındı.

    Senin davan yüzünden mi görevden alındı?

    Benim davam yüzünden mi görevden alındı onu bilemem ama aynı zamanda benim davama bakan mahkeme Balyoz davasına bakan mahkemeydi.

    4 tane de savcı var benim davamda bir şekilde imzası bulunan. Bu 4 savcıdan da sadece biri dışarıda üçü içeride. Dışarıda olan savcı aynı zamanda benim davamla ilgili mütalaayı da veren savcı. Bu savcı da benim 3. duruşmamda geldi 4. duruşmamda mütalaa verdi ve mütalaada dedi ki;

    1. Böyle delil olmaz. Bunların delil olup olamadığı belli değil. Kabul edilemez.
    2. Bunlar delil kabul edilse bile suçlama için yeterli değil.
    3. Bu dava zaten zaman aşımına uğramış. Dolayısıyla sanığın tahliyesini ve beraatını istiyorum.

    Dedikten sonra bir sonraki mahkemeye gün verildi ve ben hapishaneye gittikten kısa bir süre sonra savcının da görevden alındığını öğrendim.

    Benim hakkımda fezleke hazırlayan polisler, iddianame yazan savcılar, hüküm veren hakimler ve kararı onaylayan Yargıtay üyelerinin hemen hemen hepsi aynı zamanda Balyoz davasına da bakan isimlerdi. Şimdilerde belki unutuldu ama 2010, 2011, 2012, 2013 yılı boyunca insanlar hep şunu tartıştılar: Dijital veri delil olur mu? Olursa nasıl olur? Çünkü Balyoz davası bunun üzerine kuruluydu. Benim kararım onandıktan sonra Zaman gazetesinde, Samanyolu Tv’de, CİHAN Haber Ajansı’nda haberler yapıldı. Yapılan haberlerde şöyle bir şey denildi: ‘Balyoz’a emsal karar. Dijital veri delildir.’ Sonradan ben anladım ki Balyoz davasında yargılanan insanları bir şekilde bertaraf etmek, hapiste tutmak veya da işte askeri alandan tasfiye edip yerine kendi adamlarını getirmek için bu Balyoz davasının hükme bağlanması ve kararın onanması gerekiyor. Bunun için de benim davamı bir manivela olarak kullandılar. Yargıçlar aynı, polisler aynı, savcılar aynı. Benim davamı hep onlardan bir adım önde koşturdular.

     “ÇIRIL ÇIPLAK SOYULMAK YETERİNCE ONUR KIRICI BİR ŞEY”

    Bize biraz hapishane izlenimlerinden bahseder misin?

    Tekirdağ’da çıplak arama uygulaması dışında fiziksel bir zorlamayla karşılaşmadım. Ama çırılçıplak soyulmak zaten yeterince onur kırıcı bir şey. İşte bir sürü insanın ortasında seni tutuyorlar zorla baştan ayağa bütün elbiselerini çıkartıyorlar. Bazılarına daha fazlasını da yapıyorlarmış ben ona denk gelmedim. Bazı insanlara otur, ıkın, makatında bir şey varsa çıksın gibi şeyler söylüyorlarmış. İnsanlar sanki makatına bir şey saklıyormuş gibi.

    “F TİPİ VE HÜCRE BAŞKA BİR ŞEY”

    Hücreye girdiğimde şöyle bir algı oluştu bende, “Bak demek ki fiziksel şiddet uygulamadıklarına göre koşullar düzelmiş.” Ama uzun süre kaldıkça anlıyorsun ki zaten fiziksel şiddet uygulanmaması gerekir. Ama F tipi ve hücre başka bir şey. İnsan psikolojisine ve insana dair köklü değişikliklere neden oluyor. Ben hapishaneye girmeden önce başka bir insandım çıktıktan sonra başka bir insan oldum. İnsanların tecride karşı çıkmasının, direnmesinin, hücreler kapansın demesinin nedenlerini çok daha iyi anlıyorsunuz.

    “HER ŞEY PROBLEM”

    Hapishanede her şey problem. Doktora gitmeniz, tedavi olmanız, mektup yazmanız, araştırmanız, okumanız… En çok sıkıntı çektiğim şey şuydu: Mesela aklıma bir şey geldiyse o an onu öğrenemediysem çok huzursuz oluyorum. Hapishanede bazen aklıma bir şey geliyor cevabını bulamıyordum.

    “HAPİSHANEDE HER ŞEY İPOTEK ALTINDADIR”

    Hapishanede her şey vardır aslında. Yani kapı, pencere, hava, yemek, kitap vardır ama bunların hepsi ipotek altındadır ve size karşı kullanılır. Kapı vardır ama anahtarı başkasındadır. Kitap vardır ama okuyup okumayacağınız size verip vermemelerine bağlıdır. Mektup vardır ama o mektubu isterlerse gönderirler istemezlerse göndermezler. Dolayısıyla da sizin iradenize yönelik inanılmaz bir saldırı hissediyorsunuz, oluyor da zaten.

    Hapishanede yazmaya nasıl başladın?

    Aslında hapishanede yazmayı değil okumayı tercih eden bir insandım. Ama hapishanede iletişim kurmak istiyorsanız yazmak zorundasınız. Çünkü yan hücredeki insanlarla yazarak anlaşıyorsunuz. Aradan biraz zaman geçince ben kendi kendime dedim ki ‘Ben bir yazmayı deneyeyim.’ Çünkü eğer ben hapishanede uzun kalacaksam sadece okuyarak bu dönemi geçirmeyeyim. Başladım o zaman bir roman yazmaya. Bir defteri bitirecek kadar da yazdım. 140 sayfalık A5 boyutunda bir defteri bitirdim. Daha çok arkadaşlık, dostluk ilişkileri üzerine giden bir kitaptı. Sonra kendi mahremiyetim gibi hissettim ve aramalarda falan kimsenin eline geçmesin diye yaktım.

    ‘BENİ DE AL’ KAMPANYASI

    Nasıl tahliye oldun?

    İkinci duruşmadan sonra insanlara mektuplar yazmaya başladım gazetelere, aydınlara, sanatçılara, arkadaşlarıma. Onlar da bir kampanya başlattılar “Beni de al kampanyası.” O kampanya etkili oldu çıkmamda. “Beni de al” şuradan geliyor bununla ilgili bir türkü de yaptılar. Türkünün adı da “Beni de al” idi. “Madem Hüseyin içerde beni de al. Çünkü biz onun masum olduğuna inanıyoruz. Onun hapishanede kalması haksızlıktır, onu alıyorsanız beni de alın.” Bu kampanya sürecinde kamuoyundan gelen tepkilerin güçlü olması üzerine beni bıraktılar.

    Cezaevinden çıktıktan sonra toplumun sana bakışı nasıl oldu?

    Belirli bir kesim insanın bunu üzüntüyle karşıladığını biliyorum. Hani yazık oldu eğitimine, hayatına falan. Bu cezayı almam, bu cezanın onaylanması, sonrasında yaşadıklarım aynı zamanda beni böyle sosyal açıdan falan da kıskaca aldı. Neredeyse hiç arkadaşım kalmadı gerçekten de. Ben sosyal bir insandım. Telefonumu kapattım, sosyal medya araçlarını kullanmadım falan bunların da etkisi oldu.

    Cezaevinden çıktıktan sonra ne yaptın?

    Ankara’ya gidip ODTÜ’de derslerime başladım. Meclis’te CHP Milletvekili Veli Ağbaba’nın danışmanlığını yaptım. O sırada şöyle bir şey yapmaya çalıştım: Yargıtay’da benim dosyam var. Avukatlarım zaten duruşmalı istemişlerdi. Duruşmalı cezanın azlığından dolayı kabul edilmeyebilirdi ama ben Yargıtay’da kendimi savunmak istiyorum, karar verecek hakimlere falan kendimi anlatmak istiyorum. Çünkü dedim ki ‘Belki dosyayı açmazlar, belki incelemezler.’ Hala da aklımda o soru işaretleri var. Benim davamdan ceza çıkmaması lazım. Ben bunu bir anlatayım, bir an önce bu iş bitsin, ben de gidip Almanya’da falan eğitimimi tamamlayayım. Bu hesapları yaparken 2012’nin 2 Kasım’ında cezamın onandığını öğrendim.

    C-84 ve Aşağıdan olmak üzere iki tane kitabın var. Bu kitaplarda neyi anlattın?

    C-84’ü yazmaya başladığım zaman hayatımın en büyük acılarını yaşadığım zamanlardan biriydi aslında. Babamın vefatından iki ay falan sonraydı. C-84 hapishanenin belki de böyle en acı tarafını anlatan ama hapishane üzerinden de aynı zamanda insan gerçekliğini, Türkiye’nin bir dönemini anlatan bir kitap oldu. Kitabı boşanma sürecimin en sıcak döneminde bitirdim. Kitap Notabene yayınlarından çıktı.

    C-84’ü bitirdikten sonra başka bir tarzda bir kitap yazmak istiyordum. 28 Şubat’ı İslamcılar açısından değil bir de diğer mazlumlar açısından okuyalım. Ama İslamcıların da o dönemde ne olduğunu, neler yaptığını görelim diye bir kesit romanı yazdım. O dönemi seçmem de bir tesadüf değil. Çünkü mevcut iktidarın söylemsel olarak yükseldiği ve ayaklarını bastığı noktadır 28 Şubat. Ama 28 Şubat’ın yaygın söyleminin ötesinde kalan, gölgelenen hatta üzeri örtülen neymiş onlar açığa çıksın istedim. Çok fazla insandan mesaj aldım kitapla ilgili eleştiriler aldım. En çok ta ‘Bunun devamı ne zaman gelecek?’  tarzında sorulardı.

    Peki devamı gelecek mi?

    Gelecek. Aşağıdan 1998 yılının Eylül ayını anlatıyor. Eylülün birinde başlıyor Eylülün otuzunda bitiyor.

    Bir Türkiye tarihi meselesiyse yani Türkiye’nin son dönemine dair bir şeyse sonu öyle bir son olsun ki dedim hem bir roman sonu olabilsin, hem de istersem ben bunun devamını da yazabileyim öyle bir son yaptım. Başarmışım gibi gözüküyor.

    Şuan firarisin. Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun?

    Yargıtay’dan gelecek cevabı bekliyorum. Yeniden yargılanmak istiyorum. Bana yapılanın büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bunun için de kendimi anlatmak istiyorum insanlara.

    Suay ABAK/İSTANBUL

  • F Oturumu: Hacı İsa Sezek derhal serbest bırakılsın-VİDEO

    F Oturumu: Hacı İsa Sezek derhal serbest bırakılsın-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun düzenlediği F oturumunun 274. haftasında hapishanelerdeki hasta tutukluların durumu anlatılmaya devam edildi. Açıklamada, 80 yaşındaki Hacı İsa Sezek’in derhal serbest bırakılmasını talep edildi. 

    Haberin Videosu

     

     

    Hasta tutuklular için her hafta cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda yapılan F oturumunun 274. haftası gerçekleştirildi. Bu hafta Hacı İsa Sezek’in durumuna dikkat çekildi. Haftanın basın açıklamasını okuyan Hatice Onara, KHK’lar ve keyfi uygulamalarla açık hapishanelere dönen sokaklarda muhalif her türlü ses baskı, tehdit, polis şiddeti, hukuka aykırı gözaltı ve tutuklamalarla susturulmaya çalışılmakta olduğuna vurgu yaptı.

    Birçok kötü muamele ve işkence yöntemi OHAL koşulları ile hapishanelerin olağan uygulamaları haline geldiğini ifade eden Onara, “Bu insanlık dışı muamelelere karşı çıkan mahpuslar disiplin cezaları ve yeni soruşturmalarla baskı ve zulme boyun eğmeye zorlanmaktadır” dedi.

    “80 YAŞINDA HAPİSHANE KOŞULLARINDA YAŞAYAMAZ”

    Hatice Onaran, Hacı İsa Sezek’in durumunu anlattı:

    “80 yaşındaki Hacı İsa Sezek, 10 Aralık 2016 tarihinde evine yapılan baskınla gözaltına alınmış ve 25 gün boyunca gözaltında tutulmuştur. Prostat hastası olan ve yaşından kaynaklı hastalıklarının yanında 90’lı yıllarda gördüğü işkencelerden kaynaklı hastalıkları da bulunan Hacı İsa Sezek gözaltında tutulduğu sürede birçok kez rahatsızlanmıştır. 25 günlük gözaltı süresinin sonunda “gizli tanık ifadesi”ne dayanılarak çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanmış ve Siirt E Tipi Hapishanesine gönderilmiştir. Burada da hastalıkları artmış, romatizmaya bağlı ağrıları şiddetlenmiştir. Yaşına ve hastalıklarına bakılmaksızın 25 gün gözaltında tutulması ve tutuklanması yetmezmiş gibi yakın zamanda tutuklu bulunduğu Siirt E Tipi Hapishanesinde Bafra T Tipi Hapishanesine sürgün edilmiştir. Genç ve sağlıklı mahpuslar için dahi yıpratıcı olan sürgünler 80 yaşında ve hasta birisi için ise tam anlamıyla bir işkencedir. Hacı İsa Sezek’e yapılan zulme son verilmesini ve Hacı İsa Sezek’in derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.”

    HASTA TUTUKLULARIN DURUMU MECLİSE TAŞINDI

    Öte yandan HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, Tarsus C Tipi Kadın Cezaevi’nde bulunan hasta tutsakların durumunu Meclis gündemine taşıdı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması talebiyle hazırlanan önergede, hasta tutsakların durumuna ilişkin çok sayıda mektup alındığı belirtildi. (HABER MERKEZİ)

  • Kanserin son evresini yaşayan Baymış’ın serbest bırakılması istendi-VİDEO

    Kanserin son evresini yaşayan Baymış’ın serbest bırakılması istendi-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, kanserin son aşamasına geldikten sonra hastaneye kaldırılan hasta tutuklu Nihat Baymış’ın serbest bırakılmasını istedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta gerçekleştirdikleri “F Oturumu”nun 271’incisi için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. “Tecrit öldürür F Tipi Hapishaneler kapatılsın”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” ve “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartı ile hasta tutukluların fotoğraflarının taşındığı eylemde sık sık, “Tedavi haktır engellenemez”, “İnsan haklarıyla insandır”, “OHAL işkencesine son” ve “Nihat Baymış serbest bırakılsın” sloganları atıldı. Hasta tutuklu Nihat Baymış’ın durumuna dikkat çekildiği bu haftaki eylemde basın açıklamasını İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyesi Selma Eroğlu yaptı.

    “TUTUKLULAR ÖLÜME TERK EDİLİYOR”

    Türkiye’deki cezaevlerinde insanın en temel hakkı olan yaşam hakkına saygı gösterilmediğini belirten Eroğlu, ulusal ve uluslararası hukukun pervasızca ayaklar altında çiğnendiğine vurgu yaptı. Disiplin cezalarıyla ilgili hiçbir davanın tutukluların lehine sonuçlanmadığını vurgulayan Eroğlu, çıplak arama, sevk ve sürgün işkencelerinin Türkiye’de olağan bir hal aldığını söyledi. Keyfi uygulamalar ve genelgelerle tutukluların ölüme terk edildiğinin altını çizen Eroğlu, “Tutukluları insan saymayan anlayış önce tecrit koşullarında hasta ediyor, sonra tutukluların yasal haklarını gasp ederek, tedavi hakları engelliyor” dedi.

    6 yıldır Şakran Cezaevi’nde bulunan kanser hastası Nihat Baymış’a yaklaşık bir yıl önce kanser teşhisinin konulduğunu belirten Eroğlu, şu an İzmir Yeşilyurt Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastenesi’nde kemoterapi gördüğünü ve kanserin son evresini yaşadığını aktardı. Eroğlu, Baymış’ın doktorlarının, “Vücudunda çeşitli bozukluklar meydana gelmiş durumda ve bu şekil bozukluğu da ileri düzeye varmış” dediklerini söyledi. Baymış’ın abisi Nihat Baymış’ın kardeşinin cezaevine girmeden önce sağlık sorunlarının olmadığını kendilerine ilettiklerini belirten Eroğlu, Baymış’ın cezaevinde 3-4 kez iç kanama geçirmesine rağmen kaldırıldığı hastanelerde ağrı kesiciler verilerek tekrar cezaevine gönderildiğini dile getirdi.

    “AYRIM YAPILMASIN”

    Hasta tutuklu Baymış’ın hapishane yönetimine hastalığını söylemesine rağmen her defasında migren deyip geçiştirildiğini aktaran Eroğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı sağlık sorunları gerekçe gösterilerek tahliye ediliyor. Ayrım yapılmasın istiyoruz, ama gel gelelim ki devletin adaleti bu şekildeymiş. Adaletin siyasi mahpuslara işlemediği bu olay ile kesinlik kazanmıştır” dedi. İnsan hakları savunucuları olarak kin ve nefretin yansıması olan bu davranışlara son verilmesini isteyen Eroğlu, cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamaların da son bulmasını talep etti. (HABER MERKEZİ)

  • Akciğer hastası Bayar’ın serbest bırakılmasını istediler-VİDEO

    Akciğer hastası Bayar’ın serbest bırakılmasını istediler-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, “F oturumu”nun 268’incisinde Akciğer hastası Ahmet Bayar’ın durumuna dikkat çekerek serbest bırakılmasını istedi.

    HABERİN VİDEOSU

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu Galatasaray Meydanı’nda, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta gerçekleştirdikleri “F Oturumu”nun 268’incisini gerçekleştirdi.  Eylemde, “Tecrit öldürür F Tipi Hapishaneler kapatılsın”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” ve “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartları ile hasta tutukluların fotoğrafları taşındı. Oturma eyleminde sık sık “OHAL işkencesine son”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “Ahmet Bayar serbest bırakılsın” ve “İnsan haklarıyla insandır” sloganları atıldı.

    Eylemde hasta tutuklu Akciğer hastası ve yatalak olan Ahmet Bayar’ın durumuna dikkat çekildi. İHD İstanbul Şubesi Hapishaneler Komisyonu üyesi Muharrem Kurşun, geçtiğimiz haftalarda epilepsi hastası olduğu için tahliye edilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı’ya dikkat çekerek, bütün hasta tutukluların serbest bırakılmasını istedi. Kurşun, bütün hasta tutuklular serbest bırakılıncaya kadar eylemlerini sürdüreceklerini vurguladı.

    “ZORLA MÜDAHALE EDİLİYOR”

    Basın açıklamasını yapan insan hakları savunucusu Emine Küçükbumin, “Yaşamı sömürü üzerine kurulu bütün devletler aynı kirli elbiseyi giyerler. Bu elbisenin manevi rengi, ahlaksızlıktır” diyen Küçükbumin sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Özgürlüğe ve insana düşman bütün devletlerin, hapishanelerinde giydikleri kirli elbisenin daha da kirlendiğini, ahlaksızlığın somutlandığını belirtmek isteriz.”

    Yaklaşık 1500 Filistinli tutuklunun 17 Nisan’da başlattığı açlık grevine dikkat çeken Küçükbumin, “Açlık grevi yapan mahpuslara, Siyonist İsrail devleti ‘zorla besleme’ kararı aldı. Türk devleti de açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerinde ‘zorla müdahale’ etti ve ediyor. Zorla müdahale veya besleme, sakat bırakacağı gibi ölüme de yol açabilecek bir durumdur.”

    Baskıcı bütün devletlerin cezaevlerinde hasta tutukluların tedavi edilmediğini ve zamana yayılarak ölüme terk edildiğine işaret eden Küçükbumin, “Akciğer kanseri Ahmet Bayar’ın tutuklanması da, katliamcı anlayışın başka bir örneğidir” diye belirtti. Küçükbumin, Bayar’ın daha sonraki duruşmasında 3 yıl 45 gün ceza verildiğini söyledi. Diyarbakır D tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Bayar’ın 2 yıldır tedavi gördüğünü ve akciğer kanseri nedeni ile yatalak olduğunu dile getiren Küçükbumin, kanserin son evresini yaşayan Bayar’ın durumunun her geçen gün kötüye gittiğini vurguladı. Küçükbumin, Bayar ile bütün hasta tutukluların serbest bırakılmasını istedi. (HABER MERKEZİ)

  • Ergin Aktaş’ın serbest bırakılması istendi

    Ergin Aktaş’ın serbest bırakılması istendi

    İHD bu hafta F oturumunda iki kolu olmayan mahpus Ergin Aktaş’ın durumuna dikkat çekti, Aktaş’ın serbest bırakılmasını istedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Hapishane Komisyonu hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek için her hafta Galatasaray Meydanı’nda düzenlediği “F oturumu”nun 265.’sini gerçekleştirdi. Bu hafta Menemen R Tipi Hapishanesi’nde bulunan Ergin Aktaş’ın durumu aktarıldı.

    Eylemde konuşan Aktaş’ın avukatı Gülizar Tuncer, hasta mahpuslara karşı kamuoyunda yeteri kadar duyarlılık olmadığına vurgu yaparak, durumu çok ağır tutuklu ve hükümlüler olduğunu kaydetti. Aktar’ın kollarının olmadığını ve tek başına yaşayacağı koşullarının olmadığını belirten Tuncer, buna rağmen Aktaş’ın tek kişilik hücrede tutulduğu bilgisini verdi. Geçen yıla kadar Aktaş’ın yanında başka birilerinin olduğunu anımsatan Tuncer, “Sürekli sürgün sevkleri yaşadı, bu sürgün sevkler esnasında defalarca işkence gördü. 7 metre karelik küçücük hücrede koah hastalığı ile yaşayamıyor. Adlı Tıp Kurumundan da 3 kez Ergin’e yaşamını tek başına idame ettiremeyeceği raporu verildiği halde Ergin tahliye edilmiyor. Anayasa mahkemesine başvurduğumuzda Ergin’in PKK davasından hükümlü olduğu gerekçesiyle başvurumuz reddedildi. Avrupa İnsan Haklari Mahkemesi’ne de Ergin’in durumunu yerinde gözlemesini talep ettik ama daha karşılanmadı. Ergin’e kitap, mektup, gazete vermiyor. Özel olarak yaptırım uygulanıyor” dedi.

    Basın metnini okuyan Tuncay Yiğit, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, DEPAR projesinin açılışında yaptığı konuşmasında Türkiye’deki hapishanelerde işkence ve kötü muamele olmadığını aksine bu konuyu çok ciddi takip ettiklerini söylediğini anımsattı, işkencenin Bozdağ’ın işine geldiği gibi yorumlayabileceği bir konu olmadığını dile getirdi. Devletin hiçbir kurum ve görevli kişisinin işkence yapamayacağına dikkat çeken Yiğit, devletin işkence fiilini önlenmek zorunda olduğunun altını çizdi.

    Aktaş’ın iki eli olmadığını aktaran Yiğit, Aktaş’ın tek başına bir hücrede tutulmasının da insanlık dışı bir uygulama olduğuna vurgu yaptı, “1988 doğumlu Ergin Aktaş’ın sol kolu tamamen, sağ kolu bilekten koptuğu için her iki eli yoktur. Kronik ülser, astım ve koah hastasıdır. Ergin Aktaş, ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olduğu gerekçe gösterilerek tek kişilik hücrede tutulmaktadır” dedi.

    Yiğit, “Ergin Aktaş ve tüm mahpuslara öncelikli ve acil olarak insani yaşam koşullan yaratılmalıdır. Devlet ve hükümet yetkililerine sesleniyoruz; Uzun zamandır sürdürdüğünüz sorumluluk almama tavrına son verin ve hasta mahpusların serbest bırakılmasını sağlayın” diye konuştu.

  • 264. F oturumunda Ali Tanrıverdi’nin serbest bırakılması istendi-VİDEO

    264. F oturumunda Ali Tanrıverdi’nin serbest bırakılması istendi-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun düzenlediği F oturumunun 264. haftasında hasta tutuklu Ali Tanrıverdi’nin serbest bırakılması istendi.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komiyonu’nun cezaevlerindeki keyfi uygulamalara ve hasta tutukluların durumlarına dikkat çekmek amacıyla düzenlediği F Oturumunun 264. haftası gerçekleştirildi. Bu haftaki eylemde hasta tutuklu Ali Tanrıverdi’nin durumuna dikkat çekilerek serbest bırakılması istendi. Eyleme tutuklu yakınlarının yanı sıra birçok insan hakları savunucusu katıldı.

    Eylemde “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Ali Tanrıverdi serbest bırakılsın” yazılı pankartlar açılarak “İnsan haklarıyla insandır”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Ali Tanrıverdi serbest bırakılsın” ve “Tedavi haktır engellenemez” sloganları atıldı. Eylemde 25 hapishanede 238 siyasi tutuklunun 60. günde olan açlık grevlerine dikkat çekildi. Haftanın basın metnini insan hakları savunucusu Taylan Bekin okudu.

    “İNSAN HAKLARI HAFTASINDA GÖZALTIN ALINDI”

    Bekin, İHD Mersin Şube başkanı olan Ali Tanrıverdi’nin İnsan Hakları haftasında katıldığı bir etkinlikte gözaltına alındığını belirtti. Bekin, 71 yaşında emekli bir öğretmen olan Ali Tanrıverdi’nin Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla PKK, KCK operasyonu adı altında, içinde Mersin’deki sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcileri ve belediye çalışanlarının da olduğu yaklaşık 150 kişi ile birlikte gözaltına alınarak 20 Aralık’ta da tutuklandığını kaydetti.

    Bekin, Tanrıverdi’nin İHD’ye gönderdiği mektupta gözaltına alınma nedenini şu şekilde anlattığını söyledi: Cezaevinde yaşamına son veren bir üniversite öğrencisine yaptığım bir paylaşım; Cezaevlerinde artık ölümler olmasın dediğim, yine Mersin’de sokak ortasında polisin attığı gaz fişeği ile başından ağır yaralanan bir çocuğun hastanede ameliyat olduktan sonra çekilen bir fotoğrafını paylaştığım için gözaltın alındım. Benden  Yoksullukla Mücadele Derneği (Nar-Der)’ne üye olma sebebim sorulurken dernek başkanı hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır”

    “ÇIPLAK DEĞİL ÇIRILÇIPLAK UYGULAMA”

    Bekin, Tanrıverdi’nin mektubunda onurunu incitecek şekilde çıplak değil, çırılçıplak uygulamayla karşı karşıya kaldığını, intikamcı sözlere muhatap olduğunu ve aksatmaması gereken ilaçlarının verilmediğini yazdığını da belirtti. Bekin, Tanrıverdi’nin 20 yıldır hiper tansiyon hastası olduğunu, kalp krizi geçirdiğini, 2 defa anjiyo olduğunu, sağ ana damarının tamamen, sol ana damarının ise %60 oranında kapalı olduğunu, troid bezinin kötü huylu olması nedeniyle ameliyatla tamamen alındığını ve bunun sonucunda da denge problemi yaşadığını, ayakta durmakta zorlandığını belirtti. Bekin ayrıca Tanrıverdi’nin şeker hastası olduğunu ve katarakt ameliyatı olduğu halde görme oranının giderek azaldığını da kaydetti.

    Bekin, Tanrıverdi’nin mektubunda bırakılması için girişimlerde bulunulmasını istemediğini, çünkü bireylere yönelik çabaların anlamsız olduğunu düşündüğünü belirterek Tanrıverdi’nin istediklerini onun ağzından sıraladı: “Bir insan hakları aktivisti olarak, bir insan hakları örgütü başkanı olarak yaşadıklarımın; başta derneğimiz olarak demokratik kurumlarla, kamuoyuyla paylaşmanızı talep ediyorum. Yaşadığımız sıkıntıları paylaştırarak yaşama direncimizin artırılmasını istiyorum. Sistemin istediği o yalnızlaştırmaya, sahipsizleştirmeye fırsat vermemenizi istiyorum”

    Bekin son olarak Tanrıverdi’nin sosyal medya üzerinden hak ihlallerini içeren paylaşımlarda bulunduğu için haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklandığını, ciddi kronik rahatsızlıkları olduğu ve hapishanelerin olumsuz koşullarının etkisiyle ciddi hayati risklerle karşı karşıya kalabileceğini hatırlatarak serbest bırakılmasını talep etti. (HABER MERKEZİ)

    Haberin Videosu