Etiket: fadıl öztürk

  • Yusuf Cengiz Kütüphanesi’nin açılışı İzmir’de yoğun katılımla gerçekleşti-VİDEO

    Yusuf Cengiz Kütüphanesi’nin açılışı İzmir’de yoğun katılımla gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA- İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği bünyesinde oluşturulan Yusuf Cengiz Kütüphanesi’nin açılışı yoğun katılımla gerçekleşti.

    İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği bünyesinde oluşturulan Yusuf Cengiz Kütüphanesi açıldı. Kütüphanede ayrıca Dersimli yazar ve şairler Cemal Süreya, Emirali Yağan, Mehmet Çetin ve Fadıl Öztürk adına köşeler oluşturuldu.

    Konak ilçesinde bulunan dernek binasında gerçekleşen açılışa Yusuf Cengiz’in ailesi, Fadıl Öztürk’ün eşi Berrin Öztürk’ün yanı sıra birçok şair, yazar ve çok sayıda kişi katıldı.

    “BU KÜTÜPHANE BİR IŞIKTIR”

    Açılış öncesi konuşan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hasan Ali Kılıç, “Burada İzmir’e ve Dersimlilere küçük bir ışık saçacak bir kütüphanemiz var. Burada bir tanıklık yapacağız. Bizler 52 öğrencimize burs veriyoruz. Klasik dernekçiliği aşan bir yerden öğrencilerimizle temas sağlamak istedik. Böyle bir kütüphane açmakla öğrencilerimizin ders çalışma alanı olacak hem de burada kitapları alabilecekler. Neden Yusuf Cengiz dedik? Yusuf Cengiz, Dersim doğasına, barajlarla boğulmasına, madenlere peşkeş çekilmesine yönelik kurulan komisyonun başkanıydı. Kendisiyle de bu konularda birkaç kez toplantılar yaptık. O nedenle ismini bir kütüphanede yaşatmak istedik. Kaybettiğimiz Cemal Süreya, Mehmet Çetin, Emirali Yağan ve Fadıl Öztürk’ün de isimlerini yaşatmak istedik. İz bırakmak önemli ve İzmir’de bu kütüphane bir ışıktır. Sizlerin de katkılarıyla yaşatmak hepimizin boyun borcudur” ifadelerini kullandı.

    KURDELEYİ AİLELER KESTİ

    Kütüphane açılışında ayrıca şair Namık Kuyumcu, İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, şair ve yazarlar Ali Şeker, Dilek Özkan, Önder Birol Bıyık, Hıdır Işık, Fırat Adır, Günseli Kaya şiirler seslendirirken, Fadıl Öztürk’ün eşi Berrin Öztürk ise kütüphane açılışına katkı sunanlara teşekkür etti.

    Konuşmaların ardından Fadıl Öztürk ve Yusuf Cengiz’in aileleri tarafından kurdele kesilerek kütüphane açılışı gerçekleştirildi. Tüm katılımcılar kütüphaneyi ziyaret etti.

    PİRHA/İZMİR

  • Dersimli Şair Fadıl Öztürk, sevenleri tarafından anıldı-VİDEO

    Dersimli Şair Fadıl Öztürk, sevenleri tarafından anıldı-VİDEO

    PİRHA – Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), Şair Fadıl Öztürk’ü andı. Anma programında, Öztürk’ün edebi eserlerine dair konuşmaların yanı sıra devrimci mücadelesine de ışık tutuldu.

    1 Mayıs’ta Hakk’a yürüyen Şair ve Yazar Fadıl Öztürk için Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nde anma düzenlendi.

    Anmaya, Ayazağa Cemevi yöneticileri, DEM Parti Kağıthane ve Şişli İlçe yöneticileri, SODAP, Doğu ve Güneydoğu Dernekler Federasyonu yöneticileri ile şair ve yazar dostları katıldı.

    “KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMALIYIZ”

    DAM Yöneticisi Selman Yeşilgöz, Şair Öztürk’ün şiir ve edebiyatının derinliğine işaret etti. Yeşilgöz, Fadıl Öztürk’ün kaleme aldığı bir öyküyü de katılımcılarla paylaştı.

    DAM yöneticisi Ali Rıza Demir de Fadıl Öztürk’ü anarak “Farklı çalışmalarla kültürümüzü koruma gibi bir amacımız var. Geldiğimiz aşamada inancımız da ciddi bir asimilasyon ile karşı karşıya. Dilimiz ise neredeyse tükenmiş durumda. Coğrafyamız da talan edilmekte. Bu nedenle hepimize görev düşmekte. Sümerlere dek giden bir direniş geleneğimiz de var. Bu nedenlerle kültürümüzü yaşatmalıyız. Hepinizin desteğine ihtiyacımız var” diye konuştu.

    Anmada, Fadıl Öztürk’ün yaşamından kesitler ile şiirlerinin yer aldığı sinevizyon gösterimi de yapıldı.

    Anmanın devamında Şair Özgün Enver Bulut, Fadıl Öztürk’ün yazdığı şiirleri seslendirdi, Şair Nusret Gürgöz ise Öztürk ile anılarını paylaştı.

    DAM kurucularından Ergin Doğru da anmada konuşma yapanlar arasındaydı. Fadıl Öztürk’ün, Dersim için önemli bir değer olduğunu ifade eden Doğru “Fadıl Öztürk iyi bir devrimciydi, bizdeki o dinamizmi de tetikleyen önemli bir unsurdu. Cezaevi çıkış sürecinde safını demokratik Kürt hareketinin yanında yer alarak gösterdi. Yurtsever hareketinin çıkardığı bütün yayın organlarında yer aldı. Sözün ustalığı gibi siyaseti de farklı yapıyordu. Kurduğu her cümlenin bir felsefi altyapısı vardı. Her kurduğu cümlenin bir derinliği vardı. Vefalı bir dosttu. Zindan sürecinde beni hiç yanlız bırakmadı. Daima mektup yazdı. Onun sözünü, şiirini ve devrimci yanını da yaşatmalıyız” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Edebiyatı; politik, vicdani ve ahlaki bir araç gören şair: Fadıl Öztürk- VİDEO

    Edebiyatı; politik, vicdani ve ahlaki bir araç gören şair: Fadıl Öztürk- VİDEO

    PİRHA- Hakk’a yürüyen Şair ve Yazar Fadıl Öztürk’ü anlatan mücadele arkadaşları, kendisinin edebiyatı sadece estetik değil; politik, vicdani ve ahlaki bir araç olarak gördüğünü söyledi.

    Devrimci, şair ve edebiyatçı kimliği ile tanınan Şair ve Yazar Fadıl Öztürk, 1 Mayıs’ta kanser tedavisi gördüğü Ege Üniversitesi Hastanesi’nde Hakk’a yürüdü. Balçova Cemevi’nde düzenlenen ve çok sayıda mücadele arkadaşının katıldığı erkan sonrasında Öztürk, Bayındır ilçesine bağlı Gaziler köyünde toprağa sırlandı.

    1955’de Dersim’de doğan Fadıl Öztürk’ün, politik faaliyetleri 1970’li yıllara dayanıyor. Öztürk, siyasi faaliyetleri nedeniyle 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından Elazığ’da Devrimci Yol (Dev-Yol) davası kapsamında yargılanarak, müebbet hapis cezası aldı. Çeşitli cezaevlerinde yaklaşık 10 yıl boyunca tutuklu kalan Öztürk, uygulanan genel af kapsamında 1991’de cezaevinden tahliye oldu. Bu dönem dayatılan tek tip elbiseleri protesto eden Öztürk, tek tip elbiseye karşı, açlık grevine girerek, direnenlerden birisi oldu.

    CEZAEVİ YILLARINDA ŞİİR VE DENEMELER YAZMAYA BAŞLADI

    Cezaevi yılları içerisinde Öztürk, edebi olarak derinleşirken, şiir ve denemeler yazmaya başladı. Cezaevindeyken yazdığı şiir dosyası “Suyu Uyandırın Sesim Olsun” ile Enver Gökçe Şiir Ödülü’ne kazandı. Cezaevinden tahliye edildikten sonra edebi ve politik üretimini sürdürmeye devam eden Öztürk, Piya Kolektifi ve Munzur Aydınlar Platformu gibi oluşumlarda yer aldı, pek çok dergi ve gazeteye yazdı.

    DAM VE MUNZUR AYDINLAR PLATFORMU’NUN KURUCU ÜYELİĞİNİ YAPTI

    2004’de “Türkiye’deki Kürtlerin Talepleri” başlıklı bir bildiride imzası yer alan Öztürk, 2005’de kurulan Munzur Aydınlar Platformu’nun koordinasyon kuruculuğu üyeliği yaptı. Dersim Gazetesi ve Dersim Araştırmaları Merkezi’nin de kurucu üyeliğini yapan Fadıl Öztürk, son yıllarda sosyal medya paylaşımları ve yazıları nedeniyle çeşitli soruşturmalarla karşı karşıya kalmıştı.

    YAZILARINDAN DOLAYI YARGILANDI, CEZA ALDI

    5 Ocak 2018’de, Artı Gerçek gazetesindeki yazıları nedeniyle İzmir’deki evinde gözaltına alındı ve 5 gün süren sürecin ardından hakkında açılan davada 1 yıl 10 ay hapis cezası aldı. Ceza, 5 yıl süreyle ertelendi. Son yıllarında Artı Gerçek’te düzenli yazılar yazmaya ve şiirsel üretimini sürdürmeye devam etti.

    Fadıl Öztürk, 2025 yılında yakalandığı akciğer kanseriyle uzun bir mücadele verdikten sonra 1 Mayıs 2025’te İzmir’de Hakk’a yürüdü.

    “1978 YILINDA ELAZIĞ’DA TANIŞTIK”

    Fadıl Öztürk’ün Elazığ’daki mücadele arkadaşlarından Yazar Merih Cemal Taymaz, o sürecin politik yansımalarına değindi. Taymaz, “Fadıl ile 1978 yılında tanıştık. Türkiye’nin ilk savaşa doğru gittiği yıllardı ve Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi Elazığ’da da belki çoğu yerden daha şiddetli bir biçimde yaşanan bir çatışma süreci vardı. Burada hem halkın hem de oradaki demokratların, devrimcilerin, kendilerini korumak üzere hazırladıkları birtakım çalışmalar vardı. Savunma çalışmaları ve bunları bunların örgütlenmesine yardımcı olmaya çalıştık. Kaybettiğimiz arkadaşlar oldu. Başka yerlere giden, yakalanan arkadaşlarımız oldu” diye konuştu.

    “ANILARI İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Taymaz, şöyle devam etti:

    “Daha sonra 80 darbesi gelince daha sert koşullar başladı ve savunma savunma tedbirleri de sertleşti elbette. Yani elimizdeki her imkanla böyle bir saldırıyı önlemeye çalıştık. Ama üstesinden gelemedik, sonunda bir yenilgi ortaya çıktı. Birçok arkadaşı kaybettik. O arada Fadıl da bir 8 yıl civarında hapiste kaldı. Başka yerlerde mücadelemize devam etmeye çalıştık. Sonra birden bire her şey sakinleşti, duruldu. Bizde biraz elimiz böğrümüzde kaldı aslında. Böyle içimizde de bir şey kaldı. Yeniden bu ülkenin daha demokratik bir ülke haline gelmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Arkadaşlarımızın anısı için bile olsa bu böyle.”

    “ŞAİRLİĞİNİNİN ÜSTÜNE, AYRICA ÇOK İYİ DEMİRCİYDİ”

    Fadıl Öztürk ile Pia Kitabevi döneminde 4 yıllık çalışması olan belgesel fotoğrafçısı Yücel Tunca, “Fadıl hakikaten bu kişisel dostluğun ötesinde bizim Pia Kültürevi zamanında çok fazla mesaimizin olduğu, çok fazla şey paylaştığımız bir arkadaşımızdı. Mesela benim için işte şairliğinin üstüne, ayrıca çok iyi bir devrimciydi. Ayağa kaldıran insanlardan bir tanesiydi. O yüzden onunla yoldaşlığımızın böyle çok fazla tarifi yok. Özellikle 19997’den 2001’e kadar olan bir dönem içerisinde 4 yılımız hakikaten çok yakın bir mesaideydi. Ben hala kabullenmeme aşamasındayım” diye belirtti.

    “NAİF, KİMSEYİ KIRMAYAN BİRİYDİ”

    “Fadıl naif bir arkadaştı” diyen cezaevinden arkadaşı Mevlüt Yaşar Yücel ise şunları ifade etti:

    “Fadıl’ı hem cezaevi hem de cezaevi çıkışı sonrasında Beyoğlu’ndaki dernekleşme sürecinde bilirim. İzmir’e geldiğinde dönem dönem telefon trafiğimiz oluyordu. En son 10 gün önce görüştük. Fadıl naif bir arkadaştı. Hiçbir zaman kimseyi kırdığını bilmiyorum. Yani herkese iyi niyetiyle davranan bir arkadaş yapısı vardı. Bir kitap hazırlığı vardı ve beni de arayarak, “Bir şeyler düşünüyorum” dedi. Bende, “Benim hakkımda kötü düşünmezsin sen herhâlde” diyerek yazmasını istedim.”

    “DEVRİMCİLİĞİ HAKKIYLA YAPTI”

    Yine Aydın ve Nazilli cezaevlerinde beraber kaldığı bir diğer yoldaşı, “Aydın cezaevinde başlayan arkadaşlığımız ölüme kadar sürdü. Aydın ve Nazilli’de cezaevlerinden 4 yıla yakın birlikte olduk. Fadıl yol yürüyecek bir arkadaşımızdı. Naif bir arkadaşımızdı. Biz onun yoldaşlığından çok memnun kaldık. Ve o yoldaşlık duygularıyla bu güne kadar geldik. En son 10 gün önce görüştük. Ölümü bizler için çok büyük. Çünkü devrimcilik öyle her insanın yapacağı bir olay değil. Fadıl, bunu hakkıyla yaptı ve yaşamının sonuna kadar da bunu götüren bir arkadaştı.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Şair ve Yazar Fadıl Öztürk, Hakk’a uğurlandı-VİDEO

    Şair ve Yazar Fadıl Öztürk, Hakk’a uğurlandı-VİDEO

    PİRHA- Kanser tedavisi gördüğü İzmir’de Hakk’a yürüyen Şair ve Yazar Fadıl Öztürk, Balçova Cemevi’nden Hakk’a uğurlandı. Anmada, Fadıl Öztürk’ün Dersim’in Kürdi, Kızılbaş ve devrimci kültürü ile yaşadığına vurgu yapıldı.

    Şair ve Yazar Fadıl Öztürk, tedavi gördüğü Ege Üniversitesi Hastanesi’nde dün sabaha karşı Hakk’a yürüdü. Kanser tedavisi gören Öztürk, bir süre önce hastanede yoğun bakım servisine alınmıştı.

    Fadıl Öztürk için Balçova Cemevi’nde erkan düzenlendi. Erkana Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) kurucularından Ergin Doğru, İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği yöneticileri, İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, yoldaşları ve çok sayıda seveni katıldı.

    Ayrıca Avrupa’da yaşayan Sanatçı Ferhat Tunç, Fadıl Öztürk için bir taziye mesaj yolladı.

    “DEVRİMCİ BİR ŞAİRDİ”

    Anma programında konuşan Şair Enver Bulut, Fadıl Öztürk’ün devrimci bir şair olduğuna vurgu yaparak, “12 Eylül’ün karanlık günlerinde işkenceler gördü, direndi. Fadıl Öztürk bir devrimci bir şairdi. Fadıl Öztürk şiirden geçerek devrime gelen bir abimiz. Şiiri ve yoldaşlarının başı sağ olsun” dedi.

    Bulut, ayrıca Fadıl Öztürk’ün şiirlerinden dizeler seslendirdi.

    “EKİBİMİZİN EN YARATICI ÜYESİYDİ”

    Öztürk’ün yoldaşlarından Merih Cemil Kaymaz ise, “İmrenilecek bir dönemin kuşağiyiz. Yarım asrı birlikte katettik. Kavgadan hepinizin payına çok şey düşüyordu. Ekibimizin en yaratıcı, zanatkar üyesi sendin” diye anlattı.

    “BİTMEZ TÜKENMEZ BİR ENERJİYE SAHİPTİ”

    Fadıl Öztürk ile birlikte Elazığ’daki mücadele günlerine değinen Mehmet Biter, “50 yıl öncesinden yoldaşım, arkadaşımdır. 12 Mart darbesinden sonra Fadıl’ı Elazığ’da tanıdım. Hayatı birlikte paylaşmaya çalıştık. Elazığ iç savaşın körüklenebileceği bir fay hattı üzerindeydi. Devrimciliği yürütmek çok zordu. Fadıl bir nevi özsavunmayı örgütledi. Böylesi önemli birşeyi sağladı. Bitmez tükenmez bir enerjiye sahipti. Kendisini saygıyla anıyorum” diye konuştu.

    “SADE BİR İNSANDI”

    Yine anmada söz alan İHD Onursal Başkanı Akın Birdal da, “Fadıl çok sade bir insandı. Engin gönüllüydü. İnsanlar unutulduğu zaman ölürlermiş. O hep aramızda yaşayacak. Saygı ve sevgiyle anıyorum” ifadelerini kullandı.

    “SANATIN İKTİDAR VE PİYASAYA İLİŞKİLERİNDEN UZAKTI”

    Fadıl Öztürk’ün sanatın iktidar ve piyasa ilişkilerinden uzak olduğuna vurgu yapan Şair Namık Kuyumcu şunları söyledi:

    “Bir şair olarak çok kıymetli şiirler yazdı. Bağırmayan çok kıymetli düz yazılar yazdı ve örnekler bıraktı. Şiiri de çok özgündü. Beyoğlu’nun arka sokaklarının Fadıl abisiydi. Bütün ötekileştirilmişler onu çok severdi. Sanatın iktidar, piyasa ilişkilerine yenilmeden, bu referanslara uzak biriydi.”

    “HEPİMİZİN DUYGUSUYLA, YOLDAŞLIĞIYLA GİDECEK”

    Gazeteci Şair Vecdi Erbay ise Fadıl Öztürk ile uzun yıllar süren ilişkisine değinerek, “Bana şiir okumayı öğreten, hayat bilgisi ile büyümeme neden olan da odur. Büyüdük ve eksiliyoruz gibi bir duyguya kapılıyorum. Fadıl hepimizin duygusuyla, yoldaşlığıyla gidecek” şeklinde konuştu.

    “DERSİM’İN KÜRDİ, KIZILBAŞ VE REYA HAQ KÜLTÜRÜNÜ KENDİNDE VAR ETTİ”

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) kurucularından Ergin Doğru da anmada söz alarak şunları ifade etti:

    “O yönüyle iyi bir söz ustası olduğu kadar iyi bir devrimciydi. Dersim’in Kürdi, Kızılbaş, Reya Haq kültürünü kendisinde var edebilen, onu söze dökebilen ve onu kendi yaşamında pratikleştirebilen bir söz ustasıydı. Onun şahsında devrimci sözün Kürdi boyutuyla nasıl yaşanabileceğini gördük. Benim için yitip giden değil geleceğe ışık tutacak biri olarak görüyorum.”

    Yine anmada Fadıl Öztürk’ün birçok yoldaşı söz alarak ona dair duygularını paylaştı.

    BAYINDIR GAZİLER KÖYÜNDE TOPRAĞA SIRLANACAK

    Erkan sonrasında Fadıl Öztürk naaşı toprağa sırlanmak üzere Bayındır ilçesine bağlı Gaziler köyü mezarlığına doğru yola çıkarıldı.

    FADIL ÖZTÜRK KİMDİR?

    1955 yılında Dersim’de doğan Fadıl Öztürk, edebi kimliğinin yanı sıra siyasal duruşuyla da tanınan bir isimdi. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Dev-Yol davası kapsamında müebbet hapse mahkûm edilen Öztürk, yaklaşık 10 yıl cezaevinde kaldı. Cezaevinden tahliye olduktan sonra İstanbul’da yayıncılık yaptı, şiir ve yazı çalışmalarına ağırlık verdi.

    Şiirleri Kunduz Düşleri ve Ütopia gibi dergilerde yayımlanan Öztürk, “Suyu Uyandırın Sesim Olsun”, “Esmer Bir Acı”, “Hep Kuzeydi Gözlerin” ve “Benden Adam Olmaz” gibi şiir kitaplarının yanı sıra denemelerini topladığı “Ateşe Konuş Küle Ağla” ile de geniş bir okur kitlesine ulaştı. Bazı şiirleri bestelenerek müziğe de uyarlandı.

    Siyasi ve toplumsal konularda da aktif bir isim olan Öztürk, 2004 yılında Herald Tribune gazetesinde yayımlanan “Türkiye’deki Kürtlerin Talepleri” başlıklı ilanla gündeme geldi. Aynı zamanda 2005 yılında kurulan Munzur Aydınlar Platformu’nun koordinasyon kurulu üyeliğini üstlendi. Dersim Gazetesi ve Dersim Araştırmaları Merkezi’nin de kurucu üyeliğini yapan Fadıl Öztürk, son yıllarda sosyal medya paylaşımları ve yazıları nedeniyle çeşitli soruşturmalarla karşı karşıya kalmıştı.

    PİRHA/İZMİR

  • Şair ve Yazar Fadıl Öztürk, Hakk’a yürüdü

    Şair ve Yazar Fadıl Öztürk, Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Şair ve Yazar Fadıl Öztürk, kanser tedavisi gördüğü İzmir’de Hakk’a yürüdü.

    İzmir’de yaşayan ve uzun zamandır kanser tedavisi gören Şair ve Yazar Fadıl Öztürk bu sabah Hakk’a yürüdü. Fadıl Öztürk’ün Hakk’a yürüme erkanına ilişkin ailesi gün içinde bilgi verecek.

    FADIL ÖZTÜRK KİMDİR?

    Fadıl Öztürk 1 Aralık 1955 tarihinde Dersim’de doğdu. 12 Eylül’de Dev-Yol Davasından yargılanıp müebbet hapis cezası aldı ve on yıl içeride kaldı. Edebi ve siyasi içerikli çalışmalarını sürdürmektedir. 8 Aralık 2004’te “Türkiye’deki Kürtlerin talepleri” başlığı altında Herald Turbine gazetesine ilan veren 198 kişi arasında yer aldı. 15 Eylül 2005’te bir sivil irade girişimi şeklinde kurulan Munzur Aydınlar Platformu’nun koordinasyon kurulu üyesidir. 05 Ocak 2018 tarihinde Artı Gerçek Gazetesindeki yazılarından dolayı İzmir’deki evinde sabah saat 06’da gözaltına alınmış, 5 gün gözaltında kalmış, yargılanma sonucunda 1 yıl 10 ay ceza almış, cezası 5 yıl süre ile ertelenmiştir.

    ESERLERİ

    Suyu Uyandırın Sesim Olsun (şiir)

    Esmer Bir Acı (şiir)

    Hep Kuzeydi Gözlerin (şiir)

    Ateşe Konuş Küle Ağla (deneme)

    Benden Adam Olmaz (şiir)

    Saatli Muhalif Takvimi (deneme/makale)

    Ağacını Yakan Kibrit Çöpüdür İnsan (şiir)

  • Şair-Yazar Fadıl Öztürk ile eşi Berrin Bicek Öztürk serbest bırakıldı

    Şair-Yazar Fadıl Öztürk ile eşi Berrin Bicek Öztürk serbest bırakıldı

    PİRHA- İzmir’deki evlerinden sabah saatlerinde gözaltına alınan Şair-Yazar Fadıl Öztürk ile eşi Berrin Bicek Öztürk serbest bırakıldı.

    Şair-Yazar Fadıl Öztürk ile eşi Berrin Bicek Öztürk sabah saatlerinde İzmir’deki evlerine yapılan baskınla gözaltına alınarak İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüştü. Gözaltı gerekçesine dair bilgi edinilemeyen Öztürk ve eşi, akşam üstü saatlerinde serbest bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Şair Öztürk: İçeri atmakla, sürmekle bitiremedikleri Kürt’ün kimyasını bozmak istiyorlar

    Şair Öztürk: İçeri atmakla, sürmekle bitiremedikleri Kürt’ün kimyasını bozmak istiyorlar

    PİRHA-HDP’nin kendi cumhurbaşkanı adayını çıkarmamasının bir hata olduğunu vurgulayan Şair- Yazar Fadıl Öztürk, HDP ile ittifak halinde olan partilerin toplamda başarısız performans sergilediklerini söyledi. HDP ve onunla beraber hareket eden tüm muhalif güçler kendini yenilemelidir” dedi. 

    Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nin ardından çıkan sonuçlara ilişkin tartışmalar sürüyor.

    Şair- Yazar Fadıl Öztürk, parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine ve sonrasında yaşananlara ilişkin PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    Öztürk, HDP’nin kendi cumhurbaşkanı adayını çıkarmamasının başlı başına bir hata olduğunu belirterek, “HDP ve onunla beraber hareket eden tüm muhalif güçler kendini yenilemelidir. HDP Kürt kentlerinde kendi adaylarını çıkarmalı ki, zaten öyle de yapacaktır; batıdaki büyük kentlerde de Kürt seçmene ‘bağrınıza taş basın’ benzeri çağrılardan uzak durulmalıdır. Kürt’ün oyunu almak isteyenler yerelde Kürt’ü birebir muhatap almalıdır” dedi.

    “HÜDA PAR, DEVLETİN BUGÜNE KADAR YAPMADIĞI HANGİ BOŞLUĞU DOLDURACAK?”

    PİRHA: Cumhur İttifakı, kadın kazanımlarını hedef aldığı politikalarında hemfikir olduğu Yeniden Refah Partisi’ni ve Hüda Par’ı Cumhur İttifakı’na alarak Meclis’e girmesini sağladı. AKP’nin seçim öncesi açıkladığı beyannamesinde aile 228, kadın 160, çocuk 209, boşanma üç, kadına yönelik şiddet 18, istismar 13, yoksulluk 5 kez geçiyor. Cumhuriyet tarihinin en sağcı ve milliyetçi olarak nitelendirilen böyle bir ittifakı nasıl yorumluyorsunuz?

    FADIL ÖZTÜRK: Hüda Par ve Yeniden Refah Partisi ile ilgili belirlediğiniz konuların hepsi doğrudur ama eksiktir. Özellikle Hüda Par’ın seçim süresince geçmişte kullanılmış bir devlet aparatının devamı olarak domuz bağı cinayetleriyle gündeme gelmesi, bir nevi meselenin özünü gizlemeye yaramıştır. Bu ‘suçlamalara’ Cumhur ittifakı ve onun içinde yer alanlar cevap verme gereği bile duymadıkları gibi, cezaevindeki eski örgüt üyelerini de dışarı salmışlardı. Amaç Kürt’ü daha çok öldürmekse bugüne kadar Kürt bölgelerinde zaten ölüm hiç eksik olmadı. Peki Hüda Par’ı tekrar devlet himayesine almanın sebepleri nedir? Mesele tam da bu noktada. Devlet Kürt bölgesinde ordu, vali, kaymakam gibi mülki idareciler ve devlet tarafından atanan kayyumlarla zaten var ve hayat onların iki dudağı arasından çıkacak sözle idare ediliyor. Hüda Par devletin bugüne kadar yapmadığı neyi, bundan sonra hangi boşluğu dolduracak?

    “KÜRT’ÜN KİMYASINI BOZMAK İSTİYORLAR”

    Devlet orada hiçbir zaman yerli, yaşlanarak dünyasını değiştiren olmadı. Çıkar ilişkileri üzerinden taraftar buldu ama tek kelimeyle halk olamadı, olamaz da. Devletin örgütlediği Kürt korucular bir toplumsal önerme olarak değil, bir savaş unsuru olarak örgütlendiler. Vurulmakla, içeri atılmakla, sürmekle bitiremediği Kürt’ün kimyasını bozmak istiyorlar.

    Kürt halkıyla aynı ulustan gelen, onunla birlikte yaşayan, ama Kürt’ün yıllardır mücadeleyle kazandığı demokratik hak ve kazanımlarını devletin desteğiyle yok etmeyi amaçlıyorlar. Özetle Hüda Par’ın ‘hoş gelişi’ Türk içinde bir türlü eritemedikleri Kürt’ü İslamiyet içine çekerek devletin ‘asıl unsuru’ haline getirmeye çalışacaklar.

    Bu anlamda Hüda Par bir seçimle gelen ve diğer seçimle gidecek olan bir parti değil. Devlet adına Kürtlerin karşısında devletin yeniden uzun erimli mevzilenmesi olarak görmek ve ona göre mücadele etmek gerekir. ‘Em ji Kurdın, birayı hewin’ demek, deyim yerindeyse tam bir saf dillik olur.

    “HDP’LİLER KILIÇDAROĞLU’NA OY İSTEYE İSTEYE HELAK OLDULAR”

    -Kemal Kılıçdaroğlu’nun 14 Mayıs seçimlerine yaklaşırken dili çözüm odaklı ve kutuplaştırmayı reddeden noktadaydı ve büyük ilgi görmüştü. 14 Mayıs seçimleri sonrası belirginleştirdiği milliyetçi söylemlerle (mültecilerin gönderilmesi, sınır namustur, terör) Erdoğan-Bahçeli ile yarışa girmesi durumunu ve kendisine oy veren muhalif kitleler üzerindeki etkisini nasıl yorumluyorsunuz? Kılıçdaroğlu’nun ilk ve ikinci turdaki söylemlerindeki bu değişkenliği nasıl açıklamalı?

    Bu konuda projeksiyonu sadece Kılıçdaroğlu’a çevirmek doğru olmaz. Kılıçdaroğlu’nun ikinci turda dilini tümüyle sağ, militarist, faşist bir dile dönüştürmesinde HDP’nin de payı var. HDP Kılıçdaroğlu ile mecliste yapılan görüşmeden sonra o görüşme ve talepleri adeta unutturmak, toplumun gündemine taşımamak, Kürtler ve Türkiye ilerici kamuoyu üzerinden tartışarak meşrulaştırmayı istemiyor gibi davrandı. Belki Altılı Masa’nın milliyetçi, ırkçı ‘hassasiyetlerine’ helal gelsin istemediler. HDP ve bileşenleri bundan özenle kaçındılar. Kapalı kapılar arkasında yapılmış görüşmelerle yetindikleri için olsa gerek kimi HDP’liler Kılıçdaroğlu’na oy isteye isteye helak oldular. Oysa Millet İttifakı’ndan taleplerini her yerde dillendirselerdi belki de Kürt seçmenin tamamının sandığa gitmesini sağlayabilirlerdi.

    Görünen o ki Emek ve Özgürlük İttifakı, cumhurbaşkanı seçimini yıllardır yaratılan Kürt düşmanlığına kurban etmek istemedi. Bu kaygı, miting alanında ve kapalı toplantılarda derdini seçmenine bangır bangır açıklamasının da önüne geçti. Böyle yapılınca pozitif bir sonuç mu alındı, hayır. Cumhur İttifakı’nın Kürtleri hedefine koymasının önüne de geçilemedi.

    “KILIÇDAROĞLU, KÜRTLERİ ÇANTADA KEKLİK SAYIP İKİNCİ TURDA FABRİKA AYARLARINA GERİ DÖNDÜ”

    Kürtler, onun adına bütün bileşenleriyle HDP’liler kendi taleplerinin arkasında bir ayıbı örter gibi geri durup dilsiz kalınca, Kılıçdaroğlu da Kürtleri çantada keklik sayıp ikinci turda fabrika ayarlarına geri döndü. CHP’nin sağcı, ırkçı olmasının üstünde fazla durmaya gerek yok. Biz onları ittifak yapılır olarak görünce onların karakterinde fazla bir değişiklik olmaz, bu seçim sonuçları gibi iyi niyetlimizden vurur bizi. Yok eğer bütün muhalifler adına HDP açık ve aleni bir kampanya yürütseydi Kürtlerin kararsız, sandığa gitmeyen kesimlerinden belki de hiç bahsedilmezdi.

    “ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE SÖMÜRÜ VE BASKI DAHA DA AZGINLAŞARAK SÜRECEK”

    -Göçmen düşmanlığının sıradan yoksul kitleler içinde yaygınlığı milliyetçiliğin kitlesel tabanını yükseltebilecek tehlikeli etkenlerden. Kürt düşmanlığından göçmen düşmanlığına; oradan eşit yurttaşlık talebine ve işçi sınıfı ve yoksul kitlelerin sınıfsal taleplerine karşı duran Cumhur ittifakı’nın seçim sürecindeki nefret dilinin ülke siyasetine yansımasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Göçmenler sadece seçim sürecinde değil, her dönemde ucuz iş gücü olmaları dışında ırkçı kesimleri bir arada ve diri tutan unsur olarak görülür. İşgal/yayılmacılık adına tezkerelere her sefer ‘evet’ deyip mecliste el kaldıran muhalefet bu işin en büyük suçlularındandır.

    Tüm bunları bir kenara bırakın, göçük altında kalmış Suriyeli bir göçmenin, göçmen olduğu anlaşılmasın diye kendi dilinde imdat çağrısı yapmaması bize insanlığın öldüğü topraklarda yaşadığımızı hatırlatmıyor mu? İnsanım diyen birinin üstünde bundan daha büyük baskı olabilir mi?

    Sınıf talebini bütün bir sol geleneklerinden devraldıkları mücadelede meşruluğun yerine yasallığı, yasaların içinde kalmakla var olmayı kabul ederek bu duruma gelindi. Elbette önümüzdeki süreçte sömürü ve baskı daha da azgınlaşarak sürecek ve elbette her birimiz daha çok dibe itileceğiz. Her birimizin hayatında ölümler yaşamdan daha çok yer alacak ve herkes kendi derdine düşecek. İnsana musallat olmuş sermaye ve onların iktidarlarının istediği tam da bu örgütsüz insan halidir. Hiç kimse bir elemde, bir kederde, bir sevinçte bir araya gelmesin, her birimiz örgütsüz ve bir başına kalalım istiyorlar. Bunca yoksulluk ve adaletsizliği ancak böyle yönetebilirler.

    “MUHALEFET CEPHESİ, KENDİ İÇ ÇATIŞMA VE TARTIŞMALARININ İÇİNE DÜŞTÜ”

    -Türkiye siyasi tarihinin en kritik seçiminde ülkenin yaklaşık yarısı Cumhur İttifakı’nın politikalarını kabul etmediğini ve razı olmadığını gösterdi. Cumhur İttifakı, seçimi kazandığı ilk andan itibaren nefret dilini yeniden kullanarak muhalefeti tehdit etti. Yine Bahçeli ‘hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ diyerek ağır bir sürecin gelişeceğinin mesajını verdi. Halkları politik, ekonomik olarak nasıl bir durum bekliyor olacak?

    Halkları ve onların ağır aksak yürüyen örgütlenmelerini iç çatışmalara sürükleyerek bütünlüklerini bozarak başlayacaklar elbet. Faşizm örgütlü gücü her zaman kendine tehlike sayar ve onun üstüne giderek işlevsiz kılmaya çalışır. Bu anlamda Kürtler, ezilenler, azınlıklar sadece dağda değil sokakta, kapısının önünde, tarlasında daha çok şiddete maruz kalacak. Yaşamak toplumun en dibinde kalsa da bir günü sevdikleriyle geçirmekten başka talebi olmayan, yaşadıkça adlarını bilmediğimiz nice insanımız öldürülecek.

    Sorgu ve cezaevi tatmayanımız kalmayacak. Daha çok ev yıkılacak, daha çok cezaevi yapılacak. Verilen cezayı çekmek yetmeyecek içeride yatan için. Daha çok infaz yakılacak. Devletler sınırlarına ‘güvene almak’ için durmadan takviye birlikler yollayacak. Kimse bizi almayacak hayattan içeriye.

    Seçimlerde toplumun neredeyse yarısı Cumhur İttifakı’na muhalefet etse de, Cumhur ittifakı iktidar olmanın avantajıyla yola çıktı. Muhalefet cephesi ise seçim yenilgisiyle beraber kendi iç çatışması ve tartışmasının içine düştü. Bu durumun çok kısa sürede aşılacağı da görünmüyor. Her cephede alt-üst yaşanacağı bir gerçek. Değişimin hakkını verenler yeni süreçlere kendilerini hazırlayacaklar. Kendilerinden başkasını haklı görmeyenler çürümenin sonuçlarını beraber taşıyacaklar.

    “HDP’NİN KENDİ CUMHURBAŞKANI ADAYINI ÇIKARMAMASI BAŞLI BAŞINA BİR HATAYDI”

    -Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçimdeki performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    HDP’nin kendi cumhurbaşkanı adayını çıkarmaması başlı başına bir hataydı. İttifak partilerinden HDP tabandan uzak, örgütsüz, çok başlı; TİP gerçeklikten uzak, popülist; diğer kimi partiler ise hiç varlık göstermeden ve toplamda hepsi başarısız birer performans sergiledi. Örgütlü ruha sahip Kürtlerin enerjisi popülist ruha sahip bileşen partilerinin ayrışması ile gereksiz yere harcandı. En doğrusu bu tarz oluşumların bileşen çatısından ayrılması/çıkarılmasıdır. Çoğumuz yıllar önce yani en başından karşı çıkmıştık ve süreç bizi haklı da çıkardı. Kürtler sürülerek, kovularak, kaçırılarak zaten fazlasıyla Türkiyelileşmediler mi? HDP öncelikle umudunu ona bağlamış Kürtlerin, kadınların ve Alevilerin haklı beklentisini yerine getirmeli artık.

    “KÜRT’ÜN OYUNU ALMAK İSTEYENLER YERELDE KÜRT’Ü BİRE BİR MUHATAP ALMALIDIR”

    -Yakın zamanda önümüzde yine bir seçim (yerel seçimler) var ve iktidar şimdiden bunun hazırlığına başlamış durumda. Böyle yakıcı bir politik ortamda tüm mücadele edenlerin ortak meşru bir mücadele zemininde buluşma durumu nedir? Bir çağrınız var mıdır bu konuda?

    HDP ve onunla beraber hareket eden tüm muhalif güçler kendini yenilemelidir. HDP Kürt kentlerinde kendi adaylarını çıkarmalı ki, zaten öyle de yapacaktır; batıdaki büyük kentlerde de Kürt seçmene ‘’bağrınıza taş basın’ benzeri çağrılardan uzak durulmalıdır. Kürt’ün oyunu almak isteyenler yerelde Kürt’ü birebir muhatap almalıdır.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘İnfazda eşitlik hem vicdani hem de hukuki bir zorunluluktur’-VİDEO

    ‘İnfazda eşitlik hem vicdani hem de hukuki bir zorunluluktur’-VİDEO

    PİRHA- İnfaz düzenlemesi Meclis genel kuruluna sevk edilip siyasiler kapsam dışı bırakılırken, infazda eşitlik sağlanması gerektiğine dikkat çeken yazar, siyasetçi ve sanatçılar, infaz adaletinin uygulanmadığı bir affın kamu vicdanında da karşılık bulmayacağını belirterek, “İnfaz yasa tasarısını sizin gibi düşünmeyenlere kapatmayınız. Hiç olmazsa şu günlerde adaletiniz ölüme dönüşmesin ve yaşama güç versin” dedi.

    Haberin videosu;

    İnfaz kanununda değişiklik öngören 70 maddelik “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, Meclis Adalet Komisyonu’ndan geçip, meclis genel kuruluna sevk edildi.

    Birçok kurum ve insan hakları savunucusu, koronavirüs kapsamında tartışılan infaz yasasının cezaevindeki herkesi kapsaması gerektiğine dikkat çeken açıklamalar yapıyor.

    Konuya dair, sendikacı ve yazar Mustafa Paçal, insanların toplu olarak bulunduğu yerlerin başında cezaevleri geldiğini belirtip, “Cezaevleri bu anlamada büyük bir risk alanı oluşturuyor. Bu konuyla ilgili Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği çağrısını dikkate alınmalı. Hükümet infaz sistemiyle ilgili yasa tasarısını Meclis’e getirdi. Bu atılmış olumlu bir adım. Bu adımın gerçekten haklı ve adaletli olabilmesi için infaz eşitliğine ihtiyaç var” dedi.

    “BU COĞRAFYA ACIYA DOYDU”

    Ölümün dünyayı kuşattığı şu günlerde insanların adalet duygusunu ölümden daha ağır bir ayrımcılıkla yaralamayın çağrısında bulunan şair Şükrü Erbaş, “Bu coğrafya acıya doydu. İnsanı yüceltecek olan barıştır, kimseyi küçük düşürmeyecek bir adalettir. Bunun kapılarından birisi ise cezaevleridir. İnfaz yasa tasarısını sizin gibi düşünmeyenlere kapatmayınız. Hiç olmazsa şu günlerde adaletiniz ölüme dönüşmesin ve yaşama güç versin” ifadelerine yer verdi.

    Akademisyen Vahap Çoşkun ise şunları söyledi:

    “Türkiye cezaevlerinde doluluk oranı %121. Cezaevlerinin bu şekilde dolup taşması koronavirüsün yayılmasına davetiye çıkarıyor. Korona suçlar arasında bir fark gözetmiyor.  Hukuki durumları, işledikleri veya itham edildikleri suç ne olursa olsun, cezaevindeki herkes bu virüsün tehdidi altında yaşıyor. Devlet cezaevindeki her bireyin yaşam ve sağlık hakkını korumakla mükelleftir. bu nedenle cezaevlerinde virüsün yayılmasını engelleyen bir düzenleme mutlaka ama mutlaka cezaevlerindeki herkesi kapsamak durumundadır. Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik ilkesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesi ayrımcılık yasağının gereği budur.”

    Şair Fadıl Öztürk, “İnsanca yaşamayı bir vebalı gibi görüp uzaklaşmayacak, iyiliğe olan inancımızı asla yitirmeyeceğiz. Bir insanın sağlığı bütün insanlığın sağlığıdır. İnfazda eşitlik istiyoruz” derken, Orkestra Şefi Cem Mansur da, “Siyasi tutuklular kapsam dışında tutulmak isteniyor. Bu durumda kimseden vicdan beklediğim yok ama cennet ve cehenneme inan kişiler olarak altından nasıl kalkarsınız siz düşünün”dedi.

    ( HABER MERKEZİ)

     

  • Şair Fadıl Öztürk’e hapis cezası verildi

    Şair Fadıl Öztürk’e hapis cezası verildi

  • Şair Fadıl Öztürk’ün ikinci duruşması bugün görülecek

    Şair Fadıl Öztürk’ün ikinci duruşması bugün görülecek

    PİRHA- Sosyal medya hesabından örgüt propagandası yaptığı iddiasıyla yargılanan Şair Fadıl Öztürk’ün ikinci duruşması bugün İzmir Adliyesi’nde görülecek. 

    5 Ocak 20108 tarihinde evi basılarak gözaltına alınan Artı Gerçek Yazarı, Şair Fadıl Öztürk’ün ilk duruşması 3 Temmuz’da İzmir Adliyesi’nde görülmüştü.

    Fadıl Öztürk savunmasında üzerine atılı suçları kabul etmemişti. Hakkında sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımlar ve haberleri delil olarak sayan mahkeme heyeti ise mütala vermişti.

    Örgüt propagandası yapmak suçuyla yargılanan ve hakkında mütala verilen Öztürk’ün duruşması 2 Ekim’e ertelenmişti.

    Öztürk’ün avukatı Aysun Akşehirlioğlu’nun yurtdışı yasağının kaldırılması gibi talepleri de mahkeme heyetince reddedilmişti.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

     

     

     

  • Şair Fadıl Öztürk’ün duruşması 2 Ekim’e ertelendi

    Şair Fadıl Öztürk’ün duruşması 2 Ekim’e ertelendi

    PİRHA- Şair Fadıl Öztürk’ün yargılandığı mahkeme 2 Ekim tarihine ertelendi.

    5 Ocak günü evi basılarak gözaltına alınan Artı Gerçek Yazarı, Şair Fadıl Öztürk’ün ilk duruşması İzmir Adliyesi’nde görüldü.

    Avukatı Aysun Akşehirlioğlu’nun hazır bulunduğu mahkemede Fadıl Öztürk savunmasını gerçekleştirdi. Savunmasında üzerine atılı suçları kabul etmeyen Öztürk hakkında sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımlar ve haberleri delil olarak sayan mahkeme heyeti mütala verdi.

    Örgüt propagandası yapmak suçuyla yargılanan ve hakkında mütala verilen Öztürk’ün duruşması 2 Ekim’e ertelendi. Ayrıca Öztürk’ün avukatı Aysun Akşehirlioğlu’nun yurtdışı yasağının kaldırılması vb. talepleri de mahkeme heyetince reddedildi.

    PİRHA/ İZMİR

     

  • Şair Fadıl Öztürk’ün ilk duruşması yarın

    Şair Fadıl Öztürk’ün ilk duruşması yarın

    PİRHA-Ocak ayında evine yapılan baskınla gözaltına alınan sonra da çıkarıldığı mahkeme tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakılan şair Fadıl Öztürk’ün ilk duruşması yarın saat 11:30’da İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. 

    Şair Fadıl Öztürk, 5 Ocak’ta İzmir’de yapılan ev baskınlarında gözaltına alınmıştı. Savcılığın hakkında tutuklama istemesi üzerine Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen Öztürk, adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Öztürk’ün ilk duruşması yarın saat 11:30’da İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Emniyette ifadesinde sosyal medya paylaşımları ve Artı Gerçek’te yayınlanan yazıları sorulan Öztürk, örgüt propagandası yapmak ile suçlanıyor.

    Öztürk’e yurt dışına çıkış yasağının yanı sıra İzmir dışına da çıkış yasağı getirilmişti. Yayınlanan yazılarında “Örgüt propagandası” yaptığı iddia edilen Öztürk’e, sorgusunda sosyal medya hesabında HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın fotoğrafını paylaşmasının gerekçesi de sorulmuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • Fadıl Öztürk adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı

    Fadıl Öztürk adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı

    PİRHA- İzmir’de 5 gün önce gözaltına alınan Şair Fadıl Öztürk, İzmir dışı ve yurtdışı çıkış yasağı verilerek serbest bırakıldı.

    İzmir’de 5 Ocak’ta yapılan ev baskınında gözaltına alınan Şair Fadıl Öztürk emniyetteki işlemlerinin ardından sabah saatlerinde adliyeye sevk edildi. Savcının, “Örgüt propagandası” iddiası ile tutuklanmasını istediği Öztürk, Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Mahkeme, Öztürk’ü, adli kontrol şartıyla serbest bıraktı.
    Öztürk’e yurtdışına çıkış yasağının yanı sıra İzmir dışına da çıkış yasağı getirildi. Öztürk, mahkeme kararı kapsamında haftanın belirli günlerinde evine en yakın polis karakolunda imza verecek. Öztürk’e emniyet ifadesinde sosyal medya paylaşımları ve Artı Gerçek’te yayınlanan yazıları soruldu.
    Yayınlanan yazılarında “Örgüt propagandası” yaptığı iddia edilen Öztürk’e, sorgusunda sosyal medya hesabında HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın fotoğrafını paylaşmasının gerekçesi de soruldu.
    (HABER MERKEZİ)

     

  • DAM: Şair Fadıl Öztürk serbest bırakılsın-VİDEO

    DAM: Şair Fadıl Öztürk serbest bırakılsın-VİDEO

    PİRHA -Yazar ve Şair Fadıl Öztürk’ün serbest bırakılması için aydın, yazar ve sanatçılar tarafından  imza kampanyası başlatıldı. Dersim Araştırmalar Merkez Yöneticisi Hüseyin Ayrılmaz, “Tavrımız daha belirgin olsun diye sanatçılar, aydınlar ve yazarlar olarak  Fadıl Öztürk arkadaşımızın bırakılması amacıyla imza kampanyası başlattık” dedi.

    Haberin Videosu

    Geçtiğimiz günler İzmir’de sabah saatlerinde evinde gözaltına alınan Artı Gerçek Yazarı ve Şair Fadıl Öztürk’ün serbest bırakılması için aydın, yazar ve sanatçılar imza kampanyası başlattı. Konuya ilişkin Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) Yöneticisi Hüseyin Ayrılmaz Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Fadıl Öztürk’ün yazılarında Türkiye gerçeğine değindiğini belirten Ayrılmaz, “Lirik ve öykü tadında yazılar yazıyor. Okurları da onun o yanından hoşlanıyorlar” dedi.

    “HÜKÜMET KIMILDAYAN YAPRAKTAN DAHİ RAHATSIZ”

    Türkiye’de hükümetin kımıldayan yaprak dair her şeyden rahatsız olmaya başladığını dile getiren Ayrılmaz, “Türkiye’de artık hiç kimse kendini güvende hissedemiyor. Belediye başkanları, politikacılar görevden alınıyor. Dersim ve birçok Kürt ilinde görevden almalar başladı. Ve CHP’ye kadar geldi. Dolayısı ile ne yazarı ne sanatçısı, ne şairi, bu ülkede mevcut hükümetin politikaları nedeniyle kendini güvende hissetmiyor” ifadelerini kullandı.

    “HER AN HERKESİN KAPISI ÇALINABİLİR”

    Her an herkesin kapısının çalınabileceğine dikkat çeken Ayrılmaz, “Bir kesim alınırken, bir kesim ise sırasını bekliyormuş gibi bir hal var. Fadıl Öztürk arkadaşımızı gözaltına alma gerekçelerini Artı Gerçek Gazetesin’e yazması olarak düşünüyorum. Onun yazılarından dolayı suçlanıp tutuklanmasını doğru bulmuyoruz ve kınıyoruz” şeklinde konuştu.

    “BİR AN ÖNCE SERBEST BIRAKILMALI”

    Şair Fadıl Öztürk’ün derhal bırakılması için aydın yazar ve sanatçılar olarak imza kampanyası başlattıklarını belirten DAM Yöneticisi Hüseyin ayrılmaz şunları ifade etti:

    “Tavrımızın daha belirgin olması için sanatçılar, aydınlar ve yazarlar arasında başlayan bir çalışma var. Bir imza toplanıyor Fadıl arkadaşımızın serbest bırakılması için. İçerde tutulduğu her gün ona, yazılarına ve demokrasi taraftarlığına haksızlık olarak değerlendiriyoruz. Bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz. (HABER MERKEZİ)

  • Fadıl Öztürk’ün gözaltına alınmasına tepki: Artık şairlerden korkmaya başladılar

    Fadıl Öztürk’ün gözaltına alınmasına tepki: Artık şairlerden korkmaya başladılar

    PİRHA- Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) yöneticisi, Şair-Yazar Fadıl Öztürk’ün Artı Gerçek’teki yazıları dolayısıyla gözaltına alınmasına tepki gösteren yazar Nesimi Aday, “Hükumet şairlere kadar indi artık şairlerden de korkmaya başladılar” dedi. 

    Artı Gerçek yazarı, şair ve yazar Fadıl Öztürk sabah saat 06.30’da evine yapılan baskınında gözaltına alındı. Hakkında yakalama kararı olduğu belirtilerek gözaltına alınan Öztürk’ün, yazılarında “Örgüt propagandası” yaptığı ileri sürüldü.

    “İKTİDAR ŞAİRDEN VE ŞİİRDEN KORKAR DURUMA GELMİŞSE DURUM VAHİM”

    Öztürk’ün gözaltına alınmasına tepki gösteren Dersim Araştırmalar Merkezi üyesi Nesimi Aday, hükümetin şairlerden korkmaya başladığını ifade ederek  “Şiir okuduğu için hapse giren bir cumhurbaşkanının ülkesinde şairler gözaltına alınıyor. İktidar eğer şairden ve şiirden korkar duruma gelmişse gerçekten durumlarının vahim olduğunu düşünüyorum.” dedi.

    “ŞİİR CENAHINA İLK KEZ OLUYOR”

    Öztürk’ün gözaltına alınma sebebi olarak gösterilen Artı Gerçek’te yazdığı yazıların lirik metinler olduğuna dikkat çeken Aday, şöyle konuştu:

    “Tabi ki güncel konjonktürle siyasete değiniyordu ama  daha çok şiirsel metinlerdi. Bu anlamda tedirgin edici yazdığı yazılardan dolayı bir şairi gözaltına almaları. İktidar ve iktidar yandaşları milletvekilleri, siyasi parti liderleri siyasetin her alanında faaliyet gösteren insanlara zaten orantısız bir güç kullanıyor ve saldırıyorlar bu anlamda. Ama edebiyat, şiir cenahına ilk kez oluyor sanırım. Bu yeni bir başlangıç mı acaba diye de düşünmüyor değilim. Fadıl Öztürk’ün bu gözaltısı başka boyutlara, başka insanlara ulaşır mı ondan emin değilim. Ama bir şaire yönelmeleri edebiyat açısından da üzücü.”

    “TOPLUMDA ŞOK ETKİSİ YARATMIYOR”    

    Bu gözaltılara karşı toplumsal duyarlılık oluşturmaya çalıştıklarını kaydeden Nesimi Aday, özellikle sosyal medyada bir takım duyuru çalışmalarına başladıklarını belirtti. Toplumun her kesiminin bu anlamda saldırı altında olduğunu ifade eden Aday, “Bütün ötekiler, ötekileştirilenler, farklı dünya görüşünde olan insanlar, farklı etnik kimliklerde olan insanlar buna Kürtler, Aleviler dahildir, herkes saldırı altında olduğu için toplumda bir şok etkisi yaratmıyor bu tür gözaltılar ya da tutuklamalar.” dedi.

    “FADIL’A GÜÇLERİ YETMEYECEKTİR”

    Yazar Nesimi Aday son olarak şunları belirtti:

    “Fadıl Öztürk, 12 Eylül süreçlerinden geçmiş bir devrimci arkadaşımızdır. Uzun yıllar hapis yattı. Bu süreçleri yaşadı geçti. Buna da direnecektir. Fadıl’a güçleri bu anlamda yetmeyecektir. İktidarların hiçbir zaman sanatçılara gücü yetmemiştir. Tarih boyunca böyle olmuştur onlar hep yenilmiştir, sanatçılar yazarlar, şairler kazanmıştır hep.” (HABER MERKEZİ)

  • Şair-Yazar Fadıl Öztürk gözaltına alındı

    Şair-Yazar Fadıl Öztürk gözaltına alındı

    PİRHA- Dersim Araştırmalar Merkezi yöneticisi, Şair-Yazar Fadıl Öztürk, Artı Gerçek’teki yazıları dolayısıyla gözaltına alındı.

    Artı Gerçek yazarı, şair ve yazar Fadıl Öztürk sabah saat 06.30’da evine yapılan baskınında gözaltına alındı. Hakkında yakalama kararı olduğu belirtilerek gözaltına alınan Öztürk’ün, yazılarında “Örgüt propagandası” ileri sürüldü. Öztürk’ün hard disk, telefon, bilgisayar ve film arşivine el konuldu.

     İzmir Emniyet Müdürlüğü TEM Şubeye götürülen Öztürk’ün, Salı gününe kadar Adliyeye çıkarılmasının mümkün olmadığı iletildi.
  • Öztürk ve Tan’dan Perinçek’e tepki: Kürtlere ve Alevilere olan öfkeleri üzerinden varolmak istiyor

    Öztürk ve Tan’dan Perinçek’e tepki: Kürtlere ve Alevilere olan öfkeleri üzerinden varolmak istiyor

    PİRHA-Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, Dersim Katliamı’nı meşrulaştıran açıklamalar yapmasına tepki gösteren Şair-Yazar Fadıl Öztürk, Perinçek de, Kürtlere olan öfkeleri üzerinden var olmak isteyenlerden biridir” dedi. Yazar Abbas Tan da Perinçek’in siyasette her türlü oyunlar oynamasına rağmen başarılı olamamasını Alevilere bağladığını çok iyi bilmekteyiz dedi.

    Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, Seyit Rıza’nın ve arkadaşlarının idam edilmesini, Dersim Katliamı’nı savunup, “bütün devrimlerde aşırılıklar oldu” diyerek meşrulaştırmasına tepkiler sürüyor.

    Perinçek’in açıklamalarını PİRHA’ya değerlendiren Dersimli Şair -Yazar Fadıl Öztürk, “Perinçek’in Dersim soykırımı üzerinden yaptığı açıklamalar ondan beklenen ve bir anlamda kendini tekrar eden açıklamalardan öteye gitmeyen içerik taşımaktadır” dedi.

    “Perinçek de, Tayyip Erdoğan’la ittifak içine girmiş ordunun ensesine basılmış eski komutanları gibi Kürtlere olan öfkeleri üzerinden var olmak isteyenlerden biridir” diyen Öztürk, “Erdoğan’ı iktidarını sürdürmek için girdiği ittifaklar üzerinden cevaplamak normal görünse de, Perinçek’i muhatap almak, onu Dersim meselesini yeniden dolaşıma sokarak var etmeye hizmet eder düşüncesindeyim” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM’İN TAHRİBATA UĞRATILMIŞ SORUNLARI VAR”

    Şair-Yazar Fadıl Öztürk, Dersim’in çözülmemiş, hep gözardı edilmiş, üstü kapatılarak ertelenmiş ve ertelendikçe soldan sağa varıncaya kadar bir çok siyasal yapılarca tahribata uğratılmış sorunları olduğunu vurgulayarak, şunları ekledi:

    “Perinçek’in bakış açısını devletin red ve inkar bakış açısı içinde görmek ve ona göre cevap vermek lazım ama kendisi devlet katında, siyaseten sorunu çözen bir mevkide olmadığı için onu kenara itmek ve sorunun birinci derece sorumlularıyla muhatap olmak, eleştirmek, hak aramak gerekiyor, diyorum.”

    “PERİNÇEK BİR KEZ DAHA KİNİNİ KUSTU”

    Yazar Abbas Tan da, Doğu Perinçek’in Aleviler hakkında birçok kez açıklama yaptığına dikkat çekerek “Yaptığı her açıklamada içindeki kini kusan Perinçek, bir kez daha kinini kusmuştur. Siyasette her türlü oyunlar oynamasına rağmen başarılı olamamasını Alevilere bağladığını çok iyi bilmekteyiz. Aleviler Doğu Perinçek ve partisini tasvip etmediği için her fırsatta Alevilere saldırmayı marifet sanmaktadır. Dersim ve Aleviler hakkında gerçekleri bilmiş olmasına rağmen, gerçekleri saptırarak gündemde kalmak istemesi son derece gülünç ve basitliktir” dedi.

    “SİYASİ AHLAKSIZLIK BU”

    Perinçek’in Dersim Katliamı için “o bölgede eşkıyaların olduğunu” söylemesi ile siyasi ahlaksızlığını bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Tan “Dersim’de Perinçek’in dediği gibi değil, mücadele ruhu hakimdi. Binlerce yıldır Alevilere yapılan baskı, zulüm ve katliamların en büyük örneği 1925 ve 1938’de Dersim’de yaşanmıştır. Seyit Rıza’nın idamdan önce söylediği Perinçek’in kulaklarında çınlamış ki, ona geçmişte devrimcileri ihbar etmesinin altında ne kadar ezildiyse, bu söylemlerinin de altında ezilecektir” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ’38’de Dersim tanrının yeryüzündeki cehennemiydi’

    ’38’de Dersim tanrının yeryüzündeki cehennemiydi’

    PİRHA-Artı Gerçek yazarlarından Fadıl Öztürk, “38’de Dersim tanrının yeryüzündeki cehennemiydi” başlığıyla kaleme aldığı yazısında 1938 yılında Dersim Katliamı’nda yaşananlara vurgu yaptı. Öztürk, “Kadın, çocuk ve yaşlılar olarak çekildik meşe yapraklarının altına. Kar tutan, bulutu başına bağlayan ama öfke tutmayan dağların insafına sığındık. Dağların eteğinden tutunmuş biz ‘zavallıları’ ne ziyaretler, ne de dağlar kurtardı. Tanrısı terk etmiş kullar olarak, çocuklarımızın ölüsünü gözyaşlarımızla yıkadık” diye belirtti.

    Seyit Rıza’nın idam edilişinin ve arkadaşlarının katledilmesinin 80. yıl dönümünde Artı Gerçek Yazarı Fadıl Öztürk “38’de Dersim tanrının yeryüzündeki cehennemiydi” başlıklı yazısında 38’de Dersim Katliamı’nda yaşananları bütün çıplaklıklığıyla ele aldı.

    İşte yazıdan bir bölüm:

    “BİR GÜN ANKARA’DAN O SUYU KUŞATMAYA GELDİLER”

    Kaçarken geride bıraktıkları ölülerden öğrendik. Alınlarını taşıyan kaşlarıyla aynen bize benziyorlardı. Yüzleri vardı, anneleri tarafından öpülmüş çocuk yüzleri. Biz o yüzde suda yaşayan insanlardık, dağlar solungaçlarımız, kuşlar hava kabarcığımızdı. Bir gün Ankara’dan o suyu kuşatmaya geldiler. İmparatorlukları suda erimiyor, örste dövülmüyordu. Dualarımıza sığındık, insafın sınırlarını bile aşıyordu öfkeleri. Kandan bir gömleği geçirip gencecik insanların bedenlerine, “gidin öldürün, ölün!“ diyorlardı. Bizi de kendilerine benzeterek, kanlıları yapmak istiyorlardı. Olmadık! Yeri gelince yaralarını yaramız gibi sarıp, hayatlarına geri yolladık onları.

    “ÇOCUKLARIMIZIN ÖLÜSÜNÜ GÖZYAŞLARIMIZLA YIKADIK”

    Kadın, çocuk ve yaşlılar olarak çekildik meşe yapraklarının altına. Kar tutan, bulutu başına bağlayan ama öfke tutmayan dağların insafına sığındık. Dağların eteğinden tutunmuş biz ‘zavallıları’ ne ziyaretler, ne de dağlar kurtardı. Tanrısı terk etmiş kullar olarak, çocuklarımızın ölüsünü gözyaşlarımızla yıkadık. Kaçarken geride bıraktıkları ölülerden öğrendik. Alınlarını taşıyan kaşlarıyla aynen bize benziyorlardı. Yüzleri vardı, anneleri tarafından öpülmüş çocuk yüzleri… El, ayak parmak sayılarımız birbirinin aynıydı. Bazılarının parmaklarında yüzükleri vardı. Geri dönmezlerse ardından ağlayacak sevgilileri olduğunu tam orada anladık ve yüzlerini gün doğumuna çevirerek, ölülerimiz gibi, onları o yüzükleriyle gömdük…

    “ACI BİZİ BİZ İNSANLIĞIMIZI HİÇ TERK ETMEDİK”

    Bir farkımız vardı onlardan. Bizim parmaklarımız hayata, onların parmakları bir emirle tetiğe uzanıyordu. Damarlarında dolaşan kan bizim damarlarımızdan akanla aynı renkteydi. Bir anne sütüyle büyütmüştü onları, bizi büyüten anneler gibi bembeyaz. Ama devlet ölüme yolluyordu onları. Orada kendi kardeşlerimizi gömer gibi acıyla gömdük onları. Perşembenin boynu akşama eğilip, karanlık dünyamıza egemen olurken, mezarları gören pencerelerimize bütün ölmüş ve öldürülmüşler için de bir mum yaktık. Acı bizi, biz insanlığımızı hiç terk etmedik. İndirilmiş bütün kitapların satır aralarında mezarlar varken ve biz onların tersine yüzümüzü ışığa dönmüş, ateşi hiç söndürmemişken, bedenlerimizi ruhumuz gibi kötülükten arındıran nefisken, neden kimse imdat çığlığımızı duymadı ve neden sesimiz ateş değil, kül olup döküldü? Ya Düzgün Baba, ya Munzur Baba, ya Sultan Xıdır, neden bizi kendi yurdumuzda terk ettiniz. Bir başka yurdu istilaya mı gittik, bir başak diyarı esir tutup, kılıçtan mı geçirdik?

    “ÇIT ÇIKMASIN DİYE EMDİKLERİ MEMEYE BAŞLARI BASTIRILARAK BOĞULDU BEBELERİMİZ”

    Hayat bir gömlekti üstümüzde, canımızdan dokunmuş ipekten bir kumaştı hayat. Oğullarımızın acısıyla soyunduk ölüm ölüm çıplak kaldık, kızlarımızın kendini suya atmasıyla yıkadık ağıtları, çıt çıkmasın diye emdikleri memeye başları bastırılarak boğuldu bebelerimiz. Xade sana sığınmıştık, dağına, taşına. Bilirim, sana karşı nefreti büyütürsem ot bitmez çöl olur yüreğim. Annelerin sütü geçiyor önümüze. Bilirim, mevsim değişecek ve sen bir çiçeğe yeniden hayat verirken oğul ve kızlarımızın bedeninden kurşunu alıp, onlara yeniden hayat veremeyeceksin. Bu kimin acısıdır bize giydirdin, bu kimin şivanıdır ki getirip kapımıza döktün? Derdimdir, yaktı beni, görmedin, duymadın. Bilmem nedendir bizden yüz çevirdin. Senin indiğin yerden çıksam katına, figanım hiç bir kuşu ürkütmeden dalından, sadece senin duyacağın biçimde, bir dua fısıltısıyla, söyle! Yolunda yalın ayak yürüdüğüm; Bu nasıl bir Kerbela? Yalvarırım, beni dilsiz bırakma! Seyid döndü ve dedi ki, ‘Eyvah! Artık otlar, çiçekler de aleyhimde şahitlik ediyorlar. Çocuğunu dişiyle taşıyan ana, benden teslim olmamı bekleme. Kurtulacağınızı bilsem, o an yıkanır, bembeyaz bir kefen giyip öyle gider veririm hesabımı ulu divana… Değil!.. Dünya artık nimet değil, eziyettir bana. Biliyorum, akıbetim ip olacak ben zavallı Rızo’ya.

    38’de Dersim tanrının yeryüzündeki cehennemiydi…

    Ey tanrı!..
    Bizi dağların kavmi olarak verdiysen yeryüzüne,
    neden dağların da senin gibi yüz çevirdiler bize?..