Etiket: faili meçhul

  • Cumartesi Anneleri 1075’inci haftada: Dargeçit kayıpları için adalet istiyoruz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1075’inci haftada: Dargeçit kayıpları için adalet istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1995 yılında Mardin’in Dargeçit ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen sekiz kişi için adalet talebini yineledi. Galatasaray Meydanı’nda 1075’inci haftasında bir araya gelen kayıp yakınları, Yargıtay’a çağrıda bulunarak, Dargeçit davasında “adaletin önünü açacak bir karar” verilmesini istedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek için 1995 yılından bu yana eylemlerini sürdüren Cumartesi Anneleri, bu hafta da karanfiller ve kayıpların fotoğraflarıyla meydandaydı. Basın açıklamasını kayıp yakını Maside Ocak okudu.

    Ocak, Dargeçit’te 29 Ekim–8 Kasım 1995 tarihleri arasında gerçekleştirilen ev baskınlarında gözaltına alınan dört çocuk, iki lise öğrencisi ve iki kadının da aralarında bulunduğu çok sayıda kişiden sekizinin bir daha geri dönmediğini hatırlattı.
    “12 yaşındaki Davut Altunkaynak, 13 yaşındaki Seyhan Doğan, 16 yaşındaki Nedim Akyön, 19 yaşındaki Mehmet Emin Aslan, 20 yaşındaki Abdurrahman Olcay, 21 yaşındaki Abdurrahman Coşkun ve 57 yaşındaki Süleyman Seyhan’dan bir daha haber alınamadı” dedi.

    “KUYULARDAN ÇIKAN KEMİKLERİMİZ DELİL SAYILMADI”

    Maside Ocak, Süleyman Seyhan’ın 6 Mart 1996’da işkenceyle katledilmiş halde bulunduğunu belirterek, yıllar süren başvurular sonucunda 2012–2015 yılları arasında yapılan kazılarda, kayıpların kemiklerine askeri bölgedeki kuyularda ulaşıldığını söyledi. Ancak açılan davada 18 failin beraat ettiğini hatırlattı:
    “Tanık beyanları ve deliller sanıkların sorumluluğunu açıkça ortaya koymasına rağmen, mahkeme 4 Temmuz 2022’de ‘kesin ve inandırıcı delil yok’ diyerek beraat kararı verdi. Kuyulardan çıkan kemiklerimiz, yaşadığımız ağır işkence, şahitliğimiz yeterli delil olarak görülmedi.”

    “YARGITAY ADALETİN ÖNÜNÜ AÇSIN”

    İstinaf başvurusunun 7 Mayıs 2024’te reddedildiğini belirten Ocak, Yargıtay’ın henüz karar vermediğini söyledi.
    “Kaç yıl geçerse geçsin, kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” diyen Ocak, Yargıtay’a çağrıda bulunarak Dargeçit davasında adaletin sağlanması gerektiğini vurguladı.

    Eylem, Cumartesi Anneleri’nin gözaltında kaybedilenler için Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakmasıyla sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Meclis’te gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun!’-VİDEO

    ‘Meclis’te gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun!’-VİDEO

    PİRHA – 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda mücadele yürüten Cumartesi Annesi İkbal Eren, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarıya ulaşması için hükümetin samimi olması gerektiğini söyledi. Eren, “Meclis komisyonu gerçekten demokrasinin tecellisi için çalışacaksa, özellikle gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun” diye konuştu.

    Hayrettin Eren 21 Kasım 1980’de İstanbul Saraçhane’de aracıyla birlikte gözaltına alınıp Karagümrük Karakoluna götürüldü. Ertesi gün Eren’in arkadaşının aileye haber vermesi ardından baba ve anne, Karagümrük Karakoluna gitti. Karakoldaki görevliler, Hayrettin Eren’in İstanbul Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü söyledi. Gayrettepe’ye giden aileye, oğullarının orada da olmadığı söylendi.

    Tekrar Karagümrük Karakoluna dönen aileye bu kez Hayrettin Eren’in, hiç gözaltına alınmadığı söylendi. Hayrettin Eren’in kullandığı araç, birçok kişi tarafından Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü otoparkında görülse de sonrasında bu bilgi de karşılık bulmadı. Ardından, aracın da izine rastlanılmadı. Aile tarafından yapılan suç duyurusu üzerine Askeri Savcılık tarafından başlatılan soruşturma neticesinde “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararı verildi.

    Hayrettin Eren dosyası da tıpkı diğer binlerce faili meçhul olayındaki gibi hiç açılmadan karartıldı. Eren ailesi, dönemin baskıcı rejimi sebebiyle yaşadıkları konusunda bir kamuoyu da oluşturamadı.

    Aradan 15 yıl geçmişti ki Galatasaray Meydanından yükselen sese Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren de dahil oldu. Cumartesi Anneleriyle birlikte tam 30 yıldır mücadele yürüten İkbal Eren, 20 Ağustos’ta da TBMM’de oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda konuştu. Barış ve Demokratik Toplum Süreciyle birlikte ilk kez TBMM çatısı altında dinlenen kayıp yakınları, yeni süreçle birlikte karanlık dönemin de perdelerinin açılmasını ümit ediyor.

    HAYRETTİN EREN İÇİN HİÇ HUKUK İŞLEMEDİ”

    İkbal Eren ile Cumartesi Anneleri’nin 1072. hafta eyleminin yapıldığı gün, Galatasaray Meydanı’nda buluştuk. Elinde kırmızı karanfil ve Hayrettin Eren’in portresini taşıyan İkbal Eren, kayıpları ardından gelinen süreci şu sözlerle özetledi:

    “1980 darbe dönemiydi. Kamuoyu oluşturamadık. Çünkü gazetelerde dahi bir haber yapamıyorduk. Hayrettin Eren’in gözaltına alındığı hep inkar edildiğinden kesinlikle ne bir dava açıldı ne de hukuksal bir süreç işledi. Babamın ve avukatlarımızın vermiş olduğu dilekçeler işleme konulmadı. Oysa beş tanık vardı. ‘Hukuki ne gibi girişimler yapıldı?’ diye sorduk ancak Hayrettin Eren için hiç hukuk işlemedi.”

    “FAİLİ MEÇHULLERİ BİLMEYEN VEKİLLER VARDI!”

    Cumartesi İnsanı İkbal Eren, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair de görüşlerini paylaştı. İkbal Eren, Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri ve Tahir Elçi Vakfı’nın, barışın sağlanması adına faili meçhullerin araştırılması için Meclis’e yaptığı önerilerin de karşılık bulması gerektiğini vurguladı. Meclis komisyonunda yaptıkları konuşmalar sebebiyle kimi milletvekillerinin “çok şaşırarak” dinlediğini belirten Eren, şunları aktardı:

    “Komisyondan çağrı geldi ve biz görüştük, dinlendik. Taleplerimizi orada ilettik. Hem Türkiye’de gözaltında kaybetmenin ne olduğunu, nasıl başlayıp devam ettiğini anlattık. Bazı milletvekilleri hiç bilmiyordu ne yazık ki. Galatasaray Meydanı ya da Cumartesi Annelerini duymuş olsalar bile ne olduğunu bilmiyorlardı gerçekten. Çok şaşıranlar oldu.

    Bizim bu komisyondan talebimiz şuydu; komisyon gerçekten samimiyse bu ülkede demokrasinin tecellisi için çalışacaklarsa bir komisyon kurulmalı. Hakikat ve Adaleti Araştırma Komisyonu! Özellikle gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun. Bu komisyon sadece Meclis çatısı altında, milletvekillerinden oluşan bir komisyon değil; bilim insanları, antropologlar, Cumartesi Anneleri, Tabipler Birliği’nden veya ilgili bilim insanlarının da olduğu bir komisyon olmalı. Gözaltında kaybedilen insanların akıbetinin araştırılıp, sorumluların yargılanması talebimiz var. Hakça bir yargılama talep ettik. Ama bunun için komisyonun gerçekten samimi olması gerekiyor. Yani ‘Yaptım oldu. Bak ben bir girişimde bulundum’ görüntüsü vermek yerine, gerçekten eğer samimiyseler bizim bu taleplerimizi yerine getirirler. İnanmak istiyorum ama çok da umutlu olduğumu söyleyemem.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1043. haftasında Hasan Ocak’ın akıbeti soruldu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1043. haftasında Hasan Ocak’ın akıbeti soruldu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 1043. haftada 1995’te gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Ocak için adalet istedi. Maside Ocak “30 yıldır işlemeyen adaletsizlik, hukuksuzluk nasıl anlatılır, nasıl dayanılır. Biz Hasan’ın fotoğraflarında gördüğümüz yaralarına karanfil basarak geldik. O yaralar bizim yaralarımız oldu, her gün kanamaya devam etti. Yaralarımız kanadıkça Hasan’ı unutmuyoruz. Unutmayacağız, affetmeyeceğiz, vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerinin yargılanması talebiyle 21 Mart 1995 yılından bu yana İstanbul Taksim’deki Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri, 1043’üncü haftada 34 yıl önce gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Ocak için adalet istedi.

    Galatasaray Meydanı’ndaki 1043’üncü eylemde, 34 yıldır gözaltına alındığı inkar edilen Hasan Ocak’ın akıbetinin açıklanması ve adaletin sağlanması talebiyle buluştuklarını belirten ailelerin yaptıkları açıklamada, şunlar ifade edildi:

    HASAN OCAK İÇİN ADALET İSTİYORUZ

    “1043. haftasında kendisinden olmayanı düşmanlaştıran zihniyetin gözaltında kaybettiği Hasan Ocak için adalet istiyoruz.

    Sosyalist kimliğiyle tanınan 30 yaşındaki Hasan Ocak, atanmayı bekleyen bir öğretmendi. Bu süre zarfında Beyazıt’taki bir iş hanında çay ocağı işletiyordu. 21 Mart 1995 günü akşam saatlerinde işyerinden ayrıldı. Annesini telefonla arayarak, “Balık getireceğim, akşam için yemek hazırlama” dedi. Ancak Hasan ne o akşam ne de sonrasında bir daha Avcılar’daki evine dönemedi.

    Hasan’dan haber alamayan ailesi, onun gözaltına alındığını öğrendi. Ancak emniyet bu durumu ısrarla inkâr etti. Aile, savcılığa başvurmasının ardından İstanbul Emniyeti, İstanbul Valiliği, TBMM, Başbakanlık, ilgili bakanlıklar, hastaneler ve Adli Tıp Kurumu nezdinde yoğun girişimlerde bulundu.

    Oluşan kamuoyu baskısı sonucunda, dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir yaptıkları açıklamalarda “Hasan Ocak’ın gözaltında olmadığını ve suçlu olarak aranmadığını” ifade etti.

    Ancak gerçekler farklıydı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında bulunan iki kişi, Hasan’ı şubede gördüklerini; iki kişi ise Hasan’ın ismini emniyetteki parmak izi listesinde okuduklarını belirtti. Ayrıca, Newroz nedeniyle gözaltına alınan bir başka tanık da şubede bir hareketlilik olduğunu, polislerin kendi aralarında “Hasan Ocak getirildi” dediklerini duyduğunu ifade etti.

    58. GÜNÜN SONUNDA KİMSESİZLER MEZARLIĞINDA BULUNDU

    Ailenin ısrarlı arayışı 58 gün sürdü. Sonunda, Hasan Ocak’ın ağır işkence izleri taşıyan bedeni, “meçhul kişi” olarak defnedildiği Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda bulundu. Olay yeri tutanağında, Hasan’ın üzerinde kimliğinin, kemerinin, saatinin, ayakkabı bağcıklarının bulunmadığı; parmaklarında ise mürekkep lekeleri olduğu kaydedilmişti. Bu detaylar, onun gözaltına alınan kişilere uygulanan rutin işlemlerden geçtiğinin açık kanıtıydı.

    Durum o kadar netti ki, dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu, yaptığı açıklamada “Ocak’ı konuşturmak için gözaltına aldılar. Orada uygulanan işkence ve darptan sonra öldürülüp Beykoz’a atıldı” diyerek, Ocak Ailesinden ve toplumdan özür diledi.

    İÇ HUKUK YETERSİZ KALDI

    Ne var ki, ailenin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. 2004 yılında AİHM, Hasan Ocak’ın kaybedilmesi ve ölümüne ilişkin yeterli ve etkin bir soruşturma yürütülmediğine hükmederek, Türkiye’yi mahkûm etti.

    Buna rağmen, iç hukukta dosya kovuşturma aşamasına dahi geçemedi. Hasan Ocak dosyası, uluslararası sözleşmeler ve anayasa ile güvence altına alınmış hakları ihlal eden, etkin soruşturma ve kovuşturma yükümlülüklerini yerine getirmeyen yargı mensupları tarafından Beykoz Adliyesi’nin tozlu raflarında zamanaşımına terk edildi.

    Hasan Ocak’ın gözaltında kaybedilişinin 30. yılında, bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz: Uluslararası teamüllere uyun. Dosyayı, insanlığa karşı işlenen suç kapsamında değerlendirin. Zamanaşımını işletmeyin. Etkin bir soruşturma ve kovuşturma yürütme görevinizi yerine getirin.

    Kaç yıl geçerse geçsin; tüm kayıplarımız için, Hasan Ocak için adalet istemekten ve devleti evrensel hukuk normlarına uymaya çağırmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Ocak ailesi adına Ali Ocak ve Maside Ocak konuştu. Ali Ocak, 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda ve tüm mücadele alanlarında adalet ve hakikat istediklerini vurgulayarak, “Etkin soruşturmalar yürütülerek yüzleşilmesini istiyoruz. Cezasız kalan suçlar toplumu çürüttü. Kaç yıl geçerse geçsin hakikatin peşinde, kayıplarımızı bulmak için mücadele edeceğiz” dedi.

    Maside Ocak da, 88 yaşında olan Emine Ocak’ın selamlarını ileterek başladığını konuşmasında, “Her zaman oturduğu yerde olamamak üzüntü kaynağı. Annem ‘Ben size Galatasaray’ı böyle emanet etmedim’ diyerek sitemlerini iletti. 30 yıldır işlemeyen adaletsizlik, hukuksuzluk nasıl anlatılır, nasıl dayanılır. Biz Hasan’ın fotoğraflarında gördüğümüz yaralarına karanfil basarak geldik. O yaralar bizim yaralarımız oldu, her gün kanamaya devam etti. Yaralarımız kanadıkça Hasan’ı unutmuyoruz. Unutmayacağız, affetmeyeceğiz, vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından kayıplar için karanfiller bariyerlerin ardındaki anıta atıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • PSAKD Sultangazi Şubesi: Hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz!

    PSAKD Sultangazi Şubesi: Hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz!

    PİRHA-Gazi Katliamı’nın 30. yıldönümüne dair açıklamada bulunan PSAKD Sultangazi Şubesi ve Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, “Katliamın 30. yılında payımıza düşen hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz. Mücadelemiz katliamlarla hesaplaşılan, kurumsal adaletsizliğin sona erdiği ve hak gasplarının olmadığı demokratik ve özgür bir ülkeyi kurma mücadelesidir” dedi.

    12 Mart 1995 tarihinde çoğu polis kurşunuyla 22 kişinin öldürüldüğü katliamın üzerinden 30 yıl geçti. Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumluları hala cezalandırılmadı.

    Gazi Katliamı’nın 30. yıldönümü dolayısıyla yazılı açıklamada bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sultangazi Şubesi ve Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, “Katliamın 30. yılında payımıza düşen hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz. Mücadelemiz katliamlarla hesaplaşılan, kurumsal adaletsizliğin sona erdiği ve hak gasplarının olmadığı demokratik ve özgür bir ülkeyi kurma mücadelesidir. Kimsenin dili, dini ve inancından dolayı asimilasyon ve ayrımcılığa uğramadığı, halkın ancak “bir harmandalında bir de dost sofrasında diz kıracağı” eşit, onurlu ve adil bir gelecek istiyoruz” dedi.

    Aktaş, Gazi Katliamı’nın 30’uncu yılı vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

    GAZİ MAHALLESİ, İKTİDARLARIN HEDEFİNE MARUZ KALAN BİR YER

    “12 Mart 1995 akşamı Alevilerin yoğun olarak gittikleri kıraathanelere, İsmetpaşa Caddesi boyunca ilerleyen bir taksinin içindeki tetikçiler tarafından otomatik silahlarla ateş açıldı. Onlarca insanın yaralandığı ilk saldırıda Halil Kaya isimli yaşlı bir insanımız hayatını kaybetti.  Egemen güçlerin “1000 operasyon yaptık’ dediği 90’lı yıllarda sistematik bu politikalardan payına düşeni fazlasıyla alan mahallede halkın kabaran öfkesi, 12 Mart akşamı kitlesel olarak sokağa çıkmasıyla karşılığını bulacaktı. Alevi hassasiyetinin diri, politik duyarlılığın güçlü olduğu ve kuruluşundan beri sol-demokratik muhalefetin varlık gösterdiği Gazi mahallesi, iktidarların çeşitli bahanelerle saldırganlığına maruz kaldı.

    YOK ETMEK İSTEDİKLERİ DAYANIŞMA BİLİNCİ, ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜ

    12 Mart 1995’e gelene kadar gözaltılar, gözaltında katledilmeler, işkence ve yaygın tutuklamalarla örülü çok yönlü saldırılara muhatap olan mahallede yılların getirdiği bir birikim söz konusuydu. Devleti zor araçlarıyla tanıyan, barınma, elektrik, su ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını imece usulü dayanışmayla sağlayan yoksul bu gecekondu mahallesinde halkın dağıtılamayan örgütlülük düzeyine cevap; sivil-resmi güçlerin birbirini koşullayan pratik üzerinden kullanıldığı katliamla verildi. Gazi halkı o gün haklı olarak saldırının ardından taranan kıraathaneler ile Cemevinin önünde toplanarak yaşanan kontrgerilla saldırısından egemen güçleri sorumlu tuttu. Tam da yok etmek istedikleri dayanışma bilinci ve kültürüyle yoğrulan halkın tepkisi 12 Mart akşamı ete kemiğe büründü, halk yaralarını sarmak için yan yana geldi. Sokağa çıkan insanlar ‘artık yeter’ diyor, katillerin kim olduğunu bilerek tepkisini dile getiriyordu.

    “MARAŞ’I, SİVAS’I DENEYİMLEYEN HALKIN MAHALLESİNİ SAVUNMAKTAN BAŞKA SEÇENEĞİ KALMAMIŞTI”

    12 Mart akşamı başlayan operasyonel yönelim sonrasında Susurluk kazası ile ortaya saçılan çete-polis-siyaset üçgeniyle birlikte değerlendirilmeli. Hiç kuşkusuz ki Gazi’de katleden Susurluk devleti, direnen halktı. Kontrgerilla saldırısının ardından cadde üzerinde toplanan mahalle halkına panzer ve resmi araçlardan açılan ateş sonucu Mehmet Gündüz’ün hayatını kaybetmesi gerçekleşen saldırıların organize olduğunun ilanıydı. Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarını deneyimleyen Alevi halkımızın bu noktadan itibaren mahallesini savunmaktan başka bir seçeneği kalmamıştı. Süren katliamın son bulması, cenazelerin verilmesi, yaralıların tedavilerinin yapılması, sokağa çıkma yasağının kaldırılması ve saldırı amaçlı mahallede bulunan kolluk kuvvetlerinin geri çekilmesini talep eden, mahallesini savunan halkın bu taleplerine verilen cevap; yeni Maraş’lar ve Sivas’lar yaratma tehdidiyle halkın daha çok kanının dökülmesiydi. Mahallenin her bir sokağı katliamcıları durdurmaya çalışan halkın direnişine tanıklık ederken, canlarımızda ardı ardına toprağa düştü. Sezgin Engin, Dilek Şimşek, Zeynep Poyraz, Fadime Bingöl, Hasan Gürgen… Katliamın bilançosu ağırlaşırken korku ve teslimiyet değil, dalga dalga büyüyen direniş gelişmelere rengini veriyordu.

    SİVAS’I YAKANLAR, GAZİ’DE KURŞUNLAR YAĞDIRDI

    2 Temmuz 1993 Sivas ve Gazi katliamları arasında devamlılık ilişkisi vardır. Mahalle halkının katliam için harekete geçen resmî güçlere karşı günlerce cansiperane direnmesinin nesnel faktörlerinin başında Sivas’ta gerçekleşen katliam sonrası büyüyen duyarlılık olduğunu vurgulamalıyız. 2 Temmuz 1993 tarihinde, Pir Sultan Abdal etkinliğinde, Sivas Madımak Oteli’nde 8 saat boyunca kuşatılan, gerici-faşist odaklar tarafından hunharca katledilen 33 insanımız acısı Gazi’de yaşayan halkın yüreğini yakıyor, 2 yıl önce Sivas’ta Alevilere yönelik örgütlenen katliamın 2 yıl sonra kendi mahallelerinde tekrarlanacağı öngörüsü, genç-yaşlı halkın günlerce direnmesini koşulluyordu. Halkın öngörüsü ne yazık ki topyekûn saldırganlıkla somut bir vaziyet aldı. Dünyanın gözü önünde, Sivas’ta yakarak katledenler, Gazi ve Ümraniye 1 Mayıs mahallelerinde kurşunlar yağdırarak, sokakları işkencehaneye çevirerek katletti.

    SİVAS’TA ÖRGÜTLENEN KATLİAM RESMİ KUVVETLER ELİYLE HEDEFE ULAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYORDU

    Gazi, 2 Temmuz 93’te gerici-faşist odaklar üzerinden Sivas’ta örgütlenen katliamın 2 yıl sonra bu defa resmi kuvvetler eliyle hedefine ulaştırılması aşamasıydı. Gazi’de yaşayan halkın inançsal ve toplumsal kimliği neden hedef seçildiğini açıklar. Mahallede özellikle Sivas’tan göç eden Alevilerin genel toplam içinde en kalabalık orana sahip olması dikkate değerdir. 2 Temmuz 93 tarihinde kışkırtılan güruhların örgütlü katliamına dönüşen ‘Alevi nefreti’ hangi bakış açısının ürünüyse, 12 Mart 95 tarihinde Gazi’de halka yönelen sistematik saldırı aynı bakış açısıyla örtüşüyordu. Her iki bağlantılı katliam mevcut toplumsallığın muhalif karakterini zayıflatma ve korku paradoksu altında teslimiyet göstermesinin istendiği projenin 90’lı yıllara uyarlanan yüzüdür.

    GAZİ’DE BAŞLAYAN DİRENİŞ PROTESTOLARA DÖNÜŞTÜ

    12 Mart akşamı Gazi’de başlayan katliam saldırısı ve halkın direnişi, önce İstanbul’un diğer mahallelerini etkisi altına aldı, sonra ülke genelinde büyük protesto yürüyüşlerine dönüştü. 15 Mart günü Ümraniye-1 Mayıs Mahallesinde katliamı protesto eden mahalle halkının üzerine Gazi’de olduğu gibi ateş açıldı, burada 4 insanımız katledildi. 12-15 Mart 95’ günleri arasında sokaklarda kurulan barikatların ardından duyulan tok ses; ‘ölmek var, dönmek yok!’ şiarıydı. Pir Sultan Abdal’ın “dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan!” sözü halkın bilinç öğelerine yön veriyordu.

    “22 POLİS’TEN 18’İ DELİL YETERSİZLİĞİNDEN BERAAT ETTİRİLDİ”

    Dönemin iktidarı gerçekleri çarpıtıp teyakkuz halinde Alevilere saldırırken, beklemediği oranda büyüyen halkın direnişini bastıramamanın zorunluluğuyla geri adım attı, 3. günün ardından katlettiği insanların cenazelerini ailelerine teslim etti ve aracılar vasıtasıyla halkın patlayan öfkesini soğutmanın yollarını aradı. 19 kişinin katledildiği, 427 kişinin yaralandığı Gazi katliamı sonrası açılan davalar ‘cezasızlık’ politikasına hizmet etti. Katliamın gerçek faili dönemin iktidarı kullandığı tetikçileri koruyan tavrını mahkeme safhası boyunca devam ettirdi. Halkı katleden polis memurları hakkında açılan dava ‘güvenlik’ gerekçesiyle İstanbul’da görülen ilk duruşmanın ardından Trabzon’a kaçırıldı. 5 yıl süren davanın duruşmalarına katılmak için Trabzon’a giden aileleri taşıyan otobüslere yönelik taşlı-sopalı saldırılar yaşandı. Haklarında dava açılan 20 polis memurundan 18’i “delil yetersizliği” iddiasıyla beraat ettirildi. Yargılanan, 5 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan, 2 polis memuruna kamera kayıtları ve mağdurların teşhisine rağmen 6 yıl 8 ay ile 3 yıl 9 ay gibi mahkumiyet cezaları verildi. Yargıtay, ceza alan bu 2 sanık hakkında “Haklarında adam öldürmeyle ilgili net bir açıklığın olmadığı” gerekçesiyle bozma kararı verdi. Tekrar eden dava sonucunda göstermelik cezalar verilen 2 sanıkta aklandı.

    DÖNEMİN YÖNETİCİLERİ HAKKINDA YARGILANMA İSTEĞİ TALEP BULMADI

    Yakınlarını kaybeden aileler ve Alevi kurumları, Gazi-Ümraniye katliamının gerçek sorumluları olarak gördükleri dönemin Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’in yargılanmalarına dönük talepleri karşılık bulmadı, sürecin her aşamasında adaletsizlik dayatıldı.

    GAZİ MAHALLESİ İKTİDARLARIN GÖZÜNDE “POTANSİYEL TEHDİT UNSURU” OLARAK GÖRÜLDÜ

    Sonraki yıllarda da Gazi mahallesi iktidarların üzerinde mutabık kaldığı ‘potansiyel tehdit unsuru’ olarak görülmeye devam etti, ‘toplum mühendisliği’ kapsamında ‘sopanın’ gösterildiği başlıca alanlardan biri oldu. Türkiye yakın tarihini irdelendiğinde iktidar kliklerinin Gazi üzerinden Alevi nefretini güncelledikleri görülür. Bununla birlikte sol-sosyalist muhalefete dönük tasfiye içerikli politikalar ağırlıkla mahallenin hedef tahtası hali getirildiği dezenformasyon zemini üzerinden pratik geçerlilik kazandı.

    30 YILA RAĞMEN MUHALİF KARAKTERİYLE DURMAYI SÜRDÜRDÜ

    Aradan geçen 30 yıl kaçınılmaz olarak mahallede yapısal farklılaşmaya yol açtı. 30 yıl önce gecekondu yoğunluklu ve demografik açıdan daha homojen bir yerken, bugün kentleşme olgusuna göre kabuk değiştiren ve ciddi anlamda nüfusu artan bir semt haline geldi. Artık Gazi dediğimizde bir mahalleye değil, dört mahallenin toplamına vurgu yapıyoruz. Ancak konjonktürün doğurduğu handikaplara, kuşatma siyaseti ve yozlaştırma saldırılarına rağmen bugünde muhalif karakteriyle anılması gerektiğine not düşmeliyiz. Mahallemiz hak ve özgürlükler mücadelesinde egemenleri rahatsız eden, muhalefet alanına güç veren aktif tutumunu konuşturmasını bildi, çoğu zaman ön açıcı oldu.

    “KARANLIĞI DAYATANLAR TARİHİN BU EVRESİNDE AYDINLIĞA ULAŞMAMIZI ENGELLEYEMEZ”

    Katliamın 30. yılında payımıza düşen hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz. Mücadelemiz katliamlarla hesaplaşılan, kurumsal adaletsizliğin sona erdiği ve hak gasplarının olmadığı demokratik ve özgür bir ülkeyi kurma mücadelesidir. Kimsenin dili, dini ve inancından dolayı asimilasyon ve ayrımcılığa uğramadığı, halkın ancak “bir harmandalında bir de dost sofrasında diz kıracağı” eşit, onurlu ve adil bir gelecek istiyoruz. Güncelde emperyal müdahaleler sonucu Suriye’de iktidara taşınan selefi İslamcı çetelerin Alevilere karşı gerçekleştirdiği katliamlara tanıklık ederken; geçtiğimiz günlerde Sivas katliamı davasından hükümlü olarak cezaevinde bulunan katillerin serbest bırakıldığını öğrendik. Yaralarımızı kanatan, karanlığı dayatanlar tarihin bu evresinde aydınlığa ulaşmamızı engelleyemez. Hak ve haklı olmanın ışığıyla yürüyüşümüz devam ediyor.”

    Aktaş, konuşmasının sonunda şunları aktardı:

    “30. yılında Gazi-Ümraniye katliamında kaybettiğimiz Halil Kaya, Hasan Gürgen, Ali Yıldırım, Mehmet Gündüz, Dinçer Yılmaz, Zeynep Poyraz, Dilek Şimşek, Sezgin Engin, Genco Demir, Fevzi Tunç, Fadime Bingöl, Reis Kopal, Mümtaz Kaya, Hakan Çabuk, Hasan Ersizer, İsmihan Yüksel, İsmail Baltacı ve Hasan Puyan’ı saygıyla anıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Cumartesi Anneleri, Abdülmecit Baskın için adalet istedi – VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Abdülmecit Baskın için adalet istedi – VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri’nin 1018. hafta eyleminde, 1993 yılında Ankara’da ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından kaçırılıp kaybedilen Abdülmecit Baskın için adalet istendi. Babası Mecit Baskın’ı kaybettiğinde 9 yaşında olduğunu dile getiren Melek Baskın, “Babamın otopsi raporunu okudum. Bu benim için çok büyük travmaydı. Bugün buraya oğlumla beraber geldim. Biz çocuklarımızın saçının teline kıyamazken, onları her şeyden korurken ben babamın otopsi raporunu okuyarak büyüdüm. Babam gibi katledilen bütün insanlar için adalet istiyorum” dedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlatılan Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1018. haftada devam etti.

    Galatasaray Meydanı’nda yapılan basın açıklamasında, 1993’te Ankara Altındağ’da Nüfus Müdürü iken Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından kaçırılıp kaybedilen Abdülmecit Baskın için adalet istendi.

    1. hafta buluşmasının basın açıklamasını, gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu.

    “AYHAN ÇARKIN’IN İTİRAFLARI SONRASI DAVA AÇILDI”

    Tosun, 41 yaşındaki 3 çocuk babası Abdülmecit Baskın’ın Ankara Altındağ Nüfus Müdürüyken 30 Eylül 1993’te, makamından çıktıktan sonra özel harekat polisleri tarafından gözaltına alındığını ifade ederek şöyle devam etti:

    “Gözaltına alındığı inkar edilen Baskın’ın, 3 Ekim 1993 tarihinde sorgulandıktan sonra ateşli silahla öldürülmüş, elleri arkadan bağlı cansız bedeni bir çiftçi tarafından Gölbaşı mevkiinde bulundu. Ailenin başvurusu üzerine başlatılan soruşturma etkin bir biçimde yürütülmedi.

    Dosya sürüncemede bırakıldı. Ancak, olaydan 18 yıl sonra, 26.03.2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadede, 1993 yılında Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin’in emriyle Abdülmecit Baskın’ı gözaltına aldıklarını ve Baskın’ın, özel harekat polisleri Ziya Bandırmalıoğlu ile Ayhan Akça tarafından öldürüldüğünü detaylarıyla açıkladı. Çarkın’ın emniyet, savcılık ve mahkeme nezdindeki beyanlarının, olay yerindeki yer ve mekan tarifleri ile birebir örtüştüğü, savcılık ve mahkeme kayıtlarına geçti. Çarkın’ın basına da yansıyan bu itiraflarının ardından, Abdülmecit Baskın ve Çarkın’ın beyanlarında isimleri geçen 18 kişiye ilişkin yeni bir soruşturma başlatıldı. Bu soruşturmanın sonucunda, 2014 yılında Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde aralarında Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Eken’in de bulunduğu 19 kişi hakkında, “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı örgütün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçundan dava açıldı.

    “MAHKEME, SANIKLARIN BERAATIYLA SONUÇLANDI”

    Mahkemede, dönemin üst düzey kamu görevlileri, söz konusu öldürmelerin devletin bilgisi dahilinde gerçekleştiğini beyan ederek detaylı açıklamalarda bulundular. Ayrıca, suçların kimler tarafından, hangi talimatlar doğrultusunda ve nasıl işlendiği mahkeme kayıtlarına geçti. Ancak kamuoyunda Ankara JİTEM davası olarak bilinen dava, 13 Aralık 2019 tarihinde tüm sanıkların beraatıyla sonuçlandı.

    “DAVA ZAMANAŞIMIYLA SONUÇLANDI”

    Yerel mahkeme tarafından verilen karara karşı aileler istinaf başvurusunda bulundu. 5 Nisan 2021 tarihinde, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi beraat kararını bozarak dosyayı Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Yeniden görülen davanın, 26 Mayıs 2023 tarihinde yapılan son duruşmada, istinaf mahkemesinin bozma kararına rağmen sanıklar tekrar beraat ettirildi. Mahkeme, gerekçeli kararı 14 Eylül 2023 tarihinde yazarak adeta dosyada zamanaşımı süresinin dolmasını bekledi. 10 yıllık yargılama sürecinde 41 hakimin ve 8 savcının değiştiği dava, zamanaşımıyla sonuçlandırıldı.

    Bir kısmına Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası düzenlemeler ve içtihada dayanarak söylüyoruz: Devletin dahil olduğu gözaltında kaybetme suçuyla ilgili yargılamalarda zamanaşımı uygulanamaz. Adli makamlar, siyasi etkilerden bağımsız bir biçimde Abdülmecit Baskın dosyasında adaleti sağlama görevini yerine getirmelidir. Kaç yıl geçerse geçsin; Abdülmecit Baskın için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten ve devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    MELEK BASKIN: BABAMIN OTOPSİ RAPORUNU OKUYARAK BÜYÜDÜM

    Babası Mecit Baskın’ı kaybettiğinde 9 yaşında olduğunu dile getiren Melek Baskın, “Babamın otopsi raporunu okudum. Bu benim için çok büyük travmaydı. Bugün buraya oğlumla beraber geldim. Biz çocuklarımızın saçının teline kıyamazken, onları her şeyden korurken ben babamın otopsi raporunu okuyarak büyüdüm. Babam gibi katledilen bütün insanlar için adalet istiyorum” dedi.

    Cumartesi Anneleri’nin eylemi, Galatasaray Meydanı’na bırakılan karanfillerle son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 977. hafta eylemi: Yaman ve Gül’ün akıbetini ortaya çıkarın!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 977. hafta eylemi: Yaman ve Gül’ün akıbetini ortaya çıkarın!-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 997. haftasında gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetinin açığa çıkarılması ve faillerinin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    “AYM KARARINA RAĞMEN BİZİ ENGELLEYEN BARİYERLERİN ÖNÜNDEYİZ”

    Cumartesi Anneleri eyleminin 997. haftasında yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına kayıp yakını Maside Ocak okudu. Ocak, şunları söyledi:

    “Gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerinin açıklanması, suçun fail ve sorumlularının yargılanarak cezalandırılmaları talebiyle 997. kez Galatasaray’dayız. Bu hafta da Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen bizi gerçek buluşma mekânımızdan ayıran polis bariyerlerinin önündeyiz. 997. haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz: Anayasa Mahkemesi kararları en üst düzeyde bağlayıcıdır. Bir ülkede Anayasaya uygun olmayan normlar ve uygulamalar varsa orada ‘Anayasal devlet’ yoktur. Temel hak ve özgürlükler hukuksal güvence altında değilse, orada keyfi yönetimler vardır.

    “HÜSAMETTİN VE SONER’İN GÖZALTINA ALINDIĞI KABUL EDİLMEDİ”

    997. Haftamızda 32 yıl önce bugün, 4 Mayıs 1992’de İstanbul’da gözaltına alınarak kaybedilen, 32 yıldır akıbetleri hala bilinmeyen üniversite öğrencileri Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için adalet istiyoruz. 22 yaşındaki Hüsamettin Yaman, İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi. Pankart taşımak suçlamasıyla 15 gün cezaevinde kaldı ve 6 Eylül 1990’da tahliye oldu.

    21 yaşındaki Mehmet Soner Gül, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiydi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği üyesiydi. Bu nedenle gözaltına alındı, ağır işkence gördü. İçişleri Bakanlığı’nın iddiasına göre 10 Mart 1991’de Malatya’da yakalanan A.N. isimli şahsın sorgudaki ifadesinde ismi geçtiği için polis tarafından aranıyordu. Hüsamettin Yaman 2 Mayıs 1992 cumartesi günü evden çıktı. 4 Mayıs pazartesi günü Ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyeri telefonundan arayan bir kişi ‘Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade’de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Bir an önce emniyete başvurun’ dedi. Yaman ve Gül Aileleri, önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne ardından devletin ilgili tüm kurumlarına başvurdu. İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü girişimlerde bulundu. Ancak Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığı kabul edilmedi. Girişimlerini sürdüren Yaman Ailesi 2 yıl boyunca polis takibinde tutuldu.

    “YARGILAMA TARAFSIZ VE BAĞIMSIZ YAPILMADI”

    19 Aralık 2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları yayınlandı. Çarkın, itiraflarında Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü gözaltına aldıktan sonra ormanlık bir alanda sorguladıklarını ve infaz ettiklerini açıkladı. Onların son sözlerinin ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!’ olduğunu söyledi. Bu beyanların ardından Yaman ailesi yeniden suç duyurusunda bulunarak, dosyanın tekrar açılmasını istedi. Ayhan Çarkın’ın ifadelerine rağmen dosyada ilerleme kaydedilmedi. Bu durum, yargının bağımsız ve tarafsız olmadığını ve siyasi etkilere açık olduğunu göstermektedir.

    “TÜM KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    997. Haftamızda yargı makamlarına sesleniyoruz: Her hafta Galatasaray’da yaptığımız açıklamalar suç duyurusu niteliğindedir. Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün gözaltında kaybedilmesi ile ilgili adil ve etkin bir soruşturma başlatılmasını talep ediyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Hüsamettin Yaman, Soner Gül ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “YASASI OLMAYAN BİR DEVLET!”

    Açıklamanın ardından söz alan Hüsamettin Yaman’ın abisi Feyyaz Yaman ise şunları dile getirdi:

    “Kardeşimin kaybedildiğine dair haberi aldığımızda aramak için peşine düştük. O zaman Avukat Enver Nalbant ve Avukat Ergin Çinmen’in söylemiyle ilk defa Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne gittim. Kardeşimin benden gizli sigara içtiğini biliyordum. İki paket sigara aldım. Birine el koyarlar dedim. Bunları vermek ve kardeşime bir haber iletmek istiyorum diye Gayrettepe’den zorla içeriye girdim. Güvenlik noktasını geçtikten sonra bina girişinde beni tekrar durdurdular. ‘Burada böyle birisi yok’ diyerek beni yaka paça dışarı attılar. O paketleri hala saklıyorum. Hüsamettin’in hatırası olarak saklıyorum. Ama bir şeyin umudu olarak da saklıyorum. Bu coğrafyada devletin hak ve hukukunu istismar eden bütün görevliler, bütün şiddet unsurları, cezai olarak bir yaptırımla karşı karşıya kalmadan adalet yerini bulmadan hiçbir düzenin baki olacağına inanmıyorum. Kurumları olmayan hukuku, yasası olmayan bir devlet, devlet olma olasılığını kaybetmiştir. Bu toplumda, toplumsal bir sözleşme çerçevesinde haklarımız ve özgürlüklerimiz çerçevesinde bir arada yaşayacaksak devletin ilk olarak bu görevini yerine getirmesi zorunludur. Bunu sonuna kadar hak olarak talep edeceğiz ve özgürlüklerimizin, eşitliklerimizin davasını terk etmeyeceğiz, peşinde olacağız.”

    997. Hafta eylemi Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasının ardından son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: 31 Yıl önce gözaltında kaybedilen Cemal Akar’ı unutmadık!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 31 Yıl önce gözaltında kaybedilen Cemal Akar’ı unutmadık!-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 983. haftasında Galatasaray Meydanı’na kayıplarının fotoğrafları ve karanfillerle geldi. Kayıp yakınları, 31 yıl önce gözaltında kaybedilen Cemal Akar’ı hatırlatarak “Adaletin sağlanması için adli ve siyasi makamlara yükümlülüklerini yerine getirme çağrısında bulunuyoruz” denildi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucularının 983. hafta eyleminde Galatasaray Meydanı bir kez daha ablukaya alındı.

    “GALATASARAY’DAN HAYKIRIYORUZ VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Cumartesi Anneleri adına yapılan basın açıklamasını İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel  Başkanı Eren Keskin okudu. Keskin’in okuduğu metinde şu ifadelere yer verildi:

    “983. Haftamızda Galatasaray’dayız. Galatasaray’daki varlığımızla, gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi unutmadığımızı, onların nasıl kaybedildiğini hatırlattığımızı ve kayıplarımızın akıbetini karanlıkta bırakan hukuksuzluk ikliminin kaderimiz olmadığını haykırıyoruz. Gözaltında kaybedilenlerin yakınları ve insan hakları savunucuları olarak Galatasaray’dan, gözaltında tutulduğumuz polis merkezlerinden, yargılandığımız mahkeme salonlarından haykırıyoruz: Kayıplarımızdan da onlara ve adalete ulaşmamızı mümkün kılacak hak ve özgürlüklerimizi kullanmaktan da vazgeçmeyeceğiz.

    “DEVLET, ETKİN ÇABA GÖSTERMEDİ”

    1. Haftamızda ‘31 yıl önce gözaltında kaybedilen ve dosyası cezasızlık zincirinin bir halkası haline getirilen Cemal Akar’ı unutmadık’ diyerek buluştuk.

    30 yaşındaki Cemal Akar Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP) Erzincan İl Sekreteri ve aynı zamanda İnsan Hakları Derneği üyesiydi. 25 Ocak 1993 tarihinde, çalıştığı işyerinin servis aracından inerken, görgü tanıklarının ifadelerine göre, davranışlarından  istihbarat görevlileri olduğu anlaşılan kişilerce sivil plakalı bir araçla kaçırıldı. Kaçırılma olayının ardından, MİT ve JİTEM adına çalışan Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da kaçıranlar arasında olduğu belirlendi. Daha önce de defalarca gözaltına alınıp işkence gören Cemal’in ailesi, Erzincan ve Tunceli Emniyet Müdürlüklerine başvurarak oğullarının nerede tutulduğunu sordu. Ancak her seferinde  kendilerine Cemal’in gözaltına alınmadığı cevabı verildi. İnsan Hakları Derneği, hükümet nezdinde girişimlerde bulundu. Ancak devlet otoriteleri, Cemal Akar’ın yaşam hakkını korumak ve gözaltında kaybedilmesini önlemek için etkin bir çaba göstermedi.

    “SİYASİ MAKAMLARA ÇAĞRIDA BULUNUYORUZ”

    Kaçırılmasından bir ay sonra, 23 Şubat 1993 tarihinde, Cemal Akar’ın ağır işkence görmüş ve başından kurşunlanmış haldeki cansız bedeni, Erzincan-Dersim yolunda Nazımiye’ye bağlı Doğançık Köyü yakınlarında bulundu. Erzincan’dan kaçırılan Akar, 130 km’lik karayolu üzerindeki dört güvenlik kontrol noktasından geçirilerek buraya getirilmişti. Normal koşullarda bu kontrol noktalarını rahatça geçmek imkansızdı ve bu durum, araçta resmi kimliği bulunan kişilerin olduğu iddiasını desteklemekteydi. Olaydan dört ay sonra 24 Haziran 1993 tarihli Özgür Gündem gazetesinde yayınlanan bir haberde, Nevşehir Cezaevinde tutuklu bulunan E.H. isimli kişi, Erzincan Emniyet Müdürlüğünde Cemal Akar’la yüzleştirildiğini, buradaki sorgulamanın ardından birlikte Tunceli Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüklerini, birkaç gün orada kaldıktan sonra araziye çıkarıldıklarını ve arazi dönüşünde sadece kendisinin araca bindirildiğini ve Cemal Akar’ı o andan itibaren bir daha görmediğini ifade etti. Bu haberin yayımlanmasından yaklaşık beş ay sonra, Tunceli Valiliği, iddiaları araştırmak yerine aynı gazetede, söz konusu iddiaları yalanlayan bir tekzip yayınlattı. Cemal Akar dosyası, etkin soruşturma yapılmadan cezasızlık zincirinin bir halkasına dönüştürüldü. Kaybedilişinin 31. yılında, bir kez daha Cemal Akar dosyasında adaletin sağlanması için adli ve siyasi makamlara yükümlülüklerini yerine getirme çağrısında bulunuyoruz.

    Kaç yıl geçerse geçsin, Cemal Akar için tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.

    Yapılan basın açıklamasının ardından kayıp yakınları meydana karanfillerini bırakarak eylemi sonlandırdı.

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • 980 haftadır haykırıyoruz: Hiçbir fail ve sorumlu cezalandırılmadı!

    980 haftadır haykırıyoruz: Hiçbir fail ve sorumlu cezalandırılmadı!

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 980’inci haftasında Galatasaray Meydanı’na kayıplarının fotoğrafları ve karanfillerle geldi. Okunan basın açıklamasında “Güçlükonak Katliamı için adalet” çağrısı yapıldı.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Abluka altında tutulan Galatasaray Meydanı’nda buluşan Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları, eylemlerinin 980. haftasında basın açıklaması yaptı.

    Cumartesi Anneleri adına açıklamayı Maside Ocak okudu. Ocak’ın okuduğu metinde şu ifadelere yer verildi:

    “GÜÇLÜKONAK KATLİAMI İÇİN ADALET İSTİYORUZ”

    980. haftamızda bizimle özdeşleşen Galatasaray Meydanı’na girişimizi engelleyen polis bariyerlerinin önündeyiz.

    980 haftadır haykırıyoruz: Yüzlerce insanın gözaltında kaybedildiği bu topraklarda hiçbir fail ve sorumlu cezalandırılmadı. İnkâr ve cezasızlık siyaseti, kayıplarımıza ve adalete ulaşmamızı imkânsız kıldı.

    Her cumartesi Galatasaray’dan bu söylediklerimizi doğrulayan kayıp dosyalarını kamuoyu ile paylaşıyor ve gerçeklerin toplumsal hafızada yer alması için mücadele ediyoruz.

    980. haftamızda, 28 yıl önce gözaltına alınan 11 kişinin bir minibüs içerisinde kurşunlanıp, yakılmasıyla sonuçlanan Güçlükonak Katliamı için adalet istiyoruz.

    Devletin resmi kayıtlarına da geçen Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu’nun raporuna göre; 1996 yılının 10-12 Ocak tarihleri arasında askerler, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın düzenledi. Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç’u gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar Taşkonak Jandarma Taburu’na götürüldü. Köylüler burada ağır işkence sonucunda öldürüldü.

    15 Ocak 1996 tarihinde de Koçyurdu köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner’i arayan jandarma, gözaltında tutulanları serbest bırakacaklarını, onları almak için tabura bir minibüs göndermelerini istedi. Durumdan şüphelenen Öner, sürücüyü yalnız göndermek istemedi. Korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir’i de yanına alarak Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gitti.

    Tabura gelen korucular da öldürüldü ve daha önce öldürülen 6 köylü ile birlikte, 10 kişinin cansız bedenleri minibüsün koltuklarına bağlandı, başlarına da çuval geçirildi. Ramazan Nas’ın kullandığı minibüs jandarmanın kontrolünde yola çıktı. Yol askerler tarafından trafiğe kapatıldı.

    Minibüs bir noktaya gelince aracın içindeki jandarmalar inerek uzaklaştı. Ardından minibüs önce silahla tarandı. Atılan roketler sonucu minibüsün içindeki 10 kişinin bedeni kömür haline geldi. Kaçmaya çalışan sürücü de taranarak öldürüldü. Adeta kül olmuş bedenler, ailelere teslim edilmedi. Üzerinde kimliklendirme çalışması yapılmadan, dini vecibeler yerine getirilmeden güvenlik güçlerince toplu halde gömüldü.

    “BU KATLİAMI DEVLET GÜÇLERİ YAPMIŞTIR”

    Olayı araştırmak üzere, Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu bir heyetle olay yerine gitti. Heyetin ulaştığı bilgi ve tanıklıklar resmi açıklamalar ile tümüyle çelişiyordu.

    Heyet ulaştığı bütün bilgi, bulgu ve belgeler ışığında kamuoyuna, “Bu katliamı devlet güçleri yapmıştır” açıklamasında bulundu ve raporlarıyla birlikte Diyarbakır DGM, Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği ve Genelkurmay’a başvurdu. Savcılıklara suç duyurusunda bulundu. Ancak yapılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınan davada ise Türkiye, etkin soruşturma yükümlülüğünü ve ailelerin ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma haklarını ihlal ettiği için mahkûm oldu. (Başvuru no:33420/96 ve 36206/97)

    “ADALETİN SAĞLANMASI GÖREVİNİZİ YERİNE GETİRİN”

    980. haftamızda adli ve siyasi makamlara sesleniyoruz: Dönemin Devlet Bakanı Adnan Ekmen ve dönemin Şırnak İl Jandarma Merkez Bölük Komutanı Yüzbaşı Özcan Tozlu’nun devlet bağlantısına işaret ettiği Güçlükonak Katliamı’nda yaşananlar konusunda sorumluluk almanızı talep ediyoruz. Bu katliamın detaylarını açığa çıkartarak, faillerin üzerindeki cezasızlığı sona erdirerek, adaletin sağlanması görevinizi yerine getirin. Kayıp yakınlarının adalet ve dürüstlük beklentilerine cevap vermek için gerekli adımları atın.

    Kaç yıl geçerse geçsin Güçlükonak Katliamında katledilen 11 insanımız için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.

    “GALATASARAY MEYDANI BİZE AÇILSIN”

    Cumartesi Anneleri’nin 980’nci hafta eyleminde Güçlükonak Katliamı’nda yaşamını yitiren Ahmet Kaya’nın kızı Hayriye Kaya da söz aldı. Kaya şu konuşmayı yaptı:

    “Ben Ahmet Kaya’nın küçük kızıyım. 8 yaşındaydım, benim babam asker tarafından yakalandı. Biz babamızın arkasından ağladık, bizimle dalga geçtiler. Asla unutmuyoruz. Biz adaletin yerine gelmesini istiyoruz. Adalet yerini bulsun, Galatasaray Meydanı bize açılsın istiyoruz. Biz de Türkiye Devleti’nin vatandaşıyız, biz neden ezildik? Neden yetim kaldık? Ben 8 yaşında babasız kaldım. Okuyamadım. Yazık değil mi bize? Kimin ne hakkı vardı bize bunu yaşatmaya?”

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK/ İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri 979. Hafta: Kayıplarımıza ulaşma umudumuzu büyüteceğiz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 979. Hafta: Kayıplarımıza ulaşma umudumuzu büyüteceğiz-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 979’ncu haftasında Galatasaray Meydanı’na kayıplarının fotoğrafları ve karanfillerle geldi. Yapılan açıklamada “Hukukun üstünlüğünün erozyona uğradığı bir yılı geride bırakıyoruz” denildi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    “BİLİNMESİ GEREKENLERİ ANLATMAKTAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Bu hafta da abluka altında tutulan Galatasaray Meydanı’na gelen Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları, eylemin 979. haftasında açıklama yaptı. Cumartesi Anneleri adına metni Zeynep Yıldız okudu. Yıldız’ın okuduğu metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Yarın yılbaşı. Herkes yılbaşı hazırlıklarıyla meşgulken, biz 979. kez Galatasaray Meydanı’ndaki bariyerlerin önündeyiz. Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen ne yazık ki Galatasaray Meydanı üzerindeki kısıtlamalar biçim değiştirerek devam ediyor. Yılbaşı, aile ve arkadaşlar arasında bir araya gelme, kutlama ve hediyeleşme ile anılan bir zaman dilimidir. Yeni bir yıla girerken geçen yılın muhasebesini yapmak, gelecek yıla dair güzel temennileri paylaşmak adettendir.

    Biz bu yılbaşında, geçen yılın muhasebesini “Kayıplarımızı bulmak için neler yaptık?” sorusuyla yapacağız. Gelecek yıl için en güzel dileğimizi ise saat tam 12:00’de gökyüzüne bakarak kayıplarımıza ileteceğiz: “Sizi bulacağız!”

    2023 yılı, bizim için engellemeler, gözaltılar ve yargılanmalarla dolu bir yıl oldu. Anayasanın, hukukun yok hükmünde olduğu gerçeğini defalarca tecrübe ettik. İktidar, gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetlerinin açığa çıkarılması, suçun fail ve sorumlularının cezalandırılması görevini yerine getirmedi. İnkar ve cezasızlıkta ısrar etti. Kısacası, hukukun üstünlüğünün erozyona uğradığı, yargının intikamcı siyasi niyetlere araç edildiği ve hukuk sisteminde ağır  tahribatın meydana geldiği bir yılı geride bırakıyoruz. Biliyoruz ki hukukun üstünlüğü, demokrasilerin temelidir. Hukuka olan güven, vatandaşların haklarını koruma ve adaletin sağlanması açısından vazgeçilmezdir. Bu nedenle, yeni yılda hukukun üstünlüğünün tesisi ve insan hakları ihlallerini durdurmak için sorumluluk almayı sürdüreceğiz. Kamu otoritelerinden hak ve özgürlüklerimize saygı göstermelerini talep etmeye devam edeceğiz. Yeni yılda kayıplarımızdan vazgeçmeme kararlılığımızı, onlara ulaşma umudumuzu büyüteceğiz. İyiliğe, umuda, hakikate ve adalete dair duyulması, bilinmesi gerekenleri anlatmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.

    Savaşla, ölümle, diğer devletlerin suskunluğunun fail devletleri daha da cesaretlendirdiği insanlık suçlarıyla geride bıraktığımız yılın yerine yaşamla, barışla devam edecek yeni yıllar temennimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz. 2024’ün, umudu, direnci, dayanışmayı büyüttüğümüz bir yıl olmasını diliyoruz.”

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL

  • AP Türkiye Raportörü Sánchez Amor, Cumartesi Anneleri için Türkiye’ye geliyor

    AP Türkiye Raportörü Sánchez Amor, Cumartesi Anneleri için Türkiye’ye geliyor

    PİRHA – Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sánchez Amor, Cumartesi Anneleri’nin/İnsanları’nın 2 Aralık’ta Galatasaray Meydanı’nda yapacağı 975. hafta buluşmasına gözlemci olarak katılacak.

    Nacho Sánchez Amor, geçtiğimiz Ekim ayında Avrupa Parlamentosu’nda Cumartesi Anneleri/İnsanları, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) temsilcileriyle bir araya gelmişti. Görüşmenin ardından İHD ve TİHV, Türkiye’nin de kurucu üyesi olduğu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) Barışçıl Toplanma Özgürlüğü’nün İzlenmesine İlişkin Kılavuzu’nda belirtilen prensipler doğrultusunda Nacho Sánchez Amor’u Türkiye’ye davet etmişti.

    İnsan hakları örgütlerinin bu davetini kabul eden Sánchez Amor, Cumartesi Anneleri’nin/İnsanları’nın 2 Aralık’ta Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştireceği 975. hafta buluşmasına gözlemci olarak katılacak.

    NACHO SÁNCHEZ AMOR KİMDİR?

    Nacho Sánchez Amor, 2019 yılından bu yana üyesi olduğu AP’nin Dış İlişkiler Komitesi, İnsan Hakları Alt Komitesi ile AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu ve Euronest Parlamenterler Meclisi’nde görev alıyor. AGİT’in Türkiye Seçim Gözlem Heyeti Başkanı olarak Haziran 2015 seçimlerini izleyen Sánchez Amor, Eylül 2019’dan beri AP’nin Türkiye Daimi Raportörlüğü görevini üstlendi.

    CUMARTESİ ANNELERİ/İNSANLARI HAKKINDA

    1990’lı yıllarda Türkiye’de zorla kaybetmeler hızla artıyordu. 27 Mayıs 1995 tarihinde bir grup yurttaş, zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için İstanbul’da, Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Her Cumartesi aynı yerde buluşan kayıp yakınları Cumartesi Anneleri/İnsanları diye anıldılar.

    25 Ağustos 2018 tarihindeki 700. buluşmalarına yapılan polis müdahelesinin ardından Galatasaray Meydanı uzun süre Cumartesi Anneleri’ne/İnsanları’na yasaklandı. Anayasa Mahkemesi iki farklı kararında, 700. buluşmanın engellenmesini barışçıl toplantı ve gösteri özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirdi. Ancak Beyoğlu Kaymakamlığı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü, kayıp yakınlarının buluşmalarını engellemeye devam etti. Cumartesi Anneleri/İnsanları ve onlara desteğe gelenler her hafta engellendi, işkence ve kötü muameleyle gözaltına alındı.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın ısrarı ve hem Türkiye hem de dünya kamuoyunda artan tepkiler sonrası, 4 Kasım 2023 tarihindeki 971. hafta buluşmasında Galatasaray Meydanı kısmen de olsa kayıp yakınlarına açıldı. Ancak buluşmalara yönelik kısıtlama ve Galatasaray Meydanı’ndaki polis ablukası devam ettiğinden Anayasa Mahkemesi kararları halen tam olarak uygulanmıyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Mücadeleyle geçen bir ömür: Besna Tosun – VİDEO

    Mücadeleyle geçen bir ömür: Besna Tosun – VİDEO

    PİRHA- 28 yıldır gözaltında kaybedilen babası Fehmi Tosun’un akıbetini soran Besna Tosun mücadele hayatını PİRHA’ya anlattı. Tosun, “Hep şunu söylüyoruz; kaybedilme süreklilik taşıyan, devam eden bir suç. Bunun bıraktığı iz de böyle. O acının sona ermesi için o yasın tamamlanması için bunun bir sonuca varması gerekiyor” dedi.

    1990’lı yılların başından itibaren bir ‘devlet geleneği’ haline gelen gözaltında kaybetme ve faillerin açıklanmamasına karşı Besna Tosun 12 yaşından bugüne dek sürdürdüğü mücadele hayatını PİRHA’ya anlattı.

    “BABAMIN GÖZALTINDA KAYBEDİLMESİNİN TANIĞIYIM” 

    Besna Tosun 1995 yılında başlayan mücadelesini şu sözlerle anlattı:
    “1995’te gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun‘un kızıyım. Aynı zamanda babamın gözaltında kaybedilmesinin tanığıyım. Babam Fehmi Tosun, 19 Ekim 1995’te evimizin önünden üç sivil polis tarafından gözlerimizin önünde kaçırıldı ve kaybedildi. Babamın kaybedilmesinin hemen ardından bizler hem bütün resmi makamlara başvuruda bulunduk hem de İnsan Hakları Derneği’ne başvurduk. İnsan Hakları Derneği’ne başvurduktan sonra Cumartesi Anneleri’nden haberdar olduk. Dolayısıyla babam kaybedildikten iki hafta sonra biz de annemle beraber cumartesi eylemlerine katılmaya başladık. O zaman 12 yaşındaydım ve 28 yıldır Cumartesi Anneleri’yle birlikte hem babamın akıbetinin açıklanması hem diğer kayıpların akıbetinin açıklanması ve onları kaybedenlerin yargılanması için mücadele ediyoruz.”

    “CUMARTESİ ANNELERİ BİR KADIN Hareketi” 

    Tosun mücadelenin öncüsünün kadınlar olduğunu belirterek, “Kaybedilenlerin büyük bir çoğunluğu erkek dolayısıyla o erkekleri arayanlar da kadınlar. Yani evladını arayan anneler, eşlerini arayan kadınlar, babalarını arayan kız çocukları, abilerini arayan kadınlar. Bu arama mücadelesini başlatanlar kadınlar. Dolayısıyla Cumartesi Anneleri de bir kadın hareketi diyebiliriz”dedi.

    “KUŞAKTAN KUŞAĞA SÜREN DİRENİŞİN Simgesi” 

    Cumartesi Anneleri eyleminin 968’inci haftasında gözaltına alınırken polis tarafından işkence gören Tosun, şunları söyledi:
    “Önceki hafta çok ciddi bir işkenceye maruz kalmıştım. Geçen hafta da geldiğimde el ele, kol kola yürüdüğümüz kadınlar bizi bu meydanda büyüten kadınlardı. Ümit Efe gibi yıllarca ömrünü insan hakları mücadelesine vermiş biriydi elimi tutan. Diğer yanımda 12 Eylül’den beri abisi Hayrettin Eren’i arayan İkbal Eren vardı. Yine ömrünü insan hakları mücadelesine veren Eren Keskin ve Leman yurtsever vardı. Bu mücadeleyi başlatan, bize bu mücadeleyi miras bırakan, bize mücadele etmeyi öğreten, direniş geleneğini bırakan kadınlardı. Ben bu meydana geldiğimde 12 yaşındaydım 28 yıl sonra onların 90’larda yaşadığı şiddeti ben yaşadım. 28 yıl sonra yine aynı kadınlarla kolkola yürüdük benim için çok anlamlıydı orada kol kola yürümek kuşaktan kuşağa süren direnişin simgesiydi.”

    “ANNELERİMİZİN BİZE BIRAKTIĞI MİRAS!”

    Tosun, “Bütün hayatınızı buna göre kuruyorsunuz. 28 yıldır hepimiz için geçerli tabi ki. Diğer insanlar gibi bir hayatımızda da var işimiz, çocuklarımız, sosyal bir hayatımız var. Ama bütün her şeyi cumartesiye göre kuruyoruz” diyerek hayatın tüm akışının buraya bağlı olduğunu belirtti. Devamında, “Tatil programı bile yaparken buradaki arkadaşlarımızla haberleşerek yapıyoruz. Nöbetleşe tatile gidiyoruz. Bir ‘cumartesi’ var ve orada büyük bir sorumluluk var. Hayatımızın büyük bir parçası. Sadece bizim için değil, bu ülke için çok önemli. Adaletin sağlanması için, bu ülkenin hafızası için çok önemli. Onun sorumluluğu var ve o sorumluluğu bilerek yaşıyoruz hepimiz. Vazgeçtiğimizde umut yok olur. Bizim umudumuzu besleyen şey vazgeçmemiş olmak. Bu mücadeleyi sürdürüyor olmak. Bu da annelerimizin bize bıraktığı miras” dedi.

    “SEVDİKLERİMİZİN NE YAŞADIKLARINI NE ÖLDÜKLERİNİ BİLİYORUZ”

    Besna Tosun, kaybedilmenin devam eden bir suç olduğunun altını çizerek,  “Kanıksayabileceğimiz, alışabileceğimiz bir şey değil. Hep şunu söylüyoruz; kaybedilme süreklilik taşıyan, devam eden bir suç. Bunun bıraktığı iz de böyle. Devam eden bir yastan, ızdıraptan bahsediyoruz. Sevdiklerimiz kaybedildi ve ne yaşadıklarını biliyoruz, ne öldüklerini biliyoruz. O belirsizliğin yarattığı ızdırap sürekli devam ediyor. Dolayısıyla siz de o acıyla bu şekilde baş ediyorsunuz. O acının sona ermesi için, o yasın tamamlanması için bunun bir sonuca varması gerekiyor. Acınız nasıl taze ise, o umudu da mücadeleyle taze tutuyor hayata öyle devam ediyorsunuz. Baş etmenin başka yolu yok. Mesela ben mücadele etmesem nasıl yaşardım, nasıl hayatta kalırdım gerçekten bilmiyorum.” dedi.

    “MÜCADELEYİ OĞLUMA DEVRETMEK İSTEMİYORUM”

    Tosun, son olarak bu mücadeleyi oğluna miras olarak bırakmak istemediğini şu sözlerle ifade etti:

    “Aslında bu kadar sıkı tutunma sebeplerimden biri bu. Ben annemden devraldım. 28 yıldır bu hukuksuzluk, adaletsizlik değişmedi. Bunun oğluma kalmasını, onun devralmasını istemiyorum. Zaten çocuklarımız özgürce yaşasın, eşit yaşasın diye mücadele ediyoruz. Çocuğuma böyle bir şey bırakmak istemiyorum. Bunu bırakmak zorunda kalmamalıyım ama sonuca varamazsa hiçbirimizin çocuğunun buna kayıtsız kalacağını düşünmüyorum, ister istemez devrediyor bu pratik.”

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 966. hafta eylemine polis müdahalesi: Çok sayıda gözaltı -VİDEO

    Cumartesi Anneleri 966. hafta eylemine polis müdahalesi: Çok sayıda gözaltı -VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’ndaki eylem ısrarı bu haftada polis ablukası altında devam etti. Eylemde Cumartesi Anneleri ve hak savunucuları kelepçelenerek işkenceyle gözaltına alındı.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 966’ncısı gerçekleştirdi.

    Cumartesi Anneleri’nin Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği “ihlal” kararına rağmen 25 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmaları engellenen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucularının eylemi bu hafta da polis ablukası altında gerçekleşti. Bu haftaki eyleme HDP önceki dönem milletvekili Musa Piroğlu ve TİP Milletvekili Ahmet Şık da destek verdi

    ABLUKA BU HAFTA DA DEVAM ETTİ

    Meydan ve meydana çıkan tüm ara sokaklar  polisler tarafından saatler önce kapatıldı. Yoğun ablukaya rağmen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucuları, meydana yaklaşır yaklaşmaz polisler tarafından önleri kalkanlarla kesilerek ablukaya alındı. Ablukayı görüntülemek isteyen gazeteciler de ablukadan uzaklaştırıldı.

    MUSA PİROĞLU’NA İKİ ABLUKA

    Cumartesi Anneleri eylemine desteğe gelen Musa Piroğlu alana girmek istediğini belirtmesine rağmen kolluk tarafından tek başına ablukaya alındı. Ablukanın ardından Galatasaray Meydanı’na giden Piroğlu, yeniden ablukaya alındı. İkinci ablukanın ardından konuşan Musa Piroğlu, “Kamuoyuna açık çağrı yapıyorum. Bu ablukayı beraber kıracağız. Birlikte olamazsak bu abluka bu ülkeyi boğacak. Ben herkesi Cumartesi Anneleri ile omuz omuza durmaya, bulunduğu her yeri Galatasaray Meydanı’na çevirmeye çağıyorum” dedi.

    Eylemin engellenmesi çevrede bulunan birçok yurttaşın tepkisine neden oldu.  Polisin müdahalesine karşı yurttaşlar uzun süre alkışlarla Cumartesi Anneleri’ne destek verdi.

    26 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI 

    AYM’nin ihlal kararına rağmen bu hafta 26 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların isimleri şöyle:

    Hanife Yıldız, İkbal Eren, İrfan Bilgin, Mikail Kırbayır, Besna Tosun, Hasan Karakoç, Ali Ocak, Newroz Ali Tosun, Eren Keskin, Oya Ersoy, Leman Yurtsever, Nazım Dikbaş, Cüneyt Yılmaz, İsmail Yücel, Şükran Diler, Türkan Acar, Ömer Kavran, Hatice Onaran, Seyit Doğan, Begali Kurnaz ,Davut Arslan, Hüseyin Aygül, Doğan Özkan, Gülendam Özdemir, Cem Güncü, Zehra Demir.

    Dilan ŞİMŞEK – Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 957. haftada gözaltına alındı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 957. haftada gözaltına alındı-VİDEO

    PİRHA- Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 957’nci hafta eyleminde gözaltına alındı.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 957’nci hafta eylemini Galatasaray Meydanı’nda yapmak istendi.

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “ihlal” kararına rağmen polis, meydana çıkmak isteyen Cumartesi Anneleri ve hak savunucularını Galatasaray Meydanı’nda gözaltına aldı. Polis, iki ayrı noktada abluka oluşturarak gözaltı işlemini gerçekleştirdi.

    Eyleme, Cumartesi Anneleri/hak savunucuları, kadın örgütleri, Emek Partisi İstanbul milletvekili İskender Bayhan destek verdi.

    50 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    Gözaltına alınanların isimleri şöyle:

    Hanife Yıldız, İkbal Eren, Besna Tosun, Maside Ocak, Ayşe Gülen Eyi, Mikail Kırbayır, İrfan Bilgin, Ali Tosun, Hüseyin Ocak, Eren Keskin, Gülseren Yoleri, Ümit Efe, Hüseyin Küçükbalaban, Sevinç Koçak, Leman Yurtsever, Meriç Eyüboğlu, Aslı Takanay, Gülendam Özdemir, İsmail Yücel, Cüneyt Yılmaz, Fırat Akdeniz, Taylan Bekin, Sema Barbaros, Ahmet Ergin, Zeynep Çelik, Ömer Kavran, Deniz Aytaç, Güliz Sağlam, Feride Eralp, Rojda Aksoy, N. Evrim Şerifoğlu, Evrim Gürenin, Aysun Çegar, Songül Sakin Öncel, Şevval Bülent Durmagit, Asel Bayram, Ezgi Karakuş, Dilek Başalan, Aylin Karakaş, Selin Top, Atike Eski, Esmanur Yıldız, Davud Arslan, Ekinsu Devrim Danış, Hünkar Yurtsever, Arat Dink, Hatice Onaran, Kenan Yıldızerler, Begali Kurnaz, Fethiye Kızmaz,

    BASININ GÖRÜNTÜ ALMASI ENGELLENDİ!
    Gözaltı anını görüntülemek isteyen basın çalışanları da polis engeline maruz kaldı. Bölgeden zorla uzaklaştırılan gazetecilerin, bu hafta da görevlerini yapmaları engellendi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 956. haftada gözaltına alındı!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 956. haftada gözaltına alındı!-VİDEO

    PİRHA- Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 956’ncı haftada İstanbul Barosu’nun önünde gözaltına alındı.

    Cumartesi Annelerinin, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle düzenlediği eylemin 956’ncısını Galatasaray Meydanı’nda yapmak istedi. Anayasa Mahkemesi’nin, Cumartesi Annelerinin eylemine müdahale konusunda “ihlal” kararı vermesine rağmen polis, meydana çıkmak isteyen yurttaşlara izin vermedi. Cumartesi Anneleri ve hak savunucularını İstanbul Barosu önünde ablukaya alan polisler, çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.

    Cumartesi Annelerinin/İnsanlarının bu haftaki eylemine 16 baro başkanı, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu üyesi Musa Piroğlu ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık katıldı.

    Ellerinde karanfillerle İstanbul Barosu önünden Galatasaray Meydanı’na yürümek isteyen kitleye polis, Beyoğlu Kaymakamlığı’nın “yasak” kararını gerekçe göstererek izin vermedi.

    GAZETECİ FATOŞ ERDOĞAN DARP EDİLDİ

    AYM’nin “ihlal” kararı ardından 16. haftada da Galatasaray Meydanı’na yürümek isteyen Cumartesi Anneleri ile birlikte basın emekçileri de polis şiddetine maruz kaldı. Basını zorla alandan uzaklaştıran polis, Dokuz Sekiz Haber muhabiri Fatoş Erdoğan’ı yerde sürüklerken bir sokak köpeği o esnada Erdoğan’ı ayağından ısırdı. Daha sonra polis, çok sayıda kişiyi kelepçeleyerek gözaltına aldı.

    Çevredeki yurttaşlar, gözaltı işlemine tepki gösterdi. Bir yurttaş, eylemcilerin engellenmesine ve gözaltına alınması karşısında göz yaşlarını tutamadı. Yurttaş, “Buranın düzenini bozmak, insanları taraflaştırmak istiyorlar. Maside Ocak, Besna Tosun burada büyüdü. Onlar da birilerinin evladı” sözleriyle polise tepki gösterdi.

    24 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    Eylemde gözaltına alınanların isimleri şöyle:
    Sevil Turgut
    Aslı Saraç
    Hanife Yıldız
    Mikail Kırbayır
    İkbal Eren
    İrfan Bilgin
    Ali Ocak
    Meryem Bars
    Hasan Karakoç
    Ali Tosun
    Maside Ocak
    Besna Tosun
    Eren Keskin
    Gülseren Yoleri
    Leman Yurtsever
    İsmail Yücel
    Nazım Dikbaş
    Özge Efe Bakırcı
    Meryem Göktepe
    Hatice Onaran
    Hüseyin Aygül
    Hünkar Yurtsever
    Salim Derelioğlu
    Ümit Efe

    Devrim FINDIK – Zafer TAŞKIN – Yusuf Eren GÖKTEPE/ İSTANBUL

  • HDP Eş Genel Başkanı Buldan: Savaş’a, Adnan’a ve Hacı’ya minnet ve saygıyla…

    HDP Eş Genel Başkanı Buldan: Savaş’a, Adnan’a ve Hacı’ya minnet ve saygıyla…

    PİRHA – HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, kaçırılıp işkenceyle katledilen iş insanları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ı ölüm yıldönümlerinde andı.

    İstanbul’da 1994 yılında kaçırılıp işkenceyle katledilen iş insanları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay ölüm yıldönümlerinde anıldı.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, sosyal medya hesabından eşi Savaş Buldan’ın mezarı önünde çekilmiş bir fotoğrafı paylaşarak “Bugün yeniden acı demek. Bugün bir kez daha öfke. Sualsiz, sorgusuz, vahşice katledilmek demek. Binlercesinden sadece üçü demek. Savaş’a, Adnan’a ve Hacı’ya minnet ve saygıyla…” notunu düştü.

    Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili ve Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş da “Bu acı yıldönümünde onları anıyor ve tüm faili meçhullerin yasının da taptaze durduğunu biliyorum. Hakikatler aydınlatılmadığı müddetçe bu toprakların yarası kapanmaz” paylaşımında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • TİHV, Galatasaray Meydanı’nın Cumartesi Anneleri’ne açılması çağrısı yaptı-VİDEO

    TİHV, Galatasaray Meydanı’nın Cumartesi Anneleri’ne açılması çağrısı yaptı-VİDEO

    PİRHA – Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen, Cumartesi Anneleri’nin, Galatasaray Meydanı’nda her hafta yapmak istediği buluşma, polis tarafından engelleniyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) konuyla ilgili hazırladığı video ile Galatasaray Meydanı’nın Cumartesi Anneleri’ne açılması çağrısı yaptı.

    Anayasa Mahkemesi, Cumartesi Anneleri’nin/İnsanları’nın Galatasaray Meydanı’nda her hafta gerçekleştirdikleri buluşmanın engellenmesini Anayasa’ya aykırı buldu. Kararın bir örneği Beyoğlu Kaymakamlığı’na gönderilse de kayıp yakınlarına yasak sürüyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) konuyla ilgili hazırladığı video ile Galatasaray Meydanı’nın Cumartesi Anneleri’ne açılması çağrısı yaptı.

    TİHV, konuya ilişkin bir de yazılı açıklama yaparak zorla kaybetmenin, “Bir kişinin devlet görevlileri veya devlet adına hareket eden kişi ya da gruplar tarafından zorla kaçırılıp, akıbetinin meçhul bırakılması” anlamına geldiğinin altını çizdi. Birleşmiş Milletler’e göre zorla kaybetmenin, insanlığa karşı bir suç olduğunu belirten TİHV, devletlerin zorla kayıp edilmeleri önleyecek tedbirleri almakla yükümlü olduğuna da işaret etti.

    “28 YILDIR BİTMEYEN BİR MÜCADELE”

    Türkiye’de 1990’lı yılların zorla kaybetmelerle anılan bir dönem olduğunu belirten TİHV, basına yaptığı açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Tam olarak kaç kişinin zorla kaybedildiği bilinmiyor. Ancak insan hakları örgütlerinin tespitlerine göre bu sayı yüzlerle ifade ediliyor. Zorla kaybetmelerin en yoğun yaşandığı dönem 1993-1997 yılları arası.

    Tam bu dönemde, 27 Mayıs 1995’te yakınları kaybedilen bir grup insan İstanbul’da Galatasaray Meydanı’nda buluşup kayıplarının akıbetini sordu.

    Her Cumartesi aynı yerde buluşan kayıp yakınları, Cumartesi Anneleri/İnsanları diye anıldılar. Adları Galatasaray Meydanı ile özdeşleşti.

    Cumartesi Anneleri’nin 25 Ağustos 2018 tarihindeki 700. buluşmasına yapılan polis müdahalesinden bu yana, Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmeleri engelleniyor.

    Anayasa Mahkemesi, Cumartesi İnsanları’nın 700. hafta buluşmasında gözaltına alınan Maside Ocak’ın başvurusu sonucu verdiği kararda, yapılanın barışçıl toplantı ve gösteri özgürlüğüne müdahale olduğuna hükmetti. Ayrıca AYM, kararın Beyoğlu Kaymakamlığı’na da gönderilmesine hükmederek, ihlalin tekrarının engellenmesini istedi. Kararın ardından Cumartesi Anneleri yeniden Galatasaray Meydanı’nda buluşmak istediklerinde yine engellendiler, gözaltına alındılar.”

    “AYM KARARI, KAYMAKAMLIĞIN KARARININ ALTINDA SAYILIYOR”

    TİHV’in konuyla ilgili hazırladığı videoda konuşan kayıp yakını Av. Jiyan Tosun, “Ne yazık ki Anayasa Mahkemesi’nin, yani devletin en üst mahkemesinin verdiği bir ihlal kararı, Kaymakamlığın, Valiliğin, alanda bulunan kolluk kuvvetlerinin, amirlerinin verdikleri kararların altında sayılıyor. Demokratik bir toplumda, bir hukuk devletinde asla olmaması gereken bir uygulamayla karşı karşıya Cumartesi Anneleri” dedi.

    İHD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Gülseren Yoleri de, AYM kararı karşısında mülki idarenin ve kolluk güçlerinin gösterdiği direncin iktidarın otoriterleşen yapısının bir göstergesi olduğunu dile getirdi.

    TİHV Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nilgün Toker ise “Onların seslerinin duyurulmasının engellenmesi aslında hakikatin gözlenmesi çabasından başka bir şey değildir” dedi.

    TİHV Başkanı Metin Bakkalcı da, AYM’nin, Cumartesi İnsanları’nın onurlu duruşlarının katkısıyla bu baskıların aşılacağından emin olduklarını dile getirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Zeynel Özen: 8 Ocak, Metin Göktepe’yi Anma Günü ilan edilsin!

    Zeynel Özen: 8 Ocak, Metin Göktepe’yi Anma Günü ilan edilsin!

    PİRHA – Milletvekili Zeynel Özen, basın emekçisi Metin Göktepe’nin katledildiği gün olan 8 Ocak’ın anma günü olması için TBMM’ye kanun teklifi sundu.

    Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe, Ümraniye Cezaevinde öldürülen Rıza Boybaş ve Orhan Özen’in Alibeyköy Cemevindeki cenaze törenlerini izlerken 8 Ocak I996 tarihinde polis tarafından gözaltına alınmış, ertesi gün Kapalı Spor Salonu bahçesinde ölü olarak bulunmuştu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, 8 Ocak’ın “Metin Göktepe’yi Anma Günü” ilan edilmesi hakkında kanun teklifi hazırladı.

    “BASIN TARİHİ AÇISINDAN ÖNEMLİ BİR YERE SAHİPTİR”

    HDP’li Özen, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduğu kanun teklifinde, dönemin devlet yetkililerinin çelişkili açıklamalar yaparak cinayeti gizlemeye çalıştıklarını belirterek kanun teklifinin “Genel Gerekçe” bölümünde şu ifadelere yer verdi:

    “Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, Metin Göktepe’nin gözaltına alınmadığını; Eyüp Cumhuriyet Savcısı Erol Canözkan gözaltına alındığını ancak sonra çay bahçesinde otururken fenalaşarak sandalyeden düştüğünü; dönemin İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan ise spor salonunun duvarından düşerek öldüğünü iddia etmişti. Fakat sonrasında kamuoyunun baskıları sonucu o dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) bir araştırma komisyon kuruldu ve dava süreci derinleştirildi. Başlangıçta duvardan düştüğü iddia edilen Metin Göktepe’nin gözaltında işkenceyle dövülerek öldürüldüğü kabul edilmek zorunda kalınmıştı.

    Güvenlik gerekçe gösterilerek Metin Göktepe davası 4 yıl boyuna çeşitli illere taşındı. Bu 4 yıl süren dava 1999 yılının Şubat ayında sonuçlandı. Mahkemenin aldığı karar gereği 11 memurdan altısına 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Yargıtay ceza alan altı memurdan beşinin cezası onanmış sanık emniyet amirine verilen ceza ise esastan bozulmuştu. Kamuoyunda Rahşan affı diye bilinen afla şartlı tahliyeden yararlanan polisler toplam 1 yıl 8 ay hapis yatarak cezaevinden çıktılar. Katilleri her ne kadar verilen cezaları yatmasalar da, Metin Göktepe öldürülmüş gazeteciler içinde katilleri için mahkûmiyet kararı verilmiş ilk gazeteci olması nedeniyle Türkiye’nin basın tarihi açısından önemli bir yere sahiptir.

    İnsanlık dışı nefret ve işkence suçlarına karşı gerekli yasal düzenlemelerin yapılması ve böyle olası cinayetlerin yaşanmaması için hatırlanıp yüzleşilmesi şarttır. Böyle bir anma ilan edilerek; benzeri nefret suçlarının yaratılmasına müsait bir zemin yaratılmasının önüne geçerek, toplumsal farkındalığın sağlanması ve tüm farklılıklarımızla beraber huzur içinde bir barış ortamının yaratılması amaçlanmaktadır. Bu nedenle bu kanun teklifi ile 8 Ocak’ın Metin Göktepe’yi Anma Günü olarak ilan edilmesi öngörülmüştür.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘226 haftadır bize yasaklanan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz’-VİDEO

    ‘226 haftadır bize yasaklanan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz’-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sormak için 925. Hafta basın açıklamasında “226 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” vurgusunu yaptı.

    Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi ve Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, 925. Hafta basın açıklamasında bir kez daha kayıp dosyalarının yeniden açılması için çağrıda bulundu.

    Galatasaray Meydanı’nda yapılmak istenen açıklama, İstanbul Valiliği’nin yasak gerekçesi ile online yapıldı.

    “CEZASIZLIK GELENEĞİ, ADALETSİZLİĞİN DERİNLEŞMESİ DEMEKTİR”

    Bu haftaki açıklamayı İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. 925 haftadır zorla kaybetmelerle ilgili gerçeklerin ortaya çıkarılması için kamuoyu yaratmaya çalıştıklarını söyleyen Yoleri, “925 haftadır söylüyoruz: gözaltında kaybetme suçunun araştırılmaması, suçun fail ve sorumlularının soruşturulmaması ve cezalandırılmaması; hukukun etkili bir şekilde uygulanmamasının sonucudur. İşletilmeyen yargı mekanizmasının yarattığı cezasızlık geleneği ise, adaletsizliğin derinleşmesi demektir” dedi.

    “NEDEN SUSKUNSUNUZ?”

    Gülseren Yoleri, cezasızlığın önlenmesi için iktidarı, adli ve idari makamları yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırarak şu açıklamayı okudu:

    “Çünkü; bağımsız bir yargı olmadan, adil ve hukuka uygun kararlar verecek mahkemeler olmadan, zorla kaybetmeler gibi ciddi insan hakkı ihlallerinde maddi gerçeği açığa çıkartacak, suçun faillerini sorumlu tutacak etkili bir ceza adaleti sistemi de olmaz.

    925 haftadır güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınarak resmi ya da gizli gözaltı merkezlerine götürülen ve bir daha geri dönemeyen yüzlerce insana ne olduğunu soruyoruz. Ancak Devletin bu insanların kaybedilmesindeki rolü, etkin soruşturma ve kovuşturmaların yürütülmesini engellediği için sorularımız karşılıksız bırakılıyor.

    İnsan haklarından yana, hukuktan yana adli ve siyasi bir irade olmadığı için 226 haftadır barışçıl toplanma özgürlüğümüzü kullanarak kamuoyu yaratma hakkımız hukuksuz yasaklarla engelleniyor.

    Yasaklar ülkesi haline getirilen bu topraklarda yaşanan hukuksuzlukların ve hak ihlallerinin gölgesinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabulünün 74. yılına girdik.

    Geçtiğimiz 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde yetkililer ard arda açıklamalar yaptı. ‘Bir bütün olarak insan haklarının, insanların acılarını azaltmayı amaçlayan barış projesi olduğunu’ söyleyen TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı: ‘Her insan hakkı ihlalinin bu projeye karşı geliştirilmiş bir saldırı niteliğinde olduğunu, insan hakkı ihlallerinin aynı zamanda başta insanlık onuru olmak üzere insanlığın, vicdani ve ahlaki değerlerinin reddi ile eşdeğer’ olduğunu söyledi. Öyleyse söyleyin bize, en ağır hak ihlali olan gözaltında kaybetmeler karşısında neden suskunsunuz? Bizden kayıplarımızı aramamamızı, Galatasaray Meydanını bize yasaklayarak susmamızı isteyenlere itirazınız yoksa siz neyi inceliyorsunuz?

    Yine 10 Aralık İnsan Hakları Gününde, Türkiye’nin ‘her türlü insan hakları ihlallerine karşı mücadelesiyle uluslararası topluma örnek olmaya devam ettiği’ni söyleyen Dışişleri Bakanına sesleniyoruz; hükümetiniz dönemi boyunca hak ihlallerinin arttığı, hukukun askıya alındığı ve adaletsizliğin derinleştiği tüm gerçekliğiyle ortada duruyor. Dört yılı aşkın zamandır Galatasaray Meydanı hükümetiniz tarafından kayıp yakınlarına ve tüm topluma çelik bariyerlerle kapatılmışken; toplumun her kesiminin hak talebi baskıyla, şiddetle engellenmeye çalışılırken insan haklarından yana görünmeye çalışmayın. Hükümetinizin uygulamalarıyla bağdaşmayan açıklamalarınızın inandırıcılıktan uzak olduğunu artık görün.

    Artık yeter ‘insan haklarını koruyup geliştirme, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün geliştirilmesi için azim ve kararlılıkla çalışma, dünyanın neresinde olursa olsun hak ihlallerine karşı durma” açıklamalarını değil, köklü değişim adımlarının atıldığını görmek istiyoruz.

    Kaç yıl geçerse geçsin tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan 226 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kaç yıl geçerse geçsin kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz’

    ‘Kaç yıl geçerse geçsin kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz’

    PİRHA – Cumartesi Anneleri 924. Hafta eyleminde 1991 yılında kaybedilen İbrahim Demir ve Agit Akipa’nın akıbetleri soruldu. Yapılan açıklamada “Devleti yönetenlere sesleniyoruz: Kaynağını evrensel hukuktan almayan uygulamalarla ülkeyi hukuktan ve liyakatten uzaklaştırmaya son verin” denildi.

    Cumartesi Anneleri 924. Hafta eyleminde bir kez daha “Kayıplarımızı arıyoruz” diyerek faili meçhul cinayetlere dikkat çekti. Galatasaray Meydanında yapılmak istenen eylem, yasaklar nedeniyle online düzenlendi.

    Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi ve Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına bu haftaki açıklamayı gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Agit Akipa’nın torunu Hediye Akipa okudu.

    “ADALETİ SAĞLAMA GÖREVİNİZİ YERİNE GETİRİN”

    “İbrahim Demir ve Agit Akipa dosyasında cezasızlık son bulsun, adalet sağlansın” başlığı ile kamuoyuna duyurulan basın açıklamasında “ağır insan hakları ihlallerine dair hakikatler bilinmelidir” vurgusu yapıldı.

    Hediye Akipa’nın okuduğu basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Devletin, kendi koruması altındaki insanlara karşı işlenen suçları etkin bir biçimde soruşturmaması ve kovuşturmaması hakikatin ortaya çıkmasını, adaletin sağlanmasını engellemek anlamına gelir.

    Türkiye’de kayıp ailelerinin sevdiklerine ulaşma, hakikati ortaya çıkarma ve kamuoyu yaratma çabaları onların haklarını korumakla yükümlü olan makamlar tarafından engellenmektedir.

    924. haftamızda hakikate ve adalete ulaşmamızın 31yıldır engellendiği İbrahim Demir ve Agit Akipa dosyasını kamuoyu ile paylaşıyoruz. 36 yaşındaki İbrahim Demir ve 39 yaşındaki Agit Akipa, Şırnak’ın İdil ilçesine bağlı Çukurlu Köyü’nde yaşıyordu. Agit Akipa aynı zamanda köyün muhtarıydı. Köylüler üzerinde ağır bir koruculaştırma baskısı vardı. Köye giriş ve çıkışlar asker kontrolü altındaydı. Köy okulu karakol haline getirilmiş, bazı köylülerin evlerine el konularak askerler yerleştirilmişti.

    İbrahim Demir ve Agit Akipa, askerlerin okulu ve evleri boşaltmaları için önce Kaymakamlığa ardından İçişleri Bakanlığı’na başvurdu. Başvurudan sonra üzerlerindeki baskı daha da arttı.

    12 Aralık 1991 tarihinde İbrahim Demir ve Agit Akipa İdil’deki bir siyasi cinayet taziyesinden evlerine dönmek için köylülerle birlikte traktöre bindiler. Traktör yolda askerler tarafından durduruldu. İbrahim Demir ve Agit Akipa Dargeçit Anıtlı Tabur Komutanlığı’na bağlı Ağaçlı mezrasında bulunan Piyade Bölük Komutanı ve askerleri tarafından gözaltına alındılar. Jandarma karakoluna giden ailelere, Karakol Komutanı ‘Onları hiç görmedik’ dedi. Bir asker gizlice aileleri ‘mağaralara gidin’ diye yönlendirdi. Aileler köylülerle birlikte askerin işaret ettiği bölgeyi karış karış aradı. 13 Aralık 1991 günü girişi taşla örülerek kapatılmış bir mağarada, kayıpların işkence görmüş, gözleri ve elleri bağlanmış haldeki cansız bedenlerine ulaşıldı.

    Olay hakkında başlatılan soruşturmada İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, Ağaçlı mezrasında bulunan Piyade Bölük Komutanı Üsteğmen ve ilgili er ve erbaşların ‘adam öldürme’ suçundan şüpheli olduğuna kanaat getirdi. Bunun üzerine 18 Aralık 1991 tarihinde soruşturma açma izni almak için dosyayı İnsan Hakları Derneği (İHD) hükümet dışı bağımsız ve gönüllü bir kuruluştur. 1986 yılında 98 insan hakları savunucusu tarafından kurulan derneğin günümüzde 28 şubesi, 4 temsilciği ve 10.938üyesi bulunmaktadır. Türkiye’deki en eski ve en büyük insan hakları örgütü olan İHD’nin ‘tek ve belirli amacı, ‘insan hak ve özgürlükleri’ konusunda çalışmalar yapmaktır.’

    Dargeçit Kaymakamlığı İlçe İdare Kurulu’na gönderdi. Dargeçit Kaymakamlığı İlçe İdare Kurulu 20 Mayıs 1992 tarihinde ‘men’i muhakeme’ kararı vererek şüphelilerin yargılanmasını engelledi. 2011 yılında aileler, avukatları Tahir Elçi aracılığıyla İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’na tekrar başvuruda bulundu. Yeni bir soruşturma başlatan Savcılık dosyaya ulaşmak için ilgili kurumlara başvurdu. Ancak bütün kurumlar arşivlerinde herhangi bir dosya, bilgi veya belgeye rastlamadıklarını bildirdi. Bunun üzerine İdil Cumhuriyet Başsavcılığı dosyayı kaybeden Dargeçit Kaymakamlığı görevlileri hakkında ‘görevi kötüye kullanmak’tan soruşturma başlattı. (2011/646) Ancak yürütülen soruşturmalardan bir sonuç alınamadı. Sonuçta dosya zamanaşımı gerekçe gösterilerek kapatıldı.

    924. haftamızda bir kez daha Devleti yönetenlere sesleniyoruz: Kaynağını evrensel hukuktan almayan uygulamalarla ülkeyi hukuktan ve liyakatten uzaklaştırmaya son verin.

    924. haftamızda bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz: Demir ve Akipa dosyasında adaleti sağlama görevinizi yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin İbrahim Demir ve Agit Akipa için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan 225 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri’nin 3. duruşması yarın; ‘Bu dava hukuka meydan okumaktır’

    Cumartesi Anneleri’nin 3. duruşması yarın; ‘Bu dava hukuka meydan okumaktır’

    PİRHA-Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta buluşmasına yönelik polis müdahalesinin ardından 46 kişi hakkında açılan davanın üçüncü duruşması yarın (24 Kasım) görülecek. Celse öncesi konuşan İHD Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan, “Bu dava hukuka, anayasaya, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere meydan okumaktır. Eğer bir toplumda barışçıl gösteri hakkı yoksa demokrasi de yoktur. Dolayısıyla hem barışçıl gösteri hakkımıza hem de demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 700’üncü hafta buluşmasına yönelik polis müdahalesinin ardından aralarında kayıp yakınlarının da olduğu 46 kişi hakkında “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçlamasıyla, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet iddiasıyla açılan davanın 3. duruşması 24 Kasım Çarşamba günü görülecek. İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma saat 10.30’da başlayacak.

    “KAYIPLAR BULUNSUN, FAİLLER YARGILANSIN”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan, duruşma öncesi PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. 700. hafta oturumuna yönelik polis müdahalesini hatırlatan Arcan, “Bilindiği gibi Cumartesi Anneleri 699 hafta Galatasaray Meydanı’nda “Kayıplar bulunsun. Failler yargılansın” diyerek barışçıl toplantı haklarını kullanmışlardı. Fakat bu hakları 700. haftada birden bire ağırı bir polis saldırısına uğrayarak müdahale edildi. Bu hakkın kullanımı aslında hem anayasanın hem de uluslararası hukukun güvencesindedir. Fakat devleti yöneten iktidar bu oturmaları 700. haftada hiçbir haklı neden yokken birden bire yasaklı statüsüne soktu. O tarihten beri Cumartesi Anneleri Galatasaray Meydanı’na gidemiyor” dedi.

    “BU DAVA, HUKUKA MEYDAN OKUMAKTIR”

    Arcan, Galatasaray Meydan’ının yalnız Cumartesi Anneleri’ne değil, toplumun tamamına kapatıldığını vurguladı. 46 kişiye açılan davaya değinen Arcan, şunları söyledi:

    “Bu dava nedeniyle 3 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Aslında bu dava hukuka, anayasaya, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere meydan okumaktır. Uluslararası insan hakları örgütleri, mahkemeye sundukları görüşlerinde, bu durumu Cumartesi Anneleri’ni görüşleri nedeniyle susturmak, cesaretlerinin kırılması veya cezalandırılmak amacıyla olduğunu söylüyor. Yine mahkemeye birçok saygın kişi ve kurumların hukuki görüşlerini de sunduk. Bu görüşlerde de bu yargılamanın hukuki olarak temelsiz olduğu bir kez daha teyit edildi. Aslında hukuki bir yargılama ile değil siyasi bir yargılama ile karşı karşıyayız.

    “BARIŞÇIL GÖSTERİ HAKKI YOKSA DEMOKRASİ DE YOKTUR”

    Cumartesi Anneleri üzerinden bütün toplum kesimlerine bir gözdağı verilmeye çalışılıyor. “İktidarın politikalarına itiraz etmeyin; başınıza gelecek her şeyi kabullenin” demek istiyor devleti yönetenler. Ama biz söyledik ve söylemeye devam edeceğiz. Eğer bir toplumda barışçıl gösteri hakkı yoksa demokrasi de yoktur. Dolayısıyla hem barışçıl gösteri hakkımıza hem de demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceğiz.”

    NE OLMUŞTU?

    27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi ve basın açıklaması düzenleyerek gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanması ve faillerinin yargılanması talebiyle bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 700. Hafta buluşmasına polis müdahale etti.

    25 Ağustos 2018’deki 700’üncü buluşma, Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanmıştı. Polisin biber gazıyla müdahale ettiği eylemde çok sayıda kayıp yakını gözaltına alındı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu polis müdahalesiyle ilgili, “İzin vermedik çünkü artık bu istismarın ve kandırmacanın son bulmasını istedik. Anneliğin terör örgütünce istismar edilmesine, teröre kılıf yapılmasına göz mü yumsaydık” dedi.

    İçişleri Bakanlığı kararıyla Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmeleri engellenen Cumartesi Anneleri/İnsanları’na yönelik olarak “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçlamasıyla, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçundan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame düzenlendi ve İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde haklarında aynı suçtan yargılanmak üzere dava açıldı.

    Barış KOP / İSTANBUL