Etiket: faşist saldırı

  • FUAF, Paris’teki ırkçı faşist saldırıyı kınadı!

    FUAF, Paris’teki ırkçı faşist saldırıyı kınadı!

    PİRHA- Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF), Paris’te Türkiyeli Göçmen İşçiler Kültür Derneği yönelik gerçekleşen faşist saldırıyı kınadı, antifaşist mücadeleyi ve dayanışmayı yükselteceklerini kaydetti. 

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF), Fransa’nın başkenti Paris’te, 16 Şubat 2025 tarihinde Türkiyeli Göçmen İşçiler Kültür Derneği (ACTIT) binasına yönelik faşist saldırıya ilişkin açıklama yaptı.

    “DEVRİMCİLERİN HEDEF ALINDIĞINI GÖSTERİYOR”

    Saldırıda Young Struggle (YS) üyesi bir gencin ağır yaralandığı hatırlatılan açıklamada, “Bu tür saldırılar, göçmen emekçilerin örgütlenme çabalarını ve faşizme, ırkçılığa karşı mücadele eden antikapitalist, antifaşist gençliğin direnişini hedef almaktadır. Özellikle, bir gün önce Paris’te Kürt devrimcilerine yönelik gerçekleştirilen hain saldırının hemen ardından böyle bir eylemin gerçekleşmesi, faşist odakların sistematik bir şekilde devrimci kurumları ve bireyleri hedef aldığını göstermektedir” denildi.

    YETKİLİLERE ÇAĞRI

    Fransız güvenlik güçlerinin saldırı anında geç müdahalede bulunması ve faşist grupların bu denli pervasızca hareket etmesinin endişe verici olduğu belirtilen açıklama şöyle devam etti:

    “Yetkilileri, bu tür saldırıların faillerini bir an önce adalet önüne çıkarmaya ve benzer olayların tekrarını önlemek için gerekli tedbirleri almaya davet ediyoruz. Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu olarak, ACTIT ve YS’li gençlerle tam bir dayanışma içinde olduğumuzu vurguluyor; faşizme, ırkçılığa ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi beyan ediyoruz. Kahrolsun faşizm. Yaşasın antifaşist dayanışma ve mücadelemiz.”

    PİRHA/FRANSA

  • Rumlara, Ermenilere, Yahudilere yönelik ‘6-7 Eylül Pogromu’nun 69. yılı

    Rumlara, Ermenilere, Yahudilere yönelik ‘6-7 Eylül Pogromu’nun 69. yılı

    PİRHA-İstanbul Rumları başta olmak üzere Ermenilere ve Yahudilere yönelik faşist gruplar tarafından 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleştirilen pogromun 69. yıl dönümü. Etnik bir gruba yönelik örgütlü bir saldırının yaşandığı 6-7 Eylül, Türkiye tarihinin utanç sayfalarından biri. Binlerce Rum Türkiye’den göç etmek zorunda kaldı. 

    Türkiye tarihinin karanlık ve utanç sayfalarından biri de 6-7 Eylül pogromudur. 1955 yılının 6-7 Eylül’ü, başta Rumlar ve Ermeniler olmak üzere Müslüman olmayan topluma yönelik gerçekleştirilen linç ve yağma hareketinin yaşandığı tarihtir.

    BİNLERCE RUM GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI!

    Pogromda resmi verilere göre 11 kişi öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı. Kadınlar cinsel saldırıya uğradı. Bunun yanı sıra 4 bin 214 ev, bin 4 işyeri, 73 kilise, 2 manastır, 1 sinagog, 26 okul ile fabrika, otel ve bar gibi yerlerin bulunduğu toplam 5 bin 317 mekân da faşist saldırıya uğradı.

    6-7 Eylül Pogromu sonrası Türkiye’de yaşayan binlerce Rum, geride evlerini, işyerlerini, yaşamlarını bırakarak Türkiye’den göç etmek zorunda kaldı.

    6-7 EYLÜL’DE YAŞANANLAR: POGROM!

    6-7 Eylül’de yaşananlar için kullanılan terim: Pogrom! Rusça kökenli bir kelime olan ‘pogrom’, ilk olarak 19. yüzyılda Yahudilere yönelik şiddeti adlandırmak için kullanılmış. Yaşananlar ise Türkiye tarihinde “6-7 Eylül olayları” olarak anımsanıyor.

    ‘Pogrom’ ise şöyle tanımlanıyor: Etnik bir gruba yönelik kolektif şiddet. Kitlenin şiddet uygulayıcısı olarak seferber edilmesi ise pogromun temel özelliği. Kolektif şiddetin içinde yağma, linç, hırsızlık, tecavüz ya da cinayet olabiliyor. 6-7 Eylül 1955’te olan kolektif şiddetin ana hedefi İstanbul Rumlarıydı. Ama Ermeniler ve Yahudiler de bu şiddetin hedefi oldular.

    TBMM 25, 26 ve 27. dönem Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan 2022 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunduğu kanun teklifi ile “6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Günü” ilan edilmesini talep etmişti.

    Paylan kanun teklifinde şu ifadelere yer vermişti:

    “100 bin insanın katıldığı tahmin edilen bir pogromda bu sayı fiilen cezasızlık demektir. Ayrıca, 6-7 Eylül Pogromu sırasında Seferberlik Tetkik Kurulu’nda görevli Sabri Yirmibeşoğlu’nun “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi, amacına da ulaştı” açıklamasının işaret ettiği tertibin devlet içinde görevli faillerine yönelik soruşturma ve kovuşturma hiçbir zaman yapılmamıştır. Aksine, pogromun fitilini ateşleyen Oktay Engin ve pogrom sırasında görevini yerine getirmeyen Hayrettin Nakipoğlu gibi isimler, Cumhuriyet dönemindeki pek çok menfi olayda olduğu gibi devlette üst düzey görevler alarak taltif edilmişlerdir.

    Pogrom sırasında mağdurları korumaya çalışan onurlu devlet yetkilileri ve güvenlik güçleri de olmuştur. Cesur vatandaşlar, komşularını korumak için büyük kitlelerin karşısına dikilmiştir. Pogromun ardından TBMM çatısı altında dönemin milletvekilleri yaşananlar karşısında teessürlerini açıkça dile getirmişlerdir. Bu, toplumsal çabayı unutmamak gerekir. Yine de, 6-7 Eylül 1955 Pogromu, Türkiye tarihindeki diğer suçlar gibi yüzleşilmemiş, failleri cezalandırılmamış ve hasarı tazmin edilmemiş bir suç olarak kalmıştır.”

    Paylan teklifinde, 6-7 Eylül 1955’te yaşananların ‘Pogrom olarak tanınmasını, 6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Müzesi ve çeşitli hafıza mekanları kurulmasını, pogromun faillerinin tespit edilmesini ve pogromun sebep olduğu zararların tam anlamıyla tazmin edilmesini talep etmişti.

    PAYLAN’IN KANUN TEKLİFİ ‘KABA VE YARALAYICI’ BULUNMUŞTU

    Paylan‘ın geçtiğimiz yıllarda pogroma ilişkin TBMM’ye verdiği araştırma önergesi, “kaba ve yaralayıcı” bulunduğu gerekçesiyle işleme konmamıştı.

    PaylanPın “Ermeni Soykırımı’nın Tanınması, Soykırım Faillerinin İsimlerinin Kamusal Alandan Kaldırılması” başlıklı kanun teklifini de TBMM Başkanı Mustafa Şentop, TBMM İçtüzüğü’ne aykırı olduğu gerekçesiyle iade etmişti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti’den Alevi öğrenciye yapılan işkencenin aydınlatılması için çağrı

    DEM Parti’den Alevi öğrenciye yapılan işkencenin aydınlatılması için çağrı

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, Koç Üniversitesi yurdunda Kürt ve Alevi öğrenciye uygulanan sistematik ırkçı saldırının aydınlatılması için yetkilileri göreve çağırdı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Koç Üniversitesi yurdunda Kürt ve Alevi öğrenciye yurt odasında birlikte kaldırı ırkçı öğrenciler tarafından yapılan işkenceyle ilgili açıklama yaptı.

    “AYDINLATILMAMASI FAŞİZMİ BESLER”

    Sanal medya hesabından açıklama yapan Bakırhan, yaşanan ırkçı saldırıların bugünün siyasal aklından kaynaklandığını belirterek, bu saldırıların aydınlatılmamasının faşizmi besleyeceğini söyledi. Irkçı saldırıların kabul edilemez olduğunu belirten Bakırhan’ın paylaşımı şöyle:

    “Koç Üniversitesi’nde bir Kürt-Alevi öğrencinin maruz kaldığı ırkçı saldırılar kabul edilemez. Konuyla ilgili basına yansıyan detayları üzülerek okuduk. Farklılıklara dönük bu sistematik saldırılar, tekçiliğe zemin veren bugünün siyasal aklından geliyor. Yaşanan saldırının aydınlatılmaması ırkçılığı ve faşizmi besler. Bu ırkçı saldırının bir an önce aydınlatılması için başta üniversite yönetimi olmak üzere, yetkilileri sorumluluk almaya davet ediyor, takipçisi olacağımızı belirtiyoruz.”

    “YETKİLİLERİ SORUMLULUK ALMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Hatimoğulları da sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Koç Üniversitesi’nde Kürt-Alevi bir öğrenciye yönelik yapılan ırkçı saldırı kabul edilemez. Çoğulcu yapıya, farklılarımızla bir arada yaşamamıza dönük sistematik saldırılar; bu ve benzeri nefret suçlarına zemin hazırlıyor. Tekçiliği körüklüyor. Bu ırkçı saldırının bir an önce aydınlatılması için başta üniversite yönetimi olmak üzere, yetkilileri sorumluluk almaya davet ediyor, takipçisi olacağımızı belirtiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İzmir’de HDP Bayraklı ilçe binasına faşist saldırı-VİDEO

    İzmir’de HDP Bayraklı ilçe binasına faşist saldırı-VİDEO

    PİRHA – HDP Bayraklı İlçe Örgütü binasına yönelik ırkçı gruplar tarafından dün gece hakaret içerikli yazılama yapılarak saldırıda bulunuldu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bayraklı İlçe Örgütü binasına yönelik ırkçı bir grup tarafından yazılama yapıldı. Hakaret içerikli yazılamada “Türkiye Türk’tür Türk kalacak” ifadesi yer aldı.

    Avukatların, saldırıya ilişkin suç duyurusunda bulunduğu belirtildi.

    PİRHA/İZMİR

  • Malatya Katliamı’nın 45. yılı: Faşistler Alevileri katledip, evlerini yağmalamıştı

    Malatya Katliamı’nın 45. yılı: Faşistler Alevileri katledip, evlerini yağmalamıştı

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın üzerinden 45 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.

    Yıl 1978, günlerden 17 Nisan. Maraş’taki faşist provokasyon burada da devreye girmiş, gerici gruplar kendi belediye başkanlarına bombalı paket göndererek katledilmesi ile katliam başlatılmıştı.

    Diğer katliamlarda olduğu gibi ilerici, demokrat insanların ev ve iş yerleri ve Alevilerin evleri önceden işaretlenmişti.

    18 Nisan 1978 Salı. Sabahın erken saatlerinden itibaren kente, komşu il ve ilçelerden, köylerden akın akın insan gelmeye başlamıştı. Gelenlerin bir bölümü belediyenin önünde, diğer bir bölümü de Samanpazarı’nda toplandı. Toplananların sayısı kısa sürede on bini aştı. Çoğu 15-20 yaşlarında gençlerdi. Ellerinde özel hazırlanmış sopalar, zincirler, nacak gibi saldırı aletleri bulunuyordu. Yüzleri maskeli olan çok sayıda kişi de toplanan grupların önüne geçtiler. Bir kol, Cezmi Kartay Caddesi’ne yöneldi. Burada bulunan işyerlerinin çoğunluğu Alevilere aitti. Bir kol, Fuzuli Caddesi’ne, bir kol Akpınar, Yoğurtpazarı, Mısırlı Çarşısı ve eski Halep Caddesi’ne; bir kol da Turan Emeksiz Caddesi’ne doğru ‘Kahrolsun Komünizm!’, ‘Müslüman Türkiye!’, ‘Dan dan Hamido’ya intikam!’ sloganlarıyla yürüyüşe ve saldırıya geçtiler.

    Saldırganların önünde bulunan maskeliler; solcu ve Alevilere ait önceden işaretlenmiş işyerlerini göstererek tahrip ettiriyor, arkasından gaz dökerek yakıyorlardı. Yanan yağların, mobilyaların, halıların, deterjanların kokusu ve dumanı tüm Malatya’yı sardı.

    MASKELİ SALDIRGANLAR, YAKIYOR, YAĞMALIYOR!

    Yeni katılanlarla saldırganların sayısı 20 bine yaklaşıyordu. Denetim elden çıkmıştı. İşaretlenmiş iş yerleri ve konutlar tahrip ve yağma edilerek ateşe veriliyordu.

    Ortaklıkta başlarında maskeliler olduğu halde, ellerinde benzin bidonuyla dolaşan on binlerce saldırgandan başka kimse yoktu. Polis de yoktu. Yalnızca jet uçakları alçaktan uçarak ve sesleriyle saldırganları caydırmaya çalışıyorlardı. Ancak bu bir işe yaramamıştı. Sokaklara dökülen eşyalar yanıyordu. Cadde ve sokaklar buzdolapları, mobilyalar, televizyon ve radyolar, içki şişeleri, yağ kutuları, kumaşlar, ayakkabılar, sebze ve meyveler, cam parçaları, kapı ve pencere kırıkları, gaz tüpleri, devrilmiş otolardan geçilmiyordu. Ateşi söndürmeye gelen itfaiye araçları, hortumları kesilmiş olarak sokaklarda bekletiliyordu.

    SALDIRGANLAR ALEVİ MAHALLELERİNE YÖNELİP, TACİZLERE BAŞLADILAR!

    Şehir merkezinde sağlam yer kalmamış ve saldırganların da işi bitmişti. Bu kez mahallelere yöneldiler. Rastladıkları genç kızlara sarkıntılık etmeye, yaşlı kadınları dövmeye başladılar. Bu ortamda nereden geldiği bilinmeyen bir kurşun, saldırganlar arasında bulunan İnönü Üniversitesi öğrencisi Tahir Kökçü’yü kafasından ağır yaralamıştı. Hastaneye kaldırılan yaralı kurtarılamamış, yaşamını yitirmişti. Olayları yatıştırmak amacıyla bir konuşma yapan Malatya Cumhuriyet savcılarından Necati Sezener ile Adıyaman‘dan gelen Jandarma Komando Birliği Komutanı Yüzbaşı Arif Doğan saldırıya uğradı ve her ikisi de bıçak ve kurşunla yaralandı. Kalabalık bir grup, Alevilerin yoğun olduğu Ata (Haçova), Cemal Gürsel ve Başharık Mahallelerine doğru yürüyüşe geçti. Turan Emeksiz Caddesi’nin üzerinde bulunan yüzlerce işyeri ve evin camlarını kırarak eşyalarını sokaklara atıyor, gaz dökerek yakıyorlardı.

    FAŞİSTLER, 3 LİSELİ ALEVİ ÇOCUĞU KAÇIRIP, İŞKENCE EDEREK KATLETTİLER!

    Çilesiz Mahallesi, Malatya’nın güneybatısında, bahçeli bir semtti. Yüzyıllardır Aleviler ve Sünnilerin iç içe yaşadığı kentin eski mahallelerinden biriydi. Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesini fırsat bilenler saldırılarını bu semte de yönelttiler. Saat 12.00’ye doğru bir araba, top oynayan çocuklara yaklaşır. Arabadan biri iner, ‘Naci, Sait, Özcan’ diye ismen çağırdığı üç çocuğu arabaya alır ve uzaklaşırlar. Üçü de Alevi ailenin çocuklarıdır. Birkaç saat sonra acı haber gelir. Çocuklar önce işkence görmüş, sonra kafalarına sıkılan kurşunlarla öldürülmüştü. Cansız bedenleri Malatya’ya 8 kilometre uzaklıktaki Beylerderesi’nde demiryolu tüneli önünde rayların üstüne bıraktılar. Üzerlerinden tren geçen cesetler paramparça olarak bulunmuştu. Çocukların aileleri, katillerin bulunması için kuşkulandıkları bazı isimleri ilgili makamlara verdiler ancak dava sonuçsuz kaldı.

    KATLİAMIN ÖN HAZIRLIĞI GÜNLER ÖNCESİNDEN YAPILDI

    Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler Bilim ve Kültür Derneği adlı kuruluş adı altında Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Tarihte yaşanan diğer katliamlar gibi zemin hazırlanıyordu. Günler geçtikçe gerginlik artıyor, Alevilerin bulunduğu evler işaretleniyordu.

    BELEDİYE HOPARLÖRLERİNDEN “DİN ELDEN GİDİYOR”

    18 Nisan günü, Malatya’da saldırı başladığı saatlerde Belediye hoparlöründen kuran okumaya başlanır. Kuran okunmasından sonra faşist bir grubun hoparlörden yaptığı “Din elden gidiyor, camilere de bomba konuluyor” anonsları aralıksız akşama kadar sürmüştür. Böylece halkın dini duyguları kışkırtılarak katılımın çoğaltılmasına, saldırıların yaygınlaştırılmasına çalışılmıştır. ‘Güçlü devlet’ in Malatya’daki temsilcileri ise bu tahriklere seyirci kalmıştır.

    8 KİŞİ KATLEDİLDİ, 100 KİŞİ YARALANDI

    17 Nisan 1978 akşamı başlayan saldırı, tahrip ve silahlı çatışma, 20 Nisan akşamına kadar sürdü. Üç gün aralıksız süren saldırılarda 8 kişi katledilmiş, 20’si ağır olmak üzere yüz kişi yaralanmış, 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere, toplam 960 iş yeri ve konut tahrip edilmişti.

    BOMBALI PAKETİN ADRESİ NÜKLEER ARAŞTIRMA MERKEZİ

    Yapılan inceleme sonucu bu paketlerdeki patlayıcıların, daha önce İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerin üzerine atılan bomba ve ADMMA yakınlarında atılarak beş kişinin yaralanmasına neden olan bombalarda kullanılanla aynı olduğu belirlenmişti. Bu türden patlayıcıların ancak Atom Enerjisi Araştırma Merkezi’nde yapılabileceğini belirtmişlerdi. Bunun üzerine Ankara Nükleer Araştırma Merkezi’nde arama yapılmıştı. Bu merkezde çalışanların büyük çoğunluğu Ülkü Ocakları üyesiydi. Ülkü Ocakları’nın eski Genel Başkanı Muharrem Şemsek de burada çalışıyordu. Muharrem Şemsek ve birkaç arkadaşı gözaltına alındı ve Nükleer Araştırma Merkezi de bir süre için kapatıldı. Muharrem Şemsek ve arkadaşları daha sonra mahkemece serbest bırakıldı.

    ALEVİLER GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI

    12 Eylül 1980’de gelen askeri darbeden sonra, demokratlara, devrimcilere ve Alevilere yönelik baskılar yoğunlaştı. Neredeyse her gün evleri, işyerleri aramadan geçirilen bu insanlar, uyduruk gerekçelerle gözaltına alınıyor, işkencelerden geçiriliyordu. Bunca baskıyla karşılaşan demokrat, devrimci ve Aleviler, sonunda Malatya’yı terk etmek zorunda kaldılar. İş sahibi olanlar, işyerlerini günün değerinin çok altında fiyatlara satarak Mersin, Adana, İstanbul, İzmir gibi kentlere göç etmeye başladılar. Ekonomik gücü olmayanlar da köylerine döndüler. Böylece Malatya’nın etnik ve kültürel mozaiği, siyasal yapısı esaslı bir değişime uğratılmış oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul Üniversitesi’nde saldırı: 1 öğrenci başından yaralandı

    İstanbul Üniversitesi’nde saldırı: 1 öğrenci başından yaralandı

    PİRHA- İstanbul Üniversitesi’nde ülkücü bir grubun sol görüşlü öğrencilere saldırması sonucu bir öğrenci başından yaralandı.

    İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde öğle saatlerinde ülkücü bir grup, sol görüşlü öğrencilere saldırdı.

    Saldırıya uğrayan öğrenciler, kendilerini savunmaya çalışırken, polisler tarafından ablukaya alındı. Polisin müdahale etmediği ülkücü grup, bu esnada birtakım sert cisimleri öğrencilere atmaya devam etti.

    BİR ÖĞRENCİ BAŞINDAN YARALANDI

    İlayda isimli öğrenci bu cisimlerden birisinin kafasına denk gelmesiyle yaralandı. Abluka altına alınan öğrenciler polise tepki göstererek, ‘Beyazıt faşizme mezar olacak’ sloganları attı.

    “POLİS FAŞİSTLERİN YANINDA”

    Saldırıya uğrayan öğrencilerden Eyüp Ok yaşananlara ilişkin açıklama yaparak, “Polislerin tavrı her zaman faşistleri korumaktan yana. Birkaç kere daha bu tür saldırılarla karşılaştık. Her defasında polis, bu ırkçı gruba müdahale etmiyor. Polis faşist çetelerin yanında” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL 

  • Akdeniz Üniversitesi’nde Kürt gençlere öldüresiye saldıran şahıslar hala yakalanmadı

    Akdeniz Üniversitesi’nde Kürt gençlere öldüresiye saldıran şahıslar hala yakalanmadı

    PİRHA – Akdeniz Üniversitesi’nde üç Kürt öğrenciye kalabalık bir grup saldırdı. Saldırganlar henüz yakalanamazken saldırıya uğrayan gençler bu işin peşini bırakmayacaklarını söyledi.

    Antalya’da bulunan Akdeniz Üniversitesi‘nde okuyan üç genç dün akşam saatlerinde üniversitenin çarşısında bıçaklı-sopalı saldırıya uğradı. Saldırıya ilişkin yaralanan öğrencilerden Fevzi Aka ile konuştuk. Aka, dün öğleden sonra arkadaşı Hatice Tok‘tan bir telefon aldıklarını ve Tok gün içerisinde tanımadığı iki kişi tarafından takip edildiğini söyledi. Bunun üzerine Aka ve arkadaşı Botan Ardunç, Tok’un yanına gittiler. Takip edenlerin peşlerini bırakmaları için rektörlüğün ve kütüphanenin çevresinde gezen üç genç  kalabalık yerlerde durmaya çalıştılar.

    Aka o anları şu sözlerle anlattı:

    “Takip eden iki kişi biz gidince de takibine devam etti. Peşimizi bırakmaları için rektörlüğün ve kütüphanenin çevresinde gezdik. Taciz eden takipler devam edince de kampüsün en kalabalık yeri olan Olbia Çarşısı‘na geçtik. O çarşı ayrıca, rektörlüğe de en yakın yerdir. Orası çok kalabalık olduğu için peşimizi bırakırlar, biz de evimize gideriz diye düşünmüştük. Ancak öyle olmadı. Sayıları birden artmaya başladı, ardından saldırı gerçekleşti.”

    Saldırı sırasında hiçbir güvenliğin ve polisin gelmediğini belirten Aka, olayın çevredeki öğrencilerin ayırmaya çalışması ile bittiğini söyledi. Aka, “O sırada rektörlüğe en yakın noktada olmamıza rağmen hiçbir polis ya da Öğrenci Güvenlik Birimi yoktu. Kalabalık bir yerde olmasaydık öldürebilirlerdi ancak çevredekiler engel oldu.” dedi.

    Saldırı bittikten sonra yine çevredeki öğrencilerin ambulansı çağırdığını belirten Aka, polis geldiğinde saldırganları dağıttığını, böylece kaçmalarına fırsat tanıdığını düşünüyor.

    KAMPÜSÜN EN KALABALIK BÖLÜMÜNDE GÜVENLİK KAMERASI YOK

    Gençler hastanedeki kontrollerinin ardından polise de ifade verdi. Ancak saldırganlar henüz yakalanmadı. Bunun sebebi olarak da Olbia Çarşısı ve çevresinde yani kampüsün en büyük alanında kameranın olmaması gösterildi. Oysa ki Aka, saldırganlar arasında Mehmet Ç. isimli bir kişiyi tanıdığını belirtirken bu kişinin hangi bölümde okuduğunu hatta öğrenci bile olmayabileceğini söylüyor. Bunun sebebinin ise sürekli farklı fakültelerin en çok da hukuk fakültesinin kantinlerinde oturmasından kaynakladığını belirtiyor. Ayrıca, Aka, Mehmet Ç.‘yi Hukuk Fakültesi Dekanı ve okuldaki sivil polisler ile gördüğünü aktardı. Bunların yanı sıra, kendilerini takip edenlerin de rektörlüğün ve kütüphanenin önünden geçtiğini hatırlatan Aka, “En azından oradaki görüntülere bakılsaydı kişiler tespit edilebilirdi.” dedi.

    Fevzi Aka’nın saldırıda elmacık kemiği kırılmış. Arkadaşı Ardunç’un ise kafa tasında kırıklar var. Tok ise beline ve boynuna ağır darbeler almış. Aka, bunun bir öldürmeye teşebbüs olmasının yanında kişisel değil politik alt yapısı olduğunu şu cümlelerle anlattı:

    “Bu gençliği sindirme ve korku atmosferini koruma politikasıdır. Bizi bunlarla dağıtacaklarını ve yıldıracaklarını planladılar. Ancak öyle olmayacak.”

    GENÇLİK ÜNİVERSİTE ÖNÜNDE BASIN AÇIKLAMASI GERÇEKLEŞTİRECEK

    Yaralanan üç gencin de durumu iyiye gidiyor. Üniversite’nin hastanesinden sabaha karşı taburcu oldular. Baskılara boyun eğmeyeceklerini söyleyen gençler, Akdeniz Üniversitesi Meltem kapısı önünde bugün saat 17.00’de basın açıklaması yapacak.

    Helin YILMAZ / PİRHA

  • Kayseri’de İbrahim Gökçek’in cenazesine saldırı girişimi: ‘Gömseler bile çıkarır, yakarız’-VİDEO

    Kayseri’de İbrahim Gökçek’in cenazesine saldırı girişimi: ‘Gömseler bile çıkarır, yakarız’-VİDEO

    PİRHA – Ülkücü bir grup, Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in cenazesinin Kayseri’ye defnedilmesini engelleyeceklerini öne sürerek, “Gömseler bile çıkarır, yakarız” tehdidinde bulundu. Cenazeye saldırma tehdidinde bulunan ülkücülere MHP Milletvekili sahip çıktı, vali “selam” gönderdi.

    Grup Yorum üzerindeki baskıların sona ermesi talebiyle başlattığı ölüm orucuna 323. günde ara veren ve tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden İbrahim Gökçek’in Kayseri’de defnedilen cenazesine ülkücüler saldırı girişiminde bulunuldu.

    “GÖMSELER BİLE ÇIKARIR, YAKARIZ”

    Cenazenin Kayseri’ye defnedilmesini engellemek için sokağa çıkan bir grup ülkücü cenaze aracının önünü kesti. Cenazeye saldırı tehditleri savuran grup, “Gömseler bile çıkarır, yakarız” dedi.

    “VALİNİN SELAMI VAR”

    Ülkücü grubun arasında bulunan MHP Milletvekili Baki Ersoy kalabalığın arasında yaptığı konuşmada “Valinin herkese selamı var, cenaze buraya gelmeyecek. Tabii ki bir yere defin olacak ama orası Başakpınar olmayacak” diyerek İbrahim Gökçek’in cenazesine yönelik saldırıyı sahiplendi.

    Gece Kayseri Ülkü Ocakları Başkanının çağrısıyla başlayan saldırılar ve cenazeyi yakma tehditleri sonrasında #ÜlkücüTeröristlerKayseride hashtagi twitterda Türkiye gündemine girdi.

    Bu durum akıllara HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkan Yardımcısı olan ve halen Kandıra Cezaevi’nde tutuklu bulunan Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un defnedilmesi sırasında yaşananları getirdi.

    13 Eylül 2017 tarihinde gerçekleşen ve Hatun Tuğluk’un İncek mezarlığına gömülmesine karşı çıkan ırkçılar, “Burada şehitler yatıyor, Aleviler bölücüler giremez, Ermeniler giremez” denilerek saldırı düzenlenmiş, cenaze topraktan çıkarılarak, Dersim’de toprağa verilmek zorunda kalınmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Erzincan’da faşistler HDP’lilere saldırdı

    Erzincan’da faşistler HDP’lilere saldırdı

    PİRHA – HDP Erzincan il örgütünün seçim çalışmaları kapsamında Tercan ilçesi ziyareti sırasında faşistler, tekme ve yumruklarla partililere saldırdı.  Olay esnasında polis, partililere can güvenliğinizi sağlayamayız ilçeyi terk edin uyarısında bulundu.

    HDP Erzincan il örgütü, seçim çalışmaları kapsamında ilçe ziyaretlerinde saldırıya uğradı. Mercan beldesinde tehdit edilen partililer Tercan ilçesinde saldırıya uğradı. Kadın partililere ağır hakaretler edildi. Araçlar yumruklandı. Olay yerine gelen polis; sizin can güvenliğinizi sağlayamayız, ilçeyi terk edin diyerek partilileri ilçe merkezi dışına çıkarttı.

    Olay sonrası HDP’liler ilçeyi terk ederek köy ziyaretlerine devam ettiler.

    (HABER MERKEZİ)