Etiket: faşist

  • Dersim’de sokak duvarlarındaki ırkçı yazılamalara İHD’den tepki!

    Dersim’de sokak duvarlarındaki ırkçı yazılamalara İHD’den tepki!

    PİRHA-Dersim’de sokak duvarlarındaki ırkçı yazılamalar yapılmasına tepki gösteren İHD Dersim Şube Eş Başkanı Özgür Ateş, “Bu tür yazılamaları küçümsememek gerektiğini düşünüyoruz ve yetkilileri bunları yapanlar hakkında biran önce gerekli işlemleri yapmasını bekliyoruz” dedi.

    Dersim Merkez’de Mameki Parkı’ndan Gola Çeto ziyaretine gidilen yolda bulunan duvarlara Nazi sembolü olan gamalı haç çizilerek T.S.T imzası atıldı. Duvarlara “Kahrolsun Sosyalizm”, “Yaşasın Faşizm”, “Çok Yaşa Türk Irkı” gibi yazılamaların yapıldığı görüldü.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şube Eş Başkanı Özgür Ateş, Dersim’de duvarlara yazılan ırkçı yazılamalara tepki gösterdi.

    “YETKİLİLERİN BİR AN ÖNCE GEREKLİ İŞLEMLERİ YAPMASINI BEKLİYORUZ”

    Irkçı, faşist zihniyet ürünü duvar yazılamalarının Dersim’in sosyo-politik dokusuna ve inançsal değerlerine bir saldırı ve tehdit durumu olarak değerlendirilmesi gerektiğini dikkat çeken Özgür Ateş, “Dersim coğrafyası inançsal ve kültürel açıdan her renk ve kültürden insanın kendini özgürce ifade edebildiği dilini, inancını, kültürünü yaşayabildiği Alevi kızılbaş ve kırmançların yaşadığı bir şehir. Birçok açıdan özgün yapısı ve dokusuyla her zaman için sapkın ve faşist zihniyetlerin hedefi haline getirilmektedir. Bu tür yazılamaları küçümsememek gerektiğini düşünüyoruz ve yetkilileri bunları yapanlar hakkında biran önce gerekli işlemleri yapmasını bekliyoruz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim’de duvarlara ırkçı yazılamalar yapıldı-VİDEO

  • Hüseyin Mat, Aydınlık Gazetesi’ne karşı açtıkları davayı kazandıklarını açıkladı

    Hüseyin Mat, Aydınlık Gazetesi’ne karşı açtıkları davayı kazandıklarını açıkladı

    PİRHA- Alevi toplumunun Almanya’da kamu tüzel kişiliği hakkını kazanmasını hazmedemeyen provokatör Aydınlık Gazetesi ‘PKK bitti, AABF verelim’ manşetiyle Alevi kurumlarını hedef almıştı. Bu saldırıya karşı dava açan AABF Genel Başkanı Hüseyin Mat, açtıkları davayı kazandıklarını açıkladı.

    Federal Almanya’da Alevi toplumu kamu tüzel kişiliği hakkı kazanmıştı. Bu kazanımı 11 Aralık’ta ilan eden Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nu (AABF) hedef alarak 15 Aralık’ta manşetten ‘PKK Bitti, AABF verelim’ başlıklı bir haber yayımlayan Aydınlık Gazetesi’ne karşı AABF Genel Başkanı Hüseyin Mat dava açmıştı.

    AABF Genel Başkanı Mat, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım ile açtıkları bu davayı kazandıklarını duyurdu.

    “İFTİRA VE YALANLAR ADALET DUVARINA ÇARPARAK ÇÖP OLDU”

    Mat şunları dile getirdi:

    “KAZANDIK…

    Diz çökertemezsiniz, teslim alamazsınız…

    Haklı olduğumuz davamızdan bir dirhem geri adım atmadan, demokratik mücadelemizi inatla ve kararlılıkla sürdürmeye ve de hesap sormaya devam edeceğiz.

    Irkçı Perinçek’in ve yandaş medyanın AABK/AABF’ye yönelik iftira ve yalanları adalet duvarına çarparak çöp oldu.

    Irkçı ve faşistlere karşı açmış olduğumuz davada, yaptıkları iftira ve yalan içerikli haberlerden dolayı,  mahkeme bunları suçlu buldu. Bu; inanç ve insanlık düşmanlarına ders, Alevi ve dostlarına hayırlı olsun.

    İriliğimiz, dirliğimiz, birliğimiz daim olsun. Aşk ile.”

    (HABER MERKEZİ)

  • 12 Eylül’ün tanıkları Faruk Eren ve Kerim Eren anlatıyor: Büyük bir vahşetti-VİDEO

    12 Eylül’ün tanıkları Faruk Eren ve Kerim Eren anlatıyor: Büyük bir vahşetti-VİDEO

    PİRHA-  Gazeteciler Faruk Eren ve Kerim Eren 12 Eylül faşist darbesi sonrası yaşadıklarını, tanıklıklarını PİRHA’ya anlattılar. 

    12 Eylül askeri darbesi 38. yılında lanetlenirken, darbenin mağdurları ve direnişçilerinden olan, uzun zamanlar işkencelerden geçirilerek cezaevlerinde kaldıktan sonra bırakılan ve o dönemin tanıklarından Gazeteciler Faruk Eren ve Kerim Eren PİRHA’ya konuştu.

    “Uzun yıllar hapishanelerde bir devrimci kuşak yok edilmeye çalışıldı ama büyük de bir direniş yaşandı” diyen Faruk Eren 12 Eylül’de yaklaşık 4 yıl tutuklu kaldı. Kendi deyimi ile cezaevinde büyüdü. O dönem ise ağabeyi Hayrettin Eren gözaltına kaybedildi ve halen arayışları sürüyor.

    12 Eylül’ü “Neredeyse kendisinin karşısında durabilecek güçlerin üzerinden tank gibi geçti, bir soykırımdı” diye tanımlayan ve o dönem vahşeti yaşayanlardan biri olan Kerim Eren ise gözaltında işkence geçen 96 günden sonra tutuklanarak 8 yıl cezaevinde kaldığını belirtiyor.

    Tutuklu kaldıkları Metris cezaevinde 12 Eylül vahşetine tanıklık eden Faruk Eren ve Kerim Eren’in hak arayışları ise halen sürüyor.

    İşte Gazeteciler Faruk Eren ve Kerim Eren’in sorularımıza verdikleri yanıtlar:

    12 Eylül vahşetini yaşadınız. O koşulları, yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz? Ailenizden birini Hayrettin Eren’i o dönem kaybettiniz. Hayrettin Eren şahsında kayıplar üzerinden 12 Eylül’ü nasıl değerlendirebilirsiniz?

    Faruk Eren: Ağabeyim Fahrettin Eren 70’li yıllarda devrimci harekettendi. Dev-Genç’li idi. 12 Eylül’den hemen sonra 21 Kasım 1980’de gözaltına alındı. Bir daha da kendisinden haber alamadık. Gözaltındayken görenler vardı. O zaman Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube’ye götürmüşlerdi. Orası 12 Eylül’ün en meşhur işkencehanelerinden biriydi. İşkenceler 12 Eylül öncesi başlamıştı ama 12 Eylül ile birlikte vahşet iyice arttı. Devlet abimi kaybetti ve yıllardır arayışımız sürüyor. Özellikle sol’a, muhalif kesime ve Kürt hareketine yönelmiş büyük bir vahşetti. Binlerce insan gözaltına alındı, uzun yıllar hapishanelerde tutuldu, işkence gördüler. Türkiye nüfusu o zaman 45 milyon, gözaltına alınan sayısı ise 1 milyondu. Yani o dönem her 45 kişiden 1’i gözaltına alındı. Bunlar ya işkence gördüler ya da işkenceye tanıklık ettiler. Toplumda büyük bir sindirilme, korku ve terör yaratıldı. O dönem ben de tutuklandım ve Kerim abi ile birlikte bir dönem Metris cezaevinde yattık. Ben yaklaşık 3,5 yıl yattım. Girdiğimde yaklaşık 18 yaşında, çıktığımda 22 yaşındaydım. Orada büyüdüm yani. 52 kişi idam edildi. Cemil Kırbayır, Hayrettin Eren, Mahsut Tepeli, Süleyman Cihan, Nurettin Yedigöl  gibi bir çok kişi o dönem gözaltında kaybedildi. TKP’li bir ağabeyimiz Mustafa Hayrullahoğlu siyasi şubede öldürüldü. Ben o dönem oradaydım. Tabi gözlerimiz bağlıydı ama polislerin kahverengi bir battaniye ile bir şey taşıdığını, aslında onun ölen Mustafa Hayrullahoğlu olduğunu söylediler. Yurt dışından gelen büyük bir baskı sonucu gömüldüğü yeri ailesine gösterdiler. Uzun yıllar hapishanelerde bir devrimci kuşak yok edilmeye çalışıldı. Ama büyük de bir direniş yaşandı. Onu da unutmamak lazım.

    O günden bugüne 12 Eylül darbesinin politik sonuçları nelerdi, bugüne nasıl yansıdı ? Süreci bir bütün olarak değerlendirdiğimizde neler söylebilirsiniz?

    Faruk Eren: Bu ülke uzun yıllar 12 Eylül anayasası ile yönetildi. 1960 anayasası tamamen ortadan kaldırıldı ve baskıcı, her şeyin devlet kontrolünde olduğu bir anayasa ile yönetildi. Birçok yasa buna göre düzenlendi ve hala bir çoğu yürürlütedir. 12 Eylül anayasasına karşı önerilen anayasalar 12 Eylül anayasasına rahmet okutacak biçimde. Kağıt üzerinde sıkıyönetim, sokağa çıkma yasağı yok ama lokal olarak birçok bölgede güvenlikli bölge adı altında sokağa çıkma yasakları uygulanıyor. Yine insanlar sorgusuz sualsiz cezaevine atılıyor. Cezaevi koşulları 12 Eylül’e göre çok daha ağır. Her şeye rağmen 12 Eylül’e karşı bir karşı direniş, kararlı bir örgütlenme vardı. Galiba biraz onun eksikliğini hissediyoruz. O da yok şu anda. 12 Eylül’ün en önemli şeylerinden biri daha sonra TAYAD ve İHD’ye dönüşecek olan annelerimizin mücadelesiydi. Cezaevleri önünde inanılmaz bir kavgaya tutuştular. Biz içeri girene kadar politik insanlar değildi çoğu. Biz açlık grevinde iken annemin gözaltına alındığını biliyorum. Annem de o dönem İHD’nin kurucularındandır.

    “BİR SOYKIRIMDI”

    Siz de 12 Eylül vahşetini yaşadınız. Cezaevindeydiniz, tanıklıklarınız var. Kısaca o dönemi biraz anlatabilir misiniz?

    Kerim Eren: 12 Eylül geldiğinde Hukuk Fakültesinde öğrenciydim. Aynı zamanda Dev-Genç’li idim. Yılbaşı yaklaşırken ben de gözaltına alındım. Yoğun bir işkence altına alındım, 96 günlük bir gözaltım oldu ve halen o sakatlıklar devam ediyor. Hayrettin, Kasım ayında yakalanmıştı ve gözaltında kaybedilmişti. Gözaltı sürecinden sonra 8 yıl hapiste kaldım. Birinci şube içerisinde kaldığım sürede yaklaşık 20-25 gün giriş katında kalorifer borusuna kelepçeleyip beklettikleri bir dönem var. Çok yoğun işkence gördüğün, sorguya alındığın bir süreç. Bu süreçte bir sürü insan benim yanımda götürüldü. Kim olduklarını ve isimlerini de bilmiyorsun. O dönem İstanbul Üniversitesi’nden grup olarak getirilen bir arkadaşım Lütfiye Kaçar vardı. Sohbet etmeye çalışınca onu da beni de dövdüler. Onu bıraktılar ama sonraki yıllarda Mehmet Ağar döneminde gözaltında kaybettiler. İstanbul Sultanahmet dışındaki bütün cezaevlerini gezdim. Her cezaevinde 8-9 ay gibi bir süre kaldım. İyileşmeyen yaralarım da olduğu için 2,5 sene gibi hastanede yattım. Bizim bir direniş ruhumuz vardı. Direnme temelinde buluşmuştu insanlar. Bir çok uygulamayı yaptıramadılar. Koşullar çok ağırdı. Her şey Kenan Evren ve 5 kişilik komite konseyi cuntasının iki dudağı arasındaydı. Apar topar 1982 yılında anayasa yaptılar. Benim Hukuk Fakültesi’nden hocamdı. Onları aldı kaçtı. Anayasa yapma görevini buna verdiler. Bunun yanına hukukçulardan oluşan 40 kişilik bir komisyon oluşturdular. Hukuk camiasının tanıyabileceği en sağcı insanlardan birisidir. Cuntayı destekleyen bir adamdı. 160 kişilik bir danışma meclisi oluşturuldu. Bu danışma meclisi 51 kişinin idamını onadı. Bu yasa yüzde 91.37 oy aldı. Neredeyse kendisinin karşısında durabilecek güçlerin üzerinden tank gibi geçti. Bir soykırımdı. Annelerimiz o dönemde politize oldu. İstanbul cezaevlerinde direnildi ise annelerin bunda katkısı büyüktür.

    “ALEVİLERİ SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKASI 12 EYLÜL’DE BAŞLADI”

    12 Eylül solu, muhalefeti ezme operasyonlarının yanında bütün demokratik kurumları, kuruluşları kapattı. Mallarına el koydu. Muhalif olabilecek her kesim susturuldu. Bunun yanında Aleviler de zarar gördü. Alevi köylerine cami yapma hikayesi onlarla başladı. Alevi sünnileştirme politikası 12 Eylül ile başladı. Bunu da hiç unutmamak, bir kenara koymak gerekiyor. Aslında şimdiki hükümetin yaptığı her şey 12 Eylül’ün devamı. 12 Eylül’ü eleştirseler bile iktidarlar hep 12 Eylül’ün yasasını kullandılar. Onu eleştiriyorsan onun temel prensiplerini de eleştir o zaman.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Şahkulu Vakfı Başkanı Çamur: Öğrencilere imam hatiplerin dayatılması zulümdür-VİDEO

    Şahkulu Vakfı Başkanı Çamur: Öğrencilere imam hatiplerin dayatılması zulümdür-VİDEO

    PİRHA – Cemevlerinin halen bir inanç merkezi olarak resmi statüye kavuşmamış olması ve zorunlu din derslerinin kaldırılmamasına Şahkulu Vakfı Başkanı Mehmet Çamur’dan tepki geldi. Çamur, “Eğer zorla bir inanç bir başka inanca sahip olan bireye dayatılıyorsa bu bir zulümdür. Ve burada bir demokrasi yok demektir” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Şahkulu Vakfı Başkanı Mehmet Çamur Alevilerin inanç yerleri olan cemevlerinin resmi statüye kavuşmamasına ve zorunlu din derslerinin kaldırılmamasına ilişkin Pir Haber Ajansına konuştu.

    Alevilerin ibadethanesinin cemevi olduğunu ve inanç ritüellerini orada yaptığını belirten Çamur, “Hangi inançtan olursa olsun kişi kendi ibadethanesini tayin etmiş ise burası benim ibadethanem, diyorsa hiçbir yetkili ona bir adres gösteremez. Senin ibadethanen burasıdır sen burada ibadet yapacaksın gibi bir yetki ve hakka sahip değildir. Eğer biz de laikliği savunuyorsak ve resmiyette de laik bir ülkeyse o devletin vatandaşları istedikleri yeri ibadethane olarak kabul eder” şeklinde konuştu.

    “HER SOKAĞA BİR CEMEVİ YAPILMASIN”

    Çamur, “Nerede ibadet edileceğine sadece yurttaş karar verir. Cemevleri, Alevilerin ibadethanesidir. Bu açık ve nettir. Bunun teolojik kökenleri de sağlanır, tarihsel kökenleri de sağlanır” diyerek şunları ekledi:

    “Cemevleri dün veya 3-5 yıl önce ortaya çıkmış bir olay değildir. Eskiden cemevlerine baba damı, cem meydanı gibi yörelere göre çeşitli isimler verilirdi. Çünkü eskiden çok cemevi yoktu. Bir köyde büyük bir odada bile cem yapılırdı. Ancak artık kentlere geldik. Ve köylerdeki o küçük odalar yetmiyor. Bundan dolayı daha büyük şehirlerde büyük cemevlerine ihtiyaç duyuldu. Ancak her sokağa bir cemevi yapılmasına karşıyım. Çünkü tek tek bireysel olarak hiçbir tabanı olmayan ve ellerine çanta alarak cemevi yapacağız diye yardım toplanmamalıdır. Eğer o bölgede toplumun cemevine ihtiyacı var ise toplum onu kendisi yapar zaten. Bir kilo metre ve iki kilo metre ara ile cemevi yapmak yanlıştır.”

    Estetiği olan, mimari özelliği olan içerisinde sosyal faaliyetlerin ve kültürel etkinliklerin yapıldığı cemevlerinin olması gerektiğine vurgu yapan Çamur, “Hiçbir ülkede kimsenin çocuğuna kendi dinini zorla öğretme hakkı yoktur. Eğer zorla bir inanç bir başka inanca sahip olan bireye dayatılıyorsa bu bir zulümdür. Ve burada bir demokrasi yok demektir. Ayrıca kişinin hak ve hukukuna saldırıdır” dedi.

    “SÜNNİ MEZHEBİN MİLİTANLIĞINI YAPANLAR OBJEKTİF OLAMAZ”  

    Şahkulu Vakfı Başkanı Mehmet Çamur, sünni mezhebin militanlığını yapanların çocuklara bilgileri objektif olarak aktaramayacağını belirterek, şunları dile getirdi:

    “Benim çocuğuma imam hatibi, ilahiyatı bitirmiş ve Sünni mezhebinin militanlığını yapacak kişi hangi yöntem ile olursa olsun öğreteceği şeyleri objektif olarak aktaramaz. Bugün tüm mahalle okullarına imam hatip yapıldı. Herkes çocuklarını bu okullara göndermek zorunda bırakılıyor. Bu açık ve net olarak insanlara yapılmış bir zulümden öte bir şey değildir. Türkiye’deki tüm ilerici, laik, demokrat ve yurtseverlerin güçlerini bir araya getirerek buna bir çözüm aramaları gerekiyor. Bu sadece Alevilerin sorunu değil ve Türkiye’de sadece Alevilerden ibaret değildir. Tüm laik, aydın, yurtsever kesimlerle diyaloğa geçerek en geniş şemsiye altında laik bir Cumhuriyet için çözüm arama zorunluluğumuz var. Küçük küçük mikro mitingler ile bu sorunlar çözülemez. Bu şekilde olmayacağının örneklerini gördük.”

    “HERKES KENDİ ÇOCUĞUNA  KENDİ İNANCINI ÖĞRETMELİDİR”

    Hiçbir ülkenin anayasasında din dersinin zorunlu olmadığına dikkat çeken Mehmet Çamur, “Bir tek Kenan Evren’nin çıkardığı 12 Eylül Anayasası’nda din dersinin zorunluluğu var. Terör örgütü lideri FETÖ, ‘Şu Kenan Evren’nin çok günahı var ama şu zorunlu din derslerini anayasaya koyduğu için cennetliktir’ diye konuşmuştu. Bunun kimin işine yaradığı da gayet açık. Ellerinde bu kadar yetki varken hükümet neden zorunlu din derslerini kaldırmadı veya böyle bir öneri getirmedi” diyerek şöyle devam etti:

    “Halen 12 Eylül Anayasası, yüzde 10 barajı kaldırılmadı, zorunlu din dersi dayatılıyor, sendikalar kısıtlanıyor ve siyasi partiler iktidarın cenderesinde. Ancak bu hükümet halen faşist 12 Eylül Anayasası’nın getirmiş olduğu ilke ve kurallara dört elle sarılmış ve bize demokrasi naraları atıyorlar. Biz bunlara inanmıyoruz. Tüm herkes kendi çocuğuna kendi inancını kendi vermelidir. Devlet dini finanse etmemelidir.”

    İsmet SEFER/İSTANBUL

  • ‘Hatun Ana’nın cenazesine saldırıyla tüm insani değerlerimiz ayaklar altına alındı’-VİDEO

    ‘Hatun Ana’nın cenazesine saldırıyla tüm insani değerlerimiz ayaklar altına alındı’-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği’nin (DAD) Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesi toprağa sırlanırken yapılan ırkçı, faşist saldırıya yönelik yaptığı basın açıklamasında Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş ve Eğitimci – Yazar Kemal Bülbül’de söz aldı. Bülbül, “Bu saldırıyla kadınlığımız, Aleviliğimiz, Kürtlüğümüz, Ermeniliğimiz ve bütün insani, ahlaki değerlerimiz ayak altına alınmıştır” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    HDP Eş Genel başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi  Hatun Tuğluk Ankara İncek’te toprağa sırlanırken yaşanan ırkçı, faşist saldırı karşısında birçok Alevi kurumu, siyasi parti ve sivil toplum örgütü açıklama yaparak olayı sert bir şekilde kınadı.

    Dün İstanbul Gazi Cemevi’nde DAD tarafından bu ırkçı, faşist saldırıya karşı basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasında konuşan Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş “Bugün bu coğrafyada halkları ayrıştırma noktasında, dili, rengi, coğrafyası, etnik sitesi, ırkı ve mezhebi noktasında ayrıştırmaya doğru provokatörler aracılığı ile çok ciddi manada yol alınıyor” dedi.

    “HALKLARIN DİLLERİ VE MEZHEPLERİ İLE OYNAMAMALIDIRLAR”

    Her şeyden önce yaşanan bu çirkin olayı kınayan Karataş şöyle konuştu:

    “Öncelikle siyasal iktidara daha sonra bütün siyasi partilere buradan seslenmek istiyoruz. Eğer bizler literatürümüzde ayrışım noktasında ırk ve mezhep kavramlarını kullanırsak süreç çok daha vahim noktaya gidecektir. Başta siyasal iktidar olmak üzere tüm siyasal partiler bundan sonraki siyasetini siyasal ideoloji ve perspektifi üzerine kurmalıdır. Bu coğrafyada yaşayan halkların dilleri ile mezhepleri ile coğrafyaları ile oynamamalılar.”

    “BİZLER HİÇBİR ZAMAN AYRIŞMAYACAĞIZ”

    Yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan insanları ayrıştıramayacaklarını belirten Karataş, “Bizler hiçbir zaman ayrışmayacağız. İnadına birlik, inadına barış ve inadına demokrasi diyeceğiz. Kendisini demokrat,  sosyal demokrat, sol, muhafazakâr, Alevi, Türk, Kürt, Ermeni ve hangi aidiyetten olursa olsun hepsine seslenmek istiyorum. Bizim birliğimizi, dirliğimiz ve iriliğimizi bozma noktasında olanlara karşı avazınız çıktığı kadar ses çıkarın” şeklinde konuştu.

    “BU SALDIRI İLE TÜM AHLAKİ DEĞERLERİMİZ AYAKLAR ALTINA ALINDI”

    Karataş’tan sonra bir konuşma yapan Eğitimci -Yazar Kemal Bülbül, “Bu saldırıyla kadınlığımız, Aleviliğimiz, Kürtlüğümüz, Ermeniliğimiz ve bütün insani ahlaki değerler ayak altına alınmıştır. Bunlardan mümin Müslüm olmaz. Bunlardan olsa olsa iblis ve yezit olur. Bunu yapanlar IŞID ve Muaviye soyludur. Bu olaya göz yuman herkes sorumludur” diye konuştu.

    “İNSAN AKLI İLE AÇIKLANACAK BİR ŞEY DEĞİL”

    Mazlumlar, masumlar, kimsesizler, sosyal demokratlar, devrimciler, soyalistler, Aleviler, Kürtler ve tüm farklı kesimler dayanışmak, yan yana can cana iç içe olmak bu katliam planına karşı önlem alınması gerektiğini vurgulayan Eğitimci -Yazar Bülbül, “Toprağa gömülen bir canın tekrar topraktan çıkarılması insan aklı ile açıklanacak bir şey değil. Bu siyasi bir tavır değil, bu vahşet ötesi bir tavırdır. Bugün hale hükümet yetkilileri Ankara’nın mülki idari amirleri ve güvenlik güçleri diye tabir edilen kesimler bu konuda bir ses etmiyorlarsa bu devlet eli ile yönlendirilmiş ve yönetilmiş bir şeydir” dedi.

    “BU VAHŞETİN HİÇBİR DİNDE KARŞILIĞI YOKTUR”

    Bülbül, “Hepimizin yaşamı, varlığı, kutsal değerleri tehlike altındadır. Bunun bilincinde olmamız ve ona göre davranmamız gerek. Hiçbir inançta böyle bir şey yoktur. İslamiyet’te de böyle bir şey yoktur. Ancak bunlar bütün her şeyi kirlettiler. Ve bugün AKP ile Diyanet İşleri Başkanı ile birlikte yürüttükleri şey Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin dinidir. Bu yapılan vahşetin hiçbir dinde karşılığı yoktur. Diyanet İşleri Başkanı halen bir açıklama yapmıyorsa bu suçun ortağıdır” ifadelerini kullandı.

    “HATUN ANAYA AÇILAN BAĞIR İNSANLIĞA AÇILAN BAĞIRDIR”

    Dersim halkının kendi anasına bağrını açacağını belirten Eğitimci -Yazar Bülbül, “Dersim bugüne kadar kimlere bağrını açmadı ki? Dersim katledilenlere, yakılmışlara bağrını açmadılar mı? Dersim Seyit Rızalar’a Alişer’lere, Zarifa Analar’a, Sakineler’e bağrını açmadı mı? Elbetteki Hatun Anaya’da bağrını açacak. O bağır insanlığa açılan bağırdır. İncek’te bir grup ırkçı, faşist kesim üzerinde yapılan ise Türk ve İslam halkına mal edilecek bir şey değildir. Bunlar İslam dinin ve bu ülkenin sahibi bile değildir” şeklinde konuştu. (HABER MERKEZİ)